Burûc suresi Arapça, okunuş ve meal
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
bismillâhirrahmânirrahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْبُرُوجِ
vessemâi zâtilbürûc
Burçlar sahibi gökyüzüne,
İçinde burçları bulunan göğe and olsun;
وَشَاهِدٍۢ وَمَشْهُودٍۢ
veşâhidiv vemeşhûd
Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
Şahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir.
قُتِلَ أَصْحَٰبُ ٱلْأُخْدُودِ
kutile ashâbüluhdûd
Kahroldu o hendeğin sahipleri,
Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلْوَقُودِ
ennâri zâtilvekûd
O çıralı ateşin,
Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۭ
iz hüm aleyhâ kuûd
Hani o ateşin başına oturmuşlar,
Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
وَهُمْ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌۭ
vehüm alâ mâ yefalûne bilmüminîne şühûd
Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
وَمَا نَقَمُوا۟ مِنْهُمْ إِلَّآ أَن يُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
vemâ nekamû minhüm illâ ey yüminû billâhilazîzilhamîd
Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi.
Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدٌ
ellezî lehû mülküssemâvâti velard. vellâhü alâ külli şeyin şehîd
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir.
Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُوا۟ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا۟ فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ ٱلْحَرِيقِ
innellezîne fetenülmüminîne velmüminâti sümme lem yetûbû felehüm azâbü cehenneme velehüm azâbülharîk
İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْكَبِيرُ
innellezîne âmenû veamilussâlihâti lehüm cennâtün tecrî min tahtihelenhâr. zâlikelfevzülkebîr
İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
inne batşe rabbike leşedîd
Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
Doğrusu Rabbinin yakalaması amansızdır.
إِنَّهُۥ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
innehû hüve yübdiü veyüîd
Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.
Önce yaratıp sonra bunu tekrar eden O'dur.
وَهُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلْوَدُودُ
vehüvelgafûrulvedûd
Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.
ذُو ٱلْعَرْشِ ٱلْمَجِيدُ
zülarşilmecîd
Arş'ın sahibidir, yücedir.
Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْجُنُودِ
hel etâke hadîsülcünûd
O orduların kıssası sana geldi mi?
Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
firavne vesemûd
Yani Firavun ve Semud'un?
Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى تَكْذِيبٍۢ
belillezîne keferû fî tekzîb
Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
Doğrusu inkar edenler, hep yalanlayagelmişlerdir.
وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطٌۢ
vellâhü miv verâihim mühît
Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Oysa Allah onları ardlarından çevirmiştir.
بَلْ هُوَ قُرْءَانٌۭ مَّجِيدٌۭ
bel hüve kurânüm mecîd
Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.
فِى لَوْحٍۢ مَّحْفُوظٍۭ
fî levhim mahfûz
Levhi Mahfuz'dadır.
Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.
Arapça metin Osmanî hattadır. Meal seçenekleri: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (varsayılan) ve Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Latin harfli okunuş yalnızca yardımcı niteliktedir; Kur'an'ı aslından okumanın yerini tutmaz. Tilavet: Mishary Rashid Alafasy.