Âhiret hadisleri
1 Bir kimse darda bulunan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa; Allah o kişiyi, arşının gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde gölgelendirir
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِرًا، أَوْ وَضَعَ لَهُ، أَظَلَّهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تَحْتَ ظِلِّ عَرْشِهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse darda bulunan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa; Allah o kişiyi, arşının gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde gölgelendirir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- borçluya mühlet veren veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlayan kimsenin mükâfatı; güneşin kulların başlarına kadar yaklaştırıldığı, sıcaklığının onlar için şiddetli olduğu kıyamet gününde Allah'ın arşının altında gölgelendirmesidir. Yüce Allah'ın gölgelendirdikleri dışında hiçbir kimse gölge bulamaz.
- Yüce Allah'ın kulları için kolaylık sağlamasının fazileti ifade edilmiştir. Hadiste belirtilen bu husus kıyamet gününün dehşetinden kurtuluş vesilelerinden birisidir.
- Karşılık, işlenen amellerin türünden olur.
2 Sizler şu Ay'ı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz
عن جَرِيْر بنِ عبدِ الله رضي الله عنه قال: كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَنَظَرَ إِلَى الْقَمَرِ لَيْلَةً -يَعْنِي الْبَدْرَ- فَقَالَ: «إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ، لَا تُضَامُونَ فِي رُؤْيَتِهِ، فَإِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ لَا تُغْلَبُوا عَلَى صَلَاةٍ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا فَافْعَلُوا» ثُمَّ قَرَأَ: «{وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ}»
Cerîr b. Abdullah -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanındaydık. Dolunay halindeki Ay'a bakarak şöyle buyurdu: «Sizler şu Ay'ı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılın.» Sonra da şu ayeti okudu: «{Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini hamt ile tespih et!}»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir gece sahabeler Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanındaydılar ve o, ayın on dördüncü gecesiydi Ay'a baktı ve şöyle buyurdu: Şüphesiz Müminler Rablerini gözleriyle görecektir. Allah Teâlâ'yı bir yerde toplanmak zorunda olmadan, yorgunluk ve sıkıntı yaşamadan görecekler. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Sabah ve ikindi namazlarından sizi alıkoyan sebepleri ortadan kaldırabiliyorsanız bunu yapın. Cemaatle birlikte vaktinde bu namazları kılın. Çünkü Allah -Azze ve Celle-'nin yüzüne bakma şerefine nail olma sebeplerinden biri de budur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu ayeti okumuştur: {Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamdederek tespih et.}
- İman ehli Cennet'te Allah Teâlâ'yı görmekle müjdelenmiştir.
- Davet yöntemleri arasında vurgu, teşvik ve örnek verme yer alır.
3 Kıyamet gününde insanlar arasında görülecek ilk dava, kan dökmeyle ilgili olanlardır
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَوَّلُ مَا يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي الدِّمَاءِ».
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde insanlar arasında görülecek ilk dava, kan dökmeyle ilgili olanlardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde insanlar arasında ilk hükmedilecek hususun öldürme ve yaralama gibi kan dökerek birbirlerine ettikleri zulüm sebebiyle olacağını haber vermiştir.
- Kan dökme meselesi çok büyük bir meseledir. Çünkü hesap görülmeye en önemli olandan başlanılır.
- Günahlar, verdikleri zararın büyüklüğüne göre büyür. Masum canlara kıymak en büyük fitnelerdendir. Allah Teâlâ'ya şirk koşmak ve küfür dışında kan dökmekten başka büyük bir günah yoktur.
4 Size Cennet ahalisinin kimler olduğunu haber vereyim mi? İnsanlar tarafından aciz görülen, zayıf kimselerdir. Onlardan biri Allah'a yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Size Cehennem ahalisinin de kimler olduğunu haber vereyim mi? Katı yürekli, iri gövdesiyle kasıla kasıla yürüyen, kibirli kimselerdir
عَنْ حَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ الخُزَاعِيِّ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الجَنَّةِ؟ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعِّفٍ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لَأَبَرَّهُ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ: كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ».
Hârise b. Vehb el-Huzaî -radıyallahu anh-'dan rivayet edilen bir hadiste şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim: «Size Cennet ahalisinin kimler olduğunu haber vereyim mi? İnsanlar tarafından aciz görülen, zayıf kimselerdir. Onlardan biri Allah'a yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır. Size Cehennem ahalisinin de kimler olduğunu haber vereyim mi? Katı yürekli, iri gövdesiyle kasıla kasıla yürüyen, kibirli kimselerdir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ve Cehennem ahalisinin bazı özelliklerini haber vermiştir. Cennet ehlinin çoğunluğu: 'Her zayıf ve güçsüz görülen kimsedir.' Yani: Allah Teâlâ’ya karşı boyun eğen, O’na tevazu gösteren, nefsini O’nun için alçaltan kişilerdir. Hatta bazı insanlar onları güçsüz görür ve küçümser. Fakat Allah için böyle tevazu gösteren o kimse, Allah’ın keremini umarak O’nun adına bir yemin etse, Allah mutlaka onun yeminini boşa çıkarmaz; istediğini gerçekleştirir, duasını kabul eder. Cehennem ehlinin çoğu ise şu kimselerdir: “Utul” yani kaba, katı kalpli, aşırı sert ve çokça tartışan; yahut hayra boyun eğmeyen, edepsiz ve kötü sözlü kişi. “Cevvâz” ise kibirli, obur, iri yapılı, yürüyüşünde böbürlenen ve kötü ahlâklı kimse demektir. “Müstekbir” de hakkı reddeden ve insanları küçümseyen kişidir.
- Cennet ahalisinin vasıflanmaya teşvik edilmiş, Cehennem ahalisinin sıfatlarından da sakındırılmıştır.
- Tevazu; Allah Azze ve Celle’ye karşı, O’nun emir ve yasaklarına boyun eğip itaat etmekle olur. İnsanlara karşı tevazu ise onlara karşı kibirlenmemekle gerçekleşir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Cennet ehlinin çoğunluğunun bu kimseler olduğunu, Cehennem ehlinin çoğunluğunu da diğer grubun oluşturduğu beyan edilmiştir. Yoksa her iki taraf için de tam bir kapsama kastedilmemiştir.
5 «Allah yolunda cihad edenler için Allah Teâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إنَّ في الجنَّة مائةَ دَرَجَة أعَدَّهَا الله للمُجاهِدين في سَبِيل الله ما بَيْنَ الدَّرَجَتَيْنِ كما بين السماء والأرض».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah yolunda cihad edenler için Allah Teâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Azze ve Celle-’nin yolunda savaşanların faziletinden ve cennette onlar için her ikisinin arası yerle gök arası kadar olan yüz derece (mevki) hazırladığını haber vermiştir.
6 «Kıyamet günü, dünyada büyük diye tanınan iri yarı bir adam çıkagelir. Halbuki onun Allah yanında sinek kanadı kadar bile ağırlığı (değeri) yoktur.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إنه لَيَأتي الرَّجلُ السَّمين العظيم يوم القيامة لا يَزِنُ عند الله جَناح بَعُوضة».
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet günü, dünyada büyük diye tanınan iri yarı bir adam çıkagelir. Halbuki onun Allah yanında sinek kanadı kadar bile (ağırlığı) değeri yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Şüphesiz ki dünyada, vücudu iri yarı, Allah'ın yarattıklarına karşı büyüklenen, fiilleri ve sözleriyle kibirlenen ve böbürlenen bir adam, kıyamet günü tartıda Allah katında sinek kanadı kadar bile gelmez. Onun ne bir değeri ne de bir makamı vardır.
7 Hiçbir kul, kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz
عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ القِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ، وَعَنْ عِلْمِهِ فِيمَ فَعَلَ، وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ، وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ».
Ebû Berze el-Eslemî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hiçbir kul, kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde kendisine şu sorular sorulmadan hiçbir kimsenin mahşer alanından Cennet'e veya Cehennem'e gitmeyeceğini bildirmiştir: Birincisi: Ömrünü nasıl geçirip tüketti? İkincisi: İlmi, Allah için mi talep etti? İlmi ile amel etti mi? Bu ilmi hak edenlere ulaştırdı mı? Üçüncüsü: Parasını nereden kazandı, helal mi, haram mı? Peki onu neye harcadı, Allah'ı razı edecek şekilde mi, yoksa O'nu öfkelendirecek şekilde mi? Dördüncüsü: Bedenini, kuvvetini, sağlığını ve gençliğini nasıl geçirdi ve onu nerede kullandı?
- Hayatı, Yüce Allah'ın razı olacağı şekilde yaşamak teşvik edilmiştir.
- Allah'ın kulları üzerindeki nimetleri pek çoktur ve kuluna bahşettiği nimetlerden onu hesaba çekecektir. Bundan dolayı Allah'ın nimetlerini, O'nu hoşnut edecek şeylerde kullanmalıdır.
8 «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»
عن سمرة بن جندب رضي الله عنه : أن نبي الله صلى الله عليه وسلم قال: «منهم مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إلى كَعْبَيْهِ، ومنهم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى رُكْبَتَيْهِ، ومِنْهُم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى حُجْزَتِهِ، ومنهم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى تَرْقُوَتِهِ».
Semure b. Cundeb -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis kıyamet gününden ve cehennem azabından korkulması gerekliliğini ifade etmektedir. Öyle ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde cehennem ateşinin insanlardan bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine ve bazısınında da boynuna kadar ulaşacağını beyan etmiştir. İnsanlar dünyada yaptıkları amellere göre farklı farklı azap göreceklerdir. Allah'tan afiyet dileriz.
9 “Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur: Ey Ademoğlu! Hastalandım da, beni ziyaret etmedin.”
عن أبي هريرة رضي الله عنه قَال: قَالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم : "إنَّ اللهَ عز وجل يَقُولُ يَومَ القِيَامَةِ: يَا ابْنَ آدَمَ، مَرِضْتُ فَلَمْ تَعُدنِي! قَالَ: يَا رَبِّ، كَيْفَ أعُودُكَ وَأنْتَ رَبُّ العَالَمِينَ؟!، قَالَ: أمَا عَلِمْتَ أنَّ عَبْدِي فُلاَناً مَرِضَ فَلَمْ تَعُدْهُ! أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ عُدْتَهُ لَوَجَدْتَني عِنْدَهُ! يَا ابْنَ آدَمَ، اسْتَطْعَمْتُكَ فَلَمْ تُطْعِمنِي! قَالَ: يَا رَبِّ، كَيْفَ أطْعِمُكَ وَأنْتَ رَبُّ العَالَمِينَ؟! قَالَ: أمَا عَلِمْتَ أنَّهُ اسْتَطْعَمَكَ عَبْدِي فُلانٌ فَلَمْ تُطْعِمْهُ! أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ أطْعَمْتَهُ لَوَجَدْتَ ذَلِكَ عِنْدِي! يَا ابْنَ آدَمَ، اسْتَسْقَيْتُكَ فَلَمْ تَسْقِنِي! قَالَ: يَا رَبِّ، كَيْفَ أسْقِيكَ وَأنْتَ رَبُّ العَالَمينَ؟! قَالَ: اسْتَسْقَاكَ عَبْدِي فُلاَنٌ فَلَمْ تَسْقِهِ! أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ سَقَيْتَهُ لَوَجَدْتَ ذَلِكَ عِنْدِي".
Ebu Hureyre -radıyallahu anhu- anlatıyor: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: Ey Âdemoğlu! Hastalandım da beni ziyaret etmedin. ‘Ya Rabbi! Sen Alemlerin rabbisin. Ben seni nasıl ziyaret edebilirdim ki? Bilmiyor muydun, falan kulum hasta oldu, sen ise onu ziyaret etmedin. Onu ziyaret etmiş olsaydın, beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun? ‘Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim, beni doyurmadın. Ya Rabbi! Sen Alemlerin rabbisin. Ben seni nasıl doyurabilirdim ki? Bilmiyor muydun, falan kulum senden yiyecek istedi de onu doyurmadın. Onu doyurmuş olsaydın, bunu benim katımda bulacağını bilmiyor muydun? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, bana su vermedin!’ Ya Rabbi! Sen âlemlerin rabbisin. Ben sana nasıl su verebilirdim ki? Falan kulum senden su istedi. Ancak sen ona su vermedin. Ona su verseydin, bunu benim katımda bulacağını bilmiyor muydun."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Hureyre -radıyallahu anhu- anlatıyor: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Kıyamet gününde Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: Âdemoğlu! Hastalandım da beni ziyaret etmedin. ‘Ya Rabbi! Sen âlemlerin rabbisin. Ben seni nasıl ziyaret edebilirdim ki yani: Senin bana ihtiyacın yok ki ben seni ziyaret edeyim. Bilmiyor muydun, falan kulum hasta oldu, sen ise onu ziyaret etmedin. Onu ziyaret etmiş olsaydın, beni onun yanında bulacaktın. Bu hadiste Allah Azze ve Celle'nin “Hastalandım da beni ziyaret etmedin” lafzında bir problem yoktur. Çünkü Allah Azze ve Celle'nin hasta olması imkansızdır. Çünkü hastalık noksanlık sıfatıdır Allah Teâlâ bütün noksanlık sıfatlarından beridir. Burada hastalıktan kasıt, Allah'ın veli kullarından, salih kullarından birisinin hastalığıdır. Onlar Allah Azze ve Celle’nin seçkin kullarıdır. O yüzden Onu ziyaret etmiş olsaydın, beni onun yanında bulacaktın demiş, onu benim yanımda bulacaktın dememiştir. Yemede ve içmede de beni onun yanında bulacaktın demiştir. Bu hastanın Allah Azze ve Celle'ye yakın olduğunu göstermektedir. Bu yüzden alimler: Şüphesiz ki hasta olan kimse birisine dua eder ya da beddua ederse duasına icabet olunmaya layıktır.Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim, beni doyurmadın. Yani: Senden yiyecek talep ettim beni doyurmadın Allah Azze ve Celle kendi nefsi için yiyecek talep etmeyeceği bilinen bir şeydir. Allah Azze ve Celle söyle buyurmuştur: “Yedirdiği halde onun yemeğe ihtiyacı olmayan.” Enam suresi:14. O yemekten içmekten her şeyden mustağnidir. Ama kullarından bir tanesi acıkmış, birisi bunun farkına varmış ama onu doyurmamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Onu doyurmuş olsaydın, bunu benim katımda bulacağını bilmiyor muydun? Yani: Bunun sevabını benim katımda senin için saklanmış olarak bulacağını bilmiyor muydun? Her iyilik on mislinden yedi yüz misline kadar ve daha çoğuyla karşılık bulur. Ey Âdemoğlu! Senden su istedim yani, bana su vermeni talep ettim bana su vermedin!’ Kul şöyle der: Ya Rabbi! Sen âlemlerin rabbisin. Ben sana nasıl su verebilirdim ki? Yani: Senin yiyeceğe içeceğe ihtiyacın yoktur. Falan kulum senden su istedi. Ancak sen ona su vermedin. Ona su verseydin, bunu benim katımda bulacağını bilemedin mi? Burada da aynı şekilde senden su isteyene su vermenin faziletli olduğunun delili vardır. Şüphesiz ki sen bunun sevabını Allah Teâlâ'nın katında senin için saklanmış olarak bulacaksın Her iyilik on mislinden yedi yüz misline kadar ve daha çoğuyla karşılık bulur.
10 Şefaat Hadisi:
عن حذيفة بن اليمان وأبي هريرة رضي الله عنهما مرفوعاً: «يجمع الله -تبارك وتعالى- الناس فيقوم المؤمنون حتى تُزْلَفَ لهم الجنة، فيأتون آدم صلوات الله عليه، فيقولون: يا أبانا استفتح لنا الجنة، فيقول: وهل أخرجكم من الجنة إلا خطيئة أبيكم! لست بصاحب ذلك، اذهبوا إلى ابني إبراهيم خليل الله، قال: فيأتون إبراهيم فيقول إبراهيم: لستُ بصاحب ذلك إنما كنت خليلا من وراءِ وراء، اعمدوا إلى موسى الذي كلمه الله تكليما، فيأتون موسى، فيقول: لستُ بصاحب ذلك، اذهبوا إلى عيسى كلمة الله وروحه، فيقول عيسى: لست بصاحب ذلك، فيأتون محمدا صلى الله عليه وسلم فيقوم فيؤذن له، وتُرسَلُ الأمانة والرحم فيقومان جَنْبَتَي الصِّرَاطَ يمينا وشمالا فيَمُرُّ أوَّلُكُم كالبَرْقِ» قلتُ: بأبي وأمي، أي شيء كَمَرِّ البرْقِ؟ قال: «ألم تروا كيف يمر ويرجع في طَرْفِة عَيْنٍ، ثم كَمَرِّ الرِّيح، ثم كَمَرِّ الطَّيْرِ، وشَدِّ الرِّجال تجري بهم أعمالهم، ونبيكم قائم على الصراط، يقول: رب سَلِّمْ سَلِّمْ، حتى تعجز أعمال العباد، حتى يجيء الرجل لا يستطيع السير إلا زَحْفَا، وفي حافتي الصراط كَلالِيبُ مُعَلَّقَةٌ مأمورة بأخذ من أُمِرَتْ به، فَمَخْدُوشٌ نَاجٍ، ومُكَرْدَسٌ في النار». والذي نفس أبي هريرة بيده، إن قَعْرَ جهنم لسبعون خريفا.
