Dua hadisleri
1 Ey Abbâs! Ey Allah Rasûlü'nün amcası! Dünyada ve ahirette Allah'tan afiyet dile
عَنِ العَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، عَلِّمْنِي شَيْئًا أَسْأَلُهُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ. قَالَ: «سَلِ اللَّهَ العَافِيَةَ»، فَمَكَثْتُ أَيَّامًا ثُمَّ جِئْتُ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، عَلِّمْنِي شَيْئًا أَسْأَلُهُ اللَّهَ. فَقَالَ لِي: «يَا عَبَّاسُ، يَا عَمَّ رَسُولِ اللهِ، سَلِ اللَّهَ العَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ».
Abbâs b. Abdulmuttalib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek bana bir dua öğret ki onu okuyarak Allah -Azze ve Celle-'den istekte bulunayım, dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'tan afiyet dile.» diye buyurdu. Bir kaç gün geçtikten sonra tekrardan gelerek: Ya Rasûlallah! Bana bir dua öğret ki onu okuyarak Allah Teâlâ'dan istekte bulunayım, dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de bana şöyle cevap verdi: «Ey Abbâs! Ey Allah Rasûlü'nün amcası! Dünyada ve ahirette Allah'tan afiyet dile.»
Derecesi: Hadis Sahih liğayrihî'dir · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in amcası Abbâs b. Abdulmuttalib -radıyallahu anh- Allah'tan isteyebileceği bir dua öğretmesini Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den istedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona, Allah’tan din, dünya ve âhiretle ilgili afetlerden ve kusurlardan afiyet ve selâmet istemesini öğretti. Abbâs şöyle dedi: Birkaç gün sonra kendisinin yanına giderek bir kez daha Allah'tan isteyeceğim bir duayı bana öğretmesini istedim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de ona olan sevgi ve muhabbetini göstererek şöyle buyurdu: Ey Abbâs! Ey Allah'ın Rasûlünün amcası! Dünyada ve ahirette her türlü zararın defedilmesi, her türlü iyilik ve faydanın elde edilmesi için Allah'tan afiyet dile.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Abbâs'a ikinci kez sorduğunda aynı cevabı tekrarlaması, bir kulun Rabbinden isteyeceği en güzel şeyin sağlık ve afiyet olduğunu göstermektedir.
- Sağlıklı ve sıhhatli olmanın, dünya ve âhiretteki bütün hayırları bir araya topladığı beyan edilmiştir.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- ilmi ve hayrı arttırma konusunda büyük gayret gösterirlerdi.
2 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû ve secdede şu duayı çokça okurdu: «Ey kalpleri evirip, çeviren (Allah'ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl
عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ: «يَا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، آمَنَّا بِكَ وَبِمَا جِئْتَ بِهِ فَهَلْ تَخَافُ عَلَيْنَا؟ قَالَ: «نَعَمْ، إِنَّ القُلُوبَ بَيْنَ أُصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللهِ يُقَلِّبُهَا كَيْفَ يَشَاءُ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû ve secdede şu duayı çokça okurdu: «Ey kalpleri evirip, çeviren (Allah'ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.» Ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Sana ve getirdiğin şeriata iman ettik, bu durumda hâlâ bizim hakkımızda korkuyor musun? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Evet çünkü kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği şekilde evirip çevirir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
"Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dualarının çoğu, Allah'tan dinde sebat etmeyi ve O'na hakkıyla itaat etmeyi, doğru yoldan sapmamayı ve dalaletten uzak durmayı istemekti. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu duayı bu kadar sık yapmasına şaşırmıştı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ona kalplerin Allah'ın iki parmağı arasında olduğunu ve onları dilediği gibi çevirdiğini haber verdi. Kalp, iman ve küfrün merkezidir ve çok değişip dönmesinden dolayı "kalp" olarak isimlendirilmiştir. Çünkü kalp, kaynayan bir tencerenin değişip çevrilmesinden daha şiddetli bir şekilde değişir ve çevrilir. Allah dilediği kişinin kalbini hidayet üzerine ve dinde sabit kılar. Allah dilediği kişinin de kalbini hidayetten sapkınlığa ve dalalete çevirir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbine teslimiyeti ve O'na boyun eğmesi ve ümmetini de bu konuda dua edip istemeye yöneltmesi ifade edilmiştir.
- Dinde istikamet ve sebat üzere olmak önemlidir ve asıl kıymetli olan kişinin ölüm anındaki durumudur.
- Kul, göz açıp kapayıncaya kadar Allah'ın onu İslam üzere sabit kılmasından müstağni olamaz.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alarak onu takip etmek ve bu duayı çokça okumak teşvik edilmiştir.
- İslam üzere sebat etmek, kulun ulaşmaya çalışması ve Rabbine şükretmesi gereken en büyük nimettir.
3 Allah'ım! Bütün işlerimin başı olan dinimi ıslah eyle!
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «اللهُمَّ أَصْلِحْ لِي دِينِي الَّذِي هُوَ عِصْمَةُ أَمْرِي، وَأَصْلِحْ لِي دُنْيَايَ الَّتِي فِيهَا مَعَاشِي، وَأَصْلِحْ لِي آخِرَتِي الَّتِي فِيهَا مَعَادِي، وَاجْعَلِ الْحَيَاةَ زِيَادَةً لِي فِي كُلِّ خَيْرٍ، وَاجْعَلِ الْمَوْتَ رَاحَةً لِي مِنْ كُلِّ شَرٍّ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bütün işlerimin başı olan dinimi ıslah eyle! Yaşadığım şu dünyadaki hayatımı ıslah eyle! Dönüp varacağım ahiretimi de ıslah eyle! Hayatım boyunca daha çok hayır yapmama imkân ver! Bana, her türlü kötülükten kurtulmamı sağlayacak bir ölüm nasip et!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- gönderiliş gayesi olan güzel ahlâkın temel esaslarını bir araya getiren bir dua ile dua etmiştir. Bu esaslar dinin, dünyanın ve âhiretin için Allah'tan doruluk ve iyilik istemektir. salâhıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu veciz lafızla bu üç ana alanın ıslahını dilemiş; iki yurdun (dünya ve âhiretin) hâlinin düzelmesinin dinin salâhına bağlı olması sebebiyle önce dinin salâhıyla başlamış ve şöyle buyurmuştur: (Allah’ım, dinimi benim için ıslah et) Allah'ım! Dinimin adabını en eksiksiz ve en mükemmel şekilde yerine getirmemi bana nasip eyle.) (Ki o, bütün işlerimin koruyucusudur) Yani dinim bütün işlerimin muhafızıdır. Eğer dinim bozulursa işlerim de bozulur; hüsrana uğrar, kaybederim. Ayrıca talep edilen dinin salâhı, dünyanın salâhı olmadan tam olarak gerçekleşmeyeceği için -Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: (Dünyamı da benim için ıslah et) yani bana beden sağlığı, emniyet, rızık, saliha bir eş, salih nesil ve ihtiyaç duyduğum diğer şeyleri ver; bunlar helâl olsun ve Sana itaate yardımcı olsun. Ardından, dünyasının ıslahını istemesinin gerekçesini zikrederek şöyle demiştir: (Ki orada geçimimi sağlarım) yani hayatımı sürdürdüğüm mekân ve yaşadığım ömür süresidir. (Dönüp varacağım ahiretimi de ıslah eyle) yani Sana kavuşacağım dönüş yurdumu; bunun da salih amellerle, kulun ibadete ve ihlâsa muvaffak kılınmasıyla ve güzel bir sonla olmasıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- âhireti dünyadan sonra zikretmiştir; çünkü dünya, âhiretin ıslahı için bir vesiledir. Kim dünyasında Allah’ın muradına uygun şekilde istikamet üzere olursa, âhireti de onun için düzgün olur ve orada mutlu olur. (Hayatı benim için her türlü hayrın artmasına vesile kıl) yani uzun ömrü, salih amelleri çoğalttığım bir fırsat eyle. (Ölümü de benim için her türlü şerden bir rahatlık kıl) yani onu her türlü fitneden, imtihandan, günaha düşmekten ve gafletten bir kurtuluş; dünya meşakkatleri ve kederlerinden bir çıkış ve gerçek bir huzur sebebi eyle.
- Din en önemli şeydir. Bu nedenle Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- duaya onunla başlamıştır.
- Din, insan için bir koruyucudur; onu her türlü şerden alıkoyar.
- Dünyevî hususları istemek, dinin ve âhiretin ıslahı içindir.
- Dinde fitneye düşme korkusu sebebiyle ölümü temenni etmek veya Allah’tan şehitlik üzere ölümü istemek mekruh değildir.
4 Ey Rabbim! Benden daha iyi bildiğin hatalarımı, cahilliğimi ve işimdeki aşırılığımı bağışla! Ey Allah'ım! Bütün bende var olan, bilerek ve bilmeyerek, kasıtlı ve kasıtsız işlediğim günahlarımı bağışla! Ey Allah'ım! Senin benden daha iyi bildiğin yaptıklarımı ve yapacaklarımı, gizlediğimi ve açığa vurduklarımı bağışla! Sen, her şeyi hakkıyla önceden veren ve erteleyensin. Sen, her şeye gücü yetensin
عَنِ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ كَانَ يَدْعُو بِهَذَا الدُّعَاءِ: «رَبِّ اغْفِرْ لِي خَطِيئَتِي وَجَهْلِي، وَإِسْرَافِي فِي أَمْرِي كُلِّهِ، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي خَطَايَايَ، وَعَمْدِي وَجَهْلِي وَهَزْلِي، وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِي، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ المُقَدِّمُ وَأَنْتَ المُؤَخِّرُ، وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ».
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şu duayı yapardı: «Ey Rabbim! Benden daha iyi bildiğin hatalarımı, cahilliğimi ve işimdeki aşırılığımı bağışla! Ey Allah'ım! Bütün bende var olan, bilerek ve bilmeyerek, kasıtlı ve kasıtsız işlediğim günahlarımı bağışla! Ey Allah'ım! Senin benden daha iyi bildiğin yaptıklarımı ve yapacaklarımı, gizlediğimi ve açığa vurduklarımı bağışla! Sen, her şeyi hakkıyla önceden veren ve erteleyensin. Sen, her şeye gücü yetensin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kapsamlı dualarından biri de şudur: Rabbim! Günahımı, işlediğim hatamı ve suçumu; cehaletimi, benden bilgisizlik sebebiyle meydana gelen (hataları) bağışla.” "Ve bütün işlerimde aşırılığımı" ihmalim ve haddi aşmamı bağışla. "Benim bildiğimden daha iyi bildiğin (kusurlarımı)."Ey Allah’ım! Senin bildiğin, benim ise unuttuğum kusurlarımı. "Allah'ım! Hatalarımı ve bilerek işlediğim günahlarımı bağışla'' Benden kasten ve bilerek, günah olduğunu bildiğim hâlde sadır olan (günahlarımı) bağışla. "Ciddiyetle yaptıklarım ve şaka yoluyla yaptıklarım" şaka esnasında benden sadır olanlar ve her iki hâlde de benden meydana gelenleri bağışla. “Ve bunların hepsi bende vardır” Bahsedilen günah ve kusurlar bende toplanmıştır. "Allah'ım! Geçmişte yaptıklarımdan dolayı beni bağışla, gelecekte de "yapacaklarımdan dolayı" beni bağışla. "Ve gizlediğim" ve sakladığım, "Ve açığa vurduğum" ve ortaya çıkardığım günahlarmı bağışla. “Sen öne alansın, Sen geri bırakansın” yarattıklarından dilediğini, razı olduğun şeylere muvaffak kılarak rahmetine öne alırsın; dilediğini de onu yardımsız bırakman sebebiyle bundan geri bırakırsın. Senin geri bıraktığını öne alacak yoktur; Senin öne aldığını da geri bırakacak yoktur. “Ve Sen her şeye gücü yetensin.” Tam bir kudret ve iradeyle dilediğin her şeyi yaparsın.
- Bu duanın fazileti ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alarak bu duayı yapmaya özen göstermek ifade edilmiştir.
- İsraftan sakındırılmış ve israf eden kimsenin cezaya maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu ifade edilmiştir.
- Allah Teâlâ, insanı ondan daha iyi bilir. Bu sebeple insan işini Allah’a havale etmelidir; zira farkında olmadan hata edebilir.
- İnsan, şakası sebebiyle de ciddiyeti sebebiyle olduğu gibi sorumlu tutulabilir. Bu yüzden insan, şaka yapaken dikkatli olmalıdır.
