Melekler hadisleri
1 Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün boyunca nutfe (sperm) olarak toplanır
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ الصَّادِقُ المَصْدُوقُ: «إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يُرْسَلُ إلَيْهِ المَلَكُ فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، وَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ: بِكَتْبِ رِزْقِهِ، وَأَجَلِهِ، وَعَمَلِهِ، وَشَقِيٍّ أَوْ سَعِيدٍ؛ فَوَالَّذِي لَا إلَهَ غَيْرُهُ إنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُهَا، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا».
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik edilmiş ve kabul görmüş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün boyunca nutfe (sperm) olarak toplanır. Sonra aynı süreyle alaka (kan pıhtısı) olur. Sonra yine aynı süreyle mudğa (bir çiğnem et parçası) olur. Sonra Allah bir meleği gönderir, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim ki, sizden biriniz Cennet ehlinin ameliyle amel eder; Cennetle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cehennem ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer. Sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder; Cehennemle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cennet ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: Doğru sözlü, Yüce Allah'ın doğruluğunu tasdik ettiği Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı şu şekildedir: Kişi hanımıyla ilişkiye girdiğinde erkekten gelen meni kadının rahminde kırk gün nutfe/embriyo olarak kalır. Sonra alaka, kan pıhtısı halini alır ve bu da ikinci kırk gündedir. Sonra da mudga, bir çiğnemlik et parçası halini alır ve üçüncü kırk gündedir. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve bu melek, üçüncü kırk günden sonra ona ruh üfler. Bu melek dört şeyi yazmakla emrolunmuştur. Bunlar; yaşadığı süre içinde hangi nimetler ile rızıklandırılacak, eceli, dünyada ne kadar kalacak, ameli ve mutlulardan mı yoksa bedbahtlardan mı olacak? Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin Cennet ehlinin amelini yapacağına ve bu kimsenin amelinin insanlar nazarında salih amel olarak görüneceğine ve nasıl bir kimse ile ulaşmak istediği bir yer arasında bir arşın yer kalıyor ise bu kimse ile Cennet arasında da bir arşın yer kalacağına sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçip, Cehennem ehlinin amellerini işleyeceğine ve bununla amelleri son bulup Cehennem'e gireceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yaptığı salih amellerin kabul şartı; bu amellerde sebat etmesi ve değiştirmemesidir. Bir diğer kişi ise; Cehennem ehlinin amellerini işler, Cehennem ile arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır oraya girmeye yaklaşır, sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçer, Cennet ehlinin amellerini işler ve Cennet'e girer.
- İnsanın yaratılış aşamaları anlatılmaktadır.
- Kaza ve kadere iman edilmesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
- Sonuç olarak işler kaza ve kaderde yazıldığı gibi olur ve takdir edilen gerçekleşir.
- Amellerin zahirine aldanmak sakındırılmıştır. Çünkü ameller sonlarına göre değerlendirilir.
2 Allah Teâlâ her rahim için bir melek görevlendirmiştir. Melek: "Ya Rabbi bir Nutfe (sperm) yarattın. Ya Rabbi Alaka (donmuş kan) yarattın. Ya Rabbi Mudga (bir çiğdem/parça et) yarattın." der. Allah Teâlâ ana rahmindeki bebeğin yaşamasını murad ettiği zaman melek, onun erkek mi, kız mı, şaki mi saîd mi olacağını, ne kadar rızıklandırılacağını ve ne kadar yaşayacağını sorar. Bütün bunlar, ana rahminde karara bağlanır.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه مرفوعاً: «وكَّلَ اللهُ بالرَّحِم مَلَكًا، فيقول: أيْ ربِّ نُطْفة، أيْ ربِّ عَلَقة، أيْ ربِّ مُضْغة، فإذا أراد اللهُ أن يقضيَ خَلْقَها، قال: أيْ ربِّ، أذكرٌ أم أنثى، أشقيٌّ أم سعيدٌ، فما الرزق؟ فما الأَجَل؟ فيكتب كذلك في بطن أُمِّه».
Enes b. Mâlik –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: «Allah Teâlâ her rahim için bir melek görevlendirmiştir. Melek: "Ya Rabbi bir Nutfe (sperm) yarattın. Ya Rabbi Alaka (donmuş kan) yarattın. Ya Rabbi Mudga (bir çiğdem/parça et) yarattın." der. Allah Teâlâ ana rahmindeki bebeğin yaşamasını murad ettiği zaman melek, onun erkek mi, kız mı, şaki mi saîd mi olacağını, ne kadar rızıklandırılacağını ve ne kadar yaşayacağını sorar. Bütün bunlar, ana rahminde karara bağlanır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber- sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyor: «Allah Teâlâ her rahim için bir melek görevlendirmiştir.» Yani: Allah Teâlâ meleklerden bir meleği rahimle alakalı işler için görevlendirmiştir. O da çocuğun anne karnında yetiştiği yerdir. «Melek: "Ya Rabbi bir nutfe (sperm) yarattın.’’ Yani: Ey Allah’ım bu nutfedir (sperm), o da adamın (erkeğin) suyudur/dölüdür. Bundan sonra da bunun aynısıdır, «Ya Rabbi alaka (donmuş kan) yarattın.’’ Ey Allah’ım bu alakadır. el-Alakatu: Koyu kandır/embriyodur. Sonra şöyle söyler: «Ya Rabbi Mudga (bir çiğdem/parça et) yarattın der.» Başka bir rivayette bütün bu gelişim merhalelerinin kırk gün olduğu beyan edilmiştir. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ ana rahmindeki bebeğin yaşamasını murad ettiği zaman.» Yani et parçası, çünkü bu en son evredir. Kazadan murad edilen, yaratılmasının tamamlanmasıdır. Başka bir rivayetin açıkladığı gibi bu da yüz yirmi gün sonra ruhun üflenmesiyle olur. «Melek, onun erkek mi, kız mı? olarak yazayım diye sordu. Şaki mi, saîd mi olacağını.» Yani, o şaki olup cehennem ehlinden midir, yoksa o cennet ehlinden midir? Onu öyle yazayım. «Ne kadar rızıklandırılacağını.» Yani, az mı çok mu miktarı ne kadar? «Ne kadar yaşayacağı.» Ömrü ne kadar olacak? Uzun mu kısa mı? «Bütün bunlar, ana rahminde karara bağlanır.» Zikri geçen bu şeyleri, çocuk anne karnındayken Allah’ın emrettiği gibi yazar.
3 “Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşten yaratıldılar. Âdem ise size anlatılandan yaratıldı.”
عن عائشة رضي الله عنه قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «خُلقت الملائكة من نور، وخُلق الجَانُّ من مَارِجٍ من نار، وخُلق آدم مما وُصِفَ لكم».
Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşten yaratıldılar. Âdem ise size anlatılandan yaratıldı.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yaratılışın başlangıcı hususunda şunları zikretmiştir. Melekler nurdan yaratılmışlardır. Bundan dolayı onların tamamı Allah’a isyan etmezler ve ona kulluk etmekten büyüklenmezler. Cinler ateşten yaratılmışlardır. Bundan dolayı onların çoğu boş şeylerle meşgul olmak, amaçsız ve tutarsız olmak ve düşmanlık etmekle vasıflanmışlardır. Adem ise size anlatılan şeyden yani topraktan, kurumuş çamurdan, bir balçıktan yaratılmıştır. O, önce toprak idi, sonra çamur haline geldi ve sonra da balçık haline geldi ve ondan da Âdem aleyhisselam yaratıldı. (Riyâzu’s Sâlihîn Şerhi: (6/661)
4 Yanlarında köpek ve çan bulunan bir topluluğa melekler arkadaşlık etmez
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَصْحَبُ الْمَلَائِكَةُ رُفْقَةً فِيهَا كَلْبٌ وَلَا جَرَسٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanlarında köpek ve çan bulunan bir topluluğa melekler arkadaşlık etmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculukta bir arkadaş topluluğuna köpek eşlik ediyorsa, binek hayvanlarının üzerine asılan ve hareket ettiklerinde ses çıkaran çan varsa meleklerin onlara eşlik etmeyeceğini bildirmiştir.
- Av ve bekçi köpekleri dışında köpek sahibi olmak ve beslemek haramdır.
- İnsanlara eşlik etmekten kaçınan melekler rahmet melekleridir. Koruyucu meleklere gelince onlar, kulları ikamet yerlerinde ve yolculuklarında yalnız bırakmazlar.
- Zil ve çanların yasaklanmasına gelince; çünkü onlar, Şeytan'ın kullandığı çalgı aletlerinden biridir ve Hristiyanların duyuru yaptıkları boru şeklinde olan alete benzemektedir.
- Müslümanın melekleri kendisinden uzaklaştıracak her şeyden uzak durmaya dikkat etmesi gerekir.