Huzeyfe b. Yemân ve Ebû Hureyre -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şanı yüce ve üstün olan Allah, insanları bir araya toplar. Müminler ayağa kalkarlar ve cennet kendilerine yaklaştırılır. Âdem -aleyhisselam-’a gelirler ve derler ki: Ey babamız! Bize cennetin açılmasını iste! Âdem der ki: Sizi cennetten çıkaran, babanızın hatasından başka ne ki? Ben bu işin ehli değilim. Siz, Allah’ın halîli (dostu) olan oğlum İbrahim’e gidiniz. Bunun üzerine İbrahim’e giderler. O da: Ben bu işin ehli değilim. Ben (Allah'ın lütfu ihsanı ile) Halil idim. Siz, Allah Teâlâ’nın kendisiyle konuştuğu Mûsâ’ya gidiniz der. Onlar Mûsâ’ya giderler. Mûsâ kendilerine: Ben bu işin ehli değilim. Siz Allah’ın kelimesi ve ruhu olan İsâ’ya gidiniz, der. İsâ’ya geldiklerinde: Ben bu işin ehli değilim, diye karşılık verir. Bunun üzerine onlar, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e giderler. O da hemen ayağa kalkar ve kendisine şefaat için izin verilir. Emanet ve rahim (akrabalık bağı) gönderilir ve bu ikisi sıratın sağ ve solunda dururlar. Sizin ilk kafileniz şimşek gibi geçer. Ben: Annem babam feda olsun, şimşek gibi geçmek nedir? dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şimşeği görmediniz mi? Göz açıp yumacak kadar bir zamanda geçip gidiverir!» buyurdu. Sonrakiler rüzgâr gibi, kuş gibi, koşucular gibi geçerler. Onları amelleri böyle süratli geçirir. Peygamberiniz sırat üzerinde durup şöyle der: Ey Rabbim! Selâmete çıkar, selâmete çıkar. Neticede, kulların amelleri kendilerini sırattan geçirmede aciz kalır. O kadar ki, yürümeye gücü yetmeyen bir adam sürünerek gelir. Sıratın iki tarafında emrolunduklarını yakalamakla memur asılı çengeller vardır. Bazıları yaralanmış vaziyette kurtulur, bazıları da cehenneme yuvarlanır.» Ebû Hureyre’nin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cehennemin dibi yetmiş yıllık mesafe kadar derinliktedir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Teâlâ kıyamet gününde insanların hesabını görmek ve karşılığını vermek için bir araya toplar. Müminler ayağa kalkarlar ve cennet kendilerine yaklaştırılır. Fakat kıyamet gününde mevkıfda (insanların muhakeme olunmak üzere toplanacağı yer) bulundukları müddetçe onlara açılmaz. Âdem -aleyhisselam-’a giderler ve Allah’tan cennetin açılmasını talep etmesini isterler. Âdem -aleyhisselam- onlara ben bu işin ehli değilim diye cevap verir. Bunun sebebi hepsinin cennetten çıkarılmasına sebebiyet veren hatasıdır. Onları İbrahim -aleyhisselam-’a gönderir. Çünkü o, Halilullahtır. el-Hulle sevginin en üst mertebesidir. İbrahim’e giderler ve onlara: Ben bu yüksek derecede değilim, Musa’ya gidin şüphesiz ki Allah Teâlâ arada bir vasıta olmadan onunla konuştu der. İnsanlar Mûsâ’ya giderler ve onlara ben bu işin ehli değilim. Siz İsâ’ya gidin şüphesiz Allah onu kelimesiyle yarattı der. İsâ’ya giderler. O da ben bu işin ehli değilim der. Sonra Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e giderler ve Allah Teâlâ’dan içinde bulundukları durumdan onları kurtarıp cenneti onlara açmasını talep etmesini isterler. Onların bu isteğini kabul eder, (şefaat için) izin ister ve kendisine izin verilir. Emanet ve rahim (akrabalık bağı) gelir ve bu ikisi sıratın sağ ve solunda dururlar. Sırat cehennemin üzerine kurulmuş bir köprüdür. İnsanlar amellerine göre üzerinden geçerler. Dünyada kim salih amel için yarıştıysa sıratın üzerinden hızlıca geçer. Aynı zamanda bunun tam tersi de mümkündür. Bazısı kurtulur ve bazısı da cehenneme düşer. Cehennemin dibine derinliğinden dolayı ancak yetmiş sene sonra ulaşır. Bundan Allah’a sığınırız.
11 Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟» قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ، فَقَالَ: «إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا، وَسَفَكَ دَمَ هَذَا، وَضَرَبَ هَذَا، فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ، ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâbı, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına: "Müflis olanın kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Sahabeler: "Aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- "Kıyamet günü ümmetimden iflas etmiş kimse; namaz, oruç ve zekât gibi salih amel işleyen ve bununla beraber bir kimseye lanet eden, birine söven, birinin namusuna iftira atan, birinin malını yiyen ve bunu inkâr eden, birinin kanını akıtan ve o kimseye zulmeden, birine vuran ve o kimseyi küçük görendir" diye buyurdu. Zulmettiği kimseye onun iyiliklerinden verilir. Hakların iadesi ve yapılan zulümlerin hesabı görülmeden iyilikleri tükenirse mazlumun günahları alınıp zalimin defterine yazılır. Sonra da zalim kendisinde hiçbir hasenatı olmadan ateşe atılır.
- Haramlara düşmekten, özellikle de kulların maddi ve manevi haklarına ilişkin olanlardan sakındırılmıştır.
- Yaratılmışların kendi aralarındaki hakları karşılıklı anlaşmazlığa dayalıdır. Yaratıcının kendisine koşulan şirk dışındaki hakları ise mağfirete dayanmaktadır.
- Dinleyiciyi cezbeden, dikkatini çeken ve ilgisini uyandıran diyalog yöntemi, özellikle eğitim ve rehberlikte kullanılmalıdır.
- Gerçek müflisin anlamı açıklanmıştır. O da Kıyamet gününde iyilikleri alacaklıları tarafından elinden alınan kimsedir.
- Ahiretteki kısas, tüm hasenatı kapsayabilir, öyle ki onlardan hiçbir şey kalmaz.
- Allah'ın yaratılmışlara muamelesi adalet ve hakkaniyete dayanmaktadır.
12 Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak levhalar haline getirilir
عَنْ أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ وَلَا فِضَّةٍ، لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ، صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحُ مِنْ نَارٍ، فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ، فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وَجَبِينُهُ وَظَهْرُهُ، كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ لَهُ، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ، إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْإِبِلُ؟ قَالَ: «وَلَا صَاحِبُ إِبِلٍ لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، وَمِنْ حَقِّهَا حَلَبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ، بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ، أَوْفَرَ مَا كَانَتْ، لَا يَفْقِدُ مِنْهَا فَصِيلًا وَاحِدًا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولَاهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْبَقَرُ وَالْغَنَمُ؟ قَالَ: «وَلَا صَاحِبُ بَقَرٍ، وَلَا غَنَمٍ، لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ، لَا يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئًا، لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ، وَلَا جَلْحَاءُ، وَلَا عَضْبَاءُ تَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلَافِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولَاهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْخَيْلُ؟ قَالَ: «الْخَيْلُ ثَلَاثَةٌ: هِيَ لِرَجُلٍ وِزْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ وِزْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا رِيَاءً وَفَخْرًا وَنِوَاءً عَلَى أَهْلِ الْإِسْلَامِ، فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ، وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللهِ، ثُمَّ لَمْ يَنْسَ حَقَّ اللهِ فِي ظُهُورِهَا وَلَا رِقَابِهَا، فَهِيَ لَهُ سِتْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللهِ لِأَهْلِ الْإِسْلَامِ، فِي مَرْجٍ وَرَوْضَةٍ، فَمَا أَكَلَتْ مِنْ ذَلِكَ الْمَرْجِ، أَوِ الرَّوْضَةِ مِنْ شَيْءٍ، إِلَّا كُتِبَ لَهُ، عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَاتٌ، وَكُتِبَ لَهُ، عَدَدَ أَرْوَاثِهَا وَأَبْوَالِهَا، حَسَنَاتٌ، وَلَا تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا، أَوْ شَرَفَيْنِ، إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا وَأَرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ، وَلَا مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلَى نَهْرٍ، فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَا يُرِيدُ أَنْ يَسْقِيَهَا، إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ، عَدَدَ مَا شَرِبَتْ، حَسَنَاتٍ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْحُمُرُ؟ قَالَ: «مَا أُنْزِلَ عَلَيَّ فِي الْحُمُرِ شَيْءٌ، إِلَّا هَذِهِ الْآيَةَ الْفَاذَّةُ الْجَامِعَةُ»: {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ، وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} [الزلزلة: 8].
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak levhalar haline getirilir. Sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e ya da Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Peki zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir? dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hakkı ödenmeyen her deve sahibi, -ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp sütünün muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır- Kıyamet Günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de en semiz hallerinde ve bir tek yavru bile dışarıda kalmamak şartıyla o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam eder. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e veya Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Peki, zekâtı verilmeyen sığırlar ile koyunların durumu ne olacak? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hakkı (zekâtı) verilmemiş her sığır ve koyun sahibi, Kıyamet Günü düz ve geniş bir yere yatırılır. İçlerinde eğri boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzu kırık bir tane bile hayvan bulunmaksızın o hayvanlar o kişiyi boynuzları ile süser, toynakları ile çiğnerler. Öndeki geçince arkadaki onu takip eder ve bu durum süresi elli bin yıl olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e veya Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Ya atların durumu nedir? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Atlar üç sınıftır. Kişi için yük olan at vardır, örtü olan at vardır, ecir ve sevap olan at vardır. Yük ve vebal olan at sahibinin sırf çalım satmak ve İslâm'a düşmanlık yapmak için beslediği attır. Bu, o adam için vebaldir, örtü olan at sahibinin Allah rızası için beslediği, binit ve koşum olarak üzerindeki Allah'ın hakkını ödediği, iyice bakıp gözettiği attır; bu sahibi için bir perde ve örtüdür. Ecir ve sevap olan ata gelince, o da sahibinin Müslümanlara yardımcı olmak maksadıyla Allah yolunda besleyip çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır veya bahçeden yediği ve çıkardığı dışkılar sayısınca sahibine iyilik yazılır. Atlar, bağlı oldukları ipi koparıp bir ya da iki tepeye doğru koşarlarsa, Allah onların ayak izleri ve dışkıları sayısınca onun için sevap yazar. Ya da sahibi sulamak niyeti olmadığı halde onu bir nehir kenarından geçirirken at su içecek olsa, Allah onun (atın) içtiği su yudumları adedince sahibine iyilik yazdırır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı mal türlerini açıklamış ve Kıyamet Günü'nde zekâtlarını ödemeyenlerin cezasından bahsetmiştir. Bu mallar şunlardır: Birincisi: Altın, gümüş ve onların hükmünde olan mallar ile ticaret mallarıdır. Bunlardan zekâtı farz olduğu hâlde zekâtı verilmeyenler var ya; Kıyamet Günü bu mallar eritilir, levhalar hâline getirilir, Cehennem ateşinde kızdırılır ve sahibine azap edilmek üzere kullanılır. Onlarla yanı, alnı ve sırtı dağlanır. Her soğuduklarında tekrar kızdırılır. Bu azap, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca böyle devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. İkincisi: Develerin sahibi olup, farz olan zekâtlarını ve onlara ait hakları yerine getirmeyen kimsedir. Bu haklara, develerin sağımından, yanlarında bulunan yoksullara süt verilmesi de dahildir. Kıyamet Günü o develer, en iri, en semiz ve sayıca en fazla oldukları hâlde getirilir. Sahibi ise geniş ve düz bir araziye yüzüstü serilip bırakılır. Develer ayaklarıyla onu çiğner, dişleriyle ısırır. Ne zaman sürünün sonu üzerinden geçse, başı tekrar üzerinden geçmek için ona döndürülür. Bu azap, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca böyle devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. Üçüncüsü: Sığır ve küçükbaş (koyun ve keçi türleri) sahibi olup, bunların farz olan zekâtını vermeyen kimsedir. Kıyamet Günü bu hayvanlar, sayıca en çok oldukları hâlde, hiçbir eksik olmaksızın getirilir. Sahipleri ise geniş ve dümdüz bir araziye serilip bırakılır. Orada boynuzları eğri olan, boynuzu olmayan yahut boynuzu kırık olan hiçbir hayvan bulunmaz; bilakis hepsi en mükemmel hâlleriyle gelir. Hayvanlar onu boynuzlarıyla toslar, ayaklarıyla çiğner. Ne zaman sürünün sonu üzerinden geçse, başı tekrar üzerinden geçmek için ona döndürülür. Bu azap hâli, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. Dördüncüsü: At sahibi olan kimsedir ki, üç sınıfa ayrılır: Birincisi: Bu kimse için günah sebebidir. O da atları riyâ için, övünme ve böbürlenme amacıyla ve Müslümanlara karşı savaşmak üzere edinen kimsedir. İkincisi: Bu kimse için bir örtü (koruyucu) olur. O da atları Allah yolunda cihad için edinen, ardından onlara iyi davranan; yemlerini, bakımlarını ve diğer masraflarını eksiksiz yerine getiren kimsedir. Buna, aygırının çiftleştirilmesine izin vermesi de dahildir. Üçüncüsü: Bu kimse için ecirdir. Bu da atları Müslümanlar için Allah yolunda cihat amacıyla edinen kimsedir. Atları bir mera ve otlakta bulunur; orada ne yerse, yediği kadar hasenat onun adına yazılır. Dışkıları ve idrarları sayısınca da kendisi için hasenat yazılır. Atlar, bağlı oldukları ipi (uzunluğu ölçüsünde) koparıp yüksek ve engebeli arazide koşup dolaştıklarında, Allah onların ayak izleri ve dışkıları sayısınca da onun adına hasenat yazar. Yine sahibi onları sulamayı kastetmediği hâlde, bir nehirden geçerken atlar su içerse, içtikleri su miktarınca Allah Teâlâ onun için hasenat yazar. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e “Eşekler de atlar gibi midir?” diye soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Eşekler hakkında, onları özellikle konu alan bir hüküm indirilmemiştir; ancak benzeri az bulunan şu kısa fakat kapsamlı âyet vardır ve o, itaat ve isyan dâhil bütün ameller için genel bir ölçüdür. Yüce Allah’ın şu buyruğudur: {Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür; kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.} [Zilzâl Suresi: 7-8] Buna göre, eşekleri edinmede itaat kastıyla hareket eden kimse bunun sevabını görür; günah maksadıyla hareket eden kimse de bunun cezasını görür. Bu hüküm, bütün amelleri kapsar.
- Zekât vermek farzdır, zekâtı vermeyene ise şiddetli bir uyarı vardır.
- Tembellikten dolayı zekâtı vermeyen kimse kâfir değildir; fakat büyük bir tehlike altındadır.
- İnsan; bir ibadeti yaparken, o ibadetin ayrıntılarını düşünmese bile, niyet etmiş olduğu takdirde, o ibadet esnasında cereyan eden ayrıntılardan dolayı sevap kazanır.
- Bir kimsenin malı üzerinde zekât dışında da haklar vardır.
- Develerdeki haklardan biri de, su içtikleri yerde hazır bulunan yoksullara sütlerinin sağılmasıdır. Bu, ihtiyaç sahibinin evlere kadar gitmesinden daha kolaydır ve hayvanlara da daha uygundur. İbn Battâl şöyle demiştir: “Malda iki hak vardır: biri farz olan hak, diğeri ise bunun dışında kalan haktır. Süt sağmak (ve yoksula ikram etmek) ise güzel ahlâktan sayılan haklardandır."
- Deve, sığır ve koyunlardaki haklardan biri de istenildiği takdirde bu hayvanların erkek olanlarının damızlık olarak ödünç verilmesidir.
- Eşeklerin (hükmü) ve hakkında özel bir nas bulunmayan her şeyin hükmü şudur: Bunlar, Allah Teâlâ'nın şu sözünde yer almaktadır: {Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse onu görür.}
- Bu ayette, küçük de olsa iyi işler yapmak teşvik edilmiş, küçük de olsa kötü işler yapmak da sakındırılmıştır.
13 «Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin cennete koyacağını, onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi olacağını vadetti. Rabbimin kendi kabzası ile üç defa kabza ederek/avuçlayarak (cennete sokulacaklar)»
عن أبي أمامة رضي الله عنه مرفوعاً: «وَعَدَني ربِّي أنْ يُدْخِلَ الجنةَ من أُمَّتي سبعين ألفًا بغير حسابٍ ولا عذابٍ، مع كلِّ ألفٍ سبعون ألفًا، وثلاثُ حَثَيَاتٍ مِن حَثَيَاتِ ربِّي».
Ebu Umame –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin cennete koyacağını, onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi olacağını vadetti. Rabbimin kendi kabzası ile üç defa kabza ederek/avuçlayarak (cennete sokulacaklar)»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın, ona, ümmetinden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin ve azapsız bir şekilde cennete koyacağını vaat ettiğini haber vermiştir. Onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi daha vardır. Allah kendi eliyle üç kabza yaparak onları cennete girdirecektir.
