Helal Yiyecek ve İçecekler hadisleri
1 Yüce Allah her şeyde ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir
عَنْ أَبِي يَعْلَى شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ اللهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا القِتْلَةَ، وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذِّبْحَةَ، وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ».
Ebû Ya'lâ Şeddâd b. Evs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yüce Allah her şeyde ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir. Öldürürken (dahi) güzel bir şekilde öldürün! Hayvanı keserken de güzel bir şekilde kesin! Biriniz (hayvan keseceğinde) bıçağını bilesin ve hayvanını rahatlatsın!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın bize her şeyde ihsanı emrettiğini haber vermiştir. İhsan; ibadette, iyilik yapmakta, canlılara eziyet etmemekte her daim Yüce Allah'ın gözetiminde olduğunu bilmektir. Öldürmek ve hayvanı boğazlamak da bu ihsan kapsamındadır. Kısas anında katilin öldürülmesindeki ihsan; öldürülen için en kolay, en hafif ve en hızlı yolu seçmektir. Hayvanı boğazlama esnasındaki ihsan; bıçağı bileyerek kesilecek hayvana şefkat göstermektir. Hayvan bıçağa bakarken gözünün önünde bıçak bilenmez. Diğer hayvanların gözü önünde de hayvan boğazlanmaz.
- Allah -Azze ve Celle-'nin yaratmış olduğu mahlukatına lütfu ve rahmeti ifade edilmiştir.
- Öldürmede ve hayvan kesmedeki ihsan, bunun meşru ve uygun şekilde yapılmasıdır.
- İslam dininin mükemmelliği ve her türlü hayrı içermesi ifade edilmiştir. Hayvanlara olan rahmet ve şefkat bunun bir örneğidir.
- Bir insan öldürüldükten sonra organlarını kesmek yasaklanmıştır.
- Hayvanlara eziyet veren her şey yasaklanmıştır.
2 Sarhoşluk verici her şey haramdır.
عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَريِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَعَثَهُ إِلَى اليَمَنِ، فَسَأَلَهُ عَنْ أَشْرِبَةٍ تُصْنَعُ بِهَا، فَقَالَ: وَمَا هِيَ؟، قَالَ: «البِتْعُ وَالمِزْرُ»، فَقِيلَ لِأَبِي بُرْدَةَ: مَا البِتْعُ؟ قَالَ: نَبِيذُ العَسَلِ، وَالمِزْرُ: نَبِيذُ الشَّعِيرِ، فَقَالَ: «كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ» خرجه البخاري. وَخَرَّجَهُ مُسْلِمٌ وَلَفْظُهُ: قَالَ: بَعَثَنِي رَسُولُ اَلله أَنَا وَمُعَاذٌ إِلَى اَليَمَنِ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولُ اَللَّهِ! إِنَّ شَرَابًا يُصْنَعُ بِأَرْضِنَا يُقَال لَهُ: المِزَرُ مِنَ الشَّعِيرِ، وَشَرَابٌ يُقَالُ لَهُ: البِتْعُ مِنَ العَسَلِ، فَقَالَ: «كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ». وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: «فَقَالَ: كُلُّ مَا أَسْكَرَ عَنِ الصَّلَاةِ فَهُوَ حَرَامٌ». وَفِي رِوَايَةٍ لَهُ: «وَكَانَ رَسُولُ الله قَدْ أُعْطِيَ جَوَامِعَ الكَلِمِ بِخَوَاتِمِهِ، فَقَالَ: أَنْهَى عَنْ كُلِّ مُسْكِرٍ أَسْكَرَ عَنْ الصَّلَاةِ».
Ebû Burde’nin, babası Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet ettiğine göre: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi Yemen’e (vali olarak) göndermişti. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî orada yapılan bazı içecekler hakkında sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- «Bunlar nelerdir?» diye sordu. Ebû Mûsâ: ‘(Biri) el-bit‘ ve (diğeri) el-mizr’dir’ dedi. Ebû Burde’ye «‘el-bit‘» nedir?’ diye sorulduğunda, ‘Bal şarabıdır’ dedi. ‘Mizr ise arpa şarabıdır.’ Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Her sarhoş edici şey haramdır.” Buhârî rivayet etmiştir. Müslim de rivayet etmiş ve lafzı şöyledir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ve Muâz'ı Yemen'e gönderdi. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! Bizim memleketimizde arpadan yapılan mizr denilen bir içecek ve baldan yapılan bit' denilen bir içecek vardır, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Her sarhoş edici şey haramdır.» Müslim’in bir rivayetinde ise (şöyle geçmektedir): «Namazdan alıkoyarak sarhoşluk veren her şey haramdır.» Onun başka bir rivayetinde ise şöyle gelmiştir: Rasûlullah’a veciz konuşma bir konuda en son sözü söyleme özelliği verilmiştir ve o, şöyle buyurmuştur: «Ben, namazdan alıkoyan ve sarhoşluk veren her türlü içkiyi yasaklıyorum.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
“Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (Allah ondan razı olsun), Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) onu Yemen’e gönderdiğini ve orada yapılan bazı içeceklerin haram olup olmadığını sorduğunu rivayet eder. Peygamber (s.a.s.) de bu içecekler hakkında bilgi aldı.” Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu Yemen'e gönderdiğini ve orada yapılan bazı içeceklerin haram olup olmadığını sorduğunu haber vermiştir. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu içecekler hakkında daha fazla bilgi almak istemiştir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bunlar; “Bit’” yani bal şarabı ve “mizr” yani arpa şarabıdır. Kendisine veciz konuşma özelliği verilen Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sarhoşluk veren herşey haramdır.»
- Nebîz: Su içine hurma, bal, arpa vb. katılarak tatlı bir lezzet ve aroma kazandırılan bir içecektir. Daha sonra fermente olabilir ve sarhoş edici olabilir.
- Hadis; şarap, esrar ve benzeri her türlü sarhoş edici maddenin haram kılınmasına dair bir esas hükmündedir.
- Müslümanın ihtiyacı olan şeyleri sormanın önemi ifade edilmiştir.
- İlk olarak içkinin haram kılınması, namaz vakti geldiğinde olmuştur. Çünkü bazı Muhacirler namaz kıldığında okuduklarını karıştırmışlardı; bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.} [Nisâ Suresi: 43.] Rasûlullah’ın münadisi şöyle seslenirdi: "Sarhoş olan kimse namaza yaklaşmasın." Sonra Allah, onu kesin bir dille yasakladı ve şöyle buyurdu: {Ey iman edenler! Şüphesiz içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. (90) Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçiyor musunuz?} [Mâide Suresi: 90-91. Ayetler].
- Allah Teâlâ, içkinin büyük zarar ve fitneye sebep olmasından dolayı onu haram kılmıştır.
- Haram kılınmasındaki sebep, sarhoş edici bir özelliğin var olmasıdır. Nebîz sarhoş edici ise haramdır, sarhoş edici değilse helaldir.
3 Allah her bir şey üzerine iyilik yazdı
عن شداد بن أوس رضي الله عنه قال: ثِنْتَانِ حَفِظْتُهُمَا عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ اللهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ، وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذَّبْحَ، وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، فَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ».
Şeddâd b. Evs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ezberlediğim iki şey vardır ve şöyle buyurmuştur: «Allah her bir şey üzerine iyilik yazdı. Öldürdüğünüz zaman güzelce öldürün, hayvanı boğazladığınız zaman da güzelce boğazlayın. Sizden biriniz bıçağını keskinleştirsin ve hayvanını rahatlatsın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın bize her şeyde ihsanı emrettiğini haber vermiştir. İhsan; ibadette, iyilik yapmakta, canlılara eziyet etmemekte her daim Yüce Allah'ın gözetiminde olduğunu bilmektir. Öldürmek ve hayvanı boğazlamak da bu ihsan kapsamındadır. Kısas anında katilin öldürülmesindeki ihsan; öldürülen için en kolay, en hafif ve en hızlı yolu seçmektir. Hayvanı boğazlama esnasındaki ihsan; bıçağı bileyerek kesilecek hayvana şefkat göstermektir. Hayvan bıçağa bakarken gözünün önünde bıçak bilenmez. Diğer hayvanların gözü önünde de hayvan boğazlanmaz.
- Allah -Azze ve Celle-'nin yaratmış olduğu mahlukatına lütfu ve rahmeti ifade edilmiştir.
- Öldürmede ve hayvan kesmedeki ihsan, bunun meşru ve uygun şekilde yapılmasıdır.
- İslam dininin mükemmelliği ve her türlü hayrı içermesi ifade edilmiştir. Hayvanlara olan rahmet ve şefkat bunun bir örneğidir.
- Bir insan öldürüldükten sonra organlarını kesmek yasaklanmıştır.
- Hayvanlara eziyet veren her şey yasaklanmıştır.
4 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, Yâ Rasûlullah! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içlerinde yemek yiyebilir miyiz?
عن أبي ثَعْلبة الخُشني رضي الله عنه قال: «أَتَيْتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم فقلت: يا رسول الله، إنا بأرض قوم أهل كتاب، أَفَنَأْكُلُ في آنِيَتِهِم؟ وفي أرض صيد، أَصِيدُ بِقَوْسِي وبِكَلْبِي الذي ليس بِمُعَلَّمٍ، وبِكَلْبِي المُعَلَّمِ، فما يَصلح لي؟ قال: أمَّا مَا ذَكَرْتَ- يعني من آنية أهل الكتاب-: فإِنْ وجدْتُمْ غيرها فلا تأكلوا فيها، وإِنْ لم تَجِدُوا فاغسِلوهَا، وكلوا فِيهَا، وما صدتَ بِقَوْسِكَ، فذَكَرْتَ اسمَ الله عَلَيه فَكُلْ، وما صِدْتَ بِكَلْبِكَ المُعَلَّمِ، فَذَكَرْتَ اسْمَ الله عليه فَكُلْ، وما صِدْتَ بِكَلْبِكَ غيرِ المُعَلَّمِ فَأَدْرَكْتَ ذَكَاتَهُ فَكُلْ».