5 (Şeytan'ın) vesvese vermek için (kurduğu) tuzağını bozan Allah'a hamdolsun.» cevabını verdi
عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: جاءَ رجُلُ إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسولَ اللهِ، إن أحدنا يجدُ في نفسِهِ -يُعرِّضُ بالشَّيءِ- لأَن يكونَ حُمَمَةً أحَبُّ إليه من أن يتكلَّم بِهِ، فقال: «اللهُ أكبرُ، اللهُ أكبرُ، الحمدُ لله الذي ردَّ كيدَه إلى الوسوسَةِ».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: Ey Allah'ın Rasûlü! Birimiz içinde kendisine (sıkıntı) veren bir duygu hissettiğinde; onun içinde yanan bir kor gibi olması (başkalarına) söylemesinden daha sevimli geliyor dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allahu Ekber! Allahu Ekber! (Şeytan'ın) vesvese vermek için (kurduğu) tuzağını bozan Allah'a hamdolsun.» cevabını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip, Ya Rasûlallah! Bizden birisi içinde nefsinin kendisine (sıkıntı) veren büyük bir sözü söyletmek istediğinde, onun içinde yanan bir kor gibi olması (başkalarına) söylemesinden daha sevimli geliyor dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem iki kez tekbir getirdi ve Şeytan'ın kurduğu tuzağı bozup, bunun sadece bir vesvese olmasından dolayı Allah'a hamdetti.
- Şeytan'ın, Müminleri imandan küfre çevirmek için pusuya yatıp onlara vesvese vermek için beklediği beyan edilmiştir.
- Şeytan'ın iman ehline karşı zayıflığı ifade edilmiştir. Vesvese vermekten başka bir şey yapamaz.
- Mümin, Şeytan'ın vesveselerinden yüz çevirmeli ve onları uzaklaştırmalıdır.
- Güzel bir şey olduğunda, şaşırılan bir şey olduğunda veya bunlara benzer şeyler olduğunda tekbir getirmenin meşru olduğu ifade edilmiştir.
- Bir Müslümanın aklını karıştıran her şeyi alime sormasının meşru olduğu ifade edilmiştir.
6 Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk gün ve gecede derlenir, toplanır
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ الصَّادِقُ المَصْدُوقُ: «أَنَّ خَلْقَ أَحَدِكُمْ يُجْمَعُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَأَرْبَعِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يُبْعَثُ إِلَيْهِ المَلَكُ، فَيُؤْذَنُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ، فَيَكْتُبُ: رِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَعَمَلَهُ وَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ، ثُمَّ يَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الجَنَّةِ حَتَّى لاَ يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُ النَّارَ، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ، فَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk gün ve gecede derlenir, toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve Cehennem'e girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve neticede Cennet'e girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: Doğru sözlü, Yüce Allah'ın doğruluğunu tasdik ettiği Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı şu şekildedir: Kişi hanımıyla ilişkiye girdiğinde erkekten gelen meni kadının rahminde kırk gün nutfe/embriyo olarak kalır. Sonra alaka, kan pıhtısı halini alır ve bu da ikinci kırk gündedir. Sonra da mudga, bir çiğnemlik et parçası halini alır ve üçüncü kırk gündedir. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve bu melek, üçüncü kırk günden sonra ona ruh üfler. Bu melek dört şeyi yazmakla emrolunmuştur. Bunlar; yaşadığı süre içinde hangi nimetler ile rızıklandırılacak, eceli, dünyada ne kadar kalacak, ameli ve mutlulardan mı yoksa bedbahtlardan mı olacak? Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin Cennet ehlinin amelini yapacağına ve bu kimsenin amelinin insanlar nazarında salih amel olarak görüneceğine ve nasıl bir kimse ile ulaşmak istediği bir yer arasında bir arşın yer kalıyor ise bu kimse ile Cennet arasında da bir arşın yer kalacağına sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçip, Cehennem ehlinin amellerini işleyeceğine ve bununla amelleri son bulup Cehennem'e gireceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yaptığı salih amellerin kabul şartı; bu amellerde sebat etmesi ve değiştirmemesidir. Bir diğer kişi ise; Cehennem ehlinin amellerini işler, Cehennem ile arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır oraya girmeye yaklaşır, sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçer, Cennet ehlinin amellerini işler ve Cennet'e girer.
- Sonuç olarak işler kaza ve kaderde yazıldığı gibi olur ve takdir edilen gerçekleşir.
- Amellerin zahirine aldanmak sakındırılmıştır. Çünkü ameller sonlarına göre değerlendirilir.
7 Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür
عن عُثْمَانَ بْنَ أَبِي الْعَاصِ رضي الله عنه: أنه أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ حَالَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَلَاتِي وَقِرَاءَتِي يَلْبِسُهَا عَلَيَّ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ذَاكَ شَيْطَانٌ يُقَالُ لَهُ خِنْزَِبٌ، فَإِذَا أَحْسَسْتَهُ فَتَعَوَّذْ بِاللهِ مِنْهُ، وَاتْفُلْ عَلَى يَسَارِكَ ثَلَاثًا»، قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ فَأَذْهَبَهُ اللهُ عَنِّي.
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek: "Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına girdi, karıştırmama sebep oldu.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür.» Osman dedi ki: “Ben böyle yaptım; Allah da onu benden uzaklaştırdı.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım arasına girdi, huşulu olmamı engelledi, kıraatimi karıştırmama sebep oldu ve onda şüphe etmeme sebep oldu dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bu Hinzeb denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an Allah'a yönel, ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa hafif bir şekilde tükür.» Osman -radıyallahu anh- : "Ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana emrettiği şeyi yaptım. Allah da onu benden uzaklaştırdı." demiştir.
- Namazda huşu ve kalbin hazır bulunmasının önemi, Şeytan'ın bu konuda kafa karıştırıp şüpheye düşürmeye çalıştığı ifade edilmiştir.
- Namazda vesvese verdiği zaman sol tarafa üç defa tükürerek Şeytan'dan Allah'a sığınmak müstehaptır.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- başlarına gelen sorunlarla ilgili Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e döndüklerinde onlara çözüm bulduğu ifade edilmiştir.
- Sahabelerin kalpleri hayat doludur ve bütün dertleri ahireti kazanmaktır.
8 Bir kimsenin din kardeşine gıyabında gizli yaptığı dua kabul olunan bir duadır
عَن أُمِّ الدَّرْدَاءِ وَ أَبِي الدَّرداءِ رَضيَ اللهُ عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَقُولُ: «دَعْوَةُ الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ لِأَخِيهِ بِظَهْرِ الْغَيْبِ مُسْتَجَابَةٌ، عِنْدَ رَأْسِهِ مَلَكٌ مُوَكَّلٌ كُلَّمَا دَعَا لِأَخِيهِ بِخَيْرٍ، قَالَ الْمَلَكُ الْمُوَكَّلُ بِهِ: آمِينَ وَلَكَ بِمِثْلٍ».
Ummu’d-Derdâ ve Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bir kimsenin din kardeşine gıyabında gizli yaptığı dua kabul olunan bir duadır. Bu duayı yapanın başı ucunda bir melek onun duasına: "Âmîn! Allah Teâlâ sana kardeşin için istediğinin bir mislini versin." der.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın din kardeşi için onun bulunmadığı bir ortamda yaptığı duanın kabul edilmeye layık olduğunu haber vermiştir. Çünkü bu, ihlâsın en açık göstergelerindendir. Dua eden kimsenin başucunda görevli bir melek bulunur. O, din kardeşi için her hayır duası ettiğinde, görevli melek: “Âmin! Sana da kardeşin için istediğin şeyin bir benzeri verilsin.” diye dua eder.
- Müminler, en azından birbirlerine dua ederek de olsa, birbirlerine iyilik yapmaya teşvik edilmişlerdir.
- Gıyabında (arkasından) yapılan dua, imanın ve kardeşliğin samimiyetinin açık bir göstergesidir.
- Duanın, din kardeşinin gıyabında yapılmasının özellikle belirtilmesi, bunun ihlâsı ve kalbin huzurunu daha güçlü şekilde gerçekleştirmesinden dolayıdır.
- "Duaların kabul olma sebeplerinden biri de, bir Müslümanın kardeşinin gıyabında onun için dua etmesidir.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir Müslümanın din kardeşi için gıyabında dua etmesinin fazileti bu hadiste açıkça görülmektedir. Bir kimse, Müslümanlardan bir topluluk için dua ederse bu fazilete erişir. Hatta bütün Müslümanlar için dua ederse de, zâhiren yine bu fazileti elde eder. Selef âlimlerinden bazıları, kendileri için dua etmek istediklerinde önce aynı duayı Müslüman kardeşleri için yaparlardı. Çünkü bu dua kabul edilir ve dua edene de onun bir benzeri verilir.
- Bu hadiste, meleklerin bazı görevleri bulunduğu ve Allah Teâlâ'nın onlardan bir kısmını bu işle görevlendirdiği belirtilmektedir.
9 "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur ki, orada Allah'a secde etmek için alnını koymuş bir melek olmasın."
