Konuşma Adabı hadisleri
1 Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa ona sevdiğini söylesin
عن المِقدام بن معدي كرب رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إِذَا أَحَبَّ الرَّجُلُ أَخَاهُ فَلْيُخْبِرْهُ أَنَّهُ يُحِبُّهُ».
Mikdâd b. Mâdikerib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa ona sevdiğini söylesin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müminlerin aralarındaki bağı güçlendiren ve sevgiyi arttıran hususlardan birinin de, kişinin kardeşini sevdiğinde bunu ona söylemesi gerektiğini beyan etmiştir.
- Dünyevi bir maslahat için değil de sadece Allah Teâlâ için sevmenin faziletine delalet eder.
- Allah için sevdiğin kimseye onu sevdiğini haber vermek müstehaptır. Bu durum aradaki sevgi ve dostluğu arttırır.
- Müminlerin arasında sevginin yayılması imanî kardeşliği güçlendirir, toplumu parçalanmak ve bölünmekten korur.
2 Gıybet nedir bilir misiniz?» Ashâb: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.» buyurdu
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟»، قَالُوا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ»، قِيلَ: أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ؟ قَالَ: «إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Gıybet nedir bilir misiniz?» Ashâb: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.» buyurdu. "Ya kardeşimde benim söylediğim bulunursa, ne buyurursun?" denildiğinde. O da: «Söylediğin onda varsa, onun gıybetini yapmış olursun. Eğer onda yoksa, ona iftira etmiş olursun.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- haram olan gıybetin ne olduğunu açıklamıştır. Gıybet, Müslümanın kardeşini arkasından hoşlanmadığı bir şeyle anmasıdır. Kör, sahtekâr hırsız gibi yerilen fiziki ya da ahlaki özelliklerinin söylenmesi arasında bir fark yoktur. Bu söylenenler onda olsa bile bu gıybettir. Bu söylenen özellikler onda yok ise bu gıybetten daha tehlikelidir. O da insanda olmayan bir şeyi ona iftira atmaktır.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel bir eğitim metodu olduğu ifade edilmiştir. Öyle ki, öğretirken soru sorma yöntemini tercih etmiştir.
- Sahabelerin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı güzel ahlakı ifade edilmiştir. Kendilerine soru sorulduğunda Allah ve Rasûlü daha iyi bilir demişlerdir.
- Kendisine, cevabını bilmediği soru sorulan kimse en iyisini Allah bilir der.
- İslam dini, insanlar arasındaki hukuk ve kardeşlik ile toplumu korumuştur.
- Maslahat olan bazı durumlarda gıybete izin verilmiştir. Zulmün def edileceği durumlar; falanca bana zulmetti ya da bana şunu yaptı diyerek mazlum olan kimsenin zulüm eden kimseden hakkını alabilecek kimseye bunu anlatması; evlilik, ortaklık ya da komşuluk vb. gibi durumlarda birisine danışmak buna örnektir.
3 "Falan kimseyi bağışlamayacağıma dair kim benim adıma yemin etti? Ben onu bağışladım, senin amelini boşa çıkardım."
عن جندب بن عبد الله رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "قال رجل: والله لا يغفر الله لفلان، فقال الله: من ذا الذي يتألى عليَّ أن لا أغفر لفلان؟ إني قد غفرت له، وأحبطت عملك". وفي حديث أبي هريرة: أن القائل رجل عابد، قال أبو هريرة: "تكلم بكلمة أوبقت دنياه وآخرته".
Cündüb İbn Abdillah -radıyallahu anh-’dan gelen rivayete göre Rasûlullah- sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir adam, Allah’a yemin olsun ki falan kimseyi Allah bağışlamaz dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Falan kimseyi bağışlamayacağıma dair kim benim adıma yemin etti? Ben onu bağışladım, senin amelini boşa çıkardım." buyurdu.» Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’ın hadisinde bu sözü söyleyenin “Âbid bir adam” olduğu bildirilir. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Bu adam bir söz söyledi, dünyasını da, ahiretini de mahvetti.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- dilin ne kadar tehlikeli olduğuna dikkat çekerek bizlere haber vermiştir. Bir kişi, Allah -Azze ve Celle-’nin günahkar bir kimseyi affetmeyeceği hususunda yemin etti, kendisinin Allah katında bir makamı, saygınlığı ve menzilesi olduğunu inandığı için, sanki Allah adına hüküm verip, yasaklıyordu. Bu, günahkâr olan aşağılamaktır. Bu Allah’a karşı saygısızlık ve meydan okumaktır. Bundan dolayı bu kişi dünya ve ahirette hüsran ve bedbaht olacaktır.
4 "Kul, (iyice düşünüp taşınmadan) bir söz söyler de bu söz yüzünden cehennemin, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha derin bir yerine düşer."
عن أبي هريرة رضي الله عنه أَنَّهُ سَمِعَ النَّبيَّ -صلّى اللهُ عليه وسَلَّم يقول-: «إن العبد ليتكلم بالكلمة ما يتبين فيها يزلُّ بها إلى النار أبعدَ مما بين المشرق والمغرب».
Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyler de bu söz yüzünden cehennemin, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha derin bir yerine düşer.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- bize insanlardan bir kısmının konuşmak istediğinde söyleyeceği sözü tartmadan hayır ya da şer mi olduğunu düşünmeden konuştuklarını haber vermektedir. Sonuç olarak, konuşan bu kişi düşünmeden konuşmasından dolayı yasaklanmış olan şeye düşer. Allah korusun, kendini cehennem ateşinde Allah’ın azabına maruz bırakır. Ateşin, (cehennemin) mesafesi doğu ile batı arasındaki uzaklıktan daha derin bir yerine düşme ihtimali vardır.
5 Ben, ''Ey Allah'ın Resulü! Kurtuluş nedir?'' diye sordum. O, şöyle buyurdu: «Diline hakim ol! Evin sana yetsin ve de günahlarına ağla!
عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ رضي الله عنه قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ مَا النَّجَاةُ؟ قَالَ: «امْلِكْ عَلَيْكَ لِسَانَكَ، وَلْيَسَعْكَ بَيْتُكَ، وَابْكِ عَلَى خَطِيئَتِكَ».
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Ben, ''Ey Allah'ın Resulü! Kurtuluş nedir?'' diye sordum. O, şöyle buyurdu: «Diline hakim ol! Evin sana yetsin ve de günahlarına ağla!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Mümin kimsenin dünya ve ahiret yurdunda kurtuluşa ermesinin yollarını sormuştur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de ona şu üç şeyi yerine getirmesini söylemiştir: Birincisi: Dilini, hayırlı olmayan ve bütün kötü sözlerden koru. Yalnızca hayır konuş. İkincisi: Allah'a gizlice ibadet etmek için evinde kal ve Allah'a itaatle meşgul ol. Evinde fitnelerden uzak dur. Üçüncüsü: İşlemiş olduğun günahlardan ötürü ağla, pişman ol ve tövbe et.