- İbn Hacer el-Askalânî şöle demiştir: Bu duanın okunduğu yerin açıkça belirtildiğini, rivayet yollarının hiçbirinde görmedim. Ancak son kısmının büyük bölümü hakkında şu nakil vardır: Onu gece namazında söylerdi. Yine, onu namazın sonunda söylediği de rivayet edilmiştir. Rivayetlerde, bunu selamdan önce mi yoksa sonra mı söylediği konusunda ihtilaf vardır; her iki şekilde de rivayet edilmiştir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hata yaptığı için mi bağışlanma dilemiştir? Bu konuda şöyle denilmiştir: Bunu tevazu göstermek ve nefsini küçük görmek için söylemiştir; ya da kemalin kaçırılmasını ve evlâ olanın terk edilmesini günah saymıştır; yahut yanılarak meydana gelen şeyleri kastetmiştir; veya peygamberlikten önce olan şeyleri kastetmiştir. Yine şöyle denilmiştir: İstiğfar bir kulluktur, mağfiret için değil, sırf ibadet olarak yapılması gerekir. Bir görüşe göre de bu, insanlar kendilerini güvende sanıp istiğfarı terk etmesinler diye ümmetine bir uyarı ve eğitim için söylenmiştir.
5 Allah'ım! Senden dünya ve ahirette afiyet diliyorum
عَنِ ابنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قَالَ: لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَدَعُ هَؤُلَاءِ الدَّعَوَاتِ، حِينَ يُمْسِي وَحِينَ يُصْبِحُ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي دِينِي وَدُنْيَايَ وَأَهْلِي وَمَالِي، اللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَتِي -أَو: عَوْرَاتِي- وَآمِنْ رَوْعَاتِي، اللَّهُمَّ احْفَظْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ، وَمِنْ خَلْفِي، وَعَنْ يَمِينِي، وَعَنْ شِمَالِي، وَمِنْ فَوْقِي، وَأَعُوذُ بِعَظَمَتِكَ أَنْ أُغْتَالَ مِنْ تَحْتِي».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah akşam şu duaları (okumayı) bırakmazdı: «Allah'ım! Senden dünya ve ahirette afiyet diliyorum. Allah'ım! Dinim, dünyam, ehlim ve malım hakkında senden af ve afiyet isterim. Allah'ım! Ayıbımı -ya da ayıplarımı- ört. Korktuğum şeylerden beni emin kıl. Allah'ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelecek belalardan) beni koru. Altımdan gelecek ani afet ve beladan senin azametine sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah ve akşam şu duları okumayı terk etmezdi: (Allah'ım! Senden afiyet dilerim) dünya hayatındaki hastalıklardan, belalardan ve sıkıntılardan; yakın ve uzak (dünya ve ahirette) her türlü şehvetlerden ve dini açıdan fitnelerden korunup, selamette olmayı diliyorum. (Allah'ım! Senden mağfiret dilerim) ve günahların silinip bağışlanmasını, kusurlardan selamette (ve afiyette) olmayı, (dinimde) şirkten, dalaletten ve günahlardan (ve dünyamda) musibet, zarar ve kötülüklerden, (ve ailemde), eşlerim, çocuklarım ve akrabalarımı (ve malımda) sahip olduğum malları ve amelimi selamette kılmanı dilerim. (Allah'ım! Ayıplarımı ört) ve bendeki kusurları, ayıpları, noksanlıkları gider, günahlarımı sil ve bağışla. (ve korktuğum şeylerden), endişe ve korkularımdan beni emin kıl. (Allah'ım! Beni koru), (Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden) gelecek ve bana eziyet verecek her türlü belalardan beni muhafaza et. Zira o, Allah’ın kendisini her yönden korumasını istemiştir; çünkü belalar ve musibetler insana ancak bu yönlerin birinden ulaşır ve ona bu yönlerden gelir. (Altımdan gelecek ani afet ve beladan Senin azametine sığınırım.) Ansızın ele geçirilmemden, gafletteyken habersizce helak edilmemden ve (altımdan) gelecek bir musibetle, yani yerin dibine geçirilerek helâk olmaktan Sana sığınırım.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uyarak bu sözleri söyleyerek dua etmeye devam etmek güzeldir.
- İnsana, dinde Allah'tan afiyet istemesi emredildiği gibi, dünyada da bunu istemesi emredilmiştir.
- Tîbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Altı yönün tamamını zikredilmiştir; çünkü afetler bu yönlerden gelir. Alt taraftan gelen yön üzerinde ise, oradan gelen afetin daha kötü olması sebebiyle özellikle durmuştur.
- Sabah zikirlerinin okunmasının en fazilet vakti; fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadar, yani günün başında olan vakittir; (akşam için ise) ikindiden sonra gün batımından önceki zamandır. Ancak kişi bunları daha sonra okursa —yani sabah zikrini Duhâ vaktinde okursa— bu da geçerlidir; öğleden sonra okursa yine geçerli olur; akşam zikrini de akşam namazından sonra okursa yine geçerli olur. Zira bu vakitlerin tamamı zikir için uygun vakitlerdir.
- Delilin, zikrin gece için belirli bir vakti olduğuna işaret ettiği yerler vardır. Nitekim Bakara Sûresi’nin son iki âyetinin okunması, güneş battıktan sonra geceleyin olur.
6 Allah'ım! Kuşkusuz ben, acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün hayırları senden isterim. Acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün şerlerden de sana sığınırım
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنينَ رضي الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَّمَهَا هَذَا الدُّعَاءَ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ الْخَيْرِ كُلِّهِ، عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ، مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَا لَمْ أَعْلَمْ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ الشَّرِّ كُلِّهِ، عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ، مَا عَلِمْتُ مِنْهُ وَمَا لَمْ أَعْلَمْ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا سَأَلَكَ عَبْدُكَ وَنَبِيُّكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا عَاذَ بِهِ عَبْدُكَ وَنَبِيُّكَ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ، وَمَا قَرَّبَ إِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ أَوْ عَمَلٍ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ النَّارِ، وَمَا قَرَّبَ إِلَيْهَا مِنْ قَوْلٍ أَوْ عَمَلٍ، وَأَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ كُلَّ قَضَاءٍ قَضَيْتَهُ لِي خَيْرًا».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şu duayı öğretmiştir: «Allah'ım! Kuşkusuz ben, acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün hayırları senden isterim. Acil olsun ertelenmiş olsun, bildiğim ve bilmediğim bütün şerlerden de sana sığınırım. Allah'ım! Ben, kulun ve peygamberin olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in istemiş olduğu bütün hayırları senden ister, kulun ve peygamberin olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sığınmış olduğu bütün kötülüklerden de sana sığınırım. Allah'ım! Kuşkusuz ben Senden, Cennet'i ve ona yaklaştıran söz ve amelleri ister, Cehennem'den ve ona yaklaştıran söz ve amellerden de Sana sığınırım! Bana takdir ettiğin her hükmü benim için hayırlı kılmanı isterim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya duanın özünü (kapsamlı duaları) öğretmiştir. Bunlar dört duadır: Birincisi: Her türlü hayrı kapsayan genel bir duadır: “Allah’ım! Bütün hayrı Senden isterim.” Yani; yakın zamanda olanını ve sonradan gelecek olanını, bana öğrettiğin ve bildiğim hayırları da, benim bilmediğim, fakat Senin ilminde olan hayırları da (isterim). Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Bu duada işler, (El-Alîm) her şeyi hakkıyla bilen, (El-Habîr) her şeyden haberdar olan, (El-Latîf) iyilik ve lütuf sahibi Allah'a havale edilmiştir. Yüce Allah, Müslüman için en hayırlısını ve en güzelini seçer. (Acele olanından ve ileride olanından, bildiğim ve bilmediğim bütün şerlerden.” Sana sığınırım, Senden korunma talep ederim. İkinci dua: Müslümanı, dua ederken haddi aşmaktan koruyan bir duadır: “Allah’ım! Senden isterim” yani Sana yönelir, Senden talep ederim; “Kulun ve Peygamberin’in Senden istediği her türlü hayırdan (bana da ver)” “Ve Sana sığınırım” yani Sana iltica eder, Seninle korunurum; “Kulun ve Peygamberin’in Sana sığındığı her türlü şerden (beni de koru).” Bu dua, dua eden kimsenin, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi için istediği ve talep ettiği her şeyi, tek tek saymaya gerek kalmaksızın, Allah’tan istemesidir. Üçüncü dua: Cennete girmeyi istemek ve Cehennem'den uzak durmayı talep etmektir. Bu, her Müslümanın arzusudur ve bütün amellerinin nihai gayesidir: “Allah’ım! Senden Cenneti ve ona kavuşmayı isterim; Senin rızanı kazandıran her türlü salih söz ve ameli de (isterim). Ve Sana sığınırım: Ateşten; zira kötü amellerden korunmak ancak Senin lütfunladır, ve Seni gazaplandıran her türlü söz ve amel olan günahlardan (Sana sığınırım). Dördüncü dua: Allah’ın takdirine razı olmayı isteme duasıdır: “Benim için hükmettiğin her takdiri hayırlı kılmanı Senden isterim.” Yani Allah’ın benim hakkımda verdiği her hükmün ve her takdirin, benim için hayır olmasını dilerim. Bu ise, Allah’ın kazâ ve kaderine razı olmayı isteme anlamına gelen bir duadır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Âişe -radıyallahu anha-'ya öğrettiği gibi, bir kimse dini ve dünyevi konularda kendilerine fayda sağlayan şeyleri ailesine öğretir.
- Bir Müslümanın Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen duaları ezberlemesi en doğrusudur. Çünkü bunlar bütün duaları kapsar.
- Âlimler bu hadis hakkında şöyle demişlerdir: İyiliği isteme ve kötülükten sığınma konusunda en kapsamlı hadistir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verilen en kapsamlı sözlerden biridir.
- Allah'ın rahmetinden sonra Cennet'e girmenin vesilelerinden biri de salih söz ve amelleri işlemektir.
7 Allah'ım! Nimetinin zevalinden, afiyetin gidip de yerini hastalıklara bırakmasından, ansızın gelen azabından ve öfkene sebep olan her şeyden Sana sığınırım
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قَالَ: كَانَ مِنْ دُعَاءِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ زَوَالِ نِعْمَتِكَ، وَتَحَوُّلِ عَافِيَتِكَ، وَفُجَاءَةِ نِقْمَتِكَ، وَجَمِيعِ سَخَطِكَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in duasından biri şöyledir: «Allah'ım! Nimetinin zevalinden, afiyetin gidip de yerini hastalıklara bırakmasından, ansızın gelen azabından ve öfkene sebep olan her şeyden Sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyden Allah'a sığınmıştır: Birincisi: (Allah'ım! Nimetinin (dinî ve dünyevî) zevalinden Sana sığınırım.) İslam üzere sebat etmeyi ve nimetlerin yok olmasına sebep olan günahlara düşmekten uzak durmayı (Senden isterim). İkincisi: (Bana verdiğin afiyette olma durumumun değişmesinden) belaya çevrilmesinden; afiyetin devamını, acı, hastalık ve her türlü sıkıntıdan selâmette olmayı Senden isterim. Üçüncüsü: (ve azabının (bir bela ya da musibetin) aniden gelmesinden (Sana sığınırım.) Çünkü azap ve ceza ansızın ve beklenmedik şekilde geldiğinde, tövbe etmeye ve durumu telafi etmeye zaman kalmaz; buna uğrayan kimse için de daha ağır ve daha şiddetli olur. Dördüncüsü: (ve Senin bütün gazabından (Sana sığınırım). Yani; Senin öfkeni gerektiren bütün sebeplerden. Çünkü Senin gazabına uğrayan kimse, gerçekten hüsrana uğramış ve kaybetmiş olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu ifadeyi çoğul lafızla kullanmıştır ki; böylece Yüce Allah’ın gazabını gerektiren, sözlerden, amellerden ve inançlardan olan bütün sebepleri kapsasın.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Yüce Allah’a olan tam muhtaçlığını (kulluğunu ve acziyetini) ifade etmiştir.
- Bu bereketli sığınma, nimetlere şükretmeye muvaffak kılınmayı ve nimetleri ortadan kaldıran günahlara düşmekten korunmayı içerir.
- Allah Teâlâ'nın gazabına sebep olan durumlardan uzak durmaya özen göstermek gerekir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın ansızın gelecek olan gazabından O'na sığınmıştır. Çünkü Allah kuldan intikam aldığı zaman, onun üzerine öyle bir bela indirir ki kul bunu kendi başına savamaz; bütün yaratılmışlar bir araya gelseler bile onu defetmeye güç yetiremezler.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği afiyetin değişmesinden O’na sığınmıştır. Çünkü Allah bir kimseyi afiyetiyle hususî olarak kuşatmışsa, o kimse iki dünyanın hayrına erişmiş olur. Şayet bu afiyet ondan alınırsa, iki dünyanın şerrine uğramış olur. Zira afiyet, dinin ve dünyanın ıslahı ile kaimdir.