14 «Sırat, Cehennem’in ortasına kurulur. Sıratın üzerinde, Sa’dân’ (bölgesinin) in dikenleri gibi dikenler vardır. Sonra insanlara (geçiş için) izin verilir. Onun üstünde yürürler. Onlardan kimi o dikenlerin zarar vermesinden korunmuştur. Kimi de onun tarafından tutulur, derileri yırtılır ve başı yerde ayakları ise yukarıda olur.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: «يُوضَعُ الصِّراط بين ظَهْرَي جهنم، عليه حَسَكٌ كحَسَك السَّعْدان، ثم يستجيز الناس، فناجٍ مُسَلَّم، ومَجْدوح به ثم ناجٍ، ومحتبَس به فمنكوسٌ فيها، فإذا فرغ اللهُ عز وجل من القضاءِ بين العباد، يفقد المؤمنون رجالًا كانوا معهم في الدنيا يُصلُّون بصلاتهم، ويُزَكُّون بزكاتهم، ويصومون صيامهم، ويحجُّون حجَّهم ويغزون غزوَهم فيقولون: أي ربنا عبادٌ من عبادك كانوا معنا في الدنيا يُصلُّون صلاتنا، ويُزَكُّون زكاتنا، ويصومون صيامنا، ويحجُّون حجَّنا، ويغزون غزوَنا لا نراهم، فيقول: اذهبوا إلى النار فمن وجدتم فيها منهم فأخرجوه، قال: فيجدونهم قد أخذتهم النارُ على قَدْر أعمالهم، فمنهم مَن أخذته إلى قدميه، ومنهم مَن أخذته إلى نصف ساقيه، ومنهم مَن أخذته إلى رُكبتيه، ومنهم من أخذته إلى ثَدْيَيْه، ومنهم من أزرته، ومنهم من أخذته إلى عنقه، ولم تَغْشَ الوجوهَ، فيستخرجونهم منها فيُطرحون في ماء الحياة»، قيل: يا رسول الله وما الحياة؟ قال: «غسل أهل الجنة فينبتون نباتَ الزرعة» وقال مرة: «فيه كما تنبت الزرعة في غُثاء السَّيل، ثم يشفع الأنبياء في كلِّ من كان يشهد أن لا إله إلا الله مخلِصًا فيخرجونهم منها» قال: «ثم يتحنَّنُ اللهُ برحمته على من فيها، فما يترك فيها عبدًا في قلبه مثقالُ حبَّة من إيمان إلا أخرجه منها».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sırat, Cehennem’in ortasına kurulur. Sıratın üzerinde, Sa’dân’ın (bölgesinin) dikenleri gibi dikenler vardır. Sonra insanlara (geçiş için) izin verilir. Onun üstünde yürürler. Onlardan kimi o dikenlerin zarar vermesinden korunmuştur. Kimi de onun tarafından tutulur, derileri yırtılır ve başı yerde ayakları ise yukarıda olur. Allah, kulları arasında hüküm verme işini bitirdikten sonra, mümin kimse, dünyada iken onlarla birlikte namazlarını kılan, zekâtlarını veren, oruçlarını tutan, haclarını yapan ve savaşan kimseleri göremezler ve Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Azze ve Celle-, kullarının hesabını bitirdikten sonra Cennet ehlini Cennet'e, Cehennem ehlini de Cehennem’e koyar. Müminler, dünyada iken kendileri ile beraber olan ve onlarla birlikte namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hac yapan ve cihad eden kimseleri göremezler. Bunun üzerine Allah’a; “Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»"
15 «(Kıyamet günü) Rabbimiz kendi sâkından/baldırından açar, bunun üzerine her mü'min ve mümine secde eder. Ancak dünyada insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: «يكشِف ربُّنا عن ساقِه، فيسجدُ له كلُّ مؤمنٍ ومؤمنةٍ، فيبقى كلُّ مَن كان يسجدُ في الدنيا رياءً وسُمْعةً، فيذهبُ ليسجدَ، فيعودَ ظهرُه طبقًا واحدًا».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: Ben Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işittim, şöyle buyuruyordu: «(Kıyamet günü) Rabbimiz kendi sâkından/baldırından açar, bunun üzerine her mü'min ve mümine secde eder. Ancak dünyada insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ, baldırını açar. Bunun üzerine her mümin, mümine O’na secde eder. Münafıklar, dünyada, insanlar onların secde ettiklerini görsünler diye secde ettikleri için secde etmekten men edilirler. Onların sırtları tek bir tabaka haline gelir. Ne eğilebilirler ve ne de secde edebilirler. Çünkü onlar, hakikatte dünyada Allah’a secde eden kimseler değillerdi. Onlar sadece dünyalık gayeleri için secde ediyorlardı. Hadiste geçen sâk/baldır-bacak ifadesini güç, zorluk vb. şeklinde tevil etmek doğru değildir. Bilakis bunun, tevil, tekyif, temsil, tahrif ve ta’tîle gitmeksizin Allah’ın sıfatı olarak ispat edilmesi (buna iman edilmesi) gerekir.
16 Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği kıyamet gününde yaşanacak bazı olaylar, müminlerin rablerini görmeleri, sırat köprüsü, kalbinde zerre kadar iman olan kimsenin ateşten çıkarılması ve şefaat ile ilgili hadis.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قلنا يا رسولَ الله، هل نرى ربَّنا يوم القيامة؟ قال: «هل تُضَارُّون في رؤية الشمس والقمر إذا كانت صَحْوًا؟»، قلنا: لا، قال: «فإنكم لا تُضَارُّون في رؤية ربِّكم يومئذ، إلا كما تُضَارُّون في رؤيتهما» ثم قال: «ينادي منادٍ: ليذهب كلُّ قوم إلى ما كانوا يعبدون، فيذهب أصحابُ الصليب مع صليبهم، وأصحابُ الأوثان مع أوثانهم، وأصحابُ كلِّ آلهةٍ مع آلهتهم، حتى يبقى من كان يعبد اللهَ، مِن بَرٍّ أو فاجر، وغُبَّرات من أهل الكتاب، ثم يؤتى بجهنم تعرضُ كأنها سَرابٌ، فيقال لليهود: ما كنتم تعبدون؟ قالوا: كنا نعبد عُزَير ابنَ الله، فيقال: كذبتم، لم يكن لله صاحبة ولا ولد، فما تريدون؟ قالوا: نريد أن تسقيَنا، فيقال: اشربوا، فيتساقطون في جهنم، ثم يقال للنصارى: ما كنتم تعبدون؟ فيقولون: كنا نعبد المسيحَ ابن الله، فيقال: كذبتم، لم يكن لله صاحبة، ولا ولد، فما تريدون؟ فيقولون: نريد أن تسقيَنا، فيقال: اشربوا فيتساقطون في جهنم، حتى يبقى من كان يعبد الله من بَرٍّ أو فاجر، فيقال لهم: ما يحبسكم وقد ذهب الناس؟ فيقولون: فارقناهم، ونحن أحوجُ منا إليه اليوم، وإنَّا سمعنا مناديًا ينادي: ليَلْحقْ كلُّ قوم بما كانوا يعبدون، وإنما ننتظر ربَّنا، قال: فيأتيهم الجَبَّار في صورة غير صورتِه التي رأوه فيها أولَ مرة، فيقول: أنا ربُّكم، فيقولون: أنت ربُّنا، فلا يُكَلِّمُه إلا الأنبياء، فيقول: هل بينكم وبينه آيةٌ تعرفونه؟ فيقولون: الساق، فيَكشِفُ عن ساقه، فيسجد له كلُّ مؤمن، ويبقى من كان يسجد لله رِياءً وسُمْعَة، فيذهب كيما يسجد، فيعود ظهرُه طَبَقًا واحدًا، ثم يؤتى بالجسر فيُجْعَل بين ظَهْرَي جهنم»، قلنا: يا رسول الله، وما الجسر؟ قال: «مَدْحَضةٌ مَزَلَّةٌ، عليه خطاطيفُ وكَلاليبُ، وحَسَكَةٌ مُفَلْطَحَةٌ لها شوكةٌ عُقَيْفاء تكون بنَجْد، يقال لها: السَّعْدان، المؤمن عليها كالطَّرْف وكالبَرْق وكالرِّيح، وكأَجاويد الخيل والرِّكاب، فناجٍ مُسَلَّمٌ، وناجٍ مَخْدوشٌ، ومَكْدُوسٌ في نار جهنم، حتى يمرَّ آخرُهم يسحب سحبًا، فما أنتم بأشد لي مُناشدةً في الحق قد تبيَّن لكم من المؤمن يومئذ للجَبَّار، وإذا رأَوْا أنهم قد نَجَوْا، في إخوانهم، يقولون: ربنا إخواننا، كانوا يصلون معنا، ويصومون معنا، ويعملون معنا، فيقول الله تعالى : اذهبوا، فمن وجدتُم في قلبه مِثْقالُ دِينار من إيمان فأخرجوه، ويُحَرِّمُ اللهُ صُوَرَهم على النار، فيأتونهم وبعضُهم قد غاب في النار إلى قدمِه، وإلى أنصاف ساقَيْه، فيُخْرِجون مَن عَرَفوا، ثم يعودون، فيقول: اذهبوا فمَن وجدتُم في قلبه مِثْقال نصف دينار فأخرجوه، فيُخْرِجون مَن عَرَفوا، ثم يعودون، فيقول: اذهبوا فمن وجدتم في قلبه مِثْقال ذرة من إيمان فأخرجوه، فيُخْرِجون مَن عَرَفوا» قال أبو سعيد: فإنْ لم تُصَدِّقوني فاقرءوا: {إنَّ اللهَ لا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وإنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا} «فيشفعُ النبيُّون والملائكة والمؤمنون، فيقول الجَبَّار: بَقِيَتْ شفاعتي، فيَقْبِض قَبْضَةً من النار، فيُخْرِجُ أقوامًا قدِ امْتَحَشُوا، فيُلْقَوْن في نهرٍ بأفواه الجنة، يقال له: ماء الحياة، فيَنْبُتون في حافَّتَيْه كما تَنْبُتُ الحِبَّة في حَمِيل السَّيْل، قد رأيتُموها إلى جانب الصَّخْرة، وإلى جانب الشجرة، فما كان إلى الشمس منها كان أخضر، وما كان منها إلى الظِّلِّ كان أبيض، فيخرجون كأنَّهم اللؤلؤ، فيُجعل في رقابهم الخَوَاتيم، فيَدخلون الجنة، فيقول أهل الجنة: هؤلاء عُتَقاءُ الرحمن، أدخلهم الجنةَ بغير عَمَلٍ عملوه، ولا خيرٍ قَدَّموه، فيقال لهم: لكم ما رأيتم ومثلُه معه».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Biz, Yâ Rasûlallah, kıyamet gününde bizler Rabbimizi görecek miyiz? diye sorduk. Rasûlullah: «Sizler gökyüzünde bulut olmadığı zaman Güneş'i ve Ay'ı görmek için birbirinizle itişip kakışır mıydınız?» buyurdu. Biz: "Hayır öyle yapmayız." dedik. Rasûlullah: «Şüphesiz sizler, Güneş ile Ay'ı görmekte birbirinize zahmet vermediğiniz gibi, o gün Rabbinizi görmek için de birbirinize zahmet vermeyeceksiniz.» buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Her bir kavmin dünyada ibadet ettiği ilahına gitmesi için bir nidacı nida eder. Bunun üzerine haç takanlar, yani haça tapanlar haçlarıyla, putların sahipleri olan putperestler putlarıyla, her bir mabuda ibadet edenler de kendi ibadet ettikleriyle giderler. Artık ortalıkta yalnızca Allah'a ibadet eden itaatkâr ve günahkâr kimseler ile ehli kitaptan bazı iman sahipleri kalacaktır. Sonra cehennem getirilip sanki serapmış gibi sunulur. Yahudilere; "Sizler kime tapardınız?" diye sorulacak. Onlar: "Biz Allah'ın oğlu Üzeyir’e tapardık." diyecekler. Bunun üzerine onlara; "Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teâlâ hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyiniz, istediğiniz nedir?" denilecek. O Yahudi taifesi de: "Yâ Rab! Bize su içirmeni istiyoruz." diyecekler. Onlara: "Haydi içiniz!" denilecek de onlar birbiri ardınca cehennemin içine dökülecekler. Sonra Hrıstiyanlara hitaben; "Sizler kime tapıyordunuz?" diye sorulacak. Onlar da: "Biz Allah'ın oğlu Mesih'e tapardık." diyecekler. Bunun üzerine onlara; "Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teâlâ hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyiniz: Ne istiyorsunuz?" denilecek. Onlar da: "Bize su içirmeni istiyoruz." diyecekler. Onlara da: "Haydin su içiniz!" denilecek de birbiri ardınca cehennemin içine dökülecekler. Nihayet iyi olsun, kötü olsun, Allah 'a ibâdet etmekte olanlar kalır. Onlara da: "İnsanlar hep gittikleri halde sizleri hapseden nedir?" denilecek. Onlar: "Biz şimdikinden ziyade kendilerine muhtaç iken onlardan dünyada ayrılmıştık. (Şimdi nasıl olur da onların arkasına takılırız?) Biz bir münadinin: Her kavim vaktiyle ibadet ettiği ne idiyse ona kavuşsun! diye nida ettiğini işittik. Ondan dolayı bizler Rabbimizi bekleyip duruyoruz!" diyecekler. Dedi ki: "Meydanda kalan müminlere Cebbar olan Allah, onlara ilk defa gördükleri tanıdıkları suretten başka bir surette gelecek de: "Ben sizin Rabbinizim!" buyuracak. Onlar da: "Sen bizim Rabbimizsin!" diyecekler. Artık onunla peygamberlerden başkası kelâm edemez. Allah Teâlâ: "Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alâmet var mıdır?" diye suâl edecek. Onlar: "Evet, sâk'tır (baldırdır)!" demeleri üzerine Rab Teâlâ, sâk'ını açıp gösterecek. Bunun üzerine her mümin Allah'a secde edecek. Allah'a riya ve şöhret için secde eden kimseler kalacak. Onlar da secde etmeye davranacaklar, ama onların sırtı tek bir tahta (tabaka) gibi kaskatı bir tabakaya dönecek. Sonra köprü getirilecek ve cehennemin ortasına kurulacak. Biz: "Yâ Rasûlallah! Köprü nedir?" Dedik. Şöyle buyurdu: «Ayakların kayacağı bir yerdir ki, üzerinde başları eğri demirden çengeller, dikenler, sert, keskin enli şeyler vardır. Bunların Necid'de olan ve sa'dân denilen dikenler gibi uçları kıvrık, eğri dikenleri vardır. Müminlerin kimi onun üzerinden göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi iyi cins yürük at ve develer gibi süratle geçerler. Bunların kimi sapasağlam, olduğu gibi kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de cehennem ateşi içine düşerler. Nihayet sonuncuları sürüklene sürüklene geçer, kurtulur. Bugün hakkını kurtarmak için ortaya çıkmış hiçbirinizin bana yalvarıp yakarması, o (dehşetli) günde asi müminin Cebbar olan yüce Allah’a yalvarıp yakarmasına benzemez. Diyeceklerdir ki: "Ey bizim Rabbimiz, bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar bizimle beraber namaz kılar, oruç tutar, her türlü iyi işlerde bulunurlardı." Allah Teâlâ: "Haydin gidin, kalbinde bir dinar ağırlığınca iman ve yakin olan her kimi bulursanız, çıkarınız!" buyuracak. Allah Teâlâ onların suretlerini yakmayı ateşe haram edecektir. Artık bu şefaatçiler -yahut kurtarılacak olanlar- kimi ayağının üstüne, kimi de yarı inciğine kadar ateşe gömülerek içeriye dalmış bulunacaklar. Tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Yine Allah Teâlâ: "Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman ve ya da yakın olan her kimi bulursanız, onları da çıkarınız!" buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Yine Allah Teâlâ: "Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman ve yakin olan her kimi bulursanız, çıkarınız!" buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkaracaklar.» Ebû Saîd –radIyallahu anh- der ki: Eğer bu dediğime inanmıyorsanız, "Şüphesiz ki, Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Zerre miktarı) bir iyilik olursa, onu kat kat artırır. Kendi katından pek büyük bir mükâfat verir." ayetini okuyunuz. "Hâsılı peygamberler, melekler, müminler şefaat etmiş bulunacaklar. Derken Cebbar Muteâl Hazretleri: "Artık sıra benim şefaatime geldi!" buyuracak da ateşten bir kabza tutacak. Yani, bir kısım insanı toplayacak da simsiyah yanmış olan birtakım kavimleri dışarı çıkaracak, akabinde bunlar cennetin yolları üzerinde olup "Hayat Nehri' denilen bir nehrin içine atılacaklardır. Onlar o nehrin iki tarafında seyl uğrağında biten yabanî reyhan tohumlarının çabucak bittiği gibi biteceklerdir. Sizler o yabanî reyhan tohumlarını taşın yanında, ağacın yanında görmüşsünüzdür. Onlardan güneşte olanları yeşildir, gölgede olanları da beyazdır. Sonra onlar 'Hayat Nehri'nden beyaz, parlak inciler gibi çıkacaklar, boyunlarına kendileriyle tanınacakları altın, gümüş türünden yüzükler takılır ve cennete girerler. Cennet ahalisi: "İşlenmiş hiçbir amelleri, geçmiş hiçbir hayır ve haseneleri olmadığı halde Allah'ın cennete girdirdiği azadlıkları işte bunlardır!" diyeceklerdir. Sonra onlara: "Gözünüzün görebildiği sizindir, bir o kadarı daha sizindir!" denilecektir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle sordular: "Kıyamet gününde bizler Rabbimizi görecek miyiz" Nebi- sallallahu aleyhi ve selem- onlara: «Sizler, gün ortasında güneşi ve ayın on dördünde ayı görmek için birbirinizle tartışmadan, itişip kakışmadan görüyorsanız kıyamet gününde de Rabbinizi öyle göreceksiniz.» Buradaki teşbih (benzetme) şüphenin, zorluğun ve ihtilafın ortadan kalkması ve açıklıkla görüleceğini ifade etmek için yapılmıştır. Buradaki teşbih görünmeyle alakalıdır. Yoksa görünenlerin birbirine benzetilmesi değildir. Buradaki Allah’ı görme (ru’yet), ona ibadet edenlerle, ondan başkasına ibadet edenlerin ayırt edilmesi için olan görmedir. Yoksa Allah’ın veli kullarına lutfettiği cennetteki görme başka bir durumdur.Sonra Allah Rasûlü- sallallahu aleyhi ve selem- kıyamet gününde bir münadinin şöyle nida edeceğini haber vermiştir: "Kim Allah’tan başka bir şeye ibadet ediyorsa onun peşinden gitsin." Sahih bir rivayette: Allah -Azze ve Celle-’nin kendisi nida edendir. Allah’tan başka putlara tapanlar bir araya toplanarak cehennem ateşine atılırlar. Artık ortalıkta yalnızca Allah'a ibadet eden itaatkâr ve günahkâr kimseler ve bazı Yahudi ve Hristiyanlardan iman sahipleri kalır. Ama büyük bir çoğunluğu taptıkları şeylerle birlikte cehenneme gitmişlerdir. Bu mevkıfte cehennem getirilir ve insanlara serapmış gibi sunulur. Yahudiler getirilir ve onlara: "Sizler kime tapardınız?" diye sorulur. Onlar: "Biz Allah'ın