- Sahabelerin -radıyallahu anhum- kurtuluş yollarını öğrenme hususundaki hırsı ifade edilmiştir.
- Dünya ve ahirette kurtuluşun yolları açıklanmıştır.
- Kişinin başkasına fayda sağlamaktan aciz kaldığında veya insanlarla iç içe olduğunda dinine ve nefsine bir zarar gelmesinden korktuğunda, kendi kendisiyle meşgul olmaya teşvik edilmiştir.
- Özellikle fitne zamanlarında evde vakit geçirmeye işaret edilmektedir; zira bu, dini koruma yollarından biridir.
6 Kıyamet günü, Müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Şüphesiz Yüce Allah, ahlaksız çirkin söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا شَيْءٌ أَثْقَلُ فِي مِيزَانِ الْمُؤْمِنِ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنْ خُلُقٍ حَسَنٍ، وَإِنَّ اللَّهَ لَيُبْغِضُ الفَاحِشَ البَذِيءَ».
Ebu'd-Derdâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet günü, Müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Şüphesiz Yüce Allah, ahlaksız çirkin söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde Müminin terazisinde güzel ahlakın, amel ve sözlerden daha ağır geleceğini haber vermiştir. Bu da güler yüzlü olmak, başkalarına eziyet vermemek ve iyilik yapmak ile olur. Allah Teâlâ, fiillerinde ve sözlerinde nahoş davrananlardan hoşlanmaz, konuşurken müstehcen söz söyleyenlere buğzeder.
- Güzel ahlakın üstünlüğü ifade edilmiştir. Çünkü sahibine Allah sevgisini ve kullarının sevgisini miras bırakır ve kıyamet gününde tartılacak en büyük şeydir.
7 'Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır'' buyurmuştu. Ashâb–ı kirâm: Yâ Rasûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince: “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver'' buyurdu.
عن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «من الكبائر شَتْمُ الرجل والديه» قيل: وهل يسبّ الرجل والديه؟ قال: «نعم، يسبّ أبا الرجل فيسبّ أباه، ويسبّ أمّه، فيسبّ أمّه».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: ''Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır'' buyurmuştu. Ashâb–ı kirâm: Yâ Rasûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince: “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver'' buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis ana-baba hakkının büyüklüğüne delalet etmektedir.Onların eziyet görmelerine ve sövülmelerine sebebiyet vermek büyük günahlardandır.Bu sövülmelerine ve lanet edilmelerine sebep verme böyle ise onlara direk lanet etme daha da çirkindir.Sövülmelerinin büyük günahlardan olduğunu haber verdikten sonra hazır bulunanlar bu olaya şaşırdılar.Çünkü direk bir adamın anne-babasına sövmesi onların duymadığı bir şeydir.Bu olayın sövülmelerine sebebiyet vermekle olacağını haber vermiştir.Bir adamın babasına sövdüğü zaman öbür adamda onun ana-babasına söver.
8 «Bir topluluğu güldürmek için yalan söyleyen kimseye yazıklar olsun, yazıklar olsun!»
عن معاوية بن حيدة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ويل للذي يحدث فيكذب؛ ليضحك به القوم، ويل له، ثم ويل له».
Muaviye b. Hayda –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edilen bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Bir topluluğu güldürmek için yalan söyleyen kimseye yazıklar olsun, yazıklar olsun!»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste; yalan söylemeye karşı şiddetli bir uyarı ve mizah ile insanları güldürmek için yalan söyleyen kimseyi ise helak ile tehdit vardır. Bu en çirkin işlerden biridir ve haramlığına dair şiddetle bir uyarı vardır. Bu fiil, müslümanın kesinlikle uzak durması gereken kötü ahlâktandır. Müslüman hangi halde olursa olsun, şeriatın izin verdiği durumlar dışında dilini yalan söylemekten temizlemelidir. Aynı şekilde güldürmek amacıyla yalan söylemek de haramdır. Dinleyenlerin, bu şekilde yalan söyleyen kimseyi uyarmaları ve buna karşı çıkıp bunu dinlememeleri gerekir.
9 Azîz ve Celîl olan Allah katında en kötü isim, Melikü'l-emlâk (melikler meliki) diye isimlendirilen kimsenin adıdır. Allah'tan başka Mâlik yoktur"
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إن أَخْنَعَ اسم عند الله رجل تسمى ملك الأملاك، لا مالك إلا الله». وفي رواية: «أَغْيَظُ رجل على الله يوم القيامة، وأخبثه وأَغْيَظُه عليه، رجل كان يسمى ملك الأملاك، لا مَلِكَ إلا الله». قال سفيان: «مثل شَاهَانْ شَاهْ»، وقال أحمد بن حنبل: سألت أبا عمرو عن أَخْنَع؟ فقال: «أَوْضَع».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Azîz ve Celîl olan Allah katında en kötü isim, Melikü'l-emlâk (melikler meliki) diye isimlendirilen kimsenin adıdır. Allah'tan başka Mâlik yoktur" Başka bir rivayette: "Kıyamet günü, Allah'ın en ziyade kızacağı en kötü kimse, adı Melikü'l-emlâk olan kimsedir. Allah'tan başka Mâlik yoktur." Süfyân şöyle demiştir: Şâhân Şâh bunun bir örneğidir. Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: Hadiste geçen" Ahna" kelimesinin ne manaya geldiğini Ebû Amr'a sordum: "en düşük" diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -azze ve celle-'nin katında en düşük ve en hakir kimsenin Allah'tan başka kimseye yakışmayacak Melikü'l-mulûk (melikler meliki) gibi azamet ve yücelik manasına gelen isimlerle isimlenen kimse olduğunu haber vermiştir. Çünkü bunda Allah ile benzerlik vardır. Bu ismin sahibinin kendisi yada onun için Allah'ın benzeri olduğu iddia edilmiş olur. Bundan dolayı bu isimle isimlenen kimse Allah -azze ve celle-'nin en buğz ettiği ve en kötü gördüğü kimsedir. Aynı zamanda manasının en buğz ettiği kimselerden biri olma ihtimalide vardır. Sonra -sallallahu aleyhi ve sellem- bu alemde hakiki manada Allah -azze ve celle-'den başka Melikü'l-mulûk (melikler meliki) olmadığını açıklamıştır. Bu hadiste manasını ve delalet ettiği şeyi anlamadan bazı kimselere isim ve lakap takan kimseler için öğüt ve hatırlatma vardır ki hadisteki yasağa düşmesinler. Allah' kendisinden yardım talep edilendir.
