Selam hadisleri
1 Müslümanın, Müslüman üstündeki hakkı beştir: Selamını almak, hasta ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek ve hapşırınca (Elhamdulillah dediğinde) yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin) demektir
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ: رَدُّ السَّلَامِ، وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: "Müslümanın, Müslüman üstündeki hakkı beştir: Selamını almak, hasta ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek ve hapşırınca (Elhamdulillah dediğinde) yerhamukallah (Allah sana rahmet etsin) demektir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarından bazılarını açıklamıştır. Bu haklardan ilki, selam verenin selamını almaktır. İkincisi: Hastanın ziyaret edilmesidir. Üçüncüsü: Cenazenin evden camiye getirilmesine, oradan da mezarlığa defnedilmesine kadar eşlik etmektir. Dördüncüsü: Din kardeşi düğün yemeği ve benzeri şeylere davet ettiğinde davetine icabet etmektir. Beşincisi: Hapşırdığında Elhamdulillah diyen kimseye "Yerhamukallah"(Allah sana rahmet etsin) demektir." Hapşıran kimse de bunun üzerine “Yehdîkumullah ve yuslih bâleküm” (Allah sizi doğru yola iletsin, halinizi düzeltsin) diye karşılık verir.
- Müslümanların aralarındaki hukukun güçlenmesi, kardeşlik ve sevginin kuvvetlendirilmesinde İslam'ın büyüklüğü ifade edilmiştir.
2 Bir Müslümanın, din kardeşini üç geceden (yani üç günden) fazla terk edip onunla küs durması helal değildir. İki Müslüman karşılaşırlar, biri bir tarafa, öteki öbür tarafa döner. Hâlbuki o ikisinin en hayırlısı önce selam verendir
عن أبي أيوب الأنصاري رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «لَا يَحِلُّ لِرَجُلٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثِ لَيَالٍ، يَلْتَقِيَانِ، فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا، وَخَيْرُهُمَا الَّذِي يَبْدَأُ بِالسَّلَامِ».
Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir Müslümanın, din kardeşini üç geceden (yani üç günden) fazla terk edip onunla küs durması helal değildir. İki Müslüman karşılaşırlar, biri bir tarafa, öteki öbür tarafa döner. Hâlbuki o ikisinin en hayırlısı önce selam verendir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın, Müslüman kardeşini üç geceden fazla onunla küs durmasını yasaklamıştır. Onlardan birisi diğeri ile karşılaştığında selam vermez ve onunla konuşmaz. Birbirine küs olan bu iki kişinin en faziletlisi aradaki bu dargınlığı kaldırmaya çalışır ve selam verir. Hadiste geçen terk edip uzak durmak kişinin kendisi için yaptığı uzak durmadır. Ama Allah Teâlâ'nın hakkı için günahkâr, bidat ehli ve kötü arkadaşlardan uzak durmak bir vakitle sınırlı değildir. Burada onlardan uzak durmadaki maslahata bakılır. Bu maslahat gerçekleştiğinde onlardan uzak durmaya son verilir.
- Üç gün veya daha kısa süredeki uzak durup terk etmek insanın tabiatı dikkate alınarak mübah kılınmıştır. Sıkıntı ortadan kalkması için üç gün terk edip uzak durmaya izin verilmiştir.
- Selam vermenin fazileti vurgulanmıştır. Selam, kalpte olan sıkıntıları giderir ve kişiler arasındaki sevgi alametidir.
- İslam dini, insanlar arasındaki kardeşliğe ve yakınlığa önem verir.
3 Sizden biriniz din kardeşine ile karşılaştığında ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar bir araya gelirlerse, tekrar selam versin
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا لَقِيَ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ، فَإِنْ حَالَتْ بَيْنَهُمَا شَجَرَةٌ أَوْ جِدَارٌ أَوْ حَجَرٌ ثُمَّ لَقِيَهُ فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ أَيْضًا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz din kardeşine ile karşılaştığında ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar bir araya gelirlerse, tekrar selam versin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanı; Müslüman kardeşiyle her karşılaştığında ona selâm vermeye teşvik etmektedir. Hatta birlikte yürüyor olsalar aralarına bir ağaç, bir duvar ya da büyük bir taş gibi bir engel girip sonra tekrar bir araya gelseler, ona yeniden selâm vermesini tavsiye etmiştir.
- Selamı yaymak ve her durum değiştikçe (her yeni karşılaşmada) bunu tekrarlamak müstehaptır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in selamı yaymaya son derece önem vermesi ve bunda özellikle mübalağa etmesi; Müslümanlar arasında yakınlık ve kaynaşmayı sağlamasından dolayıdır.
- Selam; “es-selâmu aleykum” veya “es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh” sözünü söylemektir. Bu, ilk karşılaşmada yapılan musafahadan (tokalaşmadan) ayrı bir husustur.
- Selam bir duadır. Müslümanlar ise, bu dua tekrarlansa bile, birbirleri için dua etmeye muhtaçtırlar.
4 Bineğe binen yürüyene, yürüyen oturana, az çoğa selam verir
عَن أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يُسَلِّمُ الرَّاكِبُ عَلَى المَاشِي، وَالمَاشِي عَلَى القَاعِدِ، وَالقَلِيلُ عَلَى الكَثِيرِ». وَلِلبُخَارِي: «يُسَلِّمُ الصَّغِيرُ عَلَى الكَبِيرِ، وَالمَارُّ عَلَى القَاعِدِ، وَالقَلِيلُ عَلَى الكَثِيرِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bineğe binen yürüyene, yürüyen oturana, az çoğa selam verir.» Buhârî'deki rivayette ise: «Küçük olan büyüğe, yürüyen oturana, az çoğa selam verir.» diye geçmektedir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlar arasında selamlaşmanın adabını şu şekilde bildirmiştir: ''Es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh'' "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun." Yaşı küçük olan büyük olana selam verir, binekte olan yürüyene selam verir, yürüyen oturana selam verir ve az sayıda olanlar da çok sayıda olanlara selam verir.