8 Allah’ım! Borcun beni ezip alt etmesinden, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanların sevinip beni ayıplamasından Sana sığınırım
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَدْعُو بِهَؤُلَاءِ الْكَلِمَاتِ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الْعَدُوِّ، وَشَمَاتَةِ الْأَعْدَاءِ».
Abdullah b. Amr b. Âs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şu kelimelerle dua ederdi: «Allah’ım! Borcun beni ezip alt etmesinden, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanların sevinip beni ayıplamasından Sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şu hususlardan Allah'a sığınmıştır: Birincisi: (Allah’ım! Sana sığınırım) yani Senden yardım diler, Sana iltica eder ve yalnız (Sana) yönelirim; başkasına değil. (Borcun galip gelmesinden) ise, onun insanı ezip alt etmesinden, baskısından, verdiği keder ve sıkıntıdan Sana sığınırım. Ayrıca borcun ödenmesi ve kapatılması hususunda Senden yardım isterim. İkincisi: (Düşmanın galip gelmesi) yani onun ezip alt etmesinden, hâkimiyet kurup tasallut etmesinden Sana sığınırım. Ayrıca düşmanın eziyetini defetmeni ve ona karşı bana zafer kazanmayı nasip etmeni Senden isterim. Üçüncüsü: “Düşmanların alay etmesinden” yani Müslümanların başına gelen bela ve musibetler sebebiyle sevinip bunu fırsat bilmelerinden Sana sığınırım.
- Borç ve benzeri şeyler gibi itaatten uzaklaştıran ve kaygı getiren her şeyden Allah'a sığınmak teşvik edilmiştir.
- Mutlak olarak borçta bir sakınca yoktur. Sakınca, borcunu ödeyecek imkânı bulunmayan kimsededir. İşte bu, insanı ezen ve ona galip gelen borçtur.
- İnsan kendisiyle alay edileceği ve ayıplanacağı şeylerden uzak durmalıdır.
- Kâfirlerin Müminlere olan düşmanlığının ve musibetler geldiğinde onlara sevinip, alay etmeleri beyan edilmiştir.
- Düşmanların, insanın başına gelen musibet sebebiyle sevinçlerini açığa vurmaları, kişinin kendisi için çoğu zaman musibetin bizzat kendisinden daha ağır gelir.
9 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çoğu zaman şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!
عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ أَكْثَرُ دُعَاءِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً، وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً، وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: «Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çoğu zaman şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dua ederken ekseriyetle birçok duayı da kapsayan dua ederdi: «Allah'ım! Bize dünyada da güzellikler ver! Ahirette de güzellikler ver! Bizi Cehennem azabından koru!» Bu dua; bol ve helal rızık, saliha bir eş, gözün nuru olan bir evlat, rahatlık, faydalı ilim, salih amel, sevilen ve caiz olan istek ve arzuları da içeren dünya nimetlerini, kabir azabı, kıyamet günü mahşer alanında ve Cehennemden selamette olmayı, Allah'ın rızasını kazanmayı, sonsuz nimetleri ve Rahman olan Rabbe yakın olmayı da kapsayan ahiret nimetlerini içerir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alıp kapsamlı dualar yapmak güzeldir.
- Bir kişinin ettiği duada dünya ve ahiret hayırlarını birlikte istemesi daha mükemmeldir.
10 Allah’ım! Beni hidayete erdir ve beni dosdoğru kıl. Hidayet isterken, yolunu bulmayı; doğruluk isterken de okun hedefi tam isabetle vurmasını hatırla
عَنْ عَلِيٍّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قُلِ اللهُمَّ اهْدِنِي وَسَدِّدْنِي، وَاذْكُرْ بِالْهُدَى هِدَايَتَكَ الطَّرِيقَ، وَالسَّدَادِ سَدَادَ السَّهْمِ».
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurmuştur: «Allah’ım! Beni hidayete erdir ve beni dosdoğru kıl. Hidayet isterken, yolunu bulmayı; doğruluk isterken de okun hedefi tam isabetle vurmasını hatırla.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'a Allah'a dua etmesini ve O'ndan istemesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: (Allahım! Bana hidayet et) beni yönlendir, bana yol göster, (beni doğru olana başarılı kıl) beni muvaffak kıl, beni bütün işlerimde dosdoğru kıl. Hidayet; hakikati detaylı ve genel olarak bilmek, zahirde ve batında ona uymakta başarılı olmaktır. Sedâd: Hak üzerine yapılan bütün işlerde başarılı ve doğru olmak demektir. Söz, amel ve imanda dosdoğru yolda olmaktır. Çünkü manevi mesele somut olanla netleşir. Şu duayı ederken şunu hatırla: (Hidayet, seni doğru yola iletir), o halde hidayet isterken, yolcunun yolunda dosdoğru gitmesine benzer şekilde kalbinle hazırlan. Çünkü yolcu, doğru yoldan ne sağa ne de sola sapar. Bu, onu yolunu kaybetmekten korumak içindir. Böylece selamete kavuşur ve amacına hızla ulaşır. (Hedefe ulaşmak: Okun hedefe ulaşması) Oku attığında, hedefe ne kadar çabuk ulaşıp vurduğunu fark edersin. Okçu hedefi vurmak için, okla hedefe doğru yönelip atar. Keza niyet ettiğin şeyin olması için okun hedefine varması gibi Allah Teâlâ'dan duanın kabul olmasını iste. Duanda nihai amacına ulaşmayı ve nihai hedefine varmayı isteyen biri olursun. Bu yüzden, Allah’tan “sedâd” (dosdoğruluk ve isabet) isterken bu mânâyı kalbinde hazır bulundur ki, niyet ettiğin bu isabet ve doğruluk talebi, ok atarken kullandığın hedefi tam vurma anlamıyla örtüşsün.
- Dua eden kimse, amelini sünnete göre ve niyetindeki samimiyetine göre yapmaya dikkat etmelidir.
- Muvaffak kılınmak ve başarı için bu kapsamlı sözlerle dua etmek müstehaptır.
- Kul, bütün işlerinde Allah Teâlâ'dan yardım istemelidir.
- Eğitim verme makamında örnek verilir.
- Bu sözde, hidayet istemekle hâlin salâhını, o hâl üzere devam etmeyi, bir an bile ondan sapmamayı ve sonucun da salih olmasını birlikte talep etme mânâsı vardır. “Beni hidayete erdir” sözü; hidayet yolu üzerinde yürür hâlde olmayı, “Beni dosdoğru kıl” sözü ise; erişilen bu hidayet üzerinde isabetli olmayı, sapmaktan korunmayı ve bundan ayrılmamayı ifade eder.
- Dua eden kimse dualarına dikkat etmeli ve dualarının manalarını kalbinde hatırlamalıdır. Bunun kabul edilme ihtimali daha yüksektir.
11 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كَانَ رَسُولُ اللهِ -صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ- يَقُولُ: «اللهم إني أعوذ بك من البَرَصِ، والجُنُونِ، والجُذَامِ، وَسَيِّئِ الأسْقَامِ».
Enes -radıyallahu anh-'den- merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle haber verilmiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve kötü hastalıklardan Sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- belli bazı hastalıklardan Allah’a sığınırdı. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu hastalıklardan Allah’a sığınması, ne kadar tehlikeli hastalık olduğunu ifade etmektedir. Özellikle bazı hastalıkları zikrederek sığınma yaptıktan sonra, genel olarak tüm kötü hastalıkları da zikretmiş ve ardından afiyet ve selamet niyaz etmiştir. Bu hadiste husus ve mücmel ifadeler bulunmaktadır. İlk kısmı ayrıntılı olarak hastalıkları zikretmiş, diğer kısmı ise özlü olarak kapsayıcılık içermiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- belli bazı hastalıklardan Allah’a sığınır ve şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Alaca hastalığından sana sığınırım.» Bu hastalık bir deri hastalığıdır. Deri beyaz bir renk alır. İnsanlar bu hastalara pek yaklaşmazlar. Hasta da insanlardan uzaklaşır. Belki de bundan dolayı -Allah korusun- Allah’ın gazabına uğrar. Delilik, aklın gitme halidir. Akıl olmadan insan mükellef olamaz ve Rabbine ibadet edemez. Allah Teâlâ’nın yarattıkları hakkında ancak akıl ile tefekkür yapılabilir. Kur'an-ı Kerim onunla anlaşılır. Aklın gitmesi insanın yok olması demektir. Bunun için de Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kalem üç kişiden kaldırılmıştır. Uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.» “Cüzzam” Bu hastalık, uzuvların eriyerek tükenmesi ile sonuçlanır. Bulaşıcıdır. Bir hadiste; «Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlı hastadan uzaklaş.» diye buyrulmuştur. “Ve kötü hastalıklardan” İnsanların küçük gördüğü kişinin sabretmek zorunda olduğu hastalıklardır. Felç, kör olmak, kanser gibi hoşlanılmayan hastalıklar birer örnek olarak verilebilir. Hem maddi olarak masraflı hem de güçlü bir sabra ihtiyaç vardır. Allah Teâlâ’nın sabır ve kalbine güç verdiği kişiler müstesna sabır gösterilmesi zordur. Görüleceği üzere dinimiz İslam’ın Müslüman kimsenin bedenine, sağlığına ve dinine verdiği önem, ortada tüm hakikatiyle durmaktadır.
12 Allah'tan başka hak ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur. Allah büyüklerin en büyüğüdür. Bitip tükenmeyen hamt O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!. Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir
عَنْ سَعْدٍ رضي الله عنها قَالَ: جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: عَلِّمْنِي كَلَامًا أَقُولُهُ، قَالَ: «قُلْ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، اللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ» قَالَ: فَهَؤُلَاءِ لِرَبِّي، فَمَا لِي؟ قَالَ: «قُلْ: اللهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي».
Sa’d -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir bedevî Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek: Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi. Rasûlullah ona şu zikri okumasını tavsiye etti: «Allah'tan başka hak ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur. Allah büyüklerin en büyüğüdür. Bitip tükenmeyen hamt O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!. Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.» Bedevî: Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi. Rasûlullah şöyle demesini buyurdu: «Allah'ım, beni bağışla, bana merhamet et, rızanı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Çölde yaşayan bir adam, zikir yapabilmesi için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine bir zikir öğretmesini istedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: De ki: «Allah'tan başka hak ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur.» Tevhidin, yani Allah'tan başka hak ilahın bulunmadığının şahitliğiyle başladı. «Allah büyüklerin en büyüğüdür.» Yani: Allah Teâlâ her şeyden büyük, en ulu ve yüce olan demektir. «Bitip tükenmeyen hamt O’na mahsustur.» Yani: Sıfatları, fiilleri ve sayısız nimetlerinden dolayı Allah'a çokça hamt olsun. «Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!» Allah Teâlâ, eksik ve noksanlıklardan münezzeh ve yücedir. «Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.» Yani: Allah'ın yardımı ve başarılı kılması dışında bir halden diğer bir hale geçiş yoktur. Adam dedi ki: Bu sözler Rabbimi anmak ve O'nu tesbih etmek içindir, ben kendim için nasıl dua edeyim? Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: De ki: «Allah'ım! Beni bağışla.» Kötülükleri silip örterek. «Bana merhamet et.» Dini ve dünyevi menfaatleri ve kazançları bana ulaştırarak. «Bana hidayet et.» Şartların en iyisi ve doğru yola ulaştırarak. «Beni rızıklandır.» Helal mal, sağlık ve her türlü iyilik ve sıhhat vererek.
- Tehlil (Lâ ilâhe illallah), Tekbir (Allahu Ekber), Tahmit (Elhamdulillah) ve Tesbih (Subhanallah) zikirleri ile Yüce Allah'ı anmak teşvik edilmiştir.
- Duadan önce Allah'ı anmak ve O'na senada bulunmak müstehaptır.
- Bir kimsenin, Nebi -aleyhisselam-'ın öğrettiği; dünya ve ahiretin bütün hayırlarını kapsayan en güzel dualarla dua etmesi müstehaptır. Kişi dilediği gibi de dua edebilir.
- Kulun, dünyada ve ahirette kendisine fayda sağlayacak şeyleri öğrenmeye hırslı olması gerekir.
- Mağfiret, rahmet ve rızık talebinde bulunmak teşvik edilmiştir. Bunları istemek bütün hayırları içerir.
- Ümmetine fayda sağlayacak şeyleri öğretmesi Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefkatli olmasındandır.