oğlu Üzeyir’e tapardık." derler. Onlara: "Üzeyir Allah’ın oğludur sözünüzde yalan söylediniz; Allah Teâlâ hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyiniz, istediğiniz nedir?" denilir. O Yahudi taifesi de: "Yâ Rabbi! Bize su içirmeni istiyoruz." derler. İlk talepleri su istemek olur. Çünkü bu mevkifte başlarına gelen sürekli zorluklardan ve peşi sıra gelen hallerden dolayı susuzlukları artmış olur. Cehennem onlara su gibi gösterilecek, onlara: "Zannettiğiniz suya, istediğiniz şeye gidin." denilir ve ona giderler, cehennemi kendilerini paramparça eder halde bulurlar. Bunun sebebi de yanmasının şiddeti ve alevlerinin dev dalgalar gibi olmasındandır. Sonra cehenneme dökülürler. Ondan sonra aynı şey Hristiyanlar için de söylenecektir. Nihayet itaatkâr olsun, günahkâr olsun, Allah'a ibadet edenler kalır. Onlara da: "İnsanlar hep gittikleri halde sizleri burada tutan nedir?" diye sorulur. Biz şimdikinden ziyade kendilerine muhtaç iken onlardan dünyada ayrılmıştık. Çünkü onlar Allah’a isyan etmiş ve emrine karşı gelmişlerdir. Bundan dolayı onlara düşman olmuş ve Allah için onlara buğz etmiş ve Rabbimize itaat etmeyi istemişizdir. Bizler dünyada kendisine ibadet ettiğimiz Rabbimizi beklemekteyiz derler. Allah Teâla onlara ilk defa gördükleri tanıdıkları suretten başka bir surette gelir. Burada da geldiği bu son suretten önce bildikleri surette Rablerini gördükleri açıkça beyan edilmiştir. Sureti burada tevil etmek caiz değildir. Tekyif, temsil, tahrif ve ta’til etmeden iman etmek vaciptir. Sonra Allah -Azze ve Celle- onlara gelip; "Ben sizin Rabbinizim." der. Onlar da: "Bundan mutlu olarak sen bizim Rabbimizsin!" derler. Artık Onunla peygamberlerden başkası kelâm edemez. Allah Teâlâ: "Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alâmet var mıdır?" diye sual eder. Onlar: "Evet, o alamet sâk'tır (baldırdır)!" demeleri üzerine Rab Teâlâ, sâk'ını açıp gösterir. Bunun üzerine her mümin Allah'a secde eder. Allah'a riya ve şöhret için secde eden münafıklar secde edemeyecekler. Onlar da secde etmeye davranacaklar ama onların sırtı tek bir tahta gibi kaskatı bir tabakaya döner. Çünkü onlar dünyada hakiki manada Allah’a secde etmiyorlardı, onlar dünyevi menfaatleri için secde ediyorlardı. Burada Allah -Azze ve Celle-’nin sak (baldır) sıfatının ispatı vardır. Bu hadis ve benzerleri Allah Teâlâ’nın şu buyruğunun tefsiridir: “Baldır açılır ve kâfirler secdeye çağrılır da buna güç yetiremezler.” Burada “sak” kelimesinin zorluk ve sıkıntı olarak tefsir edilmesi mercuhtur (tercih edilmeyen bir görüştür). Bununla birlikte Allah Teâlâ için sak sıfatı sünnette sabittir. Ayetin bu sıfata delalet etmesi râcih ve sahih olanıdır. Tabi ki tekyif, temsil, tahrif ve ta’til yapmadan kabul edilmesi gerekir. Sonra köprü getirilir ve cehennemin ortasına kurulur. Bu; ayakların kayacağı, sabit duramayacağı sırat köprüsüdür. Üzerinde başları eğri demirden keskin çengeller vardır. Üzerinde kalmak isteyenlere takılacaktır. Bunlar çengellere benzemektedir. Aynı zamanda sıratta geniş, sert dikenler vardır. İnsanlar imanları ve amelleri ölçüsünde üzerinde ilerlerler. İmanı kamil ve yalnızca Allah için salih amel işleyenler, cehennemin üzerinden göz kırpacak kadar zamanda geçerler. Bunun altında olanlar da imanları ve amelleri ölçüsünde, hadiste tafsilî bir şekilde beyan edildiği gibi geçerler. Kimi şimşeğe, kimi rüzgâra ve diğer şeylere benzetilmiştir. Sıratın üzerinden geçenler dört sınıftır. Birincisi: Eziyetlerden kurtularak geçen Müslümanlar, biraz önce bahsettiğimiz gibi geçiş hızları farklı farklıdır. İkincisi: Hafif yaralı olanlardır. Hadiste geçen “Hadeş” ibaresi hafif yaralı, yani cehennemin sıcaklığının isabet ettiği kimselerdir. Ya da sıratın üzerindeki çengeller, dikenlerden dolayı olan yaralardır. Üçüncüsü: Cehenneme itilenlerdir. Onlar kuvvetli bir şekilde atılırlar. Dördüncüsü: Sıratın üzerinde amellerinin o kimseyi taşımaktan aciz kalıp sürüklenerek çekilen kimselerdir. Sonra Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem: «Bugün hakkını kurtarmak için ortaya çıkmış hiçbirinizin bana yalvarıp yakarması, o (dehşetli) günde asi müminin, Cebbar olan yüce Allah’a yalvarıp yakarmasına benzemez. Bu Allah’ın ikramı, rahmetidir. Öyle ki mümin kullarına yalvarmalarında, ateşe atılmış kardeşlerinin affını istemelerine izin vermiştir. O kimselerin cehenneme atılmaları Rablerine karşı açıktan işledikleri günahları sebebiyledir. Buna rağmen ateşin azabından ve sıratın korkusundan kurtulan müminlere Allah’a yalvarmalarını ilham etmiş ve onlara şefaatçi olmalarına izin vermiştir. Bu Tebareke ve Teâlâ’nın onlara olan rahmetidir.» Diyeceklerdir ki: "Ey Rabbimiz, bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar bizimle beraber namaz kılar, oruç tutar, her türlü iyi işlerde bulunurlardı. Hadisten anlaşılan Müslümanlarla beraber namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara şefaatçi olmayacaklar ve onlar için Rablerine yalvarmayacaklar. Bu da bize Müminlerin Rablerine yalvardığı kimselerin, mümin ve tevhit ehli olduklarını gösterir. Çünkü; “Bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar bizimle beraber namaz kılar, oruç tutarlardı.” demişlerdir. Ama kendilerini cehenneme sokacak bazı günahları işlemişlerdir. Burada iki sapık fırka olan Harici ve Mutezile'ye reddiye vardır. Çünkü onlar, kim cehenneme girerse oradan çıkamayacak demişlerdir. Şayet büyük günah sahibi ateşte olsa dahi, Allah Teâlâ: "Haydi gidin, kalbinde bir dinar ağırlığınca iman ve yakin olan her kimi bulursanız, çıkarınız!" buyuracak. Allah Teâlâ onların suretlerini yakmayı ateşe haram edecektir. Gelecekler ve kurtarılacak olanları kiminin ayağının üstüne, kimi de yarı inciğine kadar ateşe gömülerek içeriye dalmış bulunacaklar. Tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Yine Allah Teâlâ: "Haydi bir daha gidin, kalbinde yarım dinar ağırlığınca iman veya da yakın olan her kimi bulursanız, onları da çıkarınız!" buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Yine Allah Teâlâ: "Haydi bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman ve yakin olan her kimi bulursanız, çıkarınız!" buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkaracaklar.» Ebu Said –radıyallahu anh- der ki: Eğer bu dediğime inanmıyorsanız, "Şüphesiz ki, Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Zerre miktarı) bir iyilik olursa, onu kat kat artırır. Kendi katından pek büyük bir mükâfat verir." ayetini okuyunuz. Bu ayetten Ebu Said –radıyallahu anh- eğer kulun zerre ağırlığınca imanı varsa, Allah onu kat kat arttırır, imanı sebebiyle onu kurtarır manasını çıkarmıştır. Sonra şöyle demiştir: "Hâsılı peygamberler, melekler, müminler şefaat etmiş bulunacaklar.” Bu da açıkça bu üç grubun şefaat edeceğini gösterir. Ancak şunun iyi bilinmesi gerekir ki, muhakkak ki hangi şefaatçi olursa olsun, şefaati Allah -Azze ve Celle- izin verdikten sonra vuku bulur. Daha önceden de geçtiği gibi Rablerinden istemiş ve ona yalvarmışlardır. Sonra onlara izin verilmiş ve “Haydi gidin kalbinde bir dinar ağırlığınca İman ve yakin olan her kimi bulursanız, çıkarınız!” denilmiştir. Derken Cebbar Muteâl Hazretleri: "Artık sıra benim şefaatime geldi!" buyuracak da ateşten bir kabza tutacak, simsiyah yanmış olan birtakım kavimleri dışarı çıkaracak.” Burada Allah Teâlâ’nın şefaati azap gören kimselere olan rahmetidir. Onları ateşten çıkarır. “Ateşten bir kabza tutacak” Allah’ın kabzasının ispatı vardır. Allah’ın kitabının ve Rasûlü'nün sünnetinin birçok yerinde Allah’ın eli ve kabzası ispat edilmektedir. Fakat bozuk tevil ehli olan tahrifçiler buna iman etmeyip kabul etmemektedirler. Hakkın Allah’ın ve Rasûlü'nün dediği olduğunu bilecekler. Bu konuda doğru yolu kaybetmişlerdir. Allah Subhanehu ve Teâlâ ateşten bir kabza tutacak, yanarak simsiyah kömür olmuş birtakım kavimleri dışarı çıkaracaktır. “Akabinde bunlar cennetin yolları üzerinde olup Hayat Nehri denilen bir nehrin içine atılacaklardır. Onlar o nehrin iki tarafında biteceklerdir.” Yani cennetin etrafında bulunan Hayat nehri; içine dalana hayat veren su olarak bilinir. Bu nehirde ateşte yanan kemikleri, etleri ve gözleri yeniden hayat bulacaktır. “Onlar, o nehrin iki tarafında seyl uğrağında biten yabanî reyhan tohumlarının çabucak bittiği gibi biteceklerdir. Sizler o yabanî reyhan tohumlarını taşın yanında, ağacın yanında görmüşsünüzdür. Onlardan güneşte olanları yeşildir, gölgede olanları da beyazdır.” Yani; etleri bir anda hayat bulacaktır. Çünkü nehrin kenarında bitkilerin hayat bulması çok hızlı olur. Bundan dolayı gölgede olanlar beyaz, güneşte olanlar yeşil olur. Bu da zayıflığından ve inceliğinden kaynaklanır. Ama onların hayat bulması bu bitkilere benzemeyebilir. Çünkü bazıları, cennetin yakınında olanlar beyaz, cehennemin yakında olanlar ise yeşil olacaktır, demiştir. Bilakis buradaki teşbih, bitkinin çok hızlı çıkmasından ve inceliğinden dolayıdır. O yüzden “Onlar parlak inciler gibi çıkacaklar” denilmiştir. Yani; ciltlerinin saflığından ve güzelliğindendir. “Boyunlarına kendileriyle tanınacakları kolye takılır.” Onlar da “Rahmanın ateşten azat ettikleri” yazılıdır. Başka bir rivayette: Cennete girerler. Cennet ehli: "Bunlar rahmanın azatlılarıdır, onları ne yapmış oldukları bir amelden ne de yapmış oldukları bir hayırdan dolayı cennete koymuştur derler.” Yani: Onlar dünyada imanın aslı; Lailahe illalah'a (Allah’tan başka hak ilah olmadığına) şahitlik etmeleri ve Rasûllerine iman etmelerine rağmen salih amel işlemeyen kimselerdir. “Gözünüzün görebildiği sizindir, bir o kadarı daha sizindir!" denilecektir. Zahir olan cennette boş olan bir mekâna gireceklerdir. Bundan dolayı böyle denilecektir.
17 «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der.»
عن المغيرة بن شعبة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «سَأل موسى صلى الله عليه وسلم ربَّه: ما أدْنَى أهل الجَنَّة مَنْزِلَة؟ قال: هو رَجُل يَجِيءُ بعد ما أُدخِل أهل الجَنَّة الجَنَّة، فَيُقَال له: ادخل الجَنَّة. فيقول: أيْ رب، كيف وقد نَزَل النَّاس مَنَازِلَهُم، وأخَذُوا أَخَذَاتِهِم؟ فَيُقَال له: أَتَرْضَى أن يكون لك مثل مُلْكِ مَلِكٍ من مُلُوكِ الدُّنيا؟ فيقول: رَضِيْتُ رَبِّ، فيقول: لك ذلك ومثله ومِثْلُه ومِثْلُه ومِثْلُه، فيقول في الخامِسة. رَضِيْتُ رَبِّ، فيقول: هذا لك وَعَشَرَةُ أَمْثَالِه، ولك ما اشْتَهَتْ نَفْسُكَ، وَلَذَّتْ عَيْنُكَ. فيقول: رَضِيتُ رَبِّ. قال: رَبِّ فَأَعْلاَهُمْ مَنْزِلَة؟ قال: أُولَئِكَ الَّذِينَ أَرَدْتُ غَرَسْتُ كَرامَتَهُم بِيَدِي، وخَتَمْتُ عليها، فلم تَر عَيْنٌ، ولم تسمع أُذُنٌ، ولم يَخْطُر على قَلْب بَشَر». وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إنِّي لأَعْلَمُ آخِر أَهل النَّارِ خُرُوجًا منها، وآخِر أهل الجنَّة دخولًا الجنَّة. رَجُل يخرج من النَّار حَبْوا، فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجنَّة، فيَأتِيَها، فَيُخَيَّل إليه أَنَّها مَلْأَى، فيرجع، فيقول: يا رب وجَدُتها مَلْأَى! فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجَنَّة، فيأتيها، فَيُخَيَّل إليه أَنَّها مَلْأَى، فيرجع فيقول: يا ربِّ وجَدُتها مَلْأَى، فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجَنَّة، فإن لك مثل الدنيا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا؛ أو إن لك مثل عَشَرَةَ أَمْثَالِ الدُّنْيَا، فيقول: أَتَسْخَرُ بِي، أو تضحك بِي وأنت الْمَلِكُ!». قال: فلقد رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم ضَحِك حتى بَدَت نَوَاجِذُه فكان يقول: «ذلك أَدْنَى أهل الجَنَّة مَنْزِلة».
Mugîre b. Şu‘be -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mûsâ -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine: – Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu: – O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine: – Cennete gir! denir. – Yâ Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona: – Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da: – Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona: – İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam: – Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teâlâ ona: – İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam: – Razı oldum ya Rabbi! diyecek. Daha sonra Mûsâ -aleyhisselam-: – Ya Rabbi! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: – Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.» İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Ya Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der. Allah Teâlâ ona: – Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine: – Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam: – Yâ Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun?) der.» Hadisin ravisi İbn Mes’ûd şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu: «İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste, Allah -Azze ve Celle-'nin rahmetinin genişliğinin, kereminin ve cennet ehlinin makamının beyanı vardır. Öyle ki cennet ehlinin en alt menzilesinde olanlar dünyadaki hangi melik olursa olsun, onun mülkünden kat kat daha fazla nimetlerle nimetlenir.
18 Kim ezanı işittiğinde: ‘Ey bu mükemmel ezanın ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ihsan et. Onu, kendisine vadettiğin Makâm-ı Mahmûd'a kavuştur’ derse, kıyamet günü şefaatim ona helal olur
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ: اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ، وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ، آتِ مُحَمَّدًا الوَسِيلَةَ وَالفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ القِيَامَةِ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim ezanı işittiğinde: ‘Ey bu mükemmel ezanın ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ihsan et. Onu, kendisine vadettiğin Makâm-ı Mahmûd'a kavuştur’ derse, kıyamet günü şefaatim ona helal olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- müezzin ezanı bitirdikten sonra kim şu duayı okursa (büyük bir mükâfata ereceğini) açıklamaktadır. (Ey bu davetin Rabbi olan Allah'ım!) Yani kendisiyle Allah’a ibadete ve namaza çağrılan ezan lafızlarının, (eksiksiz/tam olan...) mükemmel, noksansız olan tevhid ve risalet davetinin (ve kılınacak olan namazın Rabbi!) sürekli kılınan ve az sonra ikame edilecek olan namazın Rabbi! (Muhammed’e vesileyi...) Cennet'te sadece -sallallahu aleyhi ve sellem-'e layık olan o en yüce makamı ver. Tüm yaratılmışların mertebelerinin üstündeki o müstesna makamı bahşet. (Ve onu makam-ı mahmuda ulaştır.) sahibinin övüldüğü o makama, yani kıyamet günündeki Büyük Şefaat (Şefaat-i Uzma) makamına ulaştır; (kendisine vadettiğin...) şu sözünle vadettiğin: 'Rabbinin seni bir Makam-ı Mahmud’a ulaştıracağını umabilirsin' (İsrâ, 79) ve bu makamı ona (sallallahu aleyhi ve sellem) tahsis et." Bu duayı okuyan kimse, kıyamet günü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefaatine layık ve nail olur.