عن أبي ذر رضي الله عنه مرفوعاً: «إني أرى ما لا ترون، أطَّتِ السماء وحُقَّ لها أن تَئِطَ، ما فيها موضع أربع أصابع إلا ومَلَكٌ واضع جبهته ساجدا لله تعالى، والله لو تعلمون ما أعلم، لضحكتم قليلا ولبكيتم كثيرا، وما تلذذتم بالنساء على الفُرُشِ، ولخرجتم إلى الصُّعُداتِ تَجْأَرُون إلى الله تعالى».
«Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur ki, orada Allah'a secde etmek için alnını koymuş bir melek olmasın. Allah'a yemin olsun ki, benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlardan zevk almayı terk eder, yollara,dökülür, Allah'a yalvar yakar olurdunuz."
Derecesi: Hasen li-gayrihî · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ben sizin görmediğiniz ve bilmediğiniz şeyleri görmekte ve bilmekteyim demiştir. Sema da eğere binildiği zaman çıkan bir ses gibi bir ses çıkmış ve bu sesi çıkarmayı da hak etmiştir. Çünkü Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur ki, orada Allah’a secde etmek için alnını koymak için bir melek olmasın. Allah’a yemin olsun ki Allah -Azze ve Celle-’nin Celalinin azametini ve intikamının şiddetini bilseydiniz, Allah Teâlâ’nın kuvvetinden korkar, az güler, çok ağlardınız. Bu korkunun şiddetinden yataklarda kadınlardan zevk alamaz ve yollara dökülür, sesinizi yükselterek Allah’a yalvar yakar olurdunuz.
10 (Ey Aişe!) Bu Cibril’dir. Sana selam söylüyor!
عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم : «هذا جِبْرِيلُ يَقْرَأُ عليك السَّلام» قالت: قلت: وعليه السلام ورحمة الله وبركاته. وهكذا وقع في بعض روايات الصحيحين: «وبركاته» وفي بعضها بحذفها، وزيادة الثقة مقبولة.
Aişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ey Aişe! Bu Cibril’dir. Sana selam söylüyor!’ dedi. Ben de: "Aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek cevap verdim." Muttefakun aleyh. Buharî ve Müslim'in bazı rivayetlerinde "ve berekatuhu" diğer bazı rivayetlerde ise bu ziyade bulunmamaktadır. Sika olan râvîlerin ziyadeleri makbuldür.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Aişe -radıyallahu anha- bizlere şu olayı haber vermektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine Ey Aişe! Bu Cibril’dir. Sana selam söylüyor! Bir rivayette ise; "Sana selam hediye ediyor." demiştir. Yani seni İslam selamı ile selamlıyor. Aişe -radıyallahu anha da- "ve aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek cevap vermiştir. Böylece kendisine verilen selama daha güzel bir şekilde karşılık vermiştir. Zira böyle yaparak yüce Allah'ın şu ayeti kerimesi ile amel etmiştir. "Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin." (Nisâ Suresi, 86). Sünnete göre bir kişiye başkasından selam getirilirse karşılık olarak "ve aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek karşılık verebilir. Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edilen yukarıdaki hadisin zahiri bunu ifade etmektedir. Ayrıca "Aleyke ve aleyhi's-selam" yahut "aleyhi ve aleyke's-sselam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek karşılık vermesi de güzel olur. Bir başka konu ise: Bir kimse, falanca kişiye benden selam götür derse senin bu selamı götürmen üzerine farz olur mu? Alimler bu konuda ayrıntılı olarak cevap vererek şöyle demişlerdir. Bu selamı alıp, iletme konusunda kabul ettiysen senin üzerine bu selamı sahibine götürmek farzdır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emretmektedir." (Nisâ Suresi, 58). Şayet sana bir kimse gelip falancaya selamımı ilet derse, sen de sessiz kalır yahut hatırlarsam iletirim gibi ifadelerle cevap verirsen senin üzerine bu selamı iletmek sadece hatırladığın zaman gerekli olur. Ancak güzel olan davranış hiç bir kimseye böyle bir görev yüklememektir. Zira böyle bir görevi hatırlayıp, yerine getirmekte zorluk vardır. Beni soranlara benden selam ilet gibi ifadeler kullanılması güzeldir. Ancak bunu bir sorumluluk olarak yüklemekte bir yarar yoktur. Kişi utanıp, haya ettiğinden dolayı kabul edip sonra da unutabilir. Bazı alimler erkeklerin kadınlara selam vermesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Nitekim İmam Buharî şöyle demiştir: "Erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere selam vermesi babı." Bu konuda cevaz verirken fitneden uzak olması kaydını zikretmek gerekir. Çünkü kadın-erkeklerin bir arada bulunmasını savunan kimseler bu noktadan hareket edip, (fitneye) girebilirler. Bu nedenle İmam Nevevî bu hadis ile ilgili faydalardan bahsederken şöyle demiştir: " Bir mefsedeye sebebiyet vermemek şartıyla yabancı bir erkeğin yabancı bir kadına selam göndermesi (caizdir)."
11 Cebrâil – aleyhisselam- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-‘e gelerek “İçinizdeki Bedir ehlini nasıl görüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de “Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Ya da buna benzer bir şeyler söyledi. Cebrâil -aleyhisselam- “Biz de Bedir’e katılan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.
عن رفاعة بن رافع الزرقي رضي الله عنه قال: جاء جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم قال: ما تَعُدُّونَ أهل بدر فيكم؟ قال: «من أفضل المسلمين» أو كلمة نحوها. قال: وكذلك من شهد بدرا من الملائكة.
Cebrâil – aleyhisselam- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-‘e gelerek “İçinizdeki Bedir ehlini nasıl görüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de “Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Ya da buna benzer bir şeyler söyledi. Cebrâil -aleyhisselam- “Biz de Bedir’e katılan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kıymetli sahabi Rufa’a –radıyallahu anh- Cebrâil – aleyhisselam-‘ın Efendimiz –sallallahu aleyhi ve selem- gelip şöyle söylediğini bizlere haber vermiştir: “Bedir gazvesinde cihada katılan kimselerin makamı nedir? – Allah Azze ve Celle, Nebisi ve onunla beraber olan müminleri bu gazvede kuvvetli bir yardımla desteklemiştir- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-: “Onlar bizim nazarımızda Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrâil –aleyhisselam- şöyle cevap verdi: “ Aynı şekilde biz de Bedir’e katılan ve orada savaşan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.”
12 Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- yemek yediği zaman üç parmağını yalardı.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه كان إذا أكل طعاما، لعق أصابعه الثلاث. قال: وقال: «إذا سقطت لُقمة أحدكم فليُمِطْ عنها الأذى، وليأكلها ولا يَدَعْهَا للشيطان» وأمر أن تُسْلَتَ القَصْعَةُ، قال: «فإنكم لا تدرون في أيِّ طعامكم البركة» وعن جابر بن عبد الله رضي الله عنه أن رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قالَ: "إنّ الشيطانَ يَحضُرُ أحدَكُم عندَ كلِ شيءٍ من شَأنِه، حتى يَحضُرَهُ عندَ طعامِهِ، فإذا سَقطتْ لقمةُ أحدِكُم فليَأخُذْها فَلْيُمِطْ ما كانِ بها من أذى، ثم ليَأكُلْها ولا يَدَعْها للشيطانِ، فإذا فَرَغَ فليَلْعَقْ أصابعَهُ، فإنه لا يَدري في أيِّ طَعامه البركة"
Enes İbn Mâlik ve Câbir İbn Abdullah –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- yemek yediği zaman üç parmağını yalar ve şöyle derdi: «Sizden birinizin lokması düşecek olursa onu alsın ve üzerindekileri temizleyip yesin, onu şeytana bırakmasın.» Ayrıca bize tabağı da sıyırmamızı emreder ve; «Bereketin, yemeğinizin neresinde olduğunu bilemezsiniz.» derdi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiç şüphesiz ki şeytan, yaptığınız her işte ve hatta yemeğinizde dahi yanınızda hazır bulunur. Öyleyse birinizin yemeğinden bir lokma yere düşerse onu alsın, üzerine bulaşan şeyleri temizleyip yesin ve onu şeytana bırakmasın. Yemeği bitirince de parmaklarını yalasın. Çünkü bereketin, yemeğinin neresinde bulunduğunu bilemez.»
Derecesi: Bu hadisin her iki rivayeti de sahihtir · Kaynak: Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste, şeytandan uzak durulması ve şeytanın, insanın işlerinde onunla beraber olduğu, bundan dolayı davranışlarında dikkatli olması tembih edilmektedir. İnsan (yemek için) hazırlık yapar ve ondan sakınır şeytanın süslü göstermesine aldanmaz. İnsan için yemekte bereket vardır. İnsan, bu bereketin, yediğinde mi, parmaklarında kalanda mı, tabağın dibinde mi, yemekten kalanda mı yoksa düşen lokmada mı olduğunu bilmez. Bereketin hâsıl olması için bunların hepsine dikkat etmek gerekir. Bereket kelimesinin aslı artma, hayrın sürekliliği ve faydalanma demektir. Burada anlatılmak istenen; yemekle beslenmek, kendi sonunu selâmette kılmak ve Allah Teâlâ’ya itaatte kuvvetli olmak kuvvetli hale gelmektir. Bazı doktorlar, parmak uçlarının yemekte yalanmasının, bir salgının salgılanmasını sağlayarak yemeğin hazmını kolaylaştırdığını zikretmişlerdir.
