Esmâü'l-Hüsnâ hadisleri
1 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «بُنِيَ الإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
2 Kim bizim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduttur
عَنْ أُمِّ المُؤْمِنِينَ أُمِّ عَبْدِ اللَّهِ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، قَالَتْ: قَالَ: رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم: «مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ». وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: «مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ».
Müminlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bizim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduttur.» Müslim'in rivayetinde: «Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kim dinde bir bidat uydurursa ya da Kur'an ve sünnette delili olmayan bir amel işlerse, bu amel Allah katında makbul olmayan sahibine geri döndürülen bir amel olduğunu haber vermiştir.
- İbadetler Kur'an ve sünnette belirtilenlere göre yapılır. Biz, Allah Teâlâ'ya bidat ve uydurulan şeyler ile değil, O'nun din olarak belirlediği şeyler ile ibadet ederiz.
- Din; görüş ve güzel görülen şeyler ile değil, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmak ile yaşanır.
- Bu hadis dinin mükemmelliğine delildir.
- Bidat, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabının yaşadığı zamanda akide, söz ve amellerden olmayan din adına uydurulan her şeydir.
- Bu hadis İslam'ın asıllarından birisidir. Amellerin terazisi hükmündedir. Nasıl ki Allah Teâlâ'nın rızası gözetilmeyen ameli işleyen kimse bir ecir alamıyorsa, aynı şekilde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uygun olmayan amel de sahibinden kabul edilmez.
- Hadis, ortaya çıkan yeni bidatleri ve toplumda meydana gelen yanlışlıkları düzeltmek ve reddetmek için konulan bir kural hükmündedir.
- Yasaklanan bidatler dünyevi olan meseleler ile alakalı değil, din ile alakalı olanlardır.
3 Farz namazları kılsam, Ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem
عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْأَنْصَارِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: أَرَأَيْتَ إِذَا صَلَّيْتُ المَكْتُوبَاتِ، وَصُمْتُ رَمَضَانَ، وَأَحْلَلْتُ الحَلَالَ، وَحَرَّمْتُ الحَرَامَ، وَلَمْ أَزِدْ عَلَى ذَلِكَ شَيْئًا، أَأَدْخُلُ الجَنَّةَ؟ قَالَ: «نَعَمْ».
Ebû Abdullah Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Bir adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle sordu: Farz namazları kılsam, Ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem ve bundan fazla bir şey yapmasam Cennet'e girer miyim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Evet!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beş vakit farz namazı kılıp nafile olarak başka namaz kılmayan, Ramazan orucunu tutup başka nafile oruç tutmayan, helallerin helal olduğuna iman edip onları yapan ve haramların haram olduğuna iman edip onlardan kaçınan kimsenin Cennet'e gireceğini haber vermiştir.
- Müslüman, farzları yapmada ve haramları terk etmede hırslıdır ve amacı Cennet'e girmektir.
- Helal olan şeylerin yapılması ve bunların helal olduğuna iman edilmesinin, haram olan şeylerden uzak durulması ve bunların haram olduğuna iman edilmesinin önemi vurgulanmıştır.
- Farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmak Cennet'e girmek için bir vesiledir.
4 Bana gerçekten büyük bir şey hakkında sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır
عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قُلْت يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الجَنَّةَ وَيُبَاعِدْنِي مِنْ النَّارِ، قَالَ: «لَقَدْ سَأَلْتَ عَنْ عَظِيمٍ، وَإِنَّهُ لَيَسِيرٌ عَلَى مَنْ يَسَّرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ: تَعْبُدُ اللَّهَ لَا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ، وَتَحُجُّ البَيْتَ، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أَدُلُّكَ عَلَى أَبْوَابِ الخَيْرِ، الصَّوْمُ جُنَّةٌ، وَالصَّدَقَةُ تُطْفِئُ الْخَطِيئَةَ كَمَا يُطْفِئُ المَاءُ النَّارَ، وَصَلَاةُ الرَّجُلِ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ، ثُمَّ تَلَا: {تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ} حَتَّى {بَلَغَ يَعْمَلُونَ}، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أُخْبِرُك بِرَأْسِ الأَمْرِ وَعَمُودِهِ وَذِرْوَةِ سَنَامِهِ، فَقُلْتُ: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: رَأْسُ الأَمْرِ الإِسْلَامُ، وَعَمُودُهُ الصَّلَاةُ، وَذِرْوَةُ سَنَامِهِ الجِهَادُ، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أُخْبِرُك بِمِلَاكِ ذَلِكَ كُلِّهِ، فقُلْت: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّه! فَأَخَذَ بِلِسَانِهِ وَقَالَ: كُفَّ عَلَيْك هَذَا، قُلْت: يَا نَبِيَّ اللَّهِ! وَإِنَّا لَمُؤَاخَذُونَ بِمَا نَتَكَلَّمُ بِهِ، فَقَالَ: ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ عَلَى وُجُوهِهِمْ أَوْ قَالَ عَلَى مَنَاخِرِهِمْ إلَّا حَصَائِدُ أَلسِنَتِهِمْ»!
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. O da şöyle buyurdu: «Bana gerçekten büyük bir şey hakkında sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır: Allah'a ibadet edersin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beyti (Kâbe'yi) haccedersin.» Sonra şöyle buyurdu: «Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahı söndürür, bir de insanın gecenin ortasında kıldığı namaz vardır.» Sonra {Onların yanları yataklardan uzaklaşır...} (Secde, 16) ayetini {...yaparlardı} kısmına kadar okudu. Sonra şöyle dedi: «Sana işin başını, direğini ve zirvesini haber vereyim mi?» Ben: “Evet, Ya Rasûlullah!” dedim. O da şöyle dedi: «İşin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihattır.» Sonra şöyle buyurdu: «Bütün bunların da özünü sana haber vereyim mi?» Ben, evet Ya Rasûlullah! dedim. Dilini (eliyle) tuttu ve «İşte bunu koru» buyurdu. Ben de: Ey Allah'ın Peygamberi! Biz söylediğimiz sözlerden dolayı hesaba mı çekileceğiz? dedim. O da şöyle buyurdu: «Annen seni kaybetsin ey Muâz! İnsanları yüzükoyun Cehennem'e sürükleyen şey, dillerinin ekip biçtiğidir.»!
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâz -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. Şöyle dedi: “Bana nefisler üzerine ağır gelen, büyük bir amel sordun. Şüphesiz bu, Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için kolay ve basittir. İslam'ın farzlarını yerine getir: Birincisi: Yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. İkincisi: Gerekli şartları, rükünleri ve farzlarına riayet ederek bir gün ve gecede farz kılınan beş vakit namazı (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) kılarsın. Üçüncüsü: Farz olan zekâtı verirsin. Zekât; şer‘an belirlenmiş bir miktara ulaşan maldan, hak sahiplerine verilen malî bir ibadettir. Dördüncüsü: Ramazan orucunu tutarsın. Oruç şafak vaktinden gün batımına kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır. Beşincisi: Allah Teâlâ’ya ibadet maksadıyla menâsiki yerine getirmek için Mekke’ye giderek Beytullah’ı haccedersin. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sana hayır kapılarına ulaştıran yolu göstereyim mi? Bu, farzların peşinden nafile ibadetleri yapmakla olur: Birincisi: Nafile oruç tutmaktır. Bu, nefsin arzularını kırarak ve kuvveti azaltarak günahlardan sakınmayı sağlar. İkincisi: Nafile sadaka vermektir. Bu, işlenmiş günahı söndürür, ortadan kaldırır ve izlerini siler. Üçüncüsü: Gece yarısının son üçte birlik kısmında Teheccüd namazı kılmaktır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu: {Yanları uzaklaşır} yani kalkarlar {yataklardan} yani yattıkları yerlerden, namaz, zikir, Kur'an tilaveti ve dua ile {Rablerine anarlar} {korku ve umut ile, verdiğimiz rızıktan infak ederler. Hiç kimse, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.} yani öyle nimetler ki, gözlerini o gün (kıyamet gününde) ve Cennet'te hoşnut edecek, gönüllerini ferahlatacaktır ve {yapmakta olduklarına karşılık olarak} verilecektir. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sana dinin aslını, dayandığı direğini ve onun zirvesini haber vereyim mi?" Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: Evet, Ey Allah'ın Rasûlü! Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm’dır; bu da iki şehâdettir. Bu iki şehâdetle kişi dinin aslını elde eder.” Dinin direği namazdır; namazsız İslâm olmaz. Nasıl ki bir ev direksiz olmaz, o zaman namazsız din ayakta durmaz. Kim namaz kılarsa dini güçlü ve yüce olur. İslam'ın zirvesi ise cihaddır; yani Allah’ın kelimesini yüceltmek için din düşmanlarıyla savaşta gayret göstermektir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: “Sana bütün bunların sağlamlaştırıcısını ve tamamlayıcısını haber vereyim mi?” Bunun üzerine dilini tutarak şöyle dedi: “İşte bunu koru! Seni ilgilendirmeyen şeyleri konuşma.” Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rabbimiz söylediğimiz her sözden dolayı bizi hesaba çeker ve bununla bizi cezalandırır mı?!” Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Annen seni kaybetsin." Bu sözle kastı ona beddua etmek değildir; bu, Arapların dikkat çekmek ve bir konunun önemini vurgulamak için kullandığı bir ifadedir. Sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: “İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyip oraya atan şey, dilleri ile ekip biçtikleridir. Bunlar; küfür, iftira, hakaret, gıybet, koğuculuk, yalan isnat ve bunlara benzer sözlerdir.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- ilme son derece önem verirdi. Bu sebeple, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bu konuda çokça soru sorarlardı.
- Sahabenin -radıyallahu anhum- derin anlayışlarının sebebi, amellerin Cennet'e girmeye vesile olduğunu bilmeleriydi.
- Muâz -radıyallahu anh-'tan gelen soru çok büyük bir sorudur. Çünkü gerçekte hayatın ve varoluşun sırrı budur. Bu dünyada var olan her şey, ister insanlardan olsun ister cinlerden, varacağı yer ya Cennet ya da Cehennem'dir. Bu sebeple, bu soru büyük bir öneme sahiptir.
- Cennet'e girmek İslâm’ın beş şartını yerine getirmeye bağlıdır: İki şehadet, namaz, zekât, oruç ve hac.
- Dinin başı, en değerli görevi ve farzların en yücesi, hiçbir ortağı olmaksızın yalnızca Yüce Allah'a kulluk ederek O'nu birlemektir.
- Allah'ın kullarına olan merhameti, onlara iyilik kapılarını açması, böylece sevap ve günahların bağışlanmasına vesile olmasıdır.
- Farzları eda ettikten sonra nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmanın fazileti.
- Namaz, İslâm’da, bir çadırı ayakta tutan direk gibidir; direk yıkılırsa çadır yıkılır. Aynı şekilde namaz insanın hayatında olmazsa İslâm da ortadan kalkar.
- İnsanın dinine zarar verecek sözlerden dilini koruması gerekir.
- Dile hakim olmak, kontrol etmek ve dizginlemek her türlü iyiliğin temelidir.
5 Sizden hiçbiriniz, arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça gerçek iman etmiş olamaz
عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعًا لِمَا جِئْتُ بِهِ».
Ebû Muhammed Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden hiçbiriniz, arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça gerçek iman etmiş olamaz.»
Derecesi: Nevevî şöyle demiştir: Sahih bir hadistir · Kaynak: Hadisi Kitâbu'l-Hucce'de sahih bir senetle rivayet ettik
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir kimsenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği emirler, yasaklar ve diğer şeylere sevgiyle bağlı olmadıkça, yani emrettiğini sevmedikçe, yasakladığı şeyi de kerih görmedikçe, gerçek anlamda tam bir Mümin olamayacağını Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- açıklamıştır.
- Hadis, şeriata teslimiyet ve itaat hususunda bir esastır.
- İnsana şu uyarı yapılmaktadır: Kim akıl veya örf ile hükmeder ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiğinin önüne geçirerek aklı ve örfü üstün tutarsa, işte bunu yapan kimsenin imanı gitmiş olur.
- "Benim getirdiğime" ifadesinden dolayı, her konuda şeriatı hakem kılmak (ölçü edinmek) vaciptir.
- İman itaatler ile artar, günahlar ile azalır.
6 Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder)
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضي الله عنهما قال: قال رَسولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، وَإِنْ كَانَتْ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ فِيهِ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: مَنْ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وإذَا خَاصَمَ فَجَرَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse tam bir münafıktır. Kimde bunlardan bir özellik bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet var demektir. Bunlar; konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünü tutmaz, tartıştığında haddi aşar, anlaşma yaptığında ihanet eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanda bulunması halinde, münafıklara çok benzemesine sebep olacak dört özellikten sakındırmıştır. Bu, söz konusu özellikler kişide baskın bir şekilde yerleşmişse geçerlidir. Yoksa nadiren görülen kimse bu kapsama girmez. Bunlar şunlardır: Birincisi: Konuştuğunda, kasten yalan söylemesi ve sözünde doğru olmamasıdır. İkincisi: Bir antlaşma yaptığında ona vefa göstermemesi ve muhatabına hıyanet etmesidir. Üçüncüsü: Söz verdiğinde sözünde durmaması ve verdiği sözü bozmasıdır. Dördüncüsü: Bir kimseyle tartışıp kavga ettiğinde, kavgası şiddetli olur, haktan sapar, onu çürütmek ve geçersiz kılmak için hileye başvurur, haksızlık eder ve yalan söyler. Nifak, içten farklı olanı dışa vurmaktır. Bu anlam, bu özelliklere sahip kişide mevcuttur. Onun nifakı, kendisiyle konuşanlara, verilen sözlere, emanet edilenlere, tartıştıklarına ve yapılan ahitlere karşı olur; İslam’da açıkça nifak içinde olan ve küfrü gizleyip, İslam'ını gösteren bir münafık değildir. Kimde bu özelliklerden biri bulunursa, o kişide o özelliği terk edene kadar nifaktan bir alamet vardır.
- Münafığın bazı alametlerini açıklamak, insanları korkutmak ve bu özelliklere düşmekten sakındırmak içindir.
- Hadiste kastedilen, bu özelliklerin münafıklık özelliği olduğu ve bu özelliklere sahip olan kişinin bu özellikler bakımından münafıklara benzediği ve onların ahlakını taşıdığıdır; yani İslam’ı gösterip küfrü gizleyen bir münafık değildir. Hadis, söz konusu özelliklerin hakimiyetinde kalan, onları önemsemeyen ve hafife alan kimseler için geçerli olduğu da söylenmiştir. Zaten böyle olan kimse genellikle bozuk inanç sahibidir.
- Gazalî şöyle demiştir: Dinin aslı üç şeyle sınırlıdır: Söz, amel ve niyet. Hadis; sözün yalanla, amelin hıyanetle, niyetin ise sözünde durmamakla dini açıdan bozulmaya yol açtığına dikkat çekmiştir. Çünkü verilen sözün yerine getirilmemesi, ancak kişinin söz verdiği anda kararlı olması durumunda nifak oluşturur; eğer kişi kararlıyken bir engel veya başka bir görüş ortaya çıkarsa, bundan nifak meydana gelmez.
- İki tür nifak vardır: İtikadî nifak: Kişiyi imandan çıkaran nifaktır. Bu, İslâm’ı izhar edip, küfrü gizlemektir. Amelî nifak: Münafıkların ahlâklarında onlara benzemektir. Bu, kişiyi imandan çıkarmaz; ancak büyük günahlardan biridir.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Âlimler, ittifak etmişlerdir ki, kalbiyle ve diliyle tasdik eden bir kimse bu özellikleri (münafıkların sıfatlarını) işlese bile, hakkında küfür hükmü verilmez ve o, cehennemde ebedî kalacak münafık da değildir.
- Nevevî şöyle demiştir: Bir grup âlim şöyle demiştir: Burada kastedilenler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında yaşayan münafıklardır. Onlar iman ettiklerini söylediler, fakat (dini) yalanladılar; dinleri konusunda kendilerine güvenildi, ama ihanet ettiler; din konusunda yardım edeceklerine ve destek vereceklerine dair söz verdiler ve sözlerinde durmadılar, husumetli oldukları kimselere ise haddi aşıp haksızlık ettiler.
7 Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم: «اللهُمَّ لَا تَجْعَلْ قَبْرِي وَثَنًا، لَعَنَ اللهُ قَوْمًا اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen (ibadet ve tapınma yeri) kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen topluluğa Allah lanet etmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; kabrinin, insanların tazim ederek ibadet ettikleri ve oraya yönelip secde ettikleri bir tapınma yeri olmaması hususunda Rabbine dua etmiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın, peygamberlerin kabirlerini mescit edinen kimseleri rahmetinden kovup uzaklaştırdığını haber vermiştir. Çünkü bu kabirlerin mescit edinilmesi, ibadet edilmesine ve batıl inançlara vesile olur.
- Peygamber ve salihlerin kabirlerinde şeri haddin aşılması, Allah'ın dışında ibadet edilen yerler olmasına sebebiyet verir. Bundan dolayı şirke götüren vesilelerden sakınmak farzdır.
- Kabirde yatan kimseler Allah Teâlâ'ya ne kadar yakın olursa olsun, onların kabirlerine tazim ve ibadet etmek için gitmek caiz değildir.
- Kabirlerin üzerine mescitler inşa etmek haramdır.
- Mescitler inşa edilmemiş olsa bile kabirlerin olduğu yerde namaz kılmak haramdır. Ancak cenaze namazı kılınmadı ise o kılınır.
8 Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse şüphesiz ki o kâfir olur veya müşrik olur
عن ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما أنه سَمِعَ رَجُلًا يَقُولُ: لَا وَالْكَعْبَةِ، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: لَا يُحْلَفُ بِغَيْرِ اللَّهِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ اللهِ فَقَدْ كَفَرَ أَوْ أَشْرَكَ».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre bir adamın “Kâbe’ye yemin olsun ki” dediğini duydu ve ona: “Allah’tan başkasına yemin edilmez. Çünkü ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim dedi: «Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse şüphesiz ki o kâfir olur veya müşrik olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'tan, O'nun isim ve sıfatlarından başkası adına yemin edenin kâfir ya da müşrik olacağını haber vermiştir. Çünkü yemin etmek, yemin edilen şeyin tazim edilmesini içerir. Tazim edilmek yalnızca Allah'a aittir. Sadece Allah Teâlâ'ya, O'nun isim ve sıfatlarına yemin edilir. Allah'tan başkası adına yemin etmek küçük şirktir. Ancak yemin eden kişi yemin ettiği şeyi Allah Teâlâ'yı tazim ettiği gibi ya da daha fazla tazim ederse, bu durumda büyük şirk olur.
- Yemin ederken tazim edilmek Allah Teâlâ'nın hakkıdır. Sadece Allah Teâlâ'ya, O'nun isim ve sıfatlarına yemin edilir.
- Sahabenin iyiliği emredip kötülükten alıkoymadaki hırsına delalet eder. Özellikle münker olan husus şirk ya da küfür ile alakalı ise daha fazla özen gösterirlerdi.
9 Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Şayet münafıklar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ أَثْقَلَ صَلَاةٍ عَلَى الْمُنَافِقِينَ صَلَاةُ الْعِشَاءِ وَصَلَاةُ الْفَجْرِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِيهِمَا لَأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا، وَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ بِالصَّلَاةِ فَتُقَامَ، ثُمَّ آمُرَ رَجُلًا فَيُصَلِّيَ بِالنَّاسِ، ثُمَّ أَنْطَلِقَ مَعِي بِرِجَالٍ مَعَهُمْ حُزَمٌ مِنْ حَطَبٍ إِلَى قَوْمٍ لَا يَشْهَدُونَ الصَّلَاةَ، فَأُحَرِّقَ عَلَيْهِمْ بُيُوتَهُمْ بِالنَّارِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Şayet münafıklar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi. Şüphe yok ki namazın kılınmasını emredip, sonra kamet getirilmesini, sonra da birisinin Müminlere namaz kıldırmasını emredip, ardından da ellerinde odun bağları bulunan adamlarla birlikte gidip, namaza gelmeyenlerin evlerini onlar evlerindeyken ateşe vermeyi içimden geçirdim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- münafıkların, özellikle sabah ve yatsı namazlarına katılma konusundaki tembelliklerini haber vermiştir. Şayet onlar Müslümanlarla birlikte cemaatle namaz kılmanın sevap ve ecrini bilselerdi, çocukların elleri ve dizleri üzerinde emekledikleri gibi bu iki namaza gelirlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazın kılınmasını emredip yerine cemaate imamlık yapacak birisini bırakmak istemiştir. Ellerinde odun bağları bulunan bir grupla cemaatle namaz kılmayanların evine gidip ateşe vermek istemiştir. Çünkü onların bu konuda işledikleri günah çok büyüktür. Ancak evlerde kadınlar, günahsız masum çocuklar ve diğer mazur kişilerin oluşu bunu yapmasına mani olmuştur.
- Camide cemaatle namaz kılmanın terk edilmesinin tehlikesi ifade edilmiştir.
- Münafıklar, ibadetlerini riya ve itibardan başka bir amaçla yapmazlar. İnsanlar, onları görmediği müddetçe namaza gelmezler.
- Sabah ve yatsı namazının cemaatle kılınmasının fazileti çok büyüktür ve emekleyerek de olsa camiye bu iki namazı kılmak için gelinmesi gerekir.
- Sabah ve yatsı namazını cemaatle kılmaya özen gösteren kimse münafıklıktan beri olur. Bu namazları kılmak için cemaate gelmemek ise münafıklık alametidir.
10 Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur
عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ» قَالُوا: وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: «الرِّيَاءُ، يَقُولُ اللهُ عز وجل لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِذَا جُزِيَ النَّاسُ بِأَعْمَالِهِمْ: اذْهَبُوا إِلَى الَّذِينَ كُنْتُمْ تُرَاؤُونَ فِي الدُّنْيَا، فَانْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ عِنْدَهُمْ جَزَاءً؟».
Mahmûd b. Lebîd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur. İnsanların yaptıklarının karşılığını alacağı kıyamet gününde Allah Teâlâ onlara: "Dünyada iken gösteriş yaptığınız kimselere gidin de onların yanında bir mükâfat bulacak mısınız bakın bakalım" diye buyuracaktır.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmeti adına korktuğu en çok korktuğu şeyin küçük şirk olduğunu haber vermiştir. O da riya; insanlar için amel etmektir. Sonra kıyamet günü riya yapanların cezası olarak kendilerine şöyle denileceğini haber vermiştir: Kim için amellerinizi yaptıysanız onlara gidin. Bakın bakalım sizi ödüllendirmeye ve o amellerin karşılığını vermeye güçleri yetiyor mu?!