- Müezzinin arkasından (ezan lafızlarını) tekrar etmeyi bitirdikten sonra bu duayı yapmanın meşru olduğu ve ezanı duymayanların bu duayı okumayacağı ifade edilmiştir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, kendisine vesile, fazilet, Makam-ı Mahmûd ve mahlukatın bekleyişini sona erdirecek olan en büyük şefaatin verilmesi sebebiyle fazileti ifade edilmiştir.
- “Kıyamet günü şefaatim ona helal olur” sözüyle Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefaatinin ispatı vardır.
- Onun -sallallahu aleyhi ve sellem- şefaati, ümmetinden büyük günah işlemiş olan kimselerin Cehennem'e girmemesi veya Cehennem'e girmiş olanların oradan çıkması yahut Cennet'e hesapsız girmesi veya Cennet'e girmiş olanların derecelerinin yükseltilmesi için olacaktır.
- et-Tîbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Ezanın başlangıçtan “Muhammed Allah’ın elçisidir” sözüne kadar olan kısmı mükemmel bir çağrıdır. 'Hayye ale's-salâh / Hayye ale'l-felâh' (Haydi namaza/kurtuluşa) çağrısı ise, [Bakara Suresi'ndeki] 'Namazı kılarlar' ayetinde geçen ikame edilen (kılınacak olan) namazdır. Diğer bir ihtimale göre, buradaki 'salat' (namaz) kelimesinden kasıt 'dua', 'kâime' kelimesinden kasıt ise 'daimi/sürekli' olabilir. Çünkü bir şeye 'kâim olmak', ona devam etmek anlamına gelir. Bu yoruma göre 've's-salâti'l-kâime' (daimi dua) ifadesi, 'tam davet' sözünün bir açıklaması (beyanı) niteliğindedir. Ancak, buradaki namazdan kastın 'o esnada kendisine çağrılan bilinen/farz namaz' olması da ihtimal dahilindedir ki en açık ve tercih edilen (zâhir) görüş de budur.
- El-Muhalleb de şöyle demiştir: Hadiste, duaların kabul edilme ümidinin en yüksek olduğu bir an olması sebebiyle namaz vakitlerinde dua etmeye bir teşvik vardır.
19 Şüphesiz ki Allah, Mümin'in yaptığı iyilikler hakkında hiçbir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللهَ لَا يَظْلِمُ مُؤْمِنًا حَسَنَةً، يُعْطَى بِهَا فِي الدُّنْيَا وَيُجْزَى بِهَا فِي الْآخِرَةِ، وَأَمَّا الْكَافِرُ فَيُطْعَمُ بِحَسَنَاتِ مَا عَمِلَ بِهَا لِلَّهِ فِي الدُّنْيَا، حَتَّى إِذَا أَفْضَى إِلَى الْآخِرَةِ، لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَةٌ يُجْزَى بِهَا».
Enes b. Malik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki Allah, Mümin'in yaptığı iyilikler hakkında hiçbir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiçbir iyiliği kalmaz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Yüce Allah'ın Mümin üzerindeki lütfunun ve kâfire karşı adaletinin büyüklüğünü haber vermiştir. Müminin, yaptığı iyiliğin karşılığı eksilmez. Bilâkis dünyadaki itaatinden dolayı sevap verilir ve ahirette mükâfatı kendisi için saklanmıştır. Bütün sevabı ahirette kendisini beklemektedir. Kâfire gelince, Yüce Allah yaptığı iyiliklerin karşılığını dünya nimetleri ile kendisine verir. Ahirete götürse bile ona bir sevap verilmez. Çünkü dünya ve ahirette Mümin olan kimseye salih ameli fayda sağlar.
- Kim, kâfir olarak ölürse hiçbir amel ona fayda sağlamaz.
20 Kıyamet gününde havuz başında sizden yanıma gelenleri bekleyeceğim. Ancak bazı kimseler bana gelmekten alıkonulacaktır. Ben; "Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir." diyeceğim
عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَتْ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنِّي عَلَى الحَوْضِ حَتَّى أَنْظُرَ مَنْ يَرِدُ عَلَيَّ مِنْكُمْ، وَسَيُؤْخَذُ نَاسٌ دُونِي، فَأَقُولُ: يَا رَبِّ مِنِّي وَمِنْ أُمَّتِي، فَيُقَالُ: هَلْ شَعَرْتَ مَا عَمِلُوا بَعْدَكَ، وَاللَّهِ مَا بَرِحُوا يَرْجِعُونَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ».
Esma binti Ebî Bekir -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde havuz başında sizden yanıma gelenleri bekleyeceğim. Ancak bazı kimseler bana gelmekten alıkonulacaktır. Ben; "Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir." diyeceğim. "Onların senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar gerisin geriye (eski küfürlerine) döndüler." denilecektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde ümmetinden havuzuna gelenleri görmek için havuzunun başında olacağını haber vermiştir. Ancak bazı kimseler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelmekten engelleneceklerdir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: «Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir.» diyecektir. Kendisine, senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar gerisin geriye (eski küfürlerine) döndüler, onlar senden değil, senin ümmetinden de değildir denilecektir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine olan rahmeti ve onların üzerine titremesi ifade edilmiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in izlediği yola muhalefet etmenin tehlikesi ifade edilmiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine sımsıkı sarılmak teşvik edilmiştir.
21 {Sonra o gün, size verilen nimetlerden dolayı hesaba çekileceksiniz.}
عَنْ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} [التكاثر: 8]، قَالَ الزُّبَيْرُ: يَا رَسُولَ اللهِ، وَأَيُّ النَّعِيمِ نُسْأَلُ عَنْهُ، وَإِنَّمَا هُمَا الْأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ؟ قَالَ: «أَمَا إِنَّهُ سَيَكُونُ».
Zübeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: {Sonra o gün, size verilen nimetlerden dolayı hesaba çekileceksiniz.} [Tekâsür Suresi: 8] ayeti nazil olduğunda Zübeyr -radıyallahu anh-: "Hangi nimetlerden hesaba çekileceğiz? İki siyahtan yani su ve hurmadan mı?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhakkak ki bunlardan hesaba çekileceksiniz.» diye buyurdu.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Şu ayet nazil olduğunda: {Sonra o gün, size verilen nimetlerden dolayı hesaba çekileceksiniz.} [Tekâsür Suresi: 8] Yani; Allah'ın size bahşettiği nimetlere şükrünü eda edip etmediğinizden dolayı hesaba çekileceksiniz. Zübeyr b. Avvâm -radıyallahu anh- bunu duyunca: Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi nimetlerden hesaba çekileceğiz? Hurma ve su mu?! Bu ikisi sorgulamayı gerektirmeyen iki nimettir, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu: İçinde bulunduğunuz bu halden ve nimetlerden hesaba çekileceksiniz. Çünkü bu ikisi Allah Teâlâ'nın iki büyük nimetidir.
- Nimetler için Yüce Allah'a şükretmenin önemi vurgulanmıştır.
- Kıyamet gününde kul, küçük ya da büyük bütün nimetlerden hesaba çekilecektir.
22 «Her kim (öfkesinin gereğini) yerine getirmeye gücü yettiği halde öfkesini yenerse Allah, kıyamet gününde onu bütün yarattıklarının huzurunda çağıracak, hatta onu cennet hurilerinden dilediğini (almakta) muhayyer bırakacaktır.»
عن معاذ بن أنس رضي الله عنه مرفوعًا: «مَن كَظَمَ غَيظًا، وَهُو قادر على أن يُنفِذَه، دَعَاه الله سبحانه وتعالى على رؤوس الخَلاَئِق يوم القيامة حتَّى يُخَيِّره من الحُور العَين مَا شَاء».
Muâz b. Enes -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim (öfkesinin gereğini) yerine getirmeye gücü yettiği halde öfkesini yenerse Allah, kıyamet gününde onu bütün yarattıklarının huzurunda çağıracak, hatta onu cennet hurilerinden dilediğini (almakta) muhayyer bırakacaktır.»
Derecesi: Hasen li-gayrihî · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste; eğer insan bir kişiye kızdığında onu öldürmeye gücü yettiği halde, Allah'ın vechini ve rızasını istediği için bunu terkeder ve kızgınlıktan hasıl olan sebeplere sabrederse, o kimseye bu büyük karşılık verilir. O da kıyamet gününde bütün mahlûkatın huzurunda onun çağrılarak, güzel Cennet hurilerinden dilediğini (almakta) muhayyer kılınmasıdır.
23 Allah Teâlâ Kıyamet günü şöyle buyurur: "Benim celâlim için birbirini sevenler nerede? Zâtımın gölgesinden başka hiç bir gölge olmayan günde onları kendi gölgemde gölgeleyeceğim."
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «إِنَّ الله تَعَالى يَقُول يَوْمَ القِيَامَة: أَيْنَ المُتَحَابُّونَ بِجَلاَلِي؟ اليَوم أُظِلُّهُم فِي ظِلِّي يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلِّي».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur): «Allah Teâlâ Kıyamet Günü şöyle buyurur: "Benim celâlim için birbirini sevenler nerede? Zâtımın gölgesinden başka hiç bir gölge olmayan günde onları kendi gölgemde gölgeleyeceğim."»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Azze ve Celle, Kıyamet günü'nde Mahşer meydanında bekleyenlere şöyle seslenir: Benim celâlim için birbirini sevenler nerede? Allah'ın, nerede olduklarını sorduğu kulların ve diğerlerinin nerede olduklarını bildiği halde onları sorması, bu mahşerde onların faziletini ve azametini açıklamak içindir. Manası; dünyevi ya da başka hiç bir sebep olmadan sadece benim celâlim ve azametim için birbirini sevenler nerede? Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Onları kendi gölgemde gölgeleyeceğim" Allah Teâlâ'nın kendisine gölge nispet etmesi şereflendirmek içindir. Burdan kasıt, arşın gölgesidir. Müslim'de geçen başka bir rivayette: "Arşımın gölgesinde" olarak gelmektedir. "Zatımın gölgesinden başka bir gölge olmayan günde" Yani o gün, Rahmân'ın arşının gölgesinden başka gölge olmayacaktır.
24 «Allah kıyamet gününde gökleri dürer, sonra sağ eline alır ve şöyle buyurur: Melik (Mülkün hakiki sahibi benim). Nerede (o) zalimler, nerede o büyüklük taslayanlar? Sonra da yerleri dürüp, sol eline alır ve şöyle buyurur: Melik (Mülkün hakiki sahibi benim). Nerede (o) zalimler, nerede o büyüklük taslayanlar?»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما مرفوعاً: "يَطْوِي الله السماوات يوم القيامة، ثم يَأْخُذُهُنَّ بيده اليمنى، ثم يقول: أنا الملك أين الجبارون؟ أين المتكبرون؟ ثم يَطْوِي الأَرَضِينَ السبع، ثم يأخذهن بشماله، ثم يقول: أنا الملك، أين الجبارون؟ أين المتكبرون؟".
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah kıyamet gününde gökleri dürer sonra sağ eline alır ve şöyle buyurur: Melik (Mülkün hakiki sahibi benim). Nerede (o) zalimler, nerede o büyüklük taslayanlar? Sonra da yerleri dürüp, sol eline alır ve şöyle buyurur: Melik (Mülkün hakiki sahibi benim). Nerede (o) zalimler, nerede o büyüklük taslayanlar?»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ- bizlere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara Allah -Azze ve Celle-'nin kıyamet gününde yedi kat semayı dürüp sağ eline alacağını, yedi kat yeryüzünü dürüp sol eline alacağını haber verdiğini aktarmıştır. Şüphesiz ki onlardan her birini düreceği zaman zorba ve kibirlenenleri küçümseyerek onlara seslenmiştir. Şüphesiz ki O, hakiki kâmil olan mülkün sahibidir. Mülkü üzerinde bir zayıflığı ya da mülkünün zail olması mümkün değildir. Ondan başka bütün melik (sahipler) ve memlukler (sahip olunanlar), adiller ve zalimler son bulacak ve Allah -Azze ve Celle-'nin huzurunda zelil olacaklardır. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz, fakat onlar sorgulanırlar.
25 «Allah -Azze ve Celle- buyurdu ki: Celalim için birbirlerini sevenlere peygamberlerin ve şehitlerin imreneceği nurdan minberler vardır.»
عن معاذ بن جبل رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: «قَالَ اللهُ -عَزَّ وجَلَّ-: المُتَحَابُّون فِي جَلاَلِي، لَهُم مَنَابِرُ مِن نُورٍ يَغْبِطُهُم النَبِيُّونَ والشُهَدَاء».
Muaz bin Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah -Azze ve Celle- buyurdu ki: Celalim için birbirlerini sevenlere peygamberlerin ve şehitlerin imreneceği nurdan minberler vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbinden rivayet ettiği hadiste, müminlerden bir taife için, kıyamet gününde minberler olduğunu ve onların Allah’ın ikramı olarak yüksek yerlerde oturacaklarını haber vermiştir. Bunun sebebi Allah’ı yüceltmek için ve onları bir araya toplayan imandan dolayı birbirlerini sevmeleridir. Hatta Peygamberler -aliyhimusselam- onların yerinde olmayı temenni edeceklerdir. Ancak, bu söz onların peygamberlerden daha hayırlı olduklarını göstermez. Özel fazilet genel fazileti ortadan kaldırmaz.
26 Kimin din kardeşine, onun namusuna (şeref ve haysiyetine) veya herhangi bir hakkına ilişkin bir haksızlığı varsa, dinar ve dirhemin (paranın) bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ اليَوْمَ، قَبْلَ أَلا يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِلَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kimin din kardeşine, onun namusuna (şeref ve haysiyetine) veya herhangi bir hakkına ilişkin bir haksızlığı varsa, dinar ve dirhemin (paranın) bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin. Çünkü o gün, eğer zalimin salih amelleri varsa, yaptığı haksızlık kadar sevapları alınıp hak sahibine verilir. Şayet sevabı yoksa, hak sahibinin günahlarından alınır ve onun üzerine yüklenir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- din kardeşine ırzı (namus ve şerefi), malı veya canı konusunda haksızlık eden kimsenin, henüz dünyadayken gidip ondan helallik istemesini emretmiştir. Çünkü Kıyamet Günü geldiğinde, kişiyi kurtarmak için hak sahibine verebileceği ne altın dinar ne de gümüş dirhem bulunacaktır. O gün haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir. Buna göre mazlum, uğradığı haksızlık kadar zalimin sevaplarından alacaktır. Eğer zalimin sevabı kalmamışsa, mazlumun günahlarından haksızlık miktarınca alınarak zalime yüklenecektir.
- Haksızlık ve başkalarının haklarına tecavüz etmekten titizlikle sakınmak teşvik edilmiştir.
- Üzerinde bulunan kul haklarından ve diğer borçlardan kurtulmak için vakit kaybetmeden harekete geçmek teşvik edilmiştir.
- İnsanlara yapılan zulüm ve onlara verilen zararlar salih amelleri hükümsüz kılar ve sevaplarını yok eder.
- Kul hakları, sahiplerine iade edilmedikçe veya onların helalliği alınmadıkça Yüce Allah tarafından bağışlanmaz.
- Dinar ve dirhem, dünyada menfaat elde etmenin aracıdır. Ahirette ise haklar, haseneler ve günahlarla ödenecektir.
- Bazı âlimler, ırza (namus ve şerefe) yönelik haksızlıklar hakkında şöyle demişlerdir: Eğer haksızlığa uğrayan kimsenin bundan haberi yoksa, ona bunu bildirmenin gerekli olmadığını söylemişlerdir. Meselâ bir kimse, bir mecliste din kardeşinin gıybetini yapmış veya ona sövmüş, sonra da tevbe etmişse, gidip bunu ona haber vermesi gerekmez. Bunun yerine onun için istiğfar eder, kendisine dua eder ve daha önce onu kötülediği meclislerde bu defa onu hayırla anar. Böylece o haksızlığın telafisini yapmış ve ondan helallik almış olur.
27 İnsanlar Kıyamet Günü'nde yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşredileceklerdir
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمنين رَضيَ اللهُ عنها قَالَتْ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلًا» قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ النِّسَاءُ وَالرِّجَالُ جَمِيعًا يَنْظُرُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ؟ قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَا عَائِشَةُ، الْأَمْرُ أَشَدُّ مِنْ أَنْ يَنْظُرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «İnsanlar Kıyamet Günü'nde yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşredileceklerdir. Bunun üzerine ben (Âişe radıyallahu anhâ) dedim ki: Bunun üzerine ben: "Yâ Rasûlallah! Kadınlar ve erkekler birlikte olunca, birbirlerine bakmazlar mı?" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Âişe! O günün dehşeti, insanların birbirlerine bakmayı düşünebileceklerinden çok daha şiddetlidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kıyamet Günü'ne ait bazı halleri haber vermiş ve insanların kabirlerinden diriltildikten sonra hesap vermek üzere bir araya toplanacaklarını bildirmiştir. O gün insanlar yalın ayak, ayaklarında hiçbir ayakkabı olmaksızın; çıplak, üzerlerinde hiçbir elbise ve örtü bulunmaksızın; ayrıca sünnetsiz, annelerinden doğdukları ilk günkü hâlleriyle haşredileceklerdir. Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- bunu duyunca hayret ederek şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Bütün kadınlar ve erkekler birbirlerine bakmazlar mı? Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kıyamet Günü dirilişten sonra yaşanacak mahşer yerinin dehşetini açıklayarak, o günün korku ve sıkıntılarının insanların zihinlerini ve bakışlarını öylesine meşgul edeceğini, bu sebeple birbirlerinin avret yerlerine bakmayı akıllarına dahi getirmeyeceklerini bildirmiştir.