13 'Senden önce hiçbir peygambere verilmeyen, yalnızca sana lütfedilen şu iki nur ile seni müjdeliyorum. Bunlar; Fâtihatü'l-Kitâb (Fâtiha Sûresi) ve Bakara Sûresi’nin son ayetleridir (Âmene’r-Rasûlü). Bunlardan okuduğun her bir harfe karşılık sana (dilediğin) mutlaka verilecektir
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: «بَيْنَمَا جِبْرِيلُ قَاعِدٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَمِعَ نَقِيضًا مِنْ فَوْقِهِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ، فَقَالَ: هَذَا بَابٌ مِنَ السَّمَاءِ فُتِحَ الْيَوْمَ لَمْ يُفْتَحْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَنَزَلَ مِنْهُ مَلَكٌ، فَقَالَ: هَذَا مَلَكٌ نَزَلَ إِلَى الْأَرْضِ لَمْ يَنْزِلْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَسَلَّمَ، وَقَالَ: أَبْشِرْ بِنُورَيْنِ أُوتِيتَهُمَا لَمْ يُؤْتَهُمَا نَبِيٌّ قَبْلَكَ: فَاتِحَةُ الْكِتَابِ، وَخَوَاتِيمُ سُورَةِ الْبَقَرَةِ، لَنْ تَقْرَأَ بِحَرْفٍ مِنْهُمَا إِلَّا أُعْطِيتَهُ».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: «Bir gün Cebrail -aleyhisselam-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken yukarıdan bir gıcırtı/kapı sesi duydu. Başını kaldırarak şöyle dedi: 'Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır ve bugüne kadar hiç açılmamıştı.' Derken o kapıdan bir melek indi. Cebrail -aleyhisselam-: 'Bu, yeryüzüne inen bir melektir ki bugüne kadar hiç inmemişti' dedi. Melek selam verdikten sonra şöyle dedi: 'Senden önce hiçbir peygambere verilmeyen, yalnızca sana lütfedilen şu iki nur ile seni müjdeliyorum. Bunlar; Fâtihatü'l-Kitâb (Fâtiha Sûresi) ve Bakara Sûresi’nin son ayetleridir (Âmene’r-Rasûlü). Bunlardan okuduğun her bir harfe karşılık sana (dilediğin) mutlaka verilecektir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Cebrâîl -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken, gökten bir kapının açılması gibi bir ses duydu. Cebrâîl başını kaldırdı ve göğe baktı, sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e “Bu, bugün açılan bir gök kapısıdır. Bugünden önce hiç açılmamıştı.” dedi. Ardından o kapıdan bir melek yeryüzüne indi. Bu melek, daha önce hiç yeryüzüne inmemiş, ilk defa o gün inmişti. Melek, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdikten sonra şöyle dedi: “Sana, senden önce hiçbir peygambere verilmemiş olan iki nur ile müjde olsun! Bunlar: Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nin son iki âyetidir.” Sonra melek şöyle dedi: “Bu iki sûreden okuyacağın her bir harf karşılığında, Allah Teâlâ sana onların içerdiği hayrı, duaları ve talepleri mutlaka ihsan edecektir.”
- Bu hadiste, Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi'nin son âyetlerinin faziletine işaret edilmekte; bunların okunması ve içerdiği hükümlerle amel edilmesi teşvik edilmektedir.
- Göklerin kapıları vardır. İlâhî emirler bu kapılardan iner ve bu kapılar ancak Allah Teâlâ'nın izni ve emriyle açılır.
- Bu hadiste, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbi katındaki üstün değeri ortaya konulmaktadır. Zira Allah Teâlâ, kendisinden önceki hiçbir peygambere vermediği iki nuru -Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi'nin son iki âyetini- ona ihsan ederek onu özel bir ikramla şereflendirmiştir.
- Allah'a davetin yöntemlerinden biri de, insanlara hayrı ve mükâfatı müjdeleyerek onları teşvik etmektir.
14 " Arşı taşıyan meleklerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onlardan her birisinin kulak memesi ile boynunun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır."
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما ، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «أُذِنَ لي أنْ أُحَدِّثَ عن مَلَك مِن ملائكة الله مِن حَمَلَةِ العَرْش، إنَّ ما بين شَحْمةِ أُذُنِه إلى عاتِقِه مَسِيرةُ سبعِمائة عام».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: " Arşı taşıyan meleklerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onlardan her birisinin kulak memesi ile boynunun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir -radıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadiste Allah Teâlâ, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ümmetine mahlukatın en azametlisi olan Rahman'ın arşını taşıyan meleklerden birinin vasfından bahsetmesi için izin verdiğini haber vermiştir. Bu meleklerden birinin kulak memesinin yumuşağı ile boynunun en alt kısmının arası hızlı koşan bir atla katedildiğinde yedi yüz senelik mesafededir.
15 "Yüce Allah'ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.''
عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إنَّ لله ملائكةً سَيَّاحين في الأرضِ يُبَلِّغوني مِن أُمَّتِي السَّلامَ».
Abdullah b. Mesud -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre demiştir ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Yüce Allah'ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste Allah Teâlâ'nın yeryüzünde dolaşan çokça meleğinin olduğunu,şayet bu ümmetten bir Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verirse muhakkak ki onlar selamı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştırıyorlar.Falanca kişi sana selam verdi diyorlar.
16 'Sa'd'ın cenazesi üzerine Rahmân’ın Arş'ı titremiştir.Sa’d b. Muâz için, gökyüzünün kapıları açılmıştır.Yetmiş bin melek inmiştir.Kabirde sıkılmış ama sonra bırakılmıştır.''
عن ابن عمر رضي الله عنهما ، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «هذا الذي تحرَّكَ له العرشُ، وفُتِحَتْ له أبوابُ السماءِ، وشَهِدَه سبعون ألفًا من الملائكة، لقد ضُمَّ ضَمَّةً، ثم فُرِّجَ عنه».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Sa'd'ın cenazesi üzerine Rahmân'ın Arş'ı titremiştir.Sa’d b. Muâz için, gökyüzünün kapıları açılmıştır.Yetmiş bin melek inmiştir.Kabirde sıkılmış ama sonra bırakılmıştır.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste gelişi sebebiyle sevinçten Rahmân'ın arşının sallandığı değerli sahabi Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ı övmüştür.Rahmetin ve meleklerin inmesi,gelişi için süsleme ve ruhunun yükselişi için göğün kapıları açıkmıştır.Çünkü müminlerin ruhlarının yeri cennet olup, o da yedinci semanın üzerindedir.Yine bu değerli sahabenin faziletlerinden onu tazim etmek için cenazesine yetmişbin meleğin katılmasıdır.Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ın Allah katındaki faziletiyle ve makamıyla beraber zikrettiklerinin yanında kabrin onu bir sıktığını belirtmiştir.Sonra da Allah onu kurtarmıştır.Hiç kimse bu sıkmadan kurtulamayacaktır.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi eğer bundan biri kurtulsaydı o da Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh- olurdu.
17 "Güneşin hâcibi (ışığı) göründüğü vakit, güneş iyice meydana çıkıncaya kadar namazı bırakınız. Güneşin ışığı battığı zaman da ta kayboluncaya kadar namazı yine bırakınız. Kılacağınız namazınız için güneşin ne doğma zamanı, ne de batma zamanını tercih ediniz. Çünkü o bir şeytanın -yahud şeytanın- iki boynuzu arasından çıkar.''
عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إذا طلعَ حاجبُ الشمس فدَعُوا الصلاةَ حتى تَبْرُزَ، وإذا غاب حاجبُ الشمس فدَعُوا الصلاةَ حتى تغيبَ، ولا تَحَيَّنُوا بصلاتِكم طُلُوعَ الشمسِ ولا غروبَها، فإنَّها تطلُعُ بيْن قَرْنَيْ شيطان، أو الشيطان».
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Güneşin hâcibi (ışığı) göründüğü vakit, güneş iyice meydana çıkıncaya kadar namazı bırakınız. Güneşin ışığı battığı zaman da ta kayboluncaya kadar namazı yine bırakınız. Kılacağınız namazınız için güneşin ne doğma zamanı, ne de batma zamanını tercih ediniz. Çünkü o bir şeytanın -yahud şeytanın- iki boynuzu arasından çıkar.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güneşin bir tarafı doğduğu zaman tamamen gözüküp yükselene kadar namaz kılmamamızı emrediyor.Güneşin bir tarafı batttığı zaman da tamamen batana kadar namazı terk etmemizi emrediyor.Bu yasaklamadaki sebep şudur; çünkü güneş şeytanın iki boynyzu arasında doğuyor ve batıyor.Yani başının iki yanından.Çünkü şeytan güneşin doğuşu iki boynuzu arasından olması için güneşe doğru ayakta duruyor.Bu şekilde güneşe secde edenin kıblesi olmaktadır.Keza batışındada böyledir.İbadette onlara benzeme olmaması için o vakitte namaz kılmaktan nehyedildi.