- Arınmanın tam olması için bağışlanmanın ardından rahmet zikredilmiştir. Mağfiret; günahların örtülmesi, silinmesi ve Cehennem'den uzak olmayı, merhamet ise; iyiliklerin ulaşması ve Cennet'e girmeyi ifade eder. İşte büyük kurtuluş budur.
13 Yâ Rasûlallah! Bana bir dua öğret! dedim. Bunun üzerine bana: «Allah'ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve cinsel organımın şerrinden sana sığınırım, de!» buyurdu.
عن شكل بن حميد رضي الله عنه قال: قلت: يا رسول الله، عَلِّمْنِي دعاء، قال: (قل: اللهم إني أعوذ بك من شر سمعي، ومن شر بصري، ومن شر لساني، ومن شر قلبي، ومن شر مَنِيِّي).
Şekel b. Humeyd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Bana bir dua öğret! dedim. Bunun üzerine bana: «Allah'ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve cinsel organımın şerrinden sana sığınırım, de!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Şekel b. Humeyd -radıyallahu anh- dünya ve ahirette hayırlı olanın ne olduğunu bulmak için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gitmiştir. O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den avuç dolusu para, bir sâ' yiyecek ve fani olan dünyayı talep etmemiştir. Ancak o, dua talebinde bulunmak için gitmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den dünyası ve ahireti için faydalanacağı duayı öğretmesini talep etmiştir. İşte bu sahabenin kimliğidir, onlar Allah -Azze ve Celle-’den cennetini ve lütfunu isterlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu azametli duaya onu yönlendirmiştir. «Ey Allahım!» Allah’a dua etmiş ve dua ederken bütün Esmau'l-Husna’yı içeren Allah lafzıyla dua etmeye yönlendirmiştir. «Kulağımın şerrinden sana sığınırım.» Kulağımın şerrinden Allah’a sığınıyorum. Bu da insanın kulağıyla düştüğü haram, yalan yere şahitlik, küfür ve iftira sözü, dinin kadrini azaltan ve diğer insanın kulağına ulaşan haramlardır. «Gözümün şerrinden» Açık saçık film izlemek, çirkin şeylere bakmak gibi haram işlerken kişinin gözünü kullanmasıdır. «Dilimin şerrinden» Yalan yere şahitlik, sövmek, lanet etmek, din ve dindarların kadrini düşürecek sözler, insana yakışmayacak sözler, konuşması gerekeni konuşmaması gibi dilinden çıkan haram olan her sözdür. «Kalbimin şerrinden» Kalbi Allah’ı zikretmenin dışında inşa etmek ya da ümit, korku, rahbet, tazim etmek gibi kalbî ibadetlerde Allah’tan başkasına kalbi yöneltmek veyahut da Rab Subhanehu ve Teâlâ’ya yapması gereken kalbî ibadetleri terk etmesidir. «Cinsel organımın şerrinden» Allah’ın haram kıldığı yerde kullanmaktan, beni zinaya götüren şeylere bakmaya, dokunmaya, gitmeye, kast etmeye ve benzeri şeylere düşürecek yerde kullanmaktır. Bu mübarek duada Allah’ın nimet olarak verdiği azaları korumak vardır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu duada bu nimetlerin şerrinden Allah’a sığınmasını emretmiştir. «Kulağımdan Allah’a sığınırım» gibi bu nimetlerden Allah’a sığınmasını emretmemiştir. Çünkü bu nimetlerle Allah’a ibadet edilir. Bütünüyle kendisinden Allah’a sığınılacak kadar şerli değildir. Ancak ondan doğan şer oranında sığınılır. Onun korunması, yaratıldığı şeyi özen göstermekle, onunla günaha teşebbüs etmemekle, onunla rezaleti yaymamakla gerçekleşir. Çünkü kıyamet gününde o kimse bu nimetlerinden sorumlu tutulacaktır. Allah -Azze ve Celle-’nin şu ayeti bunu onaylamaktadır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra suresi: 36)
14 «O kadınlar, doğru söylemişlerdir. Onlar, kabirlerinde öyle bir azap görür ki, o azabı bütün hayvanlar işitir.»
عن عائشة رضي الله عنها ، قالت: دخلت عليَّ عجوزان من عُجُز يهود المدينة، فَقَالَتا لي: إنَّ أهلَ القبور يُعذَّبون في قبورهم، فكذَّبتُهما، ولم أُنْعِم أنْ أُصَدِّقهما، فَخَرَجَتَا، ودخل عليَّ النبي صلى الله عليه وسلم ، فقلت له: يا رسول الله، إنَّ عجوزين، وذكرتُ له، فقال: «صَدَقَتَا، إنَّهم يُعذَّبون عذابًا تَسْمَعُه البهائم كلُّها» فما رأيتُه بعْدُ في صلاة إلا تعوَّذ من عذاب القبر.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: “Medine'deki Yahudilerin yaşlı kadınlarından ikisi yanıma girip bana; “Kabirlerde olanlar, kabirlerinde azap görürler” dediler. Ben onların bu sözlerini yalanladım. Onları tasdik etmek için “Evet” demeye gönlüm razı olmadı. Daha sonra çıkıp gittiler. Derken Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma girdi. O'na: “Ey Allah'ın Rasûlü! Medine Yahudilerinin yaşlı kadınlarından ikisi yanıma gelip; “Kabir halkı, kabirlerinde muhakkak azap olunurlar, sözlerini naklettim." Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O kadınlar, doğru söylemişlerdir. Onlar, kabirlerinde öyle bir azap görür ki, o azabı bütün hayvanlar işitir.» buyurdu. Aişe -radıyallahu anha-: “Bundan sonra Rasûlullah'ı her namazda kabir azabından (Allah'a) sığınırken görmüşümdür.” dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Medine Yahudilerinden iki yaşlı kadın Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanına girip; “Kabirlerde olanlar, kabirlerinde azap görürler.” dediler. Âişe -radıyalahu anha- o ikisini yalanladı ve onları tasdik etmekten razı olmadı. Yahudilerin yalanın ortaya çıkması, dine olan iftiraları ve kendi kitaplarını tahrif etmelerinden dolayı nefsi bunu hoş görmedi. Âişe -radıyallahu anha-'nın yanından çıktılar ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe'nin yanına girdi. Bu iki Yahudi kadının anlattıklarını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «O kadınlar, doğru söylemişlerdir. Onlar, kabirlerinde öyle bir azap görürler ki, o azabı bütün hayvanlar işitir.» Aişe -radıyallahu anhâ, bundan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i her namazda kabir azabından (Allah'a) sığınırken gördüğünü haber vermiştir.
15 Yâ zelcelâli vel-ikram, duâsına devam ediniz.
عن أنس رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم : «ألِظُّوا بـ (يَاذا الجَلاَلِ والإكْرامِ)».
Enes -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Yâ zelcelâli vel-ikram, duâsına devam ediniz.” Tirmizî rivâyet etmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste yer alan "Elizzu" lafzı bu duaya devam edin, çokça yapın manasını ifade eder. Genel manası ise dualarınızda bu duaya çokça yer verin, dilinizden düşürmeyindir. Bu dua, yüce Allah'ın isimlerinden bir ismi içermektedir. Bu ismin İsm-i Azam olduğu hakkında görüş beyan edilmiştir. Bu isim tüm rububiyet ve ulûhiyet sıfatlarını kapsayıp, içermektedir.
16 Allah'ım! Kötü ahlâktan, kötü amellerden ve sapkın arzu ve heveslerden sana sığınırım
عَن قُطْبَةَ بنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ مُنْكَرَاتِ الأَخْلاَقِ وَالأَعْمَالِ وَالأَهْوَاءِ».
Kutbe b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Kötü ahlâktan, kötü amellerden ve sapkın arzu ve heveslerden sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dualarından biri de şöyleydi: "Allah'ım! Sana sığınırım"; yani senden başkasına değil, yalnızca sana sığınır, sana iltica eder ve senin korumana sığınırım. "Kötü ahlâktan"; Allah'ın ve Rasûlü'nün yasakladığı kin, haset ve kibir gibi çirkin huylardan; "Kötü amellerden"; sövme, hakaret etme ve benzeri çirkin davranışlardan; "Hevâ ve heveslerden" ise nefsin arzuladığı, fakat şeriata aykırı olan bütün istek ve tutkularından sana sığınırım.
- Bu duanın faziletine ve okunmasının müstehap olduğuna işaret edilmektedir.
- Mümin, kötü ahlâktan ve çirkin davranışlardan uzak durmaya özen gösterir; nefsânî arzulara uymaktan ve şehvetlerin peşine düşmekten de sakınır.
- Ahlâkın, amellerin ve hevâların; iyi (ma'rûf) ve kötü (münker) olmak üzere iki kısma ayrıldığına işaret edilmektedir.
17 Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.
عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :«اللهم كما حَسَّنْت خَلْقِي فَحَسِّنْ خُلُقِي».
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İnsanın yapması gereken, dış görünüşünü ve şeklini güzel kıldığı gibi Allah’tan, içini ve insanlığını da güzel kılıp onu güzel ahlâkla rızıklandırmasını istemesidir.
18 Allah’ım! Acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takva ver! Nefsimi temizleyip arındır! Onu en güzel arındıracak olan sensin. Sen o nefsin dostu ve mevlasısın. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım
عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: لَا أَقُولُ لَكُمْ إِلَّا كَمَا كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: كَانَ يَقُولُ: «اللهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَالْهَرَمِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، اللهُمَّ آتِ نَفْسِي تَقْوَاهَا، وَزَكِّهَا أَنْتَ خَيْرُ مَنْ زَكَّاهَا، أَنْتَ وَلِيُّهَا وَمَوْلَاهَا، اللهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ، وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ، وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ، وَمِنْ دَعْوَةٍ لَا يُسْتَجَابُ لَهَا».
Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Size sadece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ne dediğini aktaracağım: O şöyle dua ederdi: «Allah’ım! Acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takva ver! Nefsimi temizleyip arındır! Onu en güzel arındıracak olan sensin. Sen o nefsin dostu ve mevlasısın. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dualarından biri de şudur: «Ey Allah'ım! Sana sığınırım» Sana iltica eder ve sana sığınırım. "Acizlikten"; faydalı bir çare ve imkân bulamamaktan, "tembellikten"; bir işi yapma iradesinin bulunmamasından. Çünkü aciz olan, yapacak gücü ve imkânı bulamaz; tembel olan ise gücü olduğu hâlde yapmak istemez. "Korkaklıktan"; yapılması gereken işe cesaretle atılmaktan geri durmaktan, "cimrilikten"; verilmesi gereken şeyi vermemekten, "ihtiyarlıktan"; yaşlılığın bedeni zayıf düşüren hâlinden, "kabir azabından" ve buna sebep olacak her türlü söz, amel ve davranıştan sana sığınırım. "Allah'ım! Nefsime takvâsını ver." Yani ona itaat etmeyi ve günahlardan sakınmayı nasip et. "Onu arındır." Yani onu kötü huylardan, ahlâkî düşüklüklerden ve manevî kirlerden temizle. "Onu en iyi arındıracak olan sensin." Çünkü nefsi gerçek anlamda temizleyip arındırabilecek senden başka hiç kimse yoktur. "Sen onun velîsisin." Yani onun yardımcısı, koruyucusu ve işlerini üstlenensin. "Ve Mevlâsısın." Yani onun bütün işlerini idare eden, Rabbi, sahibi ve ona nimetler veren sensin. "Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım." Yani yıldız falı, kâhinlik ve sihir gibi ilimlerden; yahut ahirette fayda sağlamayan bilgilerden veya kendisiyle amel edilmeyen ilimden sana sığınırım. "Huşû duymayan kalpten." Yani sana karşı saygı ve korku hissetmeyen, boyun eğmeyen, huzur bulmayan ve seni anmakla sükûnete ermeyen kalpten sana sığınırım. "Doymayan nefisten." Yani Allah'ın kendisine helâl ve temiz olarak verdiği rızka kanaat etmeyen, sürekli daha fazlasını isteyen nefisten sana sığınırım. "Kabul edilmeyen duadan." Yani reddedilen, icabet edilmeyen duadan sana sığınırım.
- Hadiste zikredilen bu şeylerden korunmak için sığınma talebinde bulunulması tavsiye edilir.
- Takvalı olmak, ilmi yaymak ve ilim ile amel etmek teşvik edilmiştir.
- Faydalı ilim, nefsi arındıran ve onda Yüce Allah'a karşı huşû ve saygı duygusunu meydana getiren ilimdir. Bu huşû daha sonra kalpten diğer bütün organlara yansır ve kişinin davranışlarına sirayet eder.
- Huşû sahibi kalp, Allah anıldığında korku ve saygıyla ürperen; ardından yumuşayan ve Allah'ı zikretmekle huzur ve sükûnete kavuşan kalptir.