Ebû Sa'lebe el-Huşenî -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, Yâ Rasûlullah! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içlerinde yemek yiyebilir miyiz? Yine ben bir av sahasında bulunuyorum, yayımla, eğitilmemiş köpeğimle ve eğitilmiş köpeğimle avlanıyorum. Benim için doğru olan nedir? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: "Kitâb ehlinin kapları ile ilgili: Eğer siz kitâb ehli kaplarından başka yemek kapları bulursanız, onların kaplarından yemeyiniz! Eğer başkasını bulamazsanız, yıkayıp, onların içinde yiyiniz. (Av mes'elesine gelince) Yayınla, okunla Allah adını anarak avlarsan, onu ye! Allah adını zikrederek eğitimli köpeğinle avladığın avın etini de ye! Eğitilmemiş köpeğinle avladığında avı (diri iken) yetişip boğazlarsan, onu da ye!"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Sa'lebe -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e Ehli kitapla komşu olmakla imtihan edildiklerini aktarmıştır. Buradan kasıt Yahudi ve Hristiyanlardır. Onların kaplarını necis olduğunu zannetmekle beraber o kaplardan yemek yemenin helalliğini sormuştur. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem o kaplardan yenilmesinin caiz olduğu fetvasını vermiştir. Başka işlerde kullanılması caizdir. Şu iki şarta bakılır: 1- Ondan başkasının bulunamaması. 2- Yıkanmış olması. Rasûlullah'a bir av sahasında bulunduğunu, yayıyla, av ve adabı üzere eğitimli köpeğiyle ve eğitimsiz köpeğiyle avlandığını zikretmiştir. Bunlardan hangisinin onun için helal ve uygun olduğunu sormuştur. Yayı ile oku firlattığı esnada Allah Teâlâ'nın ismini zikretmek şartıyla oku ile avladığının helal olduğu fetvasını vermiştir. Köpeklerin avladığı ile alakalı eğitimli köpek Allah'ın ismi zikredilerek gönderildi ise aynı zamanda bu avda helaldir. Ancak eğitimsiz köpeğin avladığını ancak diri iken yetişip şeri bir şekilde boğazlarsa helal olduğunu söylemiştir.
5 «Siz (mü'minlere) iki ölü hayvan ile iki kan helal kılındı. İki ölü hayvan balık ve çekirge; iki kan da ciğer ve dalaktır.»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أُحِلَّتْ لكم مَيْتَتَانِ وَدَمَانِ، فأما الميتتان: فَالْجَرَادُ والْحُوتُ، وأما الدَّمَانِ: فالكبد والطحال».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'ın merfu rivayetine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:- «Siz mü'minlere iki ölü hayvan ile iki kan helal kılındı. İki ölü hayvan balık ve çekirge; iki kan da ciğer ve dalaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Ömer bizlere fıkhî ve şer'î bir hükmü haber vermektedir. Bu da bazı şeylerin yenilmesinin helal olduğudur. Bunların ilki, balık ve çekirge ölüsüdür. İkincisi ise iki tür kanın yenmesidir ki bunlar ciğer ve dalaktır. Bu iki hüküm ölü ve kan yenilmesinin haram olması hükmünden istisna kılınmıştır. Fethu Zi'l-Celalî ve'l-İkrâm bi-Şerhi Bulûğu'l-Merâm, c.1, s.103.
6 «Sizden birinizin içeceği içine sinek düştüğü zaman, o kişi sineği içeceğin içine batırsın, sonra çıkarsın (atsın). Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, diğerinde de şifâ vardır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «إذا وقع الذباب في شراب أحدكم فليغمسه، ثم لينزعه؛ فإن في أحد جناحيه داء، وفي الآخر شفاء». وفي رواية: «وإنه يتقي بجناحه الذي فيه الداء».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden birinizin içeceği içine sinek düştüğü zaman, o kişi sineği içeceğin içine batırsın, sonra çıkarsın (atsın). Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık, diğerinde de şifâ vardır.»Başka bir rivayette ise; «O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur.» ifadesi bulunmaktadır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste bir içeceğe sinek düşerse bunun bir etkisinin olmayacağını haber veriyor. Kişinin böyle bir durumda sineği tam olarak içeceğe batırması gerekir. Zira kanadının birisinde hastalık diğerinde ise deva/şifa vardır. Modern tıp Müslümanların asırlar önce bildiği bu bilgiyi doğrulayıp, onaylamaktadır. İslam dini ile gönderdiği bu nimetlerden ötürü Allah'a hamd olsun.
7 Her sarhoşluk veren şey içkidir ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Bir kimse içkiyi dünyada içer de ona devam ederek tövbe etmeden ölürse; ahirette onu içemez
عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «كل مُسْكِرٍ خَمْرٌ، وكل مُسْكِرٍ حرام، ومن شرِب الخمر في الدنيا فمات وهو يُدْمِنُهَا لَمْ يَتُبْ، لَمْ يَشْرَبْهَا في الآخرة».
İbni Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her sarhoşluk veren şey içkidir ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Bir kimse içkiyi dünyada içer de ona devam ederek tövbe etmeden ölürse; ahirette onu içemez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim bunu rivayet etmiş; Buhârî ise son cümleyi nakletmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, aklı örten ve gideren her şeyin, ister içilerek, ister yenerek, ister burundan çekilerek ya da başka bir şekilde alınsın, sarhoş edici içki olduğunu açıklamıştır. Allah Teâlâ, sarhoş eden ve aklı gideren her şeyi, azı da çoğu da haram kılmış ve yasaklamıştır. Bu sarhoş edici maddelerin herhangi bir çeşidini içen, içmeye devam eden ve ölünceye kadar bunlardan tövbe etmeyen herkes; Cennet'te (sarhoşluk vermeyen temiz şarabı) içmekten mahrum bırakılarak Allah'ın azabına müstahak olacaktır.
- İçki ve sarhoşluk veren şeyin yasaklanmasının sebebi sarhoşluk verip aklı götürmesidir. Hangi çeşit olursa olsun sarhoşluk veren her şey haramdır.
- İçerdiği büyük zararlar ve kötülüklerden dolayı Allah Teâlâ içkiyi haram kılmıştır.
- Cennet'te (sarhoşluk vermeyen temiz) şarabı içmek, tam bir lezzete ve tam bir saadete işarettir.
- Kim bu dünyada içki içmekten sakınmazsa, Allah onu Cennet'te içkiden men eder, dolayısıyla mükâfat kişinin amelinin türündendir.
- Ölmeden önce günahlardan bir an önce tövbe etmek teşvik edilmiştir.
8 Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضيَ اللهُ عنهُما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çok miktarda tüketildiğinde aklı başından alan (sarhoş eden) her türlü yiyecek ve içeceğin, aklı başından almasa bile az miktarının da haram olduğunu belirtmiştir.
- Şeriat hukuku insanların akıllarını korumaya önem vermiştir.
- Sedd-i zerâi' ilkesinin geçerliliği de bunu desteklemektedir. Buna göre, bu kötülüklere götüren bütün yolların kapatılması gerekir.
- Az miktarda sarhoşluk veren madde, sarhoşluğa yol açma aracı olduğu için haramdır.
- Eğer azı da çoğu da sarhoşluk vermiyorsa, o (şey) haram değildir.
9 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu
عَنْ أَنَسٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: ضَحَّى النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِكَبْشَيْنِ أَمْلَحَيْنِ أَقْرَنَيْنِ، ذَبَحَهُمَا بِيَدِهِ، وَسَمَّى وَكَبَّرَ، وَوَضَعَ رِجْلَهُ عَلَى صِفَاحِهِمَا.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kurban Bayramı günü, boynuzlu, beyaz renkli ve biraz siyah renkleri iki koçu, ayağını boyunlarına koyup ‘Bismillah, Allahu Ekber’ diyerek kendi eliyle kestiğini haber vermiştir.
- Kurban kesmenin meşruluğu konusunda Müslümanlar ittifak etmişlerdir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kesti türdeki kurban en iyi kurbandır. Çünkü görünüşü güzeldir ve yağı ile eti daha lezzetlidir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: İnsanın kendi kurbanını kendisinin kesmesinin müstehap olduğu, kesmede başkasını yalnızca bir mazeret nedeniyle vekil tayin edebileceği; bu durumda, kurbanın kesimini seyretmesinin müstehap olduğu belirtilmiştir. Eğer bir Müslüman’ı vekil tayin ederse, bunda hiçbir ihtilaf yoktur.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Kesim sırasında Allah’ı anarak (besmele çekerek) tekbir getirilmesinin müstehap olduğu ve kurbanın boynunun sağ tarafına ayağın konmasının müstehap olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, kurbanı sol yana yatırmanın herkes tarafından kabul edildiği; böylece kesen kişinin sağ eliyle bıçağı tutması ve sol eliyle başını kavraması kolaylaşması için ayağını sağ tarafa koyması gerektiği ifade edilmiştir.
- Boynuzlu bir hayvanı kurban etmek müstehap olup, boynuzsuz olanı kesmek de caizdir.
10 Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Bir sofra getirilmesi istedi ve üzerinde tavuk eti bulunan bir sofra geldi.
عن زَهْدَم بن مُضَرِّبٍ الْجَرْمي قالَ: «كنا عند أبي موسى الأشعري، فدعا بمائدة وعليها لحم دجاج، فدخل رجل من بني تَيْمِ الله أَحْمَرُ، شَبِيهٌ بِالمَوَالِي، فقال له: هَلُمَّ، فَتَلَكَّأَ، فقال له: هَلُمَّ، فإني رأيتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يأكل منه».