10 Bir kimse yemin eder de yemininde, Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun ki derse, derhal ‘’La ilâhe illallah’’ desin. Yine bir kimse, arkadaşına: "Gel, seninle kumar oynayalım" derse, hemen sadaka versin
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ حَلَفَ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ: وَاللَّاتِ وَالعُزَّى، فَلْيَقُلْ: لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ: تَعَالَ أُقَامِرْكَ، فَلْيَتَصَدَّقْ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse yemin eder de yemininde, Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun ki derse, derhal ‘’La ilâhe illallah’’ desin. Yine bir kimse, arkadaşına: "Gel, seninle kumar oynayalım" derse, hemen sadaka versin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'tan başkası adına yemin edilmemesi konusunda uyarıda bulunmaktadır. Mümin ancak Allah adına yemin eder. Bu hadiste Allah'tan başkası adına mesela Lât ve Uzza -İslam öncesi dönemde tapınılan iki put -yemin eden kimsenin, kendi kendine: Şirki reddedip yeminine kefaret olması için ''Lâ ilâhe illallah'' Allah'tan başka hak ilah yoktur demesi gerektiği haber verilmiştir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kimsenin arkadaşına "Gel, kumar oynayalım" demesini -ki bu, iki veya daha fazla kişinin birbiriyle yarışarak kazananın aralarında bulunan parayı almasıdır ve her biri ya kazanır ya da kaybeder- yasakladığını bildirmiştir. Ayrıca, böyle bir şeye davet ettiği için kişi, bu davetinin kefareti olarak sadaka vermesinin müstehap olduğunu ifade etmiştir.
- Yemin ancak Allah adına, O'nun isim ve sıfatları adına yapılabilir.
- Allah’tan başkası adına yemin etmek haramdır. Bu, Lat ve Uzza gibi putlar adına yemin etmek, emanet adına yemin etmek, peygamber adına yemin etmek veya başka bir şey adına yemin etmek için de geçerlidir.
- Hattâbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Yemin ancak yüce sayılan bir mabut adına yapılır. Dolayısıyla bir kimse Lât ve diğer (putlar) üzerine yemin ederse kâfirlere benzemiş olur. Bu yüzden o kimseye tevhit sözüyle hatasını düzeltmesi emredilmiştir.
- Allah'tan başkası adına yemin eden kimsenin üzerine yemin kefareti gerekmez. Tövbe etmesi ve bağışlanma dilemesi gerekir. Çünkü bu, tövbe dışında kefaret edilemeyecek kadar büyük bir günahtır.
- Kumar, her türü ve şekliyle haram kılınmıştır. Bu, Allah Teâlâ’nın haram kıldığı ve içkiyle birlikte putlara tapmayı da zikrettiği "meysir"dir.
- Günah işlendiği takdirde ondan vazgeçmenin farz olduğu ifade edilmiştir.
- Kim bir kötülük işlerse, onun arkasından bir iyilik yapmalıdır. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder.
11 "Kul, herhangi bir şeye lanet ettiğinde o lanet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola gider, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner.
عن أبي الدرداء رضي الله عنه مرفوعاً: «إن العبد إذا لعن شيئًا، صَعَدَتِ اللعنةُ إلى السماء، فَتُغْلَقُ أبوابُ السماء دونها، ثم تَهْبِطُ إلى الأرض، فَتُغْلَقُ أبوابُها دونها، ثم تأخذ يمينًا وشمالاً، فإذا لم تجد مَسَاغًا رجعت إلى الذي لُعِنَ، فإن كان أهلا لذلك، وإلا رجعت إلى قائِلها»
Ebu'd-Derdâ -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kul, herhangi bir şeye lanet ettiğinde o lanet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola gider, girecek yer bulamaz da lanet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lanete lâyık ise onda kalır, değilse lanet edene döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kul dili ile bir şeye lanet ederse, laneti gökyüzüne çıkar. Ancak semanın kapıları ona kapanır. Sonra yeryüzüne döner ve aynı şekilde yeryüzünün kapıları da ona kapanır ve giremez. Sonra sağa sola gider istikrar edemez ya da bir yol bulamaz, lanet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lanete lâyık ise onda kalır, değilse lanet eden sahibine dönerek ona isabet eder. Delîlul Fâlihîn (8/59).
12 «Münafığa 'efendi' demeyiniz. Eğer onu efendi sayacak olursanız, Azîz ve Celîl olan Rabbinizi gazaplandırmış olursunuz.»
عن بُريدة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا تقولوا للمُنَافق سَيِّدٌ، فإنه إن يَكُ سَيِّدًا فقد أسْخَطْتُمْ ربكم عز وجل ».
Bureyde -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Münafığa 'efendi' demeyiniz. Eğer onu efendi sayacak olursanız, Azîz ve Celîl olan Rabbinizi gazaplandırmış olursunuz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Münafık kavminin büyüğü efendisi olsa bile ona efendi dediğinizde Allah’ı gazaplandırmış olursunuz. Çünkü bu onu yüceltmedir. O da bunu hak etmeyenlerdendir. Eğer kavminin büyüğü ve efendisi değil ise bu yalan ve nifak olur. Her iki halde de efendi lafzının münafığa ıtlak edilmesini yasaklıyor. Ve aynısı kâfir, fasık ve bidatçı için de geçerlidir. O efendilik vasfını kesinlikle hak etmemektedir. Mirkâtü’l-Mefâtih (7/3009), Abbad’ın Sünen-i Ebi Davud’un elektronik olarak tescil edilmiş şerhinden.
13 Müslüman; Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «المُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman; Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Tam olarak İslam'a giren bir Müslüman, dilinden Müslümanların güvende olduğu kişidir. Onlara sövmez, onlara lanet etmez ve onların gıybetini yapmaz. Diliyle onlara herhangi bir zarar vermez. Diğer Müslümanlar onun elinden güvendedirler, bu yüzden onlara saldırmaz, mallarını hukuka aykırı olarak almaz ve buna benzer şeyler yapmaz. Muhacir, Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeyleri terk eden kimsedir.
- İslam'ın kemali, ancak başkalarına maddi ve manevi zarar vermemekle sağlanır.
- Dil ve elin özellikle zikredilmesinin sebebi, onlar ile yapılan hataların ve zararların çok olmasından dolayıdır. Kötülüklerin çoğu dil ve elden kaynaklanır.
- Günahı terk edip Allah Teâlâ'nın emrettiklerine uymaya teşvik edilmiştir.
- Müslümanların en hayırlısı, Allah Teâlâ'nın haklarını ve Müslümanların haklarını yerine getirendir.
- Saldırı, sözlü veya fiili olabilir.
- Tam hicret, Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeylerin terk edilmesidir.
