Peygamber Efendimizin Ahlakı hadisleri
1 Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur
عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ» قَالُوا: وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: «الرِّيَاءُ، يَقُولُ اللهُ عز وجل لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِذَا جُزِيَ النَّاسُ بِأَعْمَالِهِمْ: اذْهَبُوا إِلَى الَّذِينَ كُنْتُمْ تُرَاؤُونَ فِي الدُّنْيَا، فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ عِنْدَهُمْ جَزَاءً؟».
Mahmûd b. Lebîd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur. İnsanların yaptıklarının karşılığını alacağı kıyamet gününde Allah Teâlâ onlara: "Dünyada iken gösteriş yaptığınız kimselere gidin de onların yanında bir mükâfat bulacak mısınız bakın bakalım" diye buyuracaktır.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmeti adına korktuğu en çok korktuğu şeyin küçük şirk olduğunu haber vermiştir. O da riya; insanlar için amel etmektir. Sonra kıyamet günü riya yapanların cezası olarak kendilerine şöyle denileceğini haber vermiştir: Kim için amellerinizi yaptıysanız onlara gidin. Bakın bakalım sizi ödüllendirmeye ve o amellerin karşılığını vermeye güçleri yetiyor mu?!
- Allah -Azze ve Celle-'ye yapılan amellerde ihlaslı olmak farzdır. Riyadan sakındırılmıştır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine olan şefkati, onlara hidayet ve nasihat etme konusundaki hassasiyeti ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- salihlerin önde gelenleri sahabelere hitap ederken bu kadar korkuyor ise, onlardan sonra gelenler adına daha çok korkmaktadır.
2 Allah'ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara merhamet edenlere sen de merhamet et
عن عائشة رضي الله عنها قالت: سمعتُ من رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول في بيتي هذا: «اللَّهُمَّ مَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئًا فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَاشْقُقْ عَلَيْهِ، وَمَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئًا فَرَفَقَ بِهِمْ فَارْفُقْ بِهِ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i benim bu evimde şöyle söylediğini işittim: «Allah'ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara merhamet edenlere sen de merhamet et.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
-Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- küçük ya da büyük Müslümanların yönetimini üstlenen herkese dua etmiştir. İster bu, yöneticilik genel veya özel bir yöneticilik olsun fark etmez. Yönettiği kimselere zorluk çıkarır ve merhamet etmezse, Yüce Allah da ona zorluk çıkararak amelinin türünde karşılığını verir. Hiç şüphesiz yönettiği kimselere merhamet edip işlerini kolaylaştıran kimseye de Yüce Allah merhamet eder ve işlerini kolaylaştırır.
- Kim Müslümanların herhangi bir işini üstlenirse, onlara elinden geldiğince iyi davranmalıdır.
- Karşılık, işlenen amellerin türünden olur.
- Merhamet ve sertlik sayılan şeyin ölçüsü, Kur'an ve sünnete aykırı olmayan ölçüdür.
3 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak bakımından insanların en güzeliydi
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَحْسَنَ النَّاسِ خُلُقًا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak bakımından insanların en güzeliydi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak bakımından insanların en mükemmeliydi. Güzel söz söylemek, iyilik yapmak, güler yüzlü olmak, kimseyi incitmemek ve başkalarından gelen eziyete katlanma konusunda bütün ahlaki kurallar, nezaket ve zarafet hususunda en önde idi.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakının mükemmelliği ifade edilmiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel ahlakın en mükemmel örneğidir.
- Güzel ahlakta Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in örnek alınması ve ona tabi olmak teşvik edilmiştir.
4 ″Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in ahlakı Kur’an idi.″
قال سعد بن هشام بن عامر -عندما دخل على عائشة رضي الله عنها-: يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنْبِئِينِي عَنْ خُلُقِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَتْ: أَلَسْتَ تَقْرَأُ الْقُرْآنَ؟ قُلْتُ: بَلَى، قَالَتْ: فَإِنَّ خُلُقَ نَبِيِّ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ الْقُرْآنَ.
Sa'd b. Hişâm b. Âmir, Âişe -radıyallahu anha-'nın yanına girdiğim zaman: ''Ey Müminlerin annesi! Bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ahlakından haber ver″ dedim. Bana: ″Sen Kur’an okumuyor musun?″ diye sordu. Ben: ″Evet okuyorum″ dedim. Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ″Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in ahlakı Kur’an idi.″
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim bunu uzun bir hadisin bir bölümü olarak rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakıyla ilgili soru sorulmuş, o da kapsamlı bir sözle cevap vermiştir: Soru soranı, kemalin bütün sıfatlarını içinde barındıran Kur'an-ı Kerim'e yönlendirmiş ve onun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kur'an ahlakıyla yoğrulmuş olduğunu söylemiştir. Kur'an'ın emrettiklerini yapmış, yasakladıklarından da kaçınmıştır. Dolayısıyla ahlakı Kur'an'la amel etmek, koyduğu sınırlarda durmak, adabına uymak, örnekleri ve kıssalarını düşünüp ibret almaktı.
- Kur'an ahlakını benimsemede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek almak teşvik edilmiştir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakı övülmüştür, çünkü vahyin kaynağından bu ahlakı almıştır.
- Kur'an tüm güzel ahlakın kaynağıdır.
- İslam'da ahlak, emirleri yerine getirmek ve yasaklardan kaçınmakla bütün dini kapsar.
5 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنين رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، قَالَتْ: مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُسْتَجْمِعًا قَطُّ ضَاحِكًا، حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ.
Müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Aişe -radıyallahu anha-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gülerken, küçük dili görünecek kadar abartılı bir halde gülmediğini bildirmektedir. Küçük dil, boğazın en üstünde asılı olan bir et parçasıdır. O, sadece tebessüm ederdi.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir şey hoşuna gider veya hoşnut olursa, tebessüm ederek gülerdi.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Kendisini bütünüyle gülmeye kaptırmış bir halde bütün dişlerini gösterecek kadar kahkaha atar bir şekilde güldüğünü görmedim.
- Çok gülmek ve yüksek sesle kahkaha atmak, salih kimselerin özelliklerinden değildir.
- Çok gülmek, kişinin arkadaşları arasındaki heybetini ve vakarını yok eder.
6 Hiçbir peygamberin ümmetine Deccâl hakkında söylemediği bir şeyi size haber vereyim mi? Onun bir gözü kördür. Yanında Cennet'e ve Cehennem'e benzeyen bir şey olacaktır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ حَدِيثًا عَنِ الدَّجَّالِ، مَا حَدَّثَ بِهِ نَبِيٌّ قَوْمَهُ؟ إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّهُ يَجِيءُ مَعَهُ بِمِثَالِ الجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَالَّتِي يَقُولُ إِنَّهَا الجَنَّةُ هِيَ النَّارُ، وَإِنِّي أُنْذِرُكُمْ كَمَا أَنْذَرَ بِهِ نُوحٌ قَوْمَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiçbir peygamberin ümmetine Deccâl hakkında söylemediği bir şeyi size haber vereyim mi? Onun bir gözü kördür. Yanında Cennet'e ve Cehennem'e benzeyen bir şey olacaktır. Onun Cennet dediği şey, Cennet değil Cehennem'dir. Nûh'un kavmini uyardığı gibi ben de sizi uyarıyorum.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Deccâl'den, onun özelliklerinden bahsederek, kendisinden önce hiçbir peygamberin haber vermediği şeyleri ashabına haber vermektedir: Muhakkak ki Deccâl'in onun bir gözü kördür. Allah Teâlâ, onun yanında gözle görülen Cennet ve Cehennem gibi bir şey yaratmıştır. Fakat onun Cennet'i ateştir, ateşi de Cennet'tir. Kim Deccâl'e itaat ederse, insanların gördüğü (zannettiği) bu Cennet'e sokar. Fakat o, yakıcı bir ateştir. Kim de Deccâl'e karşı çıkarsa, insanların gördüğü (zannettiği), ateşe sokar, ancak o ateş güzel bir Cennet'tir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- tıpkı Nûh -aleyhisselâm-'ın kavmini uyardığı gibi, bizi de onun fitnesine karşı uyarmıştır.
- Deccâl'in fitnesinin büyüklüğünden bahsedilmiştir.
- Deccâl'in fitnesinden kurtuluş, doğru bir imanla, Allah Teâlâ'ya sığınmakla, namazda son teşehhütte O'ndan Allah'a sığınmakla ve Kehf Suresi'nin başından on ayet ezberlemekle olur.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisinden önceki hiçbir peygamberin Deccâl hakkında açıklamadığı özellikleri Müslümanlara anlatarak onlara karşı ne kadar şefkatli olduğunu göstermiştir.
7 Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ العَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا، فَإِذَا رَأَى شَيْئًا يَكْرَهُهُ عَرَفْنَاهُ فِي وَجْهِهِ.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evlenmemiş ve erkeklerle tanışmamış, evinde saklanan bir genç kızdan daha hayâlı olduğunu haber vermiştir. Hatta öyle ki, bir şeyden hoşlanmadığında bunu sözle ifade etmezdi, ashabı onun o şeyden hoşlanmadığını yüzündeki değişiklikten anlardı.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in büyük bir karakteristik özelliği olan hayâ özelliğine sahip olması beyan edilmiştir. Hayâ büyük bir ahlaki özelliktir.
- Allah'ın mukaddesatları çiğnenmediği sürece, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'ın hayâsı anlatılmıştır. Çünkü Allah'ın mukaddesatları çiğnenirse Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- öfkelenir, ashabına emirler verir ve yasaklar koyardı.
- Hayâlı olmak teşvik edilmiştir. Çünkü hayâ; nefsi, güzeli yapmaya ve çirkin olanı terk etmeye götürür.
8 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in konuşması seçkin (açık seçik) idi. Her işiten onu anlardı."
عن عائشة رضي الله عنها قالت: كَانَ كَلاَمُ رَسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- كَلاَمًا فَصلاً يَفْهَمُهُ كُلُّ مَنْ يَسْمَعُهُ.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in konuşması seçkin (açık seçik) idi. Her işiten onu anlardı."
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha- hadisinde şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in konuşması seçkindi. Manası: Konuşurken harfler ve kelimeler birbirine girmezdi. Her işiten için açık ve anlaşılırdı. Konuşmaları karmaşık ve uzun değildi. Konuşmasında acele etmediği için birisi onun kelimelerini sayacak olsa sayabileceği gibi tane tane konuşurdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Cevâmiu'l Kelim (özlü sözlü olma) özelliği verildiği için konuşmaları kısa ve özdü. Cevâmiu'l Kelim demek; az söz kullanarak, çok mana içeren söz söylemek demektir. O yüzden kişinin konuşmasının, dinleyenin anlayamayacağı gibi birbirine karışmış şekilde olmaması gerekir. Çünkü konuşmak ile amaçlanan şey, konuştuğun kimsenin seni anlamasıdır. Anlaşılmaya en yakın söz daha evla ve daha güzeldir. Kişi bu yöntemi uyguladığında; konuşmasını belirgin ve açık kıldığında, anlamayan için üç kez tekrarladığında bu kimsenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ittiba ettiği, bundan dolayı sevap kazanacağı ve müslüman kardeşinin onu anlayacağı söylenebilir. Bütün sünnetlerde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ittiba ettiğini aklından çıkarma ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmak ve buna karşılık sevap almak senin için gerçekleşmiş olsun.
9 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece yatsı namazını geç vakte kadar geri bıraktı. Ömer -radıyallahu anh- çıktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (evinden) çıktı ve başından sular damlıyordu ve şöyle buyurdu: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu saatte kılmalarını emrederdim.»
عن عَبْد اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: «أّعْتَمَ النَبِيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالعِشَاء، فَخَرَج عُمَر فقال: الصَّلاةَ يا رسول الله، رَقَد النِسَاءُ والصِّبيَان. فَخَرَجَ ورَأسُهُ يَقطُر يقول: لَولاَ أن أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي -أو على النَّاس- لَأَمَرتُهُم بهذه الصَّلاة هذه السَّاعَة».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece yatsı namazını geç vakte kadar geri bıraktı. Ömer -radıyallahu anh- çıktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (evinden) çıktı ve başından sular damlıyordu ve şöyle buyurdu: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu saatte kılmalarını emrederdim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir gece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, gecenin büyük bir kısmı gidene kadar yatsı namazına çıkmak için geçikti. Kadınlar, çocuklar ve uzun süre beklemeye ihtimali ve gücü olmayan kimseler uyuya kaldı. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evinden çıkıp mescide geldi. Yıkanmış olmasından dolayı başından sular damlıyordu. Yatsının en faziletli vaktinin geçiktirmek olduğunu açıklamak için: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu geç saatte kılmalarını emrederdim.» buyurdu.
10 Rasûllullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan'da Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ فَيُدَارِسُهُ القُرْآنَ، فَلَرَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدُ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûllullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan'da Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan'ın her gecesinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile buluşur, (karşılıklı) Kur'an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdiydi ve ramazan ayında da çok cömert davranırdı. İhtiyacı olana verirdi ve bu cömertliğinin artmasının sebebi de şu iki şeydi: Birincisi: Cebrâîl -aleyhisselam- ile görüşmesi. Diğer husus ise: Ezbere okumak suretiyle Kur’an’ı birbirlerine okuyup müzakere etmeleriydi. Böylece Cebrâîl -aleyhisselâm- Kur'an'dan vahyedilen her şeyi onunla birlikte okur ve müzakere ederdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayır hususunda ikram sahibi, cömert, daha çok veren bir kimseydi. Allah'ın yağmur ve rahmetle gönderdiği güzel rüzgârdan daha hızlı insanlara fayda sağlardı.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in itaat ve salih amel mevsimi olan ramazan ayına özel elinin daha da açık olması, cömertliğinin genişliği anlatılmıştır.
- Her zaman cömert olmak teşvik edilmiş ve ramazan ayında bunun daha fazla olması müstehap görülmektedir.
- Ramazan ayında cömertçe hayır yollarında harcamak, bağış yapmak, ihsanda bulunmak ve çokça Kur’an okumak teşvik edilmiştir.
- İlmin korunmasının vesilelerinden biri de onu ilim talebeleri ve âlimlerle birlikte müzakere etmek ve beraber okumaktır.
11 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı.