Zehdem b. Mudarrib el-Cermî şöyle demiştir: Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Bir sofra getirilmesi istedi ve üzerinde tavuk eti bulunan bir sofra geldi. Teymoğullarından kızıl tenli bir adam meclise geldi. Azatlı kölelere benziyordu. Ebû Musa adama: Sofraya yaklaş dedi. Adam ağırdan aldı. Ebû Musa bir kez daha : Sofraya yaklaş, şüphesiz ki ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken gördüm dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Zehdem b. Mudarrib el-Cermî kendisi ile bir topluluğun Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanında bulunduklarını rivayet etmiştir. Ebû Musa el-Eşarî onlar için bir sofra getirilmesini istedi ve içinde tavuk eti bulunan bir sofra getirildi. Teymoğullarından kızıl tenli -acemden- bir adam meclise geldi. Ebû Musa onu sofraya davet ederek yemeğe buyur dedi. Adam ağırdan aldı ve sofraya gelmeyi reddetti. Ebû Musa ona ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken gördüm dedi.
11 "Allah Yahûdîler'in canlarını alsın; onlara iç yağları haram kılındı da onlar bu yağları erittiler ve sattılar"
عن عبد الله بن عباسٍ رضي الله عنهما قال: بلغَ عمرَ رضي الله عنه أن فلانًا باعَ خمرًا. فقال: قاتلَ الله فلانًا! ألم يعلم أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال: "قاتلَ الله اليهودَ، حُرِّمت عليهم الشُّحومُ، فجَمَلُوها، فباعُوها".
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer -radıyallahu anh-'a falanca kimsenin şarâb sattığı haberi ulaştı. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-: Allah o falancayı öldürsün! O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in "Allah Yahûdîler'in canlarını alsın; onlara iç yağları haram kılındı da onlar bu yağları erittiler ve sattılar" buyurduğunu bilmez mi? dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer -radıyallahu anh-'a bir adamın içkiyi içmeden satarak hile ile bundan istifade ettiği haberi ulaşmıştır. Bu apaçık haram olan bir hiledir. Bundan dolayı Ömer -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hileci yahudilere beddua ettiği gibi bu adama beddua ederek Allah onun canını alsın. Hile yapmanın haram olduğunu bu adam bilmez mi? dedi. Çünkü bu Allah'ı ve Rasûlünü aldatmaya çalışmaktır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah Yahûdîler'e lanet etsin. Allah onlara iç yağlarını haram kıldığında hile yaparak ondan faydalanmayı kasteddiler. Yağın vasfını değiştirip, erittiler sonrada sattılar ve bedelini yediler. -Hile ve aldatarak- Bizler haram olan yağları yemedik dediler. Onlar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah'da onların bu çabalarını başlarına geçirir.
12 Şüphesiz ki bu evcil hayvanların da bazen yabani hayvanlar gibi kaçıp vahşileşenleri olur. Onlardan hangisi size baskın gelir de (bu şekilde kaçar ve sizi aciz bırakırsa), ona işte böyle yapın (ok veya silahla vurarak kesin)
عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِذِي الحُلَيْفَةِ، فَأَصَابَ النَّاسَ جُوعٌ، فَأَصَابُوا إِبِلًا وَغَنَمًا، قَالَ: وَكَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أُخْرَيَاتِ القَوْمِ، فَعَجِلُوا، وَذَبَحُوا، وَنَصَبُوا القُدُورَ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالقُدُورِ، فَأُكْفِئَتْ، ثُمَّ قَسَمَ، فَعَدَلَ عَشَرَةً مِنَ الغَنَمِ بِبَعِيرٍ فَنَدَّ مِنْهَا بَعِيرٌ، فَطَلَبُوهُ، فَأَعْيَاهُمْ وَكَانَ فِي القَوْمِ خَيْلٌ يَسِيرَةٌ، فَأَهْوَى رَجُلٌ مِنْهُمْ بِسَهْمٍ، فَحَبَسَهُ اللَّهُ، ثُمَّ قَالَ: «إِنَّ لِهَذِهِ البَهَائِمِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الوَحْشِ، فَمَا غَلَبَكُمْ مِنْهَا فَاصْنَعُوا بِهِ هَكَذَا»، فَقَالَ أي رافع: إِنَّا نَرْجُو -أَوْ نَخَافُ- العَدُوَّ غَدًا، وَلَيْسَتْ مَعَنَا مُدًى، أَفَنَذْبَحُ بِالقَصَبِ؟ قَالَ: «مَا أَنْهَرَ الدَّمَ، وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ فَكُلُوهُ، لَيْسَ السِّنَّ وَالظُّفُرَ، وَسَأُحَدِّثُكُمْ عَنْ ذَلِكَ: أَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ، وَأَمَّا الظُّفُرُ فَمُدَى الحَبَشَةِ».
Rafi' b. Hadîc -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zülhuleyfe'deydik. İnsanlara (orduya) şiddetli bir açlık isabet etti. (O sırada) ganimet olarak develer ve koyunlar ele geçirildi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ise henüz arkadan gelenlerin (ordunun artçılarının) arasındaydı. İnsanlar acele ettiler, (ganimetler henüz taksim edilmeden) hayvanları kestiler ve etlerini tencerelere koyup ateşe verdiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yanlarına gelince tencerelerin (içindekilerle birlikte) dökülmesini emretti, tencereler de altüst edilip döküldü. Sonra Rasûlullah ganimetleri adaletle taksim etti ve on koyunu bir deveye denk tuttu. O sırada develerden biri kaçtı. İnsanlar onu yakalamak için peşine düştüler, fakat deve onları yordu (yakalayamadılar). Ordu içinde atlı sayısı da çok azdı. Derken sahabilerden biri okunu deveye doğru fırlattı ve Allah'ın izniyle ok deveye isabet edip onu durdurdu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki bu evcil hayvanların da bazen yabani hayvanlar gibi kaçıp vahşileşenleri olur. Onlardan hangisi size baskın gelir de (bu şekilde kaçar ve sizi aciz bırakırsa), ona işte böyle yapın (ok veya silahla vurarak kesin).» Râfi (b. Hadîc) dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Biz yarın düşmanla karşılaşmayı umuyoruz (veya düşmandan korkuyoruz) ve yanımızda (hayvan kesecek) bıçaklarımız yok. Şeker kamışıyla (keskin kamış parçalarıyla) kesebilir miyiz?' Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kanı akıtan ve üzerine Allah'ın adı anılan (besmele çekilen) her hayvanın etini yiyin! Yalnız diş ve tırnakla kesmeyin. Bunun sebebini de size söyleyeyim: Diş bir kemiktir (kemikle kesim yapılmaz); tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Râfi b. Hadîc -radıyallahu anh- şöyle anlatmıştır: Onlar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zülhuleyfe'deydiler. İnsanlara (orduya) bir açlık isabet etmişti ve müşriklerden ganimet olarak develer ile koyunlar ele geçirmişlerdi. İnsanlar, ganimet henüz (usulünce) taksim edilmeden önce acele ettiler ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den izin almaksızın bu ganimetlerden hayvanlar kesip tencereleri ateşe koydular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ise insanların en arkasından yürüyordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- durumu öğrenince, tencerelerin içindeki çorba/et suyu ile birlikte dökülmesini emretti (tencereler devrildi). Sonra ganimeti aralarında taksim etti ve on koyunu bir deveye denk tuttu. Derken bu develerden biri kaçtı; onu kovalamaktan ve yakalamaktan aciz kaldılar, (çünkü ordudaki) at sayısı azdı. İçlerinden bir adam o deveye doğru bir ok fırlattı ve Allah (okun isabet etmesiyle) deveyi onlar için durdurdu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Şüphesiz ki bu evcil hayvanların da yabani hayvanların huyları gibi tabiatları vardır. Onlardan hangisi size baskın gelir de (kaçarak) kendisini yakalamaktan sizi aciz bırakırsa, ona işte böyle yapın (uzaktan ok veya silahla vurarak kanını akıtıp kesin). Bunun üzerine Râfi dedi ki: 'Biz yarın düşmanla karşılaşmayı umuyoruz (bekliyoruz) ve hayvanları onlarla kesecek olursak bu durumun silahlarımızın keskinliğini körletmesinden korkuyoruz. Oysa (açlıktan dolayı) hayvanları kesmeye çok şiddetli bir ihtiyacımız var ve yanımızda bunun için özel bir bıçak da yok. İçi boş, keskin kamış çubuklarıyla hayvanları kesip helal kılabilir miyiz? Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: 'Kanı akıtan, onu şarıl şarıl ve bolca akıtan ve üzerine de Allah'ın adı anılan (besmele çekilen) her hayvanın etini yiyin! Yalnız diş ve tırnakla kesmeyin. Bunun sebebini de size söyleyeyim: Diş bir kemiktir (kemik ile kesim yapılmaz); tırnağa gelince, onu da kâfir olan Habeşliler (hayvan kesmek için) bıçak olarak kullanırlar (onlara benzemeyin).
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ordunun arkasından yürüyerek gösterdiği mütevazılığının, ashabını gözetip kollamasının, durumlarını yakından takip etmesinin ve ashabının tavsiyelerini/görüşlerini kabul etmesinin (ona ait) bir yönünü ortaya koymaktadır.
- Lider (devlet başkanı veya komutan) emri altındakileri ve askerlerini eğitip terbiye eder. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendisinden izin almadan önce sergiledikleri bu acelecilik ve fevri davranıştan ötürü onları cezalandırmış; bunun sonucunda cezaları ise (o an) arzuladıkları şeyden (o etten) mahrum bırakılmak olmuştur.
- Sahabelerin -radıyallahu anhum- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emirlerine karşı gösterdikleri hızlı teslimiyet ve anında harekete geçmeleri zikredilmiştir.
- Savaş ganimetleri paylaştırılana kadar bunlardan herhangi bir şey almak yasaklanmıştır.
- Özellikle düşmanlarla ve kâfirlerle cihad edilen durumlarda (savaş meydanında) adaleti gözetmek gerekir; çünkü adalet, zafer elde etmenin ve düşmanlara karşı üstünlük sağlamanın en temel sebeplerindendir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir devenin, sığırın veya atın kaçıp vahşileşmesi; yahut bir koyunun veya benzeri bir hayvanın ürküp (insanlardan) kaçması durumunda, o hayvan artık av (hayvanı) hükmünü alır. Dolayısıyla (ok veya silahla) vurulmasıyla (kesilmeden ölse bile) helal olur.