- Allah -Azze ve Celle-'ye yapılan amellerde ihlaslı olmak farzdır. Riyadan sakındırılmıştır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine olan şefkati, onlara hidayet ve nasihat etme konusundaki hassasiyeti ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- salihlerin önde gelenleri sahabelere hitap ederken bu kadar korkuyor ise, onlardan sonra gelenler adına daha çok korkmaktadır.
11 «Onlar, Allah'ın helal kıldıklarını haram sayınca siz de haram saymıyor musunuz? Yine onlar Allah'ın haram kıldıklarını helal sayınca siz de helal saymıyor musunuz?» diye sorunca: "Evet!" dedim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İşte bu da onların ibadetidir.» buyurdu.
عن عدي بن حاتم رضي الله عنه : "أنه سمع النبي صلى الله عليه وسلم يقرأ هذه الآية: "اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ" فقلت له: إنا لسنا نعبدهم، قال: أليس يُحَرِّمُونَ ما أحل الله فتُحَرِّمُونَهُ؟ ويُحِلُّونَ ما حَرَّمَ الله فتُحِلُّونَهُ؟ فقلت: بلى، قال: فتلك عبادتهم".
Adiy b. Hâtim -radıyallahu anh şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, «(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem Oğlu Mesîh’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hak ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları herşeyden uzaktır. (Tevbe Suresi: 31)» mealindeki ayeti okuduğunu duyunca "Biz onlara ibadet etmezdik." dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onlar, Allah'ın helal kıldıklarını haram sayınca siz de haram saymıyor musunuz? Yine onlar, Allah'ın haram kıldıklarını helal sayınca siz de helal saymıyor musunuz?» diye sorunca: "Evet!" dedim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İşte bu da onların ibadetidir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu değerli sahâbi, Rasûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem-'in yahudi ve hristiyanların, alimlerini ve abidlerini ilahlar edindikleri, onlar, Allah'ın şeriatine muhalif bir şeriat koyduklarında onlara itaat ettiklerinden bahseden ayeti duyduğunda ayetin manasını anlamakta zorlanmıştır. Çünkü ibadetin, secde ve benzeri şeylerle sınırlı olduğunu düşünmüştür. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, haham ve rahipler, helali haram, haramı da helal kıldıklarında onlara itaat etmenin onlara ibadet etmek olduğunu beyan etmiştir. Bu, Allah Teâlâ'nın ve Rasûlu -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hükmünün zıddıdır.
12 Sen ehli kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları Allah’tan başka hak bir ilah olmadığına, benim de O'nun Rasûlü
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، حِينَ بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ: «إِنَّكَ سَتَأْتِي قَوْمًا أَهْلَ كِتَابٍ، فَإِذَا جِئْتَهُمْ فَادْعُهُمْ إِلَى أَنْ يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لَكَ بِذَلِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللهَ قَدْ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لَكَ بِذَلِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللهَ قَدْ فَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لَكَ بِذَلِكَ، فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ، وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللهِ حِجَابٌ».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz’ı Yemen’e vali olarak gönderdiğinde ona şöyle buyurdu: «Sen ehli kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları Allah’tan başka hak bir ilah olmadığına, benim de O'nun Rasûlü olduğuma şehadet etmeye davet et.» Buna uyarlarsa, Allah’ın bir gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı emrettiğini bildir. Bunu da kabul ederlerse, onlara zenginlerden alınıp fakirlere verilecek olan zekâtın da farz kılındığını bildir. Bunu da kabul ederlerse, mallarının en iyilerini almaya kalkma! Mazlum kimselerin bedduasından sakın! Çünkü Allah ile mazlum kimselerin arasında perde yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Muâz bin Cebel -radıyallahu anh-'ı Yemen'e Allah'a davet eden bir davetçi ve öğretmen olarak gönderdiğinde, hazırlıklı olması için Hristiyan bir toplulukla karşılaşacağını haber vermiştir. Sonra onları en önemli olan husustan başlayarak davet etmesini nasihat etmiştir. Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik ederek öncelikle onları akidelerini düzeltmeye davet etmiştir. Çünkü onlar İslam'a bu şahadet ile girerler. Eğer bunu kabul ederlerse namazı kılmalarını onlara emretti. Çünkü namaz tevhitten sonra en büyük farzdır. Namazı kılmayı kabul ederlerse, zenginlerine mallarının zekâtını fakirlere vermelerini emretmiştir. Sonra zekât olarak mallarının en iyisini almaması konusunda uyarmıştır. Çünkü farz olan orta halli mallardan zekâtın verilmesidir. Sonra mazlumun beddua etmemesi için zulmetmekten sakındırmıştır. Çünkü mazlumun bedduası kabul edilir, geri çevrilmez.
- Allah'tan başka hak ilah olmadığına şehadet etmenin anlamı; Allah'ı ibadette birlemek ve O'ndan başkasına ibadet etmeyi terk etmektir.
- Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmenin manası; ona ve getirdiklerine iman etmek ve onun getirdiklerini tasdik etmektir. İnsanlara gönderilen Allah'ın son Rasûlü odur.
- Âlim olan ve şüphesi olan kimseler ile konuşmak, cahiller ile konuşmak gibi değildir. Bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz b. Cebel'i «Sen ehli kitap olan bir topluma gidiyorsun.» diyerek uyarmıştır.
- Müslümanın dininde basiret/ilim sahibi olması önemlidir. Bu sayede şüphe sahiplerinin şüphelerinden kurtulur. Bu da ancak ilim talep ederek olur.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden sonra Yahudi ve Hristiyanların dinleri geçersiz kılınmıştır. İslam dinine girmedikleri ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iman etmedikleri müddetçe kıyamet günü kurtuluş ehlinden olamazlar.
13 Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e nüşra (büyü bozmak) hakkında soru soruldu. Buyurdu ki: «O, şeytanın bir amelidir.»
عن جابر رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم سئل عن النُّشْرَةِ؟ فقال: هي من عمل الشيطان.
Câbir –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e nüşra (büyü bozmak) hakkında soru soruldu. Buyurdu ki: «O, şeytanın bir amelidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e büyü yapılmış birinin büyüsünün cahiliye döneminde yaptıkları şekilde büyünün büyü ile bozulmasının hükmü soruldu. Ve peşinden Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cevap verdi: Muhakkak ki bu şeytanın işidir ya da vasıtasıyla olur. Çünkü bu büyü çeşitleri ve şeytani şeylerin kullanılması ile olur. Bunlar da şirkî ameller olup yapılması haramdır. Ama caiz olan büyü bozmaya gelince; o da, büyünün rukye ile bozulması ya da onu araştırarak ve Kur'an okuyarak el ile ya da mübah olan ilaçlar ile olur.
14 “Tıyare(uğursuzluk) inancı, kendisini işinden alı koyan şirk koşmuş olur. Ashab bunun kefareti nedir? diye sorduklarında; Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’ım! Hayır ancak senin hayrındır. Uğursuzluk sanılan şeyler de senin katındandır. Senden başka hak ilah yoktur.» demendir.”
عن عبد الله بن عمرو بن العاص - رضي الله عنه- مرفوعاً: "مَن ردته الطِّيَرَة عن حاجته فقد أشرك، قالوا: فما كفارة ذلك؟ قال: أن تقول: اللهم لا خير إلا خيرك، ولا طَيْرَ إِلَّا طَيْرُكَ ولا إله غيرك".
Abdullah b. Amr b el-As –radıyallahu anhuma-’dan rivayet ettiği hadiste : “Tıyare (uğursuzluk) inancı kendisini işinden alıkoyan şirk koşmuş olur. Ashab bunun kefareti nedir? diye sorduklarında; Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’ım! Hayır ancak senin hayrındır. Uğursuzluk sanılan şeyler de senin katındandır. Senden başka hak ilah yoktur.» demendir.” buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere, uğursuzluk inancının, kişiyi azmettiği bir işi yapmaktan alıkoyuyorsa bunun şirkin bir çeşidi olduğunu haber vermiştir. Sahabeler bu büyük günahın kefaretini sorduklarında, işlerin Allah’a döndürülmesini ve onun dışındakilerden de kudreti yok saymayı içeren bu değerli ibarelerin söylenmesine yönlendirmiştir.
15 Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «مَنْ لَقِيَ اللهَ لَا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ لَقِيَهُ يُشْرِكُ بِهِ دَخَلَ النَّارَ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı günahlardan dolayı azap görse bile şirk koşmadan ölen kimsenin varacağı yerin Cennet olacağını haber vermiştir. Allah'a şirk koşarak ölen kimse ise Cehennem'de ebedi kalacaktır.
- Tevhidin fazileti beyan edilmiştir. Tevhit, kişiyi Cehennem'de ebedi kalmaktan kurtarır.
- Cennet ve Cehennem kula çok yakındır. Kul ile bu ikisi arasında sadece ölüm vardır.
- Büyük şirk ve küçük şirkten sakındırılmıştır. Çünkü Cehennem'den kurtuluş şirkten uzak durmak ile gerçekleşir.
- Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir.
16 İbn Abbas –radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine Allah Teâlâ'nın şu ayetinde; "Vedd’i, Suvâ’ı, Yağûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i bırakmayın." Bu isimler Nuh kavminde yaşayan salih kişilerin adları idi. Bunlar ölünce şeytan, insanlara bunların hatıralarını devam ettirmek için yaşadıkları yerlere heykellerini dikmelerini ilham etti. Onlar da bunu yaptılar ve diktikleri heykellere onların isimlerini verdiler. Önceleri bunlara tapan yoktu; fakat onları dikenler öldükten sonra zamanla haklarındaki bilgiler ve heykellerin dikiliş gayeleri unutuldu ve insanlar bunlara tapmaya başladılar.
عن ابن عباس رضي الله عنهما في قول الله تعالى : (وَقَالُوا لا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلا سُوَاعًا وَلا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا) قال: "هذه أسماء رجال صالحين من قوم نوح، فلما هَلَكوا أَوحى الشَّيطان إلى قَومِهِم أنِ انْصِبُوا إلى مَجَالِسِهِم الَّتي كانوا يَجْلِسون فيها أنصَابًا، وسَمُّوها بأسمَائِهِم، فَفَعَلُوا، ولم تُعْبَد، حتَّى إِذَا هَلَك أُولئك ونُسِيَ العلم عُبِدت".
İbn Abbas –radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ'nın "Vedd’i, Suvâ’ı, Yağûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i bırakmayın." ayetinde geçen isimler, Nuh kavminde yaşayan salih kişilerin adları idi. Bunlar ölünce, şeytan, insanlara bunların hatıralarını devam ettirmek için yaşadıkları yerlere heykellerini dikmelerini ilham etti. Onlar da bunu yaptılar ve diktikleri heykellere onların isimlerini verdiler. Önceleri bunlara tapan yoktu; fakat onları dikenler öldükten sonra zamanla haklarındaki bilgiler ve heykellerin dikiliş gayeleri unutuldu ve insanlar bunlara tapmaya başladılar.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir: Allah Teâlâ'nın zikrettiği bu ilahlar, Nuh -aleyhisselam-'ın kavmi Nuh -aleyhisselam- onlara Allah'a şirk koşmayı yasak ettikten sonra kesintisiz bir şekilde birbirlerine putlara ibadeti tavsiye ettiler. Asıl itibariyle o isimler, onlardan olan salih kimselerin adlarıydı. Şeytanın güzel göstermesiyle onlara karşı olan sevgilerinde aşırıya gittiler ve onların heykellerini diktiler. Daha sonra bu heykeller Allah'tan başka tapılan putlar haline geldi.
17 Her kim bizim şu işimizde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduttur
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ» متفق عليه. ولمسلم: «مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bizim şu işimizde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduttur.» Müttefekun aleyh. Müslim'deki rivayette: «Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kim dinde bir bidat uydurursa ya da Kur'an ve sünnette delili olmayan bir amel işlerse, bu amel Allah katında makbul olmayan sahibine geri döndürülen bir amel olduğunu haber vermiştir.
- İbadetler Kur'an ve sünnette belirtilenlere göre yapılır. Biz, Allah Teâlâ'ya bidat ve uydurulan şeyler ile değil, O'nun din olarak belirlediği şeyler ile ibadet ederiz.
- Din; görüş ve güzel görülen şeyler ile değil, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmak ile yaşanır.
- Bu hadis dinin mükemmelliğine delildir.
- Bidat, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabının yaşadığı zamanda akide, söz ve amellerden olmayan din adına uydurulan her şeydir.
- Bu hadis İslam'ın asıllarından birisidir. Amellerin terazisi hükmündedir. Nasıl ki Allah Teâlâ'nın rızası gözetilmeyen ameli işleyen kimse bir ecir alamıyorsa, aynı şekilde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uygun olmayan amel de sahibinden kabul edilmez.
- Yasaklanan bidatler dünyevi olan meseleler ile alakalı değil, din ile alakalı olanlardır.
18 Kim bir şeyde uğursuzluk olduğuna inanır veya kendisi için uğursuzluk getirecek şeyi bulması için başkasına (fal) baktırırsa
عن عمران بن حصين رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَطَيَّرَ أَوْ تُطُيِّرَ لَهُ، أَوْ تَكَهَّنَ أَوْ تُكُهِّنَ لَهُ، أَوْ سَحَرَ أَوْ سُحِرَ لَهُ، وَمَنْ عَقَدَ عُقْدَةً، وَمَنْ أَتَى كَاهِنًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ».
İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir şeyde uğursuzluk olduğuna inanır veya kendisi için uğursuzluk getirecek şeyi bulması için başkasına (fal) baktırırsa; kim kehanette bulunur veya kendisi hakkında kehanette bulunmasını isterse ve kim büyü yapar veya büyü yaptırırsa bizden değildir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirileni inkâr etmiş olur.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Bezzâr rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinden bazı amellerde bulunanları “O bizden değildir” diyerek tehdit etmiştir. Bu amellerden bazıları şunlardır: Birincisi: "Kim bir şeyde uğursuzluk olduğuna inanır veya kendisi için uğursuzluk getirecek şeyi bulması için başkasına (fal) baktırırsa" Bunun aslı şudur: Yolculuk, ticaret veya başka bir işe girişirken bir kuşu havaya doğru salıvermektir. Bu kuş sağ tarafa uçarsa iyimser düşünüp yapmak istediğini yapar, eğer kuş sola uçarsa karamsar olur ve istediğini yapmaktan vazgeçer. Bu (kuşu havaya salma) işi kendisinin yapması veya onun yerine başkasını görevlendirmesi de caiz değildir. Bu uğursuzluk; kuşlar, hayvanlar, engelli insanlar, sayılar, günler veya başka işitsel veya görsel herhangi bir şey hakkında olabilir. İkincisi: "Kim kehanette bulunur veya kendisi için kehanette bulunulmasını isterse." Kim yıldızları ve başka şeyleri kullanarak gaybı bildiğini iddia ederse veya kâhin ve benzeri gibi gaybı bildiğini iddia eden birine gider ve iddia ettiği şeyleri tasdik edip ona inanırsa, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirileni inkâr etmiş olur. Üçüncüsü: "Kim büyü yapar veya kendisi için büyü yaptırırsa" başka birine fayda sağlamak veya zarar vermek niyetiyle ya da bir iplik bağlayarak düğüm atıp ve üzerine haram olan büyülü sözler okuyup üfleyerek kendisi büyü yapan veya kendisi için bir başkasına büyü yaptıran kimsedir.
- Allah'a tevekkül etmenin, Allah'ın kaza ve kaderine iman etmenin farz olduğu ifade edilmiştir. Uğursuzluğa inanmanın, karamsar olmanın, büyü yapmanın ve yaptırmanın, fal bakmanın ve baktırmanın ve bunları yapanlardan bu işleri yapmalarını istemenin haram olduğu anlatılmıştır.
- Gaybı bildiğini iddia etmek, tevhit ile çelişen şirktir.
- Kâhinlere inanıp onlara gitmek haramdır. Buna el falı okumak, fincana ve burçlara bakmak da dahildir. Bilgi edinme ve inceleme amaçlı olsa dahi bunların hepsinin yapılması arasında bir fark yoktur.
19 Kim bir medyuma gider ve ona bir şey sorarsa; kırk gün kıldığı namazı kabul olmaz
عن بعض أزواج النبي صلى الله عليه وسلم عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ أَتَى عَرَّافًا فَسَأَلَهُ عَنْ شَيْءٍ لَمْ تُقْبَلْ لَهُ صَلَاةٌ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً».
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bazı hanımlarından rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir medyuma gider ve ona bir şey sorarsa; kırk gün kıldığı namazı kabul olmaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- falcıya -kâhin, müneccim, kum falı bakan gibi kullandığı şeyler ile gaybın bilgisini verenlere verilen genel isim- gidilmemesi konusunda uyarıda bulunmuştur. Bir kimse sadece gaipten bir şey sorsa bile, Allah o kimseyi kırk gün namaz sevabından mahrum eder. Bu da, işlediği bu günah ve büyük hata sebebiyle onun için bir cezadır.
- Kehanette bulunmak, kâhinlere gitmek ve onlara gaipten bir şeyi sormak haramdır.
- Bir kimse, günah işlemenin cezası olarak itaatin/ibadetin sevabından mahrum kalabilir.
- Yıldız, el ve fincan falları -sadece bilgi sahibi olma amacıyla dahi bakılsa- bu hadis kapsamına girer. Çünkü bunların hepsi kehanet ve gaybı bilme iddiasıdır.
- Bu ceza, falcıya gidenin çarptırılacağı ceza ise; falcının kendisinin cezası nasıl olur?
- Kırk gün namazı geçerli sayılır, kaza edilmesi gerekmez ama kılınan namazın sevabı yoktur.
20 Yıldızlardan bir bilgi edinen, bir parça sihir elde etmiş olur. Bilgisi arttıkça günahı da artar
عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «من اقتبَسَ علْمًا مِنَ النُّجُومِ اقْتبَسَ شُعبَة مِن السِّحرِ، زادَ ما زادَ».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yıldızlardan bir bilgi edinen, bir parça sihir elde etmiş olur. Bilgisi arttıkça günahı da artar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yıldız ve burçlardan bir şeyler öğrenip ilim sahibi olan ve yıldızların, burçların hareketlerini, giriş çıkışlarını bir kimsenin ölümü, hayatı veya hastalığı gibi gelecekte olacak dünyevî olaylara delil getirmeye çalışan kimselerin sihirden bir kısım öğrendiğini ve bir insanın bu bilgiyi ne kadar daha fazla öğrenirse, o kadar fazla sihir yapmış olacağını açıklamıştır.
- Yıldızların durumuna göre gelecekten haber veren müneccimlik haram kılınmıştır. Çünkü o gaybı bilme iddiasıdır.
- Haram olan müneccimlik, tevhidi ortadan kaldıran sihir çeşitlerindendir. Yönleri ve kıbleyi bulmak için, mevsimlerin ve ayların başlangıcını bilmek için yıldızlara bakmak bu kapsama girmez.
- Bir kimse müneccimlik hakkında ilmini ne kadar artırıyorsa o kimse sihrin çeşitlerini de o kadar çok öğrenmiş olur.
- Yüce Allah kitabında yıldızların üç faydasını zikretmiştir: Gökyüzünün süsü, kendisiyle yol bulmak için kullanılan işaretler ve Şeytanlara atılan taşlardır.
21 İman yetmiş -ya da altmış- küsur şubedir. (Şubelerin) en üstünü "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." sözü; en altı ise eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ -أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ- شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İman yetmiş -ya da altmış- küsur şubedir. (Şubelerin) en üstünü "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." sözü; en altı ise eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- imanın amel, itikat ve söz olmak üzere pek çok şube ve hasletlerinin olduğunu bildirmektedir. İmanın en üst ve en faziletli şubesi "Allah'tan başka hak ilah yoktur" sözüdür. Allah'ın tek ilah olduğunu, kendisinden başka hiçbir ilahın olmadığını kabul edip ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu bilerek ve ona uygun hareket ederek söylenmesi gerekir. İman bakımından amellerin en az seviyesi, insanların geçtiği yollarda bulunan ve onlara zarar veren her şeyi yoldan kaldırmaktır. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hayânın imanın özelliklerinden biri olduğunu, iyiliği yapmaya ve kötülükten sakındırmaya teşvik eden bir ahlak olduğunu bildirmiştir.
- İmanın şubeleri vardır ve bazısı diğerlerinden daha üstündür.
- İman; söz, amel ve inançtır.
- Allah Teâlâ'ya karşı hayâlı olmak; yasak ettiği yerde seni görmemeyi ve emrettiği yerde de seni bulmayı gerektirir.
- Sayıyı zikretmek, onunla sınırlamak anlamına gelmez, bilakis bu iman amellerinin çokluğuna delalet eder. Araplar bazen bir şey için sayı zikrederler bununla başka bir sayının olmayacağını söylemezler.
22 O hak sözü cin kapar ve dostunun kulağına tavuğun gagalaması gibi sokar ve içine yüzden fazla yalan kelime karıştırırlar
عن عائشة رضي الله عنها قالت: سَأَلَ أُنَاسٌ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الْكُهَّانِ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسُوا بِشَيْءٍ» قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، فَإِنَّهُمْ يُحَدِّثُونَ أَحْيَانًا بِالشَّيْءِ يَكُونُ حَقًّا، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «تِلْكَ الْكَلِمَةُ مِنَ الْحَقِّ يَخْطَفُهَا الْجِنِّيُّ فَيَقُرُّهَا فِي أُذُنِ وَلِيِّهِ قَرَّ الدَّجَاجَةِ، فَيَخْلِطُونَ فِيهَا أَكْثَرَ مِنْ مِائَةِ كَذْبَةٍ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bazı insanlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kâhinler hakkında sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Onlar bir hiçtir.» dedi. Dediler ki: Ey Allah'ın Rasûlü, bazen bir şey söylüyorlar, söyledikleri şey doğru çıkıyor. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: « O hak sözü cin kapar ve dostunun kulağına tavuğun gagalaması gibi sokar ve içine yüzden fazla yalan kelime karıştırırlar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelecekte olacak şeyler hakkında haber veren kimseler sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Onları dikkate almayın, onların sözlerine itibar etmeyin ve onların işlerini önemsemeyin. Dediler ki: Bazen onların sözü hakikate uyuyor. Sanki onlar filan ayda falan günde meydana gelen bilinmeyen bir olayı anlatıyorlar, sonra onların dedikleri gibi oluyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Cinler gökten işittiklerini kaparlar, ezberlerler; böylece kâhinlerden olan dostlarına inerler ve duyduklarını onlara haber verirler. Sonra kâhin gökten işittiğine yüz yalan ekler.