عن أبي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قال: «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يُصَلِّي وهو حامل أُمَامَةَ بنت زينب بنت رسول الله صلى الله عليه وسلم ». ولأبي العاص بن الربيع بن عبد شَمْسٍ رضي الله عنه : «فإذا سجد وضعها، وإذا قام حملها».
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre (O, şöyle demiştir): Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı. Ebû'l-Âs İbnu'r-Rabî' İbn Abdişşems -radıyallahu anh-'tan gelen bir rivayette: ''Şöyle ki, secdeye vardığı zamân onu yere koyar, secdeden kalktığında ise onu tekrar kucağına alırdı.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme binti Zeyneb'i namaz kılarken kucağına alarak namaz kılardı. Kıyama kalktığı zaman onu omzuna koyardı. Rükû ve secde yaptığı zaman da sevgisinden ve şefkatinden dolayı onu yere koyardı.
12 «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!»
عن أسامة بن زيد بن حارثة رضي الله عنهما قال: أرسلت بنت النبي صلى الله عليه وسلم إنَّ ابني قد احتُضِر فاشْهَدنَا، فأرسَل يُقرِىءُ السَّلام، ويقول: «إنَّ لِلَّه ما أَخَذ ولَهُ ما أَعطَى، وكلُّ شَيءٍ عِنده بِأجَل مُسمَّى فَلتَصبِر ولتَحتَسِب». فأرسلت إليه تُقسِم عَليه لَيَأتِيَنَّها، فقام ومعه سعد بن عبادة، ومعاذ بن جبل، وأبي بن كعب، وزيد بن ثابت، ورجال رضي الله عنهم فَرفع إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم الصَّبِي، فأَقعَدَه في حِجرِه ونَفسه تَقَعقَع، فَفَاضَت عينَاه فقال سعد: يا رسول الله، ما هذا؟ فقال: «هذه رَحمَة جَعلَها الله تعالى في قُلُوب عِباده» وفي رواية: «في قلوب من شاء من عباده، وإنَّما يَرحَم الله من عِبَاده الرُّحَماء».
Usâme b. Zeyd b. Hârise -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz," diye haber gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aldığı şey Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!» buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e; "Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı." Bu defa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anhum- ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e verdiler, kucağına aldı. Çocuk pek zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-: "Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne haldir?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur,» buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde; «Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah, ancak, merhametli kullarına rahmet eder.» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızlarından birisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e birisini gönderdi ve oğlunun ölmek üzere olduğunu haber vermesini istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den yanına gelmesini talep ediyordu. Gönderdiği kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o gelen kişiye: «Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin! Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.» diye buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kızının gönderdiği kişiye, kızına -çocuğun annesine- şu sözleri söylemesini emretti. «Sabretsin!» bu musibete sabretsin, «Ecrini beklesin» Sabrederek ecrini Allah'tan beklesin. Çünkü bazı insanlar vardır ki sabreder ancak ecrini beklemez. Kişi sabreder ve ecrini Allah'tan beklerse yani; sabrıyla Allah'ın onu mükâfatlandırmasını ve ona ecir vermesini isterse, işte bu ecrini beklemek demektir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in : «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır.» Sözü çok yüce bir sözdür. Eğer bütün her şey Allah’ın ise ve senden bir şey aldı ise bu, O'nun mülküdür. Sana bir şey verdi ise yine onun mülküdür. Senden mülkü olan bir şeyi aldığında nasıl olur da öfkelenirsin? Bundan dolayı bir kişiye bir musibet isabet ettiğinde: "İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un" (Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.) denir. Bizler, Allah’ın mülküyüz, O, bize dilediğini yapar demektir. Aynı zamanda çok sevdiğimiz şeyi elimizden aldığında, o şey Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nındır. Alan da veren de Allah’tır. Hatta sana verdiği şeyin sahibi sen değilsindir. O, Allah’ındır. Bu yüzden Allah’ın sana vermiş olduğu şey ile ancak sana izin verdiği şekilde tasarrufta bululabilirsin. Bu da Allah’ın bize vermiş olduğu mülkün sınırlı olduğunun delilidir. Mutlak tasarruf hakkına sahip değiliz. Bundan dolayı şöyle demiştir: «Aldığı şey de verdiği şey de Allah’ındır.» Eğer aldığı Allah’ın ise nasıl olur da buna katlanamayız? Nasıl olur da El-Mâlik olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nın sahibi olduğu şeyi almasına öfkeleniriz? Bu akla ve vahye terstir. «Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.»: Her bir şeyin belirli bir vakti vardır. Alanın ve verenin Allah olduğunu, O’nun katında her şeyin belli bir vakti olduğunu kesin olarak bilirsen kanaatkâr olursun. Son cümle şunu ifade etmektedir: Şüphesiz ki insan ecel olarak yazılanı ne önceye ne de sonraya alabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus Suresi: 49) Eğer bir şey takdir olundu ise ve ne önceye ne de sonraya alınabiliyor ise, buna katlanamamanın ve öfkelenmenin bir faydası yoktur. Çünkü o kimse katlanamasa da, öfkelense de takdir olunan şeyi değiştiremeyecektir. Sonra elçi olarak gönderilen kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızına söylemesini emrettiği şeyi kızına ulaştırmıştır. Ancak kızı bir kez daha babasının gelmesini talep etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındaki bir grup sahabe kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızının yanına geldiler. Çocuk, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kucağına verildiğinde çok zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- gözlerinden yaşlar boşandı. Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sabırsızlıktan ağladığını zannetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu rahmet duygusudur» Yani; takdir edilene sabretmediğim için değil, çocuğa duyduğum rahmetten dolayı ağladım demektir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaten Allah, sadece, merhametli kullarına rahmet eder.» Bu da başına bir şey gelene rahmetten dolayı ağlamanın cevazına delalet eder.
13 «Allah yeryüzünü benim için katladı/dürdü. Ben de böylece yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördüm. Ümmetimin hükümranlığı benim için katlanan yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi.»
عن ثوبان رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "إن الله زَوَى لي الأرض، فرأيت مشارقها ومغاربها، وإن أمتي سيبلغ ملكُها ما زُوِيَ لي منها. وأعطيت الكنْزين الأحمر والأبيض. وإني سألت ربي لأمتي أن لا يهلكها بسَنَةٍ بعامةٍ، وأن لا يُسَلِّطَ عليهم عدوا من سوى أنفسهم فيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ؛ وإن ربي قال: يا محمد، إذا قضيتُ قضاءً فإنه لا يُرَدُّ، وإني أعطيتك لأمتك أن لا أهلكهم بسنة عامة، وأن لا أُسَلِّطَ عليهم عدوا من سوى أنفسهم فيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ ولو اجتمع عليهم مَنْ بأقطارها، حتى يكون بعضُهم يُهْلِكُ بعضًا ويَسْبِي بعضُهم بعضًا". ورواه البرقاني في صحيحه، وزاد: "وإنما أخاف على أمتي الأئمةَ المضلين، وإذا وقع عليهم السيف لم يرفع إلى يوم القيامة. ولا تقوم الساعة حتى يلحق حي من أمتي بالمشركين، وحتى تعبد فِئامٌ من أمتي الأوثان. وإنه سيكون في أمتي كذابون ثلاثون؛ كلهم يزعم أنه نبي، وأنا خاتم النبيين لا نبي بعدي. ولا تزال طائفة من أمتي على الحق منصورة لا يضرهم من خذلهم حتى يأتي أمر الله تبارك وتعالى".
Sevbân -radıyallahu anh-’tan- rivayet edildiğine göre Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yeryüzünü benim için katladı/dürdü. Ben de böylece yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördüm. Ümmetimin hükümranlığı benim için katlanan yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi. Rabbimden ümmetimi umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istedim. Rabbim ise şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! Ben bir şeye hükmettiğim zaman bu hüküm asla değiştirilmez. Ben sana ümmet hakkında şunları veriyorum: Onları genel bir kıtlıkla helak etmeyecek ve kendilerinden olmayan, köklerini kurutacak bir düşman gücünü onların başına musallat kılmayacağım. Hatta ümmetine karşı dünyanın dört bir tarafından bir araya gelseler bile. Fakat sonunda onlar, yani senin ümmetin birbirini kıracak ve birbirini esir edecektir." el-Burkâni Sahihinde rivayet etmiş ve şu lafızları da eklemiştir: «Ve ben sadece ümmetimin başına sapık liderler gelmesinden korkuyorum. Ümmetimin arasında kılıç çekilince (iç savaş çıktığında) bu, kıyamete kadar bitmeyecektir. Ümmetimden bir kabile müşriklere katılmadıkça ve ümmetimden bazı topluluklar putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İleride ümmetim içinden otuz tane yalancı çıkacak ve hepsi de peygamber olduğunu iddia edecek. Hâlbuki ben, peygamberlerin sonuncusuyum ve benden sonra peygamber gelmeyecek. Allah Teâlâ’nın emri gelinceye (Kıyamete) kadar ümmetimden bir topluluk daima hak üzere kalacak, onları terk edenler ve muhalefet edenler onlara bir zarar veremeyecek.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis çok değerli bir hadis olup çok önemli işleri ve doğru haberleri kapsamaktadır. Sadık el-Masdûk (Doğru olan ve doğruluğu da tasdiklenmiş) olan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- için Allah yeryüzünü katladı/dürdü. Böylece ümmetinin sahip olacağı yeryüzünün doğu ve batı her tarafını gördü. Kendisi hakkında haber verilen bu olay gerçekleşmiştir. Ümmetinin hükümranlığı genişledi, en doğu ve en batıya kadar ulaştı. Kendisine iki hazine verildiğini haber etti ve haber verdiği gibi de oldu. Ümmeti, Kisra’nın ve Kayser’in (Sasani ve Rum imparatorlarının lakabı) içinde altın, gümüş ve mücevherler (değerli eşyaların) bulunduğu mülklerine sahip oldu. Rabbinden ümmetini umumi kıtlıkla helak etmemesini ve kendilerinden olmayıp onların köklerini kurutacak dış düşmanları onlara musallat etmemesini istediğini haber verdi. Allah da, onun ilk istediğini verdi. İkinci istediğini de ümmeti ihtilaftan, ayrılıktan ve birbirlerini öldürmekten uzak durduğu müddetçe verdi. Eğer ümmet, ayrılığa düşer ve fırkalaşırsa onların üzerine kâfirlerden düşman musallat eder. Ve bu da ümmet ayrılığa düştüğü zaman vuku buldu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin başına sapık ve saptıran liderler ve âlimlerin gelmesinden korktu. Çünkü insanlar sapıklıklarında onlara uyarlar. Eğer bu ümmette fitne ve savaş olursa bunun kıyamete kadar devam edeceğini haber verdi ve bu da haber verdiği gibi oldu. Osman -radıyallahu anh-zamanındaki fitnenin vuku bulmasından beri günümüze kadar devam etmektedir. Ümmetinden bazılarının şirk diyarına ve dinine katılacağını/gireceğini haber veriyor. Ümmetinden bazı topluluklar şirke girdiler. Bu da haber verdiği gibi oldu. Kabirlere, ağaçlara ve taşlara ibadet edildi. Peygamberlik iddiasında bulunacak olanların çıkacağını ve her iddia edenin yalancı olduğunu, çünkü kendisinin gönderilmesiyle bittiğini haber verdi. Ve ümmetinden bir topluluğun bütün bu belalar ve başa gelen felaketlere rağmen İslam üzere kalacağını müjdeledi. Bu topluluk az olmalarıyla beraber onlara düşmanlık edenlerin ve karşı çıkanların hilelerinden zarar görmeyeceklerdir.
14 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
عن أنس بن مالك رضي الله عنه أَنَّ النَبيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- كَان إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ، وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيهِم سَلَّمَ عَلَيهِم ثَلاَثًا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın hadisinde heber verildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, anlaşılana kadar üç defa tekrar ederdi. "Anlaşılana kadar tekrar ederdi" ifadesi anlaşıldığında tekrar etmediğine delalet etmektedir. Ancak kişi manasını iyi bilmediği için anlamadıysa ya da az duyan birisi ise veyahut da bir gürültü varsa, o kimseye anlayana kadar tekrar ederdi. Bu durumlarda seni anlayana kadar tekrar etmek müstehaptır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir topluluğa selam verdiğinde üç kez selam verirdi. Yani üç kereden fazla selamı tekrar etmezdi. Selam verir, selamı (duymadıkları için) almazsalar ikinci kez verir, bunda da alan olmazsa üçüncü kez verir, bunu da almadıklarında selam vermeyi terk ederdi. Aynı şekilde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yere girmek için üç kez izin isterdi. Bir kimse başka bir kimsenin yanına girmek için kapısını üç kez çalar. Eğer ses veren olmazsa oradan geri döner. Bazı şeyleri üç kez tekrarlayıp sonra bitirmek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir.
15 «Odamızda birazcık altın -veya gümüş- olduğunu hatırladım da beni hayırda acele etmekten alıkoymasını istemedim ve derhal dağıtılmasını emrettim.»
عن عقبة بن الحارث رضي الله عنه قال: صليت وراء النبي صلى الله عليه وسلم بالمدينة العصر، فسَلَّمَ ثم قام مُسرعًا، فتَخَطَّى رِقَابَ الناس إلى بعض حُجَرِ نِسائه، فَفَزِعَ الناسُ من سُرْعَتِهِ، فخرج عليهم، فرأى أنهم قد عجبوا من سُرْعَتِهِ، قال: «ذكرت شيئاً من تِبْرٍ عندنا فكرهت أن يَحْبِسَنِي، فأمرتُ بِقِسْمَتِهِ». وفي رواية: «كنت خَلَّفْتُ في البيت تِبْرًا من الصدقة، فكرهت أن أُبَيِّتَهُ».