- Bir hayvanın etinin yenmesinin helal olması için kesilmesi (şer'i usulle boğazlanması) vaciptir. (Kesilecek) hayvan için şu şartlar koşulur: 1- Etinin yenmesi mubah (helal) bir hayvan olması, 2- Üzerinde güç yetirilebilen (yakalanıp normal şekilde kesilmesi mümkün olan) bir hayvan olması; yakalanıp kesilmesine güç yetirilemeyen hayvanların hükmü ise av (hayvanı) hükmüdür (uzaktan vurularak da helal olur). 3- Kara hayvanı olması gerekir; deniz hayvanlarına gelince, onlar için şer'i kesim (boğazlama) şartı aranmaz.
- Şer'i Kesimin Geçerlilik Şartları: 1- Kesimi yapan kişinin akıl sağlığı yerinde, temyiz yaşında, Müslüman veya Ehl-i Kitap (Yahudi veya Hristiyan) olması gerekir. 2-Hayvanı kesmeye başlarken "Bismillah" diyerek Allah'ın adını anması şarttır. 3- Kesim aletinin kesmeye elverişli olması: Kullanılan kesim aletinin -diş ve tırnak hariç- hangi maddeden yapılmış olursa olsun keskin olması gerekir. 4- Kesimin boğazlama yerinden yapılması: Yakalanıp normal şekilde kesilmesi mümkün olan hayvanlarda kesimin; yemek borusu, nefes borusu ve iki şah damarının kesilmesi suretiyle yapılması şarttır.
13 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında at kestik ve onu yedik.
عن أَسْمَاء بِنْت أَبِي بَكْرٍ رضي الله عنهما قالت: «نَحَرْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم فَرَسًا فَأَكَلْنَاهُ». وَفِي رِوَايَةٍ «وَنَحْنُ بِالْمَدِينَةِ».
Esma Bint Ebi Bekir –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bir at kestik ve hepimiz onu yedik. Başka bir rivayette: Biz o zaman Medine’de idik.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Esma Bint Ebi Bekir Es-Sıddık –radıyallahu anhumâ- bize Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bir at kestiklerini ve onu yediklerini haber vermiştir. Bunda at etinin yenmesinin caiz olduğuna delil olma durumu vardır. Ayet-i Kerimede; "Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve ziynet olsun diye yarattı. Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır." (Nahl Suresi: 8) buyrulmuştur. Eşek ve katır ile birlikte zikredilmesinden dolayı bir kimsenin at etinin yenmesinde yasak olduğu düşüncesine kapılmaması gerekir.
14 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evcil olan eşek etini yemeği yasakladı ve at eti yemeğe izin verdi.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما : (أن النبي صلى الله عليه وسلم نهى عن لحوم الحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، وأَذِنَ في لحوم الخيل). ولمسلم وحده قال: (أكلنا زمن خيبر الخيل وحُمُرَ الوَحْشِ، ونهى النبي صلى الله عليه وسلم عن الحمار الأَهْلِيِّ). عن عبد الله بن أبي أوفى رضي الله عنه قال: (أصابتنا مجاعة ليالي خيبر، فلما كان يوم خيبر: وقعنا في الحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ فانْتَحَرْنَاهَا، فلما غَلَتِ بها القُدُورُ: نادى مُنَادِي رسول الله صلى الله عليه وسلم أن أَكْفِئُوا القُدُورَ، وربما قال: ولا تأكلوا من لحوم الحُمُرِ شيئا). عن أبي ثعلبة رضي الله عنه قال: (حَرَّمَ رسول الله صلى الله عليه وسلم لحوم الحُمُر الأَهْلِيَّةِ).
Cabir bin Abdillah -radıyallahu anhuma-: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evcil olan eşek etini yemeği yasakladı ve at eti yemeğe izin verdi. Sahih Müslim'deki rivayette: Hayber’in fethinde at ve vahşi eşek eti yedik. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evcil eşek etini yemeği yasakladı. Abdullah İbn Ebi Evfa -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Hayber'in fethinin gecelerinde çok açlık çektik. Hayber'in fethedildiği gün: Evcil eşekler bulduk ve onları boğazladık, tencereler kaynayınca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir münadisi tencereleri yere dökün ya da şöyle demiş olabilir: Eşek etinden bir şey yemeyin. Ebu Sa’lebe –radıyallahu anh- dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- evcil eşeklerin etlerini (yemeyi) haram kıldı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cabir bin Abdillah -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in evcil eşek etini yani evcil eşek etinin yenmesini yasakladığını, at etini ve vahşi eşek etini yemeyi mübah kıldığını ve izin verdiğini haber vermiştir. Abdullah İbn Ebi Evfa -radıyallahu anhuma- Hayber'in fethinin gecelerinde kendilerine açlık isabet ettiğini, Hayber'i fethettiklerinde eşekleri boğazladıklarını ve etlerini alıp pişirdiklerini, pişirdiklerinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem'in- tencereleri dökmelerini ve o etlerden yemelerini yasakladığını haber vermiştir.
15 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kendisine ait kurban edilen hayvanlarının üzerinde durmamı ve onun etini, derisini ve üzerine atılan çul ve benzeri şeyleri tasadduk etmemi ve kasaba ondan bir şey vermememi emretti."
عن علي بن أبي طالب رضي الله عنه قال: «أَمَرَنِي رَسُول اللَّهِ -صلَّى الله عليه وسلَّم- أَن أَقُومَ عَلَى بُدْنِهِ، وَأَن أَتَصَدَّقَ بِلَحمِهَا وَجُلُودِهَا وَأَجِلَّتِهَا، وَأَن لا أُعْطِيَ الجَزَّارَ مِنهَا شَيْئًا».
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, kendisine ait kurban edilen hayvanlarının üzerinde durmamı ve onun etini, derisini ve üzerine atılan çul ve benzeri şeyleri tasadduk etmemi ve kasaba ondan bir şey vermememi emretti."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda Mekke'ye yöneldiğinde yanında kurbanlık hayvanı da vardı. Ali b. Ebî Tâlib -radıallahu anh- da Yemen'den geldi ve yanında kurbalık hayvanı vardı. Bu hayvan, fakirler ve yoksullar için sadakaydı. Kurban edecek kimselerin, onun üzerinde tasararuf hakkı ya da ondan bir şeyi değiş tokuş yapma hakkı yoktur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'ın, hayvanı kesen kasaba ameli karşılığında hayvandan birşey vermesini yasakladı. Ancak kasabın ücretini, hayvanın eti, derisi ve çulu hariç başka bir şeyle verdi.
16 Ben (Minâ'da) İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'yı gördüm. O, kurbanlık devesini çöktürmüş de kesmekte olan bir kimsenin yanına geldi ve o kimseye: "Deveyi ayağa kaldır da ayakta ve ayağı bağlanmış olarak kes! Devenin bu şekilde kesilmesi Muhammed -sallalahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir." dedi.
عن زياد بن جبير قال: رَأَيتُ ابنَ عُمَرَ أَتَى عَلَى رجل قد أَنَاخَ بَدَنَتَهُ، فَنَحَرَهَا، فَقَالَ: ابْعَثْهَا قِيَاماً مُقَيَّدَةً، سُنَّةَ مُحَمَّدٍ -صلَّى الله عليه وسلَّم-.
Ziyâd b. Cübeyr şöyle demiştir: Ben (Minâ'da) İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'yı gördüm. O, kurbanlık devesini çöktürmüş de kesmekte olan bir kimsenin yanına geldi ve o kimseye: "Deveyi ayağa kaldır da ayakta ve ayağı bağlanmış olarak kes! Devenin bu şekilde kesilmesi Muhammed -sallalahu aleyhi ve sellem-'in sünnetidir." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Deve dışındaki inek, koyun gibi hayvanların sol yanı üzere yatırılıp, kıbleye dönmüş bir şekilde boğazlarının kesilmesi sünnettir. Ancak devenin kesimindeki sünnet olan uygulama; sol ayağının bağlanıp, ayakta boğazının kesilmesidir. Çünkü bu şekil kesmede deve için bir rahatlık vardır ve bir an önce can vermiş olur. Bundan dolayı Abdullah b. Ömer -radıyallaha anhumâ- kurbanlık devesini çöktürmüş bir şekilde kesmekte olan bir kimsenin yanına gelip, o kimseye: "Deveyi ayağa kaldır da ayakta ve ayağı bağlanmış olarak kes!" demiştir. Kur'an-ı Kerîm'in edebini kendisine yol edinen Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti budur. Devenin kesilmesi hakkında "Yanları üzerine düşüp" buyrulmuştur. Düşmek de ancak ayakta iken olur.
17 Şüphesiz Allah ve Rasûlü şarap (içki), leş, domuz ve putların satışını haram kıldı
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ عَامَ الفَتْحِ وَهُوَ بِمَكَّةَ: «إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الخَمْرِ، وَالمَيْتَةِ وَالخِنْزِيرِ وَالأَصْنَامِ»، فَقِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ شُحُومَ المَيْتَةِ، فَإِنَّهَا يُطْلَى بِهَا السُّفُنُ، وَيُدْهَنُ بِهَا الجُلُودُ، وَيَسْتَصْبِحُ بِهَا النَّاسُ؟ فَقَالَ: «لاَ، هُوَ حَرَامٌ»، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِنْدَ ذَلِكَ: «قَاتَلَ اللَّهُ اليَهُودَ إِنَّ اللَّهَ لَمَّا حَرَّمَ شُحُومَهَا جَمَلُوهُ، ثُمَّ بَاعُوهُ، فَأَكَلُوا ثَمَنَهُ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fetih yılında Mekke'de iken şöyle dediğini işitmiştir: «Şüphesiz Allah ve Rasûlü şarap (içki), leş, domuz ve putların satışını haram kıldı.» Kendisine: Ya Rasûlallah! Leş yağları konusunda ne dersin? Onlarla gemiler cilalanır, deriler yağlanır, insanlar onunla kandil yakarlar, dediler. Bunun üzerine Nebi- sallallahu alyhi ve sellem- «Hayır, haramdır.» diye buyurdu. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözüne şöyle devam etti: «Allah Yahudileri kahretsin! Şüphesiz Allah Teâlâ onlara leşlerin iç yağlarını yasakladığı zaman, onu erittiler sonra satıp parasını yediler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fetih yılında Mekke'de iken şöyle dediğini duydu: Allah ve Rasûlü; şarap, ölü hayvan, domuz ve putların satışını haram kıldı. Sahabeler şöyle dediler: Ey Allah'ın Rasûlü! Ölü hayvanların yağlarını satmamız caiz midir? Çünkü gemileri cilalamak için kullanılır, onunla deriler yağlanır ve insanlar onunla kandillerinde yakıt olarak kullanırlar. Bunun üzerine Rasûlullah -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: Hayır, bunun satışı haramdır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Allah Yahudileri helak etti ve onları lanetledi. Allah onlara hayvanların yağlarını haram kılınca yağı erittiler, sonra yağı satıp parasını yediler.
