Kur'an'ın Fazileti hadisleri
1 Şu Kur’an’ı hafızanızda korumaya özen gösteriniz. Muhammed'in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Kur’an’ın hafızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin ipinden boşanıp kaçmasından daha hızlıdır
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «تَعَاهَدُوا هَذَا الْقُرْآنَ، فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَهُوَ أَشَدُّ تَفَلُّتًا مِنَ الْإِبِلِ فِي عُقُلِهَا».
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şu Kur’an’ı hafızanızda korumaya özen gösteriniz. Muhammed'in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Kur’an’ın hafızadan çıkıp kaçması, bağlı devenin ipinden boşanıp kaçmasından daha hızlıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an'ın ezberlendikten sonra unutulmaması için devamlı tekrar edilmesini ve kıraatinde sebat edilmesini emretmiştir. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an-ı Kerim'in, bir kimsenin ezberinden ayağından iple bağlanmış devenin ipten kurtulup kaçmasından daha kolay bir şekilde ezberden çıkacağı üzerine yemin ederek sürekli olarak tilavete devam etmenin önemine vurgu yapmıştır. Bir kimse Kur'an okumaya devam ederse onu ezberinde tutar, okumayı terk ederse Kur'an ezberinden gider ve kaybolur.
- Kur'an-ı Kerim'i ezberleyen kişi, devamlı okumaya devam ederse, kalbinde muhafaza edilir, aksi halde Kur'an'dan uzaklaşır ve onu unutur.
- Sürekli Kur'an okumanın faydaları arasında, Kıyamet Günü mükafât, ecir ve yüksek makamlar vardır.
2 Sizin en hayırlınız Kur'an-ı öğrenen ve öğretendir
عن عثمان رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ».
Osman -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin en hayırlınız Kur'an-ı öğrenen ve öğretendir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların en hayırlısı ve Allah katında derece bakımından en üstünü; Kur'an'ı ezberleyen, güzel bir şekilde okuyan, fıkhını ve tefsirini öğrenen, öğrendiği Kur'an ilimleriyle amel edip başkalarına öğreten kimse olduğunu haber vermektedir.
- Kur'an'ın izzeti ve sözlerin en güzeli olduğu beyan edilmiştir. Çünkü o, Allah'ın sözüdür.
- Öğrenenlerin en hayırlısı, öğrenmeyi kendisiyle sınırlayan değil, başkalarına öğretendir.
- Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek ve öğretmek, kıraati, anlamı ve hükümlerini öğrenmeyi kapsar.
3 Evlerinizi mezarlığa çevirmeyin. Şüphesiz Şeytan, içinde Bakara Suresi okunan evden uzaklaşıp kaçar
عن أبي هريرة رضي الله عنه: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «لَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ، إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْفِرُ مِنَ الْبَيْتِ الَّذِي تُقْرَأُ فِيهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Evlerinizi mezarlığa çevirmeyin. Şüphesiz Şeytan, içinde Bakara Suresi okunan evden uzaklaşıp kaçar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evlerde namaz kılmamayı yasaklamıştır. Çünkü namaz kılınmayan evler kabirlere benzer. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- içinde Bakara Suresi okunan evden Şeytan'ın kaçtığını haber vermiştir.
- Evde çokça ibadet etmenin ve nafile namaz kılmanın müstehap olduğu ifade edilmiştir.
- Mezarlıklarda namaz kılmak caiz değildir. Çünkü şirke vesile olur ve kabirde yatanlar hakkında haddi aşmaya (onlardan yardım isteyip yalvarmaya) sebep verir. Ancak cenaze namazı kılınabilir.
- Zira sahabeler kabirlerde namaz kılınmasının yasaklandığını (haram olduğunu) kabul etmişlerdir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- içinde namaz kılınmayan kabirlerde namaz kılınmadığı gibi evlerin de o hale getirilmesini yasaklamıştır.
4 Her kim Bakara Suresi'nin son iki ayetini geceleyin okursa ona yeter
عن أبي مسعود رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: «مَنْ قَرَأَ بِالْآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ».
Ebû Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim Bakara Suresi'nin son iki ayetini geceleyin okursa ona yeter.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin Bakara Suresi'nin son iki ayetini okuyan kimseyi, Allah'ın kötülük ve şerden koruyacağını bildirmiştir. Bu iki ayetin okunması o kimsenin gece namazı yerine geçeceği söylendiği gibi, gece yapacağı zikir ve Kur'an okuma yerine de geçeceği ve gece namazında en az bu iki ayet kadar Kur'an okunması gerektiği de söylenmiştir. Bunun dışında başka şeyler de söylenmiştir. Umulur ki söylenenlerin hepsi doğrudur ve bu ifade hepsini kapsamaktadır.
- Bakara Suresi'nin son kısmının fazileti anlatılmıştır. O kısım da Allah Teâlâ'nın {Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti...) sözünden surenin sonuna kadar olan kısımdır.
- Kim gece Bakara Suresi'nin sonunu okursa, okuyan kimseden kötülük, şer ve Şeytan uzak tutulur.
- Gece, gün batımıyla başlar ve fecrin doğuşu ile biter.
5 Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa ona bir sevap (hasene) vardır. Sevap (hasene) ise on kat karşılığıyla verilir
عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ، وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، لَا أَقُولُ {الم} حَرْفٌ، وَلَكِنْ {أَلِفٌ} حَرْفٌ، وَ{لَامٌ} حَرْفٌ، وَ{مِيمٌ} حَرْفٌ».
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa ona bir sevap (hasene) vardır. Sevap (hasene) ise on kat karşılığıyla verilir. "Elif, Lâm, Mim" bir harftir demiyorum. Ancak Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim bir harftir.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın kitabından bir harf okuyan her Müslüman'a bir sevap verileceğini, bu sevabın da on kat fazlası ile karşılık bulacağını haber vermiştir. Sonra da bunu şu sözüyle açıklamıştır: (Elif, Lâm, Mim" bir harftir demiyorum. Ancak Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim bir harftir.): Üç sevap burada otuz sevap olur.
- Çokça Kur'an-ı Kerim okumaya teşvik edilmiştir.
- Kur'an okuyan kimsenin okuduğu her kelimenin her harfine karşılık on misli sevap vardır.
- Allah'ın rahmet ve kereminin genişliği ifade edilmiştir. Lütuf ve kereminden dolayı kullarının mükâfatını kat kat arttırmıştır.
- Kur'an-ı Kerim'in diğer sözlere olan fazileti beyan edilmiştir. Allah Teâlâ'nın kelamı olduğu için onu okuyarak ibadet edilir.
6 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır.”
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عنه سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «قَالَ اللهُ تَعَالَى: قَسَمْتُ الصَّلَاةَ بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي نِصْفَيْنِ، وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ الْعَبْدُ: {الْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ}، قَالَ اللهُ تَعَالَى: حَمِدَنِي عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ: {الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ}، قَالَ اللهُ تَعَالَى: أَثْنَى عَلَيَّ عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ: {مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ}، قَالَ: مَجَّدَنِي عَبْدِي، -وَقَالَ مَرَّةً: فَوَّضَ إِلَيَّ عَبْدِي-، فَإِذَا قَالَ: {إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ}، قَالَ: هَذَا بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ: {اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ، صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلا الضَّالِّينَ}، قَالَ: هَذَا لِعَبْدِي وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır.” Kul, “Hamt âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” deyince Yüce Allah, “Kulum bana hamdetti” diye buyurur. Kul “er-Rahmân er-Rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” diye buyurur. Kul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” diye buyurur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kutsi bir hadiste şöyle buyurduğunu haber vermiştir: Namazda Fatiha suresini kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve yarısı benim yarısı onundur. İlk yarısı: Yüce Allah'a hamt, övgü ve yüceltme içerir. Kulumu en hayırlı karşılıkla mükâfatlandıracağım. İkinci yarısı: Yalvarma, dua içerir. Kulumun duasına icabet eder ve istediğini veririm. Namaz kılan kişi: “Hamt âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” deyince Yüce Allah, “Kulum bana hamdetti” diye buyurur. Kul “er-Rahmân er-Rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü, bana hamdetti ve kullarıma olan nimetimi itiraf etti" der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. O da büyük onurdur. Namaz kılan kişi “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince, Yüce Allah “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır." der. Bu ayetin ilk kısmı “Ancak sana ibadet ederiz." Allah'a aittir. Yüce Allah'ın ibadete layık tek hak ilah olduğunu itiraf etmek ve ibadet çağrısına icabet etmektir. Yüce Allah'a ait olan ilk kısım burada bitmiştir. Ayetin ikinci kısmı "ve yalnız senden yardım dileriz” kısmı kula aittir. Allah'tan yardım dilemek ve yardım vaadinin gerçekleşeceğini ifade eder. Namaz kılan kişi: “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince, Allah, “İşte bu kulumun yalvarması ve dua etmesidir. Kuluma istediği verilecektir, duasına icabet ettim” diye buyurur.