- Hadis-i şeriften anlaşılan selam vermek müstehaptır. Ancak hadiste zikredilenin tersine yürüyenin binekte olana selam vermesi gibi diğer sayılan kimselerinde bu şekilde selam vermesi caizdir. Fakat güzel ve faziletli olan hadiste geçtiği gibidir.
- Selamın hadiste belirtilen şekilde yayılması, sevgi ve dostluğun vesilelerinden biridir.
- Bahsedilen hususlarda sayıları eşit ise, onların en hayırlısı ilk önce selam verendir.
- Bu dinin mükemmelliği, insanların ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklamasındadır.
- Selam verme adabı ve kimin selam verilmeye daha hak sahibi olduğu öğretilmiştir.
5 Yahudi ve Hristiyanlara selama siz başlamayın. Onlarla yolda karşılaşırsanız onları yolun dar yerine gitmeye mecbur bırakın
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَبْدَؤوا الْيَهُودَ وَلَا النَّصَارَى بِالسَّلَامِ، فَإِذَا لَقِيتُمْ أَحَدَهُمْ فِي طَرِيقٍ فَاضْطَرُّوهُ إِلَى أَضْيَقِهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yahudi ve Hristiyanlara selama siz başlamayın. Onlarla yolda karşılaşırsanız onları yolun dar yerine gitmeye mecbur bırakın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Yahudi ve Hristiyanlara -zimmî olsalar bile- selamla başlamayı yasaklamıştır. Ayrıca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan biriyle yolda karşılaştığımızda onu yolun en dar kısmına yönlendirmemizi emretmiştir. Buna göre Mümin yolun ortasından yürür, kenara çekilen ise kâfir olur. Müslüman hiçbir durumda zillet içinde olmaz.
- Bir Müslümanın Yahudi, Hristiyan ve diğer kâfirlerden herhangi biriyle selamlaşmaya başlaması caiz değildir.
- Eğer gayrimüslim bir kimse önce selam verirse, "Ve aleykum" diyerek selama karşılık vermek caiz olur.
- Bir Müslümanın, bir kâfiri sebepsiz yere kasten onu dar bir yola girmeye zorlayarak taciz etmesi ve ona kasten zarar vermesi caiz değildir. Ancak yol dar veya kalabalık ise Müslümanın bu yolda hakkı daha fazladır, yoldan çekilen kâfir olmalıdır.
- Zulüm ve sözde çirkinlik olmaksızın, Müslümanların izzetinin; başkalarının ise zelil olmasının izhar edilmesi ifade edilmiştir.
- Kâfirlerin Allah Teâlâ'ya olan küfürlerinden dolayı kısıtlanmaları onların İslam'a yönelmelerine sebep olabilir. Bunun sebebini öğrenirlerse Cehennem'den kurtulmalarına vesile olabilir.
- Bir Müslümanın, kâfir birine “Nasılsın? hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar” gibi benzeri sözler söylemesinde bir sakınca yoktur; çünkü yasaklama, selam vermeye yöneliktir.
- et-Tîbî şöyle demiştir: Tercih edilen görüş şudur ki, bidat ehline selamla başlanmaz. Eğer bir kimse tanımadığı birine selam verir, gayrimüslim veya bidatçı olduğu ortaya çıkarsa şöyle der: Onu küçük düşürmek için selamımı geri aldım.
6 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabı arasında el sıkışma âdeti var mıydı diye sordum. O da: Evet, diye cevap verdi.
عن أبي الخطاب قتادة، قال: قُلْتُ لأَنَسٍ: أكَانَتِ المصَافَحَةُ في أصْحَابِ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم ؟، قَالَ: نَعَم.
Ebu’l–Hattâb Katâde şöyle dedi: Ben Enes’e: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabı arasında el sıkışma âdeti var mıydı diye sordum. O da: Evet, diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabı arasında el sıkışma âdeti var mıydı sözü şu anlama gelmektedir: Karşılaştıkları zaman selam verdikten sonra sevgilerinin ve hürmetlerinin onlar da sürekli yaparlar mıydı demektir. Musâfaha sağ elle olur. Bu da olduğu zaman ayrılmadan önce onlara mağfiret edilir. Bu da karşılaştığı zaman musâfaha yapmanın faziletine delalet etmektedir. Bu da onunla konuşmak için ve benzeri sebeple karşılaştığı zaman olur. Ancak çarşıda karşılaşmaları sahabenin uygulamasından değildi. Eğer çarşıda insanların yanından geçersen sadece selam vermen yeterlidir.
7 Bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e, İslam'ın en hayırlısı hangisidir? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yemek yedirmen ve tanıdık tanımadık herkese selam vermendir.» diye cevap verdi
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الإِسْلاَمِ خَيْرٌ؟ قَالَ: «تُطْعِمُ الطَّعَامَ، وَتَقْرَأُ السَّلاَمَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e, İslam'ın en hayırlısı hangisidir? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yemek yedirmen ve tanıdık tanımadık herkese selam vermendir.» diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e İslam'ın hangi özelliği en faziletlidir? diye sorulduğunda, şu iki özellikten bahsetmiştir: Birincisi: Fakirleri çokça doyurmaktır. Bunun içine sadaka, hediye verme, misafir ağırlama ve düğün yemeği vermede girmektedir. Kıtlık ve fiyatların yüksek olduğu zamanlarda yemek yedirmenin fazileti daha da kesinlik arz etmektedir. İkincisi: Tanıdığın veya tanımadığın her Müslümana selam vermektir.
