Cemaatle Namaz ve İmamlık hadisleri
1 «Sizden biriniz namaza geldiğinde imamı bir hal üzere bulursa imamın yaptığı gibi yapsın.»
عن علي بن أبي طالب، ومعاذ بن جبل رضي الله عنهما مرفوعًا: «إذا أتى أحدُكم الصلاةَ والإمامُ على حال، فلْيصنعْ كما يصنع الإمامُ».
Ali b. Ebî Tâlib ve Muâz b. Cebel -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz namaza geldiğinde imamı bir hal üzere bulursa imamın yaptığı gibi yapsın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sizden biriniz namaza gelirse ve imamı kıyamda yahut rükûda yahut secdede yahut da otururken bulursa (yani imama o, hangi halde iken yetişirse ona) kıyamında, rükûsunda ya da başka bir hal üzere hemen uysun. Avamın yaptığı gibi imamın kıyama (yani ayağa) kalkmasını beklemesin. (Selam vermeden önce yetişse dahi imama uysun)
2 Saflarınızı düzeltiniz. Çünkü safların düz olması namazın tamamındandır (kemalindendir)
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «سَوُّوا صُفُوفَكُمْ، فَإِنَّ تَسْوِيَةَ الصَّفِّ مِنْ تَمَامِ الصَّلَاةِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Saflarınızı düzeltiniz. Çünkü safların düz olması namazın tamamındandır (kemalindendir).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılanların saflarını düzeltmelerini emrediyor. Safta bazılarının ileri bazılarının geri durmamasını ve safları düzeltmenin namazın tamamından, kemalinden olduğunu, safın eğri olmasının da namazda bir kusur veya eksiklik olmasına sebep olduğunu bildirmektedir.
- Namazı tamamlayan ve noksanlıktan uzak tutan her şeye özen göstermenin meşru olduğu ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, eğitim ve öğretmedeki hikmetli oluşu ifade edilmiştir. Bir şeyin hükmünü sebebe bağlamıştır ki, Allah'ın şeriatının hikmeti ortaya çıksın ve nefisler dine/şeriata uymak için harekete geçsin.
3 Başını imamdan önce kaldıran kimse; Allah’ın, onun başını eşek başına ya da suretini eşek suretine çevirmesinden korkmaz mı? Ya da korkmuyor mu?
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَمَا يَخْشَى أَحَدُكُمْ - أَوْ: لاَ يَخْشَى أَحَدُكُمْ - إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ قَبْلَ الإِمَامِ، أَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ رَأْسَهُ رَأْسَ حِمَارٍ، أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ صُورَتَهُ صُورَةَ حِمَارٍ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Başını imamdan önce kaldıran kimse; Allah’ın, onun başını eşek başına ya da suretini eşek suretine çevirmesinden korkmaz mı? Ya da korkmuyor mu?»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- imamdan önce başını kaldıran kimse hakkında, Allah Teâlâ'nın onun başını eşek başına ya da suretini eşek suretine çevireceği yönündeki şiddetli tehdidi açıklamaktadır.
- İmamla ona uyan cemaat için dört durum vardır: Bunların üçü yasaklanmıştır. Bunlar: Müsabaka/İmamdan önce hareket etmek, müvafaka/ beraber hareket etmek ve teahhur/ geri kalmaktır. Cemaat için meşru kılınan ise mütebaat/ akabinde hareket etmektir.
- Namazda cemaatin imama uyması farzdır.
- İmamdan önce başını kaldıran kimsenin suretinin eşek suretine çevrilme tehdidi mümkündür ve bu mesh/bir şeyin şeklini çirkinleştirip hayvana dönüştürülmesidir.
4 «Sizden kim cemaate namaz kıldırırsa, namazı hafif (kısa) tutsun. Zîra cemaatte zayıf, sakat, hasta ve ihtiyaç sahibi kimse vardır. Tek başına kıldığı zamanda dilediği kadar uzatsın.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «إذا صلى أحدكم للناس فَلْيُخَفِّفْ فإن فيهم الضعيف والسَّقِيمَ وذَا الحاجة، وإذا صلى أحدكم لنفسه فَلْيُطَوِّلْ ما شاء».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden kim cemaate namaz kıldırırsa namazı hafif (kısa) tutsun. Zîra cemaatte zayıf, sakat, hasta ve ihtiyaç sahibi kimse vardır. Tek başına kıldığı zamanda dilediği kadar uzatsın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine sünnette geldiği ölçüyü aşmadan namazları kısa tutmayı emretmiştir. Bunun sebebi olarak ise arkalarında güç ve irade olarak zayıf kimseler, hastalar ve ihtiyaç sahiplerinin olmasını belirtmiştir. Ancak tek başına kıldıklarında dilerlerse uzatırlar, dilerlerse de kısa tutabilirler.
5 «İmam ancak kendisine uyulsun diye imamdır. Bu sebeple o tekbir alınca siz de tekbir alınız. Rükûa varınca, siz de rükû yapınız. "Semiallahu limen hamideh." derse, siz de "Rabbena leke’l-hamd" deyiniz. O secde ederse siz de secde edin. O oturarak namaz kılarsa, siz de birlikte oturarak namaz kılın.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «إنما جُعِلَ الإمام ليِؤُتَمَّ به، فلا تختلفوا عليه، فإذا كبر فكبروا، وإذا ركع فاركعوا، وإذا قال: سمع الله لمن حمده، فقولوا: ربنا ولك الحمد. وإذا سجد فاسجدوا، وإذا صلى جالسا فصلوا جلوسا أجمعون».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «İmam ancak kendisine uyulsun diye imamdır. Bu sebeple o tekbir alınca siz de tekbir alınız. Rükûa varınca, siz de rükû yapınız. "Semiallahu li men hamideh" derse, siz de "Rabbena leke’l-hamd" deyiniz. O secde ederse siz de secde edin. O oturarak namaz kılarsa, siz de birlikte oturarak namaz kılın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste imama uyan kişinin nasıl uyacağı ve onu nasıl takip edeceği anlatılmaktadır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaat için bir kişinin imam yapılmasının hikmetine irşad etmiştir. Bu hikmet, (cemaatin) ona uyması takip etmesidir. Namazdaki fiillerden hiç birinde imama ters hareket etmez. İmamın namaz içindeki geçişleri düzenli bir şekilde takip edilir. Tekbiratü’l-ihram alırsa (namaz için ilk tekbiri) siz de öyle tekbir getirin. Eğer Rükûa giderse siz de ondan sonra rükûa gidin. Eğer size muhakkak ki Allah ona hamd edene icabet eder. Bu sözünde olduğu gibi: «Semiallahu limen hamideh» derse. Allah kendisine hamd edeni işitti. Allah Teâlâ’ya şu sözünüzle hamd edin. «Rabbena leke’l-hamd deyiniz.» Rabbimiz hamd sanadır. Eğer secde ederse onu takip ediniz ve secde ediniz. Eğer kalkmaya gücü yetmediği için oturarak namaz kılarsa, ayakta durmaya gücünüz yettiği halde (mütâbeati’l-imam) imama uymayı yerine getirmek için oturarak kılın.
6 Namazda tesbih (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk/el çırpmak (alkışlamak) da kadınlara mahsustur.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «التَّسْبِيحُ للرجال، والتَّصْفِيق للنساء».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Namazda (birini uyarmak istediğinde) tesbih etmek (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk/el çırpmak (alkışlamak) da kadınlara mahsustur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Namazda tesbih (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk (sağ eliyle sol elinin üzerine vurmak) da kadınlara mahsustur. Müslim'in rivayetinde ''Namazda'' ilavesi gelmiştir. Manası: Namaz kılındığı esnada bir başkasını uyarmayı gerektiren bir durum gerekirse yahut namazda meydana gelen bir hatadan dolayı imama uyan bir kimsenin imamı uyarması gerekirse yahut kör bir kimsenin kuyuya düşecek olduğunu görmesi gibi bir durumda veyahut içeri giren biri izin istediğinde yahut da namaz kılan başka birisine bir işi haber vermeyi istediğinde bu ve benzeri durumlarda erkekler "Subhanallah" der ve uyarmak istediği şeyi anlatmak için bunu yaparlar. Bu erkekler içindir. Kadına gelince, onun namazında bir şey olursa (alkışlamak gibi) bir eliyle diğer elinin üzerine vurmak suretiyle bunu haber verir. Bunu, ne şekilde olursa olsun bir elini diğer eline vurarak yapar. Bütün bunlar namazdan olmayan sözlerin namazdan uzaklaştırılması içindir. Çünkü namaz; Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya münâcât edilecek yerdir. Konuşmaya gerek duyulduğunda da namazdaki sözlere benzer birşey söylemek meşru kılınmıştır. Bu şey ise tesbih (Subhanallah) etmektir.
7 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, safın arkasında tek başına namaz kılan bir adam gördü ve ona namazını iade etmesini emretti
عَنْ وَابِصَةَ رضي الله عنه: أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَأَى رَجُلًا صَلَّى وَحْدَهُ خَلْفَ الصَّفِّ، فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ صَلَاتَهُ.