- Bu hadiste, dünyaya aşırı hırs beslemek, onun arzu ve lezzetlerine olan doyumsuzluk kınanmıştır. Çünkü dünya nimetlerine karşı doyumsuz ve hırslı olan nefis, kişinin en büyük düşmanlarındandır. Bu sebeple Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle bir nefisten Allah'a sığınmıştır.
- Kul, duasının reddedilmesine ve kabul edilmemesine sebep olan her türlü davranış ve sebepten uzak durmaya özen göstermelidir.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadis ve benzeri kafiyeli dualar, âlimlerin şu görüşünü desteklemektedir: Dua ederken kınanan seci (kafiyeli ifade), zorlamayla ve yapmacık olarak oluşturulan secidir. Çünkü bu, huşûyu, Allah'a boyun eğmeyi ve ihlâsı zedeler; ayrıca insanı yalvarıp yakarmaktan, Allah'a muhtaçlığını hissetmekten ve kalbin tam bir yönelişinden alıkoyar. Buna karşılık, herhangi bir zorlama ve özel bir çaba olmaksızın, kişinin fesahatinden dolayı kendiliğinden ortaya çıkan secide veya önceden ezberlenmiş dua metinlerindeki secide ise bir sakınca yoktur. Aksine bu güzeldir.
19 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Açlıktan sana sığınırım; çünkü o kötü bir arkadaştır. Emanete ihânetten de sana sığınırım; çünkü o ne kötü bir gizli huydur.»
عن أبي هريرة-رضي الله عنه مرفوعاً: «اللهم إني أعوذ بك من الجوع، فإنه بِئْسَ الضَّجِيعُ،وأعوذُ بِكَ منَ الخِيَانَةِ، فَإنَّهَا بِئْسَتِ البِطَانَةُ».
Ebu Hureyre'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste «Allah'ım! Açlıktan sana sığınırım; çünkü o kötü bir arkadaştır. Emanete ihânetten de sana sığınırım; çünkü o ne kötü bir gizli huydur.» şöyle buyrulmuştur.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- açlıktan Allah’a sığınmıştır. Muhakkak ki o, ne kötü bir arkadaştır. Çünkü o nefsin ve kalbin dinlenmesini, rahatlamasını engeller. Allah’ın ve yaratılmışların emanetine hıyânet etmekten Allah’a sığınmıştır. Muhakkak ki o, kişinin kötü, (gizli olan) özelliğidir.
20 Şöyle duâ et: «Allâhummekfinî bi-helâlike an harâmik ve ağninî bi-fadlike ammen sivâk» «Allah’ım! Haramlarından uzaklaştır, helal olana kanaat ettir. Lütfunla beni kimseye muhtaç etme!
عَنْ عَلِيٍّ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ مُكَاتَبًا جَاءَهُ، فَقَالَ: إِنِّي قَدْ عَجَزْتُ عَنْ مُكَاتَبَتِي فَأَعِنِّي، قَالَ: أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ عَلَّمَنِيهِنَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، لَوْ كَانَ عَلَيْكَ مِثْلُ جَبَلِ صِيرٍ دَيْنًا أَدَّاهُ اللَّهُ عَنْكَ، قَالَ: «قُلْ: اللَّهُمَّ اكْفِنِي بِحَلاَلِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ».
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bir mükâteb (özgürlüğünü satın almak için efendisiyle sözleşme yapmış köle) ona gelerek: "Ben, mükâtebe bedelimi ödemekten aciz kaldım, bana yardım et." dedi. Bunun üzerine Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana öğrettiği bazı sözleri sana da öğreteyim mi? dedi. Eğer üzerinde Sîr Dağı kadar borç bulunsa bile Allah onu senin adına öder." Sonra şöyle dedi: «Şöyle duâ et: «Allâhummekfinî bi-helâlike an harâmik ve ağninî bi-fadlike ammen sivâk» «Allah’ım! Haramlarından uzaklaştır, helal olana kanaat ettir. Lütfunla beni kimseye muhtaç etme!»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin Emiri Ali b Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'a bir kişi geldi. Bu kişi köleydi ve efendisiyle mükâtebe anlaşması yaparak kendisini satın alıp özgür bırakılacağına dair anlaşmıştı, ancak parası yoktu. Bunun üzerine bu kişi şöyle dedi: Borcumu ödeyemiyorum, bu borcu kapatabilmem için bana ya maddi olarak ya da bir yol gösterip rehberlik ederek yardım et.' Müminlerin Emiri Ali -radıyallahu anh- ona şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana öğrettiği şu sözleri sana da öğreteyim mi? Eğer üzerinde, Tayy kabilesinin bölgesinde bulunan Sîr adındaki dağ kadar büyük bir borç olsa bile, Allah onu senin adına alacaklısına öder ve seni borcun zilletinden kurtarır. Sonra da şöyle dedi: (Allâhummekfinî) bana kifayet et, bana yeterli ol; beni koru ve ihtiyaçlarımı gider. (bi-helâlike) helâlinle, onunla yetinmemi sağlayarak (an harâmik) haramından uzak tut. (ve ağninî) beni zengin kıl, bana yeterli ol. (bi-fadlike) lütfun ve ihsanınla. (ammen sivâk) Senden başka bütün yaratılmışlara muhtaç olmaktan beni kurtar.
- İlim sahibi ve dindar kişiler ile istişare etmek ve onların görüşüne başvurmak gerekir.
- Âlimlere ve Allah Teâlâ'nın dinine davet eden davetçilere düşen görev; tebliğde bulundukları kimselerin karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olacak yolları göstermek ve onlara rehberlik etmektir.
- Mukâteb (özgürlüğü için borçlanan) köleye yardım etmek teşvik edilmiştir.
- Bu duayı öğrenmeye ve onunla Allah Teâlâ'ya dua etmeye teşvik vardır.
- Az da olsa helal rızık; çok olan haram, zenginlikten daha hayırlıdır.
- Yaratılmışlara muhtaç olmaktan kurtulup yalnızca Allah'a güvenip dayanmak gerekir.
- Kişinin, istekte bulunan kimseye verecek bir şeyi bulunmadığında bile onu güzel bir şekilde karşılık vererek göndermesi teşvik edilmiştir.
21 «Allahumme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve’l-cübni ve’l-heremi ve’l-buhli ve eûzü bike min azâbi’l-kabri ve eûzü bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memâti: Allah'ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «اللهم إني أعوذ بك من العَجْزِ، والكَسَلِ، وَالجُبْنِ، والهَرَمِ، والبخل، وأعوذ بك من عذاب القبر، وأعوذ بك من فتنة المحيا والممات». وفي رواية: «وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ».
Enes -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allahumme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve’l-cübni ve’l-heremi ve’l-buhli ve eûzü bike min azâbi’l-kabri ve eûzü bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memâti: Allahım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.» Diğer bir rivayette; «...ve dalai’d-deyni ve galebeti’r-ricâl: Borç altında ezilmekten ve insanların bana galip gelmesinden sana sığınırım.» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis, Cevâmi’il Kelim (az söz, kapsayıcı ve yeterli anlam) ifade eden hadislerdendir. Çünkü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu hadiste, insanın Allah’a ulaşması yolundaki hareketine engel olan şerlerin cümlesini zikretmiştir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- acizlikten ve tembellikten Allah’a sığınmıştır. Bu iki şey; harekete mani olan engellerdendir. Bu da, çaba göstermedeki zayıflıktan kaynaklanır ki, bu az önem vermek ve iradedeki zayıflıktan yani tembelliktendir. Ya da gücü yetmediği için bu fiili yapamamaktır ki buna acizlik denir. el-Cubn ve’l-Buhl: Bu ikisi; insanın ihsanının ve gereken şeyleri yapmasının önündeki engellerdir. el-Cubnu (korkaklık), insanın kalbini zayıflatır. İnsan, kalbinin zayıflığı sebebi ile iyiliği emredip kötülükten alıkoymaz. İnsan, diğer insanlara bağlanır, fakat insanların Rabbine bağlanmaz. Böyle olduğu zaman insanı, diğer insanların emir ve isteklerini yerine getirirken ve ibadeti Allah’a yapması gereken kulluğu O’nun yarattıklarına aktarırken görürsün. Cimrilik: Bu huy, kişiyi infakta bulunulacak yerde (malını) elinde tutup infak etmemeye çağırır. Allah’ın hakkı olan (farz kıldığı) zekâtı vermez. Sadakalardan yaratılmışların hakkı olanı da vermez. Bu haliyle o, hem Allah katında hem de insanların yanında buğz edilen bir kimsedir. Düşkünlük: Kişinin yaşlılık çağına ulaşması ve duyu organlarının çoğunu kaybetmesidir. Kuvveti gider ve Allah Teâlâ’ya ibadet etmeye güç yetiremez ve ailesine bir fayda sağlayamaz. Ardından, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kabir azabından Allah’a sığınmıştır. Kabir azabı haktır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her namazda kabir azabından Allah’a sığınmamızı emretmiş bunu şeriat kılmıştır. Yine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatın ve ölümün fitnesinden Allah’a sığınmıştır ki bu sığınma iki yurdu da içine almıştır. Hayatın fitnesi; hayatın imtihanları ve musibetleridir. Ölümün fitnesi ise, kötü bir son ile ölüp, kötü bir akıbete ulaşma korkusudur. İki meleğin kabirdeki fitnesi/imtihanı da bundandır. Başka bir rivayette; «Borç altında ezilmekten ve insanların bana galebe çalmasından sana sığınırım demiştir.» Borç da insanların galebe çalması da zorluktan ve mecburiyettendir. Borç altında ezilmek, borcun ağırlığıdır ki hak olan bir ezilmedir. İnsanların (zulümle) galebe çalıp üstün gelmesine ve ezmesine de galebe çalmak denir. Bu ise batıl (haksız) bir üstünlük iledir.
22 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç kere tekbir getirir sonra da şöyle dua ederdi: "Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz; yoksa biz buna güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz..."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا استَوَى على بَعِيره خارجًا إلى سَفَر، كَبَّرَ ثلاثا، ثم قال: «سبحان الذي سخَّر لنا هذا وما كُنَّا له مُقْرِنِينَ وإنَّا إلى ربِّنا لـمُنْقَلِبُون، اللهم إنَّا نَسْأَلُك في سفرنا هذا البِرَّ والتَّقْوَى، ومن العمل ما تَرْضَى، اللهم هَوِّنْ علينا سفرنا هذا واطْوِ عنا بُعْدَه، اللهم أنت الصاحب في السفر، والخليفة في الأهل، اللهم إني أعوذ بك مِن وَعْثَاء السفر، وكآبة الـمَنْظر، وسوء الـمُنْقَلَب في المال والأهل والولد». وإذا رجع قالهن. وزاد فيهن «آيبون تائبون عابدون لِربنا حامدون». وفي رواية: كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا قَفَل من الحج أو العمرة، كلما أَوْفَى على ثَنِيَّة أو فَدْفَدٍ كَبَّرَ ثلاثا، ثم قال: «لا إله إلا الله وحده لا شريك له، له الملك وله الحمد، وهو على كل شيء قدير، آيِبون، تائبون، عابدون، ساجدون، لربنا حامدون، صدَق الله وَعْدَه، ونصَر عَبْدَه، وهزَم الأحزابَ وحده». وفي لفظ: إذا قَفَل من الجيوش أو السَّرايا أو الحج أو العمرة.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç kere tekbir getirir sonra da şöyle dua ederdi: “Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz; yoksa biz buna güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.” Ey Allah'ım! Biz, bu yolculuğumuzda senden iyilik ve takvâ, bir de hoşnut olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz. Ey Allah'ım! Bu yolculuğumuzu kolay kıl ve uzağını yakın et! Ey Allahım! Seferde yardımcı, geride çoluk çoçuğu koruyucu sensin. Ey Allah'ım! Yolculuğun zorluklarından, üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda, çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım.” Râvi diyor ki, Rasûlullah yolculuktan döndüğünde de aynı sözleri söyler ve onlara şu cümleleri de eklerdi: “Biz yolculuktan dönen, tövbe eden, kulluk yapan ve Rabbimiz’e hamd eden kişileriz.” Başka bir rivayette: “Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hac veya umreden dönerken her yokuş veya yüksek yere çıktığında üç kere “Allahu Ekber” der sonra: Allah’tan başka hak ilâh yoktur, O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na hastır. O, her şeye gücü yetendir. Biz yolculuktan dönen, tövbe eden, kulluk yapan ve Rabbimiz‘e hamd eden kişileriz. Allah verdiği sözü yerine getirdi, kuluna yardım etti ve o toplulukları hezimete uğratıp perişan etti’ buyururdu.” Başka bir lafızda Ordu, seriyye, hac ve umreden geri dönerken denilmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste İbn Ömer -radıyallahu anhuma- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç kere Allahu Ekber dediğini sonra da bu azametli duayı ettiğini açıklamıştır. Bu dua bir çok hakikati içermektedir. Bu duada Allah -azze ve celle-'nin eksiklik ve ihtiyaçtan münezzeh olduğu, Allah Teâlâ'nın kuluna vermiş olduğu nimetinin farkında olmasının gerekliliği, güç ve kuvvetin yalnızca Allah'a ait olduğu, Allah Teâlâ'ya dönmenin ikrar edilmesi, sonra Allah Subhanehu ve Teâlâ'dan hayır, lütuf, takva ve sevdiği ve kabul ettiği amelde başarılı olmayı istemeyi içermektedir. Aynı zamanda Allah Teâlâ'ya tevekkül edip işleri ona havale etmeyi, kendisini, ailesini muhafaza etmesini, yolculuğun meşakkatini kolaylaştırmasını, yolcunun döndüğünde ehlinde, malında ve çocuğunda hoşuna gitmeyecek seferin şer ve zararlarında sığınmayı içermektedir. Bir başka rivayette İbn Ömer -radıyallahu anhuma- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculuktan döndüğünde de aynı sözleri söyler ve onlara şu cümleleri de eklerdi demiştir: “Biz yolculuktan dönen" Yani: Bizler yolculuktan dönen yoldaşlarız, "tövbe eden" yani günahlardan tövbe eden, "kulluk yapan" ibadetlerle kulluk yapan "Rabbimiz’e hamd eden kişileriz.” selamet ve dönmemize izin verdiği için ona şükredenlerdeniz. O yüksek bir yerde ise Allahu Ekber der Allah -azze ve celle'nin azameti önünde tevazu gösterir sonrada söyle derdi: Allah’tan başka hak ilâh yoktur..." Bunu Allah Teâlâ'nın uluhiyetinde, rububiyetinde, isim ve sıfatlarındaki birliğini ikrar ederek söylerdi. Allah -celle ve alâ- doslarına ve askerlerine yardım edendir.