- Sahabeler, dünyada ve ahirette kendileri için faydalı olan meseleleri öğrenme hususunda hırslı kimselerdi.
- Faziletinden ve insanların ona her zaman ihtiyaç duymasından dolayı selam vermek ve yemek yedirmek İslam'ın en güzel amellerindendir.
- Bu iki özellikle söz ve ameldeki ihsan bir arada toplanmış olur. Bu da ihsanın en kamil olanıdır.
- Bu özellikler Müslümanların birbirlerine nasıl davrandıklarıyla ilgilidir ve kulun Rabbiyle olan ilişkisinde de bazı özellikler vardır.
- Selamla başlamak Müslümanlara özgüdür. Bundan dolayı bir kâfire direk selam verilmemelidir.
8 Bir adam: Yâ Rasûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu.
عن أنس رضي الله عنه قال: قال رجلٌ: يا رسول الله، الرجلُ مِنّا يَلقى أخاه، أو صديقَه، أَيَنْحَني له؟ قال: «لا»، قال: أَفَيَلْتَزِمُهُ ويُقبِّلُهُ؟ قال: «لا» قال: فيأخذ بيده ويصافحُهُ؟ قال: «نعم».
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir adam: Yâ Rasûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Hayır eğilemez” buyurdu. Adam: Ona sarılıp öpebilir mi, diye sordu.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Hayır” buyurdular. Bu defa adam: Elini tutup musâfaha edebilir mi, dedi. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- :“Evet” buyurdu.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kişinin arkadaşı ile karşılaştığı zaman onun için eğilmeyi sordu.O da dedi ki:Hayır.Soru soran dedi ki:Ona vücuduna yaslar ve sarılır mı?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Hayır” buyurdular.Soru soran onunla musafaha eder mi? dedi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Evet” buyurdu.
9 «Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyetine bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangi bir günah yoktur.»
عن أبي هُريرة -رضي اللهُ عنه- مرفوعًا: «لو أن رجلا -أو قال: امْرَأً- اطَّلَعَ عليك بغير إِذْنِكَ؛ فَحَذَفْتَهُ بحَصَاةٍ، فَفَقَأْتَ عينه: ما كان عليك جُنَاحٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyetine bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangi bir günah yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimse başka bir kimsenin mahremine kapısının arkasından ya da duvarının üstünden veya bunun gibi izinsiz baksa ve mahremiyetine bakılan kimse, çakıl taşı atarak ya da gözüne demir çubuk saplayarak o kimsenin gözünü çıkarsa, gözü çıkaran kimseye bir günah ve kısas gerekmediğini haber vermiştir. Çünkü mahremiyete bakan haddi aşan ve bu fiili ile suçlu olan kimsedir.
10 Sizden biriniz bir meclise vardığında selam versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selam versin. Önce verdiği selam, sonraki selamından daha üstün değildir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا انْتَهَى أَحَدُكُمْ إِلَى الْمَجْلِسِ فَلْيُسَلِّمْ، فَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَقُومَ فَلْيُسَلِّمْ، فَلَيْسَتِ الْأُولَى بِأَحَقَّ مِنَ الْآخِرَةِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz bir meclise vardığında selam versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selam versin. Önce verdiği selam, sonraki selamından daha üstün değildir.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların oturduğu bir meclise gelen kimsenin onlara selam vermesini, oradan kalkıp gitmek istediğinde de yine selam vererek oradan ayrılmasını tavsiye etmiştir. Zira geliş esnasındaki ilk selam, ayrılış esnasındaki son selamdan daha öncelikli (veya daha önemli) değildir.
- Selamın yayılması teşvik edilmiştir.
- Bir yerde oturanların yanına gidip karşılaşıldığında hem de yanlarından ayrılırken selam vermek teşvik edilmiştir.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: (Hadisteki) 'Kalkmak istediğinde' ifadesinden kasıt, meclisten kalkmaktır. 'İlk selam daha öncelikli değildir' ifadesinin anlamı ise şudur: Bu iki selamın her ikisi de yerine getirilmeye tam anlamıyla layık olan birer sünnettir. Dolayısıyla ilk selamı verip ikincisini terk etmenin hiçbir gerekçesi (tutarlı yönü) yoktur.
11 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
عن أنس بن مالك رضي الله عنه أَنَّ النَبيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- كَان إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ، وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيهِم سَلَّمَ عَلَيهِم ثَلاَثًا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, o şeyi anlaşılana kadar, üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğa gelip selam verdiğinde de (duyulana kadar) üç defa selam verirdi.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın hadisinde heber verildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylediğinde, anlaşılana kadar üç defa tekrar ederdi. "Anlaşılana kadar tekrar ederdi" ifadesi anlaşıldığında tekrar etmediğine delalet etmektedir. Ancak kişi manasını iyi bilmediği için anlamadıysa ya da az duyan birisi ise veyahut da bir gürültü varsa, o kimseye anlayana kadar tekrar ederdi. Bu durumlarda seni anlayana kadar tekrar etmek müstehaptır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir topluluğa selam verdiğinde üç kez selam verirdi. Yani üç kereden fazla selamı tekrar etmezdi. Selam verir, selamı (duymadıkları için) almazsalar ikinci kez verir, bunda da alan olmazsa üçüncü kez verir, bunu da almadıklarında selam vermeyi terk ederdi. Aynı şekilde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yere girmek için üç kez izin isterdi. Bir kimse başka bir kimsenin yanına girmek için kapısını üç kez çalar. Eğer ses veren olmazsa oradan geri döner. Bazı şeyleri üç kez tekrarlayıp sonra bitirmek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir.