Vâbisa -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, safın arkasında tek başına namaz kılan bir adam gördü ve ona namazını iade etmesini emretti.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, safın arkasında tek başına namaz kılan bir adam gördü ve bu halde kıldığı namazın geçerli olmayacağı için namazını iade etmesini emretti.
- Cemaatle namaza erken gelinmesi, ön saflara doğru ilerlenmesi ve namazın butlanına (geçersiz olmasına) yol açmamak için safın arkasında tek başına namaza durulmaması teşvik edilmektedir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir kimse, Ebû Bekre hadisinde olduğu gibi, safın arkasında tek başına namaza durur ve sonra da rükûdan kalkmadan önce safın arasına girerse, namazını tekrar etmesi gerekmez. Aksi takdirde, Vâbisa'nın hadisinin geneline göre namazını iade etmesi gerekir.
8 Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam tekbir aldığı zaman, siz de tekbir alın
عَنْ حِطَّانَ بْنِ عَبْدِ اللهِ الرَّقَاشِيِّ قَالَ: صَلَّيْتُ مَعَ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ صَلَاةً، فَلَمَّا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ قَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: أُقِرَّتِ الصَّلَاةُ بِالْبِرِّ وَالزَّكَاةِ، قَالَ: فَلَمَّا قَضَى أَبُو مُوسَى الصَّلَاةَ وَسَلَّمَ انْصَرَفَ فَقَالَ: أَيُّكُمُ الْقَائِلُ كَلِمَةَ كَذَا وَكَذَا؟ قَالَ: فَأَرَمَّ الْقَوْمُ، ثُمَّ قَالَ: أَيُّكُمُ الْقَائِلُ كَلِمَةَ كَذَا وَكَذَا؟ فَأَرَمَّ الْقَوْمُ، فَقَالَ: لَعَلَّكَ يَا حِطَّانُ قُلْتَهَا؟ قَالَ: مَا قُلْتُهَا، وَلَقَدْ رَهِبْتُ أَنْ تَبْكَعَنِي بِهَا، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: أَنَا قُلْتُهَا، وَلَمْ أُرِدْ بِهَا إِلَّا الْخَيْرَ، فَقَالَ أَبُو مُوسَى: أَمَا تَعْلَمُونَ كَيْفَ تَقُولُونَ فِي صَلَاتِكُمْ؟ إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَطَبَنَا فَبَيَّنَ لَنَا سُنَّتَنَا وَعَلَّمَنَا صَلَاتَنَا، فَقَالَ: «إِذَا صَلَّيْتُمْ فَأَقِيمُوا صُفُوفَكُمْ، ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمْ أَحَدُكُمْ فَإِذَا كَبَّرَ فَكَبِّرُوا، وَإِذْ قَالَ: {غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلا الضَّالِّينَ} [الفاتحة: 7]، فَقُولُوا: آمِينَ، يُجِبْكُمُ اللهُ، فَإِذَا كَبَّرَ وَرَكَعَ فَكَبِّرُوا وَارْكَعُوا، فَإِنَّ الْإِمَامَ يَرْكَعُ قَبْلَكُمْ، وَيَرْفَعُ قَبْلَكُمْ»، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَتِلْكَ بِتِلْكَ، وَإِذَا قَالَ: سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، فَقُولُوا: اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، يَسْمَعِ اللهُ لَكُمْ، فَإِنَّ اللهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، وَإِذَا كَبَّرَ وَسَجَدَ فَكَبِّرُوا وَاسْجُدُوا، فَإِنَّ الْإِمَامَ يَسْجُدُ قَبْلَكُمْ وَيَرْفَعُ قَبْلَكُمْ»، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَتِلْكَ بِتِلْكَ، وَإِذَا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ فَلْيَكُنْ مِنْ أَوَّلِ قَوْلِ أَحَدِكُمُ: التَّحِيَّاتُ الطَّيِّبَاتُ الصَّلَوَاتُ لِلهِ، السَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ».
Hittân b. Abdullah er-Rakkâşî şöyle demiştir. Ebû Mûsâ el-Eşarî ile birlikte namaz kıldım. Oturuş esnasında cemaatten bir adam “Namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte (mi) ikrar olundu?” dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye sordu. Cemaat sustu. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine sustu. O da “Bunu söyleyen herhalde sensin ey Hittân!” dedi. Hittân da “Ben söylemedim" dedi. "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık verdi. Bunun üzerine cemaatten bir adam “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ da “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz? dedi. Şüphesiz Rasûlullah bize bir hutbe verdi, sünnetimizi bize açıkladı ve namazımızı bize öğretti ve şöyle buyurdu: «Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam tekbir aldığı zaman, siz de tekbir alın.» «Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” [Fatiha Suresi: 7] dediği zaman “âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, siz de tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar.» Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu, bu şekildedir. O “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Allah sizi işitir. Şüphesiz Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Semiallahü limen hamideh/Allah hamt edenin hamt etmesini işitti» buyurmuştur. «Tekbir alıp, secdeye gittiği zaman siz de tekbir alıp, secdeye gidin. İmam sizden önce secdeye gidip, sizden önce secdeden kalkar.» Sonra devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu da bu şekildedir. İmam oturduğu zaman sizin ilk sözünüz şu olsun: « Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh, es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resûluhü.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabi Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh- bir namaz kıldı. Teşehhüde oturduklarında arkasındaki cemaatten bir adam “Kur'an'da, namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi? dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra cemaate döndü ve “Kur'an'da namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi diyen kimdi? diye sordu. Cemaat sustu ve kimse cevap vermedi. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine susup kimse cevap vermeyince, Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-: “Bunu söyleyen herhalde sensin Yâ Hittân!” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- Hittân'ın cesareti, kendisine yakın olması ve arasındaki bağdan dolayı onu bu şekilde itham etmiştir. Bu sayede hakiki manada konuşan kimsenin ortaya çıkıp itiraf etmesini de istemiştir. Hittân da “Ben söylemedim." diyerek bunu reddetmiş: "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık vermiştir. Bunun üzerine cemaatten bir adam; “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'da öğretmek kastı ile “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz?" diyerek buna şaşırdı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir gün kendilerine bir hutbe verdiğini, onlara dinlerini ve namazlarını öğrettiğini haber vererek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam iftitah tekbirini aldığı zaman, siz de onun gibi tekbir alın. Fatiha suresini okuyup “Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” ayetini okuduğu zaman“ âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, sizde tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar. Ondan önce davranmayın. Çünkü rukuâ giderken imamın sizden önce gitmesi rükûdan kalkarken siz geç kaldığınız zamanı telafi eder. Rükua giderken ki az geç kalmanız kalkarken geç kalmanızı örter. Böylece sizin rükû miktarınız ile imamınki aynı olur. ”Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Cemaat bunu söylerse Allah onların bu duasını ve sözünü işitir. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Allah'ın kendisine hamt eden kulu duyduğunu" haber vermiştir. Sonra imam tekbir alıp, secdeye gittiği zaman cemaat de tekbir alıp, secdeye gider. İmam onlardan önce secdeye gider ve secdeden kalkar. Böylece secde miktarı ile imamın secde miktarı aynı olur. Teşehhüde oturulduğunda namaz kılan kimse ilk olarak “Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi" mülk, ebedilik ve azamet Allah Teâlâ'nın hakkıdır. Aynı şekilde beş vakit namaz da Allah içindir. "es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn." Her türlü kusur, afet, eksiklik ve fitneden selamette olmak için Allah Teâlâ'ya dua edin. Öncelikle Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- için sonra da kendimiz için selamet isteriz. Sonra da Allah Teâlâ'nın ve kullarının hakkını yerine getiren salih kullar için selam duasında bulunuruz. Sonra da Yüce Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahitlik ederiz.
- Teşehhüt sigalarından bir tanesi beyan edilmiştir.
- Namazdaki söz ve hareketler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in öğrettiği gibi olmalıdır. Bir kimsenin sünnette gelmeyen söz ve hareketleri uydurması caiz değildir.
- Namazda imamı geçmek ve gerisinde kalmak caiz değildir. Cemaatin, imamın hareketlerinin peşi sıra hareket etmesi meşru kılınmıştır.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dini tebliğ etmeye ve dinin hükümlerini ümmetine öğretmeye verdiği önem zikredilmiştir.
- İmam, cemaatin önderidir. Namazın kılınışında ondan önce, onunla birlikte ve geç kalarak hareket etmek caiz değildir. İmamın yapmak istediği harekete başladığı anlaşıldığında hemen arkasından o hareketin yapılması gerekir. Sünnet olan ona tabi olmaktır.
- Namazda safların düz tutulması meşru kılınmıştır.
9 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cemaatle beraber namaz kılmayıp ayrı duran bir adam görünce ona: Ey falanca! Cemaatle birlikte namaz kılmana engel olan şey nedir? diye sordu. Adam: Ey Allah'ın elçisi! Cünüp oldum.(Cünüplükten arınmak için yıkanabileceğim yanımda) su da yok, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Toprakla teyemmüm et. Zira (suyun yerine geçen) toprak senin için yeterlidir.