- Fatiha Suresi'nin öneminin büyüklüğünü ifade eder. Allah Teâlâ onu namaz olarak isimlendirmiştir.
- Allah Teâlâ kendisini övmesi, sena etmesi ve yücelmesinden dolayı kulu överek ona gösterdiği önemi ifade eder. İstediğini kuluna vereceğini vadetmiştir.
- Bu sure; Yüce Allah'a hamt etmeyi, yeniden dirilişi, Allah'a dua etmeyi, ihlasla O'na ibadet etmeyi, dosdoğru yola iletmesini istemeyi ve batıl yollara düşmekten sakındırmayı içermektedir.
- Namaz kılan kimse -Fatiha Suresi'ni okuduğunda- bu hadisi hatırlayıp namazdaki huşusunu artırır.
7 Kur'an okuyan Mümin turunçgiller gibidir; kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur'an okumayan Mümin hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir
عَن أَبي مُوْسى الأَشْعريِّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللهِ صلى اللهُ عليه وسلم: «مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْأُتْرُجَّةِ، رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ، وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ، لَا رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا حُلْوٌ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ مَثَلُ الرَّيْحَانَةِ، رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ، لَيْسَ لَهَا رِيحٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ».
Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kur'an okuyan Mümin turunçgiller gibidir; kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur'an okumayan Mümin hurma gibidir; kokusu yoktur ama tadı güzeldir . Kur'an okuyan münafık fesleğen gibidir; kokusu hoş fakat, tadı acıdır. Kur'an okumayan münafık Ebû Cehil karpuzu gibidir; kokusu yoktur ve tadı da acıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an-ı Kerim'i okuyan ve ondan istifade eden insanların kategorilerini şöyle açıklamıştır: Birinci sınıf: Kur'an okuyan ve ondan istifade eden Mümindir. Tadı, kokusu ve rengi güzel olan ağaç kavunu gibidir. Faydaları çoktur. Okuduğuyla amel eder ve Allah'ın kullarına fayda sağlar. İkincisi: Kur'an okumayan Mümindir. Tadı hoş, kokusu olmayan hurmaya benzer. Hurmanın tadı ve içi tatlı olduğu gibi Müminin kalbi de imanla doludur. Hurmada insanların aldığı bir koku olmadığı gibi bu Müminde de insanların dinledikleri zaman rahatladıkları huzur buldukları Kur'an tilaveti yoktur. Üçüncüsü: Kur'an okuyan münafıktır. Kalbini imanla ıslah etmediği ve Kur'an'la amel etmediği için kokusu hoş, tadı acı olan fesleğen gibidir. İnsanların önüne çıkınca Mümin gözükür. Hoş kokusu Kur'an okumasına, acı tadı da küfrüne benzer. Dördüncüsü: Kur'an okumayan münafıktır. Ebû Cehil karpuzu gibidir, kokusu yoktur ve tadı acıdır. Ebû Cehil karpuzunun kokusunun olmaması, Kur'an okumaması sebebiyle münafığın kokusunun olmamasına benzetilmiştir. Ebû Cehil karpuzunun tadının acılığı da, münafığın küfrünün acılığına benzetilmiştir. Batını (kalbi) imandan yoksundur, zahiri ise hiçbir fayda sağlamaz, hatta o zararlıdır.
- Kur’an'ı ezberleyen ve onunla amel eden kimsenin fazileti beyan edilmiştir.
- Daha iyi anlaşılması için eğitim öğretimin metotlarından biri de örnek vermektir.
- Bir Müslümanın, Allah Teâlâ'nın kitabından sürekli okuduğu bir virdi olmalıdır.
8 Kim Kur'ân'ı teganni ederek (güzel sesle okumaya gayret etmezse) bizden değildir.
عن أبي لبابة بشير بن عبد المنذر رضي الله عنه : أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَن لَم يَتَغنَّ بِالقُرآنِ فَليسَ مِنَّا».
Ebû Lübâbe Beşîr b. Abdulmünzir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kim Kur'ân'ı teganni ederek (güzel sesle okumaya gayret etmezse) bizden değildir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kuran'ı teganni yaparak okumayı teşvik etmiştir. Teganni kelimesinin iki manası vardır. Birincisi: Kim Kur'ân'ı teganni ederek okumazsa: Yani Kuran okurken sesini güzelleştirmezse bizim yolumuz ve menhecimiz üzere değildir. İkinci manası: Kim ondan vaz geçip hak yolu başkasıyla ararsa bizden değildir. Şüphesiz ki kim hak yolu Kuran'dan başkasıyla ararsa Allah Teâlâ onu delalete sokar Allah korusun! Hadis Kuran okurken insanın sesini güzelleştirmesinin ve sadece Kuran'la yetinmenin uygun olacağına delalet eder.
9 «Sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteyim mi?»
عن أبي سعيد رافع بن المعلى رضي الله عنه قال: قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ في القُرْآن قَبْلَ أنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِد؟» فَأخَذَ بِيَدِي، فَلَمَّا أرَدْنَا أنْ نَخْرُجَ، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، إنَّكَ قُلْتَ: لأُعَلِّمَنَّكَ أعْظَمَ سُورَةٍ في القُرْآنِ؟ قالَ: «الحَمْدُ للهِ رَبِّ العَالَمِينَ، هِيَ السَّبْعُ المَثَانِي وَالقُرْآنُ العَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ».
Ebu Said İbnu'l-Muallâ -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, «Mescitten çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteyim mi?» dedi. Ardından elimden tuttu. Mescitten çıkacağımız sırada ben: "Sana en büyük sureyi öğreteceğim dememiş miydiniz, ey Allah'ın Rasûlü?" dedim. Bana: «O sure Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin'dir ki, (namazlarda tekrar tekrar okunan) yedi ayet (es-Seb'u'l-Mesanî) ve bana verilen yüce Kur'an'dır.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Said İbnu'l-Muallâ -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, «Mescitten çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteyim mi?» dedi. Muhatabın dikkatini çekmek için (ألا) edatı ile öğreteyim mi? ifadesini kullanmıştır. Bu surenin hangi sure olduğunu hemen öğretmeyerek, sahabenin zihnini bu bilgiye hazırlamış ve kendisine tümüyle yönelmesini sağlamıştır. “Ardından elimden tuttu.” Bir süre beraber yürüdüler. Mescitten çıkacağımız sırada ben: Sana en büyük sureyi öğreteceğim dememiş miydiniz, ey Allah'ın Rasûlü? dedim. Bana: «O sure Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin'dir.» Yani bu sure Fatiha suresidir. Kur’an’ın ifade ettiği tüm manaları içermesinden dolayı en büyük sure olmuştur. Bu sebeple ona Kur’an’ın anası/aslı manasına gelen Ummu’l-Kur’an denmiştir. Bu ve benzeri özelliklerinden dolayı diğer surelerden daha büyük bir suredir. Es-Seb'u'l-Mesanî namazda tekrar tekrar her rekatta okunan demektir. Yahut kendisinden sonra bir surenin okunduğu sure anlamına gelir. Ya da kendisine böyle denmesinin sebebi iki kısımdan oluşmasıdır. Bunlar dua ve sena, övgüdür. Yahut bu sure mana bakımından çok beliğ, yapı bakımından da çok fasihtir. O yüzden bu isim verilmiştir. Bir görüşe göre de her asırda okunup, tekrarlanan, unutulmayan bir sure olduğu içindir. Yahut içindeki faydalar her duruma göre yenilenip, o hale uygun olur ve hiç sona ermez. Ya da içinde yüce Allah’a sena ve övgü olduğu içindir. Zira bu sure ile yüce Allah isim ve sıfatlarıyla övülür. Bir manası da yüceltmek, ilerletmektir. Yüce Allah bu sure ile bu ümmeti yüceltmiştir. “Yüce Kur'an” Bu surenin isimlerinden birisi de yüce Kur’an’dır. “Bana verilen” bu sure bana verilmiştir ve içinde itikat, ahkam dünya ve ahiretle ilgili bilgiler olduğu için bu sureye yüce Kur'an denmiştir. Delilu’l-Falihîn, 8/178,180.
10 Kur'ân'ı ustalıkla ve düzgün bir şekilde okuyan kimse, şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur'ân'ı güçlük çekerek okuyan, okurken dili dolaşan ve buna rağmen okumaya devam eden kimseye ise iki ecir vardır
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْمَاهِرُ بِالْقُرْآنِ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ، وَالَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَيَتَتَعْتَعُ فِيهِ، وَهُوَ عَلَيْهِ شَاقٌّ، لَهُ أَجْرَانِ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kur'ân'ı ustalıkla ve düzgün bir şekilde okuyan kimse, şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Kur'ân'ı güçlük çekerek okuyan, okurken dili dolaşan ve buna rağmen okumaya devam eden kimseye ise iki ecir vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'ân'ı ezberi sağlam, onu iyi bilen ve gerektiği gibi güzel okuyan kimsenin, âhirette şerefli ve itaatkâr meleklerle aynı makamda bulunacağını haber vermiştir. Kur'ân'ı ezberinin zayıflığı sebebiyle güçlükle okuyan, okurken dili dolaşan ve tilavetinde zorlanan; buna rağmen Kur'ân'ı okumayı ve tekrar etmeyi sürdüren kimseye ise iki ecir vardır: Biri Kur'ân okumasının, diğeri de bu uğurda çektiği zorluğun mükâfatıdır.