23 «Dayanılamayacak dertten, insanı helâke götürecek tâlihsizlikten, başa gelecek fenalıktan ve düşmanı sevindirecek felaketten Allah’a sığınınız.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «تعوذوا بالله من جَهْدِ البلاء، وَدَرَكِ الشقاء، وسوء القضاء، وشماتة الأعداء». وفي رواية قال سفيان: أشك أني زدت واحدة منها.
Ebu Hureyre -radıuallahu anh'dan merfu olarak rivayet olundu ki: «Dayanılamayacak dertten, insanı helake götürecek tâlihsizlikten, başa gelecek fenalıktan ve düşmanı sevindirecek felaketten Allah’a sığınınız.» Başka bir rivayette Süfyân (b. Uyeyne) ben bunlardan birini ziyade ettiğimi sanıyorum demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis özlü sözlerden oluşan bir hadistir. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu dört husustan sığınmıştır. Eğer kullar bunlardan selamette olurlarsa dünya ve ahiretleri de selamette olur. İşte büyük başarı ve kurtuluş da budur. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şu dört husustan Allah’a sığınmıştır: «Dayanılamayacak dertten»: Belanın şiddetinden, zorluğundan -Allah’a sığınırız- Çünkü bela şiddetli olduğunda insan Allah’ın takdiri olan sıkıntı ve kederden nefsini güvende hissedemez ve bundan dolayı kul dünyada ve ahirette zarara uğrar. «İnsanı helake götürecek talihsizlikten»: Helake götüren bedbahtlık kapsamına girmekten demektir. Bu geneldir, öncelikle ahiretteki bedbahtlığı içerir ki akabinde saadet yoktur. Ama dünya bedbahtlığı böyle değildir. Gün gelir mutlu olur, gün gelir mutsuz olursun. «Başa gelecek fenalıktan»: Kulun başına gelen, onu mutlu etmeyecek her şeydir. Mal, çocuk, sağlık ve hanım gibi bütün dünyalık şeyleri ve dönüş yeri olan ahiret işlerini de içerir. Burada kazadan/alın yazısı kasıt takdir edilendir. Çünkü Allah’ın takdir ettiği ve hükmettiği her şey hayırdır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: Şer sana nispet edilmez buyurmuştur. «Düşmanı sevindirecek felaketten»: İnsanın düşmanı duyduğunda sevineceği şeyden etkilenmesidir. Hakikatte müslümanın düşmanı kâfirlerdir. Onlar Müslümanların birbirleriyle didişip, savaşmalarından ve zayıf düşmelerinden mutluluk ve sevinç duyarlar. Bu hadis kapsamına din düşmanı asıl olarak girmekte olup, dünyalık düşmanda ikincil olarak girmektedir. Davetçi olan kimsenin çok gayretli olması gerekir ki öncelikle İslam düşmanlarını, sonra da Müslüman olan düşmanlarla uğraşabilsin. Allah -Azze ve Celle-’den Müslümanların arasını ıslah etmesini niyaz ederiz.
24 «Allah'ım! Ateşin fitnesinden, ateşin azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.»
عن عائشة رضي الله عنها أن النبي صلى الله عليه وسلم كان يدعو بهذه الكلمات: «اللهم إني أعوذ بك من فتنة النار، وعذاب النار، ومن شر الغنى والفقر».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet olunan merfû bir hadiste şöyle haber verilmektedir: «Allah'ım! Ateşin fitnesinden, ateşin azabından, zenginlik ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyden Allah’a sığınırdı. «Allah'ım! Ateşin fitnesinden, sana sığınırım.» Bununla ateşe düşürecek fitne manası ifade edilmiştir. Cehennemdeki hazene görevli meleklerin azarlayarak oraya girecek olanlara soru sorması da ateşin fitnesi manasına gelir. Yüce Allah’ın şu ayetinde buna işaret vardır: “İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.” «Ateşin azabından» Ateş ehli olmaktan sığınırım. Kafirler cehenneme girecek ve orada azap göreceklerdir. Tevhit ehli olanlar ise ateşte cezalarını çekip, terbiye olacaklar. Ebedi olarak azap içinde kalmayacaklar. «Kabrin azabından» Kabir yani berzah hayatı. Kişi öldükten sonra kabre konulur. Yani genel olarak insanlar ölünce kabre gömüldükleri için bu ifade kullanılmıştır. Bir görüşe göre de ölen kişinin uzuvlarının bulunduğu her yere kabir denir. Kabrin fitnesi ile kabirde iki melek tarafından sorulacak olan sorulara cevap vermekte şaşırmak kast edilmektedir. «Zenginliğin fitnesi» ile kibir, haddi aşmak, haram yollardan servet elde etmek, kazanılan parayı haram işlerde harcamak, zenginlik ve şöhret ile büyüklük taslamak manalarına gelir. «Fakirlik fitnesinin şerrinden» Kişinin zenginlere haset etmesi, servetlerine göz dikip, din ve namusunu zedeleyecek kadar kendisini alçaltması, rızık olarak verilenlere razı olmaması ve güzel olmayan sonuçlara götürecek her türlü davranışlarda bulunmasıdır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in dördüncü olarak yüce Allah’a sığındığı husus ise «Zenginlik fitnesidir.» Bu, servet toplamak için çok hırslı olmak, helal olmayan şeylerden mal kazanmak, farz olan harcama ve haklar yerine getirilmeyerek elde edilen zenginliktir. Fakirlik fitnesi ile sabır gösterilmeyen vera sahibi olunmayan fakirlik kast edilir. Böylece kimse dindar ve itidal sahibi kişilere yakışmayan davranışlara düşer. İhtiyacından dolayı haramlara bulaşır ve bunu hiç önemsemez.
25 "Allah'tan sakınıp, takvalı ol ve her yükseğe (tırmanırken) tekbir getir."
عن أبي هريرة رضي الله عنه : أنّ رجلًا قال: يا رسول الله، إني أُريد أن أُسافرَ فأَوْصِني، قال: «عليك بتقوى الله، والتَّكبير على كلِّ شَرَفٍ» فلمّا ولَّى الرجلُ، قال: «اللهم اطْوِ له البُعدَ، وهَوِّنْ عليه السفر».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste, "Bir adam Allah Rasûlü'ne gelerek yolculuğa çıkacağım. Bana nasihat et" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Allah'tan sakınıp, takvalı ol ve her yükseğe (tırmanırken) tekbir getir." Adam arkasını dönüp, ayrılınca da, "Allah'ım! Ona yolculuğun mesafesini kısalt ve yolculuğunu kolaylaştır." diye dua etti.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Allah Rasûlü'ne gelerek yolculuğa çıkacağım. Bana nasihat et" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, Allah Azze ve Celle'den sakınıp, takvalı olmasını ve her yüksek rampa, tepeye (tırmanırken) tekbir getirmesini nasihat etti. Adam arkasını dönüp, ayrılınca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- duada bulunarak, kolaylıkla hedefine rahat bir şekilde ulaşması için iyi bir binek ve onu yoracak şeylerden uzak zahmetsiz bir yolculuk niyazında bulundu.