عن عمران بن حصين رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم رأى رجلًا مُعتزلًا، لم يُصَلِّ في القوم، فقال: (يا فلان، ما منعك أن تصلي في القوم؟) فقال: يا رسول الله أصابتني جنابةٌ، ولا مَاءَ، فقال: (عليك بالصَّعِيدِ، فإنه يَكْفِيَكَ).
İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'dan rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cemaatle beraber namaz kılmayıp ayrı duran bir adam görünce ona: Ey falanca! Cemaatle birlikte namaz kılmana engel olan şey nedir? diye sordu. Adam: Ey Allah'ın elçisi! Cünüp oldum.(Cünüplükten arınmak için yıkanabileceğim yanımda) su da yok, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Toprakla teyemmüm et. Zira (suyun yerine geçen) toprak senin için yeterlidir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine sabah namazının farzını kıldırdı.Namazını bitirince onlarla beraber namaz kılmayan bir adam gördü.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tam bir yumuşak huylu olmasından ve Allah'a güzel davet uslubundan geri durma sebebini öğrenene kadar cemaatten geri kalmasından dolayı ona sert davranmadı.Ey falanca! Cemaatle birlikte namaz kılmana engel olan şey nedir? diye sordu.O da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e -kendi zannınca- özrünü açıkladı.O da Cünüp olduğu.(Cünüplükten arınmak için yıkanabileceği yanında) su da olmamasıdır.Su bulup temizlenene kadar namazı erteledi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın lütfundan onun için temizlenmekte kullanacağı su yerine toprağı uygun gördü.Zira (suyun yerine geçen) toprak senin için yeterlidir.
10 «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.»
عن النعمان بن بشير رضي الله عنه مرفوعاً: «لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُم أو لَيُخَالِفَنَّ الله بين وُجُوهِكُم». وفي رواية: «كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يُسَوِّي صُفُوفَنَا، حتى كَأَنَّمَا يُسَوِّي بها القِدَاح، حتَّى إِذَا رأى أَنْ قد عَقَلْنَا عَنهُ، ثم خَرَج يومًا فَقَام، حتَّى إِذَا كاد أن يُكَبِّرُ، فَرَأَى رَجُلاً بَادِيًا صَدرُهُ، فقال: عِبَادَ الله، لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُم أو لَيُخَالِفَنَّ الله بين وُجُوهِكُم».
Nu`mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.» Başka bir rivayette Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi bir gün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Ey Allah'ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- saflar dümdüz ve sık olmadığında Allah Teâlâ'nın safları çarpık olup dümdüz olmayan kimselerin arasına düşmanlık sokacağına ve bu sebeple birbirlerinden yüz çevireceklerine vurgu yapmıştır. Bu da safta duran bazı kimselerin önde olup arada boşluk bırakmasıyla olur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sözlü olarak ashabına öğrettiği gibi fiilî olarak da onların saflarını eliyle düzeltmiştir. Onların bunu anlayıp öğrendiklerine kanaat getirene kadar safları düzeltmeye devam etmiştir. Bir gün namaza başlayacağı vakit sahabelerden birinin göğsünün saf hizasından dışarı çıkmış olduğunu görünce çok kızmış ve; «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.» buyurmuştur.
11 Dişi bir merkebe binerek geldim. Ben o zaman ergenlik çağına yaklaşmıştım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Minâ'da (önünde sütre yerine geçecek) bir duvar olmadan insanlara namaz kıldırıyordu. Safın birinin önünden (eşekle) geçtim ve indikten sonra otlasın diye onu salıverdim. Kendim de safa girdim. Bunu kimse kötü karşılamadı.
عن عبد الله بن عَبَّاس رضي الله عنهما قال: أقبلْتُ راكبا على حِمار أَتَانٍ، وأنا يومئذ قد نَاهَزْتُ الاحْتِلامَ، ورسول الله صلى الله عليه وسلم يصلِّي بالناس بِمِنًى إلى غير جِدار، مررتُ بين يدي بعض الصفّ، فنزلت، فأرسلتُ الأَتَانَ تَرْتَعُ، ودخلتُ في الصفّ، فلم يُنْكِرْ ذلك عليَّ أحد.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Dişi bir merkebe binerek geldim. Ben o zaman ergenlik çağına yaklaşmıştım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Minâ'da (önünde sütre yerine geçecek) bir duvar olmadan insanlara namaz kıldırıyordu. Saffın birinin önünden (eşekle) geçtim ve indikten sonra otlasın diye onu salıverdim. Kendim de safa girdim. Bunu kimse kötü karşılamadı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- Veda Haccı'nda Mina'da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olduğunu haber vermiştir. Dişi bir merkebe binerek gelmiş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- önünde sütre edineceği bir duvar olmadan namaz kıldırırken bir safın önünden geçmiştir. İndikten sonra otlaması için eşeği bırakmış ve safa dahil olmuştur. İbn Abbâs -radıyallahu anh- o zaman büluğ çağına yaklaştığını haber vermiştir. Yani namaz kılanların kıldığı namazı ifsat edecek bir münker işlediğinde uyarılması gereken bir yaştır. Böyle olmasına rağmen ne Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ne de sahabelerden biri onun yapmış olduğu bu hareketi inkar etmiştir. (Kimse ona bir şey dememiştir.)
12 Kalkın sizin için namaz kılayım.
عن أَنَس بنِ مَالِكٍ رضي الله عنه «أنَّ جَدَّتَهُ مُلَيكَة دَعَت رسول الله صلى الله عليه وسلم لِطَعَام صَنَعتُه، فَأَكَل مِنه، ثم قال: قُومُوا فَلِأُصَلِّي لَكُم؟ قال أنس: فَقُمتُ إِلَى حَصِيرٍ لَنَا قد اسوَدَّ من طُولِ مَا لُبِس، فَنَضَحتُه بماء، فقام عليه رسول الله صلى الله عليه وسلم وَصَفَفتُ أنا واليَتِيمُ وَرَاءَهُ، والعَجُوزُ مِن وَرَائِنَا، فَصَلَّى لَنَا رَكعَتَين، ثُمَّ انصَرَف». ولمسلم «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم صلى به وبِأُمِّه فَأَقَامَنِي عن يَمِينِه، وأقام المَرأةَ خَلْفَنَا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’den rivayete göre ninesi Müleyke, bir yemek hazırlayıp, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i davet etmişti. O yemekten biraz yedikten sonra: ‘Haydi kalkın size namaz kıldırayım’ dedi. Enes diyor ki: ''Çok kullanıldığı için siyahlaşmış hasırımızı getirdim, yumuşaması için üzerine su serptim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ben ve yetim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasına durduk. Ninem de bizim arkamıza durdu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize iki rekât namaz kıldırdı gitti.Müslim'in rivayetinde:''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona,annesine namaz kıldırdı.Beni sağ tarafına durdurdu,kadını da arkamızda durdurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müleyke -radıyallahu anhâ- Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i pişirdiği yemekten ikram etmek için davet etti.Allah Teâlâ onu en yüce değerler ve en yüksek ahlak üzere yaratmıştı.Bundan çok tevazu, yüce değerine ve makamının yüksekliğine rağmen küçüğün, büyüğünde,erkeğin,kadının,zenginin ve fakirin davetine icabet ederdi.Bundan yüce hedefler isterdi.Yoksulların kalplerini onarmak gibi değerli maksatlar güder,miskinlere karşı mütevazi,cahillere eğitim ve diğer övülen maksatlar.Peygamber davet eden o kadının yanına geldi.Onun yemeğinden yedi.Sonra da mubarek meclislerinde büyüklerle toplanamadıklarından onunla beraber olmanın bu zayıf insanlarıda kapsaması için bu fırsatı değerlendirdi.Ve nasıl namaz kılınacağını öğrenmeleri ve onlara namaz kıldırmak için kalkmalarını emretti.Enes -radıyallahu anh- eski bir hasırı almak için gitti.Çok beklemek ve kullanılmaktan dolayı siyahlaşmıştı.Onu hemen suyla yıkadı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara namaz kıldırmak için hasırın üzerinde durdu.Enes'i ve yetimi kendisiyle beraber Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında saf yaptı.Yaşlı kadın onlarla beraber namaz kılmak için -davet sahibi- Enes ve yetimin arkasında safa durdu.Onlara iki rekat namaz kıldırdı.Davet ve öğretme işine hakkıyla yaptıktan sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ve ayrıldı.Allah bize onun fiillerine ve ahlakına tabi olmayı nasib etsin.
13 "Ben, hiçbir imamın arkasında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in arkasında kıldığım kadar hafif ve tam bir namaz kılmadım."