- Nevevî şöyle demiştir: Leş (kendiliğinden ölmüş hayvan), şarap ve domuzun satışının haram olduğunda Müslümanlar icmâ etmiştir.
- El-Kâdî şöyle demiştir: Bu hadis, yenilmesi ve faydalanılması helâl olmayan şeylerin satışının caiz olmadığını ve onların parasını yemenin de helâl olmadığını içermektedir. Nitekim hadiste zikredilen leşin yağında olduğu gibi.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadisin siyakı, çoğunluğun yaptığı tevili kuvvetlendirmektedir. Yani, Rasûlullah’ın “O haramdır” sözünden maksat, ondan faydalanmak değil; satışının haram olduğudur.
- Haramı helâl kılmaya götüren her türlü hile geçersizdir.
- Nevevî -rahimehullah-, âlimlerin şöyle dediğini aktarmıştır: Leşin satışının haram kılınmasının genel ifadesi, öldürdüğümüz kâfirin cesedini satmanın da haram olduğunu kapsar. Kâfirler onu satın almak veya onun karşılığında bir bedel vermek isteseler bile bu caiz değildir. Nitekim bir hadiste şöyle geçmektedir: Nevfel b. Abdullah el-Mahzûmî’yi Hendek günü Müslümanlar öldürmüştü; kâfirler onun cesedi karşılığında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e on bin dirhem teklif ettiler, fakat o bunu kabul etmedi ve (bedel almaksızın) Nevfel'i onlara teslim etti.
18 «Sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır.»
عن جابر رضي الله عنه : أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَأَلَ أَهْلَهُ الأُدُمَ، فقالوا: مَا عِنْدَنَا إِلَّا خَلٌّ، فَدَعَا بِهِ، فَجَعَلَ يَأْكُلُ، وَيَقُولُ: «نِعْمَ الأُدُمُ الخَلَّ، نِعْمَ الأُدُمُ الخَلَّ».
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ev halkına katık sormuş, onlar da bizde sirkeden başka bir şey yok diye cevap vermişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; sirkeyi istemiş ve gelince yemeye başlamış ve: «Sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır.» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ekmek ile yiyebileceği bir yemeği ev halkından talep etmiştir. Onlar da bizde sirkeden başka bir şey yoktur demişlerdir. Sirkeyi getirmelerini emretmiş gelince yemeye başlamış ve: «Sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır.» buyurmuştur. Burada sirkeye övgü vardır. Sirke içecek cinsinden olsa dahi, yemek olarak isimlendirilir. Allah Teâlâ, yüce kitabımızda Tâlût, askerlerle ayrıldığı zaman, Tâlût'un askerlerine şöyle seslendiğini haber vermiştir: "Allah sizi bir ırmakta deneyecektir. Kim onun suyundan içerse benden değildir; kim ondan tatmazsa, yahut sadece eliyle bir avuç alırsa, bendendir." (Bakara:249. ayet) Bu ayette su; yemek olarak isimlendirilmiştir. Çünkü onun, doyuran bir tadı vardır. Sirke için de böyle denmiştir.
19 "O Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey yar mı? bize de tattırın.” buyurdular. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ondan bir parça gönderdik; O da yedi."
عن أبي عبد الله جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: بعثنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وأمَّر علينا أبا عبيدة رضي الله عنه نتلقى عِيرًا لقريش، وزودنا جِرَابًا من تمر لم يجد لنا غيره، فكان أبو عبيدة يعطينا تمرة تمرة، فقيل: كيف كنتم تصنعون بها؟ قال: نمَصها كما يمص الصبي ثم نشرب عليها من الماء، فتكفينا يومنا إلى الليل، وكنا نضرب بعصينا الْخَبَطَ ثم نبله بالماء فنأكله. قال: وانطلقنا على ساحل البحر، فرفع لنا على ساحل البحر كهيئة الكثيب الضخم، فأتيناه فإذا هي دابة تدعى الْعَنْبَرَ، فقال أبو عبيدة: ميتة، ثم قال: لا، بل نحن رسل رسول الله صلى الله عليه وسلم وفي سبيل الله وقد اضطررتم فكلوا، فأقمنا عليه شهرًا، ونحن ثلاثمئة حتى سَمِنَّا، ولقد رأيتنا نغترف من وَقْبِ عينه بالْقِلاَلِ الدهن ونقطع منه الْفِدَرَ كالثور أو كقدر الثور، ولقد أخذ منا أبو عبيدة ثلاثة عشر رجلاً فأقعدهم في وقب عينه وأخذ ضلعًا من أضلاعه فأقامها ثم رحل أعظم بعير معنا فمر من تحتها وتزودنا من لحمه وَشَائِقَ، فلما قدمنا المدينة أتينا رسول الله صلى الله عليه وسلم فذكرنا ذلك له، فقال: «هو رزق أخرجه الله لكم فهل معكم من لحمه شيء فتطعمونا؟» فأرسلنا إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم منه فأكله.
Ebu Abdillah Câbir b. Abdillâh -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bize Ebu Ubeyde’yi kumandan tayin ederek bizi Kureyş'in bir kervanının yolunu kesmek üzere gönderdi. Azık olarak da bize bir dağarcık kuru hurma verdi, bundan başkasını bulamadı. Ebû Ubeyde (açlık tehlikesinden dolayı) bize birer hurma yeriyordu. (Ebû'z Zübeyr) diyor ki: Ben bununla ne yapıyordunuz diye sordum. Onu, çocuğun emdiği gibi emiyor, sonra üzerine su içiyorduk. Bu bize o gün geceye kadar yetiyordu. Bir de sopalarımızla selem ağacının yaprağını silkiyor sonra onu su ile ıslatarak yiyorduk dedi (ve devamla) şunları söyledi: Deniz sahili boyunca gittik derken denizin boyunda bize yüksek kum tepesi şeklinde bir şey yükseldi. Onun yanına geldik ve bir de baktık o ‘anber/balina’ denilen bir deniz hayvanı! Ebû Ubeyde: Bu bir meyte (ölmüş bir hayvan) dir, (dolayısıyla da yenmez) dedi. Sonra da 'Hayır'. Bizler Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elçileriyiz ve Allah yolundayız, siz zor durumda kaldınız. Bundan dolayı yiyiniz, dedi. Biz bir ay boyunca onun başında konakladık ve etinden yedik. Üç yüz kişiydik ve kilo bile aldık. Yemin ederim ki balığın göz çukurundan testilerle iç yağı aldığımızı biliyorum. Ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden on üç kişi alarak bu hayvanın göz çukuruna oturttu. Onun kaburgalarından bir kaburga alarak yere dikti. Sonra beraberimizdeki en büyük deveyi semerledi ve deve onun altından geçti. Balığın etinden bir miktar tuzlayıp kurutarak yolculuk için hazırladık. Medine'ye gelince Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e giderek olup bitenleri anlattık. "O Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey yar mı? Bize de tattırın.” buyurdular. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ondan bir parça gönderdik, O da yedi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir seriye/birlik yollamış ve bize Ebu Ubeyde’yi onlara kumandan olarak tayin etmişti. Yani Kureyş’in yiyeceklerini taşıyan kafileyi karşılayıp almaları için. Onlara deri bir kabın içerisinde bir dağarcık kadar hurma verdi. Onların kumandanı olan Ebû Ubeyde ellerinde yiyeceğin azlığından (ve açlık tehlikesinden dolayı) onlara hurmaları birer birer yeriyordu. Onlar hurma tanelerini emiyorlar ve üzerine de su içiyorlardı. Sonra sopalarıyla develerin yapraklarını yediği ağacın dallarına vuruyorlar ve bu şekilde onun yapraklarını düşürüyorlardı. Sonra bu yaprakları sertliğinin gitmesi ve yumuşaması için su ile ıslatarak yiyorlardı. Deniz sahiline ulaştıkları zaman anber (balina) diye isimlendirilen büyük bir balıkla karşılaştılar. Kumandanları olan Ebu Ubeyde Kur’an’daki delilden hareketle balık ölü ve eti de haram olduğu için ondan yemelerini yasakladı. Sonra da görüşünü zaruret hali olması sebebiyle değiştirerek ondan yemelerine izin verdi. Aynı zamanda onlar Allah Subhânehu için sefer ediyorlardı. Deniz hayvanlarının ölmüşlerinin etinin helal olduğu hususu onlara gizli kalmıştı. Onun etinden yediler ve beraberlerinde Medine’ye de götürdüler. Olayı Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber verdiler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bu yaptıklarını onayladı ve o hayvanın etinden de yedi.
20 Öğretilmiş köpeğini gönderip üzerine Allah'ın adını anmışsan senin için yakaladığı (avından) yiyebilirsin'' buyurdu.