12 Allah, Adem -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yarattığında kendisine: "Git, meleklerden şu oturan topluluğa selam ver, sana nasıl selam vereceklerine kulak kesil. O, senin ve neslinin selamı olacak" diye buyurdu. Adem: "Es-selamu aleykum" dedi. Melekler de: "Es-selamu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler "ve rahmetullah" ibaresini de ilave ettiler.
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لما خلق الله آدم صلى الله عليه وسلم قال: اذهب فَسَلِّمْ على أولئك -نَفَرٍ من الملائكة جلوس- فاستمع ما يُحَيُّونَكَ؛ فإنها تَحِيَّتُكَ وتحية ذُرِّيتِكَ. فقال: السلام عليكم، فقالوا: السلام عليك ورحمة الله، فَزَادُوهُ: ورحمة الله».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah, Adem -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yarattığında kendisine: "Git, meleklerden şu oturan topluluğa selam ver, sana nasıl selam vereceklerine kulak kesil. O, senin ve neslinin selamı olacak" diye buyurdu. Adem: "Es-selamu aleykum" dedi. Melekler de: "Es-selamu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler "ve rahmetullah" ibaresini de ilave ettiler.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Allah -Azze ve Celle-, Adem'i yarattığında ona, meleklerden bir topluluğa gidip selam vermesini ve onların bu selama nasıl karşılık vereceklerine dikkat etmesini istedi. Bu, aralarında yapmış oldukları selamlaşma, onun (Adem) ve ondan sonra gelen rasullerin dinine tabi olan zürriyetinin meşru olan selamlaşmaları olacaktı. Adem: "Es-selamu aleykum" dedi. Melekler de: "Es-selamu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık vererek "ve rahmetullah" ibaresini ilave ettiler. Bu selam verme şekli, selam verilip alındığında meşru olandır.
13 “Allah Teâlâ’ya en evlâ olan insanlar önce selam verenlerdir” buyurdu.
عن أبي أمامة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إن أَوْلَى الناس بالله من بَدَأَهُمْ بالسلام». وفي رواية للترمذي: قيل: يا رسول الله، الرَّجُلان يَلْتَقِيَان أَيُّهُمَا يَبْدَأُ بالسلام؟، قال: «أَوْلاهُمَا بالله تعالى».
“Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanların Allah katında en evlâ olanları, selâm vermeye ilk başlayanlardır.” Tirmizî’nin Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayetine göre: Allah Rasulüne, iki kişi birbirleriyle karşılaşınca onlardan hangisi daha önce selâm verir? diye soruldu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de: “Allah Teâlâ’ya en evlâ olan” buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İnsanların en hayırlısı ve itaat etmek bakımından Allah Teâlâ’ya en yakın olanı kardeşlerine ilk önce selam veren kimsedir. Çünkü bu kimse böyle davranarak Allah Teâlâ’nın katında bulunanları arzulayarak itaat etmek hususunda erken davranmıştır. Böylece insanların en makbulü ve Allah’a en çok itaat edeni sayılmıştır.
14 Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamıdır, ama izin verin ona!» buyurdu.
عن عائشة رضي الله عنها أن رجلًا استأذن على النبي صلى الله عليه وسلم فقال: «ائْذَنُوا له، بئس أخو العَشِيرَةِ؟».
Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamıdır, ama izin verin ona!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabilesinin kötü adamı ya da oğludur ama, izin verin ona!» buyurdu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına oturduğunda onun yüzüne güldü ve iyi davrandı. Adam oradan ayrılınca Âişe –radıyallahu anha- Ey Allah'ın Rasûlü! Adamı gördüğünde onun için şöyle şöyle dedin, sonra yüzüne güldün ve iyi davrandın bunun hikmeti nedir? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: «Ey Âişe! Ne zaman benim çirkin sözlü olduğuma şahitlik ettin. Kıyamet günü Allah katında en kötü durumda kalacak kişi, insanların şerrinden çekindikleri için kendisini terk ettikleri kimsedir.» Bu adam fesat ve şer ehlinden olan birisiydi. Bundan dolayı Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- hak ettiği şeyi onun gıyabında zikretmiştir ve kabilesinin kötü adamı demiştir. Bu sözü o kimsenin fesadından insanları sakındırmak için yapmıştır. Ta ki insanlar ona aldanmasın. Eğer fesat ve dalalet sahibi ancak insanları güzel konuşmasıyla büyüleyen birisini görürsen, o zaman bu kimsenin sapık birisi olduğunu açıklamak üzerine farzdır. Çünkü insanların ona kanmasını engellemen gerekir. Nice insanlar vardır sana karşı gülümser, güzel konuşur ve onu gördüğünde beğenir, konuştuğunda da sözünü dinlersin. Ancak o kendisinde hayır olmayan kimsedir. İçinde bulunduğu durumu insanlara beyan etmek gerekir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in o adama karşı cana yakın davranışı müdârâ etmek(dünyanın ya da dinin veya her ikisinin birden ıslahı için dünyaya ait değerleri kullanmak) içindir. İlim ehli müdârânın başkalarıyla ilişkilerde aranan bir özellik olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak dalkavukluk yapmak böyle değildir. Çünkü dalkavukluk yapılması gerekli olandan ödün verip, yasaklara aldırış etmemeyi ya da yasakların işlenmesini gerektirir. Bu da hiçbir zaman caiz değildir. Ayet-i kerime de “İstediler ki yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.” (Kalem suresi: 9) Ama müdârâ etmek ve en ufak bir zarar getirmeyecek şekilde, maslahatın tahakkuk etmesi için insanlarla muamele etmek, şeri bir durumdur.