18 Âmir'den nakledildiğine göre Alkame'ye:İbn Mesud Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde hazır bulundu mu?diye sordum.Alkame şöyle dedi:Ben İbn Mesud -radıyallahu anh-'a sorup:Sizden bir kimse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde bulundu mu? dedim.O, hayır ama biz bir gece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte idik.Onu yanımızda bulamayınca vadilerde ve dağ geçitleri arasında onu aradık.Onu cinler kaptı yahut gizlice öldürüldü, dedik.Bu sebeple bir topluluğun geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Sabhı edince O Hira tarafından geliverdi, dedi.İbn Mesud dedi ki:Ey Allah'ın Rasûlü, seni göremeyince aradık,seni bulamadık.Bu sebeple bir kavmin geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Allah Rasûlü:''Bana cinlerin davetçisi geldi,onunla birlikte gittim,onlara Kur'an okudum'' buyurdu.İbn Mesud dedi ki:Sonra bizi alıp götürdü,bizlere onların izlerini ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi.Allah Rasûlünden azık istediler,O da:''Elinize geçen üzerine Allah adı anılmış her kemik olabildiğince etli olarak sizindir.Her deve tezeği de hayvanlarınıza yemdir.'' buyurdu.Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Artık bu ikisi ile istincâ yapmayınız çünkü bunlar kardeşlerinizin yiyeceğidir.'' buyurdu.Müslim rivayet etmiştir.
عن عامر، قال: سألتُ عَلْقَمةَ: هل كان ابنُ مسعود شَهِدَ مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ليلةَ الجنِّ؟ قال: فقال عَلْقَمةُ، أنا سألتُ ابنَ مسعود فقلتُ: هل شَهِدَ أحدٌ منكم مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ليلةَ الجنِّ؟ قال: لا، ولكنَّا كنَّا مع رسول الله ذاتَ ليلة ففَقَدْناه فالتمسناه في الأودية والشِّعاب. فقلنا: استُطِير أو اغْتِيل. قال: فبِتْنَا بِشَرِّ ليلة بات بها قومٌ، فلما أصبحْنا إذا هو جاء من قِبَل حِرَاء. قال: فقلنا يا رسول الله فقدْناك فطلبْناك فلم نجدْك، فبِتْنَا بِشَرِّ ليلة بات بها قوم. فقال: «أتاني داعي الجنِّ فذهبتُ معه فقرأتُ عليهم القرآنَ» قال: فانطلقَ بنا فأرانا آثارَهم وآثارَ نِيرانِهم وسألوه الزاد فقال: «لكم كلُّ عظم ذُكر اسمُ الله عليه يقع في أيديكم أوفر ما يكون لحمًا، وكلُّ بَعْرة عَلَفٌ لدوابِّكم» . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «فلا تسْتَنْجُوا بهما فإنَّهما طعامُ إخوانِكم».
Âmir'den nakledildiğine göre Alkame'ye:İbn Mesud Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde hazır bulundu mu?diye sordum.Alkame şöyle dedi:Ben İbn Mesud -radıyallahu anh-'a sorup:Sizden bir kimse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde bulundu mu? dedim.O, hayır ama biz bir gece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte idik.Onu yanımızda bulamayınca vadilerde ve dağ geçitleri arasında onu aradık.Onu cinler kaptı yahut gizlice öldürüldü, dedik.Bu sebeple bir topluluğun geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Sabhı edince O Hira tarafından geliverdi, dedi.İbn Mesud dedi ki:Ey Allah'ın Rasûlü, seni göremeyince aradık,seni bulamadık.Bu sebeple bir kavmin geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Allah Rasûlü:''Bana cinlerin davetçisi geldi,onunla birlikte gittim,onlara Kur'an okudum'' buyurdu.İbn Mesud dedi ki:Sonra bizi alıp götürdü,bizlere onların izlerini ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi.Allah Rasûlünden azık istediler,O da:''Elinize geçen üzerine Allah adı anılmış her kemik olabildiğince etli olarak sizindir.Her deve tezeği de hayvanlarınıza yemdir.'' buyurdu.Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Artık bu ikisi ile istincâ yapmayınız çünkü bunlar kardeşlerinizin yiyeceğidir.'' buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âmir Şa'bî -rahimehullah- Alkame -rahimehullah-'a her ikiside değerli tabiindirler- sordu:İbn Mesud Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde hazır bulundu mu?diye sordu.Alkame İbn Mesud -radıyallahu anh-'a bu mesele hakkında sorduğunu haber verdi.O da onlardan hiç birinin o olaya şahit olmadığını haber verdi.Lakin onlar Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte gecelerden bir gece onu bulamadıklarınuı ve O'nu vadilerde ve dağlar arasındaki yollarda aradıklarını ve O'nu bulamadıklarını haber verdi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gizlice öldürülmesinden yahut cinlerin kapıp kaçırmasından korktular.Son derece üzgün ve kötü durumda gecelediler.Sabahlayınca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Hira dağı tarafından gelirken gördüler.Ve O'nu kaybettiklerini,aradıklarını ve bulamadıklarını sonra da son derece üzüntülü ve kötü bir şekilde gecelediklerini haber verdiler.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Kendisine cinlerin davetçisinin geldiğini,onunla birlikte gittiğini,cinlere Kur'an okuduğunu haber verdi.Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem -sahabe ile birlikte hareket etti ve onların izlerini ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi.Ve sahabelere cinlerin ondan yemek istediğini ve yemeklerinin Allah'ın isminin zikredilerek kesilmiş hayvanın kemiği ellerine geçerse onu et dolu bir şekilde bulacaklarını haber verdi.Ve keza hayvanların dışkılarınında onların hayvanlarının yiyeceği olacağını haber verdi.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem -ümmetinin kemik ve hayvan dışkılarıyla taharatlanmalarını yasakladı.Çünkü bu onların cinlerden olan kardeşlerinin yiyeceğidir.
19 «Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra çetelerini insanlara gönderir. Çetelerinden onun yanında en yakın mertebede bulunanlar, insanlar arasında en çok fitne çakaranlardır.
عن جابر رضي الله عنه ، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إنَّ إبليسَ يضعُ عرْشَه على الماء، ثم يَبْعَث سَراياه، فأدْناهم منه منزِلةً أعظمُهم فتنةً، يجيء أحدهم فيقول: فعلتُ كذا وكذا، فيقول: ما صنعتَ شيئًا. قال: ثم يجيء أحدهم فيقول: ما تركتُه حتى فَرَّقتُ بينه وبين امرأتِه، قال: فيُدْنِيه منه ويقول: نعم أنت». قال الأعمش: أراه قال: «فيَلْتَزِمُه».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra çetelerini insanlara gönderir. Çetelerinden onun yanında en yakın mertebede bulunanlar, insanlar arasında en çok fitne çakaranlardır. Bunlardan biri, Şeytanın yanına gelir ve: «Falanla o kadar uğraştım, nihayet onu şu ve şu halde bıra-kıp geldim» der. İblis te ona, «Vallahi bir şey yapmış değilsin.» diye karşılık verir. Bir başkası gelir, o da: «Ben falan adamla uğraştım, nihayet onunla ailesini birbirinden ayırdım.» der, İblis onu yanına yaklaştırır ve ona: «Sen ne iyi yapmışsın.» diye cevap verir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İblis tahtını -sahip olduğu mülkün tahtıdır- su üzerine koyuyordu.Sonra da insanları fitneye sokup saptırması için cinlerden ordularını gönderiyor.Mertebe bakımından İblise en yakın olanı insanları sapıtmada en çok başarılı olanıdır.Şeytanlardan biri İblise gelir ve şöyle derdi:Şçyle şöyle yaptım.Hırsızlık yapmayı emrettim,örnek olarak içki içmeyi emrettim.İbliste ona şöyle diyor:Büyük bir iş yapmadın.Ya da bir iş sayılacak şet yapmadın.Şeytanlardan biri gelir ve İblise şöyle diyene kadar:Filanca kişiynin kendisiyle hanımı arasını ayırdım ve onu hanımını boşayana kadar bırakmadım.İblis onu kendisine yaklaştırır.Ona sarılır ve onu kucaklar.Ona şöyle der:''Evet sensin'' Evet sen istediğimi yerine getiren sensin.İnsanları saptırmada ve ifsad etmedeki temennimi yerine getirdin.
20 «Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?»
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: «قال النبي صلى الله عليه وسلم لجبريل: «مَا يَمْنَعُك أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَر مِمَّا تَزُورَنَا؟» فنزلت: (وَمَا نَتَنَزَّل إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَينَ ذَلِك ).