عن عديّ بن حاتم رضي الله عنه قال: قلتُ: يا رسول الله، إني أُرسلُ الكلاب المعلَّمة، فيُمسِكنَ عليّ، وأذكرُ اسم الله؟ فقال: "إذا أرسلتَ كلبَكَ المعلَّمَ، وذكرتَ اسمَ الله، فكُلْ ما أمسكَ عليك"، قلت: وإن قتلنَ؟ قال: "وإن قَتلْنَ، ما لم يَشْرَكْها كلبٌ ليس منها"، قلتُ له: فإني أرمي بالمِعْراض الصيدَ فأُصُيبُ؟ فقال: "إذا رميتَ بالمعراضِ فخزَقَ فكلْهُ، وإن أصابَه بعَرْضٍ فلا تأكلْهُ". وحديث الشعبي، عن عدي نحوه، وفيه: "إلا أن يأكل الكلب، فإن أكل فلا تأكل؛ فإني أخاف أن يكون إنما أمسك على نفسه، وإن خالطها كلاب من غيرها فلا تأكل؛ فإنما سميت على كلبك، ولم تسم على غيره". وفيه: "إذا أرسلت كلبك المكلب فاذكر اسم الله، فإن أمسك عليك فأدركته حيا فاذبحه، وإن أدركته قد قتل ولم يأكل منه فكله، فإنَّ أخْذَ الكلبِ ذَكَاته". وفيه أيضا: "إذا رميت بسهمك فاذكر اسم الله". وفيه: "فإن غاب عنك يوما أو يومين -وفي رواية: اليومين والثلاثة- فلم تجد فيه إلا أثر سهمك، فكل إن شئت، فإن وجدته غريقا في الماء فلا تأكل؛ فإنك لا تدري الماء قتله، أو سهمك؟
Adiy b. Hâtim -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben öğretilmiş köpekleri gönderiyorum. Onlar da benim için av yakalıyorlar. Onun (köpeğimin) üzerine Allah'ın adını anıyorum dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Öğretilmiş köpeğini gönderip üzerine Allah'ın adını anmışsan (avından) yiyebilirsin» buyurdu. Ben: Öldürselerde mi dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Bir başka köpek onunla birlikte ortak olmadığı sürece öldürseler de.» buyurdu. Ben O'na: Ben, avda, mi'rad (denilen enlice ve uzunca sivri demir bulunan) ok ile atış yapıyor ve isabet ettiriyorum dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Mi'rad ile atış yapıp da (avı) delerse yiyebilirsin. Şayet enli tarafı ile ona isabet ederse ondan yeme.» buyurdu. Şa'bi'nin Adiy'den rivayet ettiği hadiste bunun benzeri şekildedir. «Köpeğin ondan yemesi hariç. Eğer avdan yerse ondan yeme. Ben onu kendisi adına yakalamış olmasından endişe ederim. Eğer köpeklerine başka köpekler de katılmış ise yine yeme.Çünkü sen kendi köpeğin üzerine besmele çektin. Başka köpek için besmele çekmedin.» buyurdu. Rivayette: «Öğretilmiş köpeğini gönderirsen üzerine Allah'ın ismini an, senin için yakaladıysa ve onu canlı tutarsan kes. Ona ölü olarak yetişirsen ve eğer köpek ondan yemediyse avdan ye. Çünkü köpeğin onu yakalaması, avın boğazlanmasıdır.» Rivayette: «Okunu attığın zaman Allah'ın ismini zikret.» Bir başka rivayette: «Avın senin gözünden bir ya da iki gün kaybolursa» başka bir rivayette: «İki veya üç gün ve avında okundan başka bir şeyin izini bulmayacak olursan istersen yiyebilirsin. Onu suda boğulmuş bulursan yeme. Çünkü onu suyun mu yoksa senin okunun mu öldürdüğünü bilemezsin.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Adiy b. Ebî Hâtim -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e öğretilmiş sahibinin avlanmayı öğrettiği köpek ile avlanmanın caiz olup olmadığını sordu. Ona dedi ki: Köpeğinle beraber başka bir köpek bulmazsan Allah'ın ismini anarak gönderdiğin köpeğinin senin için yakaladığını ye. Eğer senin köpeğinle beraber başka bir köpek bulursan yeme. Çünkü sen kendi köpeğini besmeleyle gönderdin başka bir köpeği göndermedin. Bunun gibi besmele çekme şartıyla mi'râd atarsan - ki o mızraktır- ava girerse ve ondan kan akarsa ondan ye. Şayet enli tarafı ile ona isabet edip öldürürse ondan yeme. Çarpışmayla/tokuşmayla ölürse, toslamayla veya yüksek yerden düşerek ölen hayvan hükmündedir. Eğer köpeğini gönderir ve av hayvanını köpekler öldürmemiş olarak yaşar halde bulursa onu kesmesi gerekir. O zaman başka bir köpek bile ortak olsa av hayvanı helal olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Allah'ın ismi zikredip ok atarak avlanmak hakkında sordu. O da okun isabet ettiğinden yemesini emretti. Şayet av, ok atıldıktan sonra bir ya da iki gün kaybolursa ve avda kendi okundan başka bir eser bulmazsa ona avdan yemesi caiz olur. Şayet avı suda boğulmuş olarak bulursa onu yemez. Çünkü onu su mu yoksa oku mu öldürdü bilemez.
21 "Hayvan canlı iken vücudundan kopardan parça ölü hükmündedir."
عن أبي واقد الليثي رضي الله عنه قال: قَدِم النبي صلى الله عليه وسلم المدينة وهم يَجُبُّون أَسْنِمة الإبل، ويَقْطعون أَلْيَات الغنم، فقال: «ما قُطِع من البَهِيمَة وهي حيَّة فهي ميْتَة».
Ebû Vakıdıni'l-Leysî'den rivayet edildiğine göre demiştir ki:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldi,insanlar deve hörgüçlerini kesiyorlardı ve koyunların sağrılarını kesip koparıyorlardı.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Hayvan canlı iken vücudundan kopardan parça ölü hükmündedir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Medine'ye geldiği zaman halkı develerin hörgüçlerini ve koyunları sağrılarını koparıp kesiyorlardı.Onları yiyorlar ve onlardan istifade ediyorlardı.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bunu yapmalarını yasakladı.Onlara bu konudaki kuralı açıkladı.O da,hayvan hayatta iken -kendi kendine ya da başkasının fiiliyle- hayvandan koparılan,deve hörgücü,koyun sağrısı yahutta benzeri bir şeyin hükmü o hayvanın ölü iken olan hükmüdür.Eğer temiz ise temizdir.Necis ise necistir.Bundan yenilen hayvanın kılı,(koyun) yünü,tüyü,(deve) yünü,miski ve miskinin toplandığı yer bu hükmün dışına çıkmıştır.
22 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şaraptan sirke elde etmenin hükmü soruldu. Rasûlullah: "Olmaz" dedi.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: سُئل رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الخمر تُتَّخَذُ خَلًّا؟ قال: «لا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şaraptan sirke elde etmenin hükmü soruldu. Rasûlullah: "Olmaz" dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şarabın sirkeye dönüştürülmesinin hükmünün sorulduğunu haber vermiştir. Öyleki bu içkinin haram kılınmasından sonra sorulmuştur. Rasûlullah bunu yasaklamıştır. İçki ister ekmek, soğan, maya, taş vb şeyler koyarak, isterse de gölgeden güneşe yada güneşten gölgeye koyarak veyahutta başka maddeler karıştırarak hangi yolla olursa olsun sirkeye dönüştürülürse haramlığı ortadan kalkmaz. Bu dönüşüm hükmünü değiştirmez. Ancak kendi kendine bir müdahale olmadan şirkeye dönüşürse o zaman temiz ve mübah olur.
23 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkelelerin öldürülmesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kertenkele İbrahim -aleyhisselam-'ın ateşinin (yanması için) üflerdi.”
عن أم شريك رضي الله عنها : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أمرها بِقَتْلِ الأَوْزَاغِ وقال: «كان يَنْفُخُ على إبراهيم».
Ümmü Şerîk -radıyallahu anha-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkelelerin öldürülmesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kertenkele İbrahim -aleyhisselam-'ın ateşinin (yanması için) üflerdi.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkelelerin öldürülmesini emretmiş ve kertenkelenin, alevin şiddetlenerek daha kızgın hale gelmesi için ateşi üfürdüğünü haber vermiştir. Bu durum, onun, tevhid ve ihlas ehli kimselere karşı olan düşmanlığının delilidir.
24 "Kim ilk darbede bir kertenkele öldürürse, ona şöyle şöyle sevap vardır. Kim onu ikinci vuruşta öldürürse ona da birinciden daha az olmak üzere şu kadar sevap vardır, eğer onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden az olmak üzere şöyle şöyle sevap vardır."
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «من قتل وَزَغَةً فِي أَوَّلِ ضَرْبَةٍ فله كذا وكذا حسنة، ومن قتلها في الضَّرْبَةِ الثانية فله كذا وكذا حسنة دون الأولى، وإن قتلها في الضربة الثالثة فله كذا وكذا حسنة». وفي رواية: «من قتل وَزَغًا في أول ضربة كتب له مائة حسنة، وفي الثانية دون ذلك، وفي الثالثة دون ذلك».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Kim ilk darbede bir kertenkele öldürürse ona şöyle şöyle sevap vardır. Kim onu ikinci vuruşta öldürürse ona da birinciden daha az olmak üzere şu kadar sevap vardır, eğer onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden az olmak üzere şöyle şöyle sevap vardır." Başka bir rivayette de: Birinci darbede kertenkele öldürene yüz sevap yazılır, ikincisinde bundan daha az, üçüncüsünde de bundan daha az (sevap yazılır)"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkele öldürmeye teşvik etmiştir. Kim ilk vuruşta öldürürse ona yüz sevap yazılacağını haber vermiştir. Kim ikinci vuruşta öldürürse ona birinciden daha az sevap vardır. Eğer onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden daha az sevap vardır.
25 Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır (sohbette bulunurdu.) Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten daha fazla kaldı.