15 Biz, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in süt hissesini ayırıp kaldırırdık. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin gelir, uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selam verirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece geldi, yine her zamanki gibi selam verdi.
عن المِقْدَادُ رضي الله عنه في حديثه الطويل: كنا نَرَفَعُ للنبي صلى الله عليه وسلم نَصِيبَهُ من اللَّبَنِ ، فَيَجِيءُ من الليل، فَيُسَلِّمُ تسليما لا يُوقِظُ نائما، ويُسْمِعُ اليَقْظَانَ، فجاء النبي صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمَ كما كان يُسَلِّمُ.
Biz, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in süt hissesini ayırıp kaldırırdık. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin gelir, uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selam verirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece geldi, yine her zamanki gibi selam verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Mikdâd ve onunla beraber bulunan sahabeler -radıyallahu anhum- koyunu sağıp sütünden kendi paylarına düşeni içtikten sonra Allah resulü -sallallahu aleyhi ve selem- geldiğinde içsin diye O’nun payını ayırıp kaldırırlardı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- gece onların yanına geldiğinde onlar uyumuş olurdu. Orta tonda bir sesle (kısık bir sesle ve onun bir üst tonuyla) selam verirdi. Bu selamı uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanın da işiteceği şekildeydi.
16 «Küçük olan büyüğe, yürüyen oturana, az çoğa selam verir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: "لِيُسَلِّمِ الصغيرُ على الكبيرِ، والمارُّ على القاعدِ، والقليلُ على الكثيرِ" وفي رواية: "والراكبُ على الماشي".
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Küçük olan büyüğe, yürüyen oturana, az çoğa selam verir.» Başka bir rivâyette «Binekte olan yürüyene» ifadesi yer almaktadır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis selâm vermeye başlama hakkında mendup olan sıralamayı ifade eder. Dört kısım zikredilmiştir: Birincisi: Küçük kimse büyük olan kimseye ihtiramdan dolayı selâm verir. İkincisi: Yürüyenin oturana selam vermesi güzel olandır. Çünkü ona doğru gelen hükmündedir. Üçüncüsü: Çok sayıda olan topluluk, az sayıda olan topluluğa karşı hak sahibidir. Faziletli olan az olan topluluğun çok olana selam vermesidir. Dördüncüsü: Binekte olanın binme gibi faziletli bir özelliği vardır. Allah'ın ona bahşetmiş olduğu bu nimetini eda etmek için selâm vermeye o başlar.
17 «Topluluk adına (topluluktan) birinin selam vermesi, diğer gruptan da bir kişinin alması yeterlidir.»
عن علي بن أبي طالب رضي الله عنه مرفوعاً: «يُجْزِئُ عن الجماعة إذا مَرُّوا أن يُسَلِّم أحدهم، ويُجْزِئُ عن الجماعة أن يَرُدَّ أحدهم».
Ali -radıyallau anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Topluluk adına (topluluktan) birinin selam vermesi, diğer gruptan da bir kişinin alması yeterlidir.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir topluluk adına içlerinden birisinin selam vermesi yeterli olduğu gibi, diğer topluluktan da içlerinden birisinin bu selamı alması yeterlidir.
18 Çocukların yanından geçerken onlara selâm verdi ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de çocuklara böyle selâm verirdi, dedi.
عن أنسٍ رضي الله عنه : أنّهُ مَرَّ على صِبْيَانِ، فَسَلَّمَ عليهم، وقالَ: كانَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم يَفعلُهُ.
Enes -radıyallahu anh- çocukların yanından geçerken onlara selâm verdi ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de çocuklara böyle selâm verirdi, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste tevazuya ve bütün insanlara selam vermeye davet etmek vardır. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in tevazusunun göstergesi de çocukların yanından geçerken onlara selam veriyor olmasıdır. Sahabeler de onu takip etmişlerdir –radıyallahu anhum- Enes -radıyallahu anh- çocukların yanından geçerken onlara selâm verirdi. Çocuklar pazarda oynarken, yanlarından geçerken onlara selam verirdi Ardından da şöyle derdi: "Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı." Yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de çocukların yanından geçerse onlara böyle selâm verirdi. Bu da tevazudan, güzel ahlaktan, terbiyeden, güzel eğitimden, irşattan ve yönlendirmedendir. Çünkü çocuklar bir insan onlara selam verirse, onlar buna alışırlar ve onlar için nefislerinde bir alışkanlık haline gelir.
19 Ey Ebu’l-Hasan! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? dediler. O da: Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı! dedi.
عن ابن عباس رضي الله عنهما : أن عليَّ بنَ أبي طالبٍ رضي الله عنه خَرَجَ من عندِ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم في وَجَعِهِ الذي تُوُفِّيَ فيه، فقالَ الناسُ: يا أبَا الحَسَنِ، كيفَ أَصْبَحَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم ؟ قالَ: أَصْبَحَ بِحَمدِ اللهِ بَارِئًا.
İbn Abbas -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre, Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktı. Sahâbîler: Ey Ebu’l-Hasan! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi? dediler. O da: Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı! dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbas -radıyallahu anhumâ,- Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktığını haber vermiştir. Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in damadı ve amcasının oğludur. Ali -radıyallahu anh-'a Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? diye sordular. Bu, sahabenin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ne kadar sevip, O'na önem vermede ne kadar hırslı olduklarını gösterir. Ali -radıyallahu anh-: Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı! dedi.