Ukbe b. Hâris -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir keresinde Medine’de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in arkasında ikindi namazı kılmıştım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, selâm verip namazı bitirdi ve hızlıca yerinden kalktı, safları yararak hanımlarından birinin odasına gitti. Cemaat, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu telaşından endişe ettiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kısa sürede döndü. Kendisinin bu acele davranışından dolayı (sahabelerin) meraklanmış olduklarını gördü ve şöyle buyurdu: «Odamızda birazcık altın -veya gümüş- olduğunu hatırladım da beni hayırda acele etmekten alıkoymasını istemedim ve derhal dağıtılmasını emrettim.» Bir başka rivayette şu şekildedir: «Odada, sadaka (olarak dağıtılacak) bir miktar altın -veya gümüş- bırakmıştım. Onun gece evde kalmasını uygun görmedim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ukbe b. Hâris -radıyallahu anh- bir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte ikindi namazını kılmıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verip namazı bitirdikten sonra hızlıca yerinden kalkıp, safları yararak hanımlarından birinin odasına gitmiştir. Cemaat, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu telaşından endişe etmişlerdir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kısa sürede döndükten sonra, sahabelerin, kendisinin bu acele davranışından dolayı meraklanmış olduklarını gördüğünde, bunun sebebini insanlara açıklamıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, dağıtılması gereken biraz altın olduğunu hatırlamış, bu düşünce Allah'a yönelmede O'nu meşgul ettiği için böyle yaptığını haber vermiştir.
16 «O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه : أن رجلًا أتى النبي صلى الله عليه وسلم يَتَقَاضَاهُ فَأغْلَظَ له، فَهَمَّ به أصحابه، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «دَعُوه، فإن لِصَاحب الحَقِّ مَقَالا» ثم قال: «أعْطُوهُ سِنًّا مِثْل سِنِّهِ» قالوا: يا رسول الله، لا نَجِدُ إلا أمْثَلَ مِنْ سِنِّهِ، قال: «أعْطُوه، فإن خَيْرَكم أحْسَنُكُم قَضَاء».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir adam alacağını istemek üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı ağır bir ifade kullandı. Bunun üzerine ashâb ona haddini bildirmek istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu bırakınız. Çünkü alacaklı olanın söz söylemeye hakkı vardır.» buyurdu. Sonra da: «Onun devesiyle aynı yaşta olan bir deve veriniz.» diye emretti. Sahâbîler: Yâ Rasûlallah! Ancak onun devesinden daha iyi olan yaşlısını bulabiliyoruz, dediler. Peygamber Efendimiz: «O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamdan küçük bir deveyi borç olarak almıştı. Adam, alacağını istemek üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı borcunu isterken ağır bir ifade kullandı. Bunun üzerine sahabeler, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e karşı olan kabalığından ve edepsizce tavırlarından dolayı onu dövmek istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:Onu bırakınız dilediğini söylesin, hiçbir şekilde ona karşı çıkmayın. Çünkü alacaklı olan borcun ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Ancak isterken edep çerçevesine bağlı kalmalıdır. Ancak sayıp sövmek ve kötülemek müslümanın ahlakından değildir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabından bazısına sadaka develerinden onun devesiyle aynı yaşta olan bir deveyi o kimseye vermelerini emretti. Sahabeler: (Onun devesine eş değer bir deve bulamıyoruz) Ancak onun devesinden daha iyi olan yaşlısını bulabiliyoruz, dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin insanlarla muamelede en faziletliniz, sevap olarak en çoğunu hak edeniniz, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir.» buyurdu.
17 "Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şeyler getirdiğini duydunuz, sanırım" diye buyurdu.
عن عمرو بن عوف الأنصاري رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم بعث أبا عبيدة بن الجراح رضي الله عنه إلى البحرين يأتي بِجِزْيَتِهَا، فَقدِم بمالٍ من البحرين، فسمعت الأنصار بقدوم أبي عبيدة، فَوَافَوْا صلاة الفجر مع رسول الله صلى الله عليه وسلم فلما صلى رسول الله صلى الله عليه وسلم انصرف، فَتَعَرَّضُوا له، فتَبسَّم رسول الله صلى الله عليه وسلم حين رآهم، ثم قال: «أَظُنُّكُمْ سَمِعتم أن أبا عبيدة قَدِم بشيءٍ من البحرين؟» فقالوا: أجل، يا رسول الله، فقال: «أبشروا وأمِّلوا ما يَسُرُّكُم، فوالله ما الفَقرَ أخشى عليكم، ولكني أخَشى أن تُبْسَط الدنيا عليكم كما بُسِطَت على من كان قبلكم، فتَنَافسوها كما تَنَافسوها، فَتُهْلِكَكُم كما أهْلَكَتْهُمْ».
Amr b. Avf el-Ensarî radiyallahu anhu’den rivayet olundu ki, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı, cizye mallarını getirmek üzere Bahreyn'e gönderdi. Ebu Ubeyde cizye mallarını alarak Bahreyn'den Medine'ye geldiğinde Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini işittiler. Allah Rasulü ile birlikte sabah namazına geldiler. Allah Rasulü sabah namazını kılıp ayrılınca sahabeler hemen onun önüne koşuştular. Allah Rasulü onları bu halde görünce gülümsedi. Sonra: Öyle sanıyorum ki sizler, Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şeyler getirdiğini duydunuz, sanırım" diye buyurdu. Sahabeler: Evet ya Rasulallah! dediler. Bunun üzerine Allah Rasulü: "O halde sevinin ve sizi sevindirecek şeyi umunuz! Allah'a yemin ediyorum ki, bundan sonra sizin adınıza fakirlikten korkmuyorum. Fakat sizin için dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi size de serilmesinden ve onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum," buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı, cizye mallarını getirmek üzere Bahreyn'e gönderdi. Ebu Ubeyde cizye mallarını alarak Medine'ye geldiğinde Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini işittiler. Allah Rasulü’nün sallallahu aleyhi ve sellem yanına gelip, sabah namazında toplandılar . Allah Rasulü sabah namazını kılıp ayrılınca sahabeler hemen onun önüne koşuştular. Allah Rasulû onları bu halde görünce gülümsedi. Çünkü sahabeler mal için toplanıp, gelmişlerdi. Sonra: Öyle sanıyorum ki sizler, Ebu Ubeyde'nin (Bahreyn'den) geldiğini duydunuz, buyurdu. Sahabeler: Evet ya Rasulullah! Bizler bunu işittik ve payımızı almak için hemen geldik dediler. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de bunun üzerine onların hoşuna gidecek haberi verip, müjdeledi. Ve devamla onların adına fakirlikten endişe duymadığını söyledi. Zira fakir kimse hakka genellikle zengin kimseden daha yakındır. Sahabelerin önünde dünyanın açılıp, yayılmasından ve bu sebeple yarış ve rekabete girmelerinden endişe duydu. İnsan bu konuma düşerse kendisine verilen rızık yetmez olur ve daha da fazlasını tamah eder hale gelir. Malı nereden ve nasıl kazandığı önemsizleşir. Helal ve haram olmasına dikkat etmez. Hiç şüphe yok ki, bu davranış insanı dünyaya bağlayıp, ahiretten uzaklaştıran bir yarış ve rekabettir. Onlardan önce yaşayan insanları helak ettiği gibi onları da helak ediverir.
18 "Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şey istendiğinde asla yok demezdi."
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: ما سُئل رسول الله - صلى الله عليه وسلم- شيئا قطُّ، فقال: لا. وعن أنس رضي الله عنه قال: ما سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم على الإسلام شيئا إلا أعطاه، ولقد جاءه رجل، فأعطاه غنما بين جبلين، فرجع إلى قومه، فقال: يا قوم، أسلموا فإن محمدا يعطي عطاء من لا يخشى الفقر، وإن كان الرجل ليسلم ما يريد إلا الدنيا، فما يلبث إلا يسيرا حتى يكون الإسلام أحب إليه من الدنيا وما عليها.
Câbir ibn Abdillâh -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şey istendiğinde asla yok demezdi. Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den İslâm devrinde bir şey istendiyse onu mutlaka vermiştir. Kendisine bir adam geldi de ona iki dağ arası koyun verdi. Bunun üzerine adam kavmine dönerek: Ey kavmim, Müslüman olun! Vallahi Muhammed öyle ihsanda bulunuyor ki, fakirlikten korkmuyor, demiştir. (Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir) Bir adam ancak dünyayı murad ederek müslüman oluyor. Fakat Müslüman olur olmaz İslâmiyet onun nazarında dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevimli oluyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Bir kimse, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den dünya işleriyle alakalı bir şey istediğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ihsanda bulunmaya engel olmamak için ona hayır dememiştir. Aksine, kendisinde varsa onu vermiş yahut Allah Teâlâ’nın şu emri gereğince ona güzel söz söylemiştir. “İsteyeni de sakın azarlama!” (Duhâ Suresi: 10. Ayet) Buhârî’nin, El-Edebu’l Mufred adlı eserinde Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet ettiğine göre Enes şöyle demiştir: “Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, çok merhametli bir kimse idi. Bir kimse O’na geldiği (ve bir şey istediği) zaman ona bunu vadeder ve şayet yanında istediği şey varsa onu ona verirdi.” Şeyh el-Elbânî -rahimehullah-, El-Edebu’l Mufred’e düşmüş olduğu notlarında bu hadis hakkında Hasen Hadis demiştir. Bkz shf:145 Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre; bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o adamı hanımlarına gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımları, "Bizim yanımızda sudan başka bir şey yok." dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim bu adamı barındırmak ve misafir etmek ister?» Buhari: 3798 Sehl İbn Sa’d -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre bir kadın yanında bir bürde ile geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu kendi ellerimle ördüm bunu giy! dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bürdeyi aldı zira onun buna ihtiyacı vardı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim yanımıza üzerinde o bürdesi olduğu halde geldi. O sırada topluluktan bir adam: "Ey Allah’ın Rasûlü! Onu bana giydirir misin (verir misin)?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Evet” dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o mecliste oturdu. Sonra döndü. O bürdeyi katladı ve o adama gönderdi. Topluluk ona şöyle dedi: "Sen ondan bunu isteyerek iyi bir şey yapmadın. Ve biliyorsun ki O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-), isteyeni geri çevirmez." Bunun üzerine adam şöyle dedi: “Vallahi ben ondan bu elbiseyi öldüğüm gün onu kefen yapmaktan başka bir sebeple istemedim.” (hadisi rivayet eden) Sehl -radıyallahu anh- şöyle dedi: ”Bu elbise adamın kefeni oldu.” İşte, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden bir şey isteyen kimse ile muamelesi böyle idi. Yanında varsa şayet kendisinin ona ihtiyacı olsa dahi istediğini ona verirdi. Şayet istediği şey onda yoksa bundan dolayı ondan müsamaha ister yahut ona daha sonra vereceğini vadeder, yahut da ashabından onun için isterdi. İşte bu, O’nun (-sallallahu aleyhi ve sellem-) cömertliğinden ve güzel ahlakından idi.
19 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da üzerlerine farz kılınmasından korktuğu için yapmaktan vazgeçerdi.
عن أم المؤمنين عائشة رضي الله عنها قالت: إِنْ كَانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم لَيَدَعُ العَمَلَ، وهو يُحِبُّ أَنْ يَعْمَلَ بِهِ؛ خَشْيَةَ أَنْ يَعْمَلَ بِهِ النَّاسُ فَيُفْرَضَ عَلَيْهِمْ.
Ummü'l-Muminin Aişe -radıyallahu anhâ-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da üzerlerine farz kılınmasından korktuğu için yapmaktan vazgeçerdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yapmayı sevdiği bir ameli insanların üzerlerine farz olur ve büyük bir meşakkatle karşılaşırlar da bu ibadeti yapamazlar düşüncesi ile terk ederdi. Aleyhisselam onların meşakkatle karşılaşmalarından hoşnut olmazdı.
20 «Ben, uzatmayı arzu ederek, namaza dururum da, bir çocuğun ağlamasını işitir, onun annesine güçlük çıkarıp üzmekten hoşlanmadığım için, namazı kısa keserim.»
عن أبي قتادة وأنس بن مالك رضي الله عنهما مرفوعاً: «إني لأقوم إلى الصلاة، وأريد أن أُطَوِّلَ فيها، فأسمع بكاء الصبي فأَتَجَوَّزُ في صلاتي كراهيةَ أن أَشُقَّ على أمه».
Ebu Katâde ve Enes İbn Malik -radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben, uzatmayı arzu ederek namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir, onun annesine güçlük çıkarıp üzmekten hoşlanmadığım için, namazı kısa keserim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaatle namaza başladığında namazı uzun kılmak isterdi. Eğer bir çocuğun ağlamasını işitirse onun namazı uzun kılmasının çocuğun annesine güçlük çıkarması ve annenin kalbinin onunla meşgul olması endişesi sebebi ile namazı kısa keserdi.
21 «Eğer Allah sizin kalbinizden rahmetini çekip almışsa ben ne yapabilirim ki?» karşılığını verdi.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: قَدِمَ نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ عَلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فقالوا: أَتُقَبِّلُونَ صِبْيَانَكُمْ؟ فقال: «نعم» قالوا: لَكِنَّا واللهِ ما نُقَبِّلُ! فقال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : «أَوَ أَمْلِكُ إن كانَ اللهُ نَزَعَ مِنْ قُلُوبِكُم الرَّحْمَةَ!».
Aişe -radıyallahu anha- merfû olarak rivayet ederek dedi ki:- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, bedevi Araplar'dan birtakım insanlar gelip: Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Evet!» diye buyurdu. Onlar ise: Allah'a yemin ederiz ki, biz çocuklarımızı öpmeyiz. dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer Allah sizin kalbinizden rahmetini çekip almışsa ben ne yapabilirim ki?» karşılığını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, bedevi Araplar'dan birtakım insanlar gelip: Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Evet!» diye buyurdu. Bedevi çöl Arapları sert mizaçlı kimseler oldukları için “Biz çocuklarımızı öpmeyiz" diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer Allah sizin kalbinizden rahmetini çekip almışsa ben ne yapabilirim ki?» karşılığını verdi. Delîlu’l-Fâlihîn, (3/9-10), Şerhu Riyâzi’s-Sâlihîn, İbn Useymîn (2/553,554).
22 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kabasını yere yaslayarak oturup, ayaklarını da dikmiş vaziyette hurma yerken gördüm.
عن أنسٍ رضي الله عنه قال: رَأَيْتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا مُقْعِيًا يَأْكُلُ تَمْرًا.
Enes -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kabasını yere yaslayarak oturmuş ve ayaklarını da dikmiş vaziyette hurma yerken gördüm."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kabasını yere yaslayarak oturmuş ve ayaklarını da dikmiş vaziyette hurma yerken gördüm, demiştir. Böyle oturmasının sebebi, daha az yemek içindir. Zira bu oturuş şeklinde insan rahat olmaz. Dolayısıyla aşırı yemek yemez.