- Kâhinlere inanmak, onların söylediklerini tasdik etmek yasaklanmıştır. Söyledikleri bazen doğru da olsa yalan ve iftiradır.
- Gökyüzü, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesiyle kulak hırsızlığı yapmaya çalışan ve göktaşlarından kurtulanlar hariç, vahiy ve diğer sözlerden bir şey işitmek isteyen şeytanlardan korunmuştur.
- Cinler kendilerine insanlardan dostlar edinirler.
23 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
24 Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin, bu imanın en zayıf derecesidir
عن أبي سعيد الخُدْريِّ رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin, bu imanın en zayıf derecesidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- imkân nispetinde kötü ve yanlış olanı değiştirmeyi emreder; kötü ve yanlış olan, Allah ve Rasulü’nün yasakladığı her şeydir. Bundan dolayı bir kimse bir kötülük görürse, gücü yetiyorsa bunu eliyle değiştirmesi gerekir. Şayet buna gücü yetmiyor ise dili ile değiştirsin. Bu da bu kötülüğü yapana yaptığı şeyin zararını açıklayarak ve onu bu kötülük yerine iyiliğe yönlendirerek olur. Buna da gücü yetmez ise, bu kötülüğe kalbinden nefret ederek değiştirmeye çalışsın ve değiştirmeye gücüm olsaydı şüphesiz değiştirmeye çalışırdım kararlılığında olsun. Kalp ile kötülüğü değiştirmeye çalışmak imanın en zayıf mertebesidir.
- Bu hadis, kötülüğü değiştirme mertebelerinin açıklanmasındaki asılları ifade etmektedir.
- Kötülüğü yasaklamak kademeli olarak emredilmiştir. Herkes gücü ve kudreti ölçüsünde değiştirmeye çalışır.
- Kötülükten sakındırmak, dinde sorumluluğu hiç kimseden düşmeyen büyük bir husustur ve her Müslüman, gücüne göre onunla sorumlu tutulur.
- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak imanın özelliklerindendir ve iman artar ve eksilir.
- Kötülüğü yasaklarken yapılan bu işin kötü olduğu ilmine sahip olma şartı vardır.
- Kötülüğü inkâr ederken kendisinden daha büyük bir kötülükle sonuçlanmama şartı vardır.
- Kötülükten sakındırma hususunda bir Müslümanın öğrenmesi gereken adabı ve şartları vardır.
- Kötülüğü inkâr ederken şeri siyaset, ilim ve basirete ihtiyaç vardır.
- Kalp ile bu kötülüğü inkâr etmemek imanın zayıflığına işaret eder.
25 ''İyi bir Müslüman olan cahiliyede yaptığı şeylerden sorumlu tutulmaz. Kötü bir Müslüman olan hem önceki hem de sonra yaptıklarından sorumlu tutulur.'' buyurmuştur
عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَنُؤَاخَذُ بِمَا عَمِلْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ؟ قَالَ: «مَنْ أَحْسَنَ فِي الْإِسْلَامِ لَمْ يُؤَاخَذْ بِمَا عَمِلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَمَنْ أَسَاءَ فِي الْإِسْلَامِ أُخِذَ بِالْأَوَّلِ وَالْآخِرِ».
İbn Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Adamın biri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi ve "Ey Allah'ın Rasulü! Cahiliyede yaptığım şeylerden sorumlu tutulur muyum?" diye sorunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: ''İyi bir Müslüman olan cahiliyede yaptığı şeylerden sorumlu tutulmaz. Kötü bir Müslüman olan hem önceki hem de sonra yaptıklarından sorumlu tutulur.'' buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'a girmenin faziletini açıklamıştır. Kim iyi bir Müslüman olur ve bunda samimi, sadık olursa cahiliye döneminde işlemiş olduğu günahlardan sorumlu tutulmaz. Her kim de dine münafık olarak girer ya da dinden dönerse kâfir olduğu dönemdeki ve Müslüman olduğu dönemdeki bütün amellerinden hesaba çekilir.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- cahiliye döneminde işledikleri amellerden korkar ve dinlerine önem verirdi.
- İslam'da sebat etmek teşvik edilmiştir.
- İslam'a girmenin fazileti ve önceki amellere kefaret olması ifade edilmiştir.
- Mürted ve münafık, daha önce cahiliye döneminde işlediği her amelden ve İslam dininde işlediği her günahtan dolayı hesaba çekilecektir.
26 Farz namazları kılsam, ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem
عن جابر رضي الله عنه: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: أَرَأَيْتَ إِذَا صَلَّيْتُ الصَّلَوَاتِ الْمَكْتُوبَاتِ، وَصُمْتُ رَمَضَانَ، وَأَحْلَلْتُ الْحَلَالَ، وَحَرَّمْتُ الْحَرَامَ، وَلَمْ أَزِدْ عَلَى ذَلِكَ شَيْئًا، أَأَدْخُلُ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: «نَعَمْ»، قَالَ: وَاللهِ لَا أَزِيدُ عَلَى ذَلِكَ شَيْئًا.
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Bir adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle sordu: Farz namazları kılsam, ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem ve bundan fazla bir şey yapmasam Cennet'e girer miyim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet!», diye buyurdu. Adam: Allah'a yemin ederim ki bundan fazla bir şey yapmayacağım, dedi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beş vakit farz namazı kılıp nafile olarak başka namaz kılmayan, Ramazan orucunu tutup başka nafile oruç tutmayan, helallerin helal olduğuna iman edip onları yapan ve haramların haram olduğuna iman edip onlardan kaçınan kimsenin Cennet'e gireceğini haber vermiştir.
- Müslüman, farzları yapmada ve haramları terk etmede hırslıdır ve amacı Cennet'e girmektir.
- Helal olan şeylerin yapılması ve bunların helal olduğuna iman edilmesinin, haram olan şeylerden uzak durulması ve bunların haram olduğuna iman edilmesinin önemi vurgulanmıştır.
- Farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmak Cennet'e girmek için bir vesiledir.
27 Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur, “Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri ise yer ile gökler
عن أبي مالكٍ الأشعريِّ رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلهِ تَمْلَآنِ -أَوْ تَمْلَأُ- مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، وَالصَّلَاةُ نُورٌ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ، وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ، كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَايِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا».
Ebu Malik el-Eş'ari -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur, “Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri ise yer ile gökler arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır ışıktır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde hüccettir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu azat kimi de helak eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- zahiri temizliğin abdest ve gusül ile olacağını ve bunun namazın şartı olduğunu haber vermiştir. "Elhamdülillah mizanı doldurur." sözü, Allah Teâlâ'ya bir övgü ve senadır. O'nun kemal sıfatları ile vasfedilmesi kıyamet günü tartılacak ve ameller terazisini dolduracaktır. "Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri, Allah Teâlâ'nın bütün eksik ve noksanlıktan uzak olduğu ve O'nun celaline yakışan kâmil sıfatlara sahip olduğunu ifade eder. Bununla birlikte O'nun sevgisi ve tazim edilmesi yer ile gökler arasını doldurur. "Namaz nurdur" sözü kulun kalbinde, yüzünde, kabrinde ve tekrardan dirildiğinde nur olacağı ifade edilmiştir. "Sadaka burhandır" sözü Müminin imanının samimi olduğuna, bunun karşılığında verilecek olan vaade inanmadığı için ondan yüz çeviren münafıktan farklı olduğuna delildir. "Sabır ışıktır" sabır; nefsi tahammülsüzlük ve öfkeden alıkoymaktır. Bununla birlikte güneş ışığı gibi ısı ve yakıcılık getiren bir ışıktır. Çünkü sabretmek zordur ve nefisle mücadele edip arzuladığı şeylerden onu engellemek gerekir. Sabır sahibi olan kimse nur, hidayet ve hak üzere devam etmektedir. Allah'a itaatte sabır, haramlara düşmemekte sabır ve bu dünyadaki musibetlere ve çeşit çeşit zorluklara sabırdır. "Kur'an lehine hüccettir" sözü, onu okuduğunda ve onunla amel ettiğinde lehine hüccet olur. "Aleyhine hüccettir" sözü onu okumayı ve onunla amel etmeyi terk ettiğinde aleyhine hüccet olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün insanların uykularından uyandığını ve çeşitli işlerde çalışmak için evlerinden çıkıp koşuşturduklarını haber vermiştir. Onlardan bazısı Allah'a itaat üzere hareket eder ve canını Cehennem'den azat eder. Bazıları da bu şekilde hareket etmeyerek günahlara dalar ve bunlarla helak olup Cehennem'e gider.
- Temizlik iki çeşittir: Dış temizlik abdest ve gusül ile, iç temizlik ise tevhit, iman ve salih amel ile olur.
- Bu dünyada ve kıyamet gününde kul için bir nur olduğu için namazı kılmanın önemi vurgulanmıştır.
- Sadaka vermek imanın samimiyetine delildir.
- Kur'an'ı tasdik edip onunla amel etmek çok önemlidir. Çünkü ya lehine ya da aleyhine hüccet olacaktır.
- Nefis itaatler ile meşgul edilmezse, o seni günahlarla meşgul eder.
- Her insan çalışmak zorundadır. Ya itaatler ile kendini özgür bırakır ya da itaatsizlik ederek kendini helak eder.
- Sabır, tahammül ve ecrini Allah'tan beklemeyi gerektirir ve sabırda meşakkat vardır.
28 Muhakkak ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır
عن جابرٍ رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «إِنَّ بَيْنَ الرَّجُلِ وَبَيْنَ الشِّرْكِ وَالْكُفْرِ تَرْكَ الصَّلَاةِ».
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Muhakkak ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- farz namazların terk edilmesi hakkında uyarmış, kişi ile şirk ve küfre düşmesi arasında namazın terk edilmesi olduğunu haber vermiştir. Namaz İslam'ın ikinci şartıdır ve dindeki yeri çok büyüktür. Kim farz oluşunu inkâr ederek terk ederse Müslümanların icması ile kâfir olur. İhmal ve tembellikten dolayı tamamen namazı terk eden kimse de kâfirdir. Sahabenin bu konuda icması bize aktarılmıştır. Şüphesiz bazen kılıp bazen terk eden kimse de bu şiddetli tehdide maruz kalır.
- Namazın önemi ve sabırla kılmaya devam edilmesi ifade edilmiştir. Namaz İman ile küfür arasındaki ayırt edici bir özelliktir.
- Namazı terk edip ihmal etmek şiddetli bir şekilde yasaklanmıştır.
29 Bizimle onlar arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır. Namazı terk eden kimse küfre düşer
عن بريدة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ الْعَهْدَ الَّذِي بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ الصَّلَاةُ، فَمَنْ تَرَكَهَا فَقَدْ كَفَرَ».
Bureyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bizimle onlar arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır. Namazı terk eden kimse küfre düşer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlarla diğer kâfirler ve münafıklar arasındaki ahit ve anlaşmanın namaz olduğunu, onu terk edenin kâfir olacağını açıklamıştır.
- Namazın ne kadar önemli olduğu ifade edilmiştir. Şüphesiz namaz, Mümin ile kâfiri birbirinden ayıran bir özelliktir.
- İslam'ın hükümleri, insanın kalbindeki ile değil zahirdeki hali ile sabit olur.
30 Başınıza karanlık gecenin, etrafı örten, kapkara karartan gecenin parçaları gibi fitneler gelecek
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا، أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Başınıza karanlık gecenin, etrafı örten, kapkara karartan gecenin parçaları gibi fitneler gelecek. Bir adam Mümin olarak sabahlar, akşamladığı zaman, kâfir olarak akşamlar. Ya da Mümin olarak akşama girer kâfir olarak sabahlar. Az bir dünya menfaati karşılığında, az bir dünya malı, serveti karşılığında dinini satar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Mümin kimseyi acele etmeye, pek çok salih amelleri yapmak imkânsız hale gelmeden önce yapmaya ve onları engelleyen, onlardan alıkoyan fitnelerin ve şüphelerin gelmesinden önce dikkatini toplamaya teşvik etmektedir. O, zor dönem; gecenin karanlığı kadar karanlık olan, hakikatin batılla karıştığı, insanların bunları birbirinden ayırmasının zor olduğu ve şiddeti nedeniyle insanın kafasının karıştığı, öyle ki Mümin olarak sabahladığı, kâfir olarak akşamladığı, Mümin olarak akşamladığı kâfir olarak sabahladığı, geçici dünya zevkleriyle dinini terk ettiği bir dönemdir.
- Engeller ortaya çıkmadan, sımsıkı bir şekilde dine sarılmak ve salih ameller işlemeye başlamak gerekir.
- Ahir zamanda yoldan çıkaran fitnelerin art arda geldiğine ve bir fitnenin ortadan kalkmasıyla onu başka bir fitnenin takip edeceğine işaret edilmiştir.
- Bir kimsenin dini zayıf olup, para veya başka şeyler karşılığında dininden vazgeçmesi, onun sapmasına, dini terk etmesine, fitnelere sürüklenmesine sebep olur.
- Hadislerde salih amellerin fitnelerden kurtuluşa vesile olduğuna dair deliller vardır.
- İki çeşit fitne vardır: Şüpheler fitnesi ve bunun ilacı/çaresi ilimdir, şehvetler fitnesi ve bunların ilacı/çaresi iman ve sabırdır.
- Hadiste, ameli az olanın fitneden daha çabuk etkileneceğine; ameli çok olanın ise amelleriyle yetinmemesi ve aldanmaması, daha fazla amel yapması gerektiğine işaret edilmektedir.
31 Allah Teâlâ'nın: "Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın!" sözü hakkında İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- demiştir kİ, ayette endâd; şirk, karanlık bir gecede siyah taş üzerinde karıncanın yürümesinden daha gizlidir.
قول الله تعالى : {فَلا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ}. قال ابن عباس في الآية: "الأنداد: هو الشرك، أخفى من دَبِيبِ النمل على صَفَاةٍ سوداء في ظلمة الليل". وهو أن تقول: والله وحياتك يا فلان، وحياتي، وتقول: لولا كُلَيْبَةُ هذا لأتانا اللصوص، ولولا البط في الدار لأتانا اللصوص، وقول الرجل لصاحبه: ما شاء الله وشئت، وقول الرجل: لولا الله وفلان، لا تجعل فيها فلانا؛ هذا كله به شرك".
Allah Teâlâ'nın: "Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın!" (Bakara Sûresi: 22) sözü hakkında İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- demiştir ki, ayette endâd; şirk, gece karanlığında düz bir taş üzerinde karıncanın yürümesinden daha gizlidir. O şöyle demendir: "Allah ve hayatın hakkı için“ yahut “Allah ve hayatım hakkı için“ deyişin "Şu köpekcik olmasaydı veya şu ördekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi.“ demen, bir kimsenin arkadaşına: “ Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “ veya “Allah ve filan adam olmasaydı “ demesi, bunların hepsi şirk olan hususlardır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın." İnsanların Allah'a denk ve benzer edinmelerini ve onlara Allah'a yapacakları ibadetten herhangi birini yapmalarını yasakladı. Onlar Allah'ın tek olarak yaratan ve rızık veren olduğunu biliyorlar. Bu şirk koştukları şeyler ise aciz ve fakirler ile onların yapabilecekleri hiçbir şey, bir yetki de yok. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- endâd kelimesini şirk koşulan ortaklar olarak açıklayıp onların ortaklar edinilmesiyle ilgili örnekler zikretmiştir. Şirk; gece karanlığında düz siyah bir taşın üzerindeki karıncanın yürümesinden daha gizlidir. Sonra da bununla ilgili örnekler zikretmiştir. O örnekler; Allah'tan başkası adına yemin etmek. Bundan daha büyüğü şöyle diyerek Allah'a denk tutmak. Allah ve hayatım hakkı için diyerek sebebe bakıp müsebbibe/sebep olana bakmamak, işi Allah'a döndürmeyerek şöyle söylemen; "Şu köpek olmasaydı veya şu ördekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi“ demen, bir kimsenin arkadaşına Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “veya“ Allah ve filan adam olmasaydı, işlerin idaresinde kimseye nispet etme. Sonra da bunun üzerine bunların hepsinin küçük şirk olduğunu pekiştirdi. Bu sözleri söyleyen kimse şayet Allah'ın dışında bir adamın ya da ördeğin ya da köpeğin kendilerinin tesir ettiklerine itikat ederse bu büyük şirktir.
32 İnsanları (salih amel işlemek için) doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ، لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ، لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanları (salih amel işlemek için) doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, sözle veya amelle insanları, içinde hak ve hayır bulunan bir yola çağıran, yönelten ve teşvik eden kimseye bu yolda onu takip edenlerin sevabından verileceğini ve ona tabi olanların da sevaplarından hiçbir şeyin eksilmeyeceğini, söylediği söz veya işlediği amelle, günah ve hatalar içeren ya da helal olmayan batıl ve kötü bir yola insanları davet edip yönelten kimsenin de, bu yolda onu takip edenlerin günahlarından verileceğini ve ona tabi olanların da günahlarından hiçbir şeyin eksilmeyeceğini beyan etmiştir.
- Az ya da çok dosdoğru yola çağırmanın fazileti ifade edilmiştir. Davet eden kişiye o ameli yapan kimsenin sevabı verilir. Bu da Yüce Allah'ın lütfunun ne kadar büyük, cömertliğinin ne kadar mükemmel olduğunu gösterir.
- Az ya da çok sapıklığa davet edip çağırmanın tehlikesi ifade edilmiştir. Buna davet edip çağıran kişiye o ameli yapan kimsenin günahından yazılır.
- Karşılık, işlenen amelin türünden olur. Kim; hayra davet ederse, o hayrı yapanın sevabı kadar sevap alır, kim de kötülüğü çağırırsa, o kötülüğü işleyenin günahı gibi günah kazanır.
- Bir Müslüman, insanlar kendisini görürken açıkça günah işleyerek kendisinin örnek alınmasından sakınmalıdır. Çünkü işlemiş olduğu günaha onları çağırmasa bile kendisini taklit eden kimselerden dolayı günah işlemiş olur.
33 Uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir. Bizden (istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı nefret duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın. Fakat Allah, onu/uğursuzluğu tevekkülle giderir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسعودٍ رضي الله عنه عن رَسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم قال: «الطِّيَرَةُ شِرْكٌ، الطِّيَرَةُ شِرْكٌ، الطِّيَرَةُ شِرْكٌ، -ثلاثًا-»، وَمَا مِنَّا إِلَّا، وَلَكِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ.
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir. Bizden (istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı nefret duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın. Fakat Allah, onu/uğursuzluğu tevekkülle giderir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- duyulan ya da görülen; kuşlar, hayvanlar, engelliler, sayılar, günler veya başka herhangi bir şeyde tıyere/uğursuzluk olmadığı konusunda uyarmıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cahiliye Dönemi'nde kuşlardaki uğursuzluk meşhur olduğu için bunu zikretmiştir. Bunun aslı da bir işe, yolculuğa, ticarete ya da başka bir şeye başlamak istenildiğinde kuşu bırakırlar. Eğer sağa doğru uçar da bunu hayra yorup yapmak istediklerini yaparlar, şayet sola doğru uçar ise bunu uğursuzluk sayar, yapmak istediklerinden vazgeçerlermiş. Bunun şirk olduğunu bize haber vermiştir. Bir şeyde uğursuzluk olduğuna inanmak şirktir. Çünkü hayrın gelmesi ve şerrin def edilmesi ancak Allah'tandır ve O'nun hiçbir ortağı yoktur. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- Müslümanın kalbinde uğursuzluk namına bazı şeylerin olabileceğini zikretmiştir. Bunu da Allah'a tevekkül edip sebepleri yerine getirerek def edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
- Bir şeyde tıyere/uğursuzluk olduğuna inanmak şirktir. Çünkü bunda kalbin Allah'tan başkasına bağlanması söz konusudur.
- Önemli konuların tekrarlanmasının hikmeti, bunların muhafaza edilmesi ve kalplerde yerleşmesi içindir.
- Uğursuzluğu, Allah Teâlâ'ya tevekkül etmek ortadan kaldırır.
- Yalnızca Yüce Allah'a tevekkül edilmesi ve kalbin O'na bağlanması emredilmiştir.
34 Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakınınız. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılığa kaçmaları helak etmiştir
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ غَدَاةَ الْعَقَبَةِ وَهُوَ عَلَى نَاقَتِهِ: «الْقُطْ لِي حَصًى» فَلَقَطْتُ لَهُ سَبْعَ حَصَيَاتٍ، هُنَّ حَصَى الْخَذْفِ، فَجَعَلَ يَنْفُضُهُنَّ فِي كَفِّهِ وَيَقُولُ: «أَمْثَالَ هَؤُلَاءِ فَارْمُوا» ثُمَّ قَالَ: «أَيُّهَا النَّاسُ، إِيَّاكُمْ وَالْغُلُوَّ فِي الدِّينِ، فَإِنَّما أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ الْغُلُوُّ فِي الدِّينِ».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah Akabe sabahı (Akabe cemresine taş atılacak olan bayramın ilk günü sabahı) devesinin üzerinde iken, «Benim için çakıl taşları topla.» buyurdu. Bunun üzerine onun için parmaklarıyla fırlatılacak büyüklükte yedi tane çakıl taşı topladım. Onları avucunda hareket ettirerek şöyle buyurdu: «Bunlar gibi (küçük taşlar) atın.» Sonra sözlerine şunları ekledi: «Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakınınız. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılığa kaçmaları helak etmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce, Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbas -radıyallahu anhuma- Kurban Bayramının ilk günü, Veda Haccı sırasında Akabe Cemresi taşlandığı günün sabahında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bulunduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ondan çakıl taşları toplamasını istediğinde, taşlardan her biri nohut veya fındık büyüklüğünde olmak üzere yedi çakıl taşı topladı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- taşları eline koydu ve sonra onları hareket ettirdi ve şöyle dedi: Benzer büyüklükte atın. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dinde aşırılığa, tutuculuğa ve haddi aşmaya karşı uyarıda bulunmuştur. Zira önceki ümmetleri dinde haddi aşmak, aşırılık ve tutuculuk yapmak helak etmiştir.
- Dinde aşırılık yasaklanmış, bunun kötü sonuçları ve helak sebebi olduğu açıklanmıştır.
- Bizden önceki ümmetlerin yaptıkları hatalardan kaçınarak ibret almanın gerekliliği anlatılmıştır.
- Sünnete uymak teşvik edilmiştir.