20 “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu.
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه أَنَّهُ تَوَضَّأ في بيتِهِ، ثُمَّ خَرَج، فقَال: لَأَلْزَمَنَّ رسُول الله صلى الله عليه وسلم ولَأَكُونَنَّ مَعَهُ يَومِي هَذَا، فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَألَ عَنِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَقَالُوا وَجَّهَ هَاهُنَا، قال: فَخَرَجْتُ عَلَى أَثَرِهِ أَسأَلُ عنْهُ، حتَّى دخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَستُ عِندَ البَابِ حتَّى قَضَى رسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- حَاجَتَهُ وَتَوَضَّأ، فَقُمتُ إِلَيهِ، فَإِذَا هُوَ قَدْ جَلَسَ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ وَدلَّاهُمَا فِي البِئرِ، فَسَلَّمتُ علَيه ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِند البَابِ، فقُلتُ: لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- اليَومَ، فجَاءَ أَبُو بَكر -رضِيَ الله عنْهُ- فَدَفَعَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقَالَ: أَبُو بَكْرٍ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ ذَهَبتُ، فَقُلْتُ: يَا رسُولَ الله، هَذَا أبُو بكرٍ يَسْتَأذِنُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَأَقْبَلْتُ حتَّى قُلتُ لَأَبِي بَكْرٍ: ادْخُلْ وَرَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ، فَدَخَلَ أَبُو بَكرٍ حَتَّى جَلَسَ عَن يَمِينِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- مَعَهُ فِي القُفِّ، ودَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ وَجَلَسْتُ، وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ - يُريِدُ أَخَاهُ - خَيرًا يَأتِ بِهِ، فَإِذَا إِنسَانٌ يُحَرِّكُ البَّابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُمَرُ بن الخَطَّابِ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَسَلَّمْتُ عَلَيهِ وقُلْتُ: هَذَا عُمَرُ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقَال: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَجِئْتُ عُمَرَ، فَقُلتُ: أَذِنَ وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ، فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فِي القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ وَدَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلتُ: إِن يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ خَيرًا -يعنِي أَخَاهُ- يَأتِ بِهِ، فَجَاءَ إِنسَانٌ فَحَرَّكَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُثمَانُ بنُ عَفَّان، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، وَجِئتُ النبِيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَأَخبَرتُهُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرهُ بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُهُ» فَجِئتُ، فقُلتُ: ادْخُل وَيُبَشِّرُكَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُكَ، فَدَخَلَ فَوَجَدَ القُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وِجَاهَهُم مِنَ الشِقِّ الآخَرِ. قال سعيد بنُ الْمُسَيِّبِ: فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُم. وزاد في رواية: وَأَمَرَنِي رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِحفظِ البابِ، وفيها: أنَّ عُثمَانَ حِينَ بَشَّرَهُ حَمِدَ الله -تَعَالَى-، ثُمَّ قَالَ: اللهُ الْمُسْتَعَانُ.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkarken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; hep onun yanında bulunacağım”, dedi. Sonra Mescid’e gidip oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- olanları şöyle anlattı: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gittiği yeri sora sora, nihayet O'nun Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçede olduğunu öğrendim. Ben de bahçe kapısının yanına oturdum. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyu ağzındaki bileziğin tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmış. Kendisine selâm verdikten sonra geri dönüp kapının yanına oturdum. Kendi kendime: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebû Bekir içeri girdi. Peygamber -aleyhisselâm-’ın sağ tarafına geçip onun yanına, kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve tıpkı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de geri dönüp yerime oturdum. Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. O sırada birinin kapıyı ittiğini gördüm. Kim o? diye sordum. Ömer b. Hattâb, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına giderek selâm verdim ve: Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sol tarafına geçerek kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı itti. Kim o? diye sordum. Osman b. Affân, dedi. Biraz bekle, diyerek Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri döndüm ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce, onların karşılarında bir başka yere oturdu. Saîd ibnu’l-Müseyyeb dedi ki: Ben bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordum. Başka bir rivayette: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kapıyı korumamı emretti. O rivayette şu ilave de vardır: Osman -radıyallahu anh- müjdeyi duyunca Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste O, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkmış ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ararken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; Yani giderken de gelirken de hep O'nun yanında bulunacağım, demektir. Sonra Ebu Musâ -radıyallahu anh-, O'nu bulmak için mescide geldi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ya mescidde ya da ailesinin işleri için evinde ve yahut da ashabının faydasına olacak şeyler ile uğraşıyor olacaktı. Mescidde O'nu bulamayınca oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Eris Kuyusu'nun olduğu yönü işaret ettiler. Eris Kuyusu; Kuba'nın yakınlarındaki bir kuyunun ismidir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, akabinde ordan ayrıldı ve Eris Kuyusu'na ulaştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i orada buldu ve kuyunun bahçe kapısının yanına oturdu. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyunun ağzının tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bekçisi gibi kuyunun bahçe kapısında bekçilik yapıyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. İçeri girmek istedi. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber vermeden Ebu Bekir'in içeri girmesine izin vermedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Ebû Bekir geldi içeri girmek için izin istiyor dedi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedi. Cennetle müjdelemesi büyük bir müjdedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olması için O'na izin verdi. Ebû Bekir içeri girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kuyunun ağzında otururken buldu ve sağ tarafına oturdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her şeyde sağdan başlamayı seviyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sağına O'nun oturduğu gibi yaparak oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e muhalefet etmeyi kerih görerek baldırlarını açarak oturdu. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Eğer gelirse izin ister onu da cennetle müjdelerdi. Ancak ikinci kişi içeri girmek için izin istedi. Ebû Mûsâ, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gelip Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedi. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Ebû Bekir’i kuyunun ağzında otururken buldu. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sol tarafına geçerek oturdu. Kuyunun etrafı dardı, geniş değildi. Bu üç kişi bir taraftaydı. Sonra Osman -radıyallahu anh- izin istedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- daha önce izin isteyenlerde yaptığı gibi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri döndü ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ (imtihan) ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedi. Onun hakkında nimet ve bela bir arada toplandı. Osman -radıyallahu anh- Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi. Belaya karşı Allah yardımcım olsun, bu müjdeden dolayı da Allah’a hamd olsun. İçeri girdiğinde kuyunun etrafının dolu olduğunu görünce onların karşısına geçip oturdu ve baldırlarını açarak ayaklarını kuyunun içine sarkıttı. Çünkü kuyunun ağzı dardı. Saîd b. el-Müseyyeb - Tabiinin büyüklerindendir- bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordu. Çünkü üçünün kabri bir yerdedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-‘nın hepsi aynı mekana defnedilmişlerdir. Dünyada iken beraber bir yerlere gider ve beraber dönerlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her zaman Ben, Ebû Bekir ve Ömer gittik. Ben, Ebû Bekir ve Ömer geldik derdi. O ikisi Rasûlullah’ın dostları ve yardımcılarıydı. Kıyamet gününde kabirlerinden hep birlikte çıkacaklar. Dünya'da ve Ahiret'te hep birlikte olacaklardır. Osman –radıyallahu anh- onların karşısına oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdeledi. Başına gelecek olan bela insanların onun yöneticiliğinde ihtilaf edip, ayaklanmaları ve evinde onu öldürmeleridir. Öyle ki Medine'deki evine girip, Allah’ın Kitabı önünde olduğu halde Kur'ân okurken onu (şehit ettiler) öldürdüler.
21 Ey Ebû Batn! Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.
عن الطُّفَيْلَ بن أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ: أنه كان يأتي عبد الله بن عمر، فيَغْدُو معه إلى السوق، قال: فإذا غَدَوْنَا إلى السوق، لم يَمُرَّ عبد الله على سَقَّاطٍ ولا صاحب بَيْعَةٍ ، ولا مسكين، ولا أحد إلا سَلَّمَ عليه، قال الطُفيل: فجئت عبد الله بن عمر يوما، فَاسْتَتْبَعَنِي إلى السوق، فقلت له: ما تصنع بالسوق، وأنت لا تَقِف على البيع، ولا تسأل عن السِّلَعِ، ولا تَسُومُ بها، ولا تجلس في مجالس السوق؟ وأقول: اجلس بنا هاهنا نَتَحَدَثُ، فقال: يا أبا بَطْنٍ -وكان الطفيل ذا بَطْنٍ- إنما نَغْدُو من أجل السلام، فنُسَلِّمُ على من لَقيْنَاهُ.
Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b, söylediğine göre Abdullah İbni Ömer’e gelir ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: Biz çarşıya çıktığımızda, Abdullah, eski eşya satan, değerli mal satan, yoksul veya herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanına gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: – Çarşıda ne yapacaksın? Alışverişe vâkıf değilsin, malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmuyorsun? Şurada otur da, birlikte konuşalım, dedim. Bunun üzerine Abdullah: Ey Ebû Batn! –Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için böyle hitap etmiştir– Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz; karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Mâlik rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Tufeyl İbni Übey İbni Kâ’b Abdullah İbni Ömer -radıyallahu anh-’ın yanına bir sebepten dolayı geldiğinde onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl şöyle demiştir: “Biz çarşıya çıktığımızda Abdullah, eski eşya satan kimseye uğrasa.” Yani kalitesiz eşya satan, bugün bizim örfümüzde ikinci el eşya satan kimsedir. “Değerli mal satan” O da pahalı ve kaliteli eşya satan kimsedir. “Yoksul veya herhangi bir kimseye uğrasa mutlaka selâm verirdi.” Yani; zengin, fakir ya da küçük, büyük karşılaştığı herkese selam verirdi. Tufeyl sözüne şöyle devam etti: Bir gün yine Abdullah İbni Ömer’in yanına gelmiştim yani bir sebepten dolayı yanına uğramıştım. Çarşıya gitmek için kendisine arkadaş olmamı istedi. Ona: Çarşıda ne yapacaksın Alışverişe vâkıf değilsin dedim. Yani; malların fiyatlarını sormuyorsun, bir şey satın almak istemiyorsun, insanlarla pazarlık da etmiyorsun. Çarşı pazarda yapılacak olan hiçbir şeyi yapmıyorsun. Çarşı pazara gitmeni gerektirecek bir sebebin yok ise çarşı pazara ihtiyacın olmadığı halde gitmendeki hikmet nedir? Bunun üzerine İbn Ömer- radıyallahu anh – O’na “Ey Ebû Batn! –Tufeyl, iri göbekli bir kişi olduğu için, karnı göğsüyle eşit olmayıp önde olduğu için böyle hitap etmiştir.” “Biz, sadece selâm vermek üzere çarşıya çıkıyoruz karşılaştığımız kimselere de selâm veriyoruz, cevabını verdi.” Yani; Çarşıya gitmelerindeki maksat, alışveriş yapmak, orada oturmak için değil, bilakis selam verildiğinde hasıl olan sevabı kazanmak içindir. Bu Abdullah İbn Ömer –radıyallahu anh-’ın sünneti tatbik etmedeki ve insanlar arasında selamı izhar etmesindeki hırsından dolayıdır. Çünkü söylenmesi kolay olan külfetli olmayan kelimelerden oluşan kazançlı bir ganimet olduğunu ve birçok hayrı içinde barındırdığını iyi bilmekteydi.