- Kur'ân'ı ezberlemeye, onu sağlam bir şekilde öğrenmeye ve çokça tilavet etmeye teşvik edilmekte; bunu yapan kimsenin yüksek derecesi ve kazanacağı ecir ile sevap beyan edilmektedir.
- Kâdî İyâz -rahimehullah- şöyle demiştir: Bunun anlamı, Kur'ân'ı okurken zorlanan kimsenin ecrinin, onu düzgün okuyan kimseden daha fazla olduğu anlamına gelmez. Bilakis Kur'ân'ı gerektiği gibi güzel okuyan kimse daha faziletlidir ve ecri de daha çoktur. Çünkü o, şerefli meleklerle beraberdir. Ayrıca onun pek çok ecri vardır. Bu yüksek mertebe, ondan başkası için zikredilmemiştir. Zira Allah Teâlâ'nın Kitabı'nı ezberlemeye, onu sağlam bir şekilde öğrenip muhafaza etmeye, çokça tilavet etmeye ve mânalarını kavramaya büyük bir özen göstererek Kur'ân'ı gerektiği gibi güzel okuyan kimseyle, bu gayreti göstermeyen bir kimsenin aynı seviyede olması nasıl düşünülebilir?
- İbn Bâz -rahimehullah- şöyle demiştir: Kur'ân'ı maharetle okuyan, onu güzelce tilavet eden ve sağlam bir şekilde ezberlemiş olan kimse, şerefli ve itaatkâr meleklerle beraberdir. Yani bu, Kur'ân'ı hem diliyle okuyup hem de onunla amel eden kimse içindir; sadece onu tilavet eden kimse için değildir. O, Kur'ân'ı güzelce okur, onunla amel eder ve böylece Kur'ân'ı hem lafzıyla hem de mânasıyla yerine getiren bir kimse olur.
11 «Görmedin mi? Bu gece benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi. Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs.»
عن عقبة بن عامر رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «ألَمْ تَرَ آيَاتٍ أُنْزِلَتْ هذِهِ اللَّيْلَةَ لَمْ يُرَ مِثْلُهُنَّ قَطُّ؟ (قل أعوذ برب الفلق) و(قل أعوذ برب الناس)».
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Görmedin mi? Bu gece benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi. Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edilen bir hadiste Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Görmedin mi? Yani biliyor musun? Bu hitap raviye özeldir. Ancak genel ifade ile insanların tümü kast edilir. Taaccub ifade eder. Kendisinden taaccüp edilmesinin sebebini ise şu ifade beyan etmektedir. “Bu gece benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi.” Yani sığınma konusunda bu surelerin bir benzeri yoktur. Hadiste geçen ‘kat’ ifadesi kesinlik ifade edip, olumsuzluğu vurgular. Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs." Bu iki surede olduğu gibi ayetlerinin tümü sığınma ayeti olan, okuyan kimsenin tüm şerli şeylerin şerrinden Allah’a sığındığı başka bir sure yoktur. Sıdk ve iman ile Allah’a sığınan kimseyi gerçekten yüce Allah sığınmasına alır. Hülasa, insan bu iki sureyi okuyarak Allah’a sığınmalıdır. Bkz: Mirkatu’l-Mefatîh, 4/639, Riyazi’s-Salihîn Şerhi (4/678)
12 Her zaman Kur’an okuyan kimseye: Oku ve yüksel, dünyada tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun son ayete kadardır.» denilecektir
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «يقالُ لصاحبِ القرآن: اقرَأ وارتَقِ، ورتِّل كما كُنْتَ ترتِّل في الدُنيا، فإن منزِلَكَ عندَ آخرِ آية تقرؤها».
Abdullah bin Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her zaman Kur’an okuyan kimseye: Oku ve yüksel, dünyada tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun son ayete kadardır.» denilecektir.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her zaman Kur’an okuyan, onunla amel eden, yüzünden okuyarak ve ezber yaparak onunla meşgul olan kimseye Cennet'e girdiğinde: «Kur'an oku ve Cennet makamlarında bununla yüksel, dünyada acele etmeden huzur içinde tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun son ayete kadardır.» denileceğini haber vermiştir.
- Mükâfat, amellerin nitelik ve niceliklerine göre verilir.
- Kur'an-ı Kerim'in kurallarına göre okunması, ezberlenmesi, manasının anlamaya çalışılması ve onunla amel edilmesi teşvik edilmiştir.
- Cennet'te bir çok makam ve dereceler vardır. Kur'an ashabının en yüksek makamlarda olduğu beyan edilmiştir.
13 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi
عَنْ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَا أَبَا الْمُنْذِرِ، أَتَدْرِي أَيُّ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللهِ مَعَكَ أَعْظَمُ؟» قَالَ: قُلْتُ: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: «يَا أَبَا الْمُنْذِرِ، أَتَدْرِي أَيُّ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللهِ مَعَكَ أَعْظَمُ؟» قَالَ: قُلْتُ: {اللهُ لا إِلَهَ إِلا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ} [البقرة: 255]. قَالَ: فَضَرَبَ فِي صَدْرِي، وَقَالَ: «وَاللهِ لِيَهْنِكَ الْعِلْمُ، أَبَا الْمُنْذِرِ».
Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye sordu. Ben: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir," dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'a; «Allah’ın kitabından hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye sormuştur. Cevap verirken tereddüt etmiş sonra da Âyetü'l-kürsî; {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} olduğunu söylemiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun bu sözünü onaylamış ve kalbinin ilim ve hikmet ile dolu olduğuna vurgu yaparak göğsüne eliyle vurmuştur. Bu ilimle mutlu olması ve ona kolaylaştırılması için dua etmiştir.
- Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'ın faziletine işaret eden önemli bir kıssadır.
- Âyetü'l-Kürsî, Allah Teâlâ'nın kitabındaki en büyük ayettir. Dolayısıyla ezberlenmeli, manası üzerinde tefekkür edilmeli ve ona göre amel edilmelidir.
14 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ كُلَّ لَيْلَةٍ جَمَعَ كَفَّيْهِ، ثُمَّ نَفَثَ فِيهِمَا فَقَرَأَ فِيهِمَا: {قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ}، وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ}، وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ}، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا مَا اسْتَطَاعَ مِنْ جَسَدِهِ، يَبْدَأُ بِهِمَا عَلَى رَأْسِهِ وَوَجْهِهِ وَمَا أَقْبَلَ مِنْ جَسَدِهِ، يَفْعَلُ ذَلِكَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini okurdu sonra da ellerini vücudunda ulaşabildiği yerlere sürerdi. Başından ve yüzünden başlar, vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uyumak için yatağına girdiğinde yaptığı şeylerden bir tanesi de; avuçlarını birleştirir, dua eden kişinin yaptığı gibi kaldırır, hafifçe tükürük çıkacak şekilde üfler, "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini okurdu. Sonra da başından ve yüzünden başlayıp vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
- Uyumadan önce İhlas ve Muavvizeteyn Sureleri'ni okumak, bu sureleri ele üflemek ve sonrasında vücutta ulaşabildiği yere kadar elleri sürmek müstehaptır.
15 «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir: Biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.»
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا حَسَدَ إلا في اثنتين: رجل آتاه الله مالا، فسَلَّطَه على هَلَكَتِهِ في الحَقِّ، ورجل آتاه الله حِكْمَة، فهو يقضي بها ويُعَلِّمَها». وعن ابن عمر رضي الله عنهما ، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لا حسد إلا في اثنتين: رجل آتاه الله القرآن، فهو يقوم به آناء الليل وآناء النهار، ورجل آتاه الله مالا، فهو ينفقه آناء الليل وآناء النهار».
Abdullah İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir; biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.» İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yalnız şu iki kişiye gıpta edilmelidir: Biri, Allah’ın kendisine verdiği Kur’ân ile gece gündüz meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz harcayan kimsedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- burada hasedin bir çok çeşidi olduğuna işaret etmiştir. Bazısı zemmedilmiş haset olup, şer'î olarak haram kılınmıştır. O da kişinin kardeşinde olan nimetin zevalini temenni etmesidir. Mubah olan haset vardır. O da dünyalık bir nimeti başkasında görüp, aynısını kendisi için temenni etmesidir. Bir de övülen haset vardır ki şer'î olarak müstehaptır. O da başkasında dini bir nimeti görür ve kendisi için temenni eder. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir.» sözünde bunu kasdetmektedir. Yani haset; çeşitlerinde ve hükümlerinde farklılık göstermektedir. Çeşitleri olsa da iki tür haset dışında hiç bir haset müstesap olmaz ve övülmez. Birinci tür: Allah Teâlâ, zengin, takvalı olan kişiye helal mal vermiş ve bu malını Allah yolunda infak etmiştir. Bir kimse de onun gibi olmayı temenni etmiş ve bu nimete gıbta etmiştir. İkinci tür: Allah Teâlâ, alim olan kimseye kendisiyle amel ettiği faydalı ilim vermiş ve bu kişi başkasına bu ilmi öğretmiş ve insanlar arasında bununla hüküm vermiştir. Bir kimse de onun gibi olmak istemiş (ve bu nimete gıbta etmiştir.)