35 Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, Tıyera (uğursuzluk) yoktur, Hâmeh/Baykuş (Araplar bu kuşun birinin evine konmasını uğursuzluk sayarlardı) yoktur. Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur. Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlıdan kaç
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ، وَلاَ هَامَةَ وَلاَ صَفَرَ، وَفِرَّ مِنَ المَجْذُومِ كَمَا تَفِرُّ مِنَ الأَسَدِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, Tıyera (uğursuzluk) yoktur, Hâmeh/Baykuş (Araplar bu kuşun birinin evine konmasını uğursuzluk sayarlardı) yoktur. Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur. Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlıdan kaç.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam öncesi cahiliye adetlerinden olan bazı hususları açıklamış, her işin Allah'ın elinde olduğunu beyan etmiş ve O'nun emri ve takdiri dışında hiçbir şeyin olmayacağını haber vermiştir. Bu hususlar şunlardır: Birincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar hastalığın kendiliğinden bulaşıcı olduğuna inanıyorlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hastalığın hasta olan kişiden başkalarına direk bulaştığı inancının doğru olmadığını bildirmiş ve buna inanmayı yasaklamıştır. Kainatı idare eden Allah'tır. Hastalığı veren ve ortadan kaldıran da O'dur. Bu, O'nun dilemesi ve takdiri dışında gerçekleşmez. İkincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar seyahat veya ticaret için yola çıkmak istediklerinde kuşları korkutup uçururlardı. Şayet sağa uçarlarsa sevinirler, yola çıkarlardı. Sola uçarlarsa bunu uğursuzluk sayar karamsarlığa kapılıp yola çıkmazlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuşların (sola uçmasıyla) ilgili bu uğursuzluğu yasaklamış ve bunun batıl bir inanç olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Üçüncüsü: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar şöyle derlerdi: Bir eve baykuş konarsa, o evin halkının başına felaket gelir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda uğursuzluğu yasaklamıştır. Dördüncüsü: Kamerî ayların ikinci ayı olan safer ayını uğursuz saymak haramdır. Safer: Midede bulunan, hayvanlara ve insanlara bulaşan bir kurtçuk olduğu söylenir. Uyuzdan daha bulaşıcı olduğu iddia edilmektedir. Bu inancı kabul etmemiş ve doğru bir inanç olmadığını bildirmiştir. Beşincisi: Cüzzamlıdan, aslandan uzak durur gibi uzak durulmasını emretmiştir. Bu, insanın kendi nefsini koruması, selamette olması ve hastalıktan korunmak için Allah'ın emrettiği sebeplere sarılmak içindir. Cüzzam, insan organlarını yiyip bitiren bir hastalıktır.
- Allah'a güvenip dayanmanın ve meşru sebepleri yerine getirmenin gerekliliği ifade edilmiştir.
- Allah'ın kaza ve kaderine, sebeplerin Allah'ın elinde olduğuna, bunları gerçekleştirenin veya etkisini ortadan kaldıranın O olduğuna iman etmek gerekir.
- Bazı insanların siyah ve kırmızı gibi renkler veya bazı sayılar, isimler, kişiler ve engelli kişiler hakkında edindiği uğursuzluk iptal edilmiştir. Bunun batıl bir inanç olduğu ortaya konmuştur.
- Cüzzamlılara ve bulaşıcı hastalıkları olanlara yakınlaşmak hadiste yasaklanmıştır. Bu Yüce Allah'ın belirlediği düzen gereği bazı sebeplerin belirli sonuçlara yol açması doğal bir süreçtir. Şayet Allah dilerse hiçbir şeye etki etmeyecek şekilde sebeplerin etki gücünü ortadan kaldırır. Allah dilerse (bulaşıcı hastalıkları) bırakır ve hastalıklar etki eder.
36 Hasen (el-Basrî) den nakledildiğine o şöyle demiştir: “Sihri, ancak sihirbaz çözer.”
ورُوي عن الحسن أنه قال: "لا يحل السحر إلا ساحر".
Hasen (el-Basrî) den rivayet olunduğuna o şöyle demiştir: “Sihri, ancak sihirbaz çözer.”
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Hattâbî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nüşra: Nüşra sihri (muskayı sihirle) çözmektir. Hasen (el-Basrî'nin) sözünün zahiri, onun sihri çözmeyi mutlak olarak yasaklamasıdır. Bu söz; sihrin, onun benzeri olan başka bir sihir ile çözülmesine haml edilir. Bu, şeytanın amelindendir. İbn Kayyım -rahimehullah- bu konuyu şu şekilde ayrıntılı bir şekilde zikretmiştir: Sihir yapılmış bir kimsenin ilacı/tedavisi helal olan ilaçlar ve Kur’an okunması şeklinde yapılması helal olan bir iştir. Sihir yapılmış kimseyi o sihrin benzeri bir şekilde tedavi etmek ise haram bir iştir.
37 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder
عَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه: عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ فِي الْأَنْصَارِ: «لَا يُحِبُّهُمْ إِلَّا مُؤْمِنٌ، وَلَا يُبْغِضُهُمْ إِلَّا مُنَافِقٌ، مَنْ أَحَبَّهُمْ أَحَبَّهُ اللهُ وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللهُ».
El-Berâ -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine halkından Ensar'a olan sevgisinin kâmil bir imanın alameti olduğunu bildirmiştir. Bu, onların İslam'a ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e destek vermedeki önceliklerinden kaynaklanmaktadır. Barınmaları için Müslümanlara yardım etmeleri, Allah yolunda onlar için mallarını, canlarını vermeleri de bu kabildendir. Onlardan nefret etmek ise münafıklığın bir göstergesidir. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar'ı seven kimseyi Allah'ın sevdiğini, onlardan nefret eden kimseden de Allah'ın nefret ettiğini açıklamıştır.
- Bu hadiste, Ensar için büyük bir fazilet olduğu anlatılmaktadır. Zira onların sevgisi, imanın alameti ve münafıklıktan beri olmanın göstergesidir.
- Allah'ın veli kullarını sevmek ve onlara destek olmak, Allah'ın kulunu sevmesine vesile olur.
- İslam dinine ilk girenlerin fazileti ifade edilmiştir.
38 Allah Teâlâ’nın benden önceki her bir ümmete gönderdiği peygamberin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan ihlaslı ve seçkin yakın çevresi ve ashabı vardı
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللهُ فِي أُمَّةٍ قَبْلِي إِلَّا كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ حَوَارِيُّونَ، وَأَصْحَابٌ يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ، ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ، وَيَفْعَلُونَ مَا لَا يُؤْمَرُونَ، فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنَ الْإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ».
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ’nın benden önceki her bir ümmete gönderdiği peygamberin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan ihlaslı ve seçkin yakın çevresi ve ashabı vardı. Bu samimi çevre ve ashabından sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler onların yerini aldı. Böyle kimselerle eliyle cihat eden Mümindir, diliyle cihat eden Mümindir, kalbiyle cihat eden de Mümindir. Bu kadarı dahi bulunmayanda hardal tanesi ağırlığında bile iman yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın, kendisinden önce her bir ümmete gönderdiği bütün peygamberlerin, ümmetinin içinde seçkin kimseler, yardımcıları ve ihlâslı mücahitleri olduğunu haber vermiştir. Bunlar, onun ardından hilafete ehil olan, sünnetine sarılan, onun emrine uyan kimselerdir. Sonra bu salih selefin ardından öyle insanlar gelir ki, onlarda hayır yoktur; söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmaz; kendilerine emredilmeyen şeyleri yaparlar. İşte kim onlara eliyle karşı koyarsa Mümindir; kim diliyle karşı koyarsa Mümindir; kim kalbiyle karşı koyarsa Mümindir. Bunun ötesinde ise hardal tanesi kadar bile iman yoktur.
- Sözleri ve eylemleriyle şeriatı ihlal edenlerle mücadele etmek teşvik edilmiştir.
- Kalbin kötülüğü inkâr etmemesi, imanın zayıflığının veya yok oluşunun delilidir.
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ- peygamberlerden sonra onların mesajını taşıyacak kimselerin varlığını kolaylaştırmıştır.
- Kim kurtuluşa nail olmak isterse, peygamberlerin yolunu tutmalıdır. Çünkü onların yolundan başka her yol helak ve dalalettir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı -radıyallahu anhum-'un döneminden uzaklaşıldıkça, insanlar sünnetleri terk ettiler; hevâ ve arzularına uydular ve bidatlar ortaya çıkardılar.
- Cihadın derecelerinin açıklanması: Gücü yetenler için —başta yöneticiler, idareciler ve emirler olmak üzere— elle (fiilî olarak) değiştirmekle olur. Sözle cihat ise hakkı açıklamak ve ona davet etmekle gerçekleşir. Kalple cihat ise kötülüğü inkâr etmek, onu sevmemek ve ondan razı olmamaktır.
- İyiliği emretme ve kötülükten sakındırmak farzdır.
39 Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir.» diye buyurdu
عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللهِ رضي الله عنه قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرُ الرَّأْسِ، نَسْمَعُ دَوِيَّ صَوْتِهِ، وَلَا نَفْقَهُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الْإِسْلَامِ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ» فَقَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُنَّ؟ قَالَ: «لَا، إِلَّا أَنْ تَطَّوَّعَ، وَصِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ»، فَقَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُ؟ فَقَالَ: «لَا، إِلَّا أَنْ تَطَّوَّعَ»، وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الزَّكَاةَ، فَقَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهَا؟ قَالَ: «لَا، إِلَّا أَنْ تَطَّوَّعَ»، قَالَ: فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ، وَهُوَ يَقُولُ: وَاللهِ، لَا أَزِيدُ عَلَى هَذَا، وَلَا أَنْقُصُ مِنْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ».
Talha b. Ubeydullah -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Necid ahalisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslam'dan soruyormuş. Bunun akabinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gece ve gündüzde beş vakit namaz kılman gerekir» demişti ki adam tekrar sordu: "Bu beş vakit dışında bir sorumluluğum var mı? Rasûlullah: «Hayır! Ancak istersen nafile kılarsın.» dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ramazan orucu da var.» deyince adam: "Bunun dışında oruç var mı?" diye sordu. Rasûlullah: «Hayır! Ancak dilersen nafile tutarsın.» dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona zekâtı hatırlattı. Adam: "Zekât dışında sorumluluğum var mı?" dedi. Rasûlullah: «Hayır! Ama nafile verirsen o başka!» dedi. Adam geri döndü ve giderayak: "Bunlara ilave yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım." dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Necid ahalisinden bir adam Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi, saçları dağınık ve sesi yüksekti ve Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelinceye kadar ne söylediği anlaşılmıyordu. Adam Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm-'a İslam'da yapılması farz olan şeyleri sordu? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı zikrederek başladı ve Allah'ın kendisine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını bildirdi. Adam dedi ki: Bu beş vakit namazdan başka namaz kılmam gerekiyor mu? Rasûlullah ona şöyle dedi: Hayır, nafile namaz kılmak istersen kılabilirsin. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selle- şöyle buyurdu: Allah'ın sana farz kıldığı şeylerden biri de ramazan ayında oruç tutmaktır. Adam dedi ki: Ramazan orucu dışında başka bir oruç tutmam gerekir mi? Rasûlullah ona şöyle dedi: Hayır! Nafile oruç tutmak istersen tutabilirsin. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona zekâttan bahsetti. Adam şöyle dedi: Farz olan zekâttan sonra herhangi bir sadaka vermem gerekiyor mu? Rasûlullah şöyle buyurdu: Hayır! Nafile/gönüllü olarak sadaka vermek istersen verebilirsin. Adam bu farzları Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduktan sonra dönüp gitmeye başladı. Ekleme veya çıkarma yapmadan bunlara bağlı kalacağına dair Allah Teâlâ adına yemin etti. Bundan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Eğer adam, yemin ettiği sözde sadık kalırsa kurtuluşa erenlerden olur.
- İslam şeriatının/dininin hoşgörüsü ve mükellefler için kolaylığı ifade edilmiştir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu adama gösterdiği güzel muamele ifade edilmiştir, onun kendisine yaklaşmasını ve sorular sormasını izin vermiştir.
- Allah Teâlâ'ya davet ederken önem sırasına göre en önemli olandan başlayıp önem sırasına göre gidilmelidir.
- İslam akide ve ameldir, iman olmadan amel fayda sağlamaz, amel olmadan da iman fayda vermez.
- Bu amellerin önemi ve İslam'ın şartlarından biri olmaları ifade edilmiştir.
- Cuma namazı beş vakit farz namaz arasında yer alır. Çünkü üzerine cuma namazı kılmak farz olan kimseler için cuma namazı öğle namazının yerine geçer.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bu kimse Müslüman olduğu için kelime-i şehadetten sonra İslam'ın şartları olan İslam'ın en kuvvetli farzlarını vurgulayarak öğretmeye başlamıştır. Hacdan bahsetmemesinin sebebi ise, farz kılınmadan önceydi ya da vakti gelmemişti.
- Bir kişi kendisini İslam dinine göre farz olanlarla sınırlandırırsa kurtuluşa erenlerden olur. Ama bu, bunu gönüllü olarak sünnetleri yerine getirmemesi anlamına gelmez. Çünkü nafile ibadetler, kıyamet gününde farz ibadetlerin tamamlayıcılarıdır.
40 Ben, Allah’tan başka hak ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edip, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلَّا بِحَقِّ الإِسْلاَمِ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben, Allah’tan başka hak ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edip, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm’ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin hesabı Allah’a aittir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kendisine tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine şahitlik edinceye kadar müşriklerle savaşmasını emrettiğini bildirmektedir. Bu şehadete uygun hareket etmek, gündüz ve gece beş vakit namazı kılmak ve farz olan zekâtı hak edenlere vermek ile olur. Eğer bunları yaparlarsa, İslam onların kanlarını ve mallarını korur. İslam hükümlerine göre öldürülmesini hak ettikleri bir suç veya cinayet suçu işlemedikçe onları öldürmek caiz değildir. Sonra kıyamet günü Allah Teâlâ onların sırlarını bildiği için onların hesabını soracaktır.
- Hükümler sadece zahire göre uygulanır ve gizli olanların hesabını görmeyi Yüce Allah üstlenmiştir.
- Tevhide davetin önemi vurgulanmıştır. Şüphesiz tevhit, davette ilk başlanılması gereken husustur.
- Bu hadis, müşriklerin İslam'a girmeye zorlandığı anlamına gelmemektedir. Aksine onlara İslam'a girmek veya vergi ödemek arasında bir seçim hakkı tanındığı anlamına gelmektedir. Bunu kabul etmezler ve eğer İslam'a davete engel olurlarsa, ancak o zaman İslam'ın hükümlerine göre onlarla savaşılabilir.
41 Bana gerçekten büyük bir şey sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır
عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رضي الله عنه قَالَ: كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرٍ، فَأَصْبَحْتُ يَوْمًا قَرِيبًا مِنْهُ وَنَحْنُ نَسِيرُ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الجَنَّةَ وَيُبَاعِدُنِي عَنِ النَّارِ، قَالَ: «لَقَدْ سَأَلْتَنِي عَنْ عَظِيمٍ، وَإِنَّهُ لَيَسِيرٌ عَلَى مَنْ يَسَّرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ، تَعْبُدُ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكْ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ، وَتَحُجُّ البَيْتَ» ثُمَّ قَالَ: «أَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى أَبْوَابِ الخَيْرِ: الصَّوْمُ جُنَّةٌ، وَالصَّدَقَةُ تُطْفِئُ الخَطِيئَةَ كَمَا يُطْفِئُ الْمَاءُ النَّارَ، وَصَلاَةُ الرَّجُلِ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ» قَالَ: ثُمَّ تَلاَ: «{تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ}، حَتَّى بَلَغَ {يَعْمَلُونَ}» ثُمَّ قَالَ: «أَلاَ أُخْبِرُكَ بِرَأْسِ الأَمْرِ كُلِّهِ وَعَمُودِهِ، وَذِرْوَةِ سَنَامِهِ؟» قُلْتُ: بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: «رَأْسُ الأَمْرِ الإِسْلاَمُ، وَعَمُودُهُ الصَّلاَةُ، وَذِرْوَةُ سَنَامِهِ الجِهَادُ» ثُمَّ قَالَ: «أَلاَ أُخْبِرُكَ بِمَلاَكِ ذَلِكَ كُلِّهِ؟» قُلْتُ: بَلَى يَا نَبِيَّ اللهِ، فَأَخَذَ بِلِسَانِهِ قَالَ: «كُفَّ عَلَيْكَ هَذَا» فَقُلْتُ: يَا نَبِيَّ اللهِ، وَإِنَّا لَمُؤَاخَذُونَ بِمَا نَتَكَلَّمُ بِهِ؟ فَقَالَ: «ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ يَا مُعَاذُ، وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ أَوْ عَلَى مَنَاخِرِهِمْ إِلاَّ حَصَائِدُ أَلْسِنَتِهِمْ».
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. O da şöyle buyurdu: «Bana gerçekten büyük bir şey sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır: Allah'a ibadet edersin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beyti (Kâbe'yi) haccedersin.» Sonra şöyle buyurdu: «Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahı söndürür, bir de insanın gecenin ortasında kıldığı namaz vardır.» Sonra “Onların yanları yataklardan uzaklaşır...” (Secde, 16) ayetini “...yaparlardı” kısmına kadar okudu. Sonra şöyle dedi: “Sana işin başını, direğini ve zirvesini haber vereyim mi?” Ben: “Evet, Ya Rasûlullah!” dedim. O da şöyle dedi: «İşin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihattır.» Sonra şöyle buyurdu: «Bütün bunların da özünü sana haber vereyim mi?» Ben, evet Ya Rasûlullah! dedim. Dilini (eliyle) tuttu ve «İşte bunu koru» buyurdu. Ben de: Ey Allah'ın Peygamberi! Biz söylediğimiz sözlerden dolayı hesaba mı çekileceğiz? dedim. O da şöyle buyurdu: «Annen seni kaybetsin ey Muâz! İnsanları yüzükoyun Cehennem'e sürükleyen şey, dillerinin ekip biçtiğidir.»
Derecesi: Bu hadis rivayet yollarının toplamı ile sahihtir · Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâz -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. Şöyle dedi: “Bana nefisler üzerine ağır gelen, büyük bir amel sordun. Şüphesiz bu, Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için kolay ve basittir. İslam'ın farzlarını yerine getir: Birincisi: Yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. İkincisi: Gerekli şartları, rükünleri ve farzlarına riayet ederek bir gün ve gecede farz kılınan beş vakit namazı (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) kılarsın. Üçüncüsü: Farz olan zekâtı verirsin. Zekât; şer‘an belirlenmiş bir miktara ulaşan maldan, hak sahiplerine verilen malî bir ibadettir. Dördüncüsü: Ramazan orucunu tutarsın. Oruç şafak vaktinden gün batımına kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır. Beşincisi: Allah Teâlâ’ya ibadet maksadıyla menâsiki yerine getirmek için Mekke’ye giderek Beytullah’ı haccedersin. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sana hayır kapılarına ulaştıran yolu göstereyim mi? Bu, farzların peşinden nafile ibadetleri yapmakla olur: Birincisi: Nafile oruç tutmaktır. Bu, nefsin arzularını kırarak ve kuvveti azaltarak günahlardan sakınmayı sağlar. İkincisi: Nafile sadaka vermektir. Bu, işlenmiş günahı söndürür, ortadan kaldırır ve izlerini siler. Üçüncüsü: Gece yarısının son üçte birlik kısmında Teheccüd namazı kılmaktır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu: {Yanları uzaklaşır} yani kalkarlar {yataklardan} yani yattıkları yerlerden, namaz, zikir, Kur'an tilaveti ve dua ile {Rablerine anarlar} {korku ve umut ile, verdiğimiz rızıktan infak ederler. Hiç kimse, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.} yani öyle nimetler ki, gözlerini o gün (kıyamet gününde) ve Cennet'te hoşnut edecek, gönüllerini ferahlatacaktır ve {yapmakta olduklarına karşılık olarak} verilecektir. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sana dinin aslını, dayandığı direğini ve onun zirvesini haber vereyim mi?" Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: Evet, Ey Allah'ın Rasûlü! Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm’dır; bu da iki şehâdettir. Bu iki şehâdetle kişi dinin aslını elde eder.” Dinin direği namazdır; namazsız İslâm olmaz. Nasıl ki bir ev direksiz olmaz, o zaman namazsız din ayakta durmaz. Kim namaz kılarsa dini güçlü ve yüce olur. İslam'ın zirvesi ise cihaddır; yani Allah’ın kelimesini yüceltmek için din düşmanlarıyla savaşta gayret göstermektir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: “Sana bütün bunların sağlamlaştırıcısını ve tamamlayıcısını haber vereyim mi?” Bunun üzerine dilini tutarak şöyle dedi: “İşte bunu koru! Seni ilgilendirmeyen şeyleri konuşma.” Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rabbimiz söylediğimiz her sözden dolayı bizi hesaba çeker ve bununla bizi cezalandırır mı?!” Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Annen seni kaybetsin." Bu sözle kastı ona beddua etmek değildir; bu, Arapların dikkat çekmek ve bir konunun önemini vurgulamak için kullandığı bir ifadedir. Sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: “İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyip oraya atan şey, dilleri ile ekip biçtikleridir. Bunlar; küfür, iftira, hakaret, gıybet, koğuculuk, yalan isnat ve bunlara benzer sözlerdir.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- ilme son derece önem verirdi. Bu sebeple, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bu konuda çokça soru sorarlardı.
- Sahabenin -radıyallahu anhum- derin anlayışlarının sebebi, amellerin Cennet'e girmeye vesile olduğunu bilmeleriydi.
- Muâz -radıyallahu anh-'tan gelen soru çok büyük bir sorudur. Çünkü gerçekte hayatın ve varoluşun sırrı budur. Bu dünyada var olan her şey, ister insanlardan olsun ister cinlerden, varacağı yer ya Cennet ya da Cehennem'dir. Bu sebeple, bu soru büyük bir öneme sahiptir.
- Cennet'e girmek İslâm’ın beş şartını yerine getirmeye bağlıdır: İki şehadet, namaz, zekât, oruç ve hac.
- Dinin başı, en değerli görevi ve farzların en yücesi, hiçbir ortağı olmaksızın yalnızca Yüce Allah'a kulluk ederek O'nu birlemektir.
- Allah'ın kullarına olan merhameti, onlara iyilik kapılarını açması, böylece sevap ve günahların bağışlanmasına vesile olmasıdır.
- Farzları eda ettikten sonra nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmanın fazileti.
- Namaz, İslâm’da, bir çadırı ayakta tutan direk gibidir; direk yıkılırsa çadır yıkılır. Aynı şekilde namaz insanın hayatında olmazsa İslâm da ortadan kalkar.
- İnsanın dinine zarar verecek sözlerden dilini koruması gerekir.
- Dile hakim olmak, kontrol etmek ve dizginlemek her türlü iyiliğin temelidir.