عن أَنَس بن مالك رضي الله عنه مرفوعاً: «ما صَلَّيْتُ خلف إمام قَطُّ أَخَفَّ صلاة، ولا أَتَمَّ صلاة من النبي صلى الله عليه وسلم ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Ben, hiçbir imamın arkasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında kıldığım kadar hafif ve tam bir namaz kılmadım."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kolaylaştırmayı emrediyor, sözleri ve fiilleri ile de ibadete hakkını tam olarak vermekle birlikte namazda hafifletmeye ve kolaylaştırmaya davet ediyordu. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-, kolaylık ve hafiflik bakımından imamlardan bir imamın arkasında kıldığı namazın, İmam-ı Âzam (En yüce ve büyük imam) olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında kıldığı namazdan daha kısa olması ihtimalini reddediyordu. Bu namaz, müminlere zor gelmiyordu ve onlar namazdan çıkıyor oldukları halde onların namaz kılma arzuları devam ediyordu. "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazından daha tam bir namaz kılmadım" Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza her hangi bir halel getirmeyip, namazın vaciplerini ve müstehaplarını muhafaza ederek namazı kâmil bir şekilde tamamlıyordu. Bu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bereketinin eserlerindendir.
14 Eğer " Sebbihisme Rabbike'l-a'lâ" yı, "Ve'ş-şemsi ve duhâhâ" yı, "Ve'l-leyli izâ yağşa" yı, okuyarak namaz kıldırsaydın. Yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi de senin arkanda namaz kılar.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما «أن مُعَاذَ بْنَ جَبَل: كان يُصَلِّي مع رسول الله صلى الله عليه وسلم العِشاء الآخرة، ثم يرجع إلى قومه، فيُصَلِّي بهم تلك الصلاة ...». وفي رواية: أن النبي صلى الله عليه وسلم قال لِمُعَاذٍ: «فلولا صَلَّيْتَ بِسَبِّحِ اسم ربك الأعلى، والشمس وَضُحَاهَا، والليل إذا يغشى، فإنه يُصَلِّي وراءك الكبير والضعيف وذو الحاجة».
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Muaz b. Cebel Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yatsı namazını kılar, sonra kavmine gelip yatsı namazını kıldırırdı." Bir rivayette şöyle zikredilmiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz'a şöyle demiştir: «Eğer "Sebbihisme Rabbike'l-a'lâ" yı, "Ve'ş-şemsi ve duhâhâ" yı, "Ve'l-leyli izâ yağşa" yı, okuyarak namaz kıldırsaydın. Yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi de senin arkanda namaz kılar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâz b. Cebel el-Ensârî -radıyallahu anh-'ın kabilesi olan Selimeoğulları'nın evleri Medine'nin bir kenarında idi. Muaz –radıyallahu anh- hayır yapmakta çok aşırı arzuluydu. Öğrenmek için olan rağbeti ve Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘e olan sevgisi sebebiyle onunla beraber namaz kılmaya gayret ederdi. Nebi – sallallahu aleyhi ve sellem-‘in arkasında farz namazı eda ettikten sonra kabilesine gider ve o namazı onlara kıldırırdı. Onun için bu namaz nafile olurdu. Bu da Nebi - sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bilgisi dahilinde gerçekleşiyordu. O, bu konuda Muaz –radıyallahu anh-‘ı onaylıyordu. Ancak bir defasında Muaz -radıyallahu anh- kıratı uzun tuttu. İslam şeriatı kolaylık özelliğine sahip, kolaylaştıran fakat zorlaştırmayan bir dindir. Çünkü zorlama ve güçleştirme nefretin kötü sebeplerindendir. Bu olay Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘e ulaşınca Muaz’ı imam olduğu müddetçe kolaylaştırmaya yönlendirdi. Ona mufassal surelerin orta uzunlukta olanlarından okuması için örnek verdi. A’la Suresi'ni, Şems Suresi'ni, Leyl Suresi'ni örnek verdi. Çünkü onun arkasında yaşı ilerlemiş insanlar, zayıflar, uzun okunduğu zaman kendileri için meşakkat olacak ihtiyaç sahipleri namaz kılmaktadır. Güzel olan, namazı daha kısa tutarak onlara merhamet etmek ve onların bu durumlarını gözetmektir. Ama bir Müslüman kendi başına namaz kılıyorsa istediği kadar uzun okuyabilir.
15 Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve selem- "Semiallâhu limen hamideh" dediğinde, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- secdeye varıncaya kadar bizden hiç kimse belini bükmez (eğilmez), ancak o secdeye vardıktan sonra biz de secdeye varırdık
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ الخَطْمِيِّ قَالَ: حَدَّثَنِي البَرَاءُ وَهُوَ غَيْرُ كَذُوبٍ، قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا قَالَ: سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، لَمْ يَحْنِ أَحَدٌ مِنَّا ظَهْرَهُ حَتَّى يَقَعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَاجِدًا، ثُمَّ نَقَعُ سُجُودًا بَعْدَهُ.
Abdullah b. Yezîd el-Hatmî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Yalancı olmayan Bera (b. Âzib) bana şöyle rivayet etti: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve selem- "Semiallâhu limen hamideh" dediğinde, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- secdeye varıncaya kadar bizden hiç kimse belini bükmez (eğilmez), ancak o secdeye vardıktan sonra biz de secdeye varırdık.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh- —ki o doğru sözlü bir kimsedir—, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûdan başını kaldırıp "Semiallâhu limen hamideh" dediğinde, arkasındakilerin ayakta durmaya devam ettiğini; Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- alnını yere koyuncaya kadar hiç kimsenin secde etmek için belini bükmediğini, ancak o secdeye vardıktan sonra arkadakilerin secdeye kapandığını haber vermektedir.
- Sahabenin namazda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e uyma şekli ifade edilmiştir. Onlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secde edinceye kadar kıyamdan secdeye geçmezlerdi.
- İbn Dakîk el-Îd -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu rivayette, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in (rükûdan doğrulduktan sonra) uzun bir süre itmi’nân üzere durduğuna delil vardır.
- Cemaatle namaz kılan kişinin, imama uyması bakımından dört hâli vardır: 1. Müsâbaka/İmamdan önce hareket etmek: Bu, cemaatin imamdan önce bir fiile başlamasıdır. Mesela imamdan önce rükûya gitmesi veya imamdan önce secdeye varması gibi. Bu haramdır. Şayet imamdan önce hareket etmenin yasak olduğunu bildiği hâlde kasten imamdan önce hareket ederse namazı bâtıl olur. İmamı ister bir rükünde geçsin isterse rükne imamdan önce başlamış olsun, hüküm aynıdır. Eğer iftitah tekbirini imamdan önce alırsa namazı geçersizdir ve namazını yeniden kılması gerekir. 2. Muvafaka/İmamla aynı anda hareket etmek: Bu cemaatin imamla aynı anda hareket etmesidir. İmam rükûya giderken onunla birlikte rükûya gitmesi, imam secde ederken onunla birlikte secde etmesi ve imam doğrulurken onunla birlikte doğrulması gibi. Bunun en hafif hükmü mekruhtur. Ancak delillerin zahirine göre bunun da haram olduğu anlaşılmaktadır. Şayet cemaat, iftitah tekbirini imamla aynı anda alırsa namazı geçersizdir ve namazını yeniden kılması gerekir. 3. Mütâbaa/ İmamın peşi sıra hareket etmek: Cemaatin namazdaki hareketleri imamdan hemen sonra, gecikmeden yapmasıdır. İşte bu, meşru olan ve sünnete uygun olan şekildir. 4. Tehalluf/ İmamdan çok sonra hareket etmek: Cemaatin imamdan, onu takip etme niteliğini ortadan kaldıracak ölçüde geri kalmasıdır. Mesela imamın rükûya gittiğinde, imamın rükûdan kalkmasına yakın bir zamana kadar cemaat olan kimsenin kıyamda kalması gibi. Bu, meşru olan uygulamaya aykırıdır ve haramdır. Ancak hastalık veya yaşlılık gibi bir mazeret bulunması hâlinde böyle yapılması câizdir.
16 Ebü’l-Abbas Sehl İbni Sa`d es-Sâidî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Amr b. Avf oğulları arasında bir kavga çıktığını duydu. Aralarını bulmak için bir grup sahabe ile birlikte oraya gitti. Onları barıştırmak için bir müddet orada kaldı. Bu arada namaz vakti gelmişti. Bilal, Ebû Bekir -radıyallahu anhumâ- Ebû Bekir! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gelemedi. Namaz vakti de girdi. İmam olup namaz kıldırır mısın? Diye sordu. Hz. Ebû Bekir de: Peki, istersen kılalım, dedi. Bilal ezan okudu. Ebû Bekir de öne geçip tekbir aldı. Müslümanlar da ona uydular.Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi; safların arasından öne geçti. Bunun üzerine cemaat (Peygamber’in geldiğini imama haber vermek için) el çırpmaya başladı. Ebû Bekir namaz kılarken başını çevirip hiçbir yana bakmazdı. Cemaat durmadan el çırpınca dönüp bakmak zorunda kaldı. Yanında Rasûlullah’ı görüverdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ona yerinde kalması için işaret etti. Fakat Ebû Bekir ellerini kaldırarak Allah’a hamd etti ve arkadaki safa girinceye kadar geri gitti. O zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçerek namazı kıldırdı. Namaz bitince, halka dönerek şunları söyledi:“İnsanlar! Namazda bir durum meydana gelince niçin el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse subhânallah desin. Onu subhânallah dediğini duyan kimse, kendisine dönüp bakar.”Sonra Ebû Bekir’e dönerek:“Ebû Bekir! Yerinde kal diye işaret ettiğim halde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: Ebû Kuhâfe’nin oğluna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı, diye cevap verdi.Müttefakun aleyh.''Hubise'' Kelimesinin manası:Onu misafir etmek için tuttular demek.
