Müddessir suresi Arapça, okunuş ve meal
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
velâ temnün testeksir
Yaptığını çok görerek başa kakma.
Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ
feizâ nükira finnâkûr
O sûra üflendiği zaman,
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍۢ يَوْمٌ عَسِيرٌ
fezâlike yevmeiziy yevmün asîr
İşte o gün pek zorlu bir gündür.
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍۢ
alelkâfirîne gayru yesîr
Kâfirler için hiç kolay değildir.
Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًۭا
zernî vemen halaktü vehîdâ
Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًۭا مَّمْدُودًۭا
vecealtü lehû mâlem memdûdâ
Hem ona bol servet verdim.
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
وَبَنِينَ شُهُودًۭا
vebenîne şühûdâ
Hem göz önünde oğullar verdim.
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًۭا
vemehhettü lehû temhîdâ
Hem ona büyük imkânlar sağladım.
Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
sümme yatmeu en ezîd
Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.
Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar;
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِءَايَٰتِنَا عَنِيدًۭا
kellâ. innehû kâne liâyâtinâ anîdâ
Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا
seürhikuhû saûdâ
Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
innehû fekkera vekaddera
Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti;
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
fekutile keyfe kaddera
Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti!
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
sümme kutile keyfe kaddera
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti!
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
sümme abese vebesera
Sonra kaşını çattı, surat astı.
Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı;
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ
sümme edbera vestekbera
Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.
فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ يُؤْثَرُ
fekâle in hâzâ illâ sihruy yüser
"Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ
in hâzâ illâ kavlülbeşer
"Bu, sadece bir insan sözüdür."
"Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi.
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
seuslîhi sekara
Ben onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım.
İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ
vemâ edrâke mâ sekar
Bilir misin sen, nedir o sekar?
Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin?
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ
lâ tübkî velâ tezer
Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.
O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
aleyhâ tisate aşer
Üzerinde ondokuz (melek) vardır.
Orada ondokuz bekçi vardır.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةًۭ ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ
vemâ cealnâ ashâbennâri illâ melâikeh. vemâ cealnâ iddetehüm illâ fitnetel lillezîne keferû liyesteykinellezîne ûtülkitâbe veyezdâdellezîne âmenû îmânev velâ yertâbellezîne ûtülkitâbe velmüminûne veliyekûlellezîne fî kulûbihim meraduv velkâfirûne mâzâ erâdellâhü bihâzâ meselâ. kezâlike yüdillüllâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ. vemâ yalemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ zikrâ lilbeşer
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ
kellâ velkamer
Hayır, andolsun aya,
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
velleyli iz edbera
Döndüğü an o geceye,
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ
vessubhi izâ esfera
Ve açtığı sıra o sabaha.
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ
innehâ leihdelküber
Kuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir.
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
نَذِيرًۭا لِّلْبَشَرِ
nezîral lilbeşer
Uyarmak için insanları..
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
limen şâe minküm ey yetekaddeme ev yeteehhar
İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri..
Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh
Her nefis kendi kazancına bağlıdır.
Herkes kazancına bağlı bir rehindir;
إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ
illâ ashâbelyemîn
Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç.
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
فِى جَنَّٰتٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
fî cennâtin. yetesâelûn
Onlar cennettedirler, sorup dururlar.
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ
anilmücrimîn
Suçluların durumunu.
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ
mâ selekeküm fî sekara
"Nedir sizi Sekar'a sokan?" diye.
Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar.
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ
kâlû lem nekü minelmüsallîn
Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ
velem nekü nutimülmiskîn
"Yoksula da yedirmezdik."
"Düşkün kimseyi doyurmuyorduk."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ
vekünnâ nehûdu mealhâidîn
"Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
"Batıla dalanlarla biz de dalardık."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
vekünnâ nükezzibü biyevmiddîn
"Ceza gününü yalanlardık."
"Ceza gününü yalanlardık."
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ
hattâ etânelyekîn
"Nihayet bize ölüm gelip çattı."
"Ölüm bize o haldeyken geldi."
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ
femâ tenfeuhüm şefâatüşşâfiîn
Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
femâ lehüm anittezkirati müridîn
Şimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var?
Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar?
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌۭ مُّسْتَنفِرَةٌۭ
keennehüm humürum müstenfirah
Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ
ferrat min kasverah
Arslandan kaçmaktalar.
Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًۭا مُّنَشَّرَةًۭ
bel yürîdü küllümriim minhüm ey yütâ suhufem müneşşerah
Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.
Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْءَاخِرَةَ
kellâ. bel lâ yehâfûnelâhirah
Yok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar.
Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌۭ
kellâ innehû tezkirah
Hayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür.
Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ
vemâ yezkürûne illâ ey yeşâellâh. hüve ehlüttakvâ veehlülmagfirah
Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.
Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir.
Arapça metin Osmanî hattadır. Meal seçenekleri: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (varsayılan) ve Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Latin harfli okunuş yalnızca yardımcı niteliktedir; Kur'an'ı aslından okumanın yerini tutmaz. Tilavet: Mishary Rashid Alafasy.