- Kıyamet Günü'nün dehşetini ortaya koyulmuş ve o gün insanın, hesabı ve amelleri dışında hiçbir şeyle meşgul olmayacağı belirtilmiştir.
- İnsan ancak gaflet hâlindeyken günaha düşer. Çünkü isyan ettiği Allah'ın azametini ve O'nun cezasını gerçekten hatırlasaydı, bir an bile O'nu zikretmekten, O'na şükretmekten ve güzelce kulluk etmekten gafil olmazdı. Bu sebeple mahşer ehli de kendi hâlleriyle meşgul olacak, hiç kimse başkasına dönüp bakmayacaktır.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dönemindeki kadınların hayâsının ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Nitekim Âişe -radıyallahu anha-, insanların kadın ve erkek olarak çıplak bir şekilde haşredileceklerini duyunca, büyük bir hayâ içerisinde bu hususu sormuştur.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: "Herkes kendi derdiyle meşgul olacak, kardeşinin hâlinden haberdar bile olmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'O gün onlardan her birinin, kendisini tamamen meşgul edecek bir işi vardır.' [Abese: 37] Bu sebeple hiç kimse başkasının avret yerine dönüp bakmayacaktır."
- Sünnet (hıtân): Erkekte, penisin başını örten deri parçasının (sünnet derisinin) kesilip alınmasıdır. Kadında ise, cinsel organın üst kısmında bulunan ve horoz ibiğine benzeyen küçük deri parçasının alınmasıdır.
28 «İnsanlar kulaklarının yarısına kadar tere boğulmuş oldukları halde Rablerinin huzurunda kalkarlar.»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «يقوم الناس لرب العالمين حتى يَغِيبَ أحدهم في رَشْحِهِ إلى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, kulaklarının yarısına kadar tere boğulmuş olduğu halde Rablerinin huzurunda kalkarlar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İnsanlardan bazısı Rablerinin huzurunda (yaptıklarının) karşılıklarını vermesi için ter, onlardan bazılarının kulaklarının yarısına kadar ulaşmış bir şekilde kabirlerinden kalkarlar.
29 "Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır."
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «لَتُؤَدُّنَّ الحقوق إلى أهلها يوم القيامة، حتى يُقادَ للشاة الجَلْحَاءِ من الشاة القَرْنَاءِ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den- merfu olarak rivayet olunduğuna göre "Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır." diye buyrulmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kıyamet günü zulme uğramış kişinin hakkı zulüm edenden kısas yapılarak alınacaktır. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas ile alınacaktır. Zira, Rabbimiz kimseye zulüm etmeyecektir.
30 "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, Cennet nehirlerindendir."
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : « سَيْحَانُ وَجَيْحَانُ وَالفُرَاتُ والنِّيل كلٌّ من أنهار الجنة».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, Cennet nehirlerindendir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil nehirleri Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vasıflarıyla cennet nehirleridir. Bazı alimler, "Gerçekten bu nehirler cennet nehirleridir. Ne var ki dünyaya gönderilince dünyalık olarak, dünyada bulunan nehirlerin özelliklerini almışlardır." diye açıklamada bulunmuşlardır.
31 «Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «تَحَاجَّتِ الجنةُ والنارُ، فقالت النارُ: أوثِرتُ بالمُتَكَبِّرين، والمُتَجَبِّرين، وقالت الجنةُ: فما لي لا يدخلني إلا ضعفاءُ الناس وسَقَطُهم وغِرَّتُهم؟ قال الله للجنة: إنما أنت رحمتي أرحمُ بك مَن أشاءُ من عبادي، وقال للنار: إنما أنت عذابي أُعذِّب بك مَن أشاء من عبادي، ولكل واحدةٍ منكما مِلْؤها، فأما النارُ فلا تمتلئُ حتى يضعَ الله تبارك وتعالى رِجْلَه، تقول: قَط قَط قَط، فهنالك تمتلئ، ويَزْوِى بعضُها إلى بعض، ولا يظلم اللهُ من خلقه أحدا، وأما الجنةُ فإنَّ اللهَ يُنشئ لها خَلْقًا».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi. Allah Teâlâ önce cennete hitap etti: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!" Sonra da cehenneme hitap etti: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap edeceğim!" (Her ikisine yönelerek): "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâlâ da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! Yeter!" diye inledi. Bu suretle dolmuş olan cehennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah mahlûkatından hiçbir ferde asla zulmetmez. Cennete gelince, Allah yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cehennem cennete karşı övünmüştür. Çünkü o Allah Teâlâ’nın kendisine karşı gelen, Rasûllerini yalanlayan, mücrimlerden, azgınlardan ve büyüklük taslayanlardan intikam alacağı yerdir. Cennet de: Bana niçin bana girenler genellikle zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) Allah’a karşı alçak gönüllü, itaat eden kullar diye şikâyette bulunmuştur. Cennet ve Cehennem'in buradaki sözleri gerçek olan sözlerdir. Allah Teâlâ onlara şuur, ayırt etme, akıl ve konuşma özelliği vermiştir. Hiçbir şey Allah -Azze ve Celle-’yi aciz bırakamaz. Allah Teâlâ önce Cennet'e hitaben: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!" sonra da Cehenneme hitaben: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap edeceğim!" dedi. Allah Teâlâ’nın ikisi arasındaki hükmü budur. Yani Allah Teâlâ cenneti, ona girmesini dilediği kullarına rahmet etmek için, onlara lütufta bulunmak ve onun ehli olmaları için yaratmıştır. Cehennemi de, O’na isyan eden, O’na ve Rasûllerine nankörlük eden kimselere azap etmek için yaratmıştır. Çünkü hepsi Allah’ın mülküdür, dilediği gibi tasarrufta bulunur. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz, fakat onlar sorgulanırlar. Ancak Cehenneme de ameli onu oraya sokacaktan başkası da girmez. Sonra "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Bu Allah’ın, o ikisinde kalacak kimselerle onları dolduracağının vaadidir. Cehennem bunu açıkça ifade etmiştir: “ O gün cehenneme doldun mu? deriz. O da daha var mı? der.” Allah -Azze ve Celle- cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracağına yemin etmiştir. Cennet ve cehennem hesaptan sonra Ademoğlu ve cinlerin kalacağı yerdir. Kim Allah’a iman eder, yalnız O’na ibadet eder ve Rasûllerine tabi olursa varacağı yer cennettir. Kim de karşı gelir, kâfir olur ve kibirlenirse onun da varacağı yer cehennemdir. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâlâ da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! Yeter!" diye inledi ancak o zaman doldu ve ağzı birbirine kavuştu. Allah kullarından hiç kimseye zulmetmez. Cehennem Allah -Azze ve Celle- ayağını üzerine koymadan dolmadı. Bundan sonra bir tarafı diğer tarafına birleşerek kavuştu ve içindekiler sıkıştılar. Böylece cehennem doldu ve Rabbin kimseye zulmetmedi. Tahrif , ta’til, tekyif ve temsil yapmadan Allah -Azze ve Celle-’ye ayak ispat etmek vaciptir. Sonra Allah Teâlâ söyle dedi: “Cennete gelince, Allah onu yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.” Cennet Allah -Azze ve Celle- onun için başka kullar yaratmadıkça dolmayacaktır. Onların yaratılmasından sonra dolacaktır.
32 «İnsanlar -yahut kullar- kıyamet gününde, çıplak, sünnetsiz ve buhmen (kararmış) olarak haşr olunacaklardır.» Biz de: "Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da: «Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim) diye nida eder.»
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما ، قال: بلغني حديثٌ عن رجل سمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم فاشتريتُ بعيرًا، ثم شَدَدْتُ عليه رَحْلي، فَسِرْتُ إليه شهرا، حتَى قَدِمتُ عليه الشَّام فإذا عبد الله بن أُنيس، فقُلت للبوَّاب: قل له: جابر على الباب، فقال: ابن عبد الله؟ قلت: نعم، فخرج يَطَأُ ثوبه فَاعْتَنَقَنِي، وَاعْتَنَقْتُهُ، فقلت: حَدِيثًا بَلَغَنِي عَنْكَ أَنَّكَ سمعتَه من رسول الله صلى الله عليه وسلم في القِصَاص، فخشيتُ أن تموت، أو أموت قبل أنْ أسْمَعَه، قال: سمعتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «يُحْشَرُ الناسُ يوم القيامة -أو قال: العباد- عُراةً غُرْلًا بُهْمًا» قال: قلنا: وما بُهْمًا؟ قال: «ليس معهم شيء، ثم يناديهم بصوت يَسْمَعُه مَن بَعُدَ كما يسمعه مَن قَرُبَ: أنَا الملك، أنا الدَيَّان، ولا ينبغي لأحد من أهل النار، أن يدخل النارَ، وله عِنْد أحد من أهل الجنة حقٌّ، حتى أَقُصَّه منه، ولا ينبغي لأحد مِنْ أهل الجنَّة أَن يَدْخُل الجنَّةَ، وِلَأحَد مِن أهْل النَّار عِنْدَه حقٌّ، حتى أقصَّه منه، حتَّى اللَّطْمَة» قال: قلنا: كيف، وإِنَّا إِنَّما نَأْتِي اللهَ عزَّ وجّلَّ عُراةً غُرْلًا بُهْمًا؟ قال: «بِالحَسَنَات والسيِّئَات».
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-: “Bana bir adamın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu bir hadis ulaştı. Bir binek satın aldım. Sonra üzerine yolculuk yapacağım yüklerimi koydum. (O hadisi duymak için) bir aylık yola çıktım. Nihayet Şam’da yanına vardım. Bir de baktım ki Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh- orada duruyor. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. "İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine elbisesini topladı ve benimle musafaha etti, sarıldı ben de sarıldım. Ben de ona: “Senden bana ulaşan bir hadis var da, o hadisi sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuşsun, kısas konusu ile ilgili. Ben de onu senden almaya geldim. Çünkü senden duymadan önce ölürsün diye ya da senden önce ölürüm diye korktum.” O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre, şöyle buyurdu: «İnsanlar -yahut- kullar, kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşir olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da:«Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (hükümranım), Deyyân'ım (Hakim'im, hüküm verenim) diye nida eder. Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cennet'e girmez.» diye buyurdu. Biz de: “Bizler Allah Teâlâ’ya çıplak, sünnetsiz ve yanımızda hiçbir şey bulunmadığı halde gideceğimize göre bu nasıl olur? diye sorduk." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Hasenâtlarla (iyiliklerle) ve kötülüklerle.» buyurdu.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma- Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisinin işitmediği bir hadisi işittiğini haber veriyor. Cabir, bir deve satın aldı. Sonra üzerine yolculuk yapacağı yüklerini koydu ve o hadisi duymak için Şam'a, Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın yanına varıncaya kadar bir aylık yola çıktı. Cabir, Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh-'ın yanına girdi. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. “İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine hızlı bir şekilde ve hızından elbisesine basarak çıktı. Birbirlerinin boynuna sarıldılar. Câbir --radıyallahu anh- ona: “Senden bana kısas ile alakalı senin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuş olduğun bir hadis ulaştı. Ben, o hadisinden almaya geldim. Çünkü ben o hadisi senden duymadan önce senin ölmenden yahut kendim ölmekten korktum.” dedi. O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre şöyle buyurdu: «İnsanlar -ya da kullar- kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşr olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da: «Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan» Allah kıyamet günü insanları hesaba çekmek,amellerinin karşılıklarını vermek için bir yerde toplayacak. Onları anneleri doğurduğu gibi o vakit çıplak ve sünnetsiz olacaklar. Ve onlarla beraber dünyadan hiçbir şey olmayacak. ''Ses ile nida etti'' Nida ancak ses ile olur. İnsanlar sessiz bir nida bilmezler. Burada sesin zikredilmesi nidayı pekiştirmek içindir. Bu da açıklık ve aşikarlıkta en üst derecede Allah Teâlâ'nın kendisinden işitilecek bir söz ile konuştuğunun göstergesidir. Şüphesiz onun sesi vardır. Ancak O'nun sesi yarattıklarının sesine benzemez. Bunun için de şöyle demiştir: ''Konuştuğunda yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir ses.'' Bu sıfat Allah Teâlâ'nın sesine özeldir. Yarattıklarının seslerine gelince sesin kuvvet ve zayıflığına göre onları sadece yakında olanlar işitirler. Bu konuda belirlenmiş naslar/deliller çoktur. Bu naslardan Allah Teâlâ'nın şu sözü: "Ve Rableri ise onlara nidâ etti ki: Sizi bu ağaçtan nehyetmemiş miydim?" Ve şu sözü: "Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık." Sonra da şöyle buyurdu: "Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim" Nida: Şu sözü: "Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git!" O ses ki, bekleyenlerin yakından duyduğu gibi uzaktanda işitirler. O da şu sözünde: ''Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim.)'' Allah Teâlâ Melik'tir, gökyüzünün, yeryüzünün içindekilerinin mülkü onun elindedir. O Deyyân (hükmeden) olup, kullarını amellerine karşılık mükâfatlandırır. Kim hayırlı bir amel yaparsa, onu ameli karşılığında daha üstünüyle karşılığını verir. Kim de kötülük yaparsa ona da hak ettiği karşılığı verir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan cennete girmez.” Allah -Azze ve Celle- kulları arasında adaletle hükmeder. Mazlumun hakkını zalimden alır.Cehennem ehlinden birinin Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu almadan Cehennem'e sokmaz. Bu da adaletin tam olmasındandır. Şüphesiz ki kâfir ve zalim olanlar Cehennem'e gireceklerdir, ancak onlara zulmedilmeyecektir. Eğer onlardan birinin Cennet ehlinden alacağı varsa ondan o hakkını alır. Bu durum Cennet ehli için de geçerlidir. Sahabiler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle dediler. Dedik ki: "Beraberlerinde dünyadan hiç bir şey yok iken nasıl olur da insanlar hakları verirler?" Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurduki: «İyilikler ve kötülükler ile» Hakların yerine getirilmesi mazlum olanın zalimin iyiliklerinden alması ile olacaktır. Eğer zalimin iyilikleri biterse mazlumun kötülüklerinden alınıp zalimin kötülüklerine konulacak, sonra da ateşe atılacaktır. Hadiste geldiği gibi durum böyledir.
33 "Şüphesiz ki, kâfir bir kimse bir iyilik yaptığında, dünyada bu iyiliğinin tadı ona tattırılır. Mü’mine gelince, Allah, onun iyiliklerini ahireti için saklar. Dünyada ise itaat etmesine rızık bahşeder."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه مرفوعاً: «إنَّ الكافر إذا عمل حسنة، أُطْعِمَ بها طُعْمَةً من الدنيا، وأما المؤمن فإِنَّ اللهَ تعالى يدخر له حسناته في الآخرة، ويُعْقِبُهُ رزقًا في الدنيا على طاعته». وفي رواية: «إنَّ الله لا يظلم مؤمنا حسنة، يُعْطَى بها في الدنيا، ويُجْزَى بها في الآخرة، وأما الكافر فَيُطْعَمُ بحسنات ما عمل لله تعالى في الدنيا، حتى إذا أفضى إلى الآخرة، لم يكن له حسنة يُجْزَى بها».
Enes b. Malik -radıyallahu anhuma- merfu olarak rivayet ediyor: "Şüphesiz ki, kâfir bir kimse bir iyilik yaptığında, dünyada bu iyiliğinin tadı ona tattırılır. Mü’mine gelince, Allah, onun iyiliklerini ahireti için saklar. Dünyada ise itaat etmesine rızk bahşeder." Bir rivayette ise, "Şüphesiz ki Allah, mü’minin iyilikleri konusunda hiç bir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiç bir iyiliği kalmaz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kâfir kimse bir itaatte bulunursa Allah -Azze ve Celle- ona dünyada bir rızık verir. Mümin kimse ise bir itaatte bulunursa yüce Allah bu iyiliği o kimse için saklar ve karşılığını ahirette verir. Dünyada da bu itaatinden dolayı mü'min kulunu rızıklandırır. Allah Teâlâ mü'min kimseye yaptığı itaatin karşılığını sadece ahirette vermekle kalmaz, dünyada da kendisine rızık olarak karşılık verir. Ahirette ise bu iyiliğinin mükâfatını verir. Kâfir kimseye ise yaptığı iyiliklerine karşılık dünyada rızık verir. Böylece ahirette karşılığını bekleyip, alacağı bir iyiliği kalmamış olur. İlim ehli kafir olarak ölen bir kimsenin ahirette alacağı bir karşılığının olmadığı hususunda icma etmiştir. Dünyada Allah Teâlâ'ya yakınlaşmak kastıyla yaptığı hiç bir iyiliğinin karşılığını ahirette göremeyecektir. Bu hadis, kafir kimsenin Allah Teâlâ'ya yakınlaşmak kastıyla dünyada yaptığı akraba ziyareti, sadaka vermek, köle azat etmek, misafir ağırlamak ve hayır işlerini kolaylaştırmak gibi kabul olması için niyet şartı olmayan iyiliklerinin karşılıklarını yine dünyada tadacağı açıkça beyan edilmektedir.
34 Kıyamet Günü müezzinler insanların en uzun boyunlu olanlarıdır
عَنْ مُعَاوِيَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «الْمُؤَذِّنُونَ أَطْوَلُ النَّاسِ أَعْنَاقًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ».
Muaviye -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kıyamet Günü müezzinler insanların en uzun boyunlu olanlarıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için ezan okuyan müezzinlerin, yaptıkları amelin şerefi, hayırlarının çokluğu ve ecirlerinin büyüklüğü sebebiyle Kıyamet Günü'nde insanların en uzun boyunluları olacaklarını haber vermiştir.