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâil -aleyhisselâm-’a: «Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?» diye sordu. Bunun üzerine, «Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz; önümüzde, arkamızda ve bunların arasında ne varsa hepsi Rabbinindir.» (Meryem Sûresi: 64) âyeti indi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kardeşi Cebrâil -aleyhisselâm-'a olan özlemini aktarmaktadır. Çünkü Cebrâil -aleyhisselâm-, Allah -Azze ve Celle-’den gelmektedir. Cebrâil -aleyhisselâm-'ın gelmesi kırk gün gecikince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Cibrîl! Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?» diye sorduğunda, yani seni özleyene kadar sen gelmedin dediğinde, Cebrâil aleyhisselâm: Bende seni özledim, ancak ben memurum (yani Allah tarafından emrolunduğumda gelebilirim) demiştir. Allah Teâlâ, Cibrîl -aleyhisselâm-'a şöyle söylemesini vahyetmiştir: “Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz" Yani, Allah -Subhanehu ve Teâlâ- Cebrâil -aleyhisselâm-'a: Ey Cibrîl! uzun aralıklarla inmemiz ancak Allah'ın hikmetinin içerdiği izinledir de demiştir. "Önümüzde" olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nındır. Yani, önümüzde olan ahiret işleri demektir. "Arkamızda" Dünya işleri kastedilmiştir. Ayetin devamında "Bunların arasında ne varsa hepsi" Bu vakitten kıyamete kadar olan vakittir. Yani bunların hepsinin ilmi Allah'ın katındadır ve Rabbin unutmuş değildir. Yani vahyin gecikmesi seni terk ettiğinden dolayı değildir. (O, seni terk etmemiştir.) Sonuç olarak bu hadis, insanın seçilmiş kimselerle yarenlik etmesinin güzelliğine ve hayrı elde etmek için onları ziyaret etmesi ve onların da onu ziyaret etmesine delalet eder.
21 «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip, (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.»
عن عياض بن حمار المجاشعي رضي الله عنه ، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال ذات يوم في خطبته: «ألَا إن ربي أمرني أن أُعَلِّمَكم ما جَهِلتم، ممَّا علَّمني يومي هذا، كلُّ مالٍ نَحَلتُه عبدًا حلال، وإني خلقتُ عبادي حُنَفاء كلهم، وإنهم أتتهم الشياطين فاجتالتهم عن دينهم، وحَرَّمت عليهم ما أحللتُ لهم، وأمرتهم أن يُشركوا بي ما لم أُنزِّل به سلطانا، وإن الله نظر إلى أهل الأرض، فمَقَتهم عربهم وعَجَمهم، إلَّا بقايا من أهل الكتاب، وقال: إنما بعثتُك لأبتليَك وأبتلي بك، وأنزلتُ عليك كتابًا لا يغسله الماءُ، تقرؤه نائمًا ويقظان، وإنَّ اللهَ أمرني أن أحرِق قُرَيشًا، فقلت: رب إذا يَثْلُغوا رأسي فيدعوه خُبْزة، قال: استخرجهم كما استخرجوك، واغزهم نُغزك، وأنفق فسننفق عليك، وابعث جيشا نبعث خمسة مثله، وقاتل بمن أطاعك مَن عصاك، قال: وأهل الجنة ثلاثة ذو سلطان مُقْسِط مُتَصَدِّق مُوَفَّق، ورجل رحيم رقيق القلب لكل ذي قربى ومسلم، وعفيف متعفِّف ذو عيال، قال: وأهل النار خمسة: الضعيف الذي لا زَبْر له، الذين هم فيكم تبعا لا يبتغون أهلا ولا مالا، والخائن الذي لا يخفى له طمع، وإن دقَّ إلا خانه، ورجل لا يُصبح ولا يمسي إلا وهو يخادعك عن أهلك ومالك «وذكر» البخل أو الكذب والشِّنظير الفحَّاش».
İyad b. Hımâr -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün hutbesinde buyurdular ki: «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben, bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.» Allah Teâlâ, yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: «Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın! Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti» Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçısına çevirirler!» dedim. «Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim. İnfakta bulun, biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!» buyurdu. «Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- devamla dedi ki: «Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiç bir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün sahabesine hitap etti ve Allah'ın o gün ona öğrettiği ve ashabının bilmediği şeyleri onlara öğretmesini emrettiğini haber verdi. O gün, Rabbinin onlara öğretmesini emrettiği şeylerden biri şudur: (Benim bir kuluma verdiğim her mal helaldir.) Allah Teâlâ buyuruyor ki, kullarımdan bir kula verdiğim her mal ona helaldir. Burada söylenmek istenilen onların Allah'ın kendilerine helal kıldığı hayvanlardan bazılarını kendilerine haram kılmalarıdır. Şüphesiz ki onların haram saymalarıyla bu şey haram olmamıştır. O mala bir hakkın taalluk etmesi ya da bu malı onun olması hükmünden çıkaracak olan özel bir delilin hasıl olması durumu dışında bu mal ona helaldir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ''Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım.'' Bütün kulları müslümanlar olarak yarattım. Günahlardan temiz olarak da denilmiştir. Dosdoğru ve hidayeti kabul etmeye yönelen olarak da denilmiştir. Bununla kastedilen şey "Elestu birabbikum" (Ben sizin Rabbiniz değilmiyim) dediğinde "Belâ" (Evet! Sen bizim Rabbimizsin) cevabını aldığı zamandır denilmiştir. Allah Teâlâ'nın şu sözü: ''Ancak şeytanlar gelip onları (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler. Onlara helal kıldığım şeyleri kendilerine haram kıldılar. Onlara, haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler. Şeytanlar geldiler ve onları küçümsediler ve onları üzerinde bulundukları halden uzaklaştırarak batıla götürdüler. Allah'ın onlara helal kıldığını haram kıldılar. Şeytanlar onlara Allah'ın kendilerine ibadet etmeyi emretmediği şeylere ibadet etmeyi ve ibadette onları Allah'a şirk koşmayı emrettiler ve buna dair bir delil de zikretmediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü: «Allah Teala yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların arap ve acem hepsine öfkelendi.» Allah Teâlâ Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden önce yeryüzüne baktı ve onları şirk ve sapıklık üzerinde birleşmiş olarak gördü. Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç diğerlerine öfkelendi. (Allah'ın kendilerine kızmadığı kimseler) Onlar hak olan dinlerine sımsıkı sarılıp değiştirmeden bağlı kalan kimselerdi. Kitap ehlinin çoğu ise tahrif etmişlerdi. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın şu sözü: ''Ben seni, imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim.'' Manası: Sana emrettiğim ve senin bu görevi yaptığında ortaya çıkan hal ile seni insanlara gönderildiğin elçiliği tebliğ etmen, Allah yolunda hakkıyla cihad etmen, Allah Teâlâ için sabretmen ve diğer şeylerden dolayı seni insanlara gönderdim. Senin ile de seni gönderdiğim kimseleri imtihan ediyorum. Onlardan bazıları vardır, imanını izhar ederler ve itaatte ihlaslı olurlar. Ve bazıları da düşmanlığını ve küfrünü gösterir. Bir de münafıklık edenler vardır. Onu imtihan etmek için sözüyle murad edilen Allah Teâlâ'nın kullarını önceden vuku bulacağını bidiği şeyler ile değil onlardan vuku bulan şeyler ile cezalandırdığıdır. Yoksa Allah -Subhanehu- vuku bulmadan önce kulların kendileri özgür iradeleriyle bir şey yapmadan cezalandırması değildir. ''Sana, suyun yıkayıp yok edemeyeceği bir kitap gönderdim.'' Manası: Sana Kur'an-ı indirdim. O da kalplerde korunaklıdır. Oradan gitmez. Zamanlar geçsede kalıcıdır. Allah Teâlâ'nın şu buyruğu: ''Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Manası, uyku ve uyanıklık gibi iki halde de Kur'ân korunacaktır. Onu rahat ve kolay bir şekilde okuyacaksın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Allah, Kureyş'i ateşe vermemi ve onlarla savaşmamı emretti.» Allah bana Kureyş kâfirlerini helak etmemi ve onları öldürmemi emretti. Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!» dedim. Başımı yararlar ve ekmeği kırıp parçaladıkları gibi kırarlarsa. Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Allah Peygamber'i -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıklarına karşılık olarak seni çıkardıkları gibi sen de Kureyş kâfirlerini çıkar. İki çıkarma arasında çok fark olsa bile. Onların Rasûlullah'ı çıkarmaları batıl bir çıkarmadır. Rasûlullah'ın onları çıkarması ise hak iledir. ''Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim.'' Onlarla savaşta sana yardım eder ve seni destekleriz. ''İnfakta bulun biz de sana infak edelim.'' Allah yolunda gayret edip infak et onun karşılığını sana dünya ve ahirette veririz. ''Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim.'' Kâfirlerle savaşmak için gönderdiğin zaman Bedir'de yaptığı gibi müslümanlardan meleklere beş katı yardımcı göndeririz. ''Sana itaat eden askerlerle birlik ol, sana isyan eden askerlere karşı savaş!" Sana itaat eden müslümanlarla beraber sana isyan eden kâfirlere karşı savaş. ''Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar." Cennet ehli üç sınıftır. Birinci Sınıf: Hüküm, kahır ve galebe sahibi bir adam. Bunlarla beraber o insanlar arasında adaletli davranır, onlara zulmetmez ve onlara iyilikte bulunur. Onun için hayır yolları kolaylaştırılır. İyilik kapıları açılır. İkinci Sınıf: Küçüklere, büyüklere merhametli olan ve özellikle de yakınlarına karşı yumuşak kalpli olan bir adam. Üçüncü Sınıf: Çoluk çocuk sahibi namuslu, insanlardan bir şey istemekten kaçınarak iffetli davranan, kendi ve ailesinin işinde Allah'a tevekkül eden, ailesini sevmesi ya da rızık korkusu onu tevekkülü terk edip yaratılmışlardan bir şey ummaya ve haram mal elde edip farz olan ilimi ve ameli bırakıp o işlerle uğraşmaya itmez. "Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan." Cehennem ehli de beş sınıftır. Birincisi: Aklı olmayan zayıflar. Aklı olmayan zayıf, bu sebeple de onu yapılmaması gerekli olan şeylerden men etmez. ''Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler.'' Hanım/zevce istemeyen erkek hizmetçiler. Bunlar; helalden yüz çevirip haram işleyen kimselerdir. Yorularak ve temiz kazanç yoluyla helalinden mal kazanmak istemezler. İkincisi: ''Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder.'' Yani elde etmek istediği ve onu bulamayacağı hiç bir şey kendisine gizli kalmasın ki o, o şeyin peşinden koşup da onu araştırmasın. Onu bulup hainlik edene kadar uğraşır. Bu da onun hainlikle vasfedilmesinde mübalağalı bir anlatımdır. Üçüncüsü: Aldatan adamdır. Dördüncüsü: Yalancı ve cimri olandır. Beşincisi: Kötü huylu kaba sözlü insandır.