عن سهل بن سعد الساعدي رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم بَلَغَهُ أن بني عمرو بن عوف كان بينهم شَرٌّ، فخرج رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلح بينهم في أناس معه، فحُبِس رسول الله صلى الله عليه وسلم وحَانتِ الصلاة، فجاء بلال إلى أبي بكر رضي الله عنهما ، فقال: يا أبا بكر، إن رسول الله صلى الله عليه وسلم قد حُبِس وحَانت الصلاة فهل لك أن تَؤُمَّ الناس؟ قال: نعم، إن شِئت، فأقام بلال الصلاة، وتقدم أبو بكر فكبَّر وكبَّر الناس، وجاء رسول الله صلى الله عليه وسلم يمشي في الصفوف حتى قام في الصفِّ، فأخذ الناس في التَّصْفيقِ، وكان أبو بكر رضي الله عنه لا يَلْتَفِتُ في الصلاة، فلما أكثر الناس في التَّصْفيقِ الْتَفَتَ، فإذا رسول الله صلى الله عليه وسلم فأشار إليه رسول الله صلى الله عليه وسلم فرفع أبو بكر رضي الله عنه يَدَهُ فحمد الله، ورجع القَهْقَرَى وراءه حتى قام في الصف، فتقدم رسول الله صلى الله عليه وسلم فصلى للناس، فلما فرغ أقبل على الناس، فقال: «أيها الناس، ما لكم حين نَابكم شيء في الصلاة أخذتم في التصفيق؟! إنما التصفيق للنساء. من نَابه شيء في صلاته فليَقُل: سبحان الله، فإنه لا يسمعه أحد حين يقول: سبحان الله، إلا التَفَتَ، يا أبا بكر: ما مَنَعَك أن تصلي بالناس حين أشَرْتُ إليك؟»، فقال أبو بكر: ما كان ينبغي لابن أبي قُحافة أن يصلي بالناس بين يدي رسول الله صلى الله عليه وسلم .
Ebü’l-Abbas Sehl İbni Sa`d es-Sâidî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Amr b. Avf oğulları arasında bir kavga çıktığını duydu. Aralarını bulmak için bir grup sahabe ile birlikte oraya gitti. Onları barıştırmak için bir müddet orada kaldı. Bu arada namaz vakti gelmişti. Bilal, Ebû Bekir -radıyallahu anhumâ- Ebû Bekir! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gelemedi. Namaz vakti de girdi. İmam olup namaz kıldırır mısın? Diye sordu. Hz. Ebû Bekir de: Peki, istersen kılalım, dedi. Bilal ezan okudu. Ebû Bekir de öne geçip tekbir aldı. Müslümanlar da ona uydular.Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi; safların arasından öne geçti. Bunun üzerine cemaat (Peygamber’in geldiğini imama haber vermek için) el çırpmaya başladı. Ebû Bekir namaz kılarken başını çevirip hiçbir yana bakmazdı. Cemaat durmadan el çırpınca dönüp bakmak zorunda kaldı. Yanında Rasûlullah’ı görüverdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ona yerinde kalması için işaret etti. Fakat Ebû Bekir ellerini kaldırarak Allah’a hamd etti ve arkadaki safa girinceye kadar geri gitti. O zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçerek namazı kıldırdı. Namaz bitince, halka dönerek şunları söyledi:“İnsanlar! Namazda bir durum meydana gelince niçin el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse subhânallah desin. Onu subhânallah dediğini duyan kimse, kendisine dönüp bakar.”Sonra Ebû Bekir’e dönerek:“Ebû Bekir! Yerinde kal diye işaret ettiğim halde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: Ebû Kuhâfe’nin oğluna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı, diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Amr b. Avf oğulları ile bazı müslümanların birbirini taşlayarak kavga ettikleri haberi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında bazı sahabeleriyşe beraber çıktı.Ve onların yanında geç kaldı namaz vakti girdi.O da ikindi namazıdır.Buhârî rivayetinde açık bir şekilde söylediği gibi lafzı şöyledir:''İkindi namazının vakti gelince ezan okudu ve kamet getirdi Ebû Bekir'e emretti o da öne geçti.''Sonra da Bilal Ebû Bekir'e geldi -radıyallahu anh- geldi. Ve şöyle dedi:Ey Ebû Bekir Muhakkak ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tutuldu ve namaz vakti geldi.İnsanlara imamlık yapabilirmisin? Dedi ki:''Evet eğer istersen''Bilal kamet getirdi,Ebû Bekir öne geçti ve tekbir aldı ve insanlarda tekbir aldılar.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- saflar arasında yürüyerek geldi.Buhârî rivayette fazlalık olarak ''Yara yara geldi.''Birinci safta durana kadar yürüdü.Müslim'in rivayetinde olduğu gibi:'' Ön safta durana kadar safları yardı.İnsanlar nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlarla beraber olduğunu bildiklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında namazı sevdiklerinden dolayı el çırpmaya başladılar.Ebû Bekir -radıyallahu anh- onların el çırpmalarını işitti ama hangi sebepten olduğunu anlamadı.Ebû Bekir -radıyallahu anh- namazda sağa sola dönme ile alakalı yasağı bildiği için onlara doğru dönmedi.Tirmizî'de ve diğerlerinde varid olduğu gibi namazda sağa sola bakmak, namazın bir kısım sevabını şeytanın kapıp kaçmasıdır” buyurmuştu.El çırpmalar çoğalınca, Ebû Bekir -radıyallahu anh- bakmak zorunda kaldı.Ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaza gelmiş olarak gördü.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona insanlara imamlık yapar vaziyette kalması için eliyle işaret etti.Buhârî'nin rivayetinde olduğu gibi:''Ona yerinde kal diye işaret etti.''Ebû Bekir -radıyallahu anh- ellerini kaldırdı Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in ona olan muamelesinden dolayı ve Allah Teâlâ'ya hamd etti.Sonra da adımlar atarak cemaatın durduğu saffa kadar geri döndü.Peşinden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçti ve insanlara imam olarak namaz kıldırdı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirdikten sonra yüzüyle insanlara dönerek şunları söyledi:“İnsanlar! Namazda bir durum meydana gelince niçin el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse subhânallah desin. Onu subhânallah dediğini duyan kimse, kendisine dönüp bakar.''Sonra Ebû Bekir’e dönerek:“Ebû Bekir! Yerinde kal diye işaret ettiğim halde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: Ebû Kuhâfe’nin oğluna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı, diye cevap verdi.Bu da Ebû Bekir -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e olan sevgisi,tazimi ve yüceltmesinden dolayıdır.
17 «Böyle yapmayınız. Eğer sizden biriniz konakladığı yerde namaz kıldıysa, sonra da imama gelirse ve imam da namaz kılmadıysa onunla beraber namaz kılsın. Çünkü bu namaz onun için nafiledir.»
عن جابر بن يزيد بن الأسود، عن أبيه، أنه صلى مع رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو غلام شاب، فلمَّا صلَّى إذا رجلان لم يُصَلِّيا في ناحية المسجد، فدعا بهما فجيء بهما تَرْعُد فَرائِصُهما، فقال: «ما منعكما أن تُصَلِّيا معنا؟» قالا: قد صلَّينا في رِحالنا، فقال: «لا تفعلوا، إذا صلَّى أحدكم في رَحْله ثم أدرك الإمام ولم يُصَلِّ، فليُصلِّ معه فإنها له نافلة».
Câbir b. Yezîd b. el-Esved'den o da babasından rivayet ettiğine göre o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile genç bir delikanlı iken namaz kıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, namazı kıldığı zaman baktı ki iki adam mescidin köşesinde namaz kılmamışlar. Onları çağırdı. Onlar, boyun damarları titreyerek geldiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Sizin ikinizi bizimle namaz kılmaktan alıkoyan nedir?» diye sordu. Onlar: Namazı konakladığımız yerde kılmıştık, (ondan dolayı sizinle kılmadık) dediler. (Bunun üzerine) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Böyle yapmayınız. Eğer sizden biriniz konakladığı yerde namaz kıldıysa sonra da imama gelirse ve imam da namaz kılmadıysa onunla beraber namaz kılsın. Çünkü bu namaz, onun için nafiledir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Yezîd b. el-Esved -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- genç iken ile beraber namaz kıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince mescidin bir tarafında namaz kılmayan iki adam gördü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına onları getirmelerini emretti. O ikisini getirdiler. Onlar korkudan titriyorlardı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ikisine: «Neden bizimle namaz kılmıyorsunuz?» diye sordu. Onlar; biz evlerimizde kıldık, dediler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara, bir daha böyle yapmayın, sizden biriniz eğer evinde namaz kıldıysa sonra da imama yetiştiyse onunla beraber kılsın bu onun için fazla sevap getirir. Birincisi farz, ikincisi ise nafile olur.