- Bu hadiste, ezanın fazileti ortaya konulmakta ve Müminler ezan okumaya teşvik edilmektedir.
- Müezzinlerin değeri ve Kıyamet Günü'ndeki yüksek makamları beyan edilmiştir.
35 'Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?''
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه ، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «كيف أَنْعَمُ وقدِ الْتَقَمَ صاحبُ القَرْنِ القَرْنَ وحَنَى جَبهتَه وأَصْغَى سمعَه ينتظرُ أنْ يُؤمَرَ أنْ يَنْفُخَ فينفخُ» قال المسلمون: فكيف نقولُ يا رسولَ الله؟ قال: «قولوا: حسبُنا اللهُ ونِعْمَ الوَكيلُ توكَّلنا على اللهِ ربِّنا» وربما قال سفيان: على الله توكَّلنا.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- diyor ki, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:''Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?''İşte bu ifade Peygamberin ashabının ağrına gitmiş olacak ki, sahabe, o halde bize ne yapmamızı veya ne söylememizi istersiniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular: “Böyle bir durumda,Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Bu hadiste şöyle buyuruyor:''Boynuzun sahibi -İsrafil- elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?Bu üflemeyle gökte ve yerde olanlar düşecekler ve kıyamet kopacak.Sanki bu iş -Kıyamet saatinin yakınlığıdır- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı üzerine ağır geldi.Ve ey Allah'ın Rasûlü ne diyeceğiz dediler?Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de onlara şöyle buyurdular:''Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.''Yani ey Allah'ım! bize yet,O bizim kefilimiz ve ne güzel vekildir O.Bizde Allah -Subhânehû-'ya tevekkül ettik.
36 Biz ümmetlerin sonuncusuyuz ve hesap verecek olan ilk ümmetiz
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «نَحْنُ آخِرُ الأُمَمِ، وَأَوَّلُ مَنْ يُحَاسَبُ، يُقَالُ: أَيْنَ الأُمَّةُ الأُمِّيَّةُ وَنَبِيُّهَا؟ فَنَحْنُ الآخِرُونَ الأَوَّلُونَ».
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biz ümmetlerin sonuncusuyuz ve hesap verecek olan ilk ümmetiz. Denilecek ki: Okuma yazma bilmeyen ümmet ve onun peygamberi nerede? Öyleyse biz ümmetlerin sonuncusuyuz ve ümmetlerin ilkiyiz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin var olan ve zaman içinde var olan ümmetlerin sonuncusu olduğunu bildirmiştir. Kıyamet Günü'nde hesaba çekilecek ümmetlerin ilkidir. Kıyamet Günü'nde şöyle denilecektir: "O okuma yazma bilmeyen ümmet ve onun peygamberi nerede?" Bu, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in okuma-yazma bilmemesine, yani ümmi olmasına atfedilir. Önce hesap sorulacak; çünkü bizler zaman ve varoluş bakımından sonuncuyuz, Kıyamet Günü'nde hesap sorulacak ve Cennet'e girecek olanlar ise ilkleriz.
- Bu ümmetin önceki ümmetlere göre üstünlüğü.
37 Ey Bilal! Bana İslam’da yaptığın en hayırlı ameli anlat
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِبِلاَلٍ عِنْدَ صَلاَةِ الفَجْرِ: «يَا بِلاَلُ، حَدِّثْنِي بِأَرْجَى عَمَلٍ عَمِلْتَهُ فِي الإِسْلاَمِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ دَفَّ نَعْلَيْكَ بَيْنَ يَدَيَّ فِي الجَنَّةِ» قَالَ: مَا عَمِلْتُ عَمَلًا أَرْجَى عِنْدِي أَنِّي لَمْ أَتَطَهَّرْ طَهُورًا، فِي سَاعَةِ لَيْلٍ أَوْ نَهَارٍ، إِلَّا صَلَّيْتُ بِذَلِكَ الطُّهُورِ مَا كُتِبَ لِي أَنْ أُصَلِّيَ.
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazında Bilal'e şöyle demiştir: «Ey Bilal! Bana İslam’da yaptığın en hayırlı ameli anlat. Çünkü Cennet'te senin nalın (terlik, ayakkabı) sesini duydum.» Bilal şöyle buyurdu: “Gece veya gündüz fark etmeksizin, ne zaman abdest alsam, o abdest ile bana yazılmış olan namazı kılmaktan daha hayırlı bir amel işlemedim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir rüyasında onun Cennet'te olduğunu gördü ve Bilâl b. Rabâh'a şöyle dedi: İslam'da canı gönülden yaptığın en hayırlı ameli bana anlat. Çünkü Cennet'te önümde yürürken nalınlarının hafifçe çıkardığı sesi duydum. Bilâl -radıyallahu anh- şöyle dedi: Gece gündüz hangi vakit olursa olsun her abdestim bozulduğunda abdest aldım ve bana takdir edildiği kadar Rabbim için nafile namaz kılmaktan daha hayırlı bir şey yapmadım.
- Bilâl -radıyallahu anh-'ın işaret ettiği, abdest aldıktan sonra her defasında namaz kılmak olan amelin fazileti, en hayırlı amellerden biri ve Cennet'e girmenin vesilesidir.
- Her abdest aldıktan sonra namaz kılmak müstehaptır.
- Bir rol model olan kimseye veya eğiticiye öğrencisinin bir iş hakkında soru sorması, eğer o iş iyi ise onu devam etmeye teşvik etmesi, aksi takdirde bu tür bir işi yapmasını men etmesi anlamına gelir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Bilâl -radıyallahu anh-'ın Cennetlikler'den olduğuna şahitlik etmiştir.
- Bu soru sabah namazı sırasında sorulmuştur ve bu da onun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in rüyasında meydana geldiğini gösterir; peygamberlerin rüyaları haktır, gerçektir.
38 Kıyamet günü olduğu zaman Allah -Azze ve Celle- her bir Müslümana bir yahudi, yahut bir hristiyan sunar da, bu senin ateşten kurtulmandır, fidyendir.” diye buyurur.
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه مرفوعاً: «إذا كان يومُ القيامة دفع اللهُ إلى كل مسلم يهوديا أو نصرانيا، فيقول: هذا فِكَاكُكَ من النار». وفي رواية: «يجيء يومَ القيامة ناسٌ من المسلمين بذنوبٍ أمثالِ الجبال يغفرها الله لهم».
Ebu Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh- merfu olarak anlatıyor: Kıyamet günü olduğu zaman Allah -Azze ve Celle- her bir Müslümana bir yahudi yahut bir hristiyan sunar da; bu senin ateşten kurtulmandır, fidyendir.” diye buyurur. Başka bir rivayette ise «Kıyamet günü Müslüman insanlardan günahları dağlar gibi olan kimseler getirilir. Allah onları bağışlar.» şeklindedir
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisin anlamı, Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği şu hadiste açıklanmıştır: “Her kimsenin cennette ve cehennemde bir yeri vardır. Mümin cennete girdiği zaman, onun yerine bir kâfir geçer. Çünkü küfrü (inkârı) sebebiyle bunu hak eden odur.” “O senin fidyendir.” ifadesinin anlamı; sen ateşe atılacaktın, işte bu senin fidyendir, demektir. Çünkü Allah, ateşi kendileriyle dolduracağı kimseler takdir etmiştir. Kâfirler günahları sebebiyle ateşe girince bu şekilde Müslümanlar için fidye haline gelmiş oldular. Allah en iyi bilendir.
39 "Kur'ân'ı okuyunuz. zira O, kıyâmet günü okuyan kimseler için şefaatçi olarak gelir."
عن أبي أمامة رضي الله عنه قال: سمعتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يقولُ: «اقْرَؤُوا القرْآنَ؛ فَإنَّهُ يَأتِي يَوْمَ القِيَامَةِ شَفِيعًا لأَصْحَابِهِ».
Ebu Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre o Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işitmiştir: «Kur'ân-ı okuyunuz. zira o, kıyâmet günü okuyan kimse için şefaatçi olarak gelir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetini Kur’ân okumaya teşvik etmiştir. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle, kıyamet günü olduğu zaman okunan bu Kur’ân’ın sevabını, Kur’ân’ın kendi nefsi ile kaim olduğu bir halde onu okuyan, onunla iştigal eden ve onun emir ve yasaklarını yerine getiren kimseler için şefaatçi olarak gelmesi olarak koymuştur.
40 «Muhammed’in canı elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete Müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nispetle kara öküzün derisindeki beyaz benek gibisiniz.» buyurdu.
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في قُبَّةٍ نحوا من أربعين، فقال: «أترضون أن تكونوا ربع أهل الجنة؟» قلنا: نعم، قال: «أترضون أن تكونوا ثلث أهل الجنة؟» قلنا: نعم، قال: «والذي نفس محمد بيده، إني لأرجو أن تكونوا نصف أهل الجنة وذلك أن الجنة لا يدخلها إلا نفس مسلمة، وما أنتم في أهل الشرك إلا كالشعرة البيضاء في جلد الثور الأسود، أو كالشعرة السوداء في جلد الثور الأحمر».
İbn Mes’ûd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Deriden yapılmış bir çadır içinde kırk kadar kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bulunuyorduk. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bize: «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Biz: Evet, dedik. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem: «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Biz: Evet, dedik. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhammed’in canı elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete Müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nispetle kara öküzün derisindeki beyaz benek ya da kırmızı (beyaz) öküzün derisindeki siyah benek gibisiniz.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- sayıları yaklaşık olarak kırkı bulan ashabı ile birlikte küçük bir çadırda oturmuştu. «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Evet, dediler. «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Evet, dediler. Allah Rasûlü Rabbine yemin ettikten sonra; «Cennet ehlinin yarısı olacağınızı ümit ediyorum.» dedi. Geri kalan diğer yarısı diğer ümmetlerden olacaktır. Cennete ancak Müslüman girecek, kâfir olanlar cennete giremeyecektir. Sizler diğer ümmetteki şirk ehline nazaran az kimselersiniz. Aynı öküzün sırtındaki kıllardan ayırt edilebilen başka renkteki bir kıl tanesi misalini verdi.
41 Güneş, Kıyamet Günü'nde insanlara bir mil mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır
عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ الْأَسْوَدِ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ: «تُدْنَى الشَّمْسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْخَلْقِ، حَتَّى تَكُونَ مِنْهُمْ كَمِقْدَارِ مِيلٍ»، قَالَ سُلَيْمُ بْنُ عَامِرٍ: فَوَاللهِ مَا أَدْرِي مَا يَعْنِي بِالْمِيلِ؟ أَمَسَافَةَ الْأَرْضِ، أَمِ الْمِيلَ الَّذِي تُكْتَحَلُ بِهِ الْعَيْنُ قَالَ: «فَيَكُونُ النَّاسُ عَلَى قَدْرِ أَعْمَالِهِمْ فِي الْعَرَقِ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى كَعْبَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى حَقْوَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُلْجِمُهُ الْعَرَقُ إِلْجَامًا» قَالَ: وَأَشَارَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ إِلَى فِيهِ.
Mikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Güneş, Kıyamet Günü'nde insanlara bir mil mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır.» Hadisi Mikdât’dan rivayet eden Süleym b. Âmir: Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mili mi kastetti bilmiyorum, demiştir. Rasûlullah şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır; bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- eliyle ağzına işaret etti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Kıyamet Günü Güneş'in insanlara yaklaştırılacağını ve başlarının yaklaşık bir mil uzağına kadar getirileceğini bildirmiştir. Tâbiinden Selîm b. Âmir -rahimehullah- şöyle demiştir: Vallahi ben, iki milden hangisinin kast edildiğini anlayamadım; yeryüzü mesafesi mi, yoksa göze sürme çekilen mil mi? Sonra sözüne şöyle devam etti: İnsanlar yaptıkları amellere göre ter içinde kalacaklardır. Kiminin terleri ayak bileklerine kadar, kiminin dizlerine kadar, kiminin beline ve elbiselerinin kuşaklarına kadar, kiminin de terleri ağızlarına kadar ulaşacak ve konuşmalarına engel olacaktır. Dedi ki: Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- eliyle ağzını işaret etti.
- Kıyamet Gününün dehşetini ve bundan doğan korkuyu anlatmaktadır.
- İnsanlar Kıyamet Günü yaptıkları amellere göre zor bir duruma düşecekler.
- İyilik yapmak teşvik edilmiş ve kötülük yapmaktan sakındırılmıştır.
42 Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir
عَن أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ أَنْ يَقُولَ لَهُ: تَمَنَّ فَيَتَمَنَّى، وَيَتَمَنَّى، فَيَقُولُ لَهُ: هَلْ تَمَنَّيْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ، فَيَقُولُ لَهُ: فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak, sizden biriniz Cennet'in en alt derecesinde bulunsanız bile, ona ( gönlünden geçenleri) temenni et denilecek. O da devamlı temenni edip duracak. Bunun üzerine ona (kalbinden geçenleri) tamamen temenni ettin mi diye sorulacak. Evet cevabını verince ona şöyle denilecek: Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'e giren kimseler arasında makam ve mertebe bakımından en alt derecede olan kişiye şöyle denileceğini haber vermiştir: (Allah ona) 'Dilekte bulun' der. O da diler, diler... Öyle ki aklına gelebilecek hiçbir dilek kalmayıp hepsini sayana kadar dilemeye devam eder. Sonra (Allah) ona: 'Diledin mi (isteklerin bitti mi)?' diye sorar. Kul: 'Evet' der. Bunun üzerine Allah ona şöyle buyurur: 'Şüphesiz ki dilediğin her şey ve bir o kadarı daha senindir.'"
- Cennet ehlinin mertebelerinde ve makamlarındaki farklılıklar vardır.
- Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın cömertliğinin ne kadar büyük olduğu açıklanmıştır.
- Cennet nimetleri belirli bir şeyle sınırlı değildir; aksine Mümin, Allah Teâlâ’nın bir lütfu, ihsanı ve ikramı olarak orada canının çektiği ve arzuladığı her şeyi bulur.