عن عائشة، قالت: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يحِبُّ الحَلْواء والعسل، فكان إذا صلَّى العصر دارَ على نسائه، فَيَدْنُو منهنَّ، فدَخَل على حفصة، فَاحْتَبَسَ عندها أكثرَ ممَّا كان يحْتَبِس، فسألتُ عن ذلك، فقيل لي: أهْدَتْ لها امرأة من قومها عُكَّةً من عسل، فسَقَتْ رسول الله صلى الله عليه وسلم منه شرْبة، فقلتُ: أمَا والله لنَحْتالَنَّ له، فذكرتُ ذلك لسَوْدَة، وقلتُ: إذا دخل عليكِ، فإنه سَيَدْنُو منكِ، فقولي له: يا رسول الله، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ؟ فإنه سيقول لك: «لا»، فقولي له: ما هذه الرِّيح؟ وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يشْتَدُّ عليه أنْ يوجد منه الريح، فإنه سيقول لك: «سَقَتْني حفصة شربة عسل»، فقولي له: جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ، وسأقول ذلك له، وقولِيه أنتِ يا صفية، فلما دخَل على سودة قالت: تقول سودة: والذي لا إله إلا هو لقد كدتُ أن أبادئه بالذي قلتِ لي، وإنه لعلى البابِ فرقًا منكِ، فلما دَنا رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قالت: يا رسول الله، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ؟ قال: «لا»، قالت: فما هذه الريح؟ قال: «سَقَتْني حفصة شربة عسل»، قالت: جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ، فلما دخل عليَّ، قلتُ له: مثل ذلك، ثم دخل على صفية، فقالت بمثل ذلك، فلما دخل على حفصة، قالت: يا رسول الله، ألا أسْقِيك منه؟ قال: «لا حاجةَ لي به»، قالت: تقول سودة: سبحان الله، والله لقد حَرَمْنَاهُ، قالت: قلتُ لها: اسْكُتِي.
Âişe'den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşırdı. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten daha fazla kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir okka (Tâif) balı hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Ben: "Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!" dedim. Bunu Sevde'ye anlattım: "(Hafsa'dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O'na: " Ya Rasûlallah! Sen megâfîr mi yedin?" diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana:) "Hayır!"diyecek. O zaman sen de: "Öyleyse senden burnuma gelen bu koku da ne?" diyeceksin. "Rasûlullah kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği. itiraf ederek) muhakkak "Hafsa bana bal şerbeti ikram etti" diyecek. O zaman sen kendisine "Demek ki arı, balını urfut ağacından almış" diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safiyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle! dedim." Âişe anlatmaya devam etti: "Sevde (bilâhere bana) dedi ki: "Kendinden başka ilâh bulunmayan Allah'a kasem olsun, bana tenbih ettiğin şeyleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim." Ne ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine yaklaşınca Sevde: "Ya Rasûlallah meğâfır mi yediniz?" dedim: O da Hayır dedi. Sevde: "Öyleyse bu koku da ne?" dedi. O da " Hafsa bana bal şerbeti ikram etti. " dedi. Sevde: " Demek ki arı urfut yemiş." dedi. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatmaya devam ederek: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Keza, Safiyye'ye uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi. Müteâkiben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hafsa (radıyallahu anhâ)'nın yanına girince: " Ya Rasûlallah! sana o şerbetten ikram edeyim mi?" diye sorar. Rasûlullah!: "Hayır, ihtiyacım yok!" cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (radıyallahu anhâ): "Allah'a kasem olsun balı ona haram ettik!" dedi. Ben kendisine: "Sus, (sesini çıkarma)" dedim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Âişe -radıyallahu anaha- Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem-'in yemeklerden tatlı olan herşeyi sevdiğini ve balı sevdiğini zikretmiştir. İkindi namazını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır cime etmeden onları öper ve dokunurdu. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa -radıyallahu anha-'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığından daha uzun kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir kırba bal hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Âişe -radıyallahu anha- bunu kıskanmıştı. Sevde, Safiyye ile ittifak edip yanlarına girdiklerinde megafir mi? yedin diyeceklerdi. Megafir kötü kokusu olan reçinedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-kendisinden kötü koku gelmesinden hoşlanmazdı. Hafsa'nın yanına ona bal ikram etti ve Rasûlullah onu reddetti. Başka bir rivayette: Bir daha içmeyeceğine yemin etti olarak gelmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bal şerbeti ikram eden kişi hakkında rivayetler farklılık göstermektedir. Zeynep'in yanında, Sevde'nin yanında olduğu söylenmiştir. Bazı ilim ehli bal şerbetini ikram edenin Zeynep olduğunu tercih etmişlerdir. Âişe -radıyallahu anha- ile yardımlaşanın Hafsa olduğu belirtilmiştir. Bazı alimler kıssanın birden fazla gerçekleştiğini bir şeyden dolayı aynı olay birden fazla gerçekleşmiş olabilir. O yüzden bu başka kıssa olabilir.
26 Yırtıcı hayvanlardan köpek dişli olan her hayvanın (etinin), kuşlardan da pençeli olan her kuşun (etinin) yenmesini yasakladı
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضيَ اللهُ عنهُما أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم: نَهَى عَنْ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ، وَعَنْ كُلِّ ذِي مِخْلَبٍ مِنَ الطَّيْرِ.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Yırtıcı hayvanlardan köpek dişli olan her hayvanın (etinin), kuşlardan da pençeli olan her kuşun (etinin) yenmesini yasakladı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- köpek dişiyle avlanan her yırtıcı hayvanın etini yemeyi ve pençesiyle tutup koparan her kuşun etini yemeyi yasaklamıştır.
- İslam dini, yiyecek, içecek ve diğer her şeyde temiz ve iyi olanları ister.
- Haram olduğunu gösteren delil yoksa gıdalarla ilgili temel prensip helal olmasıdır.
27 Her kim bizim kıldığımız gibi namaz kılar, kıblemize yönelir ve kestiklerimizden yerse işte o kimse Allah'ın ve Rasûlü'nün ahit ve emanına (güvencesine) sahip bir Müslümandır. Sakın (Allahın verdiği güvenceyi bozarak) ahit ve emanı hususunda Allah'a hıyanet etmeyin
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِكَ المُسْلِمُ الَّذِي لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ، فَلاَ تُخْفِرُوا اللَّهَ فِي ذِمَّتِهِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bizim kıldığımız gibi namaz kılar, kıblemize yönelir ve kestiklerimizden yerse işte o kimse Allah'ın ve Rasûlü'nün ahit ve emanına (güvencesine) sahip bir Müslümandır. Sakın (Allahın verdiği güvenceyi bozarak) ahit ve emanı hususunda Allah'a hıyanet etmeyin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Kim dinin şiarlarını yerine getirirse, bizim gibi namaz kılarsa, kıblemiz olan Kâbe'ye yönelirse ve helal olan kesilmiş etlerimizi yerse o kimse Allah'ın ve Rasûlünün güvencesinde ve Rasûlullah'ın sözü ile güvende olan bir Müslüman olduğunu haber vermiştir. Öyleyse Allah'ın emanetini ve ahdini bozmayın.»
- İbn Receb şöyle demiştir: Bu hadis, kanın sadece kelime-i şehadet getirmekle korunmadığını, hakları yerine getirilinceye kadar bunun geçerli olduğunu ve bu hakların en önemlisinin namaz olduğunu göstermektedir. Bu nedenle namaz özellikle zikredilmiştir ve başka bir hadiste zekât namaza eklenmiştir.
- İnsanların işleri; iç inançlarına göre değil, dış görünüşlerine göre değerlendirilir. Dinî bir şiarları dışarıdan sergileyen kişi, aksini göstermedikçe nispet edildiği topluluğun hükümlerine tabidir.
- İbn Receb şöyle demiştir: Kıbleye yönelmenin zikredilmesi, Müslümanların Peygamberlerine vahyedilen kitaplarında emredilen namazı, yani Kâbe'ye doğru namazı kılmanın gerekli olduğuna işaret eder. Aksi takdirde, Yahudiler gibi Kudüs'ün feshedilmesinden sonra Kudüs'e veya Hristiyanlar gibi Doğu'ya doğru namaz kılan kimse, Allah'ın birliğine şahitlik etse bile Müslüman değildir.
- Bu, namazda kıbleye yönelmenin önemine dair bir kanıttır; zira kendisi namazın kıbleye yönelmesinin dışında temizlik ve benzeri başka şartlardan bahsetmemiştir.
- İbn Receb şöyle demiştir: Onun Müslümanların kestiği eti yemekten bahsetmesi, İslam'ın tüm açık kanunlarına uymanın gerekli olduğunu gösterir. Bunların en büyüklerinden biri de Müslümanların kestiği eti yemek ve onların kesim şekline katılmaktır. Bunu yapmayı reddeden kimse Müslüman değildir.
28 Merruz-Zahrân denilen yerde bir tavşanı ürkütüp kaçırdık. İnsanlar onun arkasından koştular.
عن أنس رضي الله عنه قال: «أَنْفَجْنَا أَرْنَباً بِمَرِّ الظَّهْرَانِ، فَسَعَى الْقَوْمُ فَلَغَبُوا، وَأَدْرَكْتُهَا فَأَخَذْتُهَا، فَأَتَيْتُ بِهَا أَبَا طَلْحَةَ، فَذَبَحَهَا وَبَعَثَ إلَى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم بِوَرِكِهَا وَفَخِذَيْهَا فَقَبِلَهُ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: "Merru'z-Zahrân denilen yerde bir tavşanı ürkütüp kaçırdık. İnsanlar onun arkasından koştular. Ben de ona yetişip yakaladım ve tavşanı Ebû Talha’ya getirdim. Onu kesti bir budunu veya kalçasını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gönderdi ve O'da bunu kabul etti."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile ashabı seferdeyken Merru'z-Zahrân denilen yerde konakladılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı fetih yılında burada konaklamıştır. Bir tavşanı ürkütüp kaçırmışlar ve insanlar, yakalamak için onun peşine takıldılar. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- o zaman gençliğinin baharında olduğu için insanları geçip tavşanı yakalamış ve onu alıp annesinin kocası olan Ebû Talha -radıyallahu anh-'a götürmüştür. Ebu Talha -radıyallahu anh-, tavşanı kesmiş ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tavşanın kalça kısmından hediye etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hediyeyi kabul etmiş ve yemiştir.