18 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir ata binmişti. Attan düştü de sağ tarafı berelendi.
عن أنس بن مالك أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ركب فرسا، فصُرِع عنه فجُحِش شِقُّه الأيمن، فصلى صلاة من الصلوات وهو قاعد، فصلَّينا وراءه قعودا، فلما انصرف قال: إنما جُعِل الإمام ليُؤتمَّ به، فإذا صلى قائما، فصلوا قياما، فإذا ركع، فاركعوا وإذا رفع، فارفعوا، وإذا قال: سمع الله لمن حمده، فقولوا: ربنا ولك الحمد، وإذا صلى قائما، فصلوا قياما، وإذا صلى جالسا، فصلوا جلوسا أجمعون.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- demiştir ki;Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir ata binmişti. Attan düştü de sağ tarafı berelendi. Namazlardan birini oturarak kıldı. Biz de arkasında oturarak namazımızı kıldık. Namaz bitince; "İmam ancak kendisine uyulmak içindir. O namazı ayakta kılınca, siz de ayakta kılınız. O rukû'a vardığı zaman siz de rukû'a varınız. O başını kaldırdı mı siz de kaldırınız. "Semiallahü limen-hamideh" deyince siz de "Rabbanâ ve leke'l-hamd" deyiniz. Namazı oturarak kıldığı zaman siz de hep beraber oturarak kılınız" buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ata binmişti ve ondan düştü.Sağ tarafı yaralandı.Sahabeye namazlardan bir namazı oturur halde kıldırdı.Onlarda arkasında oturarak kıldılar.Namaz bittikten sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara cemaatin imamına her şeyde uyduğunu haber verdi.O tekbir aldımı tekbir alınır,rukûya gitti mi gidilir,secdeye vardımı secde edilir,eğer ayakta kılarsa onun gibi ayakta kılar.Eğer oturarak kılarsa onun gibi oturarak kılar.Eğer namaza oturarak başlarsa ve o görevli imam ise sahabe -radıyallahu anhum-'un Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber olduklarında olduğu gibi,Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün bineğinden düşmüş ve sağ tarafı yaralanmıştı.O vakit oturarak namaz kıldı ve sahabe de arkasında oturarak namaz kıldılar.
19 Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahua anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabının bir miktar geri durduğunu görünce olnlara:''Öne geçin ve bana uyun.Sizden sonrakiler de size uysun.Bir topluluk eğer geri kalmaya devam ederse sonunda Allah da onları geriletir.''Sahih-i Müslim.
أن رسول الله صلى الله عليه وسلم رأى في أصحابه تأخُّرًا فقال لهم: «تَقَدَّمُوا فَأْتَمُّوا بي، وليأتمَّ بكم مَن بعدكم، لا يزال قومٌ يتأخرون حتى يؤخرَّهم اللهُ».
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabının bir miktar geri durduğunu görünce olnlara:''Öne geçin ve bana uyun.Sizden sonrakiler de size uysun.Bir topluluk eğer geri kalmaya devam ederse sonunda Allah da onları geriletir.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisi şerif arka safların imama yakın saflara uyduğunu açıkladığı gibi namazı kılarken imama yakın olmanın faziletini açıklıyor.Arka saflara Allah'ın rahmetinden,faziletinin büyüklüğünden,makamının yüceliğinden,ilimden ve benzeri şeylerden geri kalma durumunun olmasıyla tehdit ediyor.
20 Buyurdu ki: «Ey insanlar! Sizler nefret ettiricilersiniz. Her kim insanlara namaz kıldırırsa namazı hafifletsin. Çünkü cemaatin içinde hasta olanı, zayıf olanı ve iş güç sahibi olanı vardır.»
عن أبي مسعود الأنصاري رضي الله عنه قال: قال رجل يا رسول الله، لا أكاد أدرك الصلاة مما يطول بنا فلان، فما رأيت النبي صلى الله عليه وسلم في موعظة أشد غضبا من يومئذ، فقال: «أيها الناس، إنكم منفرون، فمن صلى بالناس فليخفف، فإن فيهم المريض، والضعيف، وذا الحاجة».
Ebû Mesud el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e biri gelip: "Yâ Rasûlallah, filanca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki âdeta namazı terkedecek gibi oluyorum." dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i hiçbir vaazında o günkü kadar öfkeli görmedim. Buyurdu ki: «Ey insanlar! Sizler nefret ettiricilersiniz. Her kim insanlara namaz kıldırırsa namazı hafifletsin. Çünkü cemâatin içinde hasta olanı, zayıf olanı ve iş güç sahibi olanı vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek namaz kıldırırken imamın uzatması sebebiyle bazı zamanlarda cemaatle kılınan namazdan geri kalmasından şikayet etti. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- çok kızdı ve.sonra insanlara vaaz etti ve onların içinden bazı kimselerin insanları namazdan uzaklaştıran kimseler olduğunu haber verdi. Namaz kılan cemaate daha rahat ve kolay olması için imamın namazı daha hafif kıldırmasını emretti. Bu şekilde onlar namazı kılmaya istek duyar bir şekilde namazdan çıkarlar. Çünkü cemaatin içinde güçsüzlüğü, hastalığı ya da başka ihtiyaçları sebebiyle uzun kılmaya gücü yetmeyenler vardır. Şayet namaz kılan kişi tek başına kılyor ise namazını istediği kadar uzatsın. Çünkü o, bu şekilde kimseye zarar vermez.
21 "Şu namazı şu vakitte kılınız, şu namazı da şu vakitte kılınız " dedi (ve bütün namaz vakitlerini bildirdi). Namaz vakti gelince de "Biriniz ezan okusun ve Kur'ân 'ı en çok bileniniz size imamlık etsin" buyurdu.
عن أيوب، عن أبي قلابة، عن عمرو بن سَلِمة، قال -أي أيوب-: قال لي أبو قلابة: ألا تلقاه فتسأله؟ -أي تسأل عمرو بن سلمة- قال فلقيته فسألته فقال: كنا بماء ممر الناس، وكان يمرُّ بنا الرُّكبان فنسألهم: ما للناس، ما للناس؟ ما هذا الرجل؟ فيقولون: يزعم أن الله أرسله، أوحى إليه، أو: أوحى الله بكذا، فكنتُ أحفظ ذلك الكلام، وكأنما يَقَرُّ في صدري، وكانت العرب تَلَوَّم بإسلامهم الفتح، فيقولون: اتركوه وقومه، فإنه إن ظهر عليهم فهو نبي صادق، فلما كانت وقعة أهل الفتح، بادَر كلُّ قوم بإسلامهم، وبَدَر أبي قومي بإسلامهم، فلما قدم قال: جئتكم والله من عند النبي صلى الله عليه وسلم حقا، فقال: «صَلُّوا صلاة كذا في حين كذا، وصَلُّوا صلاة كذا في حين كذا، فإذا حضرت الصلاة فليؤذِّن أحدكم، وليَؤمَّكم أكثركم قرآنا». فنظروا فلم يكن أحد أكثر قرآنا مني، لما كنت أتلقى من الرُّكبان، فقدَّموني بين أيديهم، وأنا ابن ست أو سبع سنين، وكانت علي بُرْدة، كنت إذا سجدت تَقَلَّصت عني، فقالت امرأة من الحي: ألا تُغَطُّوا عنا اسْتَ قارئكم؟ فاشتروا فقطعوا لي قميصا، فما فرحتُ بشيء فرحي بذلك القميص.