43 Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أُتِيَ بِلَحْمٍ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ، وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ فَنَهَشَ مِنْهَا نَهْشَةً، ثُمَّ قَالَ: «أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ القِيَامَةِ، وَهَلْ تَدْرُونَ مِمَّ ذَلِكَ؟ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، يُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ البَصَرُ، وَتَدْنُو الشَّمْسُ، فَيَبْلُغُ النَّاسَ مِنَ الغَمِّ وَالكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَلاَ يَحْتَمِلُونَ، فَيَقُولُ النَّاسُ: أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ، أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ؟ فَيَقُولُ بَعْضُ النَّاسِ لِبَعْضٍ: عَلَيْكُمْ بِآدَمَ، فَيَأْتُونَ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَيَقُولُونَ لَهُ: أَنْتَ أَبُو البَشَرِ، خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ، وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ المَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا قَدْ بَلَغَنَا؟ فَيَقُولُ آدَمُ: إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ اليَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ قَدْ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُهُ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ، فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ: يَا نُوحُ، إِنَّكَ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَقَدْ سَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ؟ فَيَقُولُ: إِنَّ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ قَدْ غَضِبَ اليَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنَّهُ قَدْ كَانَتْ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُهَا عَلَى قَوْمِي، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ، فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ: يَا إِبْرَاهِيمُ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ، فَيَقُولُ لَهُمْ: إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ اليَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ كُنْتُ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذِبَاتٍ، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى فَيَأْتُونَ، مُوسَى فَيَقُولُونَ: يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ، فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ عَلَى النَّاسِ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ، أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ؟ فَيَقُولُ: إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ اليَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَإِنِّي قَدْ قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي، اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي، اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ، فَيَأْتُونَ عِيسَى، فَيَقُولُونَ: يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ، وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ، وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي المَهْدِ صَبِيًّا، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ؟ فَيَقُولُ عِيسَى: إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ اليَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ قَطُّ، وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَلَمْ يَذْكُرْ ذَنْبًا، نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ، فَيَأْتُونَ مُحَمَّدًا فَيَقُولُونَ: يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتِمُ الأَنْبِيَاءِ، وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى إِلَى مَا نَحْنُ فِيهِ، فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ العَرْشِ، فَأَقَعُ سَاجِدًا لِرَبِّي عَزَّ وَجَلَّ، ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَيَّ مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا، لَمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي، ثُمَّ يُقَالُ: يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ سَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَقُولُ: أُمَّتِي يَا رَبِّ، أُمَّتِي يَا رَبِّ، أُمَّتِي يَا رَبِّ، فَيُقَالُ: يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ مِنَ البَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الجَنَّةِ، وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ، ثُمَّ قَالَ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّ مَا بَيْنَ المِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الجَنَّةِ، كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَحِمْيَرَ -أَوْ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى-».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir parça et getirilmişti ve hoşuna gittiği için ön budu kendisine ikram edildi. Bundan bir lokma aldı ve sonra şöyle dedi: «Ben Kıyamet Günü insanların efendisiyim. Biliyor musunuz, neden? Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler. İnsanlar, ‘Başımıza geleni görmüyor musunuz? Rabbiniz katında size şefaat edecek birini tanımıyor musunuz?’ diyecekler. Sonra bazı insanlar birbirlerine, ‘Adem’e gidin’ diyecekler. Bunun üzerine Adem -aleyhisselam-'a gelecekler ve ona, ‘Sen insanların babasısın. Allah seni kendi elleriyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklere sana secde etmelerini emretti. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne halde olduğumuzu, başımıza geleni görmüyor musun?' diyecekler. Bunun üzerine Adem, "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Rabbim bana o ağaca yaklaşmamı yasaklamıştı, ama ben O’nu dinlemedim. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Nuh’a gidin" diyecek. Bunun üzerine onlar Nuh'a gidecekler ve "Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk rasûlsün. Allah seni çok şükreden bir kul olarak isimlendirdi. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?" diyecekler. Bunun üzerine o şöyle diyecek: "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Benim bir icabet edilecek bir duam vardı; onu da kendi kavmimin aleyhine kullandım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin. İbrahim’e gidin.” Bunun üzerine insanlar İbrahim’e gelip: “Ey İbrahim! Sen Allah’ın peygamberi ve yeryüzündeki halilisin. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. Bunun üzerine İbrahim onlara şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben vaktiyle üç defa yalan söyledim. Ben şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Musa’ya gidin.” Bunun üzerine Musa’ya gelecekler ve: “Ey Musa! Sen Allah’ın peygamberisin. Allah, peygamberlik risaleti ve kelamıyla seni diğer insanlara üstün kılmıştır. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. O da, şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben, öldürülmesi emredilmeyen bir cana kıydım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Meryem oğlu İsa’ya gidin.” Bunun üzerine insanlar İsa’ya gidip ona şöyle diyecekler: “Ey İsa! Sen Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhsun. Sen daha beşikte bir bebekken insanlarla konuşuyordun. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne hale geldiğimizi görmüyor musun?” Bunun üzerine İsa şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir.'' Kendisi hakkında hiçbir günahı zikretmeden şöyle devam edecek: ''Ben kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Muhammed'e gidin!” Bunun üzerine onlar Muhammed’e gidip şöyle diyecekler: “Ey Muhammed! Sen Allah’ın rasûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı. Rabbin katında bizim için şefaat et. Bizim ne durumda olduğumuzu görmüyor musun?'' Bunun üzerine ben de çıkıp Arş’ın altına geleceğim. Aziz ve Celil olan Rabbimin önünde secdeye kapanacağım. Sonra Allah bana, kendisine yönelik hamdlerden ve güzel övgülerden öyle şeyler ilham eder ve açar ki, bunları benden önce hiçbir kimseye açmamıştır. Sonra şöyle denilecek: ''Ey Muhammed! Başını kaldır, iste, sana istediğin verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.'' Bunun üzerine başımı kaldıracağım ve şöyle diyeceğim: ''Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim.'' Sonra denilecek ki: Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları Cennet kapılarının en sağındaki kapıdan içeri al. Esasen onlar, diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Cennet kapılarından her birinin iki kanadı arasındaki mesafe Mekke ile Himyer arasındaki mesafe kadardır. -Veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır.-"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ashabıyla birlikte bir yemek davetindeydi. Kendisine bir koyunun ön budu ikram edildi. Bu, koyun etinde onun en çok hoşuna giden kısmıydı. Dişlerinin ucuyla ondan bir parça ısırdı ve sonra onlara şöyle dedi: ''Ben Kıyamet Günü insanların efendisiyim.'' Bunu, Yüce Allah'ın lütfunu dile getirmek için söylemiştir. Sonra şöyle dedi: ''Bunun neden olduğunu biliyor musunuz? Çünkü insanlar Kıyamet Günü geniş, düz ve alabildiğine uzanan tek bir düzlükte toplanacaklar. Orada bulunanlara bir davetçi seslendiğinde herkes duyacak ve bir bakan göz onlara baktığında hiçbir şey gizli kalmaksızın hepsini birden kuşatacaktır. Çünkü yer dümdüzdür; orada hiç kimsenin bakışlardan gizlenebileceği bir şey (engel) yoktur ve bakışlar hepsine ulaşıp nüfuz eder. Yani bir insan konuşacak olsa en sondaki kişi bile onu duyar, göz de hepsini birden görür. Güneş, mahlukata bir mil kadar yaklaşır. İnsanlar, dayanamayacakları ve katlanamayacakları kadar büyük bir gam, keder ve sıkıntıya düşerler. Nihayetinde şefaat yoluyla bir kurtuluş arayışına girerler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, iman ehline insanlığın babası Adem’e gitmelerini ilham eder. Onlar da Adem’e gelip, Allah katında kendilerine şefaatçi olması ümidiyle onun faziletlerini zikrederler. Ona şöyle derler: 'Sen insanlığın babası Adem'sin. Allah seni kendi eliyle yarattı, meleklerini sana secde ettirdi, sana her şeyin ismini öğretti ve sana ruh üfleyip can verdi. Fakat o, mazeret beyan ederek şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır.' Sonra kendi hatasını hatırlar; o hata, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın kendisine bir ağaçtan yemesini yasaklamış, kendisinin ise ondan yemiş olmasıdır. Ve şöyle der: 'Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Nuh’a gidin!'" Bunun üzerine insanlar Nuh'a gelip şöyle derler: Sen, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk rasûlsün ve Allah seni şükreden bir kul olarak isimlendirdi. Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik benim (vaktiyle) kavmimin aleyhine yaptığım bir bedduam vardı. Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, İbrahim’e gidin! Bunun üzerine insanlar İbrahim’e gelip şöyle derler: Sen Allah’ın yeryüzündeki halilisin (dostusun).Rabbin katında bizim için şefaat et, bizim ne durumda olduğumuzu görmüyor musun? Fakat o da onlara şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik ben (vaktiyle) üç defa yalan söylemiştim.' Bunlar; '(Ben) hastayım' demesi, 'Belki de bunu şu büyükleri yapmıştır' demesi ve hanımı Sare’ye, onun şerrinden kurtulabilmek için 'Ona benim kız kardeşim olduğunu söyle' demesidir. Hakikat şu ki, bu üç söz aslında gerçeğe aykırı görünse de başka bir kastı olan, üstü kapalı ve kinayeli sözlerdendi. Fakat görünüşleri yalan suretinde olduğu için, İbrahim -aleyhisselam- kendini şefaat makamına layık görmeyip küçülterek bu sözlerden dolayı (Allah'tan) korkup çekinmiştir. Çünkü Allah’ı en iyi tanıyan ve O’na mertebece en yakın olan kimse, O’ndan en çok korkan kimsedir. Sonra şöyle dedi: Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Musa’ya gidin! Bunun üzerine insanlar Musa'ya gelip şöyle derler: 'Ey Musa! Sen Allah’ın resulüsün. Allah seni risaletiyle ve seninle doğrudan konuşmasıyla insanların üzerinde bir makama seçip üstün kıldı. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?!' Fakat o da şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır. Üstelik ben (vaktiyle) öldürülmesi emredilmemiş olan bir cana kıymıştım. Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Meryem oğlu İsa’ya gidin! Bunun üzerine insanlar İsa'ya gelip şöyle derler: 'Ey İsa! Sen Allah’ın resulüsün, O’nun Meryem’e ilka ettiği (ulaştırdığı) kelimesi ve sana can verdiği bir ruhsun. Üstelik daha beşikte bir bebekken insanlarla konuştun. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?!' Fakat o da şöyle der: 'Şüphesiz ki Rabbim bugün, daha önce hiç olmadığı kadar ve bundan sonra da asla olmayacağı kadar dehşetli bir şekilde gazaplanmıştır.' İsa -aleyhisselam- herhangi bir günah/hata zikretmedi (ve şöyle devam etti): 'Bugün ancak benim nefsim şefaate muhtaçtır! Benden başkasına gidin, Muhammed’e gidin! Bunun üzerine insanlar Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e gelirler ve şöyle derler: 'Ey Muhammed! Sen Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbine karşı bize şefaat et, içinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?! Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: 'Bunun üzerine ben gider, Arş'ın altına varırım ve Aziz ve Celil olan Rabbim için secdeye kapanırım. Sonra Allah, Kendi zatını övüp sena etmem için bana, benden önce hiç kimseye açmadığı (ilham etmediği) eşsiz hamdleri ve güzel övgüleri açar. Ardından şöyle nida edilir: Ey Muhammed! Başını kaldır; iste, istediğin sana verilecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecektir! Ben de başımı kaldırırım ve şöyle derim: Ümmetim yâ Rabbi, ümmetim yâ Rabbi, ümmetim yâ Rabbi! Nihayetinde O'nun şefaati kabul olunur. Sonra ona şöyle denilir: Ey Muhammed! Ümmetinden hiç hesaba çekilmeyecek olanları Cennet'in sağ kapısından içeri koy. Onlar, bunun dışındaki diğer kapılarda da insanların ortaklarıdırlar (diğer kapılardan da geçebilirler). Sonra şöyle buyurmuştur: Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Cennet kapısının iki yakasının arası, Mekke ile Yemen'deki Sana'nın arası kadardır. Ya da Mekke ile Şam'daki Busra (Havran şehri) arası kadardır.
- Hadisten, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in davete icabet etmesi ve ashabıyla birlikte yemek yemesiyle gösterdiği tevazusu anlaşılmaktadır.
- Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bütün insanlar üzerindeki üstünlüğü anlatılmıştır.
- el-Kâdî İyâz -rahimehullah- şöyle demiştir: Denilir ki; es-Seyyid/efendi, halkından üstün olan ve zorluklarda kendisine başvurulan kişidir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların dünya ve ahirette efendisidir. Özellikle Kıyamet Günü'nü belirtmesinin sebebi ise, o günde efendiliğin çok önemli olması, herkesin ona -sallallahu aleyhi ve sellem- teslim olması ve Adem ile tüm çocuklarının onun sancağı altında toplanmasıdır.
- Yüce Allah’ın insanlara, başlangıçta Âdem’e ve ardından diğer peygamberlere şefaat için başvurmayı ilham edip, doğrudan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gitmeyi ilham etmemesinin hikmeti, O’nun faziletini herkese göstermek içindir. Zira O, makamının yüceliği ve Allah'a yakınlığı bakımından en üst noktadadır.
- İhtiyacı olan bir kulun, ihtiyacına karşılık alabilmek için kendisine başvurduğu kişiyi en güzel sıfatlarıyla vasıflandırması (onu övmesi) meşrudur/güzel bir yöntemdir; zira bu, isteğin kabul edilmesine daha çok vesile olur.
- Bir kişiden yapamayacağı bir şey istendiğinde, kabul edilebilir bir mazeret sunması caizdir. Bu kişinin, o işi daha iyi yapabileceğini düşündüğü birine yönlendirilmesi de müstehaptır.
- Bu hadis, Kıyamet Günü'nde insanların bir araya geleceği yerin dehşetini ve mahşerin zorluğunu anlatmaktadır.
- Geçmişteki yaptıklarını hatırlayarak bu makama layık olmadıklarını hissetmeleri sebebiyle peygamberlerin gösterdiği tevazu anlatılmıştır.
- Hadiste, Kıyamet Günü'nde mahlukatın hükümlerinin verilmeye başlanması için yapılacak olan ''Büyük Şefaat'in'' delili vardır.
- Bu hadis aynı zamanda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için ''El-Vesile'' ve ''Makam-ı Mahmud'' mertebelerini kanıtlamaktadır.
- Allah Teâlâ’nın hamt ve övgüye layık oluşu son bulmaz. Bu sebeple Allah, bu makamda Resûlüne kendisine yönelik güzel övgü ve sena ifadelerinden, ondan önce hiç kimseye açmadığı şeyleri ilham eder ve öğretir.
- Ümmet-i Muhammed'in, ümmetlerin en hayırlısı olduğunu göstermektedir. Zira onlara Cennet'e giriş konusunda özel ayrıcalıklar verilmiştir. Hesapsız olarak Cennet'e girecek olanlar, yalnız kendilerine tahsis edilmiş özel bir kapıdan girerler; diğer Cennet kapılarından girişte ise diğer Müminlerle birlikte ortak olurlar.
44 Cennete girecek ilk topluluk, dolunay gecesindeki ayın sureti (güzelliği ve parlaklığı) üzere olacaktır. Onların ardından gelenler ise gökte ışığı en güçlü parlak yıldızın görünümü üzere olacaklardır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ أَوَّلَ زُمْرَةٍ يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ القَمَرِ لَيْلَةَ البَدْرِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ عَلَى أَشَدِّ كَوْكَبٍ دُرِّيٍّ فِي السَّمَاءِ إِضَاءَةً، لاَ يَبُولُونَ وَلاَ يَتَغَوَّطُونَ، وَلاَ يَتْفِلُونَ وَلاَ يَمْتَخِطُونَ، أَمْشَاطُهُمُ الذَّهَبُ، وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ، وَمَجَامِرُهُمْ الأَلُوَّةُ الأَنْجُوجُ، عُودُ الطِّيبِ وَأَزْوَاجُهُمُ الحُورُ العِينُ، عَلَى خَلْقِ رَجُلٍ وَاحِدٍ، عَلَى صُورَةِ أَبِيهِمْ آدَمَ، سِتُّونَ ذِرَاعًا فِي السَّمَاءِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennete girecek ilk topluluk, dolunay gecesindeki ayın sureti (güzelliği ve parlaklığı) üzere olacaktır. Onların ardından gelenler ise gökte ışığı en güçlü parlak yıldızın görünümü üzere olacaklardır. Orada tuvalet ihtiyaçları olmayacak, tükürme ve burun temizleme gibi durumlardan uzak olacaklar. Tarakları altın, terleri misk, buhurdanlıklarında kullanılan tütsü, güzel kokulu öd ağacıdır, zevceleri büyük gözlü hurilerdir. Hepsi tek bir kişinin yaratılışı ve ahlâkî uyumu üzere olacaklardır. Ataları Âdem’in sureti üzere olup, boyları göğe doğru altmış zira olacaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'e girecek ilk Mümin topluluğun, parlaklık bakımından dolunay gecesindeki ay gibi yüzlere sahip olacağını bildirmiştir. Onlardan sonra gelenler ise gökyüzünün en parlak yıldızı gibi olacaklardır. Orada tuvalet ihtiyaçları olmayacak; tükürmeyecekler ve burunlarını temizleme (sümkürme) gereksinimi duymayacaklardır. Tarakları altın, terleri misk kokusu olacak ve buhurdanlıklarından etrafa en hoş kokulu tütsüler yayılacaktır. Eşleri huri olacaktır. Hepsi, tek bir insanın ahlak ve uyuşumu içinde, boy ve yaratılış olarak babaları Âdem’in suretinde olacaklardır. Her birinin boyu göğe doğru altmış arşın olacaktır.
- Cennet ehlinin vasıfları açıklanmakta ve onların Cennet'teki makamlarının, dünyadaki amellerine ve derecelerine göre farklılık göstereceği belirtilmektedir.
- Anlamların daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve onları açıklığa kavuşturmak için benzetme yönteminin kullanılmıştır.
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: Şöyle bir soru akla gelebilir: Cennet ehli sakalsız oldukları ve saçları da hiç kirlenmediği halde tarağa ne ihtiyaçları vardır? Kokuları miskten daha güzel olduğu halde buhura (tütsüye) ne gerek vardır? Buna şöyle cevap verilir: Cennet ehlinin yemesi, içmesi, giyinmesi ve güzel kokular sürünmesi; açlık, susuzluk, çıplaklık veya kötü koku gibi bir sıkıntıdan (eksiklikten) kaynaklanmamaktadır. Bunlar sadece ardı arkası kesilmeyen lezzetler ve kesintisiz nimetlerdir. Buradaki hikmet ise, dünyada bir şekilde tatmış oldukları nimetlerin benzerleriyle Cennette de keyif almaları ve ödüllendirilmeleridir.
45 Allah’tan Cennet'i istediğinizde Firdevs'i isteyiniz
عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «فِي الجَنَّةِ مِائَةُ دَرَجَةٍ مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، وَالْفِرْدَوْسُ أَعْلاَهَا دَرَجَةً وَمِنْهَا تُفَجَّرُ أَنْهَارُ الجَنَّةِ الأَرْبَعَةُ، وَمِنْ فَوْقِهَا يَكُونُ العَرْشُ، فَإِذَا سَأَلْتُمُ اللَّهَ فَسَلُوهُ الفِرْدَوْسَ».
Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet’te yüz derece vardır. Her iki derece arasındaki mesafe gökle yeryüzü arası kadardır. Firdevs derece olarak en üstünü olup Cennet'in dört ırmağı buradan fışkırır. Arş da onun (Firdevs'in) üstünde bulunur. Allah’tan Cennet'i istediğinizde Firdevs'i isteyiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in haber verdiğine göre, Ahiretteki Cennet'te yüz derece (mertebe) vardır ve her iki derece arasındaki mesafe, yer ile gök arası kadardır. Bu cennetlerin en yükseği ise Firdevs cennetidir. Cennetin dört nehrinin kaynakları buradan çıkar ve Firdevs'in hemen üzerinde Arş bulunur. Bu yüzden, Allah'tan (cenneti) isteyeceğiniz zaman O'ndan Firdevs'i isteyin; çünkü orası bütün cennetlerin üzerindedir.
- Cennet ehlinin evleri, imanlarına ve salih amellerine göre farklı farklı olacaktır.
- Bu hadiste, Allah'tan Cennet'in en yüce makamı olan Firdevs'in istenmesi teşvik edilmektedir.
- Firdevs, Cennet'in en yüksek ve en faziletli kısmıdır.
- Bir Müslümanın ideali/hedefi yüksek olmalı; Allah Teâlâ katındaki en yüce ve en faziletli mertebelere ulaşmak için gayret gösterip bunu O'ndan talep etmelidir.
- Cennet'in dört nehri, Allah Teâlâ’nın Kur’an’da bildirdiği su, süt, şarap ve bal ırmaklarıdır: {Takva sahiplerine vadedilen Cennet'in durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz su nehirleri, tadı değişmeyen süt nehirleri, içenlere lezzet veren şarap nehirleri ve süzme bal nehirleri vardır.} [Muhammed Suresi: 15]