23 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert ve kalın kenarlı bir elbise vardı. Çölde yaşayan bir bedevi Arap yaklaşarak Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesinin kenarından kuvvetlice çekti. O kadar ki, elbisesinin kenarı boyun bölgesinde iz bıraktı."
عن أنس رضي الله عنه قَالَ: كُنْتُ أمشي مَعَ رسول الله صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ بُرْد نَجْرَانيٌّ غَلِيظُ الحَاشِيَةِ، فأدْرَكَهُ أعْرَابِي فَجَبذَهُ بِرِدَائِهِ جَبْذَة شَديدة، فَنَظَرْتُ إِلَى صَفْحَةِ عَاتِقِ النَّبيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أثَّرَتْ بِهَا حَاشِيَة الرِّدَاءِ مِنْ شِدَّةِ جَبْذَتِه، ثُمَّ قَالَ: يَا مُحَمَّدُ، مُر لِي مِنْ مَالِ اللهِ الَّذِي عِنْدَكَ. فَالتَفَتَ إِلَيْهِ، فَضَحِكَ ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ.
Enes -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert ve kalın kenarlı bir elbise vardı. Çölde yaşayan bir bedevi Arap yaklaşarak Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesinin kenarından kuvvetlice çekti. O kadar ki, elbisesinin kenarı boyun bölgesinde iz bıraktı. Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Sende olan Allah (zekat) malından bana verilmesi için emret.” Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- o adama döndü, gülümsedi ve kendisine bir şeyler verilmesini emretti.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anhu- anlatıyor: -"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert ve kalın kenarlı bir elbise vardı. Yani bu elbise Yemen'de bulunan Necran kentinde örülmüş alt tarafı çizgili, kenarları sert ve kalın bir elbiseydi. -Çölde yaşayan bir bedevi Arap arkasından yaklaşarak Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesinin kenarından kuvvetlice çekti. Enes devamla, bu şiddetli çekmenin sonucunda Allah Rasûlünün arkasını dönerek, adamla göğüs göğüse geldiğini haber vermektedir. et-Tiybî ise, "Allah Rasûlü tüm bedeniyle geri dönerek göğüs göğüse kaldı. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- arkasına döneceği zaman tüm bedeniyle dönerdi. Bu adamın kaba davranışından etkilenip, genel adetini değiştirmedi" demiştir. -O kadar ki, elbisesinin kenarı omuzu üzerinde boyun yüzeyinde iz bıraktı. -Yüce Allah şu ayetinde ne kadar da doğru buyurmuştur: "Bedevî'ler, küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidirler." (Tevbe Suresi, 97) -Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Bu adam müellefe-i kulûbtan bir kimseydi. Peygamberimize şiddetli bir üslupla ismiyle seslenerek, çok yumuşak olan bu peygambere karşı kaba davranmıştır. -Sende olan Allah malından (ganimetlerden) bana verilmesi için emret.” Yardımcılarına bana mal vermelerini emret. -Sende olan Allah malından (ganimetlerden) bana verilmesi için emret.” Yani bana vermeni istediğim ama asılda senin olmayan o maldan ver. Bir rivayette, "Bu mal ne senin ne de babanın malıdır. dedi. Bu malın müellefe-i kulûba verilen zekat malı olduğu tefsiri yapılmıştır. -Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- o adama şaşırarak baktı, acıyarak gülümsedi ve kendisine bir şeyler verilmesini emretti.”
24 «Yanımda bir şeyler olsaydı, onları sizden esirgemez, verirdim. Kim dilenmekten çekinir, iffetli davranırsa, Allah onun iffetini arttırır. Kim tok gözlü olmak isterse, Allah onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır. Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiç bir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: أنَّ ناسًا من الأنصارِ سألوا رسولَ الله - صلى الله عليه وسلم - فأعطاهم، ثم سألوه فأعطاهم، حتى نَفِدَ ما عنده، فقال لهم حين أنفقَ كلَّ شيءٍ بيده: «ما يَكُنْ عندي من خيرٍ فلن أَدَّخِرَهُ عَنْكُم، ومَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفِّهُ اللهُ، ومَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللهُ، ومَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللهُ. وما أُعْطِيَ أَحَدٌ عطاءً خَيرًا وأَوسع من الصبرِ».
Ebu Saîd el–Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak nakledildiğine göre, Ensar'dan bir grup, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra yine istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, elindekiler bitinceye kadar verdi. Verebileceği şeyler tükenince onlara şöyle dedi: «Yanımda bir şeyler olsaydı, onları sizden esirgemez, verirdim. Kim dilenmekten çekinir, iffetli davranırsa, Allah onun iffetini arttırır. Kim tok gözlü olmak isterse, Allah onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır. Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiç bir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ensar'dan bazı kişiler Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra yine istediler. Elindekiler bitene kadar verdi. Yanında olanı saklayıp onlara vermeme imkânının olmadığını haber verdi. Onlara iffetli olmayı, insanlara muhtaç olmaktan uzak durmayı ve sabrı tavsiye etti. Kim insanların elinde olandan Allah’ın katında olan ile uzak durursa Allah -Azze ve Celle-’nin onu zengin edeceğini haber verdi. Zenginlik gönül zenginliğidir. Eğer bir insan Allah katındakiyle yetinip insanların yanındakinden uzak durursa, Allah onu insanlardan müstağni kılar ve onu izzetli ve insanlardan istemekten uzak kılar. Kim iffetli olup Allah’ın haram kıldığı kadınlardan uzak durursa Allah -Azze ve Celle- onu ve ailesini korur. Kim sabrederse Allah da onu sabrettirir ve ona sabır verir. Hiç bir kimseye, rızık ve diğerleri gibi sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lütufta bulunulmamıştır.
25 «Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قَبَّلَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم الحسنَ بنَ عليٍّ رضي الله عنهما ، وعنده الأَقْرَعُ بنُ حَابِسٍ، فقال الأَقْرَعُ: إنَّ لي عَشَرَةً من الوَلَدِ ما قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أَحَدًا، فَنَظَرَ إليهِ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فقال: «مَنْ لَا يَرْحَم لَا يُرْحَمُ!».
Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ali -radıyallahu anh-’ın oğlu Hasan’ı öpmüştü. O sırada Akra b. Hâbis de Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında bulunuyordu. Akra: Benim on tane çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hayretle bakıp: «Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz.» buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında Akra' b. Hâbis et-Temîmî otururken Ali'nin oğlu Hasan’ı öptüğünü haber verdi. Akra': Benim on tane çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hayretle bakıp sonra ona: «Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz.» buyurdular. Başka bir rivâyette: «Allah kalbinden rahmeti aldı ise bir şey yapabilir miyim?» Yani: Allah kalbinden rahmet duygusunu aldı ise ben ne yapabilirim? Onu sana geri döndürebilir miyim?
26 "Ey Cibril, Muhammed'e git! -Rabbin en iyi bilen olduğu halde- niye ağladığını sor!" diye emretti. Cebrail -aleyhisselam-, O'na gelip niye ağladığını sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cebrail -aleyhisselam-'a -Rabb Teâla bunun ne olduğunu en iyi bilen olduğu halde- Allah'a haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâla: Ey Cebrail! Muhammed'e git ve O'na söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz ve asla kederlendirmeyeceğiz." buyurdu.
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَلَا قَوْلَ اللهِ عز وجل فِي إِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم : {رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي} [إبراهيم: 36] الآية، وقَوْلَ عِيسَى صلى الله عليه وسلم : {إِنْ تُعَذِّبْهُم فَإِنَّهُم عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُم فَإِنَّكَ أَنْتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ} [المائدة: 118] فَرَفَعَ يَدَيْهِ وقَالَ: «اللهُمَّ أُمَّتِي أُمَّتِي» وبَكَى، فقالَ اللهُ عز وجل : «يا جِبْرِيلُ، اذْهَبْ إِلَى مُحَمَّدٍ -ورَبُّكَ أَعْلَمُ- فَسَلْهُ مَا يُبْكِيهِ؟» فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ، فَأَخْبَرْهُ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم بما قَالَ -وهو أعلم- فقالَ اللهُ تعالى : «يَا جِبْرِيلُ، اذْهَبْ إِلَى مُحَمَّدٍ، فَقُلْ: إِنَّا سَنُرْضِيكَ فِي أُمَّتِكَ وَلَا نَسُوءُكَ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (İbrahim -sallallahu aleyhi ve selem-'in duası olan): "Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin" (İbrahim: 36) mealindeki ayeti ile, İsa -sallallahu aleyhi ve sellem-'in duası olan: "Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın." (Maide: 113) mealindeki ayeti okudu ve ellerini kaldırarak: «Allah'ım! Ümmetime (mağfiret et), ümmetime (mağfiret et!)» diyerek ağladı. Allah -Azze ve Celle-: "Ey Cibril, Muhammed'e git! -Rabbin en iyi bilen olduğu halde- niye ağladığını sor!" diye emretti. Cebrail -aleyhisselam-, O'na gelip niye ağladığını sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cebrail -aleyhisselam-'a -Rabb Teâla bunun ne olduğunu en iyi bilen olduğu halde- Allah'a haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâla: "Ey Cebrail! Muhammed'e git ve O'na söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz ve asla kederlendirmeyeceğiz." buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbrahim -aleyhisselatu ve's-selam-'ın putlar hakkındaki sözü olan; "Ey Rabbim! Şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin." (İbrahim Suresi: 36) mealindeki ayeti ile, İsa -aleyhisselatu vesselam-'ın duası olan: "Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın." (Maide Suresi: 113) mealindeki ayeti okudu ve ellerini kaldırıp ağlayarak: «Allah'ım! Ümmetim, ümmetim» diye dua etti. Yani; onlara merhamet et, onları bağışla! dedi. Bunun üzerine Allah -Subhanehu ve Teâlâ-: "Ey Cibril, Muhammed'e git ve niye ağladığını sor!" diye emretti. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- neden ağladığını biliyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona neden "Ümmetim, ümmetim" diye dua ettiğini haber verdi. Allah Teâlâ; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ne dediğini en iyi bilen olduğu halde Cebrail -aleyhisselam-'a,"Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla seni hüzünlendirmeyeceğiz. Elhamdulillah" Allah -Azze ve Celle-, O'nu ümmeti hususunda bir çok açıdan razı etti. Onlara bir çok ecir verdi, son ümmet olmalarına rağmen kıyamet gününde ilk (cennete) giren olacaklardır. Diğer ümmetlere fazilet bakımından bir çok hususta üstün kılınmışlardır.
27 "Bir hizmetçisi Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in elinden tutar, onu istediği yere kadar götürürdü."
عن أنس رضي الله عنه قال: إنْ كانَتْ الأَمَةُ من إمَاءِ المدينةِ لتَأخُذُ بيدِ النبيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَنْطَلِقُ بِهِ حيثُ شَاءتْ.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Bir hizmetçisi Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in elinden tutar, onu istediği yere kadar götürürdü."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- mahlûkatın en şereflisi olmasına rağmen tevazu sahibi olduğuna delalet eder. Öyle ki Medine’nin cariyelerinden birisi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelir, elini tutar (onunla gelmesini ister) ve ihtiyacı olan şeyde yardım etmesi için onu dilediği yere götürürdü. O insanların en şereflisi olmasına rağmen beni nereye götürüyorsun, ya da benden başkasına git demezdi. Bilakis onunla beraber gider ve ihtiyacı giderme hususunda ona yardımcı olurdu. Allah -Azze ve Celle- bununla Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in izzetini ve makamını arttırmıştır. Uyarı: Hadiste geçen “biahzıl yed” ifadesi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in eli cariyenin eline temas eder manasına gelmemektedir. Hafız şöyle demiştir: “ahzul yed” ifadesinden kasıt ona eşlik etmesini isterdi manasındadır. Bu da yumuşak huyluluk, uysallıktır. Tevazusundaki mübalağadan bahsetmek için erkek olan köle değil, kadın olan cariye zikredilmiştir. Cariye, hür olmaktan başka bir durumdur. Genel manada cariye ismi kullanılmıştır ki hangi cariye olursa olsun fark etmez.
28 «Bana ridamı verin! Şayet şu ağacın dikenleri kadar hayvanım olsaydı, onların tamamını size paylaştırırdım. Sonra siz, benim cimri, yalancı ve korkak olmadığımı görürdünüz!» buyurdu.
عن جبير بن مطعم رضي الله عنه قال: بينما هو يسير مع النبي صلى الله عليه وسلم مَقْفَلَه من حُنَيْن، فَعَلِقَهُ الأعراب يسألونه، حتى اضطروه إلى سَمُرَة، فَخَطِفَت رداءه، فوقف النبي صلى الله عليه وسلم فقال: «أعطوني ردائي، فلو كان لي عدد هذه العِضَاهِ نَعَمًا، لقسمته بينكم، ثم لا تجدوني بخيلًا ولا كذابًا ولا جبانًا».
Cubeyr b. Mut'im -radıyallahu anh- şöyle dedi: Huneyn Gazvesi'nden dönüşte Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte yürürken bedevi Araplar ısrarla ganimetin taksimini istemeye başladılar. Neticede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Semura (denilen dikenli ağacının) altında durmaya zorladılar. Ridası o ağacın dikenlerine takıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- durup: «Bana ridamı verin! Şayet şu ağacın dikenleri kadar hayvanım olsaydı, onların tamamını size paylaştırırdım. Sonra siz, benim cimri, yalancı ve korkak olmadığımı görürdünüz!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Huneyn Gazvesi'nden döndükten sonra ki orası Mekke ile Tâif arasında bir vadidir. O'nunla beraber Cubeyr b. Mutim -radıyallahu anh- da vardı. Birlikte yürürken bedevi Araplar ısrarla ganimetin taksimini istemeye başladılar. Neticede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Semura (denilen dikenli ağacının) altında durmaya zorladılar. -Semure ağacı dikenli bir çöl ağacıdır- Ridası o ağacın dikenlerine takıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- durup: «Bana ridamı verin! Şayet şu ağacın dikenleri kadar hayvanım olsaydı, -dikenleri olan bir ağaçtır- deve, inek ve koyun gibi hayvanlarım olsaydı onların tamamını size paylaştırırdım. Sonra siz, benim cimri, yalancı ve korkak olmadığımı görürdünüz!» buyurdu.