14 Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder)
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضي الله عنهما قال: قال رَسولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanda bulunması halinde, münafıklara çok benzemesine sebep olacak dört özellikten sakındırmıştır. Bu, söz konusu özellikler kişide baskın bir şekilde yerleşmişse geçerlidir. Yoksa nadiren görülen kimse bu kapsama girmez. Bunlar şunlardır: Birincisi: Konuştuğunda, kasten yalan söylemesi ve sözünde doğru olmamasıdır. İkincisi: Bir antlaşma yaptığında ona vefa göstermemesi ve muhatabına hıyanet etmesidir. Üçüncüsü: Söz verdiğinde sözünde durmaması ve verdiği sözü bozmasıdır. Dördüncüsü: Bir kimseyle tartışıp kavga ettiğinde, kavgası şiddetli olur, haktan sapar, onu çürütmek ve geçersiz kılmak için hileye başvurur, haksızlık eder ve yalan söyler. Nifak, içten farklı olanı dışa vurmaktır. Bu anlam, bu özelliklere sahip kişide mevcuttur. Onun nifakı, kendisiyle konuşanlara, verilen sözlere, emanet edilenlere, tartıştıklarına ve yapılan ahitlere karşı olur; İslam’da açıkça nifak içinde olan ve küfrü gizleyip, İslam'ını gösteren bir münafık değildir. Kimde bu özelliklerden biri bulunursa, o kişide o özelliği terk edene kadar nifaktan bir alamet vardır.
- Münafığın bazı alametlerini açıklamak, insanları korkutmak ve bu özelliklere düşmekten sakındırmak içindir.
- Hadiste kastedilen, bu özelliklerin münafıklık özelliği olduğu ve bu özelliklere sahip olan kişinin bu özellikler bakımından münafıklara benzediği ve onların ahlakını taşıdığıdır; yani İslam’ı gösterip küfrü gizleyen bir münafık değildir. Hadis, söz konusu özelliklerin hakimiyetinde kalan, onları önemsemeyen ve hafife alan kimseler için geçerli olduğu da söylenmiştir. Zaten böyle olan kimse genellikle bozuk inanç sahibidir.
- Gazalî şöyle demiştir: Dinin aslı üç şeyle sınırlıdır: Söz, amel ve niyet. Hadis; sözün yalanla, amelin hıyanetle, niyetin ise sözünde durmamakla dini açıdan bozulmaya yol açtığına dikkat çekmiştir. Çünkü verilen sözün yerine getirilmemesi, ancak kişinin söz verdiği anda kararlı olması durumunda nifak oluşturur; eğer kişi kararlıyken bir engel veya başka bir görüş ortaya çıkarsa, bundan nifak meydana gelmez.
- İki tür nifak vardır: İtikadî nifak: Kişiyi imandan çıkaran nifaktır. Bu, İslâm’ı izhar edip, küfrü gizlemektir. Amelî nifak: Münafıkların ahlâklarında onlara benzemektir. Bu, kişiyi imandan çıkarmaz; ancak büyük günahlardan biridir.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Âlimler, ittifak etmişlerdir ki, kalbiyle ve diliyle tasdik eden bir kimse bu özellikleri (münafıkların sıfatlarını) işlese bile, hakkında küfür hükmü verilmez ve o, cehennemde ebedî kalacak münafık da değildir.
- Nevevî şöyle demiştir: Bir grup âlim şöyle demiştir: Burada kastedilenler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında yaşayan münafıklardır. Onlar iman ettiklerini söylediler, fakat (dini) yalanladılar; dinleri konusunda kendilerine güvenildi, ama ihanet ettiler; din konusunda yardım edeceklerine ve destek vereceklerine dair söz verdiler ve sözlerinde durmadılar, husumetli oldukları kimselere ise haddi aşıp haksızlık ettiler.
15 Mümin kınayan, lanet eden, kaba ve çirkin sözlü ve edepsiz değildir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالطَّعَّانِ وَلاَ اللَّعَّانِ وَلاَ الفَاحِشِ وَلاَ البَذِيءِ».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mümin kınayan, lanet eden, kaba ve çirkin sözlü ve edepsiz değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kâmil iman sahibi bir Müminin insanların nesep ve soylarını ayıplayan, çokça sövüp sayan ve lanet eden, hayâsı olmayan kötü fiil ve kötü sözlerde bulunan kimse olmadığını haber vermiştir.
- Şer‘î naslarda imanın nefyedilmesi, ancak haram bir fiilin işlenmesi veya farz bir emrin terk edilmesi sebebiyle olur.
- Uzuvları, özellikle de dili, kötülüklerden korumak ve muhafaza etmek teşvik edilmiştir.
- Es-Sindî şunları söylemiştir: (Aşırı ayıplayan anlamındaki) ta‘ân ve (çokça lanet eden anlamındaki) la‘ân kelimelerinin mübalağa sigasında gelmesi, bunu gerçekten hak eden kimselere karşı seyrek olarak yapmanın, Müminlerin vasıflarıyla nitelenmeye zarar vermeyeceğine delalet eder.
16 «İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ononun önünde boyun bükerek) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إذا أصْبَح ابن آدَم، فإن الأعضاء كلَّها تَكْفُرُ اللِّسان، تقول: اتَّقِ الله فِينَا، فإنَّما نحن بِك؛ فإن اسْتَقَمْتَ اسْتَقَمْنَا، وإن اعْوَجَجْت اعْوَجَجْنَا».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh'den- merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ononun önünde boyun bükerek) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Bedenin diğer azaları dile itaat edip boyun eğmektedirler. Dile tabi olmuşlardır. Bundan dolayı İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz, sana bağlıyız. Dil, sahibine tehlikeli olması bakımından en sıkıntılı organdır. Eğer o istikamet üzere olursa, diğer azalarda istikamet üzere olur. Diğer amelleri de düzgün olur. Eğer istikamet üzere olmazsa diğer azaları da istikamet üzere olmaz. Böylece diğer amelleri de fasit olur. Enes –radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kalbi istikamet üzere olmayan kişinin imanı istikamet üzere olmaz. Dili de istikamet üzere olmayan kişinin kalbi istikamet üzere olmaz.» Dilin tehlikesini delalet eden birçok hadis bulunmaktadır. Dil, ya sahibinin saadetine ya da cezaya çarptırılmasına sebep olur. Kim onu Allah’a itaatte kullanırsa dünya ve ahirette o kimsenin mutluluğu olur. Kim de dilini Allah’ın razı olmadığı şeylerde başı boş bırakırsa dünya ve ahrette hüsranı olur. Mirkatul Mefatih Şerh Mişkatul Mesabih lil-Kâri (7/3040)
17 Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Nebî -salallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar.''Buhârî rivayet etmiştir."Ebû Abdurrahman Bilâl İbni'l-Hâris el-Müzeni -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Hâlbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur. Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."Mâlik Muvatta'da,Tirmizî:Hasen Sahih Hadis demiştir.