Eyyûb'dan; o da Ebû Kılâbe'den; o da Amr b. Seleme'den tahdîs etti Eyyûb şöyle dedi: Ebû Kılâbe bana;Amr ibn Seleme'ye kavuşur da ona sorar mısın? dedi.Ebû Kılâbe dedi ki: Akabinde ben Amr ibn Seleme'ye kavuştum ve kendisine sordum. Amr ibn Seleme şöyle anlattı: Biz aile ve kabîlece insanların yol uğrağı bir yerde otururduk. Bize kervanlar uğrardı. Biz de o yolculara: Bu insanlara ne oluyor, bu insanlara ne oluyor? Ve şu adam nedir? diye sorardık.Onlar da bize: O adam, Allah'ın kendisini peygamber gönderdiğini, O'na vahy verdiğini yâhud Allah'ın O'na şu sözleri vahyettiğini söylüyor, derlerdi (yânî Peygamber'den öğrendikleri bâzı âyetleri bize haber verirlerdi).Ben de o sözleri ezber ederdim. Sanki o âyetler gönlüme yapıştırılır gibi nakş olunuyordu. Esasen (Kureyş'ten başka) Arab kabileleri de İslâm'a girmek için Mekke fethini gözlüyorlardı. Ve: Peygamberlik iddia eden şu adamı kendi kavmi olan Kureyş'le başbaşa kendi hâllerine bırakınız. Eğer O, Kureyş'e gâlib gelirse, hiç şüphesiz O sözünde doğru hakk bir peygamberdir, derlerdi.Nihayet fetih ehlinin zaferi vak'ası olunca her kavim İslâm'a girmeye koştular. Babam Seleme de kavmimle beraber İslâm'a girmeye koştu. Mekke'den dönüp gelince, bize: Vallahi ben size bir hakk peygamberin yanından geliyorum. O bize: "Şu namazı şu vakitte kılınız, şu namazı da şu vakitte kılınız " dedi (ve bütün namaz vakitlerini bildirdi). Namaz vakti gelince de "Biriniz ezan okusun ve Kur'ân 'ı en çok bileniniz size imamlık etsin" buyurdu, dedi. Bunun üzerine kabîle halkı baktılar. İçlerinde benden çok Kur'-ân bilen hiçbir kimse bulunmadı. Çünkü ben obamıza uğrayan kervanlardan Kur'ân alıp öğreniyordum. Kur'ân'ı çok bildiğim için kabîle halkı beni önlerine geçirip imâm yaptılar. Hâlbuki ben o sırada altı yâhut yedi yaşında çocuktum. Üzerimde de elbise olarak yalnız bir bürde vardı. Secde ettiğim zaman o bürde avret yerinden yukarı toplanıp aşağısı açılırdı. Benim secdede bu açık hâlimi gören kabilemizden bir kadın, cemâate: Okuyucunuzun kıçını (yânî açık yerini)"bizden örtseniz, dedi. Bunun üzerine cemâat (Umman kumaşı) satın aldılar ve bana bir gömlek biçtiler. Artık ben bu gömlekle sevindiğim kadar hiçbir şeyle sevinmedim.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Eyyûb es-Sihtiyânî dedi ki:Bana Ebû Kılâbe el-Cermî dedi ki:Amr b.Seleme ile karşılaşmıyormusun.Ve ona bildiği hadisleri sorasın. Ebû Kılâbe bana;Amr ibn Seleme'ye kavuşur da ona sorar mısın? dedi.Ebû Kılâbe dedi ki: Akabinde ben Amr ibn Seleme'ye kavuştum ve kendisine sordum. Amr ibn Seleme şöyle anlattı: Biz aile ve kabîlece insanların yol uğrağı bir yerde otururduk. Bize kervanlar uğrardı. Biz de o yolculara:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ve Arapların durumundan sorardık.Onlarda Allah Teâlâ'nın onu Peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini söylerlerdi.Ve ona Kur'andan işittikleri şeyi ona vahyettiğini söylüyorlar.Bende o Kuran'ı çok kuvvetli bir şekilde ezberliyordum sanki o göğsüme yapışıyordu.Araplarda bekliyorlar Mekke fethedilene kadar Müslüman olmuyorlardı.Ve şöyle diyorlardı:Peygamberlik iddia eden şu adamı kendi kavmi olan Kureyş'le başbaşa kendi hâllerine bırakınız. Eğer O, Kureyş'e gâlib gelirse, hiç şüphesiz O sözünde doğru hakk bir peygamberdir.Nihayet fetih ehlinin zaferi vak'ası olunca her kavim İslâm'a girmeye koştular. Babam Seleme de kavmimle beraber İslâm'a ilk girenlerden oldu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gitti.Onun yanından geldiği zaman Allah'a yemin olsun ki hak olan Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından geldim.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara "Şu namazı şu vakitte kılınız, şu namazı da şu vakitte kılınız " dedi (ve bütün namaz vakitlerini bildirdi).Namaz vakti gelince de "Biriniz ezan okusun ve Kur'ân 'ı en çok bileniniz size imamlık etsin" buyurdu, dedi.Bunun üzerine kabîle halkı baktılar. İçlerinde benden çok Kur'-ân bilen hiçbir kimse bulunmadı. Çünkü ben obamıza uğrayan kervanlardan Kur'ân alıp öğreniyordum. Kur'ân'ı çok bildiğim için kabîle halkı beni önlerine geçirip imâm yaptılar.Hâlbuki ben o sırada altı yâhut yedi yaşında çocuktum.Üzerimde kısa bir elbise vardı.Secde ettiğim zaman elbisen toplanırdı ve üzerim açılırdı.Benim secdede bu açık hâlimi gören kabilemizden bir kadın, cemâate: Okuyucunuzun kıçını (yânî açık yerini)"bizden örtseniz, dedi.Bunun üzerine cemâat satın aldılar ve bana bir gömlek biçtiler. Artık ben bu gömlekle sevindiğim kadar hiçbir şeyle sevinmedim.Bu hadis ile namazda setru'l-avretin olmayacağı hükmüne delil getirilmez.Çünkü bu olayın hükmün bilinmediği bir zamanda olma ihtimali vardır.
22 «Cemaate, Allah'ın kitabını en iyi okuyan kimseler imam olur.»
عن أبي مسعود الأنصاري رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «يَؤُمُّ القوم أقرؤهم لكتاب الله، فإن كانوا في القراءة سواء، فأعلمهم بالسنة، فإن كانوا في السنة سواء، فأقدمهم هجرة، فإن كانوا في الهجرة سواء، فأقدمهم سِلْمًا، ولا يَؤُمَّنَّ الرجل الرجل في سلطانه، ولا يقعد في بيته على تَكْرِمَتِهِ إلا بإذنه».
Ebu Mes'ud el-Ensârî (-radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Cemaate, Allah'ın kitabını en iyi okuyan kimseler imam olur. Eğer okuma hususunda eşit iseler, sünneti en iyi bilenleri; sünnet hususunda da eşit iseler hicret itibariyle en kıdemlileri; hicret hususunda da eşit iseler, İslam'ı kabulde en kıdemlileri imam olur. Sakın sizden birisinin hâkim olduğu yerde, başka biri ona imam olmasın ve hiç kimse, başkasının evinde onun izni olmaksızın yaygısının üzerine oturmasın!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisi şerif bazı hususları açıklamaktadır. Birincisi: İmamlığı en çok hak eden kimse; Kur'an'ı en çok ezberleyen kimsedir. Ancak bununla birlikte namazın hükümlerini de bilmesi gerekir. Öyle ki, namazın hükümleri konusunda cahil olan kimse insanlara imamlık yapamaz. Şayet ezberde aynı iseler sünnette en bilgili olan; bunda da eşit olurlarsa hicrette ilk olan ve bunda da eşit olurlarsa İslam'a diğerinden önce giren imam olur. İkincisi: Ev sahibinin izin vermesi hariç misafir imamlıkta ev sahibinin önüne geçmez. Ev sahibi, imamlığa misafirden daha layıktır. Üçüncüsü: Misafir ev sahibine özel olan döşeğine onun izni olması haricinde oturamaz.
23 Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:''Bizim evimizde ben ve bir yetim Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında namaz kıldım.Annem ve Ümmü Süleym'de arkamızda namaz kıldılar.Sahih-i Buhârî.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه ، قال: «صَلَّيْتُ أنا ويَتِيمٌ، في بَيْتِنَا خَلْف النبي صلى الله عليه وسلم ، وَأُمِّي أُمُّ سُليم خَلْفَنَا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:''Bizim evimizde ben ve bir yetim Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında namaz kıldım.Annem ve Ümmü Süleym'de arkamızda namaz kıldılar.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittir
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Enes ve bir yetim çocuğa namaz kıldırdığını ve onların namazda durdukları yerin -radıyallahu anhumâ- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkası olduğunu haber veriyor.Ve yine Enes Ümmü Süleym olarak künyelenen annesinin -radıyallahu anhâ- arkalarında namaz kıldığını haber veriyor.Saflar aşağıda geldiği gibidir:İmamın durduğu yer:Önde.Çocukların durduğu yer:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında.Kadının durduğu yer:Onların arkasında.
24 «Allah hırsını arttırsın, bir daha böyle yapma!»
عن الحسن، أن أبا بَكْرَة جاء ورسول الله راكع، فركع دون الصَّف ثم مَشَى إلى الصَّف فلما قَضَى النبي صلى الله عليه وسلم صلاته، قال: «أيُّكم الذي ركع دون الصَّف ثم مَشَى إلى الصَّف؟» فقال أبو بَكْرَة: أنا، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «زادَك الله حِرْصَا ولا تَعُد».