16 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve (rekâtını) ''Kul huvallahu ehad'' ile bitiriyordu.
عن عائشة رضي الله عنها «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم بعث رجلا على سَرِيَّةٍ فكان يَقْرَأ لأصحابه في صلاتهم، فَيَخْتِمُ بـ«قل هو الله أحد» فلما رجعوا ذكروا ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: سَلُوهُ لأَيِّ شيء صَنَع ذلك؟ فسألُوه، فقال: لِأنَّها صِفَةُ الرحمن عز وجل ، فأنا أُحِب أَنْ أَقْرَأ بها، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أَخْبِرُوه: أنَّ الله تعالى يُحِبُّه».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve okuyuşunu "Kul huvallahu ehad'' (suresi) ile bitiriyordu. Döndükleri zaman bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettiler. (Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem) Onlara; «Ona neden böyle yaptığını sorun» dedi. Ona sordular. O şöyle dedi: Çünkü o, Rahman -Azze ve Celle-'nin sıfatıdır .Ben onu okumayı seviyorum. (Bunun üzerine) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ona Allah Teâlâ'nın onu sevdiğini haber verin»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu -aleyhi ve sellem- sahabelerinden bazılarını seriyye birliğini yönetmeleri, aralarında hüküm vermeleri ve işlerinin düzensiz olmaması için seriyyelere komutan olarak görevlendirdi. Bu görev için onların arasından dindarlık, ilim ve işleri idare etme yönünden en doğru olan kimseleri seçerdi. Bunun için yöneticiler namazda imam olurlardı. İlimleri ve dinlerinin üstünlükleri sebebiyle müftü olurlardı. Allah'a, isimlerine ve sıfatlarına olan sevgisi sebebiyle her namazın ikinci rekatında ''Kul huvallahu ehad'' yani İhlas Suresi'ni okurdu. Kim bir şeyi severse o şeyden çokça bahseder. Gazveden dönünce bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattılar. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Onlara; «Bunu neden yapıyor, sadece bir tesadüf mü yoksa onu, bu şeyi yapmaya yönelten bir sebep mi var?» dedi. Emir/komutan dedi ki: Bunu, Rahman olan Allah -Azze ve Celle-'nin sıfatlarını içine aldığı için yaptım ve bu sebeple tekrar etmeyi istedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Ona haber verin, o bu sureyi sevdiği için tekrarladığı gibi -bu da Allah'ın yüce sıfatlarına delalet eden isimlerini içerdiği için- Allah da onu seviyor.» Bu ne kadar güzel bir fazilettir.
17 'Senden önce hiçbir peygambere verilmeyen, yalnızca sana lütfedilen şu iki nur ile seni müjdeliyorum. Bunlar; Fâtihatü'l-Kitâb (Fâtiha Sûresi) ve Bakara Sûresi’nin son ayetleridir (Âmene’r-Rasûlü). Bunlardan okuduğun her bir harfe karşılık sana (dilediğin) mutlaka verilecektir
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: «بَيْنَمَا جِبْرِيلُ قَاعِدٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَمِعَ نَقِيضًا مِنْ فَوْقِهِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ، فَقَالَ: هَذَا بَابٌ مِنَ السَّمَاءِ فُتِحَ الْيَوْمَ لَمْ يُفْتَحْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَنَزَلَ مِنْهُ مَلَكٌ، فَقَالَ: هَذَا مَلَكٌ نَزَلَ إِلَى الْأَرْضِ لَمْ يَنْزِلْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَسَلَّمَ، وَقَالَ: أَبْشِرْ بِنُورَيْنِ أُوتِيتَهُمَا لَمْ يُؤْتَهُمَا نَبِيٌّ قَبْلَكَ: فَاتِحَةُ الْكِتَابِ، وَخَوَاتِيمُ سُورَةِ الْبَقَرَةِ، لَنْ تَقْرَأَ بِحَرْفٍ مِنْهُمَا إِلَّا أُعْطِيتَهُ».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: «Bir gün Cebrail -aleyhisselam-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken yukarıdan bir gıcırtı/kapı sesi duydu. Başını kaldırarak şöyle dedi: 'Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır ve bugüne kadar hiç açılmamıştı.' Derken o kapıdan bir melek indi. Cebrail -aleyhisselam-: 'Bu, yeryüzüne inen bir melektir ki bugüne kadar hiç inmemişti' dedi. Melek selam verdikten sonra şöyle dedi: 'Senden önce hiçbir peygambere verilmeyen, yalnızca sana lütfedilen şu iki nur ile seni müjdeliyorum. Bunlar; Fâtihatü'l-Kitâb (Fâtiha Sûresi) ve Bakara Sûresi’nin son ayetleridir (Âmene’r-Rasûlü). Bunlardan okuduğun her bir harfe karşılık sana (dilediğin) mutlaka verilecektir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Cebrâîl -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken, gökten bir kapının açılması gibi bir ses duydu. Cebrâîl başını kaldırdı ve göğe baktı, sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e “Bu, bugün açılan bir gök kapısıdır. Bugünden önce hiç açılmamıştı.” dedi. Ardından o kapıdan bir melek yeryüzüne indi. Bu melek, daha önce hiç yeryüzüne inmemiş, ilk defa o gün inmişti. Melek, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdikten sonra şöyle dedi: “Sana, senden önce hiçbir peygambere verilmemiş olan iki nur ile müjde olsun! Bunlar: Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nin son iki âyetidir.” Sonra melek şöyle dedi: “Bu iki sûreden okuyacağın her bir harf karşılığında, Allah Teâlâ sana onların içerdiği hayrı, duaları ve talepleri mutlaka ihsan edecektir.”
- Bu hadiste, Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi'nin son âyetlerinin faziletine işaret edilmekte; bunların okunması ve içerdiği hükümlerle amel edilmesi teşvik edilmektedir.
- Göklerin kapıları vardır. İlâhî emirler bu kapılardan iner ve bu kapılar ancak Allah Teâlâ'nın izni ve emriyle açılır.
- Bu hadiste, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbi katındaki üstün değeri ortaya konulmaktadır. Zira Allah Teâlâ, kendisinden önceki hiçbir peygambere vermediği iki nuru -Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi'nin son iki âyetini- ona ihsan ederek onu özel bir ikramla şereflendirmiştir.
- Allah'a davetin yöntemlerinden biri de, insanlara hayrı ve mükâfatı müjdeleyerek onları teşvik etmektir.
18 ''Bir adam Kehf sûresini okuyordu.Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı.''
عن البراء بن عازب –رضي الله عنهما- قال: كانَ رجلٌ يَقرَأُ سُورةَ الكهفِ، وعندَه فَرَسٌ مَربُوطٌ بِشَطَنَيْنِ، فَتَغَشَّتْهُ سَحَابَةٌ فَجَعَلَتْ تَدْنُو، وجَعلَ فَرَسُه يَنفِرُ منها، فلمّا أصبحَ أتَى النبيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكرَ ذلك له، فقالَ: «تِلكَ السَّكِينةُ تَنَزَّلَتْ للقُرآنِ».
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi:Bir adam Kehf sûresini okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: ''O sekînedir; Kur'an okuduğun için inmiştir''buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında meydana gelen ilginç bir olaydan bahsetti.Bir adam Kehf suresini okuyordu.Yanında iple bağlanmış bir at vardı.Ve onu gölge gibi bir şey örttü.Ve ona doğru yaklaştıkça yaklaştı at gördüğü şeyden dolayı ürktü ve kaçtı.Adam sabahlayınca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve olaydan bahsetti.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona o şeyin Kur'an okuyan sahabe üzerine Kur'an okurken inen sekine olduğunu açıkladı.Allah tarafından kelamının hak olduğunun şahididir.Adam Useyd b. Hudayr -radıyallahu anh-'tır.
19 ''Sana Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.''
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال له: «لقد أُوتيتَ مِزْمَاراً من مزامير آل داود». وفي رواية لمسلم: أنّ رسول الله صلى الله عليه وسلم قال له: «لو رَأيتَنِي وأنا أستمع لقراءتك البارحة».
Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Sana Dâvud’un -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.''Müslim'in rivayetinde:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu:''Eğer beni görseydin senin dünkü okuyuşunu dinliyordum.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun güzel ve düzgün okuyuşunu işittiği zaman ona şöyle buyurmuştur:''Sana Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.'' Sana verilmiştir'' sözünde yani sana verildi.''Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme.'' Yani Davud'un kendisi,Davud -Aleyhisselam-'ın yüksek,güzel ve hoş sesi vardı.Hatta Allah Teâlâ şöyle buyurdu:''Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik.(Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik.) Sebe Suresi:10. Ayet.Âli filan bazen insanın kendisi için kullanılır.Çünkü onlardan hiç birine Davud'a verilen güzel ses gibi bir ses verilmemiştir.