22 Abdullah b. Mes´ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- O şöyle diyor:'' Cebrail -aleyhisselam-'ı Sidretu'l-Müntehâda altı yüz kanadı ile gördüm.''Buyurdu.Âsıma kanatlardan sordum?Bana haber vermeyi istemedi.Dedi ki bana arkadaşlarından bazıları haber verdi ki:''Kanat doğu ile batı arasındadır.''İmam Ahmed rivayet etmiştir.
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «رأيتُ جِبريلَ على سِدْرة المُنْتَهى، وله ستُّ مائة جَناح» قال: سألتُ عاصمًا، عن الأجنحة؟ فأبى أن يخبرني، قال: فأخبرني بعض أصحابه: «أنَّ الجَناح ما بين المشرق والمغرب».
Abdullah b. Mes´ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- O şöyle diyor:'' Cebrail -aleyhisselam-'ı Sidretu'l-Müntehâda altı yüz kanadı ile gördüm.''Buyurdu.Âsıma kanatlardan sordum?Bana haber vermeyi istemedi.Dedi ki bana arkadaşlarından bazıları haber verdi ki:''Kanat doğu ile batı arasındadır.''
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Cibrîl 'i Cennet'in en yükseğinde ve altıyüz kanadının olduğunu gördü.Râvi Âsım b Ebî Behdele bu kanatların yapısından sordu?Ona haber vermedi.Arkadaşlarından bazıları her kanadın büyüklüğü ve ihtişamı doğu ile batının arasını kaplamıştı.Bu da sahih olan başka hadislerde gelmiştir:(Yaratılışının büyüklüğü doğu ile batı arasını kapamıştır).
23 «Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
عن ابن مسعود رضي الله عنه أنه قال في هذه الآية: {ولقد رآه نَزْلَةً أُخرى} [النجم: 13]، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «رأيتُ جبريلَ عند سِدْرةِ المُنْتَهى، عليه ستُّمائة جَناح، يَنْتَثِرُ من رِيشِه التَّهاوِيلُ: الدُّرُّ والياقُوتُ».
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bu ayet hakkında şöyle demiştir: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} ayetinin tefsirinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in cennetin en üstünde Sidretu'l Münteha'da Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu şekilde Cebrail'i gördüğünü, altı yüz kanadı olduğunu ve her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar döküldüğünü haber verdiğini zikretmiştir.
24 Gece yolculuğu yaptığım isra gecesinde Mele-i A’lâ’da Cebrail'e uğradığımda Allah -azze ve celle'nin- korkusundan eski ince örtü gibi olmuştu.
عن جابر رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ليلةَ أُسْرِيَ بي مررتُ على جبريل في المَلَأ الأعلى كالحِلْسِ البالي مِن خَشيةِ الله عز وجل ».
Cabir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Gece yolculuğu yaptığım isra gecesinde Mele-i A’lâ’da Cebrail'e uğradığımda Allah -azze ve celle'nin- korkusundan eski ince örtü gibi olmuştu.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Ebî Âsım rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- İsra ve Mirac gecesi miraca çıktığında Cebrail'e uğradığını ve onun Allah'a yakın olan meleklerle birlikte olduğunu zikretmiştir. Cebrail'in Allah -azze ve celle-'ye karşı şiddetli korkusundan dolayı Rasûlullah Cebrail'i ince eski bir örtü gibi görmüştür. Buda Cebrail aleyhisselam'ın Allah'ı bilmesinin faziletine delalet eder. Çünkü kim Allah'ı ne kadar çok bilirse korkusuda o kadar çok olur.
25 Abdullah b. Zübeyr Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittim demiştir: İnsanlar bozguna uğrayıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağıldılar. Hatta bazıları Medine tarafında dağın üstündeki bölgelere vardılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüler ve Hanzala b. Ebî Âmir Ebû Süfyan b Harb ile karşılaştı. Hanzala onu yere yatırıp üstüne çıkınca Şeddâd b. el-Esved onu gördü. Şeddâd kılıçla saldırarak Hanzala'yı öldürdü. Az kalsın Hanzala Ebû Süfyan'ı öldürecekti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kardeşiniz Hanzalayı melekler yıkadı, hanımına sorun" buyurdu. Hanımı: o korkunç sesi duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "İşte bu yüzden melekler onu yıkadı" buyurdu. İbn Hibbân rivayet etmiştir.
عن عبد الله بن الزبير رضي الله عنهما قال: سمعتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: وقد كان الناسُ انهزموا عن رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى انتهى بعضُهم إلى دُون الأَعْراض على جبلٍ بناحيةِ المدينة، ثم رجعوا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم وقد كان حَنْظَلة بن أبي عامر الْتَقَى هو وأبو سفيان بن حرْب، فلمَّا اسْتَعْلاه حَنْظَلة رآه شَدَّاد بن الأسْود، فعَلَاه شَدَّاد بالسيْف حتى قتله، وقد كاد يَقْتل أبا سفيان، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إنَّ صاحبَكم حَنْظَلةُ تُغَسِّلُه الملائكةُ، فسَلُوا صاحبتَه»، فقالت: خرج وهو جُنُبٌ لما سمِع الهائِعَة، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «فذاك قد غَسَّلَتْه الملائكةُ».
Abdullah b. Zübeyr Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittim demiştir: İnsanlar bozguna uğrayıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağıldılar. Hatta bazıları Medine tarafında dağın üstündeki bölgelere vardılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüler ve Hanzala b. Ebî Âmir Ebû Süfyan b Harb ile karşılaştı. Hanzala onu yere yatırıp üstüne çıkınca Şeddâd b. el-Esved onu gördü. Şeddâd kılıçla saldırarak Hanzala'yı öldürdü. Az kalsın Hanzala Ebû Süfyan'ı öldürecekti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kardeşiniz Hanzalayı melekler yıkadı, hanımına sorun" buyurdu. Hanımı: o korkunç sesi duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "İşte bu yüzden melekler onu yıkadı" buyurdu.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Hibbân rivayet etmiştir - Beyhakî rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Uhud günü Müslümanlar aslında galip gelmişlerdi. Sonra okçular Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yerine getirmedikleri için hezimete uğradılar. Bazı kimseler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağılarak Medine cihetinde bazı yüksekteki dağ köylerine kaçtılar. Sonra tekrardan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüler. Hanzala b. Ebî Âmir (Uhud) savaşı esnasında Müşriklerin ileri geleni Ebû Süfyan b. Harb ile karşılaştı. Hanzala onu öldürecek duruma gelmişti ki müsriklerden Şeddâd b. el-Esved onu gördü ve kılıçıyla Hanzala'ya vurarak öldürdü. Savaş bittiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine meleklerin hanzalayı yıkadığını haber verdi. Hanımına Hanzalanın durumunu sormalarını emretti. Hanımına sorduklarında cihat için çağrıyı duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına cunub olarak şehit olduğu için meleklerin onu yıkadığını haber verdi.
26 'Âdem -aleyhisselam- vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek, (Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız) dediler.''
عن أبي بن كعب، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لما تُوُفِّيَ آدمُ غَسَّلَتْه الملائكةُ بالماء وِتْرًا، وأَلْحَدُوا له، وقالوا: هذه سُنَّةُ آدَمَ في وَلَدِه».