42 ‘Onu öldürme. Çünkü eğer onu öldürürsen, sen onu öldürmeden önce onun bulunduğu konumda olursun; o da sen onu öldürmeden önce senin bulunduğun konumda olur.’
عَنْ المِقْدَادِ بْنَ عَمْرٍو الكِنْدِيَّ رضي الله عنه: أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَرَأَيْتَ إِنْ لَقِيتُ رَجُلًا مِنَ الكُفَّارِ فَاقْتَتَلْنَا، فَضَرَبَ إِحْدَى يَدَيَّ بِالسَّيْفِ فَقَطَعَهَا، ثُمَّ لاَذَ مِنِّي بِشَجَرَةٍ، فَقَالَ: أَسْلَمْتُ لِلَّهِ، أَأَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَعْدَ أَنْ قَالَهَا؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ تَقْتُلْهُ» فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ قَطَعَ إِحْدَى يَدَيَّ، ثُمَّ قَالَ ذَلِكَ بَعْدَ مَا قَطَعَهَا؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ تَقْتُلْهُ، فَإِنْ قَتَلْتَهُ فَإِنَّهُ بِمَنْزِلَتِكَ قَبْلَ أَنْ تَقْتُلَهُ، وَإِنَّكَ بِمَنْزِلَتِهِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ كَلِمَتَهُ الَّتِي قَالَ».
Mikdâd b. Amr el-Kindî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Ey Allah’ın Rasûlü! Kâfirlerden bir adamla karşılaşırsam ve onunla çarpışırsak; o da kılıçla elimden birini vurup keserse, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınır: ‘Allah için Müslüman oldum’ derse, bunu söyledikten sonra onu öldüreyim mi?” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘Onu öldürme.’ Bu kişi “Ey Allah’ın Rasûlü! O benim elimden birini kesti, sonra bunu ancak kestikten sonra söyledi!” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘Onu öldürme. Çünkü eğer onu öldürürsen, sen onu öldürmeden önce onun bulunduğu konumda olursun; o da sen onu öldürmeden önce senin bulunduğun konumda olur.’
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Mikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle sordu: “Eğer savaşta kâfirlerden bir adamla karşılaşırsam ve kılıçlarla birbirimizle çarpışırsak; o da kılıçla ellerimden birini vurup keserse, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınır ve: ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, elim kesildikten sonra onu öldürmem bana helâl olur mu?” Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu: Onu öldürme. Bunun üzerine Mikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh-: Ey Allah'ın Rasûlü, o benim bir elimi kesti, bununla beraber onu öldürmeyeyim mi? dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Onu öldürme. Çünkü artık onun kanı haram olmuştur. Şayet onu İslâm’a girdikten sonra öldürürsen, o senin konumunda olur; yani İslâm’ı sebebiyle kanı korunmuş (masum) olur. Sen ise onu öldürdüğün için onun konumunda olursun; yani kısas olarak kanın helâl hâle gelir.
- Bir kimseden, söz veya fiil olarak İslâm’a girdiğine delâlet eden bir şey sadır olursa, onu öldürmek haram olur.
- Kâfirlerden biri savaş esnasında Müslüman olursa, onun kanı korunmuş olur ve kendisinden aksi bir şey ortaya çıkmadığı sürece ondan el çekmek gerekir.
- Müslümanın hevası (arzu ve eğilimleri), asabiyet ve intikama değil; şeriata tâbi olmalıdır.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Hadisenin (bu olayın) fiilen gerçekleşmediği görüşü tercih edilerek, meydana gelmeden önce vuku bulması muhtemel meseleler hakkında soru sormanın câiz olduğu anlaşılmaktadır. Seleften bazılarından bu tür soruların kerih görüldüğüne dair nakledilen sözler ise, ancak gerçekleşmesi pek nadir olan durumlara hamledilir. Genel olarak meydana gelmesi mümkün olan hususlarda ise, bilinmesi için bunlar hakkında soru sormak meşrudur.
43 Ey Usame! Onu, "Lâ ilâhe illallah" dedikten sonra mı öldürdün?
عن أسامة بن زيد رضي الله عنهما ، قال: بَعَثَنَا رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم إلى الحُرَقَةِ من جُهَيْنَةَ فَصَبَّحْنَا القَوْمَ على مِيَاهِهِم، ولَحِقْتُ أنا ورجلٌ من الأنصارِ رجلًا منهم، فلما غَشِينَاهُ، قال: لا إله إلا الله، فَكَفَّ عنه الأَنْصَارِيُّ، وطَعَنْتُهُ بِرُمْحِي حَتَّى قَتَلْتُهُ، فَلَمَّا قَدِمْنَا المدينةَ، بَلَغَ ذَلِكَ النبيَّ صلى الله عليه وسلم فقال لي: «يا أسامةُ، أَقَتَلْتَهُ بَعْدَ مَا قَالَ: لا إلهَ إلَّا اللهُ؟!» قُلْتُ: يا رسولَ اللهِ، إنما كان مُتَعَوِّذًا، فقال: «أَقَتَلْتَهُ بعد ما قال: لا إلهَ إلَّا اللهُ؟!» فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا عَلَيَّ حتى تَمَنَّيْتُ أَنِّي لم أَكُنْ أَسْلَمْتُ قَبْلَ ذَلِكَ اليَوْمِ. وفي رواية: فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أَقَالَ: لا إلهَ إلا اللهُ وَقَتَلْتَهُ؟!» قُلْتُ: يا رسولَ اللهِ، إنما قَالَهَا خَوْفًا من السِّلَاحِ، قال: «أَفَلَا شَقَقْتَ عَنْ قَلْبِهِ حَتَّى تَعْلَمَ أَقَالَهَا أَمْ لَا؟!» فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى تَمَنَّيْتُ أَنِّي أَسْلَمْتُ يَوْمَئِذٍ. وعن جندب بن عبد الله رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم بَعَثَ بَعْثًا مِن المسلمينَ إلى قومٍ من المشركينَ، وأنهم الْتَقَوا، فَكَانَ رجلٌ مِن المشركينَ إذا شَاءَ أَنْ يَقْصِدَ إلى رجلٍ مِن المسلمينَ قَصَدَ له فَقَتَلَهُ، وأَنَّ رجلًا مِن المسلمينَ قَصَدَ غَفْلَتَهُ. وكُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّهُ أسامةُ بْنُ زيدٍ، فَلَمَّا رَفَعَ عَلَيْهِ السَّيْفَ، قال: لا إلهَ إلا اللهُ، فَقَتَلَهُ، فجاءَ البَشِيرُ إلى رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ وأَخْبَرَهُ، حتى أَخْبَرَهُ خَبَرَ الرجلِ كَيْفَ صَنَعَ، فَدَعَاهُ فَسَأَلَهُ، فقال: «لِمَ قَتَلْتَهُ؟» فقال: يا رسولَ اللهِ، أَوْجَعَ في المسلمينَ، وقَتَلَ فُلانًا وفُلانًا، وسَمَّى له نَفَرًا، وإِنِّي حَمَلْتُ عليهِ، فَلَمَّا رَأَى السَّيْفَ، قال: لا إلهَ إلا اللهُ. قال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : «أَقَتَلْتَهُ؟» قال: نعم. قال: «فَكَيْفَ تَصْنَعُ بلا إلهَ إلا اللهُ، إذا جَاءَتْ يَومَ القِيَامَةِ؟» قال: يا رسولَ اللهِ، اسْتَغْفِرْ لِي. قال: «وكَيْفَ تَصْنَعُ بلا إلهَ إلا اللهُ إذا جَاءَتْ يَوْمَ القِيَامَةِ؟» فجعل لا يَزِيدُ على أَنْ يقولَ: «كَيْفَ تَصْنَعُ بلا إلهَ إلا اللهُ إذا جَاءَتْ يَوْمَ القيامةِ».
Usame İbn Zeyd -radıyallahu anhumâ- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin onlar sularının başında iken üzerilerine hücum ettik. Ben ve Ensar'dan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka hak ilah yoktur.” dedi. Bunun üzerine Ensar'dan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti. Ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye gelince bu olay Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kulağına gitti ve bana: «Ey Usame! Onu "Lâ ilâhe illallah" dedikten sonra mı öldürdün?» buyurdu. Ben: Yâ Rasûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz tekrar: «Onu, Lâ ilâhe illallah dedikten sonra mı öldürdün?» diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben daha önce Müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim. Cündeb İbn Abdullah -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müslümanlardan müteşekkil bir askerî birliği müşriklerden bir kavme göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar. Müşriklerden bir adam, Müslüman askerlerden istediğine saldırıp öldürüyordu. Müslümanlardan biri de onun boş bulunduğu anı gözlüyordu. Biz bu Müslümanın Usame İbn Zeyd olduğunu konuşup duruyorduk. Usame, kılıcını çekip de adamı öldüreceği sırada o: "Lâ ilâhe illallah" dedi. Fakat Usame onu yine de öldürdü. Peygamber Efendimiz’e müjdeci geldi. Peygamberimiz ona ordunun durumunu sordu, o da olup biteni kendisine haber verdi. Hatta o adamın durumunu ve Usame’nin ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine Peygamber Usame’yi çağırdı ve ona: «Adamı niçin öldürdün?» diye sordu. Usame: Yâ Rasûlallah! O adam Müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı öldürdü, diyerek bir kaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla şunları söyledi: Ben ise onun üzerine yürüdüm. Kılıcı görünce: "Lâ ilâhe illallah" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Böyle diyen adamı öldürdün mü?» diye sordu. Ben: Evet, dedim. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem: «Lâ ilâhe illallah kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?» dedi. Usame İbn Zeyd: Yâ Rasûlallah! Allah’tan beni bağışlamasını dile, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- durmadan: «Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, söyle?» «Lâ ilâhe illallah sözü kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın?» diyor, başka bir söz söylemiyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Usame Bin Zeyd’i Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. O topluluğa ulaşınca onlara saldırdılar. Müşriklerden bir adam kaçtı. Usame -radıyallahu anh- ve Ensar'dan bir sahabe onu yakalamak için peşine düştüler ve Usâme onu öldürdü. O ikisi onu yakaladıklarında adam La ilahe illallah dedi. Bu sözü söylediğini duyan Ensar'dan olan sahabi onu bıraktı, fakat Usame -radıyallahu anh- onu öldürdü. Medine’ye gelince bu olay Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kulağına gitti ve Usame -radıyallahu anh-’a: La ilahe illallah demesine rağmen onu öldürdün mü? dedi. O da: Evet, Ya Rasûlallah dedi. Sonra Usâme sözüne: O, bu sözü ölümden kurtulmak için söyledi ve o adam Müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı öldürdü, diye devam etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Onun kalbini mi yardın ki buna inanıyor ve kesin bir şekilde konuşuyorsun! dedi. “Lâ ilâhe illallah" kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, sana kim şefaat edecek, seni kim savunacak! Kelime-i tevhid getirildiğinde seninle tartışacak ve sana söyle denilecek: O sözü söyleyeni nasıl öldürürsün? Usame -radıyallahu anh-: İlk defa o gün Müslüman olmuş olmayı temenni ettim, demiştir. Çünkü o, kâfirken Müslüman olsaydı Allah -Azze ve Celle- onu bağışlayacaktı. Ancak o bu fiili Müslüman olarak yapmıştır.
44 Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ، إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى».
En-Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların iyilik yapma, merhametli olma, yardımlaşma, birbirlerine destek olma ve başlarına gelen eziyetlerden etkilenmede tek bir vücut gibi olmaları gerekir. Vücudun bir uzvu hastalandığında bütün vücut buna uykusuz kalarak ve ateşli hastalığa tutularak tepki verir.
- Müslümanların haklarına büyük önem verilmeli, birbirlerine yardım etmeleri ve birbirlerine karşı lütufkâr olmaları teşvik edilmelidir.
- İman edenler arasında sevgi ve yardımlaşma olmalıdır.
45 Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan ve cahiliye çağrıları ile feryat eden kimse bizden değildir
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَطَمَ الخُدُودَ، وَشَقَّ الجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الجَاهِلِيَّةِ».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan ve cahiliye çağrıları ile feryat eden kimse bizden değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- cahiliye dönemindeki insanların bazı davranışlarını yasaklamış ve onlara karşı uyarmış ve şöyle buyurmuştur: Böyle yapan bizden değildir. Birincisi: Yanaklara vuran kimsedir. Yanak özellikle zikredilmiştir; çünkü bu davranışta en yaygın olanıdır. Aksi hâlde yüzün diğer kısımlarına vurmak da yasağın kapsamına girer. İkincisi: Şiddetli üzüntü ve feryat sebebiyle, başın içinden geçirildiği elbisenin yaka/açıklık kısmını yırtmaktır. Üçüncüsü: Vay hâline, helâk olsun gibi sözlerle feryat etmek; ağıt yakmak, yüksek sesle ağlayıp dövünmek ve benzeri cahiliye ehlinin çağrılarıyla çağrıda bulunmaktır.
- Hadiste geçen bu uyarı, bu fiillerin büyük günahlardan olduğuna işaret etmektedir.
- Musibet karşısında sabretmek gerekmektedir. Allah'ın takdir ettiği acı veren şeylere kızmak ve bunu feryat ederek, ağıt yakarak, saçları tıraş ederek, elbiseleri yırtarak veya başka şekilde göstermek haramdır.
- Şeriatın onaylamadığı hususlarda cahiliye adetlerini taklit etmek haram kılınmıştır.
- Üzüntü ve ağlamanın hiçbir sakıncası yoktur. Zira bu, Allah Teâlâ'nın takdirine sabretmeye aykırı değildir. Aksine Allah'ın akraba ve birbirini seven kimselerin kalplerine yerleştirdiği bir merhamettir.
- Müslümana Allah’ın takdirine razı olmak yaraşır. Eğer razı olmazsa, sabretmek onun için vaciptir.
46 «Babası olmadığını bildiği birini babam diye sahiplenen kimse, babasına nankörlük etmiş olur. Kendisine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye kalkışan kimse bizden değildir. O, Cehennem'deki yerine hazırlansın. Her kim, bir adama öyle olmadığı halde kâfir veya Allah düşmanı derse, bu sözler gerisin geriye kendisine döner.»
عن أبي ذر رضي الله عنه مرفوعًا: (ليس من رجل ادَّعَى لغير أبيه -وهو يعلمه- إلا كفر، ومن ادعى ما ليس له، فليس منا وَلَيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ من النار، ومن دعا رجلا بالكفر، أو قال: عدو الله، وليس كذلك، إلا حَارَ عليه).
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buymuştur: «Babası olmadığını bildiği birini babam diye sahiplenen kimse, babasına nankörlük etmiş olur. Kendisine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye kalkışan kimse bizden değildir. O, Cehennem'deki yerine hazırlansın. Her kim, bir adama öyle olmadığı halde kâfir veya Allah düşmanı derse, bu sözler gerisin geriye kendisine döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste zikredilen üç hususu yapan kimse için şiddetli bir şekilde tehtid ve uyarı vardır. Bir de bunların üçünü birden işleyen kimsenin durumu ne (kadar da kötü) olur? Birincisi: Babasını bilen, nesebi de sabit olduğu halde onu inkâr edip bilmezlikten gelen ve kendisini babasından başka bir nesebe ya da kabileye nispet edip bunu iddia eden kimsedir. İkincisi: Nesebi, malı ve herhangi bir hakkı, herhangi bir işi, ilimlerden bir ilmi olmadığı halde kendisinde olmayan bir vasfı fırsat bilip insanları kendisine çekiyorsa, o kimse yalancıdır ve onun azabı çetindir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapan bir kimseden uzaklaşmış ve ona, ateşten bir yer seçmesini emretmiştir. Çünkü o kimse Cehennem ehlindendir. Üçüncüsü: Bir kimseye küfür, yahudi olmak, hristiyan olmak ya da Allah'ın düşmanı olmak iftirasını atan kimsedir. Söylediği bu şeyler sözü söyleyen kimseye geri döner. Çünkü bu iftirayı atan kimse, bu kötü sıfatları, kötü söz ve fiillerinden haberdar olmayan müslümandan daha çok hak eder.
47 İnsanlar arasında yerleşmiş küfür niteliği taşıyan iki huy vardır ki bunlar; bir kimsenin nesebine dil uzatmak ve ölen kimsenin ardından feryat ederek ağıt yakmak
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اثْنَتَانِ فِي النَّاسِ هُمَا بِهِمْ كُفْرٌ: الطَّعْنُ فِي النَّسَبِ، وَالنِّيَاحَةُ عَلَى الْمَيِّتِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar arasında yerleşmiş küfür niteliği taşıyan iki huy vardır ki bunlar; bir kimsenin nesebine dil uzatmak ve ölen kimsenin ardından feryat ederek ağıt yakmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlarda bulunan ve kâfirlerin amellerinden, câhiliye ahlâkından sayılan iki özelliği haber vermektedir. Bunlardan: Birincisi: İnsanların soyları hakkında konuşarak onları ayıplamak, onları küçük görmek, onlara karşı kibirli davranmak. İkincisi: Musibet anında kadere karşı hoşnutsuzluk gösterecek şekilde sesi yükseltmek ya da şiddetli üzüntü ve feryat sebebiyle elbiseleri yırtmaktır.
- İnsanlara karşı tevazu göstermek ve kibirli olmamak teşvik edilmiştir.
- Musibete sabretmek, öfkelenmemek gerekir.
- Bu tür ameller, küçük küfür kapsamındadır. Küfrün bir şubesini işleyen kimse, ancak dinden çıkaran büyük küfür işlemedikçe, dinden çıkmış bir kâfir sayılmaz.
- İslam, insanların soyları hakkında konuşarak onları ayıplamak ve benzeri yollarla Müslümanlar arasında ayrılığa ve fitneye yol açan her şeyi yasaklamıştır.
48 «(Kıyamet günü) Rabbimiz kendi sâkından/baldırından açar, bunun üzerine her mü'min ve mümine secde eder. Ancak dünyada insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: «يكشِف ربُّنا عن ساقِه، فيسجدُ له كلُّ مؤمنٍ ومؤمنةٍ، فيبقى كلُّ مَن كان يسجدُ في الدنيا رياءً وسُمْعةً، فيذهبُ ليسجدَ، فيعودَ ظهرُه طبقًا واحدًا».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: Ben Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işittim, şöyle buyuruyordu: «(Kıyamet günü) Rabbimiz kendi sâkından/baldırından açar, bunun üzerine her mü'min ve mümine secde eder. Ancak dünyada insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ, baldırını açar. Bunun üzerine her mümin, mümine O’na secde eder. Münafıklar, dünyada, insanlar onların secde ettiklerini görsünler diye secde ettikleri için secde etmekten men edilirler. Onların sırtları tek bir tabaka haline gelir. Ne eğilebilirler ve ne de secde edebilirler. Çünkü onlar, hakikatte dünyada Allah’a secde eden kimseler değillerdi. Onlar sadece dünyalık gayeleri için secde ediyorlardı. Hadiste geçen sâk/baldır-bacak ifadesini güç, zorluk vb. şeklinde tevil etmek doğru değildir. Bilakis bunun, tevil, tekyif, temsil, tahrif ve ta’tîle gitmeksizin Allah’ın sıfatı olarak ispat edilmesi (buna iman edilmesi) gerekir.
49 Hiç kimse, bir başkasını ne fasıklıkla itham etsin, ne de kâfirlikle itham etsin! Yoksa, eğer o kişi böyle değilse, bu sözü kendisine geri döner
عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «لاَ يَرْمِي رَجُلٌ رَجُلًا بِالفُسُوقِ، وَلاَ يَرْمِيهِ بِالكُفْرِ، إِلَّا ارْتَدَّتْ عَلَيْهِ، إِنْ لَمْ يَكُنْ صَاحِبُهُ كَذَلِكَ».
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle dediğini işitmiştir: «Hiç kimse, bir başkasını ne fasıklıkla itham etsin, ne de kâfirlikle itham etsin! Yoksa, eğer o kişi böyle değilse, bu sözü kendisine geri döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir başkasına ''Sen bir fasıksın'' veya ''Sen bir kâfirsin'' diyen kimseyi uyarmıştır. Eğer o kimse söylediği gibi değilse, kendisi bu sıfata layık olur ve sözü kendisine döner. Fakat eğer söylediği gibi ise, söylediği sözün doğru olması sebebiyle kendisine hiçbir şey dönmez.
- Şeriata bağlı bir gerekçe olmaksızın, insanları kâfirlik veya fasıklıkla itham etmek yasaklanmıştır.
- İnsanlar hakkında hüküm verirken kesin olarak emin olmak gerekli/vaciptir.
- İbn Dakîkul'îd -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu, bir Müslümana haksız yere kâfir diyen kimse hakkında çok büyük bir tehdittir. Bu, son derece tehlikeli bir durumdur.
- İbn Hacer el-Askalânî -rahimehullah- şöyle demiştir: Ancak bununla kişinin ne fasık ne de kâfir olmaması, ‘Sen fasıksın’ dediği durumda günahkâr olmayacağını gerektirmez. Bilakis bu durumda tafsilat vardır: Eğer onun maksadı nasihat etmek veya başkasını onun hâlini açıklayarak uyarmak ise caiz olur. Yok eğer amacı onu ayıplamak, bu şekilde meşhur etmek ve sırf ona eziyet etmek ise caiz olmaz. Çünkü kişi, onu örtmek, öğretmek ve güzel bir üslupla öğüt vermekle emrolunmuştur. Dolayısıyla nezaketle yapması mümkün olduğu şeyi, kaba ve sert davranarak yapması caiz değildir. Çünkü bu, pek çok insanın tabiatında olduğu gibi, onun bu eylemde ısrar etmesine ve devam etmesine sebep olabilir. Özellikle de emreden kişi, makam bakımından emredilenden daha aşağı durumda ise.
50 «Kim, bir adamın karısını veya kölesini ayartıp aldatırsa bizden değildir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «من خَبَّبَ زوجة امْرِئٍ أو مَمْلُوكَهُ فليس مِنَّا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, bir adamın karısını veya kölesini ayartıp aldatırsa bizden değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İster erkek, ister kadın olsun herhangi bir kimse, bir kadını ifsad etmek için, kadının yanında kocasının kötülüklerini ve kötü ahlakını zikrederek kadının, onu kötü görmesine, ona karşı itaatsizliğine ve onu boşamasına ya da ondan boşanma talep etmesine vesile olup kocasından ayırmaya çalışan kimse ile bir kimsenin kölesini sahibine karşı kışkırtıp, köleyi efendisine başkaldırmaya itecek ve ona kötü muamele etmesine sebebiyet verecek olan kimse bizim yolumuz ve menhecimiz üzerine değildir. Bilakis bu şeytanın işidir.