29 "Onu bırakın, o işini tamamladıktan sonra bevli üzerine bir kova yahut bir kap su dökün. Çünkü siz, zorlaştırıcı olarak değil, kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz."
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: بال أعرابي في المسجد، فقام الناس إليه لِيَقَعُوا فيه، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «دعوه وأريقوا على بوله سَجْلاً من ماء، أو ذَنُوبًا من ماء، فإنما بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ، ولم تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- naklediyor: "Bir bedevî kalkıp mescide bevletti. İnsanlar yüksek sesle konuşarak adama yöneldiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de onlara şöyle buyurdu: "Onu bırakın, o işini tamamladıktan sonra bevli üzerine bir kova yahut bir kap su dökün. Çünkü siz, zorlaştırıcı olarak değil, kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir bedevî kalkıp Mescid-i Nebevî'de bevleder. İnsanlar da onu dilleriyle sakındırmaya çalışır ve seslerini yükseltirler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara, adamı bırakmalarını, işini tamamladıktan sonra da bevlettiği yerin üzerine bir kova su dökmelerini emreder.
30 Bir Yahûdî çocuğu vardı, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hizmet ederdi.
عن أنس رضي الله عنه قال: كَانَ غُلاَمٌ يَهُودِيٌّ يَخْدُمُ النَّبيَّ صلى الله عليه وسلم فَمَرِضَ، فَأتَاهُ النَّبيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُهُ، فَقَعَدَ عِنْدَ رَأسِهِ، فَقَالَ لَه: «أسْلِمْ» فَنَظَرَ إِلَى أبِيهِ وَهُوَ عِنْدَهُ؟، فَقَالَ: أَطِعْ أَبَا القَاسِمِ، فَأسْلَمَ، فَخَرَجَ النَّبيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَقُول: «الحَمْدُ للهِ الَّذِي أنْقَذَهُ منَ النَّارِ».
Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Bir Yahûdî çocuğu vardı, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hizmet ederdi. Bir ara çocuk hastalandı. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hasta ziyaretine geldi ve başının yanında oturdu. Ve çocuğa hitaben: "İslâm'a gir (müslüman ol) " buyurdu. Çocuk yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebû'I-Kasım'a itaat et (yani O'nun emrini kabul et), dedi. Bunun üzerine o çocuk hemen (şehâdet kelimelerini söyleyip) Müslüman oldu. Müteakiben Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- hastanın yanından çıkarken: "Bu çocuğu cehennem ateşinden kurtaran Allah'a hamdolsun" diyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste Medine'de yaşayan yahudi küçük bir çocuktan bahsedilmekdedir. Bu çocuk Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hizmet ederdi.Bir ara çocuk hastalandı. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hasta ziyaretine geldi. Onu İslam'ı kabul etmeye davet etti. Bu çocuk da İslam'ı kabul etti. Ardından Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- hastanın yanından çıkarken: "Bu çocuğu cehennem ateşinden kurtaran Allah'a hamdolsun" diye buyurdu.
31 «Eğer paça veya kürek eti yemeğe davet edilsem, derhal giderim.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «لو دُعِيتُ إلى كُرَاعٍ أو ذِرَاعٍ لأَجَبتُ، ولو أُهدِيَ إليّ ذِرَاعٌ أو كُرَاعٌ لقَبِلتُ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Eğer paça veya kürek eti yemeğe davet edilsem, derhal giderim. Şayet bana kürek veya paça hediye edilse, hemen kabul ederim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakına, tevazusuna ve insanların gönlünü almasına delil vardır. Ayrıca hediyenin değeri az bile olsa onu kabul ettiğine, davet ettiği şey az bile olsa bir adam evine davet ettiğinde davetine icabet etmesine işaret vardır. Çünkü hediyenin kabulünden ve davete icabet etmekten kasıt davet edenin kalbini ısındırmak ve sevgiyi hakim kılmaktır. Reddedip davete icabet etmemekte ise nefret ve düşmanlık meydana gelir. Böyle yaparak davet edilen şeyin azlığını hor görmem, demek istemiştir. Özellikle kol ve paçanın bir arada zikredilmesin de övülen ve küçük görülen iki şeyin bir arada olması vardır. Çünkü hayvanın kol kısmı Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- diğerlerinden daha çok sevdiği bölümüdür, paçanın ise bir kıymeti yoktur.
32 "Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ellerinden daha yumuşak ne bir atlasa ne de bir ipeğe dokundum."
عن أنس رضي الله عنه ، قَالَ: مَا مَسِسْتُ دِيبَاجاً وَلاَ حَرِيراً ألْيَنَ مِنْ كَفِّ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم ، وَلاَ شَمَمْتُ رَائِحَةً قَطُّ أطْيَبَ مِنْ رَائِحَةِ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم ، وَلَقَدْ خدمتُ رسول اللهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سنين، فما قَالَ لي قَطُّ: أُفٍّ، وَلاَ قَالَ لِشَيءٍ فَعَلْتُهُ: لِمَ فَعَلْتَه؟، وَلاَ لشَيءٍ لَمْ أفعله: ألاَ فَعَلْتَ كَذا؟.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ellerinden daha yumuşak ne bir atlasa ne de bir ipeğe dokundum. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in kokusundan daha hoş bir koku koklamadım. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e tam on yıl hizmet ettim. Bana bir defa bile “Öf!” demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı “Niye böyle yaptın?” demediği gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle “Şöyle yapsan olmaz mıydı?” da demedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ellerinden daha yumuşak ne bir atlasa ne de bir ipeğe dokundum. Enes İbn Malik –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e on sene hizmet etmişti. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in eline biri dokunduğu zaman yumuşak idi. Keza yine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in kokusundan daha güzel bir koku koklamamıştı. Ve diyordu ki; Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile “Öf!” demedi. Yani on sene ona hizmet etti ondan sıkılmadı/rahatsız olmadı. Bizden biri eğer ona biri hizmet ederse ya da ona biri bir hafta ve yakın arkadaşlık ederse mutlaka ondan sıkılır. Ancak –Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bu adam ona on yıl hizmet etti ve ona kesinlikle ‘’Öf’’ bile demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı “Niye böyle yaptın?”, demediği gibi, Enes –radıyallahu anh-’ın kendinden yaptığı şeyler için de Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- onu azarlamıyordu, suçlamıyordu ve yapmadığım bir şey sebebiyle o hizmetçi olmasına rağmen “Niçin böyle yaptın?” da demiyordu. Keza yapmadığım bir şey sebebiyle “Niçin böyle yapmadın?” da demedi. Bu da Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakındandır.
33 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah yolunda savaşma hali dışında, ne bir kadına ne de bir hizmetçiye, eliyle vurmadı."
عن عائشة رضي الله عنها مرفوعاً: «ما ضرب رسول الله صلى الله عليه وسلم شيئا قَطُّ بيده، ولا امرأة ولا خادما، إلا أن يجاهد في سبيل الله، وما نيِل منه شيء قَطُّ فينتقم من صاحبه، إلا أن ينتهك شيء من محارم الله تعالى، فينتقم لله تعالى».
Âişe -radıyallahu anha- merfû olarak rivayet ederek dedi ki: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah yolunda savaşma hali dışında, ne bir kadına ne de bir hizmetçiye, eliyle vurmadı. Kendisine yapılan bir kötülük için kimseden intikam almaya kalkmadı. Yalnız Allah’ın yasak ettiği şeyler çiğnenince, o yasağı çiğneyenden Allah için intikam alırdı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle bir ahlak üzerineydi ki, hiçbir şeye eliyle vurmadı. Hayvanlara bile kötü muamelede bulunmadı. Ne bir kadına ve ne de bir hizmetçiye vurdu. Tedip etmek için vurularak muamele edilen kadın ve himetçi vurmadıysa onların dışında kalan kimselere de asla el kaldırmamıştır. Yüce Allah’ın tevhit akidesini yüceltmek için Allah yolunda savaşma hali bu genellemenin dışındadır. Kendisine yapılan bir kötülük için kimseden intikam almaya kalkmadı. Kâfirler başını yardılar, ön dişlerini kırdılar ve cahilane tavırlarla eziyet verdiler. Buna rağmen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sürekli affeden ve yumuşak davranan oldu. Hiçbir zaman intikam almanın ardına düşmedi. Allah’ın yasak ettiği şeylerin çiğnenmesi durumunda kimsenin yaptığını onaylamadı, tavrını ortaya koydu.
34 Yahudiler, bir kadın hayız olduğunda, onu evden çıkarırlar, onunla beraber (yemek) yemezler, içmezler ve aynı evde birlikte bulunmazlardı. Sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduklarında Allah Teâlâ: "Sana kadınların ay hâlini de sorarlar. De ki, O bir ezâdır. Onun için hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın..." ayetini indirdi.
عن أنس رضي الله عنه : أن اليَهُود كانوا إذا حَاضَت المرأة فيهم لم يؤَاكِلُوها، ولم يُجَامِعُوهُن في البيوت فسأل أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم النبي صلى الله عليه وسلم فأنزل الله تعالى: {ويسألونك عن المحيض قل هو أذى فاعتزلوا النساء في المحيض} [البقرة: 222] إلى آخر الآية، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اصْنَعُوا كلَّ شيء إلا النكاح». فَبَلغ ذلك اليهود، فقالوا: ما يُريد هذا الرَّجُل أن يَدع من أمْرِنا شيئا إلا خَالفَنَا فيه، فجاء أُسَيْدُ بن حُضَيْر، وعَبَّاد بن بِشْر فقالا يا رسول الله، إن اليهود تقول: كذا وكذا، فلا نُجَامِعُهُن؟ فَتغيَّر وجه رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى ظَنَنَا أن قد وجَد عليهما، فخرجا فَاسْتَقْبَلَهُمَا هَدِيَّة من لَبَنٍ إلى النبي صلى الله عليه وسلم ، فأَرسَل في آثَارِهِما فَسَقَاهُمَا، فَعَرَفَا أن لم يَجِد عليهما.
Enes -radıyallahu anh- demiştir ki; Yahudiler, bir kadın hayız olduğunda, onu evden çıkarırlar, onunla beraber yemezler, içmezler ve aynı evde birlikte bulunmazlardı. Sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduklarında Allah Teâlâ: "Sana kadınların ay hâlini de sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın..." (Bakara Suresi: 222) mealindeki âyet-i kerimeyi indirdi; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Cimâ(cinsel ilişki) haricindeki herşeyi yapınız!» buyurdu. Bu söz Yahudilere ulaştığında: "Bu adam, bizim (dinimizin) işinden hiç bir şey bırakmadan hepsine muhalefet etmek istiyor" dediler. (Bunu duyan) Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Ya Rasûlallah, Yahudiler şöyle şöyle diyorlar, hayızlı kadınlarla (cinsî) temasta da bulunsak mı?" dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünün (rengi) değişti, hatta biz onlara kızdığını zannettik. Bu iki zat çıkmışlardı ki, Rasûlullah'a hediye olarak süt getiren biri ile karşılaştılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- peşlerinden gönderip kendilerine (bu sütten) içirdi. Böylece o ikisi Rasûlullah'ın onlara kızmadığını anladılar."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh-: "Yahudiler, bir kadın hayız olduğunda, onu evden çıkarırlar, onunla beraber yemezler, içmezler ve aynı evde birlikte bulunmazlardı." dediklerini haber vermiştir. Yani; Yahudiler hayızlı olan kadınla birlikte yemek yemekten, ondan arta kalan sudan içmekten, onun yapmış olduğu yemeği yemekten imtina ederlerdi. Çünkü onlar hayızlı kadının ve terinin necis olduğuna inanırlardı. "Aynı evde birlikte bulunmazlardı." Buradan kasıt bir yerde oturmaz ve beraber geçinmezlerdi. Yahudiler kadın hayız olduğunda ondan uzak durur birlikte yaşamazlardı. Bilakis onu evden çıkarırlardı. Ebû Dâvud'ta geçen Enes -radıyallahu anh-'ın rivayetinde geldiği gibi: "Yahudiler kadın hayız olduğunda onu evden çıkarır, onlarla birlikte yiyip içmez ve onunla birlikte aynı evde bulunmazlardı." Sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduklarında, yani; sahabeler yahudilerin kadınlar hayızlı olduğunda onlardan uzak durduklarını öğrendiklerinde bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sormuşlar, bunun üzerine Allah Teâlâ: "Sana kadınların ay hâlini de sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın!" ayetini indirmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Cima (cinsel ilişki) haricindeki her şeyi yapınız! dedi. Din, hayızlı kadınla beraber yiyip içmeye, bir arada yaşamaya, ona dokunmaya, beraber yatmaya izin vermiştir. Her şeyi mübah kılmış, ancak cinsel ilişkiye girmeyi yasaklamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Cima (cinsel ilişki) haricindeki her şeyi yapınız!» sözü ayetin özetidir. Çünkü i'tizâl/uzak durmak; bir arada olmayı, beraber yiyip içmeyi kapsamaktadır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uzak durmaktan kastedilenin sadece cinsel ilişkiyi terk etmek olduğunu bundan başka bir şey olmadığını beyan etmiştir. Bu söz Yahudilere ulaştığında, yani; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına kadınları hayızlı olduğu zamanda cinsel ilişkide bulunmak hariç her şeyi yapmalarına izin verdiği haberi yahudilere ulaşınca demektir. "Bu adam, bizim (dinimizin) işinden hiç bir şey bırakmadan hepsine muhalefet etmek istiyor" dediler. Yani; bir şey yaptığımızı gördüğünde aksini yapmayı emretmiş ve aksini yapmaya yönlendirmiştir. Bizim yaptığımız her şeyde bize muhalefet etmeyi hırsla istemektedir. (Bunu duyan) Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Ya Rasûlallah, Yahudiler şöyle şöyle diyorlar hayızlı kadınlarla (cinsî) temasta da bulunsak mı?" dediler. Yani: Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Yahudilerin onlara muhalefet ettiklerini öğrenince, söyledikleri sözü aktardıktan sonra bu iki sahabe -radıyallahu anhuma- Yahudilere her şeyde muhalefetin gerçekleşmesi için cima etmenin de mübah olduğunu sormuşlardır. Manası; onlar (Yahudiler) kadınlarla bir arada yaşamadıklarına muhalefet edip kadınlarla bir arada yaşıyor, onlarla yatıyor, onlarla yiyip içiyor ve cima etmek haricinde her şeyi yapıyoruz. Onlara bütün işlerde muhalefet etmeyi gerçekleştirmek için kadınlarla cima edelim mi? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünün (rengi) değişti.” Yani; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ikisinin bu içtihadını ikrar etmemiş, bilakis kızmış ve kızgınlığının alameti yüzünde belirmiştir. Çünkü o ikisinin söylediği söz dine muhaliftir. Allah Teâlâ: “Hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın!" (Bakara Suresi: 222) buyurmuş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de ayette geçen uzak durmanın ne olduğunu açıklamıştır. Hayız zamanında onlarla cima etme hakkınız yoktur. “Hatta biz o ikisine kızdığını zannettik.” Yani; söyledikleri sözden dolayı onlara kızdığını zannettik. Bu iki zat çıkmışlardı ki, Rasûlullah'a hediye olarak süt getiren biri ile karşılaştılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- peşlerinden biririsini gönderip kendilerine (bu sütten) içirdi.” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından çıktıklarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e süt hediye etmeye gelen birisiyle karşılaştılar. Süt getiren kişi Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına girdiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları geri getirmesi için birini gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiklerinde o ikisine lütufta bulundu ve o ikisinden razı olduğunu göstermek için hediye gelen sütten içirdi. “Böylece o ikisi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara kızmadığını anladı." Yani; kızmadı, çünkü onlar söyledikleri sözlerde iyi niyetli oldukları için onları mazur görmüş ya da kızgınlığı o ikisine devam etmemiştir. Bilakis kızgınlığı geçmiştir. Bu da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakının ve ashabına karşı şefkatinin göstergesidir.