20 “Kur’an’da otuz ayetten ibaret bir sûre bir adama şefaat etti; neticede o kişi bağışlandı.
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مِنَ القُرْآنِ سُورَةٌ ثَلاثُونَ آيَةً شَفَعَتْ لِرَجُلٍ حَتَّى غُفِرَ لَهُ، وَهِي: تبارك الذي بيده الملك». وفي رواية أبي داود: «تشفع».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da otuz ayetten ibaret bir sûre bir adama şefaat etti; neticede o kişi bağışlandı. O sûre: Tebârekellezî biyedihi’l-mülk’dür.” Ebû Davud rivayetinde: "Şefaat eder" olarak gelmektedir.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an-ı Kerim'de otuz ayetten oluşan bir sure olduğunu açıklamıştır. Bir adama şefaat etti; neticede Allah o kişiyi bağışlandı. Öyleki o kimse bu sureyi okur ve ona özen gösterirdi. Bu adam öldüğünde azabı ondan def edene kadar ona şefaat etmiştir. Hadisin başında hangi sure olduğu belirtilmemiş sonra hadisin sonunda açıklanmıştır ki şerefi ve azameti daha etkili olsun. O surenin okunmasına daha çok gayret edilsin.
21 ««Kıyamet gününde Kur’an ve dünyada ona göre davranan Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler.»
عن النواس بن سمعان رضي الله عنه قال: سمعتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يقولُ: «يُؤتى يوم القيامة بالقرآن وأهلِه الذين كانوا يعملون به في الدنيا، تَقْدُمُه سورةُ البقرة وآلِ عمران، تُحاجَّانِ عن صاحِبِهِما».
Nevvâs b. Sem’ân -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i, «Kıyamet gününde Kur’an ve dünyada ona göre davranan Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân Sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar.» buyururken işittim.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nevvâs b. Sem’ân -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Kıyamet gününde Kur’an ve dünyada ona göre davranan Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl–i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar.» buyurdu. Ancak Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Kurân okumayı amel etmekle kısıtlamıştır. Çünkü Kur’ân okuyanlar iki kısma ayrılırlar: Birinci kısım: Kur’ân ile amel etmeyenler, içindeki haberlerle ve hükümlerle amel etmeyenler, Kur’ân bu kişilerin aleyhine delil olacaktır. Diğer kısma gelince: Haberlerini tasdik edip iman edenler ve onun hükümleriyle amel edenlerdir ki, Kur’ân, Kıyamet günü bunlar lehine şahitlikte bulunacaktır ve onları müdafaa edecektir. Bunda Kur’ân konusunda en önemli şeyin kendisiyle amel etmek olduğuna delil vardır. Allah Teâlâ’nın şu buyruğu da bunu teyit etmektedir:’’ (Rasûlüm! Sana, mübarek olan bu Kitab’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.’’ (Sad Suresi 29. Âyet) Yani anlamlarını kavramak için çaba göstersinler ve onunla amel etsinler, diye gönderdik. Bu ayette, amel, tedebbürden (Kur’an’ın ayetleri üzerinde düşünmek, anlamlarını kavramaya çalışmaktır) sonra zikredilmiştir. Çünkü tedebbürsüz amel mümkün değildir. İlim de ancak tedebbürle olur. Amel ise ilmin bir kolu ve neticesidir. Sözün kısası, Kur’ân’ın indirilmesinden murad, onu okumak, onunla amel etmek, haber verdiklerine inanmak ve hükümlerini tatbik etmektir. Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Bu yapılırsa Kur’ân da Kıyamet günü onu okuyanlar için şefaatçi olarak gelir. Riyazu's-Sâlihin şerhine bakınız; (4/637-638).
22 «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.»
عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه : أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إن اللهَ يَرفعُ بهذا الكِتابِ أقْواماً ويَضَعُ به آخَرِينَ».
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadise göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.» Bunun manası şöyledir: Kimi insanlar bu kitabı alıp okuyacaklar. Yüce Allah kimi toplulukları hem dünyada hem de ahirette yükseltecek. Kimi toplulukları da hem dünya hem de ahirette alçaltacak. Kur’an’da verilen haberleri tasdik ederek, emirlerini yerine getirerek, yasaklarından kaçınarak, hidayet yoluna tabi olarak, ahlakı ile ahlâklanarak amel edenleri yüce Allah hem dünya hayatında hem de ahirette yükseltir. Zira Kur’an ilmin aslı, temeli ve kaynağıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele Suresi: 11) Ahirette ise kimi toplulukların cennette makamlarını yükseltir. Yüce Allah’ın alçaltacağı kimseler, bu Kur’an’ı güzel okuyan ancak ona karşı kibirlenen kimselerdir. –Böyle olmaktan Allah’a sığınırız.- Onlar Kur’an’da verilen haberleri tasdik etmez, hükümleri ile amel etmez, kibirlenerek gereğince amel etmez, geçmiş ümmetlere gönderilmiş peygamberlerin başından geçen kıssaları ve ahiret ile ilgili haberleri inkar eder, bunlar hakkında şüphe içinde olup asla iman etmezler. Kur’an okumalarına rağmen onu inkar bile ederler. Hükümlerine karşı kibirlenir, emirlerini yerine getirmez, yasaklarından kaçınmazlar. İşte durumu böyle olan kimseleri yüce Allah hem dünyada hem de ahirette alçaltır. Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (4/645-647).
23 Kur’an’ı okuyun. Çünkü o, Kıyamet Günü kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir
عن أبي أمامة الباهلي رضي الله عنه قال: سمعتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «اقرؤوا القرآنَ فإنَّه يأتي يوم القيامة شَفِيعًا لأصحابه، اقرؤوا الزَّهرَاوَين البقرةَ وسورةَ آل عِمران، فإنهما تأتِيان يوم القيامة كأنهما غَمَامَتان، أو كأنهما غَيَايَتانِ، أو كأنهما فِرْقانِ من طَيْر صَوافٍّ، تُحاجَّان عن أصحابهما، اقرؤوا سورة البقرة، فإن أخذها بَرَكة، وتركها حَسْرة، ولا تستطيعها البَطَلَة».
Ebû Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Kur’an’ı okuyun. Çünkü o, Kıyamet Günü kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir. Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri olan Zehrâvîn’i (iki parlak sûreyi) okuyun. Çünkü bu iki sûre Kıyamet Günü, sanki iki bulut, yahut iki gölgelik, yahut da saf saf kanatlarını açmış iki kuş topluluğu gibi gelecek ve kendilerini okuyanları savunacaklardır. Bakara sûresini okuyun. Çünkü onu okumak ve onunla amel etmek berekettir; onu terk etmek pişmanlık ve hasrettir. Bâtıl ehli (büyücüler) onunla baş edemezler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kur’an okumaya devam etmeyi teşvik etmiştir. Çünkü Kur’an, Kıyamet Günü onu okuyan ve onunla amel edenlere şefaat edecektir. Ardından özellikle Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerinin okunmasını teşvik etmiş ve bu iki sûreyi, aydınlatıcı olmaları, nur ve hidayet içermeleri sebebiyle “Zehrâvîn” (iki parlak/aydınlık sûre) olarak adlandırmıştır. Bu iki sûreyi okumanın, anlamlarını düşünüp kavramanın ve içerdikleri hükümlerle amel etmenin sevap ve mükâfatı, Kıyamet Günü iki bulut veya benzeri iki gölgelik şeklinde yahut kanatlarını açarak birbirine bitişik hâlde duran iki kuş topluluğu şeklinde gelecek; bunlar kendilerine sahip olan kişiyi gölgelendirecek ve onu savunacaklardır. Daha sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Bakara sûresini okumaya devam etmeyi, anlamları üzerinde düşünmeyi ve içerdiği hükümlerle amel etmeyi özellikle teşvik etmiştir. Bunun dünya ve âhirette büyük bir bereket ve fayda barındırdığını; onu terk etmenin ise Kıyamet Günü pişmanlık ve hüsrana sebep olacağını bildirmiştir. Ayrıca bu sûrenin faziletlerinden biri de, büyücülerin onu okuyan kimseye zarar vermeye güç yetirememeleridir.
- Kur'an'ı okumak ve bunu bolca yapmak emredilmiştir. Nitekim Kur'an; Kıyamet Günü'nde kendisini okuyan, rehberliğine sarılan, emrettiklerini yerine getirip yasakladıklarından sakınan dostlarına şefaat edecektir.
- Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okumanın fazileti ve bu iki sûrenin büyük sevabı ifade edilmiştir.
- Bakara sûresini okumanın fazileti ve onun, kendisini okuyan kişiyi büyüden koruması ifade edilmiştir.