22 "Aleykesselam diye selam verme. Çünkü aleykesselam ölülerin selamıdır."
عن أبي جُرَيٍّ الْهُجَيْمِيِّ رضي الله عنه قال: أتيت رسول الله صلى الله عليه وسلم فقلت: عليك السلام يا رسول الله. قال: «لا تَقُلْ عليك السلام؛ فإن عليك السلام تحيَّة المَوْتَى».
Ebu Cüreyy Câbir b. Süleym radiyallahu anhu’den rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek Aleykesselam ey Allah'ın Rasulü diye selam verdim. O da bana, “Aleykesselam diye selam verme. Çünkü aleykesselam ölülerin selamıdır” diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek, Aleykesselam ey Allah'ın Rasulü diye selam verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ise böyle selam verilmesini yasaklayıp, bu şekilde selam verilmesinden hoşlanmadığı için bu selamı almadı. Selamı veren kimseye bu selamın ölülere verilen selam olduğunu söyledi ve diğer bir hadiste ifade edildiğine göre o kimseye “ es-Selamu Aleyke” demesini emredip, meşru olan selamın nasıl verileceğini beyan etti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in “Aleykesselam ölülere verilen selamdır” sözü bu selamın mezar ziyaretlerinde söyleneceği anlamına gelmez. Zira O’nun kabir ziyaretlerinde şöyle söylediği sabit olmuştur: “ Es-Selamu aleykum ey Müminler yurdunun sakinleri”. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yasakladığı selam verme şekliyle cahiliye döneminde ölülere verilen selam verme şekline işaret edilmektedir.
23 Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: "Es-Selâmu aleykum" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun selamına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «On sevap kazandı
عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ، فَرَدَّ عَلَيْهِ ثُمَّ جَلَسَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «عَشْرٌ» ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ، فَرَدَّ عَلَيْهِ فَجَلَسَ، فَقَالَ: «عِشْرُونَ» ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، فَرَدَّ عَلَيْهِ فَجَلَسَ، فَقَالَ: «ثَلَاثُونَ».
İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: "Es-Selâmu aleykum" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun selamına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «On sevap kazandı» buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o ise: "Es-selâmu aleykum ve rahmetullah" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona da verdiği selamın aynıyla mukabelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yirmi sevap kazandı» buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve: "Es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, o kişiye de selamının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Otuz sevap kazandı» buyurdu.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: (Es-selamu aleykum) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ona on sevap yazılır” buyurdu. Sonra başka bir adam geldi ve: (Es-selamu aleykum ve rahmetullah) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ona yirmi sevap yazılır” buyurdu. Sonra başka bir adam geldi ve: (Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakâtuh) dedi. O da onun selamına karşılık verdi ve oturdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Otuz sevap yazılır” buyurdu. Yani söylediği her kelimeye karşılık on sevap yazılır.
- Gelen kişi oturanlara selam verir.
- Fazladan ecir, selamın kelimelerinin fazla olmasıyladır.
- Selam vermenin en eksiksiz ve faziletli şekli: (Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu) demektir. Selamı alırken kullanılacak en faziletli lafız da: (Ve aleykümu's-selâm ve rahmetullahi ve berekâtuhu) şeklinde karşılık vermektir.
- Selam verme ve selamı alma seviyeleri farklı olunca, mükâfat da farklı olur.
- İnsanlara iyiliği öğretmek ve en iyiye ulaşmaları için onları uyarmak ifade edilmiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Eğer selama ilk başlayan kişi 've rahmetullah' kelimesini eklerse, ona karşılık verenin de 've berekâtuhu' kelimesini eklemesi müstehap (güzel) olur. Peki, selama başlayan kişi doğrudan 've berekatuhu' kelimesini ekleyerek selam verirse, ona cevap verenin (bu ifadenin de üzerine) bir şey eklemesi meşru mudur? Aynı şekilde, selama ilk başlayan kişinin 've berekatuhu' ifadesinin de üzerine ekleme yapması meşru mudur? (Bu konuda) Mâlik'in, El-Muvatta adlı eserinde İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Selam bereket lafzıyla biter."
24 Karşılaştıklarında birbirleriyle tokalaşan iki Müslümanın daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır
عَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ إِلَّا غُفِرَ لَهُمَا قَبْلَ أَنْ يَفْتَرِقَا».
Berâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Karşılaştıklarında birbirleriyle tokalaşan iki Müslümanın daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır.»
Derecesi: Bu hadis rivayet yollarının toplamı ile sahihtir · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yolda veya benzeri bir yerde karşılaşan iki Müslüman tokalaşarak selamlaşırsa, birbiriyle ayrılmadan veya tokalaşmaları bitmeden önce mutlaka affedilirler.»
- Karşılaşmalarda el sıkışarak tokalaşmak müstehaptır ve teşvik edilmiştir.
- el-Münâvî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir mazeret olmadığı sürece, sağ el(in parmakları) yine sağ elin içine (boğumlarına) konulmadıkça sünnet yerine gelmiş olmaz.
- Hadiste, selamlaşmanın yayılmasına teşvik edilmiş ve bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşiyle tokalaşmasının büyük mükâfatı anlatılmıştır.
- Yabancı bir kadınla tokalaşmak gibi yasak olan tokalaşmalar ise, bu hadisin dışında bırakılmıştır.