35 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaz kılarken gördüm. Ağlamaktan dolayı O'nun göğsünden küçük bir değirmenden çıkan ses gibi sesler geliyordu.
عن عبد الله بن الشِّخِير رضي الله عنه قال: «رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي، وفي صَدره أَزِيزٌ كَأَزِيزِ الرَّحَى من البُكَاءِ صلى الله عليه وسلم ».
Abdullah b. Şıhhîr -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaz kılarken gördüm. Ağlamaktan dolayı O'nun göğsünden küçük bir değirmenden çıkan ses gibi sesler geliyordu."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Şıhhîr -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ağlamaktan dolayı göğsünden küçük bir değirmenden çıkan ses gibi sesler işitilir bir halde namaz kılarken gördü. Çünkü değirmen ile öğütme yapıldığı zaman ondan öğütme esnasında inleme sesi gibi bir ses çıkar. Sahabi -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazdaki ağlama sesini küçük değirmenden çıkan sese benzetti. Allah, O'nun gelmiş ve geçmiş günahlarını bağışladığı halde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbi ile olan durumu bu idi. Bununla beraber O -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbini tam layıkıyla tanımasından dolayı insanların Allah Teâlâ'dan en çok haşyet duyanı, O'na karşı en takvalı olanı ve O'ndan en çok korkanıdır.
36 Âişe -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da üzerlerine farz kılınmasından korktuğu için, yapmaktan vazgeçerdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hiç bir zaman Duhâ namazını kılmamıştır,ben kılıyorum.''Sahih-i Buhârî.
عن عائشة رضي الله عنها ، قالت: «إنْ كان رسول الله صلى الله عليه وسلم لَيَدَعُ العمل، وهو يُحِبُّ أن يعملَ به خَشْيَة أن يعملَ به الناس، فَيُفْرَضَ عليهم، وما سَبَّح رسول الله صلى الله عليه وسلم سُبْحَة الضُّحى قَطُّ وإنِّي لَأُسَبِّحُهَا».
Âişe -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi yapmayı çok istediği halde, onu ahali de yapmaya kalkar da üzerlerine farz kılınmasından korktuğu için, yapmaktan vazgeçerdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hiç bir zaman Duhâ namazını kılmamıştır,ben kılıyorum.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anhâ- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in insanların yapıp ta üzerlerine farz olupta kendilerine zor gelmesi ve yapmaktan aciz duruma düşmememleri için bir ameli yapmak istediği halde terk ettiğini zikrediyor.Sonra da Âişe -radıyallahu anhâ- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Duhâ namazını kılmadığını zikrediyor.İlim adamları bu kılmamayı sürekli kılmamaya hamlediyorlar.Yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- faziletinden dolayı Duhâ namazını bazı vakitlerde kılardı ve bazı vakitlerde terk ederdi.Âişe -radıyallahu anhâ-'nın hadisin başında zikrettiği gibi Duhâ namazını terk etmeyi de ümmetinin üzerine farz kılınmasından korktuğu için yapardı.
37 "Senin ehlin (kocan) üzerine bir yüklüğün yok. Eğer istersen sana yedi geceyi tamamlarım. Ama senin yanında yedi gece kalırsam, diğer kadınlarımın yanında da yedi gece kalırım.''
عن أمَّ سَلَمَة رضي الله عنها أن رسول الله صلى الله عليه وسلم لمَّا تزوَّجها أقام عندها ثلاثا، وقال: «إنه ليس بِكِ على أَهْلِكِ هَوَانٌ، إنْ شئْتِ سَبَّعْتُ لكِ، وإنْ سَبَّعْتُ لكِ، سَبَّعْتُ لِنِسائي».
Ümmü Seleme -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi ile evlenip, zifafta bulunup yanında üç gece kaldıktan sonra şöyle demiştir:"Senin ehlin (kocan) üzerine bir yüklüğün yok. Eğer istersen sana yedi geceyi tamamlarım. Ama senin yanında yedi gece kalırsam, diğer kadınlarımın yanında da yedi gece kalırım.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ- Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onunla evlendiği zaman yanında ve hanımlarından her birinin yanında yedi gece kalmak ile eğer isterse üç gün kalmakla yetinemek arasında tercih yapma hakkı verdi.Hanımlarından her birini kendi gecelerinde birer gece dolaştı.Peygamber Ümmü Seleme'ye tercih hakkı vermeden önce ona şöyle dedi:-üç gün olarak zifafta kalması sebebiyle özrünü belirtmeden önce hazırlık olarak-''Senin ehlin (kocan) üzerine bir yüklüğün yok.'' Yani benim yanımda senin için hiç bir eksiklik ve küçük görme yoktur.Bilakis sen benim yanımda değerli ve önemlisin.Üç günden sonra paylaşma yaparsam bu sende olan bir noksanlık sebebiyle değildir.Ancak doğru olan budur.
38 Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır (sohbette bulunurdu.) Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten daha fazla kaldı.
عن عائشة، قالت: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يحِبُّ الحَلْواء والعسل، فكان إذا صلَّى العصر دارَ على نسائه، فَيَدْنُو منهنَّ، فدَخَل على حفصة، فَاحْتَبَسَ عندها أكثرَ ممَّا كان يحْتَبِس، فسألتُ عن ذلك، فقيل لي: أهْدَتْ لها امرأة من قومها عُكَّةً من عسل، فسَقَتْ رسول الله صلى الله عليه وسلم منه شرْبة، فقلتُ: أمَا والله لنَحْتالَنَّ له، فذكرتُ ذلك لسَوْدَة، وقلتُ: إذا دخل عليكِ، فإنه سَيَدْنُو منكِ، فقولي له: يا رسول الله، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ؟ فإنه سيقول لك: «لا»، فقولي له: ما هذه الرِّيح؟ وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يشْتَدُّ عليه أنْ يوجد منه الريح، فإنه سيقول لك: «سَقَتْني حفصة شربة عسل»، فقولي له: جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ، وسأقول ذلك له، وقولِيه أنتِ يا صفية، فلما دخَل على سودة قالت: تقول سودة: والذي لا إله إلا هو لقد كدتُ أن أبادئه بالذي قلتِ لي، وإنه لعلى البابِ فرقًا منكِ، فلما دَنا رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قالت: يا رسول الله، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ؟ قال: «لا»، قالت: فما هذه الريح؟ قال: «سَقَتْني حفصة شربة عسل»، قالت: جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ، فلما دخل عليَّ، قلتُ له: مثل ذلك، ثم دخل على صفية، فقالت بمثل ذلك، فلما دخل على حفصة، قالت: يا رسول الله، ألا أسْقِيك منه؟ قال: «لا حاجةَ لي به»، قالت: تقول سودة: سبحان الله، والله لقد حَرَمْنَاهُ، قالت: قلتُ لها: اسْكُتِي.
Âişe'den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşırdı. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten daha fazla kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir okka (Tâif) balı hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Ben: "Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!" dedim. Bunu Sevde'ye anlattım: "(Hafsa'dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O'na: " Ya Rasûlallah! Sen megâfîr mi yedin?" diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana:) "Hayır!"diyecek. O zaman sen de: "Öyleyse senden burnuma gelen bu koku da ne?" diyeceksin. "Rasûlullah kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği. itiraf ederek) muhakkak "Hafsa bana bal şerbeti ikram etti" diyecek. O zaman sen kendisine "Demek ki arı, balını urfut ağacından almış" diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safiyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle! dedim." Âişe anlatmaya devam etti: "Sevde (bilâhere bana) dedi ki: "Kendinden başka ilâh bulunmayan Allah'a kasem olsun, bana tenbih ettiğin şeyleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim." Ne ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine yaklaşınca Sevde: "Ya Rasûlallah meğâfır mi yediniz?" dedim: O da Hayır dedi. Sevde: "Öyleyse bu koku da ne?" dedi. O da " Hafsa bana bal şerbeti ikram etti. " dedi. Sevde: " Demek ki arı urfut yemiş." dedi. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatmaya devam ederek: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Keza, Safiyye'ye uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi. Müteâkiben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hafsa (radıyallahu anhâ)'nın yanına girince: " Ya Rasûlallah! sana o şerbetten ikram edeyim mi?" diye sorar. Rasûlullah!: "Hayır, ihtiyacım yok!" cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (radıyallahu anhâ): "Allah'a kasem olsun balı ona haram ettik!" dedi. Ben kendisine: "Sus, (sesini çıkarma)" dedim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Âişe -radıyallahu anaha- Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem-'in yemeklerden tatlı olan herşeyi sevdiğini ve balı sevdiğini zikretmiştir. İkindi namazını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır cime etmeden onları öper ve dokunurdu. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa -radıyallahu anha-'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığından daha uzun kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir kırba bal hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Âişe -radıyallahu anha- bunu kıskanmıştı. Sevde, Safiyye ile ittifak edip yanlarına girdiklerinde megafir mi? yedin diyeceklerdi. Megafir kötü kokusu olan reçinedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-kendisinden kötü koku gelmesinden hoşlanmazdı. Hafsa'nın yanına ona bal ikram etti ve Rasûlullah onu reddetti. Başka bir rivayette: Bir daha içmeyeceğine yemin etti olarak gelmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bal şerbeti ikram eden kişi hakkında rivayetler farklılık göstermektedir. Zeynep'in yanında, Sevde'nin yanında olduğu söylenmiştir. Bazı ilim ehli bal şerbetini ikram edenin Zeynep olduğunu tercih etmişlerdir. Âişe -radıyallahu anha- ile yardımlaşanın Hafsa olduğu belirtilmiştir. Bazı alimler kıssanın birden fazla gerçekleştiğini bir şeyden dolayı aynı olay birden fazla gerçekleşmiş olabilir. O yüzden bu başka kıssa olabilir.
39 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Kadınlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o hanımı ile yola çıkardı.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا أراد أَنْ يَخْرُج أَقْرَعَ بَيْن نِسائه، فأيَّتُهُنَّ يَخْرُج سَهْمُها خَرَج بها النبي صلى الله عليه وسلم ، فَأَقْرَعَ بَيْنَنَا في غَزْوَةٍ غَزَاها، فَخَرج فيها سَهْمِي، فخَرَجْتُ مع النبي صلى الله عليه وسلم بَعْد ما أُنْزِلَ الحِجابُ».
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Kadınlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o hanımı ile yola çıkardı. Yapmış olduğu gazvelerin bir tanesinde bizim aramızda kura çekti. Bu kurada benim nasibim çıktı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber hicap ayeti nazil olduktan sonra yola çıktım.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Âişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları arasındaki adaletinin ne kadar kamil olduğundan bahsetmektedir. Sefere çıkmek istediğinde gönüllerini hoşnut etmek için hanımları arasında kura çekerdi. Hangi hanımının nasibi çıkarsa yanına onu alırdı. Çıkmış olduğu gazvelerin birisinde yine hanımları arasında kura çekti, bu beni mustalik gazvesiydi. Âişe -radıyallahu anha-'nın nasibi çıktı ve Rasûlullahla birlikte sefer etti. Sonra bu hadisenin Allah Teâlâ'nın hicab ayetini indirdikten sonra gerçekleştiğini haber verdi. Bir sonraki seferde hanımları arasında kura çekeceği bilinen bir şeydi. Çünkü bir önceki seferde nasibi çıkan hakkını almış oluyordu. En son kalan son seferde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte kura çekmeden çıkıyordu.
40 Allah'ım! Ben ancak bir beşerim! Şimdi Müslümanlardan herhangi birine sitem eder, lanet eder veya dayak atarsam, bunu onun için bir temizlik ve rahmet kıl!
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللهُمَّ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ، فَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنَ المُسْلِمِينَ سَبَبْتُهُ أَوْ لَعَنْتُهُ أَوْ جَلَدْتُهُ فَاجْعَلْهَا لَهُ زَكَاةً وَرَحْمَةً».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Ben ancak bir beşerim! Şimdi Müslümanlardan herhangi birine sitem eder, lanet eder veya dayak atarsam, bunu onun için bir temizlik ve rahmet kıl!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etmiştir: Ey Allah’ım, ben de bir insanım ve insanlar gibi öfkelenirim. Bu yüzden, zarar verdiğim, hakaret ettiğim, lanetlediğim, rahmetinden mahrum etmen için Sana dua ettiğim, kırbaçladığım veya dövdüğüm her Mümin için bunu bir arınma, Allah’a yaklaşma vesilesi, temizlenme, kefaret ve kendisine gösterdiğin bir rahmet eyle.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çok yüce bir ahlaka sahipti.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Hadiste -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine karşı merhametinin mükemmelliği, ahlakının güzelliği ve zatının asaleti görülmektedir. Zira o, kendisinin bir başkasına güç ve şiddetle muamele etme ihtimaline karşılık olarak telafi etmeyi ve ihsanda bulunmayı amaçlamıştır.