24 Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu sûre sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رَضيَ اللهُ عنهُ: أَنَّ رَجُلًا سَمِعَ رَجُلًا يَقْرَأُ: {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} يُرَدِّدُهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ، وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ القُرْآنِ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Bir adam, başka bir adamın "Kul huvallâhu ehad" (İhlâs sûresini) tekrar tekrar okuduğunu işitti. Sabah olunca durumu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattı. Sanki bunu azımsıyor gibiydi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu sûre sevap bakımından Kur'ân'ın üçte birine denktir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- bir adamın başka bir adamı bütün gece boyunca yalnızca {Kul huvallâhu ehad} (İhlâs sûresini) tekrar tekrar okurken işittiğini, bundan başka bir sûre okumadığını nakletmiştir. Sabah olunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek durumu ona anlattı. Sanki soruyu soran kişi bunu azımsıyor ve bu kadar az okumanın yeterli olmayacağını düşünüyordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, sözü pekiştirmek için yemin ederek şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o (İhlâs sûresi) Kur'ân'ın üçte birine denktir."
- İhlâs suresinin fazileti ve Kur'an'ın üçte birine denk olması ifade edilmiştir.
- Gece namazında az sayıda âyet okumak ve onları tekrar etmek câizdir; bu davranışı küçümsememek gerekir.
- Mâzerî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bunun anlamı, Kur'an'ın üç ana konudan oluştuğudur; kıssalar, ahkâm (hükümler) ve Allah Teâlâ’nın sıfatları. İhlas Suresi (Kul huvallâhu ehad) ise tamamen Allah'ın sıfatlarını konu edinmektedir. Dolayısıyla o, bu üç bölümden birini, yani Kur'ân'ın üçte birini temsil etmektedir. Yine şöyle de denilmiştir: Bunun anlamı, bu sûreyi okumanın sevabının, ilave bir katlama olmaksızın Kur'ân'ın üçte birini okumanın sevabına denk olacak şekilde kat kat verilmesidir.
25 Daha ziyade şöyle deyin: İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, senden bağışlanma diliyoruz ve dönüşümüz sanadır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ {لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ} [البقرة: 284]، قَالَ: فَاشْتَدَّ ذَلِكَ عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَتَوْا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ بَرَكُوا عَلَى الرُّكَبِ، فَقَالُوا: أَيْ رَسُولَ اللهِ، كُلِّفْنَا مِنَ الأَعْمَالِ مَا نُطِيقُ، الصَّلَاةَ وَالصِّيَامَ وَالجِهَادَ وَالصَّدَقَةَ، وَقَدِ اُنْزِلَتْ عَلَيْكَ هَذِهِ الآيَةُ وَلَا نُطِيقُهَا، قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَتُرِيدُونَ أَنْ تَقُولُوا كَمَا قَالَ أَهْلُ الكِتَابَيْنِ مِنْ قَبْلِكُمْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا؟ بَلْ قُولُوا: سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ المَصِيرُ»، قَالُوا: سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ المَصِيرُ، فَلَمَّا اقْتَرَأَهَا القَوْمُ، ذَلَّتْ بِهَا أَلْسِنَتُهُمْ، فَأَنْزَلَ اللهُ فِي إِثْرِهَا: {آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ المَصِيرُ} [البقرة: 285]، فَلَمَّا فَعَلُوا ذَلِكَ نَسَخَهَا اللهُ تَعَالَى، فَأَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: {لَا يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا} [البقرة: 286] " قَالَ: «نَعَمْ» {رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا} [البقرة: 286] قَالَ: «نَعَمْ» {رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ} [البقرة: 286] قَالَ: «نَعَمْ» {وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الكَافِرِينَ} [البقرة: 286] قَالَ: «نَعَمْ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu ayet indirildiğinde: {Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. İster kendi içinizdekini açığa vurun, ister gizleyin, Allah sizi bunun için hesaba çekecektir. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini de cezalandırır. Allah her şeye kadirdir.} [Bakara: 284], şöyle dedi: Bu durum, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerini çok üzdü. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldiler. Diz çöktüler ve şöyle dediler: Ey Allah'ın Rasûlü! Bizler namaz, oruç, cihat ve zekât gibi dayanabileceğimiz amellerle yükümlüyüz. Bu ayet sana vahyedildi, bizim buna gücümüz yetmez. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Siz de, sizden önceki Kitap Ehlinin dediği gibi, 'İşittik ve isyan ettik mi demek istiyorsunuz? Daha ziyade şöyle deyin: İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, senden bağışlanma diliyoruz ve dönüşümüz sanadır.» Onlar da şöyle dediler: “İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, senden bağışlanma diliyoruz ve dönüşümüz sanadır.” İnsanlar bunu okuyunca dilleri titredi. Sonra Allah bundan sonra şunu indirdi: (O Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Müminler de. Onların her biri Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak Sanadır.” dediler) [Bakara: 285] Onlar bunu yaptıklarında, Allah Teâlâ bunu yürürlükten kaldırdı ve Allah -Azze ve Celle- şu ayeti indirdi: (Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Herkesin kazandığı (iyilik) lehine, yüklendiği (kötülük) de aleyhinedir. Rabbimiz! Unutur yahut yanılırsak bizi sorguya çekme! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yükler yükleme! Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme! Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle! Sensin bizim Mevlamız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım eyle.) [Bakara: 286] O şöyle dedi: «Evet» (Rabbimiz, bize taşıyamayacağımız bir yükü yükleme.) [Bakara: 286] O şöyle dedi: «Evet» [Rabbimiz, bize taşıyamayacağımız bir yükü yükleme.] [Bakara: 286] O şöyle dedi: «Evet» [Bizi bağışla, affet ve bize merhamet et. Sen bizim koruyucumuzsun, öyleyse bize inkârcı kavme karşı zafer ver.] [Bakara: 286] O şöyle dedi: «Evet»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Teâlâ, Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şu ayetini indirdiğinde: {Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır.} Yaratılış, mülkiyet, kontrol ve yönetim Allah'a aittir. {Açığa vurursanız}. Apaçık ortaya koyarsanız ve ilan ederseniz. {Nefislerinizde olanı} Kalplerinizde ve göğüslerinizde olanı, {gizlerseniz} kalplerinizde gizleyip saklasanız da, {Allah sizi hesaba çekecektir} Allah sizi Kıyamet Günü bunun hesabına çağıracaktır.} {O, dilediğini bağışlar} lütfu ve merhametiyle {O, dilediğine azap eder} adaletiyle cezalandırır; {Allah her şeye kadirdir} hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Sahabeler bunu duyunca üzüldüler; çünkü bu, geçici düşünceler de dahil olmak üzere kalpte olanlardan bile hesap sorulmasını içeriyordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler, diz çöktüler ve şöyle dediler: Ey Allah'ın Rasûlü! Biz daha önce namaz, oruç, cihat ve zekât gibi yapabileceğimiz bedensel amelleri yerine getirmekle yükümlüydük, fakat bu ayet sana indirildi ve biz bunu yapmaya gücümüz yetmiyor. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu: Yahudiler ve Hristiyanlar gibi, {İşittik ve isyan ettik} mi demek istiyorsunuz? Aksine, {İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlanmanı dileriz ve dönüşümüz Sanadır} deyin. Sahabeler Allah'ın ve Rasûlünün emrine uyarak şöyle dediler: İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlanmanı dileriz ve dönüşümüz Sanadır. Müslümanlar bunu dilleriyle söylediklerinde ve ruhları buna teslim olduğunda, Allah; Peygamber ve ümmeti için şu övgüyü indirdi: {O Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Müminler de} Ve dilleri ve kalpleri Allah'ın emrine teslim oldu. {Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.} Aksine, biz onların hepsine inanıyoruz. {Ve onlar şöyle dediler, işittik} emrine {itaat ettik} ve istiyoruz, (Rabbimiz, bağışlanmanı) ve affını diliyoruz. {Dönüş} ve varış yeri de hesap gününde Sanadır. Onlar bunu yaptıklarında ve Allah'ın emirlerini işitip itaat edip Allah'ın emrini yerine getirdiklerinde, Allah bu ümmettin yükünü hafifletti ve şu ayeti neshetti (hükmünü kaldırdı): {Allah, bir kula gücünün yetmediği yükü yüklemez.} gücünün, takatinin ve çabasının ötesinde. {O nefis için} sevap {kazandığı} ve yaptığı iyiliğin karşılığıdır. {Ve o nefsin üzerine} de günah ve yanlıştan {kazandığı} ceza var. Allah, kimseyi başkasının günahından veya nefsinin ona fısıldadığı şeylerden sorumlu tutmaz. (Ey Rabbimiz, bizi sorumlu tutma) ve bizi cezalandırma, (eğer unutursak) hatırlamazsak (veya hata yaparsak) ve doğru olanı kasıtsız bırakırsak. Bunun üzerine Allah onlara şöyle cevap verdi: "Evet, öyle yaptım." (Ey Rabbimiz! Bize yükleme) zorluk ve ağırlık yükleme, (öncekilere yüklediğin gibi yük) İsrailoğulları'na ve diğerlerine yüklediğin gibi. Bunun üzerine Allah şöyle cevap verdi: "Evet, öyle yaptım." {Ey Rabbimiz! Taşıyamayacağımız yükleri bize yükleme} imtihanlarla bizi sınama ve kaldıramayacağımız işleri bize yükleme. Allah şöyle buyurdu: Evet, öyle yaptım. {Ve günahlarımızı bağışla} ve onları bizden sil. {Ve bize mağfiret et} ve günahlarımızı gizle ve görmezden gel. {Ve bize merhamet et} Engin rahmetinle. {Sen bizim mevlamızsın} ve Rabbimizsin; {bize zafer ver} hücceti ikame etmede ve galip gelmede {inkârcı kavme karşı} ve onlara karşı savaştığımızda cihat ettiğimizde zafer kazanalım. Bunun üzerine Allah duaları kabul etti ve şöyle buyurdu: Evet, öyle yaptım.