عن أبي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إن العبد لَيَتَكَلَّمُ بالكلمة من رِضْوَانِ الله تعالى ما يُلْقِي لها بَالًا يَرْفَعُهُ الله بها درجاتٍ، وإن العبد لَيَتَكَلَّمُ بالكلمة من سَخَطِ الله تعالى لا يُلْقِي لها بَالًا يَهْوِي بها في جهنم». وعن أبي عبد الرحمن بلال بن الحارث المزني رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إن الرجل لَيَتَكَلَّمُ بالكلمة من رِضْوَانِ الله تعالى ما كان يظن أن تبلغ ما بَلَغَتْ يكتب الله له بها رِضْوَانَهُ إلى يوم يَلْقَاهُ، وإن الرجل لَيَتَكَلَّمُ بالكلمة من سَخَطِ الله ما كان يظن أن تبلغ ما بَلَغَتْ يكتب الله له بها سَخَطَهُ إلى يوم يَلْقَاهُ».
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Nebî -salallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar.''Ebû Abdurrahman Bilâl İbni'l-Hâris el-Müzeni radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Hâlbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur. Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."
Derecesi: Bu hadisin her iki rivayeti de sahihtir · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Buhârî rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kul,nasihat,irşad ve öğretmek gibi Allah Teâlâ'nın razı olduğu ve sevdiği bir söz söyler fakat onunla Allah Teâlâ'nın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez.Allah onun derecesini yüceltir.Keza gıybet,koğuculuk ve iftira gibi Allah'ı gazaplandıracak bir söz söyler bunun sebebiyle kıyamet günü cehenneme düşer.
18 Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ’’Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin. Çünkü o, eğer iyi bir kimse ise belki iyiliklerini daha da arttırır.’’
عن أبي هريرة رضي الله عنه : أن رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قالَ: "لا يَتَمَنَّ أحَدُكَم الموتَ، إما مُحسِناً فلعلَّه يَزْدَادُ، وإما مُسِيئاً فلعلَّه يَسْتَعْتِبُ". وفي رواية قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "لا يَتَمَنَّ أحَدُكُم الموتَ، ولا يَدْعُ به من قبلِ أنَ يَأتيَه؛ إنه إذا ماتَ انقطعَ عملُهُ، وإنه لا يَزيدُ المؤمنَ عُمُرُهُ إلا خيراً".
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ’’Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin. Çünkü o, eğer iyi bir kimse ise belki iyiliklerini daha da arttırır. Eğer kötü biriyse o zaman da belki tevbe eder de Allah’ın rızasını kazanır.’’ Muttefakun aleyh. Bu lafızla Buharî rivayet etmiştir. Müslim’in rivayetinde Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin ve vadesi dolmadan önce ölmek için dua etmesin. Çünkü o, öldüğünde amel etme imkânı kalmayacaktır. Ayrıca ömrü, mü’minin sadece hayrını artırır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu buyruğu: ’’Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin.’’ Buradaki yasaklama haram olduğu içindir. Çünkü ölümü istemekle Allah’ın kaderine razı olmamak vardır. Mü'min, üzerine düşen, başına bir sıkıntı, kötülük geldiği zaman sabretmektir. Eğer bu sıkıntı, kötülüğe sabrederse iki şeye nail olur: Birincisi: Günahların bağışlanmasıdır. İnsanın başına üzüntü, keder, eziyet ve herhangi bir şey gelmesin ki bu da günahlarına kefaret olmasın. Hatta bir yerine diken batması bile günahlara kefarettir. İkincisi: Başına bir şey geldiğinde sabredip ecrini Allah’tan bekleyip ve Allah’ın rızasını istemeye muvaffak kılınırsa sevap alır. Ama ölümü temenni ediyor olması, Allah’ın kaderine sabretmediğinin ve razı olmadığının delilidir. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- eğer iyi bir kimse ise hayatının kalan kısmında salih amellerini daha da arttırır duruma geleceğini açıklamıştır. Mü'min kötü ve eziyetli (bir hal üzere) kalsa dahi belki de sevapları artacaktır. Veyahut kötü biriyse, kötü ameller yaptıysa, o zaman da belki tövbe eder de Allah’tan özrünü kabul etmesini ve rızasını ister. Günahlarından tövbe eder ve bu hal üzere ölmüş olur. Çünkü bütün işler önceden belirlenmiştir, sabredip ecrini Allah’tan bekler, çünkü bu durumun sürekliliği imkânsızdır. Ölümü temenni edip bunun için dua etmenin yasaklanmasında, amelin ölüm ile kesileceğine işaret vardır. Çünkü hayat da amel için sebeptir. Amelle birlikte sevaplar artar, amel olmasa bile sadece tevhid üzere yaşamak bile amel olarak yeter. Çünkü tevhid amellerin en üstünüdür. Bunun zıttı olarak Allah Teâlâ’ya imandan dönmek gibi bir şey olabilmesi söz konusudur. Bu da nadir olan bir şeydir. İmanın şenliği kalbe karıştığı zaman, onu kimse kötü gösteremez. Nadir de olsa, iman kalbe yerleştikten sonra dinden dönme vuku bulmuştur. Allah’ın geçmişi bilmesinde bir kişi için kötü son var ise, ömrü uzun da olsa kısa da olsa mutlaka olacaktır. Ölümün bir an önce gelmesini istemekte onun için bir hayır yoktur. Hadiste iyilik yapanın iyiliğine teşvik vardır. Kötü birinin kötülüğünden sakındırma vardır. Sanki o şöyle diyor; kim iyi biriyse ölümü temenni etmeyi bıraksın, iyiliğine ve daha fazla iyilik istemeye devam etsin. Kim de kötü biriyse, ölümü temenni etmeyi terk etsin, kötülük üzere ölmemek için kötülükten vazgeçsin, böyle olursa tehlike de olur.
19 Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-, bir adamın bir kişiyi övdüğünü ve övmede aşırı gittiğini işitti ve bunun üzerine şöyle buyurdu: «Adamı mahvettiniz -veya- adamın belini kırdınız.»
عن أبي موسى الأشعري - رضي الله عنه- قال: سمع النبي صلى الله عليه وسلم رجلا يُثْنِي على رجل ويُطْرِيهِ في المِدْحَةِ، فقال: «أَهْلَكْتُمْ -أو قَطَعْتُمْ- ظَهْرَ الرجل».
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-, bir adamın bir kişiyi övdüğünü ve övmede aşırı gittiğini işitti ve bunun üzerine şöyle buyurdu: «Adamı mahvettiniz -veya- adamın belini kırdınız.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-, bir adamın bir kişiyi hayırla andığını ve övmede aşırı giderek kendisinde olmayan vasıflarla onu övdüğünü işitti. Bunun üzerine Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-, onun bunu yapmasını yasakladı ve bu övmenin adamın helakına sebep olabileceğini haber verdi. Çünkü bu övgü; övülen kişinin kibirlenmesine ve kendini yüce görmesine sebep olur.
20 "Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın."
عن أبي بكرة رضي الله عنه : أن رجلًا ذكر عند النبي صلى الله عليه وسلم فأثنى عليه رجلٌ خيرًا، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «ويحك! قطعت عنق صاحبك» يقوله مرارًا: «إن كان أحدكم مادحا لا محالة فليقل: أحسب كذا وكذا إن كان يرى أنه كذلك وحسيبه الله، ولا يُزكَّى على الله أحد».