Übey b. Ka'b -radıyallahu anh-'tan onunda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:''Âdem -aleyhisselam- vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek, (Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız) dediler.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Hâkim rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âdem -aleyhisselam- vefat edince melekler üç defa su ile yıkadılar.Bir defa,üç ya da beş kere.Kabrin çukurunun yanına bir yer açtılar ve onu oraya defnettiler.Ve dediler ki:''Bu Âdem'in çocukları için olacak sünnettir.''Yani:Ademoğluna babaları Âdem'in yıkanması ve defnedilmesinde anlatıldığı şekilde olacaktır.Bu şekilde uygulamayı ancak onun oğullarından hidayet üzere olanlar yaparlar.
27 Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü.Gökyüzünde göremeyeceğim kadar yükseldi.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه : أنَّ أُسَيْد بن حُضَيْر بينما هو ليلةً يَقْرأ في مَرْبَدِه، إذ جالَتْ فَرَسُه، فقرأ، ثم جالَتْ أخرى، فقرأ، ثم جالَتْ أيضا، قال أُسَيْد: فخشيتُ أن تَطَأَ يحيى، فقمتُ إليها، فإذا مِثلُ الظُّلَّة فوق رأسي فيها أَمْثال السُّرُج، عَرَجَتْ في الجَوِّ حتى ما أراها، قال: فغدوتُ على رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فقلت: يا رسول الله بينما أنا البارِحَةَ من جَوْف الليل أقرأ في مِرْبَدي، إذ جالَتْ فَرَسي، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اقرأ ابنَ حُضَيْر» قال: فقرأتُ، ثم جالَتْ أيضًا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اقرأ ابنَ حُضَيْر» قال: فقرأتُ، ثم جالَتْ أيضًا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اقرأ ابنَ حُضَيْر» قال: فانصرفتُ، وكان يحيى قريبًا منها، خشيتُ أن تَطَأَه، فرأيتُ مثل الظُّلَّة فيها أمْثال السُّرُج، عَرَجَتْ في الجَوِّ حتى ما أراها، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «تلك الملائكةُ كانت تستمِعُ لك، ولو قرأتَ لأصبحَتْ يراها الناسُ ما تَسْتَتِرُ منهم».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü. Sabah olunca gelip durumu anlattığında,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu!" diyerek, okumaya devam etmesini bildirdi. Üseyd: Ey Allah'ın elçisi, atın Yahya'yı çiğnemesinden korktum. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. Bu sebeple okumayı kestim; o sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda, gökyüzünde bulut gölgesine benzer bir beyazlık içinde kandiller gibi bir takım cisimlerin parlamakta olduğunu gördüm. Bu beyaz gölge tabakası, içindeki ışık manzumesi ile göğe doğru çekilip gitti. Nihayet onu göremez oldum." deyince,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:O gördüğün şeylerin ne olduğunu biliyor musun?" buyurdu. Üseyd'in "Hayır!" diye cevap vermesi üzerine de:Ey Üseyd! Onlar meleklerdi; seni dinlemeye gelmişlerdi. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi.Ve insanlar onları görecek insanlardan gizlenmeyeceklerdi." buyurmuşlardır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Üseyd b. Hudayr -radıyallahu anh- gecelerden bir gece hurma saklanan bir yerin yanında,yanında atı bağlı haldeyken Kur'an okuyordu.Oğlu Yahya'da yantarafında uyuyordu.Okuyunca atı ürktü ve hareket etti.Susunca o da sakinleşti.Sonra bir kere daha okudu ve atı hareketlendi ve ürktü.Bu şekilde üç defa oldu.Üsyd atının oğlu Yahya'yı ezmesinden korktu.Okumayı kesti,atına doğru kalkarak hareket etmesinin ve ürkmesinin sebebine bakmak istedi.Üzerinde bulutlar gibi ve içinde lambalara benzeyen şeyler gördü.Gökyüzüne doğru yükseliyordu ki onları göremeyecek duruma geldi.Sabah Üseyd Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gitti.Ve ona olanları anlattı,Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona korkusunu gidermesi,ona derecesinin yüksek olduğunu öğretmesi ve onun rahatlamasını artırmak için öyle buyurdu:''Oku ey Hudayr'ın oğlu'' pekiştirmek için üç defa dedi.Yani gelecek zamanda bir daha olursa ona işaret etmek için bu şaşılacak durumun olmasına sebep olan kıraatı tekrar et ve devam et.Bilakis büyük faziletinden dolayı okumaya devam edecek.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona bu meleklerin Kur'an kıraatını dinlediklerini eğer o sabaha kadar okusaydı insanlar melekleri görecekler ve insanlardan gizlenmeyeceklerdi.
28 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sözü:Bedir günü ''İşte şu; atının başını ve gemini tutmuş, harb silâhı üzerinde (hücuma hazır bir halde) Cebrâil’dir.''
عن ابن عباس رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال يوم بدر: «هذا جبريلُ، آخذٌ برأس فَرَسِه، عليه أَدَاةُ الحَرْب».
İbn Abbâs -radıyallahua anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:Bedir günü ''İşte şu; atının başını ve gemini tutmuş, harb silâhı üzerinde (hücuma hazır bir halde) Cebrâil’dir.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin mevzusu meleklerin Bedir Gazvesine şahit olmalarıdır.Ve başlarında Cibrîl -aleyhisselam- zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cibrîl -aleyhisselam-'ın Bedir Gazvesinde atına binmiş olarak ve Müminlerle beraber savaşması için elinde de savaş aleti olarak silah olduğunu haber verdi.Ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yardım,destek ve ashabına da yandaş olmak için.
29 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kurayza oğulları'na sefer ettiğinde ben Cibrîl'in -salavatullahi aleyh-'in melekler alayının Ganm oğulları sokağnıdan geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hâlâ görür gibiyim, demiştir.
عن أنس رضي الله عنه قال: «كأنِّي أنظر إلى الغُبار ساطِعًا في زُقَاق بني غَنْم، مَوْكبَ جبريلَ -صلوات الله عليه- حين سار رسولُ الله صلى الله عليه وسلم إلى بني قُرَيْظَة».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kurayza oğulları'na sefer ettiğinde ben Cibrîl'in -salavatullahi aleyh-'in melekler alayının Ganm oğulları sokağnıdan geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hâlâ görür gibiyim, demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Hazreç'ten bir kol olan Ganm oğullarının yaşadığı sokakta başlarında Cebrâîl -aleyhisselam- olduğu halde melekler ordusunun Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Kurayza oğullarıyla savaşmak için gittiğinde tozun yükseldiğini haber veriyor.Eserlerini görmek melekleri görmeyi gerektirmez.Onları görmüşte olabilir görmemişte olabilir.Şüphe yok ki;Cibrîl -aleyhisselam-'ın alayı olduğunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den öğrenmiştir.
30 «Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı pazarda kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «صلاة الرجل في جماعة تَضعُفُ على صلاته في بيته وفِي سُوقِه خمسا وعشرين ضِعفًا، وذلك: أَنَّه إِذَا تَوَضَّأ، فَأَحسَن الوُضُوء، ثمَّ خرج إلى المسجد لاَ يُخرِجُهُ إلاَّ الصلاة؛ لَم يَخْطُ خُطوَةً إِلاَّ رُفِعَت له بِها درجة، وَحُطَّ عَنهُ بها خطيئة، فإذا صلَّى لم تزل الملائكة تُصَلِّي عليه، ما دام في مُصَلاَّه: اللهُمَّ صَلِّ عليه، اللهم اغفِر له، اللهم ارْحَمه، ولا يزال في صلاة ما انتظر الصلاة».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı pazarda kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. O kimse, abdestini güzelce alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Namazını kıldıktan sonra abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler onun için: Allah'ım! Ona rahmetinle muamele et, ona acı! diyerek dua etmeye devam ederler. O kimse namazı beklediği sürece namazdaymış gibidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın ecir ve sevabının, evinde ve çarşı pazarda tek başına kıldığı namazdan daha fazla olduğunu haber vermiştir. Evde, çarşı pazarda tek başına kılınan namazdan yirmi beş kat daha fazladır. Burada işaret edilen cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namaza fazileti camideki cemaati içermektedir. «Şüphesiz ki o» sözü kişi abdestini güzelce alırsa yani abdestin edep ve sünnetleri ile birlikte güzelce alırsa demektir. «Sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse» yani başka bir şey için ya da namaz ve başka bir şey için çıkarsa zikredilen fazileti kaçırır. «Attığı her adım sebebiyle derecesi bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Bu hata; Allah'ın hakkı olan küçük günahlardan olan hatadır.» Namazını kıldıktan sonra namaz kıldığı yerde oturmaya devam ettiği sürece melekler onun için dua eder, rahmet ve bağışlanma dilerler. Orda uzanmış abdestini bozmamış olsa dahi orda bulunmaya devam ettiği sürece bu kastedilmiş olabilir. Bu, namaz kılan kimsenin namazı beklediği müddetçe namazda olduğunu göstermektedir.