- İmam Nevevî şöyle demiştir: Nasıl olur da kendisine beddua edilmeyi hak etmeyen birine beddua edebilir, ona hakaret edebilir, ona lanet okuyabilir ve benzeri şeyler yapabilir?" denirse, cevabı âlimlerin verdiği cevaptır ve bunun özeti iki yönü içerir. Birincisi: Burada kastedilen şudur ki, o kişi Allah Teâlâ katında ve işin iç yüzüyle (kalbinde olan bilinmediği için) bunu hak etmez. Fakat zahiri olarak bunu hak eder. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- meşru bir işaretle bir kimsenin laneti hak ettiğini düşünür, batıni olarak ise o kimse bunu hak etmez. Ona, -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zahiri olana göre hüküm vermesi emredilmiştir. Allah gizli olanları bilir. İkincisi: Ağır sözler söylemesi, lanet etmesi ve benzeri şeyler kasıtlı değildir. Aksine Araplar'ın kasıt olmadan sözlerini birleştirmelerinden kaynaklanıyordu. Örneğin, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü: "Sağ elin topraklansın'', ''Devenin ayaklarının kesilmesi'' ve ''Boğazında ağrı olsun." ve şu hadiste: "(Uzun yaşamayasın)." ve Muaviye hadisinde: "Allah karnını doyurmasın" ve benzerleri. Bunların hiçbirini gerçek bir lanet etme olarak kastetmemişlerdir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlardan birinin kabul edilmesinden korkmuş, bu yüzden Rabbi -Subhânehû ve Teâlâ-'dan bunu bir rahmet, kefaret, yakınlık, arınma ve mükâfat kılmasını dilemiş ve yalvarmıştır. Bu, ondan sadece nadir ve olağanüstü zamanlarda gelmiştir ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- müstehcen sözler söyleyen, ahlaksız, çokça lanet eden veya kendi nefsi için intikam alan biri değildi.
41 «Allah, beni şerefli bir kul kıldı; inatçı bir zorba değil.»
عن عبدِ اللهِ بنِ بُسْرٍ رضي الله عنه قال: كان للنبيِّ صلى الله عليه وسلم قَصْعَةٌ يقالُ لها: الغَرَّاءُ يحملها أَرْبَعَةُ رِجَالٍ؛ فلما أَضْحَوْا وسَجَدُوا الضُّحَى أُتِيَ بتلك القَصْعَةِ -يعني وَقَدْ ثُرِدَ فيها- فالتَفُّوا عليها، فلَمَّا كَثُرُوا جَثَا رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فقال أعرابيٌّ: ما هذه الجِلْسَةُ؟ فقال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : «إِنَّ اللهَ جَعَلَنِي عَبْدًا كَرِيمًا، ولم يَجْعَلْنِي جَبَّارًا عَنِيدًا»، ثم قال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : «كُلُوا مِنْ حَوَالَيْهَا، ودَعُوا ذِرْوَتَهَا يُبَارَكْ فِيهَا».
Abdullah İbn Büsr –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in gara denilen ve dört kişinin taşıyabildiği bir yemek kabı vardı. Bir kuşluk vakti namazı kılındıktan sonra bu yemek kabı, içinde tirit yemeği olduğu halde getirildi. Sahabiler de etrafında toplandılar. Sahabilerin sayısı çoğalınca Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- dizleri üzerine çöküp oturdu. Bunu gören bir bedevi, ‘’Bu nasıl oturuş’’ dedi. Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: «Allah, beni şerefli bir kul kıldı; inatçı bir zorba değil.» Ardından da şöyle buyurdu: «Kabın kenarlarından başlayarak yiyin ve ortasını (sona) bırakın ki, yemek bereketlensin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in gara isminde dört adamın taşıyabildiği bir yemek kabı vardı. Duha vakti yanına girdiklerinde duha namazını kıldılar. O kap getirildi, ekmeği içine ufaladı. Etrafında halka oldular. Çoğaldıkları zaman halka darlaştı Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- kardeşlerine yer açmak için dizleri üzerine çöktü, ayaklarının üzerine oturdu. Orada hazır bulunan bedevilerden biri şöyle dedi: ‘’Bu nasıl oturuş ey Allah’ın Rasûlü.’’ Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- de tevazusundan şöyle buyurdu: «Allah, beni şerefli bir kul kıldı; inatçı bir zorba değil.» Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- zalim ve kibirli değildi. Sonra da Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Kabın kenarlarından başlayarak yiyin ve ortasını (sona) bırakın ki, yemek bereketlensin.» Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- kabın etrafından yemeği emretti. Ortasının bırakılmasını, bunun da yemekteki bereketin sebeplerinden olduğunu açıkladı.
42 Bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dokunmuş bir bürde getirdi.
عن سهل بن سعد رضي الله عنه : أن امرأةَ جاءت إلى رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم بِبُرْدَةٍ مَنسُوجَةٍ، فقالت: نَسَجتُها بيديَّ لأَكْسُوَكَها، فأخذها النبيُّ صلى الله عليه وسلم محتاجاً إليها، فخرجَ إلينا وإنها إزارُهُ، فقال فلانٌ: اكسُنِيها ما أحسَنَها! فقال: "نعم"، فجلسَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم في المجلسِ، ثم رجع فطَوَاها، ثم أرسلَ بها إليه، فقال له القومُ: ما أحسَنتَ! لبسها النبيُّ صلى الله عليه وسلم محتاجاً إليها، ثم سألته وعَلِمتَ أنه لا يَرُدَ سائلاً، فقال: إني واللهِ ما سألتُهُ لألبِسَها، إنما سألتُهُ لتكُونَ كَفَنِي. قال سهلٌ: فكانت كَفَنَهُ.
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet olundu ki; bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dokunmuş bir bürde getirdi. Kadın: Ya Rasûlallah! Bu bürdeyi kendi elimle dokudum, onu sana giydireceğim, dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bürdeyi, ihtiyacından dolayı aldı. Daha sonra Peygamber bu bürdeyi izâr yapıp giymiş olduğu halde bizim yanımıza çıkıp, geldi. Topluluktan bir kimse: Ya Rasûlallah, onu bana giydir, ne güzel bir kıyafet dedi. Allah Rasûlü de peki, diyerek meclise oturdu. Sonra (hücresine) geri döndü ve o bürdeyi çıkarıp katladıktan sonra isteyen kimseye gönderdi. Bunun üzerine mecliste bulunan topluluk adama, sen bu işi güzel yapmadın. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu bürdeyi ihtiyacından dolayı giymişti. Sen ise Peygamberin hiçbir isteyeni geri çevirmeyeceğini bildiğin halde, O'ndan bu bürdeyi istedin, diye serzeniş ettiler. O zat da, vallahi ben onu başka sebepten değil, ancak öleceğim günde benim kefenim olması için istedim, dedi. Sehl -radıyallahu anh- hakikaten bu bürde o zatın kefeni oldu, demiştir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başkalarını kendisine isâr/tercih ettiğini görmekteyiz. Zira kendisinin bu bürdeye ihtiyacı olmasına rağmen isteyen kişiye vermiştir. Elbiseyi üzerine hemen giyen peygamberimizin bu davranışı bu bürdeye duyduğu ihtiyacı gösterir. Zira bir kadın gelerek bu bürdeyi hediye edince bir zat çıkarak ne kadar da güzel bir kıyafet ifadesiyle onu talep etmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de üzerindeki bu bürdeyi çıkarmış, katlayarak kendisinden isteyen zata vermiştir. Hadisi şerh eden bazı alimler bu hadisin salih kulların eşyalarıyla teberrük edilmesine delil olacağını ifade etmişlerdir. Durum böyle olmayıp, bu hadisten anlaşılan O'nun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zatıyla yapılan bir teberrüktür. Fazilet ve salih olmak konusunda hiçbir kimse peygambere kıyas edilemez. Bunun yanında sahabelerden hiç birisi peygamber dışında içlerinde yaşayan faziletli kimselere bu davranışta bulunmamışlardır. Şayet bu hadisin ifade ettiği şey öyle olsaydı bu hayrı önce onlar yapıp, uygularlardı.
43 “Bu kimseler çirkin sözlerle benden mal almak ile beni cimriliğe nispet etmek arasında tercihte bıraktılar. Ben, cimri değilim.”
عن عمر رضي الله عنه قال: قَسَمَ رسول الله صلى الله عليه وسلم قَسْمًا، فقلت: يا رسول الله لَغَيْرُ هؤلاء كانوا أحق به منهم؟ فقال: «إنهم خَيَّرُونِي أن يسألوني بالْفُحْشِ، أو يُبَخِّلُونِي ولست بِبَاخِلٍ».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir malı taksim etti/bölüştürdü. Ben: “ Ey Allah’ın Rasûlü! Şu kimseler bunlardan daha hak sahibidirler!” dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu kimseler çirkin sözlerle benden mal almak ile beni cimriliğe nispet etmek arasında tercihte bıraktılar. Ben, cimri değilim.” buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir malı insanlardan bir kısmına bu maldan vererek diğer bir kısmına da vermeyerek taksim etti. Ömer -radıyallahu anh-, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: Malı, kendilerine mal verilmeyen kimselere verebilirdin, çünkü onlar daha hak sahibidirler, dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “İmanlarının zayıflığı sebebiyle bu kimseler benden kaba bir şekilde mal istediler. Beni, malı onlara taksim etmekle cimriliğe nispet edilmek arasında bıraktılar." dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cimriliğin O’nun ahlakından olmaması ve idare etmenin ve kaynaştırmanın O’nun ahlakından olması sebebiyle malı onlara vermeyi tercih etti.
44 Beşinci:Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Rasûlullah ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık, çalılık bir vadiye geldiklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- orada mola vermiş, mücâhidler ağaçlar altında gölgelenmek üzere çevreye dağılmışlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ise, semure denilen sık yapraklı bir ağaç altında istirahate çekilmiş kılıcını da ağaca asmıştı.(Câbir dedi ki:) birazcık (uyku) kestirmiştik ki, Rasûlullah’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Bir de baktık, Rasûlullah’ın yanında (müşriklerden) bir bedevi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bunun elindeydi. Bana: Seni benim elimden kim koruyup kurtaracak? dedi. Ben de üç defa:Allah” cevabını verdim.(Câbir diyor ki) Rasûlullah adamı cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu.Müttefakun aleyh.(Buhârî’deki) bir başka rivayette Câbir -radıyallahu anh- şöyle demiştir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zâtü’r–Rikâ’ denilen gazvede bulunuyorduk. Gölgeli bir ağaç bulduğumuzda onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bırakmayı âdet edinmiştik. (Bu defa da öyle yaptık. ) Ancak müşriklerden bir adam gelerek Rasûlullah’ın (ağaçta asılı olan) kılıcını alıp çekmiş ve:Benden korkuyor musun? diye seslenmiş. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:Hayır” cevabını vermiş. Adam:Peki seni benim elimden kim kurtaracak? demiş. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de Allah” buyurmuştur. Ebû Bekir el–İsmâîlî’nin “Sahîh”inde yer alan bir rivâyette olayın bundan sonraki kısmı şöyle anlatılmaktadır: Adam:Seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:Allah” cevabını verdi. Bunun üzerine adamın elinden kılıç düştü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kılıcı aldı ve: Peki şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? buyurdu. Adam: İyi bir cezalandırıcı ol! dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Allah’tan başka hak ilâh olmadığını ve benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ve itiraf eder misin?” dedi. Adam:Hayır, kabul etmem. Ancak seninle çarpışmamaya, seninle savaşacak herhangi bir topluluk içinde bulunmamaya söz veririm, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adamı serbest bıraktı. O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara:En hayırlı kişinin yanından geliyorum, dedi.''Kafele'' sözü döndü,''Udâh'' Dikenli ağaç demektir.Semura dikenli büyük ağaç,''İhterata Seyf'' kılıcı kınından çıkardı.''Salten'' kınından çıkarılmış demektir.
عن جابر رضي الله عنه : أنه غزا مع النبي صلى الله عليه وسلم قِبَل نَجْد، فلما قَفل رسول الله صلى الله عليه وسلم قفل معهم، فأدركتهم القَائِلَةُ في وَادٍ كثير العِضَاه، فنزل رسول الله صلى الله عليه وسلم وتفرق الناس يَسْتَظِلُّونَ بالشجر، ونَزل رسول الله صلى الله عليه وسلم تحت سَمُرَة فعلق بها سيفه وَنِمْنَا نومةً، فإذا رسول الله صلى الله عليه وسلم يدْعونا وإذا عنده أعرابي، فقال: «إن هذا اخْتَرَطَ عليَّ سَيفِي وأنا نائم فاستيقظت وهو في يده صَلتًا، قال: من يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قلت: الله -ثلاثا-» ولم يُعاقِبْهُ وجلس، متفق عليه. وفي رواية قال جابر: كنَّا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم بذَاتِ الرِّقَاعِ، فإذا أَتَيْنَا على شجرة ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لرسول الله صلى الله عليه وسلم فجاء رجُل من المشركين وسيف رسول الله صلى الله عليه وسلم معَلَّقٌ بالشجرة فَاخْتَرطَهُ، فقال: تَخَافُنِي؟ قال: «لا»، فقال: فمن يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟ قال: «الله». وفي رواية أبي بكر الإسماعيلي في «صحيحه»، قال: من يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قال: «الله»، قال: فسقط السيف مِن يَدهِ، فأخذ رسول الله - صلى الله عليه وسلم - السيف، فقال: « من يَمْنَعُكَ مِنِّي ؟»، فقال: كُنْ خَيرَ آخِذٍ، فقال: «تَشهد أن لا إله إلا الله وَأَنِّي رسول الله؟» قال: لا، ولكني أُعَاهِدُكَ أن لا أُقَاتِلَكَ، ولا أكُون مع قوم يُقَاتِلُونَكَ، فَخَلَّى سَبيلَهُ، فأتى أصحابه، فقال: جئتُكُمْ من عندِ خير الناسِ.