29 Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:''Ben,Hâlid İbnu'l-Velîd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber Meymûne'nin evine girdik. Akabinde kızartılmış keler getirildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini ona doğru uzattı. Tam bu sırada kadınlarından biri: Rasûllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin, dedi. Oradakiler bu kelerdir yâ Rasûlallah! Dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini kelerden kaldırdı. (Hâlid b. Velîd -radıyallahu anh- dedi ki:) Ben: Bu haram mıdır yâ Rasûlallah? diye sordum. Rasûlullah: "Hayır, lâkin bu benim kavmimin arazîsinde yoktur. Onun için ben kendim için bunu yemeyi hoş bulmam (kendimi tiksiniyor hissederim)" buyurdu. Bunun üzerine ben o keleri kendime doğru çektim de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bakarken onu yedim, demiştir.
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: «دخلت أنا وخالد بن الوليد مع رسول الله صلى الله عليه وسلم بيت ميمونة، فَأُتِيَ بِضَبٍّ مَحْنُوذٍ فَأَهْوَى إلَيْهِ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، فقال بعض النِّسْوَةِ في بيت ميمونة: أخبروا رسول الله بما يريد أن يأكل، فرفع رسول الله صلى الله عليه وسلم يده، فقلت: أَحَرَامٌ هُوَ يَا رَسُولَ الله؟ قَالَ: لا، وَلَكِنَّهُ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي، فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ، قال خالد: فَاجْتَرَرْتُهُ، فَأَكَلْتُهُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:''Ben,Hâlid İbnu'l-Velîd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber Meymûne'nin evine girdik. Akabinde kızartılmış keler getirildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini ona doğru uzattı. Tam bu sırada kadınlarından biri: Rasûllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin, dedi. Oradakiler bu kelerdir yâ Rasûlallah! Dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini kelerden kaldırdı. (Hâlid b. Velîd -radıyallahu anh- dedi ki:) Ben: Bu haram mıdır yâ Rasûlallah? diye sordum. Rasûlullah: "Hayır, lâkin bu benim kavmimin arazîsinde yoktur. Onun için ben kendim için bunu yemeyi hoş bulmam (kendimi tiksiniyor hissederim)" buyurdu. Bunun üzerine ben o keleri kendime doğru çektim de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bakarken onu yedim, demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ümmü Hafîd Bint el-Hâris o da Hüzeyle Bint el-Hâris beraberin bazı hediyeler olduğu halde ki bu hediyelerin içinde keler de vardı kızkardeşi Meymûne'yi ziyarete geldi.O öğle yemeğine Meymûne'nin kızkardeşlerinin çocukları da geldiler.Hâlid b. Velîd onun kızkardeşinin oğludur.Meymûne onun teyzesidir.Yine o Abdullah b. Abbâs ve Fadl b. Abbâs'ın teyzesidir.Öğle yemeği konulduğu zaman Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- etten yemek için elini uzattı.Evde bulunan kadınlardan bazıları Rasûllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin, dediler.Peygamber'e denildi ki:o keler etidir.O da elini kaldırdı ve ondan birşey yemedi.Hâlid -radıyallahu anh- Peygamber'e dedi ki: Bu haram mıdır yâ Rasûlallah? diye sordum.Rasûlullah: "Hayır, lâkin bu benim kavmimin arazîsinde yoktur. Onun için ben kendim için bunu yemeyi (tiksinirim) hoş bulmam" buyurdu.Bunun üzerine Hâlid -radıyallahu anh- o keleri kendime doğru çektim de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bakarken onu yedim, demiştir.
30 ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yedi gazve yaptık, çekirge yiyorduk.''
عن عَبْد اللهِ بن أبي أوفى رضي الله عنهما قال: «غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ، نَأْكُلُ الْجَرَادَ».
Abdullah b. Ebi Evfâ -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yedi gazve yaptık, çekirge yiyorduk.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Şüphesiz Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerine yedi gazvede yiyecek bulamadıklarından dolayı onlara çekirge göndererek yardım etmiştir. Başka bir gazvede ise onlara denizden çıkan anber/balina göndererek yardım etmiştir. Sahabeler bu balinadan yemişlerdir.
31 Av ve çoban köpeği dışında köpek besleyenin ecrinden (sevabından) her gün iki kırat eksilir
عَنْ ابنِ عُمَرَ رَضيَ اللهُ عنهما عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنِ اقْتَنَى كَلْبًا إِلَّا كَلْبَ ضَارٍ أَوْ مَاشِيَةٍ نَقَصَ مِنْ عَمَلِهِ كُلَّ يَوْمٍ قِيرَاطَانِ»، قَالَ سَالِمٌ: وَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَقُولُ: «أَوْ كَلْبَ حَرْثٍ»، وَكَانَ صَاحِبَ حَرْثٍ.
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Av ve çoban köpeği dışında köpek besleyenin ecrinden (sevabından) her gün iki kırat eksilir.» Sâlim şöyle demiştir: Ebû Hureyre -radıyallahu anh- (bu hadisi rivayet ederken) "Veya ziraat (çiftçi) köpeği derdi, çünkü o çiftçiydi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- avlanmak veya hayvanları ve ekinleri korumak dışında köpek beslemekten sakındırmıştır. Kim başka bir sebeple köpek beslerse, günlük ecrinden iki kırat düşülür ki bu, Allah Teâlâ katında bilinen bir miktardır.
- Müslümanın, istisna edilen durumlar dışında, köpek edinmesi caiz değildir.
- Köpek beslemek, içerdiği çeşitli zarar ve sakıncalar sebebiyle yasaklanmıştır. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içinde köpek bulunan eve meleklerin girmediğini haber vermiştir. Bunun yanında köpek, temizlenmesi ancak su ve toprağın birlikte kullanıldığı tekrarlı yıkamalarla mümkün olan ağır bir necaset sebebi olarak da görülmüştür.
32 'Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!' diye seslenmesini emretti
عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ سَاقِيَ القَوْمِ فِي مَنْزِلِ أَبِي طَلْحَةَ، وَكَانَ خَمْرُهُمْ يَوْمَئِذٍ الفَضِيخَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُنَادِيًا يُنَادِي: أَلاَ إِنَّ الخَمْرَ قَدْ حُرِّمَتْ، قَالَ: فَقَالَ لِي أَبُو طَلْحَةَ: اخْرُجْ، فَأَهْرِقْهَا، فَخَرَجْتُ فَهَرَقْتُهَا، فَجَرَتْ فِي سِكَكِ المَدِينَةِ، فَقَالَ بَعْضُ القَوْمِ: قَدْ قُتِلَ قَوْمٌ وَهِيَ فِي بُطُونِهِمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ: {لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا} [المائدة: 93] الآيَةَ.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Talhâ'nın evinde sakilik (gelenlere içecek ikram ediyordum) yapıyordum. O gün onların içkisi 'fadîh' (ham/koruk hurmadan yapılan bir tür içki) idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem bir münadiye, 'Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!' diye seslenmesini emretti. Bunun üzerine Ebû Talha bana, 'Çık ve şu içkiyi dök!' dedi. Ben de çıkıp döktüm; öyle ki (dökülen içkiler) Medine sokaklarında akıp gitti. (Bu sırada) İçimizden bazı kimseler 'İyi de, bu içki henüz midelerindeyken ölen/şehit olan insanlar var (onların durumu ne olacak)?' dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayet-i kerimeyi indirdi: {İman edip salih ameller işleyenlere, (haram kılınmadan önce) yiyip içtiklerinden dolayı bir günah yoktur...} [Maide Suresi: 93.]
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik, -radıyallahu anh- şöyle haber vermiştir: Üvey babası Ebû Talha -radıyallahu anh-'ın evinde bulunan topluluğa içecek ikram ediyordu (sâkilik yapıyordu). O gün onların içkisi; olgunlaşmış kuru hurma ile ham hurmanın karışımından yapılan "fadîh" idi. Derken o sırada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in münadisi: "Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!" diye seslendi. Enes dedi ki: Bunun üzerine Ebû Talha bana, "Çık, onu dök!" dedi. Ben de çıkıp onu döktüm; öyle ki içki Medine sokaklarında akıp gitti. (Bu esnada) topluluktan bazıları: "İçki henüz haram kılınmadan önce, midelerinde içki varken ölen/şehit olan bazı sahabiler var (onların durumu ne olacak)?" dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {İman edip salih ameller işleyenlere yiyip içtiklerinden dolayı bir günah yoktur...} [Maide Suresi: 93] Yani: Haram kılınmadan önce şaraptan içip tatmalarından dolayı iman edenlere bir günah yoktur.
- Ebû Talhâ ve diğer sahabelerin fazileti ifade edilmiştir. Zira onlar Allah'ın emrine hiçbir soru sormadan, derhal ve süratle teslim olmuşlardır. İşte hakiki bir Müslümana yakışan da budur.
- Hamr (Şarap): Bütün sarhoş edici maddelerin genel adıdır.
- "Fadîh: Koruk ve hurmadan, ateşe gösterilmeden (kaynatılmadan) yapılan bir içecektir. Büsr (koruk) ise, hurma ağacının henüz olgunlaşıp yumuşamamış (taze/ham) meyvesidir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: el-Mühelleb -rahimehullah- dedi ki: 'Şarap (içki), onun tamamen reddedildiğini ilan etmek ve bırakıldığını herkesin gözü önüne sermek amacıyla yola dökülmüştür. Bu durum, yola dökülmesi sebebiyle meydana gelecek eziyet ve rahatsızlığa kıyasla, maslahat (kamu yararı) bakımından daha racihtir (üstündür/önceliklidir).
- Allah'ın kullarına olan rahmeti ve bir konu hakkında hüküm indirmeden önce hiç kimseyi yaptıklarından dolayı sorumlu tutmayacağı ifade edilmiştir.
- Allah Teâlâ, akla ve mala zarar veren büyük kötülükleri sebebiyle içkiyi haram kılmıştır. İnsanlar, içki yüzünden akli melekelerini kaybettikleri için birçok günaha sürüklenmektedirler.