Hasan'dan rivayet edildiğine göre Ebû Bekre -radıyallahu anh- camiye geldiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû etmiş durumdaydı, o da saf dışında rükû yaptı. Sonra da safa doğru yürüdü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince şöyle buyurdu: «Kim safın dışında rükû yaptı ve sonra da safa doğru yürüdü?» Ebû Bekre -radıyallahu anh-: "Ben", dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Allah hırsını arttırsın, bir daha böyle yapma!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Bekre -radıyallahu anh- mescide girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ve ashabını rükû halinde buldu. Rekâta yetişmek için safa varmadan önce hemen rükûya gitti. Sonra da rükû halinde yürüyerek cemaatle beraber safa dahil oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- safın arkasında bir hareket hissetti. Hızlı bir şekilde gelip safa varmadan rükû eden birinin olduğunu hissetti. Onun özelliklerinden biri de namazda iken önündeki birini görür gibi arkasındaki birini de görmesidir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince; «Safa gelmeden önce rükû edip sonra da safa doğru yürüyen kim idi?» diye sordu. Ebû Bekre -radıyallahu anh-: "Ben", dedi. Yani ey Allah'ın Rasûlü! Senin zikrettiğin şeyi yapan kişi benim, demektir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona; Allah, senin hayırdaki rağbetini, hırsını ve bu konudaki gayretini artırsın. Rekâta ve rükûya yetişmek için bir daha saftan önce (safa ulaşmadan önce rükû yapıp sonra da safa doğru) hızlı yürüme. Çünkü hızlı yürüme vakarlı ve sakin yürümenin aksine bir davranıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Safın arkasında tek başına duranın namazı yoktur.» Ebû Bekre'nin bu fiili buna dahil değildir. Çünkü O, namazının çok az bir kısmını safın arkasında tek başına idrak etmiştir. Bu, rükû halindeyken tek başına rükû eden kimseye başka birinin yetişip onunla saf yapması gibidir. Ancak bu, bir kimsenin safların arkasında tek başına namaz kılması Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in «Bir daha yapma!» sözü gereğince doğru değildir.
25 Ümmü Varaka bint Abdillah b. el-Hâris el-Ensâriyye -radıyallahu anha- Kuran'ı ezberlemişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ev halkına imamlık yapmasını emretti/izin verdi.
عن أُمِّ ورَقة بنت عبد الله بن الحارث الأنصارية، أنها كانت قد جَمعت القرآن، وكان النبي صلى الله عليه وسلم قد أَمَرَهَا أن تَؤُمَّ أهل دارِها، وكان لها مُؤَذِّنٌ، وكانت تَؤُمُّ أهل دارها.
Ümmü Varaka bint Abdillah b. el-Hâris el-Ensâriyye -radıyallahu anha- Kuran'ı ezberlemişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ev halkına imamlık yapmasını emretti/izin verdi. Onun müezzini vardı. O, ev halkına imamlık yapardı.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ümmü Varaka el-Ensâriyye -radıyallahu anha- ''Kuran'ı toplamıştı'', yani ezberlemişti. ''Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, ev halkına imamlık yapması için izin vermişti." Yani ev halkına beş vakit namazda imamlık yapardı. Onun beş vakit namaz için müezzinlik yapan bir müezzini vardı. Dârakutnî'nin rivayetinde evinde bulunan kadınlara imamlık yapardı, şeklindedir. ''Kadınlarına imamlık yapardı'' Bu da, bu hanım sahabenin imamlığının sadece kadınlarla sınırlı olduğuna delalet etmektedir.
26 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- âmâ olan İbn Ümmü Mektûm -radıyallahu anh-'ı kendisi yerine insanlara imam olması için bıraktı.
عن أنس رضي الله عنه : أن النبي صلى الله عليه وسلم اسْتَخْلَفَ ابن أُمِّ مَكْتُومٍ يَؤُم الناس وهو أعْمَى.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- âmâ olan İbn Ümmü Mektûm -radıyallahu anh-'ı kendisi yerine insanlara imam olması için bıraktı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi bulunmadığı bir zamanda İbn Ümmü Mektûm -radıyallahu anh-'ı bazı seferlerinde kendi yerine bıraktı, imam olarak tayin etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yerine insanlara imam olarak namaz kıldırıyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in diğerlerine göre İbn Ümmü Mektûm'u seçme sebebi, onun ilk önce Müslüman olan kimselerden olması ve aynı zaman o ilk hicret edenlerden olmasıydı. O, kurra ve alimlerdendi. Bu ve diğer üstünlükler sebebiyle imamlığı haketti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in İbn Ümmü Mektûm'u vali tayin etmesi sadece namaz kıldırmakla sınırlı olamayıp bilakis onun bu yöneticiliği namaz kıldırmak ve diğerleri için de genel bir şeydir. O fetva verebilir, insanlar arasında hüküm verebilir, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in olmadığı sürede Medine'nin bütün işlerini idare edebilirdi. Buna Taberânî'nin Atâ'dan onun da İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet ettiği hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbn Ümmü Mektûm'u Medine'de namaz kılmak ve diğer işleri idare etmesi için kendi yerine idareci olarak bıraktı, demiştir. İrvâu'l-Ğalîlde Şeyh Albânî bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ebû Davud'taki başka bir rivayette: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbn Ümmü Mektûm'u kendi yerine Medine'ye idareci olarak iki kere bıraktı, şeklinde rivayet edilmiştir.
27 «Haydi ailenizin yanına dönün ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendirin. Onlara şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyin. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en büyüğünüz de size imam olsun.»
عن أبي سليمان مالك بن الحويرث رضي الله عنه قال: أَتَينَا رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- ونَحنُ شَبَبَةٌ مُتَقَارِبُون، فَأَقَمْنَا عِندَهُ عِشْرِينَ لَيلَةً، وَكَان رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- رَحِيمًا رَفِيقًا، فَظَنَّ أَنَّا قَدْ اشْتَقْنَا أَهْلَنَا، فَسَألَنا عمَّنْ تَرَكْنا مِنْ أَهلِنا، فأَخبَرنَاه، فقال: «ارْجِعُوا إلى أَهْلِيكُم، فَأَقِيمُوا فيهم، وَعَلِّمُوهُم وَمُرُوهُم، وَصَلُّوا صَلاَةَ كَذَا في حِينِ كذَا، وصَلُّوا كَذَا في حِينِ كَذَا، فَإِذا حَضَرَتِ الصلاةُ فَلْيُؤذِّن لكم أَحَدُكُم وَلْيَؤُمَّكُم أكبركم». زاد البخاري في رواية له: «وصَلُّوا كَمَا رَأَيتُمُونِي أُصَلِّي».
Ebû Süleyman Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- şöyle dedi: Biz aynı yaşlarda bir grup genç Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelmiş ve yirmi gün boyunca yanında kalmıştık. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çok merhametli ve şefkat dolu bir kimseydi. Bizim yakınlarımızı özlediğimizi anlayınca, geride ailemizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine söyledik. O zaman şöyle buyurdu: «Haydi ailenizin yanına dönün ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendirin. Onlara şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyin. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en büyüğünüz de size imam olsun.» Buhârî bir rivayetinde şunu ilâve etmiştir: «Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle namaz kılın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Biz aynı yaşlarda bir grup genç olarak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelmiş ve yirmi gün boyunca yanında kalmıştık." Bu hâdise hicretin dokuzuncu senesinde Amu'l-Vufûd (elçiler senesi) da vuku bulmuştur. Bunlar, genç kimseler olup, yirmi gün boyunca Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında kalmış ve Allah'ın dinini iyi bir şekilde öğrenmek için gelmişlerdir. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çok merhametli ve şefkat dolu bir kimseydi. Bizim yakınlarımızı özlediğimizi anlayınca," Yani ailemizi özlemiştik. "Geride ailemizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine söyledik. O zaman şöyle buyurdu": «Haydi ailenizin yanına dönün ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendirin. Onlara şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyin. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en büyüğünüz da size imam olsun.» Buhârî bir rivayetinde şunu ilâve etmiştir: «Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle namaz kılın.» Bu, bize Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in rahmet ve şefkatle meşhur olduğunu göstermektedir. O, insanlara karşı en merhametli ve onlara en faydalı olandır. O, onların ailelerine olan özlemlerini gördükten ve arkada kimi bıraktıklarını sorup onlar da haber verdikten sonra onlara ailelerine dönmelerini emretmiştir. «En büyüğünüz de size imam olsun.» Büyük olanın imamlığa takdim edilmesi vardır. Bu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüyle çelişmez. «Bir kavmin içinde Allah'ın kitabını en iyi okuyan kimse onlara imam olur.» Çünkü bu gençlerin hepsi aynı zamanda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelmişlerdir. Kur'an-ı Kerim'i okumada aralarında bir fark olmadığı anlaşılmaktadır. Okumada bazısı bazısından daha iyi değildir ve hepsi birbirine yakın okumaktadırlar. Kıraatta, sünnette ve hicrette eşit iseler, o zaman yaş olarak en büyüğe dönülür ve imamlık için o takdim edilir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle namaz kılın.» sözü, insanlara, Nebevî öğretinin söz ve amel ile olduğunu göstermektedir. Namazını sükûnet içinde kılmayana bunu sözlü olarak şöyle öğretmiştir: «Namaz kılmak istediğinde abdestini güzelce al! Sonra kıbleye yönel ve tekbir getir! Kur'an'dan kolayına gelen yeri oku! Sonra rükuya git..." Ancak bu hadiste geçen gençlere ameli olarak namazı öğretmiştir.