Beşinci:Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Rasûlullah ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık, çalılık bir vadiye geldiklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- orada mola vermiş, mücâhidler ağaçlar altında gölgelenmek üzere çevreye dağılmışlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ise, semure denilen sık yapraklı bir ağaç altında istirahate çekilmiş kılıcını da ağaca asmıştı.(Câbir dedi ki:) birazcık (uyku) kestirmiştik ki, Rasûlullah’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Bir de baktık, Rasûlullah’ın yanında (müşriklerden) bir bedevi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bunun elindeydi. Bana: Seni benim elimden kim koruyup kurtaracak? dedi. Ben de üç defa:Allah” cevabını verdim.(Câbir diyor ki) Rasûlullah adamı cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu.Müttefakun aleyh.(Buhârî’deki) bir başka rivayette Câbir -radıyallahu anh- şöyle demiştir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zâtü’r–Rikâ’ denilen gazvede bulunuyorduk. Gölgeli bir ağaç bulduğumuzda onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bırakmayı âdet edinmiştik. (Bu defa da öyle yaptık. ) Ancak müşriklerden bir adam gelerek Rasûlullah’ın (ağaçta asılı olan) kılıcını alıp çekmiş ve:Benden korkuyor musun? diye seslenmiş. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:Hayır” cevabını vermiş. Adam:Peki seni benim elimden kim kurtaracak? demiş. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de Allah” buyurmuştur. Ebû Bekir el–İsmâîlî’nin “Sahîh”inde yer alan bir rivâyette olayın bundan sonraki kısmı şöyle anlatılmaktadır: Adam:Seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:Allah” cevabını verdi. Bunun üzerine adamın elinden kılıç düştü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kılıcı aldı ve: Peki şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? buyurdu. Adam: İyi bir cezalandırıcı ol! dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Allah’tan başka hak ilâh olmadığını ve benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ve itiraf eder misin?” dedi. Adam:Hayır, kabul etmem. Ancak seninle çarpışmamaya, seninle savaşacak herhangi bir topluluk içinde bulunmamaya söz veririm, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adamı serbest bıraktı. O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara:En hayırlı kişinin yanından geliyorum, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber savaştığını ve bu gazve siyer ilmini bilenler arasında Zâtu'r-Rika' Gazvesi olarak bilinen gazvedir.Gazvelerinden Dönüşleri esnasında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle vaktinde dikenli ağaçların çok olduğu bir yerde konakladı.İnsanlar güneşin sıcaklığından korunabilecekleri yerler aramak için Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından ayrıldılar.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- gölgesi olan Semure denilen bir ağacın altında konakladı.Kılıcını ağaca astı sonra da uyudu ve insanlarda uyudular.Sonrada onlarla bu gazvede savaşmış bir bedevi onların kendisini hissetmedeği bir şekilde gizlice yanlarına sızdı.Ve gizlice Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kılıcını aldı.Peygamber -aleyhissalatu vesselam- uyandı.sonra da şöyle buyurdu:''Şüphesiz ki bu uyuduğum vakitte bana karşı kılıcımı çıkardı.Bedevi kılıcı aldı ve onun ile Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı gücünü gösterdi.Ve şöyle diyordu:''Seni benim elimden kim koruyup kurtaracak? dedi.Nebî -Ben de üç defa:Allah” cevabını verdim- de üç defa:Allah” cevabını verdi.Manası şüphesiz ki Allah Subhânehû ve Teâlâ bizi senden koruyacak.Peygamber -aleyhissalatu vesselam- bunu Allah'a tam bir güven içinde O'na tevekkül etmiş,sözüne yakinen inanmış olarak söyledi.Kafirin elinden kılıç düşüverdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kılıcı aldı ve: Peki şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? buyurdu.Yani seni öldürmek istediğimde kafir de şu sözüyle cevap verdi:''Adam: İyi bir cezalandırıcı ol! dedi.Murad edilen afetmek,müsamahakar olmak ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Allah’tan başka hak ilâh olmadığını ve benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ve itiraf eder misin?” dedi.Adam:Hayır, kabul etmem. Ancak adam Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile savaşmamaya ve onunla savaşacak herhangi bir topluluk içinde bulunmamaya söz verdi.Bunun üzerine Peygamber -aleyhissalatu vesellem- onu serbest bıraktı.O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara:En hayırlı kişinin yanından geliyorum, dedi.İş bu kafirin dediği gibidir.Şüphesiz ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak olarak insanların en hayırlısı olup bu konuda Allah'ın şu buyruğu yeterlidir:(Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.)
45 Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna girmek için izin istedi.Huzurunda Kureyş'ten bazı kadınlarda vardı.Onunla konuşuyor,konuşmalarını çokça uzatıyorlardı.Sesleride yüksek çıkıyordu.Ömer izin isteyince onlarda kalkıp alalacele örtünmeye başladılar.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin verdiğinde gülüyordu.Bunun üzerine Ömer:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! dedi.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ''Ben yanımda bulunan bu kadınlara şaştım.Sesini işitince hemen pardenin arkasına koşuştular''Buyurdu.Ömer:Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra Ömer:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e göre daha sert ve daha haşinsin,dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :''Nefsim elinde olana yemin ederim ki şeytan bir yolda seninle karşılaşacak olursa mutlaka senin geçtiğin yoldan başka bir yolu takip eder.'' buyurdu.Buhârî rivayet etti.
عن سعد بن أبي وقاص رضي الله عنه ، قال: استأذن عمرُ على رسول الله صلى الله عليه وسلم وعنده نساءٌ من قريش يُكَلِّمْنَه ويَسْتَكْثِرْنَه، عاليةً أصواتهن، فلما استأذن عمر قُمْنَ يَبْتَدِرْنَ الحجابَ، فأذِنَ له رسولُ الله صلى الله عليه وسلم ورسول الله صلى الله عليه وسلم يضْحَك، فقال عمر: أضْحَكَ اللهُ سِنَّك يا رسولَ الله، قال: «عَجِبتُ من هؤلاء اللَّاتي كُنَّ عندي، فلمَّا سَمِعْنَ صوتَك ابْتَدَرْنَ الحجابَ» قال عمر: فأنت يا رسولَ الله كنتَ أحقَّ أنْ يَهَبْنَ، ثم قال: أيْ عَدُوَّاتِ أنفسِهن، أَتَهَبْنَني ولا تَهَبْنَ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم ؟ قلن: نعم، أنت أَفَظُّ وأغلظُ مِنْ رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «والذي نفسي بيدِه، ما لَقِيَكَ الشيطانُ قَطُّ سالكًا فَجًّا إلَّا سَلَكَ فَجًّا غيرَ فَجِّكَ».
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna girmek için izin istedi.Huzurunda Kureyş'ten bazı kadınlarda vardı.Onunla konuşuyor,konuşmalarını çokça uzatıyorlardı.Sesleride yüksek çıkıyordu.Ömer izin isteyince onlarda kalkıp alalacele örtünmeye başladılar.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin verdiğinde gülüyordu.Bunun üzerine Ömer:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! dedi.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ''Ben yanımda bulunan bu kadınlara şaştım.Sesini işitince hemen pardenin arkasına koşuştular''Buyurdu.Ömer:Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra Ömer:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e göre daha sert ve daha haşinsin,dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :''Nefsim elinde olana yemin ederim ki şeytan bir yolda seninle karşılaşacak olursa mutlaka senin geçtiğin yoldan başka bir yolu takip eder.'' buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh -Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına girmek için izin istedi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında Kureyş'ten kadınlar vardı.Onunla konuşuyorlardı.Ondan çokça konuşup cevap vemesini istiyorlardı.Onun kendileri ile çokça konuşmasını isteyen ihtiyaçlarına ve sordukları fetvalarına cevap vermesini isteyen kadınlar anlamındadır.''Seslerinin yüksek olması'' Ömer -radıyallahu anh- girmek için izin isteyince onun sesini işittiler ve aceleyle örtüye doğru koştular.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun girmesi için izin verdi.Ve o da girdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu yaptıklarına gülüyordu.Ömer -radıyallahu anh- dedi ki:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! Allah senin gülmene sebep olan mutluluğu sürekli kılsın.Peygamber -sallalalhu aleyhi ve sellem- ona gülmesi o kadınların yaptıklarından olduğunu haber verdi.Zira Ömer -radıyallahu anh- gelmeden önce yüksek sesle konuşuyorlardı.Ömer -radıyallahu anh- gelince onun heybetinden ve ona olan hürmetten alelacele örtünmek için koşuştular.Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra da Ömer -radıyallahu anh- o kadınlara şöyle söyledi:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tersine daha sert ve daha haşinsin,dediler.Muhakkak ki şeytan Ömer -radıyallahu anh-'ı bir yoldan giderken görse ondan kaçar ve başka bir yoldan giderdi.
46 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- senin için böyle mağfiret diledi mi? diye sordum.Evet, senin için de mağfiret diledi, dedi ve şu âyeti kerîmeyi okudu:(Hem kendinin hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.)
عن عاصم الأحول، عن عبد الله بن سَرْجِسَ رضي الله عنه قال: قلت لرسول الله صلى الله عليه وسلم : يا رسول الله، غفر الله لك، قال: «ولك». قال عاصم: فقلت له: أستغفر لك رسول الله صلى الله عليه وسلم ؟ قال: نعم ولك، ثم تلا هذه الآية: {واستغفر لذنبك وللمؤمنين والمؤمنات}.
Âsım el–Ahvel’den rivayet edildiğine göre Abdullah İbni Sercis -radıyallahu anh- şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e:Yâ Rasûlallah! Allah seni bağışlasın, dedim. O da: “Seni de bağışlasın” buyurdu.Âsım el-Ahvel dedi ki, Abdullah İbni Sercis’e: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- senin için böyle mağfiret diledi mi? diye sordum.Evet, senin için de mağfiret diledi, dedi ve şu âyeti kerîmeyi okudu:(Hem kendinin hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.) Muhammed:19
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah İbni Sercis -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dua etti.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de karşılığında: “Seni de bağışlasın” buyurdu.Âsım el-Ahvel Abdullahb. Sercis -radıyallahu anh-’a dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- senin için böyle mağfiret diledi mi? diye sordum.Evet, senin için de mağfiret diledi, dedi.Sonra buna Allah Teâlâ'nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitab ettiği ve şu âyeti kerîmesini delil getirerek:(Hem kendinin hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.) Muhammed:19
47 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, günah olmadığı müddetçe iki seçenek arasında muhayyer bırakıldığında (serbest kılındığında) mutlaka o iki işin en kolay olanını seçerdi. Eğer o iş günah ise, insanların ondan en uzak duranı kendisi olurdu
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنينَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّهَا قَالَتْ: مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلَّا أَخَذَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إِثْمًا، فَإِنْ كَانَ إِثْمًا كَانَ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِنَفْسِهِ إِلَّا أَنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمَ لِلَّهِ بِهَا.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, günah olmadığı müddetçe iki seçenek arasında muhayyer bırakıldığında (serbest kılındığında) mutlaka o iki işin en kolay olanını seçerdi. Eğer o iş günah ise, insanların ondan en uzak duranı kendisi olurdu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın koyduğu sınırlar çiğnenmedikçe asla kendi şahsı için intikam almamıştır. Allah’ın bir haramı çiğnendiğinde ise, Allah için onun cezasını uygulardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anha-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bazı ahlakî davranışlarından haber vermiştir. Bahsettiklerinden bir kısmı da şöyleydi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in iki iş arasında seçim yapmak durumunda kaldığında, bir günah olmadığı sürece mutlaka en kolay olanı seçerdi. Eğer en kolay olan bir günah barındırıyorsa, o zaman insanlar arasında ondan en uzak duranı o olur ve daha zor olanı seçerdi. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi şahsı için asla kimseyi cezalandırmazdı. Bilakis hakkından feragat eder, affederdi. Ancak Allah'ın yasakları çiğnendiğinde, Allah için cezalandırırdı. O, insanlar arasında Allah için en çok öfkelenen insandı.
- Bir günah içermediği sürece, işlerin arasından en kolay olanını seçmek müstehaptır.
- Hadiste, İslam dininin kolaylığı ifade edilmiştir.
- Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak için Allah adına öfkelenmenin meşru olduğu haber verilmiştir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yumuşak huyluluğu, sabrı ve Allah’ın koyduğu sınırların uygulanmasında hakkı gözetip kararlılıkla hareket etmesi ifade edilmiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadiste, zor olanı bırakmak, kolay olana razı olmak ve mecbur kalınmayan şeylerde ısrar etmeyi terk etmek vardır.
- Allah Teala'nın hakları dışında, affedici olmak teşvik edilmiştir.
48 O, çirkin söz söyleyen biri değildi; kötü ve kaba konuşmaya da yeltenmezdi. Çarşı pazarda bağırıp çağırarak gürültü yapmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affeder ve bağışlardı
عَن أَبي عَبْدِ اللهِ الْجَدَلِيِّ قَالَ: سَأَلْتُ عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمنينَ رَضيَ اللهُ عنها عَنْ خُلُقِ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ: لَمْ يَكُنْ فَاحِشًا وَلَا مُتَفَحِّشًا وَلَا صَخَّابًا فِي الْأَسْوَاقِ، وَلَا يَجْزِي بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَصْفَحُ.
Ebû Abdullah el-Cedelî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakını sordum. Bana şöyle dedi: O, çirkin söz söyleyen biri değildi; kötü ve kaba konuşmaya da yeltenmezdi. Çarşı pazarda bağırıp çağırarak gürültü yapmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affeder ve bağışlardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Onun tabiatında, sözlerinde ve davranışlarında hiçbir kötülük, çirkinlik ve kabalık yoktu. Kötü sözler söylemek için uğraşmaz veya bunu bilerek yapmazdı. Çarşılarda sesini yükselten, bağıra bağıra konuşan biri değildi. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine iyilikle karşılık verirdi. İçten bağışlar, dıştan da kötülüğü olmamış gibi affeder ve görmezden gelirdi.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahip olduğu yüce ahlakın ve kötü huylardan uzak oluşu açıklanmıştır.
- Güzel ahlaklı olmak ve kötü ahlaktan uzak durmak teşvik edilmiştir.
- Çirkin, kaba ve kötü söz söylemek kınanmıştır.
- İnsanlara sesini yükseltmek, onlarla bağırarak konuşmak kınanmıştır.
- İnsanlar; kötülüğe iyilikle, bağışlamayla ve af ile karşılık vermeye teşvik edilmiştir.