51 Kim emanet adına yemin ederse, bizden değildir
عَنْ بُرَيْدَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ حَلَفَ بِالْأَمَانَةِ فَلَيْسَ مِنَّا».
Büreyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim emanet adına yemin ederse, bizden değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- emanet üzerine yemin etmeyi yasaklamış ve sakındırmıştır. Ayrıca bunu yapanın da bizden olmadığını bildirmiştir.
- Yüce Allah'tan başkası adına yemin etmek yasaklanmıştır. Emanet üzerine yemin etmek de bunlardan biridir ve bu küçük şirktir.
- Emanet; itaati, ibadeti, emanet bırakılan şeyi, nakdi ve güveni kapsar.
- Yemin, ancak Allah Teâlâ üzerine veya O'nun isimlerinden bir ismi veya sıfatlarından bir sıfatı üzerine yapılabilir.
- Hattâbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu kerahatin sebebi şuna benzemektedir: Çünkü Allah’a ve O’nun sıfatlarına yemin edilmesi emredilmiştir. Emanet ise O’nun sıfatlarından değildir; bilakis O’nun emirlerinden bir emir ve farzlarından bir farzdır. Bu yüzden onunla yemin etmek yasaklanmıştır; zira bunda, emaneti Allah Azze ve Celle’nin isimleri ve sıfatlarıyla eşit tutma anlamı vardır.
52 Müslüman; Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «المُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman; Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Tam olarak İslam'a giren bir Müslüman, dilinden Müslümanların güvende olduğu kişidir. Onlara sövmez, onlara lanet etmez ve onların gıybetini yapmaz. Diliyle onlara herhangi bir zarar vermez. Diğer Müslümanlar onun elinden güvendedirler, bu yüzden onlara saldırmaz, mallarını hukuka aykırı olarak almaz ve buna benzer şeyler yapmaz. Muhacir, Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeyleri terk eden kimsedir.
- İslam'ın kemali, ancak başkalarına maddi ve manevi zarar vermemekle sağlanır.
- Dil ve elin özellikle zikredilmesinin sebebi, onlar ile yapılan hataların ve zararların çok olmasından dolayıdır. Kötülüklerin çoğu dil ve elden kaynaklanır.
- Günahı terk edip Allah Teâlâ'nın emrettiklerine uymaya teşvik edilmiştir.
- Müslümanların en hayırlısı, Allah Teâlâ'nın haklarını ve Müslümanların haklarını yerine getirendir.
- Saldırı, sözlü veya fiili olabilir.
- Tam hicret, Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeylerin terk edilmesidir.
53 Çünkü o bir gün olsun bile Rabbim, din (kıyamet) gününde benim günahımı bağışla, dememiştir.» diye buyurdu
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، ابْنُ جُدْعَانَ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ يَصِلُ الرَّحِمَ، وَيُطْعِمُ الْمِسْكِينَ، فَهَلْ ذَاكَ نَافِعُهُ؟ قَالَ: «لَا يَنْفَعُهُ، إِنَّهُ لَمْ يَقُلْ يَوْمًا: رَبِّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ya Rasûlallah! İbn Cud'ân cahiliye döneminde akrabalık bağını gözetir, yoksula yemek yedirirdi. Bunun ona faydası olacak mı? dedim. Allah Rasulü: «Hayır, ona faydası olmayacak Çünkü o bir gün olsun bile Rabbim, din (kıyamet) gününde benim günahımı bağışla, dememiştir.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'dan önce Kureyş'in ileri gelenlerinden olan Abdullah b. Cud'ân'dan haber vermiştir. Akrabalarını ziyaret edip onlara ihsanda bulunmak, fakirleri doyurmak ve bunun gibi İslam'ın yapılmasını teşvik ettiği güzel amelleri olan birisiydi. Ancak bu ameller Allah'ı küfreden birisi olduğu için ahirette kendisine bir fayda sağlamayacaktır. Bir gün olsun bile din (kıyamet) günü günahlarımı bağışla diye dua etmemiştir.
- İmanın faziletini ve amellerin kabul edilmesinin şartı olduğu beyan edilmiştir.
- Küfrün kötülüğü ve salih amelleri yerle bir etmesi beyan edilmiştir.
- Kâfirler, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri için ahirette yaptıklarından fayda görmezler.
- Bir kimsenin kâfir olduğunda işlediği ameller, Müslüman olduğunda kendisine yazılır ve sevabı verilir.
54 Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı
عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الجُهَنِيِّ رضي الله عنه أَنَّهُ قَالَ: صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَاةَ الصُّبْحِ بِالْحُدَيْبِيَةِ عَلَى إِثْرِ سَمَاءٍ كَانَتْ مِنَ اللَّيْلَةِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ، فَقَالَ: «هَلْ تَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟» قَالُوا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «أَصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ، فَأَمَّا مَنْ قَالَ: مُطِرْنَا بِفَضْلِ اللهِ وَرَحْمَتِهِ، فَذَلِكَ مُؤْمِنٌ بِي وَكَافِرٌ بِالْكَوْكَبِ، وَأَمَّا مَنْ قَالَ: بِنَوْءِ كَذَا وَكَذَا، فَذَلِكَ كَافِرٌ بِي وَمُؤْمِنٌ بِالْكَوْكَبِ».
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince cemaate doğru dönüp: «Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı diyen bana iman etmiş, yıldızları da inkâr etmiş olarak sabahladı. Ancak; falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiş olarak sabahladı.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Hudeybiye'de geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazını kıldırmıştır. Hudeybiye Mekke'ye yakın bir kasabadır. Selam verip namazı bitirdiğinde cemaate yüzünü dönmüş ve; «Rabbiniz -Azze ve Celle- ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sormuştur. Sahabeler: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir demişlerdir. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah Teâlâ yağmur yağdığında insanların iki kısma ayrıldığını haber vermiştir: Bir kısmı Allah Teâlâ'ya iman edenler ve diğer kısmı ise Allah Teâlâ'yı inkâr edenlerdir. ''Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı'' diyenler, yağmurun yağmasını Allah'a nispet etmişlerdir. Onlar kâinatı yaratan ve kâinatı idare eden Allah'a iman eden, yıldızları inkâr eden kimselerdir. ''Falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı'' diyen kimseler ise Allah'ı inkâr eden, yıldıza iman eden kimselerdir. Yıldızlara yağmurun yağmasını nispet etmek küçük küfürdür. Allah Teâlâ bunu dini ya da dünyevi bir takdir olarak sebep kılmamıştır. Ancak bir kimse, yağmurun yağmasını ve dünyada meydana gelen olayların sebebini yıldızların doğmasına ve kaymasına bağlarsa ve asıl bu işleri yapanın hakikatte yıldızlar olduğuna iman ederse, büyük küfür işleyerek İslam dininden çıkmış olur.
- Yağmur yağdıktan sonra; ''Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı'' demek güzeldir.
- Kim yaratılış ve meydana gelme açısından yağmurun yağmasını ya da başak bir hususu yıldızlara nispet ederse, büyük küfür işleyerek kâfir olur. Şayet yıldızları bir sebep olarak görürse küçük küfür işlemiş olur. Çünkü dini olarak da hakikatte de yıldızlar sebep kılınmamıştır.
- Nimetlere nankörlük edildiğinde küfre sebep olabilir, nimetlere şükredildiğinde ise imana sebep olabilir.
- Şirke düşülmesini engellemek için; vakit kastedilse bile ''Falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı" demek yasaklanmıştır.
- Nimetleri elde etmede ve musibetleri defetmede kalbin, Yüce Allah'a bağlanması gerekir.
55 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten de bu tür şeyleri hissediyor musunuz?» diye buyurdu, Ashab: Evet! diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunu böyle hissetmeniz imanınızın doğruluğunu gösteriyor.» diye buyurdu
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: جَاءَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَسَأَلُوهُ: إِنَّا نَجِدُ فِي أَنْفُسِنَا مَا يَتَعَاظَمُ أَحَدُنَا أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ، قَالَ: «وَقَدْ وَجَدْتُمُوهُ؟» قَالُوا: نَعَمْ، قَالَ: «ذَاكَ صَرِيحُ الْإِيمَانِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bazı kimseler gelip, "Bazen içimize, dile getirmeyi büyük bir suç olarak gördüğümüz bazı şeyler düşüyor" diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten de bu tür şeyleri hissediyor musunuz?» diye buyurdu, Ashab: Evet! diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunu böyle hissetmeniz imanınızın doğruluğunu gösteriyor.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bir grup gelip, çirkinlikleri ve onlara karşı nefretleri sebebiyle söyleyemedikleri büyük işleri içlerinde hissettiklerini sordular. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: İşte bu hissettikleriniz, Şeytan'ın kalbe soktuğu şeyleri büyük görüp söylemekten sizi alıkoyan apaçık bir iman ve yakîndir. Şeytan'ın sizin kalbinizi ele geçiremedi. Şeytan'ın kalbini ele geçirdiği kimse kendini bu şeylerden alıkoyup defedemez.
- Şeytanın vesveseden başka iman ehline karşı bir şey yapmaya kadir olmadığı ve acizliği beyan edilmiştir.
- Nefsin vesveselerini tasdik ve kabul etmemek gerekir. Çünkü o Şeytan'dandır.
- Şeytan'ın vesvesesi Mümine zarar vermez, fakat onun vesvesesinden Allah'a sığınmalı ve önünü kesip bitirmek için gayret göstermelidir.
- Müslüman, dini konusunda kafasını karıştıran hususlarda susmamalı ve sormalıdır.
56 Şeytan, sizden birinize gelir ve şunu kim yarattı, bunu kim yarattı? diye sorar ve en son olarak; Rabbini kim yarattı? diye sorar. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, Allah'a sığınsın ve bu vesveseye son versin
عَن أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ: مَنْ خَلَقَ كَذَا؟ مَنْ خَلَقَ كَذَا؟ حَتَّى يَقُولَ: مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ؟ فَإِذَا بَلَغَهُ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللهِ وَلْيَنْتَهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şeytan, sizden birinize gelir ve şunu kim yarattı, bunu kim yarattı? diye sorar ve en son olarak; Rabbini kim yarattı? diye sorar. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, Allah'a sığınsın ve bu vesveseye son versin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Şeytan'ın, Mümine vesvese olarak fısıldadığı soruları etkili bir şekilde nasıl tedavi edileceğini haber vermiştir. Şeytan: Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı? Gökyüzünü kim yarattı? Yeryüzünü kim yarattı? diye sorar. Mümin; dini fıtratı ve aklı gereği bu sorulara Allah diye cevap verir. Ama Şeytan bu vesveselerine son vermez, devam eder ve Rabbini kim yarattı? diye sorar. İşte bu durumda Mümin şu üç şekilde vesveselere son verir: Allah'a iman ederek Şeytan'dan Allah'a sığınarak Gelen vesveseyi devam ettirmeden son verir.
- Şeytanın vesvese ve tehlikesinden yüz çevirmek, bunları düşünmemek ve Allah Teâlâ'ya bunlardan kurtulmak için sığınmak gerekir.
- İnsanın kalbine düşen dine aykırı her vesvese Şeytan'dandır.
- Yüce Allah'ın zatı hakkında düşünmek yasaklanmıştır. Yaratmış olduğu mahlukatı ve ayetleri hakkında düşünmek ise teşvik edilmiştir.
57 Şüphesiz ki Allah, Mümin'in yaptığı iyilikler hakkında hiçbir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللهَ لَا يَظْلِمُ مُؤْمِنًا حَسَنَةً، يُعْطَى بِهَا فِي الدُّنْيَا وَيُجْزَى بِهَا فِي الْآخِرَةِ، وَأَمَّا الْكَافِرُ فَيُطْعَمُ بِحَسَنَاتِ مَا عَمِلَ بِهَا لِلَّهِ فِي الدُّنْيَا، حَتَّى إِذَا أَفْضَى إِلَى الْآخِرَةِ، لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَةٌ يُجْزَى بِهَا».
Enes b. Malik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki Allah, Mümin'in yaptığı iyilikler hakkında hiçbir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiçbir iyiliği kalmaz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Yüce Allah'ın Mümin üzerindeki lütfunun ve kâfire karşı adaletinin büyüklüğünü haber vermiştir. Müminin, yaptığı iyiliğin karşılığı eksilmez. Bilâkis dünyadaki itaatinden dolayı sevap verilir ve ahirette mükâfatı kendisi için saklanmıştır. Bütün sevabı ahirette kendisini beklemektedir. Kâfire gelince, Yüce Allah yaptığı iyiliklerin karşılığını dünya nimetleri ile kendisine verir. Ahirete götürse bile ona bir sevap verilmez. Çünkü dünya ve ahirette Mümin olan kimseye salih ameli fayda sağlar.
- Kim, kâfir olarak ölürse hiçbir amel ona fayda sağlamaz.
58 Sen geçmişte yaptığın hayırlarla Müslüman oldun.» diye buyurdu
عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ أَشْيَاءَ كُنْتُ أَتَحَنَّثُ بِهَا فِي الجَاهِلِيَّةِ مِنْ صَدَقَةٍ أَوْ عَتَاقَةٍ، وَصِلَةِ رَحِمٍ، فَهَلْ فِيهَا مِنْ أَجْرٍ؟ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَسْلَمْتَ عَلَى مَا سَلَفَ مِنْ خَيْرٍ».
Hakîm b. Hizâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü! Cahiliye devrinde yaptığım bazı hayır işleri vardı; sadaka vermek, köle azat etmek, sıla-i rahimde bulunmak gibi… Bunlara mukabil bana ecir verilir mi?” diye sordum. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sen geçmişte yaptığın hayırlarla Müslüman oldun.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kâfir olan bir kimsenin Müslüman olduğunda, İslam'dan önce Cahiliye Devri'nde yaptığı sadaka vermek, köle azat etmek, sıla-i rahimde bulunmak gibi salih amellerin karşılığını alacağını haber vermiştir.
- Kâfir küfrü üzerine ölürse, dünyada yaptığı iyiliklerin karşılığını ahirette alamayacaktır.
59 Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «مَثَلُ الْمُنَافِقِ، كَمَثَلِ الشَّاةِ الْعَائِرَةِ بَيْنَ الْغَنَمَيْنِ تَعِيرُ إِلَى هَذِهِ مَرَّةً وَإِلَى هَذِهِ مَرَّةً».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- münafıkların iki sürü arasında hangi sürünün peşinde gideceğini bilmeyen kararsız koyunlar gibi olduklarını beyan etmiştir. Bazen bir sürünün peşinden bazen de bir diğer sürünün peşinden giderler. Münafıklar iman ile küfür arasında tereddütte kalmışlardır. Onlar açık ve gizli olarak ne Müminler ile ne de kâfirler ile beraberdir. Hakikatte açıktan Müminler ile beraber ve kalplerinde ise şek ve tereddüt vardır. Bazen bu tarafa bazen de diğer tarafa yönelirler.
- Mananın daha iyi anlaşılması için örnek vererek açıklamak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yöntemidir.
- Münafıkların şek ve tereddüt içinde kalmaları ve istikrarsızlıkları beyan edilmiştir.
- Münafıkların içinde bulundukları durum sakındırılmış, samimiyet, zahiri ve batini olarak imanda kararlı olmak teşvik edilmiştir.
60 Elbisenin eskidiği gibi içinizdeki iman da eskir. Allah'tan imanınızı yenilemesini isteyin
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ الْإِيمَانَ لَيَخْلَقُ فِي جَوْفِ أَحَدِكُمْ كَمَا يَخْلَقُ الثَّوْبُ الْخَلِقُ، فَاسْأَلُوا اللَّهَ أَنْ يُجَدِّدَ الْإِيمَانَ فِي قُلُوبِكُمْ».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Elbisenin eskidiği gibi içinizdeki iman da eskir. Allah'tan imanınızı yenilemesini isteyin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Hâkim ve Tabarânî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yeni bir elbise kullanıldıkça nasıl eskirse, Müslümanın kalbindeki imanın da zayıflayıp eskidiğini haber vermiştir. Bunun sebebi ibadetlerden uzaklaşma, günahları işleme ve nefsin arzularına kapılmaktır. Bundan dolayı farzları yerine getirmeli, Yüce Allah'ı çokça zikredip bağışlanma talebinde bulunarak imanımızı yenilemesi için Allah Teâlâ'ya dua etmemizi nasihat etmiştir.
- Yüce Allah'tan kalpteki imanı yenilemesini ve sebat vermesini istemek teşvik edilmiştir.
- İman; söz, amel ve itikattır. İtaatler ile artar, günahlar ile azalır.
61 Kıyamet gününde havuz başında sizden yanıma gelenleri bekleyeceğim. Ancak bazı kimseler bana gelmekten alıkonulacaktır. Ben; "Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir." diyeceğim
عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَتْ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنِّي عَلَى الحَوْضِ حَتَّى أَنْظُرَ مَنْ يَرِدُ عَلَيَّ مِنْكُمْ، وَسَيُؤْخَذُ نَاسٌ دُونِي، فَأَقُولُ: يَا رَبِّ مِنِّي وَمِنْ أُمَّتِي، فَيُقَالُ: هَلْ شَعَرْتَ مَا عَمِلُوا بَعْدَكَ، وَاللَّهِ مَا بَرِحُوا يَرْجِعُونَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ».
Esma binti Ebî Bekir -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde havuz başında sizden yanıma gelenleri bekleyeceğim. Ancak bazı kimseler bana gelmekten alıkonulacaktır. Ben; "Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir." diyeceğim. "Onların senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar gerisin geriye (eski küfürlerine) döndüler." denilecektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde ümmetinden havuzuna gelenleri görmek için havuzunun başında olacağını haber vermiştir. Ancak bazı kimseler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelmekten engelleneceklerdir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: «Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir.» diyecektir. Kendisine, senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar gerisin geriye (eski küfürlerine) döndüler, onlar senden değil, senin ümmetinden de değildir denilecektir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine olan rahmeti ve onların üzerine titremesi ifade edilmiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in izlediği yola muhalefet etmenin tehlikesi ifade edilmiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine sımsıkı sarılmak teşvik edilmiştir.
62 Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk gün ve gecede derlenir, toplanır
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ الصَّادِقُ المَصْدُوقُ: «أَنَّ خَلْقَ أَحَدِكُمْ يُجْمَعُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَأَرْبَعِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يُبْعَثُ إِلَيْهِ المَلَكُ، فَيُؤْذَنُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ، فَيَكْتُبُ: رِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَعَمَلَهُ وَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ، ثُمَّ يَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الجَنَّةِ حَتَّى لاَ يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُ النَّارَ، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الكِتَابُ، فَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk gün ve gecede derlenir, toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve Cehennem'e girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve neticede Cennet'e girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: Doğru sözlü, Yüce Allah'ın doğruluğunu tasdik ettiği Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı şu şekildedir: Kişi hanımıyla ilişkiye girdiğinde erkekten gelen meni kadının rahminde kırk gün nutfe/embriyo olarak kalır. Sonra alaka, kan pıhtısı halini alır ve bu da ikinci kırk gündedir. Sonra da mudga, bir çiğnemlik et parçası halini alır ve üçüncü kırk gündedir. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve bu melek, üçüncü kırk günden sonra ona ruh üfler. Bu melek dört şeyi yazmakla emrolunmuştur. Bunlar; yaşadığı süre içinde hangi nimetler ile rızıklandırılacak, eceli, dünyada ne kadar kalacak, ameli ve mutlulardan mı yoksa bedbahtlardan mı olacak? Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin Cennet ehlinin amelini yapacağına ve bu kimsenin amelinin insanlar nazarında salih amel olarak görüneceğine ve nasıl bir kimse ile ulaşmak istediği bir yer arasında bir arşın yer kalıyor ise bu kimse ile Cennet arasında da bir arşın yer kalacağına sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçip, Cehennem ehlinin amellerini işleyeceğine ve bununla amelleri son bulup Cehennem'e gireceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yaptığı salih amellerin kabul şartı; bu amellerde sebat etmesi ve değiştirmemesidir. Bir diğer kişi ise; Cehennem ehlinin amellerini işler, Cehennem ile arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır oraya girmeye yaklaşır, sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçer, Cennet ehlinin amellerini işler ve Cennet'e girer.
- Sonuç olarak işler kaza ve kaderde yazıldığı gibi olur ve takdir edilen gerçekleşir.
- Amellerin zahirine aldanmak sakındırılmıştır. Çünkü ameller sonlarına göre değerlendirilir.
63 Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi
عن أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ رضي الله عنه قال: بينما نحن جلوس مع النبي صلى الله عليه وسلم في المسجد دخل رجل على جمل، فأناخه في المسجد ثم عقله، ثم قال لهم: أيكم محمد؟ والنبي صلى الله عليه وسلم متكئ بين ظهرانيهم، فقلنا: هذا الرجل الأبيض المتكئ. فقال له الرجل: يا ابن عبد المطلب فقال له النبي صلى الله عليه وسلم: «قد أجبتك». فقال الرجل للنبي صلى الله عليه وسلم: إني سائلك فمشدد عليك في المسألة، فلا تجد علي في نفسك؟ فقال: «سل عما بدا لك» فقال: أسألك بربك ورب من قبلك، آلله أرسلك إلى الناس كلهم؟ فقال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصلي الصلوات الخمس في اليوم والليلة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصوم هذا الشهر من السنة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن تأخذ هذه الصدقة من أغنيائنا فتقسمها على فقرائنا؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «اللهم نعم». فقال الرجل: آمنت بما جئت به، وأنا رسول من ورائي من قومي، وأنا ضمام بن ثعلبة أخو بني سعد بن بكر.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturduğumuz esnada deve üstünde biri gelip devesini mescidin kapısında çökerttikten sonra bağladı. Sonra orada oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı arasında dayanmış oturuyordu. Biz de, "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dedik. Adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: "Ey Abdulmuttalib’in oğlu!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama, «Seni dinliyorum.» dedi. Adam, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aklına geleni sor!» diye buyurdu. Adam, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına söyle, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına söyle, senenin şu belirli ayında (Ramazan) oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına, şu belirli sadakayı (zekâtı) zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam, "Sen ne getirdiysen ben ona iman ettim ve ben kavmimin geride kalanlarının da elçisiyim, dedi. Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik radıyallahu anh- bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturdukları esnada devesinin üzerinde bir adamın gelip mescidin kapısında devesini çökerttikten sonra bağladığını, sonra mescitte oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı arasında dayanmış bir şekilde oturduğunu, kendilerinin de; "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dediklerini, adamın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ey Abdulmuttalib’in oğlu!» dediğini, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Seni dinliyorum, dilediğini sor cevap vereceğim.» dediğini, adamın da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dediğini, yani bu sorularım karşısında bana kızma ve sana sıkıntı vermesin, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Dilediğini sor.» dediğini, adamın da, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına sana soruyorum, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de doğru söylediğini vurgulamak için «Allah'a yemin ederim ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, senenin belirli bir ayında ramazanda oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına, şu belirli sadakayı; zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, bunun üzerine de Dımâm b. Sa'lebe’'nin Müslüman olduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kavmini İslam'a davet edeceğini haber vermiştir. Sonra bu sahabe kendisini Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe olarak tanıtmıştır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mütevaziliği ifade edilmiştir. Çünkü adam kendisi ile ashabını birbirinden ayırt edememiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı, soru soran kimseye karşı şefkati ifade edilmiştir. Zira sorulan sorulara güzel cevap vermek İslam'ın kabul edilmesine bir sebeptir.