Ebu Bekre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bir adamdan bahsedilmiş ve orada bulunan bir kişi o adamı güzel bir şekilde övmüştü. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: "Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın." buyurdu ve bu sözünü defalarca tekrarladı. Sonra da: "Şayet biriniz mutlaka arkadaşını methedecek ise, öyle sanıyorum ki o şöyle iyidir, böyle iyidir.’ desin. Ve bu sözünü, methettiği adamın bu şekilde olduğunu bilerek söylesin. Esasen onu hesaba çekecek olan Allah'tır ve Allah'a karşı hiç kimse kesin olarak temize çıkarılamaz" buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste nebevi mübarek yönlendirmeler bulunmaktadır. Müslüman kişi bir kimseyi aşırı övmekten kaçınmalıdır. Gurur ve kendini beğenmişlik, şeytanın insana yaklaştığı kapılardan birisidir. Aşırı övgü kişiyi gurura ve kibirli olmaya düşürebilir ve böylece helak olmasına sebep olabilir. Müslüman kişi bir kimseyi överken ölçülü davranarak, işin hakikatini Allah'a bırakır. Nefislerde gizli olanı ancak Allah Subhânehû ve Teâlâ bilir.
21 "Sıddîk (özü sözü doğru) kimseye lanetçi olmak yakışmaz.’"
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «لا ينبغي لصِدِّيق أن يكون لعَّانًا».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Sıddîk (özü sözü doğru) kimseye lanetçi olmak yakışmaz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hiç şüphesiz, çokça lanet okumak; bir müminin Allah Teâlâ katında erişebilmesi mümkün olan sıddıklık makamının kemal derecesine ulaşabilmesi ile çelişir.
22 «Allah'ın lâneti, gazabı ve ateşi ile lânetleşmeyin!»
عن سمرة بن جندب رضي الله عنه مرفوعاً: «لا تَلاعَنُوا بلعنة الله، ولا بغضبه، ولا بالنار»
Semure b. Cündup -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın lâneti, gazabı ve ateşi ile lânetleşmeyin!»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif müminlerin bazısının bazısına Allah'ın laneti, gazabı ve ateşi ile beddua etmelerini yasaklamıştır. Bunun sebebi bu duaların Allah Teâlâ katında öneminin büyük olmasından dolayıdır.
23 İmrân b. Husayn -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi:Bir seferde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber bulunuyorduk. Devesinin üzerindeki Medineli bir hanım, devesinden sıkılarak ona lânet etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kadının sözünü duyunca:"Üzerindekileri alın, deveyi salın gitsin. Çünkü o deve lânetlenmiştir" buyurdu.İmrân der ki: O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.
عن عمران بن الحصين رضي الله عنهما ، قال: بينما رسولُ الله صلى الله عليه وسلم في بعض أَسْفَارِه، وامرأة من الأنصار على ناقة، فضَجِرَتْ فلَعَنَتْهَا، فسمع ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: «خُذُوا ما عليها ودَعُوهَا؛ فإنها مَلْعُونَةٌ»، قال عمران: فكَأَنِّي أراها الآن تمشي في الناس ما يَعْرِضُ لها أحد".
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi:Bir seferde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber bulunuyorduk. Devesinin üzerindeki Medineli bir hanım, devesinden sıkılarak ona lânet etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kadının sözünü duyunca:"Üzerindekileri alın, deveyi salın gitsin. Çünkü o deve lânetlenmiştir" buyurdu.İmrân der ki: O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:Ensardan bir kadın devesinin üzerindeydi.Deveden yoruldu ve sıkıldı ve şöyle dedi:Allah sana lanet etsin.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu dediğini işitti.Ve devenin üzerindeki semerin ve eşyaların alınmasını ve sonra da bırakılmasını emretti.Çünkü o latenlenmişti.İmrân -radıyallahu an- dedi ki:O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.Çünkü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun serbest bırakılmasını emretmişti.
24 Ebû Berze Nadle b. Ubeyd el-Eslemî radıyallahu anh şöyle dedi: Genç bir hanım, üzerinde müslümanların birtakım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyorken, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görüverdi. Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi. Kadın: "Deeh, Allahım bu hayvana lanet et!" deyip hayvanı sürmeye çalıştı. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm: "Lânetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın!" buyurdu.
عن أبي بَرْزَةَ نَضْلَةَ بن عبيد الأَسلمي رضي الله عنه قال: بينما جاريةٌ على ناقة عليها بعض مَتَاعِ القوم، إذ بَصُرَتْ بالنبي صلى الله عليه وسلم وتَضَايَقَ بهم الجبل فقالت: حَلْ، اللهم الْعَنْهَا، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «لا تُصَاحِبْنَا ناقةٌ عليها لَعْنَةٌ».
Ebû Berze Nadle b. Ubeyd el-Eslemî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Genç bir hanım, üzerinde müslümanların birtakım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyorken, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görüverdi. Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi. Kadın: "Deeh, Allahım bu hayvana lanet et!" deyip hayvanı sürmeye çalıştı. Bunun üzerine Peygamber -aleyhisselâm-: "Lânetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın!" buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Genç bir kız, üzerinde müslümanların birtakım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyorken.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görüverdi.Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi.
25 «Bir kimsenin: "İnsanlar helak oldu!" dediğini duyarsanız, bilin ki o, herkesten çok helak olandır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إذا قال الرَّجُل: هَلَكَ الناس، فهو أَهْلَكُهُم».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Bir kimsenin: "İnsanlar helak oldu!" dediğini duyarsanız, bilin ki o, herkesten çok helak olandır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir kimse "İnsanlar helak oldu!'' derse, bu söz ile onların eksikliğini, küçüklüğünü ister ve onlardan üstün olduğunu söylemek ister. Bunu da kendinin onlardan üstün olduğunu düşündüğü için yapar. Bu şekilde söyleyerek onlardan daha fazla helak olmuş olur. Bu kef harfinin merfû olarak rivayetine göredir: ''Ehlekuhum'' Nasp ile olan rivayette: ''Ehlekehum'' Manası: Onların helakına sebep oldu demektir. Çünkü onları Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe ve ye'se düşürdü. O da tevbe ile dönmelerinden onları alıkoyması sebebiyledir. Ve onları üzerinde bulundukları hal üzere kalmalarına sebebiyet verdiği için onlar helak olana kadar onları ümitsizliğe devam etmeye itti.
26 "Birbirine söven iki kişinin söylediklerinin günahı, mazlum olan haddi aşmadıkça sövmeyi ilk başlatana aittir."