26 «Allâhummec‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nuran ve fî sem‘î nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran vec‘allî nûrân.» (Ey Allah’ım! Kalbimde bir nur, gözümde bir nur kıl. Kulağımda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Benim için (büyük) bir nur kıl)
عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: بِتُّ عند ميمونة، فقام النبي صلى الله عليه وسلم فأتى حاجَتَه، فغسل وجهه ويديه، ثم نام، ثم قام، فأَتى القِرْبَة فأطلق شِنَاقَهَا، ثم توضأ وضوءا بين وضوءين لم يُكْثِرْ وقد أبلغ، فصلى، فقمت فَتَمَطَّيْتُ؛ كراهية أن يرى أني كنت أَتَّقِيهِ، فتوضأت، فقام يصلي، فقمت عن يساره، فأخذ بِأُذُنِي فَأَدَارَنِي عن يمينه، فَتَتَامَّت صلاته ثلاث عشرة ركعة، ثم اضطجع فنام حتى نَفَخ، وكان إذا نام نَفَخ، فَآذَنَهُ بلال بالصلاة، فصلَّى ولم يتوضأ، وكان يقول في دعائه: «اللهم اجعل في قلبي نورا، وفي بَصري نورا، وفي سمعي نورا، وعن يميني نورا، وعن يساري نورا، وفَوْقِي نورا، وتحتي نورا، وأمامي نورا، وخلفي نورا، واجعل لي نورا».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Meymûne'nin yanında geceledim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ve hacetini giderdi.sonra yüzünü ve ellerini yıkadı. Sonra uyudu, sonra kalkıp kırbaya uzandı, onun bağını çözdü, sonra abdest aldı, ama abdest alırken suyu ne çok, ne de az kullandı ve abdest azalarını iyice yıkadı. Sonra kalkıp namaz kıldı. Ben de ayağa kalktım ve benim onun yaptıklarının farkında olduğumu görmesinden hoşlanmadığımdan dolayı gerindim abdest aldım. O kalkıp namaza durdu. Ben de onun sol yanında durdum, beni kulağımdan tutup sağ tarafına getirdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıldığı namaz tam olarak on üç rekat oldu. Sonra uzanıp yattı, uyudu, hafifçe horladı. O uyuduğu zaman hafifçe horlardı. Daha sonra Bilal -radıyallahu anh- gelip ona namaz vaktinin girdiğini haber verdi. O da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı. Duasında: «Allahummec‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nuran ve fî sem‘î nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran vec‘allî nûrân» (Ey Allah’ım! Kalbimde bir nur, gözümde bir nur kıl. Kulağımda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Benim için (büyük) bir nur kıl.)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı olan teyzesi Meymûne -radıyallahu anha-'nın yanında uyudu.''İhtiyacını giderdi'' yani, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- küçük ve büyük tuvaletini giderdi. ''Yüzünü ve ellerini yıkadı sonra da uyudu''; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ihtiyacını giderdikten sonra yüzünü dinçlik ve ellerini de temizlemek için yıkadı. ''Sonra kalktı kırbanın yanına gelerek bağını çözdü.'' Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uyandıktan sonra kırbaya yöneldi, içindeki su ve benzeri şeyleri korumak için su kabının ağzının bağlandığı ipi çözdü. ''Sonra abdest aldı'' Namaz için abdest aldı. Ancak abdest alırken suyu ne çok, ne de az kullandı. Ama abdest azalarını da iyice yıkadı. O yüzden ''Çok yıkamadı'' Üç defadan daha az ile yetindi. Bu caizdir sünnet olan üç defa yıkamaktır. ''Tam yıkadı'' Yıkaması gereken yerleri yıkadı. Bu da farz olan yerlerdir. ''Namaz kıldı'' Gece namazı kıldı. ''Gerindim abdest aldım." İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptıklarını gözlemlediğini hissetmemesi için gerinerek O'na yaptığını tersine bir şeyi göstermek istiyordu. Bunun için ''Benim onun yaptıklarının farkında olduğumu görmesinden hoşlanmadığımdan dolayı'' O'nun yaptıklarını gözetliyor ve kontrol ediyordu. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'nın gerinmesinin sebebi bu idi. Bu gözetleme işini belli etmemek için geriniyordu. Bunu yapmasının sebebi de genel olarak insan evinde yanlız kaldığı zaman onu hiç kimsenin görmesini istemediği bazı şeyler yapabilir. Ya da İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- gözetlemesi sebebiyle Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adeti gereği yaptığı bazı amellerini terk etmesinden korktu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmeti üzerine farz olmasından korktuğu için bazı amellerini terk ederdi. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- gizlenerek Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gece uyanıp sabah namazına davet edenin çağırmasına kadar olan ibadetleri ile ilgili ince ayrıntıları öğrenmek istedi. Bu da sahabenin -radıyallahu anhuma-'nın ilmi asıl kaynağından öğrenmek için olan hırsındandır. ‘’Abdest aldım dedi’’ başka bir rivayette: ’’O'nun abdest aldığı gibi abdest aldım dedi.’’ Buhari’nin rivayetinde; ‘’Kalktım ve onun yaptığı gibi yaptım.’’ ’’O kalkıp namaza durdu ben de onun sol yanında namaza durdum.’’ İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i namaza başladığını gördüğü zaman abdest alıp, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e katıldı. Ancak o Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in solunda durdu. ‘’Beni, kulağımdan tuttu’’ Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kulağından tutup soldan sağa doğru döndürdü. Başka bir rivayette: ’’Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı tutarak eliyle kıvırıyordu.’’ Kulağı tutabilmek için önce elini koydu, eli kafasına kondu ya da elinin bereketi inmesi, bu ve başka meclislerde Peygamber -aleyhisselam-’ın bütün yaptıklarını kavraması için koymuş olabilir. İbn Abbas dedi ki: ’’Kulağı kıvırdı.’’ Ya ona sünnete muhalefet konusunda tembihte bulunmak ya da o fiilleri ezberlemek için dikkatinin artması için kulağını kıvırdı. Yahut da ondaki uyuklama halini gidermek, onu soldan sağa almak ya da onu rahatlatmak için yaptı. Buhari’deki rivayette İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’nın açık bir şekilde söylediği gibi bu olayın gecenin karanlığında olması yahut da onu uyandırmak ya da ona olan sevgisini göstermek için elini İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’nın başına koymuştur. Çünkü yaşı küçük olmasından dolayı onun durumu bunu gerektiriyordu. ''Beni sağına döndürdü.'' Onu sol yanından sağ yanına döndürdü. Bu da imamın arkasında tek olanın duracağı yerdir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıldığı namaz tam oldu. Bunu da ''on üç rekat'' sözüyle açıkladı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vitir namazının tek olan rekatıyla her iki rekatta bir selam vererek on üç rekat kıldı. Buhari’nin rivayetinde olduğu gibi: ’’Her iki rekâtta selam veriyordu’’ Buhari ve Müslim’in rivayetinde: ’’Sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kildı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra da tek rekât kıldı’’ İki rekâttan ayrı olarak tek rekât kıldı. Çünkü altı defa her iki rekâtın arasını ayırarak tek olan Vitir hariç ikişer rekât kılarsa toplam on iki rekât kılmış olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazının toplamı on üç rekât olur. Vitir de tek rekât olarak kalır. Sonra uzanıp yattı, uyudu, hafifçe horladı. Uyuduğu zaman sesli bir şekilde nefes alıyordu, ondan horlama sesi işitiliyordu. O uyuduğu zaman hafifçe horlardı. Daha sonra Bilal -radıyallahu anh- gelip O'na namaz vaktinin girdiğini haber verdi. O'na sabah namazının girdiğini haber verdi. ''Öncelikle sabah namazının sünnetini kıldı.'' Sonra da mescide giderek sabah namazının farzını cemaatle kıldı. ''Abdest almadı'' Bilakis daha önceki abdest ile yetindi. Bu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in özelliklerinden biri olup uykusu abdestini bozmazdı. Çünkü gözleri uyur ama kalbi uyumazdı. Diğer insanların aksine eğer abdesti bozulsa bunu hissederdi. Bunun için Âişe -radıyallahu anha- vitri kılmadan önce uyuyor musun? dediğinde şöyle buyurdu: «Ey Âişe! Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz.» Duasında: ''Şöyle derdi'' O gece yaptığı dualardan bir dua da şudur: «Allâhummec‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nuran ve fî sem‘î nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran vec‘allî nûrân» (Ey Allah’ım! Kalbimde bir nur, gözümde bir nur kıl. Kulağımda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Benim için (büyük) bir nur kıl. Allah'tan bütün vücut azaları ve yanları için nur istedi. Bunun ile murad edilen, hakkın beyanının, ışığının, ve hidayetin talep edilmesi ve aynı zamanda nuru bütün organları, vücudu, tasarrufları, yolculukları, durumları ve hareketleri için istemesidir. Bunlardan herhangi bir sapma olmaması için kendisinin altı ve üstü yönüne de nur istemiştir.
27 Allahım! Sa'd'a şifâ ver. Allahım! Sa'd'a şifâ ver.
عن سعد بن أبي وقاص رضي الله عنه قَال: عَادَنِي رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: «اللَّهُمَّ اشْفِ سَعْداً، اللَّهُمَّ اشْفِ سَعْداً، اللَّهُمَّ اشْفِ سَعْداً».
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radiyallahu anhu- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ziyaret etti ve şöyle dedi: “Allahım! Sa'd’a şifâ ver. Allahım! Sa'd’a şifâ ver.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Müslim'e aittir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anhu- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ziyaret etti ve şöyle dedi: “Allahım! Sa'd’a şifâ ver. Allahım! Sa'd’a şifâ ver.” Bu hadis, hasta ziyaretinin sünnetten olduğuna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakına ve O’nun, sahabeleri ile ilişkisinin güzelliğine delalet eder. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerden hasta olanları ziyaret eder ve onlar için dua ederdi. Hadiste “Allahım! Falancaya şifa ver.“ diye hastanın şifa bulması için adının üç kez zikredilerek dua edilmesinin müstehaplığına işaret edilmiştir. Şüphesiz ki bu, hastanın şifa bulmasının sebeplerindendir.
28 «Rabbi e'innî ve lâ tuin aleyye, ve'nsurnî ve lâ tensur aleyye, ve'mkur lî ve lâ temkur aleyye, vehdinî ve yessir hudâ ileyye, ve'nsurnî alâ men beğâ aleyye» (Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde (düşmanıma) yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et.)
عن ابن عباس رضي الله عنهما ، قال: كان النبيُّ صلى الله عليه وسلم يدعو: «ربِّ أَعِنِّي ولا تُعِن عليَّ، وانصرني ولا تنصر عليَّ، وامكر لي ولا تمكر عليَّ، واهدني ويسِّر هُدايَ إليَّ، وانصرني على مَن بغى عليَّ، اللهم اجعلني لك شاكرًا، لك ذاكرًا، لك راهبًا، لك مِطواعًا، إليك مُخْبِتًا، أو مُنِيبا، رب تقبَّل توبتي، واغسل حَوْبتي، وأجب دعوتي، وثبِّت حُجَّتي، واهدِ قلبي، وسدِّد لساني، واسْلُلْ سَخِيمةَ قلبي».
İbn Abbas -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- duasında şöyle derdi: «Rabbi e'innî ve lâ tuin aleyye, ve'nsurnî ve lâ tensur aleyye, ve'mkur lî ve lâ temkur aleyye ve'hdinî ve yessir hudâ ileyye, ve'nsurnî alâ men beğâ aleyye. Allahumme'calnî leke şâkiran, leke zâkiran, leke râhiben, leke mıtvâan, ileyke muhbiten, ev munîben, rabbi tekabbel tevbetî, va'ğsil havbetî, ve ecib da'vetî, ve sebbit huccetî, ve'hdi kalbî, ve seddid lisânî veslul sahîmete kalbî.» (Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde (düşmanıma) yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et. Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden, çok zikreden, senden çok korkan, sana çok itaat eden, sana çok boyun eğip tevazu eden, sana çok yakarıp ağlayan ve tevbe dileyen eyle. Ey Rabbim! Benim tövbemi kabul eyle, günahımı gider, duamı kabul et, kalbimi hidâyet üzerine daim kıl, dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma, hüccetimi (yani senin düşmanlarına karşı susturucu ve mağlup edici delilimi) sabit kıl ve kalbimi fenalıktan arındır.)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dua ediyor ve şöyle diyordu: «Rabbim! Bana yardım et.» Seni zikretmem, sana şükretmem ve güzelce ibadet etmem için beni muvaffak kıl. «Aleyhimde (düşmanıma) yardım etme.» Benim sana itaatimi engelleyecek insan ve cin şeytanlarından olanları bana karşı galip eyleme. «Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme.» Kâfirlere karşı bana yardım et, onların bana galip gelmelerini izin verme. Yahut da bana nefsime karşı yardım et, şüphesiz ki o, düşmanların en düşmanıdır. Bana karşı kötülüğü emreden nefs-i emmâreye yardım etme ki, ben hevaya uyup hidayeti terk etmeyeyim. «Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma.» Onlar fark etmeden bana hile yapan düşmanlarımın hilelerini başlarına geçir. Bana böyle yapma. Mekr; (tuzak kurmak) Allah Teâlâ'nın fiilî sıfatlarındandır. Allah hakkında mutlak olarak kullanılamaz, ancak övgü maksadı ile kullanılır. Örnek olarak kâfirlere olan mekri (hilesi ve tuzağı) ve Müminlere hile yapanlara karşı hilesi gibi durumlar övgü içeren durumlardır. Mekr; sıfatının Allah Teâlâ'dan nefyedilmesi doğru değildir. Çünkü Allah -Subhânehu ve Teâlâ- bu sıfatı kendi nefsi için var olarak kabul etmiştir. Biz de bu sıfatı Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kendisine layık bir şekilde var olduğunu ispat ederiz. «Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır.» Beni hayırlı işlere yönelt ve hidayete uymayı kolaylaştır. Yahut da hidayet yollarına ilet ki, ben taati ağır görmeyeyim ve ibadeti bırakıp başka şeylerle meşgul olmayayım. «Bana zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et.» Bana zulmeden ve benim hakkımı yiyene karşı bana yardım et. «Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden eyle.» Nimetlerine karşı. «Seni çok zikreden» Her vakitte. «Senden çok korkan» Mutlulukta ve zorlukta. «Sana çok itaat eden.» Çokça boyun eğen ve itaat eden. «Sana çokça boyun eğip tevazu gösteren.» Boyun eğen, korkan ve mütevazi olan. «Sana çok yakarıp ağlayarak tevbe edenlerden eyle.» Sana tövbe ederek dönen. Tövbe günahtan taate dönmektir. «Ey Rabbim! Benim tövbemi kabul eyle.» Şartlarıyla ve âdaplarının bir araya gelmesiyle, şüphe yok ki böyle olursa kabul olmaktan geri kalmaz. «Günahımı gider.» Günahımı sil. «Duamı kabul et.» «Hüccetimi (yani senin düşmanlarına karşı susturucu ve mağlup edici delilimi) sabit kıl!» Dünyada düşmanlarına karşı ve sözümü dünyada ve iki meleğe cevap verirken sabit kıl. «Dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma.» Dilimi doğrult ve düzgün yap ki sadece doğruyu söylesin ve sadece hak ile konuşsun. «Kalbimi fenalıktan arındır.» Göğüste meydana gelen ve kalpte sükun bulan kötü huylardan, kalbimin hilesini, hıyanetini, kinini, hasedini vb. şeyleri çıkar.
29 «Allahumme leke eslemtu ve bike amentu ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hâsamtu. Allahumme eûzu bi izzetike. Lâ ilâhe illâ ente en tudillenî, ente'l-Hayyu'l-lezî lâ temûtu ve'l-cinnu ve'l-insu yemûtun.» (Allah'ım! Sana teslim oldum, sana iman ettim, sana tevekkül ettim, sana yöneldim, senin yardımınla mücadele ettim. Allah'ım! Senden başka hak ilah yoktur. Allah'ım! Beni saptırmandan izzetine sığındım. Sen, ölmeyen dirisin! Cinler ve insanlar ise ölürler.»