- Bir kişinin hoş gördüğü takdirde beyaz ve buğday tenli olmak, uzun ya da kısa olmak gibi kusur ifade etmeyen özellikler ile tanıtılması caizdir.
- Kâfirin bir ihtiyaç için camiye girmesi caizdir.
- Hadiste hac ibadeti zikredilmemiştir. Çünkü bu adamın geldiği zamanda farz kılınmamış olabilir.
- Sahabeler insanları İslam'a davet etmeye hırslı olan kimselerdi. Bundan dolayı bu sahabe Müslüman olur olmaz, kavmini İslam'a davet etmek istedi.
64 Yahudiler, Allah’ın gazaplandığı kimselerdir, Hristiyanlar da sapık kimselerdir
عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الْيَهُودُ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ، وَالنَّصَارَى ضُلَّالٌ».
Adîy b. Hâtim -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yahudiler, Allah’ın gazaplandığı kimselerdir, Hristiyanlar da sapık kimselerdir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yahudilerin Yüce Allah'ın kendilerine öfkelendiği bir toplum olduklarını haber vermiştir. Çünkü hakkı öğrenip onunla amel etmemişlerdir. Hristiyanlar ise dalalet üzere olan bir toplumdur. Çünkü ilim olmadan amel etmişlerdir.
- İlim ile ameli birleştirmek, gazaba uğrayanların ve sapıkların yolundan kurtuluşa vesiledir.
- Yahudi ve Hristiyanların yoluna uymak sakındırılmış ve dosdoğru yol olan İslam'a sımsıkı sarılmanın önemi ifade edilmiştir.
- Hem Yahudiler hem de Hristiyanlar sapıklık üzeredir ve Allah'ın gazabını hak etmiştir. Ancak Yahudilerin en büyük özelliği Allah'ın onlara gazap etmesi, Hristiyanların en büyük özelliği de dalalet ehli olmalarıdır.
65 Lâ ilahe illallah de ki, kıyamet günü bu kelime ile sana şahitlik edeyim
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِعَمِّهِ: «قُلْ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، أَشْهَدُ لَكَ بِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ»، قَالَ: لَوْلَا أَنْ تُعَيِّرَنِي قُرَيْشٌ، يَقُولُونَ: إِنَّمَا حَمَلَهُ عَلَى ذَلِكَ الْجَزَعُ لَأَقْرَرْتُ بِهَا عَيْنَكَ. فَأَنْزَلَ اللهُ: {إِنَّكَ لا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ } [القصص: 56].
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasına şöyle dedi: «Lâ ilahe illallah de ki, kıyamet günü bu kelime ile sana şahitlik edeyim.» Ebû Talip: "Kureyş beni yerip, korktuğu için bunu yaptı demeseydi bunu söyleyip seni mutlu etmek isterdim." dedi. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayeti indirdi: {(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir.} [Kasas Suresi: 56. Ayet]
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ölüm döşeğindeki amcası Ebû Talip'ten, kıyamet günü kendisine şefaat edebilmesi için ve onun Müslümanlığına şahitlik etmek için la ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur sözünü söylemesini istemiştir. Ebû Talip, Kureyş'in kendisi hakkında kötü söz söylemesinden, ölümden ve acizlikten korktuğu için Müslüman oldu demelerinden çekindiği için şehadeti söylemekten yüz çevirmiştir. Ebu Talib, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Bu korktuğum şeyler olmasaydı, şehadet getirip seni mutlu etmek isterdim ve sen razı oluncaya kadar dilediğini söylerdim demiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in İslam'a girmeleri için kalplere hidayet vermeye kadir olmadığına delalet eden ayetini indirmiştir. Bilakis Yüce Allah tek başına dilediği kuluna hidayet eder. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara hakkı beyan etme, irşat ve dosdoğru yola yönlendirme hidayetine sahiptir.
- İnsanların sözlerinden korkulduğu için hak terk edilmez.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- doğru yola irşat etme hidayetine sahiptir, ancak kalplere hidayet etmek onun elinde değildir.
- İslam dinine davet etmek için hasta olan kâfiri ziyaret etmek meşrudur.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her durumda Yüce Allah'ın dinine davet etmede hırslı olmuştur.
66 Senin söylediklerin ve kendisine çağırdığın şey güzel. Keşke bizim yapmış olduğumuz günahların bir kefareti olduğunu bize haber verebilsen (de biz de Müslüman olsak)." dediler
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا: أَنَّ نَاسًا مِنْ أَهْلِ الشِّرْكِ، كَانُوا قَدْ قَتَلُوا وَأَكْثَرُوا، وَزَنَوْا وَأَكْثَرُوا، فَأَتَوْا مُحَمَّدًا صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا: إِنَّ الَّذِي تَقُولُ وَتَدْعُو إِلَيْهِ لَحَسَنٌ، لَوْ تُخْبِرُنَا أَنَّ لِمَا عَمِلْنَا كَفَّارَةً، فَنَزَلَ {وَالَّذِينَ لا يَدْعُونَ مَعَ اللهِ إِلَهًا آخَرَ وَلا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللهُ إِلا بِالْحَقِّ وَلا يَزْنُونَ}[الفرقان: 68]، وَنَزَلَت: {قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللهِ} [الزمر: 53].
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Şirk ehlinden olup da birçok kişiyi öldürmüş, çok zina yapmış bazı kimseler Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Senin söylediklerin ve kendisine çağırdığın şey güzel. Keşke bizim yapmış olduğumuz günahların bir kefareti olduğunu bize haber verebilsen (de biz de Müslüman olsak)." dediler. Bunun üzerine {Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilaha tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler...} [Furkân Suresi 68] ve {De ki: "Ey kendi nefislerine karşı ölçüyü aşan kullarım, Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin...} [Zümer Suresi 53] ayet-i kerimeleri nazil oldu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına birçok kişiyi öldürmüş, çok zina yapmış bazı müşrikler geldiler ve İslam'a ve onun öğretilerine davet ettiğin şeyler çok güzel, ancak bizim halimiz, içinde bulunduğumuz şirk ve büyük günahların kefareti var mıdır? dediler. Bunun üzerine Allah'ın, günahlarının çok ve büyük olmasına rağmen insanlardan tövbeyi kabul ettiğini ve eğer böyle olmasaydı onların küfür ve azgınlıklarına devam edeceklerini ve bu dine girmeyeceklerini bildiren iki ayet nazil olmuştur.
- İslam'ın fazileti ve büyüklüğü ifade edilmiştir. Şüphesiz İslam, geçmiş günahları ortadan kaldırır.
- Yüce Allah'ın kullarına olan rahmeti, bağışlaması ve mağfiretinin çokluğu ifade edilmiştir.
- Şirk, haksız yere adam öldürmek ve zina haram kılınmıştır. Bu günahları işleyen tehdit edilmiştir.
- Samimi bir tövbe, ihlas ve salih amellerle birleşirse, Allah Teâlâ'ya küfür de dahil bütün büyük günahlara kefaret olur.
- Allah Teâlâ'nın rahmetinden ümidini kesip umutsuzluğa kapılmak haramdır.
67 Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, rasûl olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den razı olan kimse imanın tadını almıştır
عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ رضي الله عنه أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ: «ذَاقَ طَعْمَ الْإِيمَانِ مَنْ رَضِيَ بِاللهِ رَبًّا، وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا».
Abbâs b. Abdulmuttalib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işitmiştir: «Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, rasûl olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den razı olan kimse imanın tadını almıştır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- imanında samimi olan ve kalbi imanla huzura kavuşan bir Müminin, kalbinde rahatlık, genişlik, sevinç, huzur ve Allah Teâlâ'ya yakın olmanın lezzetini idrak edeceğini bildirmektedir. Bunun şartı üç şeyden razı olmasıdır: Birincisi: Kişinin Allah’ı rab olarak kabul etmesidir. Bu da, Allah’ın rububiyeti gereği kullara takdir ettiği rızık, hâl ve durumlar karşısında gönlünün genişlemesi, kalbinin huzur bulmasıyla gerçekleşir. Böyle kişi, Allah’ın takdir ettiği şeylere karşı kalbinde hiçbir itiraz bulundurmaz ve Allah’tan başka bir rab aramaz. İkincisi: İslam’ı din olarak kabul edip ondan razı olmasıdır. Bu da, İslam’ın içerdiği sorumluluklar ve farzlar karşısında gönlünün genişlemesi, içinin rahat olmasıyla gerçekleşir. Böyle kişi, İslam’ın yolundan başka bir yola yönelmez. Üçüncüsü: Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rasûl olarak razı olmasıdır. Bu da, onun getirdiği her şeye tereddüt ve şüphe duymadan gönlünün rahatça kabul edip, mutlulukla karşılamasıyla gerçekleşir. Böyle kişi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoluna uygun bir yol dışında başka hiçbir yola uymaz.
- İmanın kalpte hissedilen bir tatlılığı ve bir lezzeti vardır; bu tat aynı ağızda yiyecek ve içeceklerin tadının alınması gibidir.
- Beden, yiyecek ve içeceklerin tadını ancak sağlıklı olduğunda alır. Aynı şekilde kalp de, saptırıcı hevâ hastalıklarından ve haram arzuların kirinden temizlenip selim hâle gelirse imanın tadını bulur. Ne zaman ki kalp hastalanır ve zayıflarsa, iman tadını alamaz; hatta bazen helâkine sebep olan arzuları ve günahları tatlı bile görür.
- İnsan bir şeyi kabul edip beğendiğinde, onu yapmak kendisine kolay gelir; o konuda hiçbir zorluk hissetmez, onunla ilgili her şeyden sevinç duyar ve onun neşesi kalbine işler. Aynı bunun gibi, bir Müminin kalbine iman yerleştiğinde, Rabbinin emirlerine itaat etmek ona kolay gelir ve nefsi bundan lezzet alır; bu itaati yerine getirmekte zorlanmaz.
- İbnu'l-Kayyim şöyle demiştir: Bu hadis, Allah’ın rububiyetinden ve ulûhiyetinden razı olmayı; O’nun Rasûlünden razı olup ona tam bir teslimiyetle yönelmeyi; Allah’ın dininden razı olup ona teslim olmayı kapsamaktadır.
68 Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder)
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضي الله عنهما قال: قال رَسولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanda bulunması halinde, münafıklara çok benzemesine sebep olacak dört özellikten sakındırmıştır. Bu, söz konusu özellikler kişide baskın bir şekilde yerleşmişse geçerlidir. Yoksa nadiren görülen kimse bu kapsama girmez. Bunlar şunlardır: Birincisi: Konuştuğunda, kasten yalan söylemesi ve sözünde doğru olmamasıdır. İkincisi: Bir antlaşma yaptığında ona vefa göstermemesi ve muhatabına hıyanet etmesidir. Üçüncüsü: Söz verdiğinde sözünde durmaması ve verdiği sözü bozmasıdır. Dördüncüsü: Bir kimseyle tartışıp kavga ettiğinde, kavgası şiddetli olur, haktan sapar, onu çürütmek ve geçersiz kılmak için hileye başvurur, haksızlık eder ve yalan söyler. Nifak, içten farklı olanı dışa vurmaktır. Bu anlam, bu özelliklere sahip kişide mevcuttur. Onun nifakı, kendisiyle konuşanlara, verilen sözlere, emanet edilenlere, tartıştıklarına ve yapılan ahitlere karşı olur; İslam’da açıkça nifak içinde olan ve küfrü gizleyip, İslam'ını gösteren bir münafık değildir. Kimde bu özelliklerden biri bulunursa, o kişide o özelliği terk edene kadar nifaktan bir alamet vardır.
- Münafığın bazı alametlerini açıklamak, insanları korkutmak ve bu özelliklere düşmekten sakındırmak içindir.
- Hadiste kastedilen, bu özelliklerin münafıklık özelliği olduğu ve bu özelliklere sahip olan kişinin bu özellikler bakımından münafıklara benzediği ve onların ahlakını taşıdığıdır; yani İslam’ı gösterip küfrü gizleyen bir münafık değildir. Hadis, söz konusu özelliklerin hakimiyetinde kalan, onları önemsemeyen ve hafife alan kimseler için geçerli olduğu da söylenmiştir. Zaten böyle olan kimse genellikle bozuk inanç sahibidir.
- Gazalî şöyle demiştir: Dinin aslı üç şeyle sınırlıdır: Söz, amel ve niyet. Hadis; sözün yalanla, amelin hıyanetle, niyetin ise sözünde durmamakla dini açıdan bozulmaya yol açtığına dikkat çekmiştir. Çünkü verilen sözün yerine getirilmemesi, ancak kişinin söz verdiği anda kararlı olması durumunda nifak oluşturur; eğer kişi kararlıyken bir engel veya başka bir görüş ortaya çıkarsa, bundan nifak meydana gelmez.
- İki tür nifak vardır: İtikadî nifak: Kişiyi imandan çıkaran nifaktır. Bu, İslâm’ı izhar edip, küfrü gizlemektir. Amelî nifak: Münafıkların ahlâklarında onlara benzemektir. Bu, kişiyi imandan çıkarmaz; ancak büyük günahlardan biridir.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Âlimler, ittifak etmişlerdir ki, kalbiyle ve diliyle tasdik eden bir kimse bu özellikleri (münafıkların sıfatlarını) işlese bile, hakkında küfür hükmü verilmez ve o, cehennemde ebedî kalacak münafık da değildir.
- Nevevî şöyle demiştir: Bir grup âlim şöyle demiştir: Burada kastedilenler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında yaşayan münafıklardır. Onlar iman ettiklerini söylediler, fakat (dini) yalanladılar; dinleri konusunda kendilerine güvenildi, ama ihanet ettiler; din konusunda yardım edeceklerine ve destek vereceklerine dair söz verdiler ve sözlerinde durmadılar, husumetli oldukları kimselere ise haddi aşıp haksızlık ettiler.
69 «Kim, İslâm’da iyi bir çığır açarsa, o kimseye bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.»
عن جرير بن عبد الله رضي الله عنه قال: كُنَّا في صَدرِ النَّهَار عِند رسول الله صلى الله عليه وسلم فَجَاءه قَومٌ عُرَاةٌ مُجْتَابِي النِّمَار أَو العَبَاءِ، مُتَقَلِّدِي السُّيُوف، عَامَّتُهُم مِن مُضَر بَل كُلُّهُم مِن مُضَر، فَتَمَعَّر رسول الله صلى الله عليه وسلم لِمَا رَأَى بِهِم مِنَ الفَاقَة، فدَخَل ثُمَّ خَرج، فأَمَر بِلاَلاً فَأَذَّن وَأَقَام، فَصَلَّى ثُمَّ خَطَب، فقال: «(يا أيها الناس اتقوا ربكم الذي خلقكم من نفس واحدة) إلى آخر (إن الله كان عليكم رقيبًا) ، والآية الأخرى التي في آخر الحشر: (يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله ولتنظر نفس ما قدمت لغد) تَصَدَّق رَجُلٌ مِن دِينَارِهِ، مِن دِرهَمِهِ، مِن ثَوبِهِ، مِن صَاعِ بُرِّهِ، مِنْ صَاعِ تَمرِهِ -حتَّى قال- وَلَو بِشِقِّ تَمرَة» فَجَاء رَجُلٌ مِنَ الأَنصَار بِصُرَّةٍ كَادَت كَفُّهُ تَعجَزُ عَنْهَا، بل قَد عَجَزَت، ثُمَّ تَتَابَع النَّاسُ حَتَّى رَأَيتُ كَومَين مِن طَعَامٍ وَثِيَابٍ، حَتَّى رَأَيتُ وَجهَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم يَتَهَلَّلُ كَأَنَّه مُذْهَبَة.ٌ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «مَنْ سَنَّ فِي الإِسلاَم سُنَّةً حَسَنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا، وَأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ، مِنْ غَيرِ أَنْ يَنْقُصَ مِن أُجُورِهِم شَيءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي الإِسلاَم سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيه وِزْرُهَا، وَوِزرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بعدِه، من غير أن ينقُص مِن أَوزَارِهَم شيء».
Cerîr b. Abdullah -radıyallahu anh- şöyle dedi: Birgün erken vakitlerde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ in huzurunda idik. O esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar Kabilesi'ne mensup neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onları bu derece fakir görünce, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yüzünün rengi değişti. Eve girdi ve sonra da çıkıp Bilâl -radıyallahu anh-'a ezan okumasını emretti; o da okudu. Bilâl -radıyallahu anh- kâmet getirdi ve Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kıldırdı. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi hakkıyla görüp gözetmektedir.” (Nisâ Suresi: 1) Sonra da Haşr Suresi'nin sonundaki şu âyeti okudu: “Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve her nefis yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr Suresi: 18) Sonra: «Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hatta yarım hurma bile olsa sadaka versin.» buyurdu. Bunun üzerine Ensar'dan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi. Ahali birbiri peşine sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim, İslâm’da iyi bir çığır açarsa, o kimseye bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müellif; İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir babında Cerîr b. Abdullah el-Becelî -radıyallahu anh-'ın hadisini zikretmiştir. Bu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hırsını, ümmetine karşı olan şefkatini açıklayan yüce bir hadistir. Birgün erken vakitlerde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bulunurlarken o esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar Kabilesi'ne mensup neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onlar -radıyallahu anhum- yanlarında kılıçlarıyla hazır bir halde cihad edecekleri yer konusundaki emri bekliyorlardı. Onları bu derece fakir görünce, Rasûl–i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yüzünün rengi değişti. Onlar, Araplar'ın en şerefli kabilelerinden olan Mudar Kabilesi'ndendi. İçinde bulundukları fakirlik onları bu hale getirmişti. Sonra Nebi -aleyhisselatu vesselam- eve girdi ve sonra çıkıp Bilâl -radıyallahu anh-'a ezan okumasını emretti; o da okudu. Sonra namaz kıldırdı. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe irad etti ve adeti üzere Alllah'a hamd etti ve şu ayet-i kerimeyi okudu: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi hakkıyla görüp gözetmektedir” (Nisâ Suresi: 1) Sonra da Haşr Suresi'nin sonundaki şu âyeti okudu: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr Suresi: 18). Sonra sadaka vermeye insanları teşvik etti. «Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka verdi; hatta yarım hurma bile olsa sadaka verdiler.» Sahabeler -radıyallahu anhum- hayırda insanların en hırslı, en hızlı ve birbirleri ile en çok yarışan kimselerdi. Evlerinden çıkıp sadakalarla gelmeye başladılar. Bunun üzerine bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba dolusu gümüş getirdi ve sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önüne koydu. Sonra Cerir -radıyallahu anh-, mescidde yiyecek, giyecek ve diğer şeylerden toplanmış iki yığın oluştuğunu gördü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu. Yani o fakirlerin ihtiyacını gidermek için birbirleriyle yarışmalarından dolayı sevincinden dolayı yüzü parlıyordu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim, İslâm’da iyi bir çığır açarsa o kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin (amel edenlerin) sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sözündeki sünnetin manası; kim İslâm’da iyi bir çığır açarsa" bir amele başlayıp çığır açarsa, yoksa dinde bir şey uydurursa manasına gelmez. Çünkü kim İslam'da olmayan bir şeyi uydurursa sahibine geri döndürülür, güzel değildir. Aynı bu hadiste zikredildiği gibi bir torba dolusu bir şeyler getiren O sahabe -radıyallahu anh- gibi burada kim bir sünnet ortaya çıkarırsa, yani o hayır işinde bir çığır açarak ilk önce yaparsa demektir. Aynı zamanda bu hadis, insanın dinde var olan bir ameli ilk yapan kimse olmak hususunda muvaffak kılınırsa o kimsenin, İslam'da iyi bir çığır açtığına ya da yok olmuş bir sünneti ihya ettiğine (yeniden yaşattığına) delildir.
70 Sadaka ayeti indiği zaman sırtımızda birşeyler taşırdık (o kazancımızdan sadaka verirdik).(Münafıklar) Dediler ki: (Bu) riyakârdır. (Hemen ardından) Başka bir adam daha geldi ve bir sa' miktarı sadaka verdi. (Oradakiler) Allah'ın, bunun verdiği bir sa' sadakaya ihyiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler (var ya), Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır."
عن أبي مسعود عقبة بن عمرو الأنصاري البدري رضي الله عنه قال: لما نزلت آية الصدقة كنَّا نُحَامِلُ على ظُهُورِنَا، فجاء رجل فتصدق بشيء كثير، فقالوا: مُراءٍ، وجاء رجل آخر فتصدق بصاع، فقالوا: إن الله لَغَنيٌّ عن صاع هذا!؛ فنزلت: (الذين يلمزون المطوعين من المؤمنين في الصدقات والذين لا يجدون إلا جهدهم).
Ebû Mes'ud Ukbe b. Amr el-Ensârî el-Bedrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: Sadaka ayeti indiği zaman sırtımızda birşeyler taşırdık (o kazancımızdan sadaka verirdik).(Münafıklar) Dediler ki: (Bu) riyakârdır. (Hemen ardından) Başka bir adam daha geldi ve bir sa' miktarı sadaka verdi. (Oradakiler) Allah'ın, bunun verdiği bir sa' sadakaya ihyiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler (var ya), Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır." (Tevbe Sûresi: 79)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Mes'ud -radıyallahu anh- dedi ki; "Sadaka ayeti indiği zaman"; yani sadaka vermeyi teşvik eden ayet indiği zaman. Hâfız (İbn Kesîr) dedi ki: Sanki o Allah Teâlâ'nın şu ayetine işaret ediyor: (Onların mallarından sadaka (zekat) al, bununla onları (günahlardan) temizlersin.) (Tevbe Sûresi:103) Sahabe hemen ve çabuk bir şekilde Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem-'e sadaka vermek için acele davrandılar. Her biri gücünün yettiği miktarda sadakayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e taşıyıp getiriyordu. Adamın biri çok sadaka ile geldi, bir adam da az bir sadaka ile geldi. Münâfıklar da eğer adamın biri çok sadaka ile gelirse bu riyâkârdır, Allah'ın rızasını hedeflememiştir dediler. Şayet az bir sadaka ile gelirse de Allah'ın bunun sadakasına ihtiyacı yoktur, dediler. Bir adam da bir sa' miktarı (üç kilo) sadaka ile gelince; Allah'ın senin bir sa' (üç kilo) olarak getirdiğin sadakaya ihtiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine Allah -Azze ve Celle-; "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler (var ya), Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır." (Tevbe Suresi: 79) ayetini indirdi. Yani Allah rızası için gönüllerinden ve güçlerinin yettiğinden sadaka verenleri ayıplıyorlardı. Onlar da (münâfıklar) sahabelerle alay ediyorlardı. (Çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları alaya alır. Ve onlar için elem verici azap vardır). Onlar Müminlerle dalga geçip onları alaya aldılar, Allah işte onları alaya alır). Böyle bir duruma düşmekten Allah'a sığınırız/Allah esirgesin.