عن أبي هريرة رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «المُتَسَابَّانِ ما قالا فَعَلى البَادِي منهما حتى يَعْتَدِي المَظْلُوم».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Birbirine söven iki kişinin söylediklerinin günahı, mazlum olan haddi aşmadıkça sövmeyi ilk başlatana aittir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Birbirine söven iki kişiden çıkan bütün sözlerin günahı ilk başlatana aittir. Çünkü yaptığı ile haddi aşan odur. Öbürüne gelince onun üzerine bir şey yoktur. Çünkü ona zulmedene karşılık vermesi için izin verilmiştir. Eğer mazlum kendisine izin verilen sınırın dışına çıkar, zulmeden hakkında haddi aşarsa, mazlumun günahı ilk başlatandan daha çok olur.
27 «Sıtmaya sövme! Çünkü o, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.»
عن جابر رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم دخل على أُمِّ السَّائِب، أو أُمِّ المُسَيَّب رضي الله عنها فقال: «ما لك يا أمَّ السَّائِب -أو يا أمَّ المُسَيَّب- تُزَفْزِفِينَ؟» قالت: الحُمَّى لا بارك الله فيها! فقال: «لا تَسُبِّي الحُمَّى فإنها تُذهب خَطَايَا بَنِي آدم كما يذهب الكِيْرُ خَبَثَ الحديد».
Câbir -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ümmü Sâib veya Ümmü Müseyyeb'in yanına geldi ve: «Ey Ümmü Sâib veya Ümmü Müseyyeb! Sana ne oldu, titriyorsun?» diye sordu. Ümmü Sâib: "Sıtmaya yakalandım! Allah hayrını vermesin!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sıtmaya sövme! Çünkü o, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir -radıyallahu anh-, bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, titrer bir durumda iken Ümmü Sâib -radıyallahu anha-’nın yanına geldiğini haber vermektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ümmü Sâib’e titremesinin sebebini sorduğunda o, “Hummâ (Sıtma)” demiştir. Yani ona isabet eden bu şeyin sebebi hummadır. Hummâ; Vücutta meydana gelen sıcaklıktır. Bu hastalığın pek çok çeşidi vardır. Ümmü Sâib: "Allah hayrını vermesin!" dedi. Bu beddua kendisi ile imtihan olunduğu humma hastalığınadır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Sıtmaya sövme!” demiştir. Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizleri humma/sıtmaya sövmekten yasaklamıştır. Çünkü her şey Allah’ın fiillerinden olduğu gibi humma da Allah’ın fiillerindendir. «Çünkü o, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» buyurdu. İnsanın buna küfretmesi caiz değildir. Çünkü hummaya sövmek; onu yaratana sövmektir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Dehre (zamana) sövmeyin. Muhakkak ki Allah Dehr'dir.(yani onu yaratandır)» Hasta olduğunda kişinin yapması gereken buna sabretmesi ve ecrini Allah’tan beklemesidir. «Çünkü humma, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» Bunun anlamı: Humma hastalığının günahların dökülmesine ve derecelerin yükselmesine vesile sebep olmasıdır. Demir de ateşin üstünde ısıtılıp kızdırıldığı zaman demirin kiri gider ve geriye saf demir kalır. Aynı şekilde humma da âdemoğlunun küçük günahlarını giderir. Böylece kişi saf ve temiz bir şekilde günahlarından döner. Riyazu's-Salihîn İbn Useymin Şerhi (6/467).
28 Ona lanet etmeyin; çünkü Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ı ve Rasûlünü sever
عَنْ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَجُلًا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ اسْمُهُ عَبْدَ اللَّهِ، وَكَانَ يُلَقَّبُ حِمَارًا، وَكَانَ يُضْحِكُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ جَلَدَهُ فِي الشَّرَابِ، فَأُتِيَ بِهِ يَوْمًا فَأَمَرَ بِهِ فَجُلِدَ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ القَوْمِ: اللَّهُمَّ الْعَنْهُ، مَا أَكْثَرَ مَا يُؤْتَى بِهِ؟ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ تَلْعَنُوهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ أَنَّهُ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Abdullah adında bir adam vardı ve ona eşek lakabı takılmıştı. Bu adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu içki içtiği için kırbaçla cezalandırmıştı. Bir gün bu adam huzuruna getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaç vurularak cezalandırılmasını emretti. Halktan bir adam, “Ey Allah'ım! Ona lanet et! Ne sıklıkla buraya getiriliyor!” dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ona lanet etmeyin; çünkü Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ı ve Rasûlünü sever.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında, eşek lakaplı Abdullah adında bir adam vardı. Bu adam, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bazı sözleriyle güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- alkol içtiği için onu kırbaçlatmıştı. Bir gün alkol aldıktan sonra getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaçlanmasını emretti. Orada bulunanlardan biri ona lanet okuyarak şöyle dedi: "Allah ona lanet etsin, buraya ne sıklıkla şarap içmiş halde getiriliyor?" Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Onun Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılması için dua etmeyin. Çünkü Allah'a yemin ederim ki, onun hakkında Allah'ı ve Rasûlünü sevmesinden başka bir şey bilmiyorum.
- Haram bir fiili işlemek ile bunu işleyenin kalbinde Allah'a ve Rasûlüne sevgi beslemesi arasında bir çelişki yoktur; zira Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, bahsi geçen kişinin yaptığı şeye rağmen Allah'ı ve Rasûlünü sevdiğini bildirmiştir.
- Büyük günah işleyen kimse, ısrarla o günahı işlemeye devam ederken ölürse, o Allah'ın takdirine kalmıştır. Allah dilerse onu affeder, dilerse de azap eder. İslam ehli arasında hiç kimse sonsuza dek Cehennem'de kalmaz.
- İçki içen belirli bir kimseye lanet okumak hoş değildir. Çünkü lanetin gerçekleşmesine engel olan bir şey olabilir. Belli bir kişiye lanet okumak ve ona beddua etmek, onun davranışında ısrar etmesine veya tövbesinin kabul edileceğinden umudunu kesmesine neden olabilir.
- Bu özelliğe sahip olan belli bir şahsa değil genel lanet okumak caizdir.
29 «Horoza sövmeyiniz. Çünkü o namaz için uyandırır.»
عن زيد بن خالد الجُهني رضي الله عنه مرفوعاً: «لا تَسُبُّوا الدِّيْك فإنه يُوْقِظ للصلاة».
Zeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Horoza sövmeyiniz. Çünkü o namaz için uyandırır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Zeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in horoza sövülmesini yasakladığını haber veriyor. Bunun sebebi ise horoz uyuyan kimseyi sesiyle sabah namazına uyandırıyor olmasıdır. İmam Ahmed ve Nesaî'nin rivayetinde "Namaz için ezan okur" ifadesi yer almaktadır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- horoza sövülmesini yasaklamıştır. İnsanları namaza uyandırmasında açık bir yarar bulunmakta, Allah'a itaat etmekte yardımcı olmaktadır. Bunun için sövmek yerine övülmelidir. Horozlarda olan bir yetenek ise gece vaktini çok iyi bilmeleridir. Fecirden önce ve sonra öter. Bu hayvana bütün bunları öğreten yüce Allah tüm noksanlıklardan münezzehtir.