- Bu, Allah Teâlâ'nın Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-sayesinde bu ümmete gösterdiği merhametin bir ifadesidir; Allah, Peygamber'in makamını yüceltirken şöyle buyurmuştur: {Ve seni, Ey Muhammed! ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.} [Enbiya: 107].
- Kur'an-ı Kerim'de nesih ispatlanmıştır ve Kur'an'da okunan ancak hükmü neshedilmiş ve bu nedenle uygulanmayan ayetler mevcuttur.
- Sahabelerin -radıyallahu anhum- fazileti, Allah'ın emrine teslimiyetleri ve itaatleri, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrine uymaları.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetinin, önceki ümmetler gibi, Allah Teâlâ'dan aldıkları emirleri reddetme yolundan gideceğinden son derece endişeliydi.
- Allah Teâlâ'nın emrine boyun eğme ve O'nun emrine itiraz etmekten sakınmanın gerekliliği, yoksa Kitap Ehli'nin durumuna benzer.
- Bu ümmetin önceki ümmetlere üstünlüğünü gösteren bir ifade; onlar peygamberlerine "İşittik ve isyan ettik" demişlerdi, bu ümmet ise "İşittik ve itaat ettik" dedi.
- Ümmetin fazileti, (Allah'ın) onların üzerinden zorlukların ortadan kaldırmasında, unutkanlık ve hatalardan sorumlu tutulmayarak dualarına icabet etmesinde, kendilerinden önceki nesillerin üzerindeki yükleri kaldırmasında ve taşıyamayacağı yükleri ümmete yüklememesinde yatar.
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ- bize taşıyamayacağımız yükleri yüklemez, kaldıramayacağımızdan da fazlasını bizden istemez. Kalplerimizde dolaşan fısıltılara kulak asmazsak, onlarla gönlümüz huzur bulmazsa ve onlara göre hareket etmezsek, bize zarar vermezler.
- Allah Teâlâ; bu duanın, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve Müminlerin duası olduğunu bildirmiştir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ve Sahabelerden -radıyallahu anhum- sonra gelenlerin duası olsun diye kitabına dahil etmiştir. Ezberlenip sık sık okunması gereken dualardan biridir.
26 Kitabınızda okuduğunuz bir ayet var ki, eğer bu ayet bize, Yahudilere vahyedilmiş olsaydı, o günü bayram günü olarak kabul ederdik
عَنْ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَجُلًا مِنَ اليَهُودِ قَالَ لَهُ: يَا أَمِيرَ المُؤْمِنِينَ، آيَةٌ فِي كِتَابِكُمْ تَقْرَؤُونَهَا، لَوْ عَلَيْنَا مَعْشَرَ اليَهُودِ نَزَلَتْ لاَتَّخَذْنَا ذَلِكَ اليَوْمَ عِيدًا، قَالَ: أَيُّ آيَةٍ؟ قَالَ: {اليَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا} [المائدة: 3] قَالَ عُمَرُ: قَدْ عَرَفْنَا ذَلِكَ اليَوْمَ، وَالمَكَانَ الَّذِي نَزَلَتْ فِيهِ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَهُوَ قَائِمٌ بِعَرَفَةَ يَوْمَ جُمُعَةٍ.
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Yahudilerden bir adam ona şöyle dedi: Ey Müminlerin Emiri! Kitabınızda okuduğunuz bir ayet var ki, eğer bu ayet bize, Yahudilere vahyedilmiş olsaydı, o günü bayram günü olarak kabul ederdik. Ömer -radıyallahu anh- sordu: Hangi ayet? Adam şöyle dedi: {Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için İslam'ı din olarak kabul ettim} [Maide Suresi: 3]. Ömer dedi ki: Biz o günü ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahyedildiği yeri biliyoruz; o, cuma günü Arafat'ta durduğu zamandır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Yahudilerden bir adam, Müminlerin Emiri Ömer -radıyallahu anh-'a gelip şöyle dedi: Kur'an-ı Kerim'de okuduğunuz bir ayet var. Eğer bu ayet bize, -Yahudilere- kitabımız Tevrat'ta indirilmiş olsaydı, bu büyük ayetin vahyinin bereketine şükran duyarak o günü bayram ilan ederdik. Ömer -radıyallahu anh- ona, "Hangi ayet?" diye sordu. Dedi ki: {Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.} Ömer -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bu yüce ayetin indirildiği günü ve yeri biliyoruz. Bu ayet, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bayram gününde, cuma günü, Arafat'ta iken indirilmiştir. Bu iki gün Müslümanlar için büyük günlerdir.
- Ömer -radıyallahu anh-'ın ayetin indirildiği yer ve zamana nasıl önem verdiğine dair bir açıklama.
- Bu ayet, Allah Teâlâ'nın bu ümmete bahşettiği nimetlerin açıklamasını içermektedir. O, dinini kemale erdirmiş ve nimetlerini tamamlamıştır, bu nedenle din konusunda herhangi bir eklemeye ihtiyaç duymaz. Allah Teâlâ'nın kemale erdirmesinden sonra meydana gelen ve O'ndan delili olmayan her şey, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüyle de ispatlandığı üzere, sapkın bir bidat olarak kabul edilir: "Kim bizim dinimize, ona ait olmayan bir şey katarsa, o reddedilir."
- Bu hadis, bayramların, bizden önceki Kitap Ehli'nin uygulaması olduğu gibi, görüş veya sonradan türetme yoluyla değil, ilahi kanunla ve ona uyularak belirlendiği şeklinde yorumlanabilir. Dinin tamamlanmasını ve Allah'ın lütfunun mükemmelliğini kapsayan bu ayet, Allah tarafından bu ümmet için iki sebeple bayram olarak belirlediği bir günde indirilmiştir: Birincisi, haftalık bayram günü olan cuma günüdür. İkincisi; hacıların bayramı, en büyük buluşmaları ve en önemli olaylarıdır.
- Sa'dî bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: {Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim}, zaferin tamamlanması ve şeriatın açık ve gizli yönlerini, (usul ve füruunu) esaslarının ve kısımlarının kemale erdirilmesiyle olmuştur. Dolayısıyla kitap ve sünnet, dinin hükümlerinde, esaslarında ve kollarında tamamen yeterlidir. Bu yüzden, insanların itikatlarını ve hükümlerini bilmek için kitap ve sünnet bilgisinden başka, teoloji ve diğer ilimler gibi başka bir bilgiye sahip olmaları gerektiğini iddia eden her sahtekâr cahildir ve iddiası yanlıştır. O, dinin ancak kendisinin söylediği ve çağırdığı şeylerle kemale erdiğini iddia etmiştir ki bu, Allah'a ve Rasûlüne karşı en büyük haksızlıklardan ve cehaletlerden biridir. {Ve size nimetimi tamamladım}, açık ve gizli, {ve sizin için İslam'ı din olarak kabul ettim} yani: Onu sizin için din olarak seçtim ve belirledim, tıpkı sizi de onun için kabul ettiğim gibi. Öyleyse bu dini Rabbinize şükran göstergesi olarak koruyun ve size en hayırlı, en şerefli ve en mükemmel dini bahşedene hamt edin.
