Abese suresi Arapça, okunuş ve meal
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
abese vetevellâ
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
أَن جَآءَهُ ٱلْأَعْمَىٰ
en câehülamâ
Kendisine âmâ geldi, diye.
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
vemâ yüdrîke leallehû yezzekkâ
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
Ne bilirsin, belki de o arınacak;
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكْرَىٰٓ
ev yezzekkeru fetenfeahüzzikrâ
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
أَمَّا مَنِ ٱسْتَغْنَىٰ
emmâ menistagnâ
Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
feente lehû tesaddâ
Sen ona yöneliyorsun.
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
vemâ aleyke ellâ yezzekkâ
Onun temizlenmemesinden sana ne?
Arınmak istememesinden sana ne?
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسْعَىٰ
veemmâ men câeke yesâ
Ama sana can atarak gelen,
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
وَهُوَ يَخْشَىٰ
vehüve yahşâ
Allah'tan korkarak gelmişken,
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّىٰ
feente anhü telehhâ
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذْكِرَةٌۭ
kellâ innehâ tezkirah
Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.
فِى صُحُفٍۢ مُّكَرَّمَةٍۢ
fî suhufim mükerrameh
O, değerli sahifelerdedir.
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
مَّرْفُوعَةٍۢ مُّطَهَّرَةٍۭ
merfûatim mütahherah
Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
بِأَيْدِى سَفَرَةٍۢ
bieydî seferah
Yazıcıların ellerindedir,
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
كِرَامٍۭ بَرَرَةٍۢ
kirâmim berarah
Değerli, iyi yazıcıların.
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
قُتِلَ ٱلْإِنسَٰنُ مَآ أَكْفَرَهُۥ
kutilelinsânü mâ ekferah
O kahrolası insan, ne nankör şey.
Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!
مِنْ أَىِّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ
min eyyi şeyin halekah
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
Allah onu hangi şeyden yaratmış?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
min nutfeh. halekahû fekadderah
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
sümmessebîle yesserah
Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقْبَرَهُۥ
sümme emâtehû feakberah
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
sümme izâ şâe enşerah
Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَآ أَمَرَهُۥ
kellâ lemmâ yakdi mâ emerah
Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.
فَلْيَنظُرِ ٱلْإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
felyenzurilinsânü ilâ taâmih
Bir de o insan yiyeceğine baksın.
İnsan, yiyeceğine bir baksın;
أَنَّا صَبَبْنَا ٱلْمَآءَ صَبًّۭا
ennâ sabebnelmâe sabbâ
Biz o suyu bol bol döktük.
Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
ثُمَّ شَقَقْنَا ٱلْأَرْضَ شَقًّۭا
sümme şakaknelarda şekkâ
Sonra toprağı nasıl da yardık.
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
فَأَنۢبَتْنَا فِيهَا حَبًّۭا
feembetnâ fîhâ habbâ
Bu suretle orada ekinler bitirdik.
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
وَعِنَبًۭا وَقَضْبًۭا
veinebev vekadbâ
Üzümler, yoncalar,
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
وَزَيْتُونًۭا وَنَخْلًۭا
vezeytûnev venahlâ
Zeytinlikler, hurmalıklar,
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
وَحَدَآئِقَ غُلْبًۭا
vehadâika gulbâ
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
وَفَٰكِهَةًۭ وَأَبًّۭا
vefâkihetev veebbâ
Meyveler, çayırlar bitirdik.
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
مَّتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâal leküm velienâmiküm
Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
feizâ câetissâhhah
Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
يَوْمَ يَفِرُّ ٱلْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
yevme yefirrulmerü min ehîh
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
veümmihî veebîh
Anasından, babasından..
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
vesâhibetihî vebenîh
Eşinden ve oğullarından.
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
لِكُلِّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍۢ شَأْنٌۭ يُغْنِيهِ
liküllimriim minhüm yevmeizin şenüy yugnîh
Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ مُّسْفِرَةٌۭ
vucûhüy yevmeizim müsfirah
Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
ضَاحِكَةٌۭ مُّسْتَبْشِرَةٌۭ
dâhiketüm müstebşirah
Güler, sevinir.
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۭ
vevucûhüy yevmeizin aleyhâ gaberah
Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
terhekuhâ katerah
Onları karanlık bürümüş,
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَفَرَةُ ٱلْفَجَرَةُ
ülâike hümülkeferatülfecerah
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
Arapça metin Osmanî hattadır. Meal seçenekleri: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (varsayılan) ve Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Latin harfli okunuş yalnızca yardımcı niteliktedir; Kur'an'ı aslından okumanın yerini tutmaz. Tilavet: Mishary Rashid Alafasy.