عن ابن عباس رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يقول: «اللَّهُمَّ لك أَسْلَمْتُ، وبِكَ آمَنتُ، وعَلَيكَ تَوَكَّلْت، وإِلَيكَ أَنَبْتُ، وبك خَاصَمْتُ، اللهم أعُوذ بِعزَّتك؛ لا إله إلا أنت أن تُضلَّني، أنت الحَيُّ الذي لا تموت، والجِنُّ والإنْسُ يَمُوتُونَ».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allahumme leke eslemtu ve bike amentu ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hâsamtu. Allahumme eûzu bi izzetike. Lâ ilâhe illâ ente en tudillenî, ente'l-Hayyu'l-lezî lâ temûtu ve'l-cinnu ve'l-insu yemûtun.» (Allah'ım! Sana teslim oldum, sana iman ettim, sana tevekkül ettim, sana yöneldim, senin yardımınla mücadele ettim. Allah'ım! Senden başka hak ilah yoktur. Allah'ım! Beni saptırmandan izzetine sığındım. Sen, ölmeyen dirisin! Cinler ve insanlar ise ölürler.)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; «Allah'ım! Sana teslim oldum» dediğini, yani sana tam bir boyun eğmeyle teslim oldum başkasına değil. «Ve bike âmentu» kalben bir tasdik ile. «Ve aleyke tevekkeltu» yönetmen için bütün işlerimi sana teslim ettim. Muhakkak ki ben işlerimin zararını da faydasını da bilmem. «Ve ileyke enebtu» Sana yöneldim. Günahtan itaate yahut da gafletten zikre yöneldim. «Ve bike» Senin yardımınla. «Hâsamtu» mücadele ettim. Düşmanlarınla savaştım. «Allahumme innî eûzu bi izzetike» Allah'ım! Beni saptırmandan izzetine sığındım. Senin galibiyetinle sana sığındım. Çünkü izzetin hepsi Allah içindir. «Lâ ilâhe illâ ente» Allah'ım! Senden başka hak ilah yoktur. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Senden başkasından istenmez. Senden başkasına sığınılmaz. «Beni saptırmandan» Bana hidayet verdikten, sana boyun eğmeye muvaffak kıldıktan ve açık ve gizli hükmünde ve takdirinde dalâlete (sapıklığa) düşmekten sana sığınırım. Aynı zamanda yüceliğine yönelmek ve düşmanların ile mücadele etmek için her durumda senin izzetine ve yardımına sığınırım. «Sen, ölmeyen dirisin! Cinler ve insanlar ise ölürler.»
30 Allah'ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Yalnızca Sana (tövbe ile) yöneldim ve Senin (verdiğin deliller) ile (hakikati inkâr edenlere karşı) mücadele ettim. Allah'ım! Beni saptırmandan Senin izzetine sığınırım. Senden başka hiçbir hak ilah yoktur. Sen asla ölmeyecek olan Hayy (diri) olansın; cinler ve insanlar ise ölürler
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضيَ اللهُ عنهما أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَقُولُ: «اللهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، اللهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَنْ تُضِلَّنِي، أَنْتَ الْحَيُّ الَّذِي لَا يَمُوتُ، وَالْجِنُّ وَالْإِنْسُ يَمُوتُونَ».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Yalnızca Sana (tövbe ile) yöneldim ve Senin (verdiğin deliller) ile (hakikati inkâr edenlere karşı) mücadele ettim. Allah'ım! Beni saptırmandan Senin izzetine sığınırım. Senden başka hiçbir hak ilah yoktur. Sen asla ölmeyecek olan Hayy (diri) olansın; cinler ve insanlar ise ölürler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh. Hadisin bu lafzı Müslim'e aittir. Buhârî ise muhtasar olarak rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sana teslim oldum” yani Sana boyun eğdim ve itaat ettim. “Sana iman ettim” yani Seni tasdik ettim, doğruladım ve bunu ikrar ettim. “Sana tevekkül ettim” yani işlerimi Sana havale ettim ve Sana dayandım. “Sana yöneldim” yani Sana döndüm ve Sana yönelip rağbet ettim. “Senin yardımınla mücadele ettim” yani düşmanlarına karşı Senin delilin ve yardımınla mücadele ettim ve onları susturacak deliller ortaya koydum. “Allah’ım! İzzetine sığınırım” yani Senin izzetine, korumana ve mutlak üstünlüğüne iltica ederim. “Senden başka hak ilâh yoktur” yani Senin dışında hak olarak ibadet edilmeyi hak eden hiçbir mabud yoktur. “Beni saptırmandan Sana sığınırım” yani beni hidayetten ve Senin rızana ulaştıran başarıdan mahrum bırakmandan Sana sığınırım. “Sen, ölmeyen Hayy (diri) olansın” yani Sen ne ölürsün ne de yok olursun. “Cinler ve insanlar ise ölürler.” Yani bütün cinler ve insanlar fanidir; ölümden kurtulamazlar.
- Kulun Allah’tan bir şey isteyeceği zaman, talebini doğrudan dile getirmeden önce Allah’ı övmesi, O’na hamd etmesi ve senâda bulunmasının meşru olduğuna delildir.
- Yalnızca Allah Teâlâ'ya güvenmek ve O'ndan bizi korumasını istemek zorunludur. Çünkü O, kemal sıfatlarına sahiptir. Yalnızca O'na güvenilebilir ve tüm yaratılmışlar acizdir ve ölüme mahkûmdur. Bu yüzden yaratılmışlar itimat edilip güvenilme hususunda ehil değildirler.
- İmanın samimiyetini ve kesin teslimiyeti yansıtan bu kapsamlı ve anlamı kuşatıcı dualarda Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem'i örnek almak.
- es-Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: Onun (Ente'l-Hayy) Sen diri olansın sözü şu anlama gelir: Sen sığınılacak olansın, Sen'den başka hiç kimse sığınılacak özelliklere sahip değildir.
31 Allahumme innî es'eluke'l-hudâ ve't-tukâ ve'l-afâfe ve'l-ğınâ» Manası: (Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik isterim.)
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضيَ اللهُ عنهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ: «اللهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى، وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allahumme innî es'eluke'l-hudâ ve't-tukâ ve'l-afâfe ve'l-ğınâ» Manası: (Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik isterim.)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dualarından biri de şuydu: "Allah'ım! Senden hidayet.... isterim" «Hidayet»: Hakkı bilip onunla amel etmeyi sağlayan dosdoğru yoldur. «Takva»: Emirleri yerine getirmek ve yasaklardan kaçınmaktır. «İffet»: Söz ve davranışta helal ve yakışık almayan şeylerden uzak durmaktır. «Zenginlik»: Kulun, Rabbinden (Azze ve Celle) başkasına muhtaç olmayacak şekilde insanlardan müstağni olması (gönül zenginliğine kavuşması) demektir.
- Hidayet, takvâ, iffet ve insanlara muhtaç olmama gibi hasletlerin ne kadar şerefli olduğu ifade edilmiş ve bunlarla ahlaklanmak teşvik edilmiştir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi için ne bir fayda sağlama ne de bir zararı giderme gücüne sahiptir. Bunlara gerçek anlamda güç yetiren ancak Allah Teâlâ'dır.
- Yaratılmışlara fayda ve zarar vermeye, onları hidayete erdirmeye gerçek anlamda güç yetiren yalnızca Allah'tır. Ne Allah'a yakın bir melek, ne gönderilmiş bir peygamber ne de bunların dışında herhangi bir varlık buna sahip değildir.
32 Doğrusu, bütün âdemoğlunun kalpleri, Rahman’ın iki parmağı arasında, tek bir kalp gibidir. Onu dilediği gibi çevirir
عَن عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ: «إِنَّ قُلُوبَ بَنِي آدَمَ كُلَّهَا بَيْنَ إِصْبَعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ الرَّحْمَنِ، كَقَلْبٍ وَاحِدٍ، يُصَرِّفُهُ حَيْثُ يَشَاءُ» ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللهُمَّ مُصَرِّفَ الْقُلُوبِ صَرِّفْ قُلُوبَنَا عَلَى طَاعَتِكَ».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Doğrusu, bütün âdemoğlunun kalpleri, Rahman’ın iki parmağı arasında, tek bir kalp gibidir. Onu dilediği gibi çevirir.» Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalplerimizi itaatine çevir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, âdemoğlunun kalplerinin Rahman'ın parmaklarından iki parmağının arasında tek bir kalp gibi olduğunu, dilediği gibi onu çevireceğini haber vermiştir. Dilerse onu hak üzerine sabit kılar, dilerse de haktan çevirir. Onun bütün kalpleri çevirmesi, bir kalbi çevirmesi gibidir ve O'nu hiçbir şey, diğer bir şeyden alıkoyamaz. Sonra da o -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etmiştir: «Ey kalpleri bazen itaat etmeye, bazen de günah işlemeye, bazen zikretmeye, bazen de gafil olmaya çeviren Allah'ım! Kalplerimizi itaatine çevir.»
- Kaderin ispatı ve Allah'ın, kullarının kalplerini onlar hakkında yazmış olduğu kadere uygun olarak yönlendirmesi ifade edilmiştir.
- Müslüman, Rabbinden devamlı olarak hak yolunda sebat ve hidayet dilemelidir.
- Allah'tan korkmak ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnızca O'na bağlanmak gerektiği ifade edilmiştir.
- el-Âcurrî -rahimehullah- şöyle demiştir: "Hak ehli; Allah Azze ve Celle’yi, O'nun kendisini vasfettiği (nitelendirdiği) şeylerle, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nu vasfettiği şeylerle ve Sahabe -radıyallahu anhum-'um O'nu vasfettiği şeylerle vasfederler. Bu, selefe tâbi olan ve bidat çıkarmayan âlimlerin mezhebidir." Alıntı burada bitmiştir. Buna göre Ehl-i Sünnet; Allah’ın kendisi için ispat ettiği isim ve sıfatları; tahrif etmeksizin, ta'til etmeksizin (anlamını bozup iptal etmeden), tekyif etmeksizin (nasıllık tayin etmeden) ve temsil etmeksizin (mahlukata benzetmeden) ispat ederler. Allah’ın kendisi hakkında nefyettiği (reddettiği) şeyleri O’ndan nefyederler; hakkında olumlu veya olumsuz bir nassın (delilin) gelmediği hususlarda ise susurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (Şûrâ Suresi, 11)
33 Allah’tan Cennet'i istediğinizde Firdevs'i isteyiniz
عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «فِي الجَنَّةِ مِائَةُ دَرَجَةٍ مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، وَالْفِرْدَوْسُ أَعْلاَهَا دَرَجَةً وَمِنْهَا تُفَجَّرُ أَنْهَارُ الجَنَّةِ الأَرْبَعَةُ، وَمِنْ فَوْقِهَا يَكُونُ العَرْشُ، فَإِذَا سَأَلْتُمُ اللَّهَ فَسَلُوهُ الفِرْدَوْسَ».
Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet’te yüz derece vardır. Her iki derece arasındaki mesafe gökle yeryüzü arası kadardır. Firdevs derece olarak en üstünü olup Cennet'in dört ırmağı buradan fışkırır. Arş da onun (Firdevs'in) üstünde bulunur. Allah’tan Cennet'i istediğinizde Firdevs'i isteyiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in haber verdiğine göre, Ahiretteki Cennet'te yüz derece (mertebe) vardır ve her iki derece arasındaki mesafe, yer ile gök arası kadardır. Bu cennetlerin en yükseği ise Firdevs cennetidir. Cennetin dört nehrinin kaynakları buradan çıkar ve Firdevs'in hemen üzerinde Arş bulunur. Bu yüzden, Allah'tan (cenneti) isteyeceğiniz zaman O'ndan Firdevs'i isteyin; çünkü orası bütün cennetlerin üzerindedir.
- Cennet ehlinin evleri, imanlarına ve salih amellerine göre farklı farklı olacaktır.
- Bu hadiste, Allah'tan Cennet'in en yüce makamı olan Firdevs'in istenmesi teşvik edilmektedir.
- Firdevs, Cennet'in en yüksek ve en faziletli kısmıdır.
- Bir Müslümanın ideali/hedefi yüksek olmalı; Allah Teâlâ katındaki en yüce ve en faziletli mertebelere ulaşmak için gayret gösterip bunu O'ndan talep etmelidir.
- Cennet'in dört nehri, Allah Teâlâ’nın Kur’an’da bildirdiği su, süt, şarap ve bal ırmaklarıdır: {Takva sahiplerine vadedilen Cennet'in durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz su nehirleri, tadı değişmeyen süt nehirleri, içenlere lezzet veren şarap nehirleri ve süzme bal nehirleri vardır.} [Muhammed Suresi: 15]