27 Bana öyle bir ayet indirildi ki, o bana bütün dünyadan daha sevimlidir
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ} إِلَى قَوْلِهِ {فَوْزًا عَظِيمًا} [الفتح: ١-٥] مَرْجِعَهُ مِنَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَهُمْ يُخَالِطُهُمُ الْحُزْنُ وَالْكَآبَةُ، وَقَدْ نَحَرَ الْهَدْيَ بِالْحُدَيْبِيَةِ، فَقَالَ: «لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَيَّ آيَةٌ هِيَ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا جَمِيعًا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Hudeybiye dönüşünde; sahabeyi hüzün ve keder kaplamış, kurbanlıklar da Hudeybiye'de kesilmiş bir haldeyken, 'Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah senin... (günahlarını bağışlasın)' ayetinden başlayıp '(Bu, Allah katında) büyük bir kurtuluştur' ayetine kadar olan kısım [Fetih Suresi, 1-5] nazil olduğunda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Bana öyle bir ayet indirildi ki, o bana bütün dünyadan daha sevimlidir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle haber vermiştir: Yüce Allah’ın şu ayeti Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e nazil olduğunda: {Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.(1) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2) ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin.(3) İmanlarını bir kat daha artırsınlar diye Müminlerin kalplerine huzur ve güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(4) (Bütün bunlar) Mümin erkekleri ve Mümin kadınları, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.(5)} [Fetih Suresi, 1-5] (Bu ayetler), Hudeybiye dönüşü esnasında nazil olmuştur. Yapılan antlaşma maddeleri sebebiyle ve bu maddelerin Müslümanların aleyhine olduğunu düşünmelerinden dolayı sahabeyi hüzün ve keder kaplamıştı. Nitekim umre yapmaktan alıkonulmuşlar ve kurbanlıklarını da Hudeybiye'de kesmişlerdi. İşte bu durum üzerindeyken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bana, bütün dünyadan daha değerli olan bir ayet indirildi ve sonra o ayeti okudu.
- Bu ayetler, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın Hudeybiye Antlaşması’nda Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bahşettiği nimetin ne kadar muazzam olduğunu açıklamaktadır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik...' (Fetih Suresi'nin ilk iki ayeti)."
- Bu rivayet, Allah Teâlâ'nın emrine teslim olup itaat eden sahâbe-i kirâma ihsan ettiği büyük nimeti ortaya koymaktadır. Zira Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur: {O, Mümin erkekleri ve Mümin kadınları, altından ırmaklar akan Cennetler'e koyar}
- Bu hadis; Allah'ın, Peygamberine ve Müminlere fethi ve zaferi vaadetmek suretiyle onlara olan lütfunu ve ihsanını açıklamaktadır.
- Abdurrahman es-Sa‘dî -rahimehullah- bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: {Şüphesiz biz size apaçık bir zafer verdik} [Fetih Suresi: 1]. Ayet-i kerimede zikredilen bu fetih, Hudeybiye Antlaşması’dır. Hani müşrikler, uzunca bir kıssada anlatıldığı üzere, umre yapmak amacıyla gelen Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i Mekke’ye girmekten alıkoymuşlardı da nihayetinde işin sonu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlarla şu şartlar üzerine sulh yapmasına varmıştı: Kendisi ile onlar arasında on yıl boyunca savaş durdurulacak, Müslümanlar ertesi yıl umre yapacak, Kureyş’in himaye ve sözleşmesine girmek isteyen onlara katılabilecek, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in himaye ve sözleşmesine girmek isteyen de O’na katılabilecekti. Bu antlaşma sayesinde insanlar birbirlerine karşı güven içinde yaşamaya başladılar. Bunun neticesinde Allah'ın dinine davetin alanı genişledi. O bölgelerde bulunan her mümin, dinini daha rahat yaşayabilir ve tebliğ edebilir hâle geldi. Ayrıca İslâm'ın hakikatini öğrenmek isteyen kimseler de buna kolayca imkân buldular. Böylece bu süre içerisinde insanlar bölük bölük Allah'ın dinine girdiler. İşte bu sebeple Allah Teâlâ bu antlaşmayı "fetih" olarak isimlendirmiş ve onu "apaçık bir fetih" diye nitelemiştir. Yani bu, açık ve belirgin bir fetihtir. Çünkü müşrik beldelerinin fethedilmesindeki asıl gaye Allah'ın dinini yüceltmek ve Müslümanlara üstünlük kazandırmaktır. Bu hedef ise Hudeybiye Antlaşması sayesinde gerçekleşmiştir.
28 "Kur'ân'ı okuyunuz. zira O, kıyâmet günü okuyan kimseler için şefaatçi olarak gelir."
عن أبي أمامة رضي الله عنه قال: سمعتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يقولُ: «اقْرَؤُوا القرْآنَ؛ فَإنَّهُ يَأتِي يَوْمَ القِيَامَةِ شَفِيعًا لأَصْحَابِهِ».
Ebu Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre o Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işitmiştir: «Kur'ân-ı okuyunuz. zira o, kıyâmet günü okuyan kimse için şefaatçi olarak gelir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetini Kur’ân okumaya teşvik etmiştir. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle, kıyamet günü olduğu zaman okunan bu Kur’ân’ın sevabını, Kur’ân’ın kendi nefsi ile kaim olduğu bir halde onu okuyan, onunla iştigal eden ve onun emir ve yasaklarını yerine getiren kimseler için şefaatçi olarak gelmesi olarak koymuştur.
29 Kim, Kehf Suresi'nin başından on ayet ezberlerse, Deccal’in fitnesinden korunur.» Başka bir rivayette ise: «Kehf Suresi'nin sonundan
عن أبي الدرداء رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ حَفِظَ عَشْرَ آيَاتٍ مِنْ أَوَّلِ سُورَةِ الكَهْفِ، عُصِمَ مِنَ الدَّجَّالِ». وفي رواية: «مِنْ آخِرِ سُورَةِ الكَهْف».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, Kehf Suresi'nin başından on ayet ezberlerse, Deccal’in fitnesinden korunur.» Başka bir rivayette ise: «Kehf Suresi'nin sonundan...»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kehf Suresi'nin başından on ayet ezberleyen herkesin, Kıyamet Günü'ne yakın zamanda ortaya çıkıp ilahlık iddiasında bulunacak olan Deccal'in fitnesinden korunacağını, muhafaza edileceğini ve güvende kılınacağını bildirmiştir. Onun fitnesi, Adem'in yaratıldığı andan Kıyamet kopana kadar yeryüzünde meydana gelecek en büyük fitnedir. Çünkü Yüce Allah; ona, kendisine uyanları fitneye düşürecek bazı mucizeler gösterme imkânı vermiştir. Kehf Suresi'nin başında ise, Deccal'in insanları fitneye düşürmek için kullanacağından daha büyük mucizeler ve işaretler vardır. Bu yüzden bu ayetleri dikkatle düşünen kimse, Deccal tarafından fitneye uğratılmayacaktır. Başka bir rivayette ise: Surenin sonundan on ayet... Bunlar da Yüce Allah'ın şu sözlerinden başlar: {Kâfirler, (beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar?..}
- Kehf Suresi'nin fazileti ve ilk veya son ayetlerinin Deccal'in fitnesinden koruduğu açıklanmıştır.
- Deccal'in fitnesi haber verilmiş ve ondan korunmanın yolları açıklanmıştır.
- Kehf Suresi'nin tamamını ezberlemeye teşvik edilmiş, eğer ezberleyemiyorsa ilk ve son on ayetinin ezberlenmesi tavsiye edilmiştir.
- Kurtûbî -rahimehullah- Kehf Suresi'nin Deccal fitnesine karşı bir koruyucu olmasının hikmetini şu şekilde açıklamıştır: Bu konuda şöyle denilmiştir: Hikmet, Ashâb-ı Kehf kıssasındaki harikulade mucizeler ve ilahi işaretlerdir. Kim bu mucizelerden ve ibretlerden hakkıyla haberdar olursa, Deccal’in sergileyeceği yalancı olağanüstülükler onu şaşırtmaz, Deccal'den korkmaz ve onun hilelerine aldanıp fitneye düşmez. Bir diğer açıklama ise şöyledir: Surenin başındaki, 'Kendi katından şiddetli bir azap ile uyarması için...' (Kehf, 2) burada zikredilen azabın şiddeti ve doğrudan Allah katından gelişi, Deccal’in sahte ilahlık iddiasına, kuracağı baskıcı hakimiyete ve fitnesinin büyüklüğüne tam bir panzehir niteliğindedir. İşte bu dehşetli tabiatından dolayı Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onun fitnesini çok önemsemiş, ümmetini ona karşı şiddetle uyarmış ve fitnesinden Allah’a sığınmıştır. Hadisin özü şudur: Kim bu ayetleri huşu ile okur, üzerinde derinlemesine tefekkür eder ve ihtiva ettiği manaları kavrarsa; Deccal'in hilelerine karşı uyanık olur, ondan sakınır ve Allah'ın izniyle güvende kalır.
30 Daha önce bana bir benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi. Muavvizeteyn, Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs
عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أُنْزِلَ -أَوْ أُنْزِلَتْ- عَلَيَّ آيَاتٌ لَمْ يُرَ مِثْلُهُنَّ قَطُّ، الْمُعَوِّذَتَيْنِ».
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurmuştur: «Daha önce bana bir benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi. Muavvizeteyn, Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine şöyle buyurduğunu haber vermiştir: Allah bu gece bana benzeri daha önce görülmemiş -sığınma anlamında- ayetler indirdi. bunlar iki Muavvizetâni: Felak (De ki: Sabahın Rabbine sığınırım) ve Nâs (De ki: İnsanların Rabbine sığınırım) sureleridir.
- Bu iki surenin büyük fazileti anlatılmıştır.
- İnsanları her türlü kötülükten bu iki sureyle sığınmaya teşvik edilmiştir.