71 Muhammed b. Zeyd'den nakledildiğine göre bazı kişiler, dedesi Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhümâ-'ya gelip: Biz idarecilerimizin yanına girer ve onlara karşı, oradan çıktığımız zaman söylediklerimizin tam tersi sözler söyleriz, dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer: Bu sizin yaptığınızı biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında iki yüzlülük sayardık, cevabını verdi.
عن محمد بن زيد: أن نَاسًا قالوا لجده عبد الله بن عمر رضي الله عنهما : إنا ندخل على سَلاطِينِنَا فنقول لهم بخلاف ما نتكلم إذا خرجنا من عندهم، قال: كنا نَعُدُّ هذا نفاقا على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم .
Muhammed b. Zeyd'den nakledildiğine göre bazı kişiler, dedesi Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhümâ-'ya gelip: Biz idarecilerimizin yanına girer ve onlara karşı, oradan çıktığımız zaman söylediklerimizin tam tersi sözler söyleriz, dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer: Bu sizin yaptığınızı biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında iki yüzlülük sayardık, cevabını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhümâ-'ya gelip: Biz idarecilerimizin yanına girer ve onlara karşı, oradan çıktığımız zaman söylediklerimizin tam tersi sözler söyleriz, dediler.Bunun üzerine Abdullah b. Ömer: Bu sizin yaptığınızı biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında iki yüzlülük sayardık, cevabını verdi.Bu da onlar konuşup yalan söylemeleri,hiyanet edip nasihat etmemeleri sebebiyledir.Emirler,vezirler,başkanlar ve kırallar gibi yöneticilerin yanına girenlerin yapmaları gereken bir iş hakkında konuştuğu zaman doğrusunu konuşmalarıdır.
72 Bizler gençliğimizde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik ve Kur'an'ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur'an'ı öğrendik ve onun sayesinde imanımız daha da arttı
عَنْ جُنْدُبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَحْنُ فِتْيَانٌ حَزَاوِرَةٌ، فَتَعَلَّمْنَا الإِيمَانَ قَبْلَ أَنْ نَتَعَلَّمَ القُرْآنَ، ثُمَّ تَعَلَّمْنَا القُرْآنَ، فَازْدَدْنَا بِهِ إِيمَانًا.
Cündüb b. Abdullah -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bizler gençliğimizde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik ve Kur'an'ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur'an'ı öğrendik ve onun sayesinde imanımız daha da arttı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Cündüb b. Abdullah -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Biz, ergenlik çağına yaklaşan, güçlü ve sağlıklı genç erkekler iken Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik. Kur'an'ı öğrenmeden önce Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında imanı öğrendik. Sonra Kur'an'ı öğrendik ve onun sayesinde imanımız arttı.
- İmanın artıp eksildiğini ifade eder.
- Çocuk yetiştirirken öncelikleri belirlemek ve onların imanla dolu olmalarını sağlamak.
- Kur'an; imanı artırır, kalbi aydınlatır ve göğse huzur verir.
73 Her kim bizim kıldığımız gibi namaz kılar, kıblemize yönelir ve kestiklerimizden yerse işte o kimse Allah'ın ve Rasûlü'nün ahit ve emanına (güvencesine) sahip bir Müslümandır. Sakın (Allahın verdiği güvenceyi bozarak) ahit ve emanı hususunda Allah'a hıyanet etmeyin
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِكَ المُسْلِمُ الَّذِي لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ، فَلاَ تُخْفِرُوا اللَّهَ فِي ذِمَّتِهِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bizim kıldığımız gibi namaz kılar, kıblemize yönelir ve kestiklerimizden yerse işte o kimse Allah'ın ve Rasûlü'nün ahit ve emanına (güvencesine) sahip bir Müslümandır. Sakın (Allahın verdiği güvenceyi bozarak) ahit ve emanı hususunda Allah'a hıyanet etmeyin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Kim dinin şiarlarını yerine getirirse, bizim gibi namaz kılarsa, kıblemiz olan Kâbe'ye yönelirse ve helal olan kesilmiş etlerimizi yerse o kimse Allah'ın ve Rasûlünün güvencesinde ve Rasûlullah'ın sözü ile güvende olan bir Müslüman olduğunu haber vermiştir. Öyleyse Allah'ın emanetini ve ahdini bozmayın.»
- İbn Receb şöyle demiştir: Bu hadis, kanın sadece kelime-i şehadet getirmekle korunmadığını, hakları yerine getirilinceye kadar bunun geçerli olduğunu ve bu hakların en önemlisinin namaz olduğunu göstermektedir. Bu nedenle namaz özellikle zikredilmiştir ve başka bir hadiste zekât namaza eklenmiştir.
- İnsanların işleri; iç inançlarına göre değil, dış görünüşlerine göre değerlendirilir. Dinî bir şiarları dışarıdan sergileyen kişi, aksini göstermedikçe nispet edildiği topluluğun hükümlerine tabidir.
- İbn Receb şöyle demiştir: Kıbleye yönelmenin zikredilmesi, Müslümanların Peygamberlerine vahyedilen kitaplarında emredilen namazı, yani Kâbe'ye doğru namazı kılmanın gerekli olduğuna işaret eder. Aksi takdirde, Yahudiler gibi Kudüs'ün feshedilmesinden sonra Kudüs'e veya Hristiyanlar gibi Doğu'ya doğru namaz kılan kimse, Allah'ın birliğine şahitlik etse bile Müslüman değildir.
- Bu, namazda kıbleye yönelmenin önemine dair bir kanıttır; zira kendisi namazın kıbleye yönelmesinin dışında temizlik ve benzeri başka şartlardan bahsetmemiştir.
- İbn Receb şöyle demiştir: Onun Müslümanların kestiği eti yemekten bahsetmesi, İslam'ın tüm açık kanunlarına uymanın gerekli olduğunu gösterir. Bunların en büyüklerinden biri de Müslümanların kestiği eti yemek ve onların kesim şekline katılmaktır. Bunu yapmayı reddeden kimse Müslüman değildir.
74 Âhir zamanda yaşları genç, akılları kıt bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar, mahlukatın en hayırlısının sözünden (Kur'an ve Sünnet'ten) bahsederler. Okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar
عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَأَنْ أَخِرَّ مِنَ السَّمَاءِ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكْذِبَ عَلَيْهِ، وَإِذَا حَدَّثْتُكُمْ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ فَإِنَّ الحَرْبَ خَدْعَةٌ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «يَأْتِي فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ حُدَثَاءُ الأَسْنَانِ سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ، يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ البَرِيَّةِ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ، فَأَيْنَمَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ، فَإِنَّ قَتْلَهُمْ أَجْرٌ لِمَنْ قَتَلَهُمْ يَوْمَ القِيَامَةِ».
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Size Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis naklettiğim zaman, onun adına yalan uydurmaktansa gökten yere çakılmayı tercih ederim. Ancak kendi aramızdaki meselelerden bahsettiğimde durum farklıdır; çünkü savaş hiledir (stratejidir). Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Âhir zamanda yaşları genç, akılları kıt bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar, mahlukatın en hayırlısının sözünden (Kur'an ve Sünnet'ten) bahsederler. Okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir (sevap) vesilesidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin Emîri Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Benden, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis rivayet ettiğimi işittiğiniz zaman bilin ki ben ne üstü kapalı konuşurum, ne kinayeli ifade kullanırım, ne de sözü dolandırırım. Bilakis, hadisi olduğu gibi açıkça naklederim. Çünkü gökten yere düşmem, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan uydurarak hadis rivayet etmemden bana daha kolay ve daha hafiftir. Fakat benimle insanlar arasında geçen bir mesele hakkında konuştuğum zaman ise, savaş bir hiledir. Bu sebeple kinayeli konuşabilir, üstü kapalı ifadeler kullanabilir veya sözü dolandırabilirim. Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: Âhir zamanda yaşları genç, akılları zayıf bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar Kur'an'dan deliller getirir (onun ayetlerini dillerinden düşürmez) ve onu çokça okurlar. Fakat okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkar ve onun sınırlarını çiğnerler. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir vesilesidir.
- Hariciler'in bazı özellikleri açıklanmıştır.
- Bu hadis, peygamberliğin işaretlerinden birini içermektedir; zira Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden sonra ümmetine ne olacağını bize bildirmiş ve her şey onun önceden bildirdiği gibi olmuştur.
- Savaşta tevriye (çift anlamlı söz söyleyerek gerçek maksadı gizleme) ve ta‘riz (üstü kapalı, dolaylı ifade kullanma) caizdir. Savaşta hile ise tevriye ile olabileceği gibi, pusu kurmak ve benzeri savaş taktikleriyle de olabilir. Ancak antlaşmayı bozmak ve verilen emanı ihlal etmek bu kapsamda değildir. Çünkü bunlar hakkında yasaklayıcı naslar gelmiştir.
- İmam Nevevî -rahimehullah- "Onlar insanların sözlerinin en hayırlısını söylerler." ifadesi hakkında şöyle demiştir: Bunun anlamı şudur: Görünüşte söyledikleri sözler güzel ve doğru sözlerdir. Mesela, 'Hüküm ancak Allah'ındır.' demeleri ve buna benzer şekilde insanları Allah Teâlâ'nın Kitabı'na çağırmaları gibi.
- İbn Hacer -rahimehullah- (İmanları boğazlarından aşağıya geçmez.) ifadesi hakkında şöyle demiştir: Bundan kasıt, imanın onların kalplerine kök salmamış (yerleşmemiş) olmasıdır. Çünkü boğazda kalıp da aşağıya geçmeyen bir şey, kalbe de ulaşamaz.
- Kâdî Îyâd -rahimehullah- şöyle demiştir: Âlimler, Hâricîler ve onlar gibi bidat ve bağî (meşru yönetime başkaldırma) ehli kimseler, yöneticiye karşı isyan edip cemaatin görüşüne muhalefet ettikleri ve Müslümanların birliğini bozdukları takdirde, kendilerine önce uyarıda bulunulup mazeretlerini ortaya koyma imkânı verildikten sonra onlarla savaşmanın vacip olduğu hususunda icmâ etmişlerdir.
75 Bir seferde Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte çıkmıştık. Bu seferde insanlar kıtlık ile karşılaştılar.
عن زيد بن أَرْقَم رضي الله عنه قال: خَرَجْنَا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في سَفَر أَصَاب الناس فيه شِدَّة، فقال عبد الله بن أُبَيٍّ: لاَ تُنْفِقُوا على من عِندَ رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى يَنْفَضُّوا، وقال: لَئِنْ رَجَعْنَا إلى المدينة لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ منها الأَذَلَّ، فَأَتَيْتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُه بذلك، فأَرْسَل إلى عبد الله بن أُبي، فاجْتَهَدَ يَمِينَه: ما فعل، فقالوا: كَذَب زَيْدٌ رسول الله صلى الله عليه وسلم فَوَقَعَ في نَفْسِي ممَّا قَاَلُوه شِدَّة حتَّى أَنْزَل الله تعالى تَصْدِيقِي: (إذا جاءك المنافقون) ثم دعاهُم النبي صلى الله عليه وسلم لِيَسْتَغْفِرَ لهم فَلَوَّوْا رُؤُوسَهُم.
Zeyd İbn Erkam –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre bir seferde Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte çıkmıştık. Bu seferde insanlar kıtlık ile karşılaştılar. Abdullah İbn Ubey de arkadaşlarına: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanındakilere infak etmeyin ki O’nun etrafından dağılsınlar, dedi. (İbni Ubey) dedi ki: Andolsun eğer Medine’ye dönersek kesinlikle daha aziz olan oradan zelil olanı çıkaracaktır. Zeyd dedi ki: Bunun üzerine ben de Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gidip O’na bunu haber verdim. O da Abdullah İbn Ubeyy’e birisini gönderdi ve ona sordu. Olabildiğinde bu işi yapmadığına dair yemin etti ve: Zeyd, Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e yalan söyledi, dedi. Onların bu söylediklerinden dolayı da içime büyük bir sıkıntı düştü. Sonunda Allah beni tasdik etmek üzere: ’’Münafıklar sana geldiği vakit’’ sonra Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlar için istiğfar etmek için onları çağırdı ve onlar da yüzlerini çevirdiler ’’ buyruğunu indirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Zeyd b. Erkam –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ve onunla beraber Müminlerin ve münafıkların olduğu bir seferde insanların yanlarında bulunan azığın yetersizliği sebebiyle başlarına açlık ve kıtlık geldiğini zikretti. Münafıkların başı olan- Abdullah İbn Ubey İbn Selül konuştu ve Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanındakilere infak etmeyin ki O’nun etrafından dağılsınlar dedi. Münafikun Suresi: 7. Ayet. Yani nafakadan hiçbir şey vermeyin ki dönsünler ve Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i terk etsinler. Ve yine şöyle dedi: (Andolsun eğer Medine’ye dönersek kesinlikle daha aziz olan oradan zelil olanı çıkaracaktır) Münafikun Suresi 8. Ayet. Aziz olan ile kendini ve kavmini, zelil olan ile Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i kast etti. Ve bu sözü Zeyd b. Erkam –radıyallahu anh- duydu. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelerek Abdullah İbn Ubey İbn Selül’un şöyle şöyle dediğini ona haber verdi ve ona karşı kendisini uyardı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ona birini gönderdi, o da öyle söylemediğine yemin etti ve çok kuvvetli bir şekilde yemin etti. Bu münafıkların genel bir halidir. Bildikleri halde yalan yere yemin ederler. Burada öyle demediğine dair yemin etmiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onların zahiren dediklerini kabul eder, gizlediklerini Allah’a bırakırdı. Bu iş Zeyd b. Erkam’a ulaşınca kendisine çok zor geldi. Çünkü adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında yemin etti. Dediler ki Zeyd b. Erkam Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e yalan söyledi. Yani Zeyd b. Erkam Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e yalan haber verdi. Bu da Zeyd b. Erkam’ın üzerine ağır bir yük oldu. Allah onun doğru söylediğini şu ayet ile tasdik etti: "Münafıklar sana geldiği vakit" Münafıkun Suresi. Sonra da Nebi-sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan sadır olan kötü söz sebebiyle onlara istiğfar etmek için başlarında Abdullah İbn Ubey olan münafıkları çağırdı. Allah katında onlara istiğfar ediyor olması sebebiyle de Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e karşı kibirli ve küçük gören bir davranışta bulunarak yüz çevirdiler.
76 "Ben falan ve falancanın dinimizden bir şey bildiklerini zannetmiyorum."
عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ما أُظُن فُلَانا وفُلَانا يَعْرِفَان من دِيِننَا شَيْئَا». قال اللَّيث بن سعد أحد رُواة هذا الحديث: هذان الرجلان كانا من المنافقين.
Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- iki kişi ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: «Ben falan ve falancanın dinimizden bir şey bildiklerini zannetmiyorum.» Hadisin ravilerinden olan Leys bin Sa’d: «O iki adam münafıklardandı.» demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe –radıyallahu anha- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den, O’nun, iki kişi hakkında İslam dini ile ilgili hiçbir şey bilmediklerini haber verdiğini rivayet ediyor. Çünkü bu iki adam Müslüman gibi görünen ancak içlerinde küfrü gizleyen münafıklardandı.Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, bu adamlar hakkında onların yanında değilken konuşmuştur. Bu konuşma gıybet sayılmaz. Bilakis konuşulması gereken konulardandır. Zira onları tanımayanlar onların zahiren Müslüman görünümünde olmalarına aldanabilirler. “Zannetmiyorum” ifadesi burada kesin olarak bilmek manasına gelmektedir. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, münafıkları, Yüce Allah’ın kendisine bildirmesi sebebiyle onları çok iyi biliyordu. Bera’a -yani Tevbe- Suresi münafıklardan bahsetmekteydi. İbn Abbâs –radıyallahu anhumâ- bizler bu sûreyi ortaya çıkaran sure olarak isimlendirirdik, demiştir. Devamla bu sure münafıklardan öyle bahseder oldu ki bizler korkar olduk, demiştir.
77 Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Fetih günü Mekke'de halka hitabetti.''Haberiniz olsun! Mal veya kandan, câhiliyye devrinde anılıp zikredilen tüm övünme vesilesi olan şeyler ayaklarımın altındadır. (Kaldırılmıştır.) Sadece Hacılara su vermek (sikâyetu'l-Hac) ve Kabe hizmeti (Sidânetû'l-Beyt) bundan müstesnadır.Haberiniz olsun!Şüphesiz, kamçı ve sopa ile olan amde benzeyen hata ile öldürmenin diyeti yüz devedir. Bunlardan kırkının karınlarında yavruları olacaktır."
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم خطب يوم الفتح فقال: «ألا إن كل مَأْثُرَة كانت في الجاهلية من دم أو مال تُذْكَرُ وَتُدْعَى تحت قدمي، إلا ما كان من سِقَايَةِ الحاج، وسِدَانَة البيت» ثم قال: «ألا إن دِيَةَ الخطإ شِبْه العمد ما كان بالسَّوْطِ والعَصَا مِائة من الإبل: منها أربعون في بُطُونِهَا أولادُهَا».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Fetih günü Mekke'de halka hitabetti.''Haberiniz olsun! Mal veya kandan, câhiliyye devrinde anılıp zikredilen tüm övünme vesilesi olan şeyler ayaklarımın altındadır. (Kaldırılmıştır.) Sadece Hacılara su vermek (sikâyetu'l-Hac) ve Kabe hizmeti (Sidânetû'l-Beyt) bundan müstesnadır.Haberiniz olsun!Şüphesiz, kamçı ve sopa ile olan amde benzeyen hata ile öldürmenin diyeti yüz devedir. Bunlardan kırkının karınlarında yavruları olacaktır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Fetih günü Mekke'de halka hitab ettiğinde.Câhiliyye devrinde anılıp zikredilen tüm övünme vesilesi olan şeyler ayaklarımın altındadır. (Kaldırılmıştır.) Sadece Hacılara su vermek (sikâyetu'l-Hac) ve Kabe hizmeti (Sidânetû'l-Beyt) ve onun işleriyle ilgilenmenin bundan müstesna olduğunu haber verdi.O işler olduğu gibi kalacaklardır.Cahiliye döneminde Kabe'nin örtülmesi Abdu'd-Dâroğullarında idi.Su dağıtma işi Haşimoğullarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onarı bu iş üzere bıraktı onay verdi.Sonra da amde benzeyen o da kırbaç,sopa gibi genel olarak öldürmeyen bir alet ile vurmaktır.Diyeti mugallaza (ağırlaştırılmış) olup yüz devedir.Bunların kırk tanesi gebedir.
78 «İman yetmiş yahut atmış küsür şubedir. (Şubelerin ) en üstünü "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." sözü; en aşağısı ise eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «الإيمانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ أو بِضْعٌ وسِتُّونَ شُعْبَةً: فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ: لا إله إلا الله، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ».
«İman yetmiş yahut atmış küsur şubedir. (Şubelerin ) en üstünü "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." sözü; en aşağısı ise eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İman tek bir şube yahut tek bir haslet değildir. Bilakis bir çok şubeleri vardır. Yetmiş yahut atmış küsur şubesi vardır. Bu şubelerin en üstünü "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." sözü; en kolayı ise taş, diken gibi eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Haya etmek de imandan bir şubedir.
79 Her kim bize silah çekerse, o bizden değildir
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا».
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bize silah çekerse, o bizden değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Müslümanlara gözdağı vermek veya onları gasp etmek amacıyla silah taşınmasına karşı uyarıda bulunmuştur. Bunu haksız yere yapan kimse büyük bir suç ve büyük günahlardan birini işlemiş olur ve bu ağır tehdidi hak etmiştir.
- Müslümanın, diğer Müslüman kardeşleri ile savaşması şiddetle yasaklanmıştır.
- Yeryüzündeki en büyük fitne ve kötülüklerden biri, Müslümanlara silah doğrultmak ve öldürerek bozgunculuk çıkarmaktır.
- Bu şiddetli tehdit, haddi aşan ve fitne çıkaranlara karşı savaşmayı içermez.
- Şaka dahi olsa silah ve benzeri şeyler ile Müslümanı korkutmak haramdır.
80 Herhangi bir kimse kardeşine: 'Ey kâfir!' derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer söylediği kimse gerçekten dediği gibi ise (yani gerçekten kâfir ise), söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde bu söz onu söyleyene döner
عن ابْنِ عُمَرَ رَضيَ اللهُ عنهُما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّمَا امْرِئٍ قَالَ لِأَخِيهِ: يَا كَافِرُ، فَقَدْ بَاءَ بِهَا أَحَدُهُمَا، إِنْ كَانَ كَمَا قَالَ، وَإِلَّا رَجَعَتْ عَلَيْهِ».
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir kimse kardeşine: 'Ey kâfir!' derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer söylediği kimse gerçekten dediği gibi ise (yani gerçekten kâfir ise), söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde bu söz onu söyleyene döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın Müslüman kardeşine "Ey kâfir!" demesinden sakındırmıştır. Çünkü bu küfür sözü sebebiyle ikisinden biri onu hak etmiş olur: Eğer hakkında söylenen kişi gerçekten dediği gibi ise (yani kâfir ise), bu söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde, kardeşini tekfir etme (kâfirlikle suçlama) durumu söyleyen kişinin kendisine döner.
- Bu hadiste, bir Müslümanın kardeşini haksız yere fâsıklıkla veya küfürle suçlamasının yasaklandığı ve bundan şiddetle sakındırıldığı bildirilmektedir.
- Bu kötü sözden sakındırılmakta ve onu kardeşine söyleyen kimsenin büyük bir tehlike üzerinde olduğu bildirilmektedir. Bu sebeple kişi dilini korumalı ve ancak bilgiye, basirete ve kesin bir delile dayanarak konuşmalıdır.