30 Yemin etmek malın (hızlıca) satılmasını sağlar, fakat kazancın (bereketini) yok eder
عَن أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «الْحَلِفُ مَنْفَقَةٌ لِلسِّلْعَةِ، مَمْحَقَةٌ لِلرِّبْحِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Yemin etmek malın (hızlıca) satılmasını sağlar, fakat kazancın (bereketini) yok eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, alışverişte doğru olsa bile yemin etmekten ve bunu çokça yapmaktan sakındırmıştır. Bunun, malın ve ürünün revaçta olmasına sebep olduğunu; ancak kazancın ve elde edilen kârın bereketini azalttığını ve yok ettiğini haber vermiştir. Allah Teala; çalınması, yanması, sel altında kalaması, gasp edilmesi, yağmalanması veya başka yollarla malın heba olmasına neden olacak çeşitli felaketler gönderebilir.
- Hadiste, Allah adına yemin etmenin önemi vurgulanmış ve bunun ancak zaruret halinde yapılması gerektiği beyan edilmiştir.
- Miktarı çok olsa bile haram kazanç, bereketsizdir ve hayır getirmez.
- el-Kârî -rahimehullah- şöyle demiştir: Kazancın bereketinin yok olması, ya malın zayi olmasıyla, ya onu kendisine yakın bir gelecekte faydası olmayacak ve ahiret için sevap kazandırmayacak bir şeye harcamasıyla, ya malın elinde kalıp da faydasından mahrum kalmasıyla veyahut da onu hayırla anmayan birine miras kalmasıyla olur.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadiste, alışverişte sık sık yemin etmenin yasaklandığı bildirilmiştir. Çünkü gereksiz yere yemin etmek mekruhtur. Yemin etmek, mala olan rağbeti artırır; ancak müşterinin aldanmasına sebep olabilir.
- Sık sık yemin etmek, iman ve tevhit bilincindeki bir zayıflığın göstergesidir. Çünkü çok yemin etmek iki olumsuz duruma yol açar: Birincisi, yemine değer vermemeye ve bu konuda duyarsızlaşmaya; ikincisi ise yalana sürüklenmeye sebep olur. Çok yemin eden kimse, eninde sonunda yalana düşer. Bu yüzden yeminler azaltılmalı ve her şeye yemin edilmemelidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {(Gereksiz yere yemin etmekten kaçınarak veya yeminlerinize sadık kalarak) yeminlerinizi koruyun.} [Maide Suresi: 89]
31 Herhangi bir kimse kardeşine: 'Ey kâfir!' derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer söylediği kimse gerçekten dediği gibi ise (yani gerçekten kâfir ise), söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde bu söz onu söyleyene döner
عن ابْنِ عُمَرَ رَضيَ اللهُ عنهُما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّمَا امْرِئٍ قَالَ لِأَخِيهِ: يَا كَافِرُ، فَقَدْ بَاءَ بِهَا أَحَدُهُمَا، إِنْ كَانَ كَمَا قَالَ، وَإِلَّا رَجَعَتْ عَلَيْهِ».
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir kimse kardeşine: 'Ey kâfir!' derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer söylediği kimse gerçekten dediği gibi ise (yani gerçekten kâfir ise), söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde bu söz onu söyleyene döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın Müslüman kardeşine "Ey kâfir!" demesinden sakındırmıştır. Çünkü bu küfür sözü sebebiyle ikisinden biri onu hak etmiş olur: Eğer hakkında söylenen kişi gerçekten dediği gibi ise (yani kâfir ise), bu söz yerini bulmuş olur; aksi takdirde, kardeşini tekfir etme (kâfirlikle suçlama) durumu söyleyen kişinin kendisine döner.
- Bu hadiste, bir Müslümanın kardeşini haksız yere fâsıklıkla veya küfürle suçlamasının yasaklandığı ve bundan şiddetle sakındırıldığı bildirilmektedir.
- Bu kötü sözden sakındırılmakta ve onu kardeşine söyleyen kimsenin büyük bir tehlike üzerinde olduğu bildirilmektedir. Bu sebeple kişi dilini korumalı ve ancak bilgiye, basirete ve kesin bir delile dayanarak konuşmalıdır.
32 Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: Âdemoğlu zamana söverek bana eziyet ediyor. Hâlbuki zamanı yöneten benim. Emir (her türlü tasarruf) benim elimdedir, geceyi ve gündüzü ben çeviririm (birbirine dönüştürürüm)
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: يُؤْذِينِي ابْنُ آدَمَ يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي الأَمْرُ أُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: Âdemoğlu zamana söverek bana eziyet ediyor. Hâlbuki zamanı yöneten benim. Emir (her türlü tasarruf) benim elimdedir, geceyi ve gündüzü ben çeviririm (birbirine dönüştürürüm)»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kudsî hadiste Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Âdemoğlu bana eziyet ediyor." Bu, insanın başına musibetler ve hoşlanmadığı olaylar geldiğinde zamana sövmesi ve onu kötülemesi sebebiyledir. Çünkü her şeyi tek başına idare eden, olup bitenleri dilediği gibi yöneten Allah'tır. Bu sebeple zamana sövmek, gerçekte Allah Azze ve Celle'ye sövmek anlamına gelir. Zaman ise sadece Allah'ın emrine boyun eğdirilmiş bir mahlûktur; hadiseler onda ancak Allah Teâlâ'nın emriyle meydana gelir.
- Bu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadislerdendir. Buna hadis-i kudsî veya ilâhî hadis denir. Bu tür hadisin lafzı ve manası Allah’tandır. Ancak onda, Kur’ân’ın diğer sözlerden ayrılmasını sağlayan özellikler bulunmaz. Meselâ tilavetiyle ibadet edilmesi, ona dokunmak için taharet şartı, insanlara meydan okuma (tehaddî) ve i‘câz (eşsiz mucize oluşu) gibi Kur’ân’a mahsus özellikler hadis-i kudsîde yoktur.
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya karşı söz ve inançta edepli olunması gerekir.
- Kazaya ve kadere iman etmenin, başa gelen eziyetlere karşı sabretmenin gerekliliği ifade edilmiştir.
- Eziyet zarar anlamında değildir. İnsan, çirkin bir sözü işitmekten veya çirkin bir şeyi görmekten dolayı eziyet duyar; fakat bundan zarar görmüş olmaz. Yine insan, soğan ve sarımsak gibi kötü kokulardan rahatsız olur (eziyet duyar); ancak bu sebeple zarar görmüş olmaz.
- Allah -Subhânehû Teâlâ-, kullarının bazı kötü amellerinden dolayı eziyet duyar (buna razı olmaz ve hoşnutsuzluğunu belirtir), fakat bundan asla zarar görmez. Zira Allah Teâlâ, kudsî hadiste şöyle buyurmuştur: «Ey kullarım! Siz bana zarar verecek bir güce asla erişemezsiniz ki bana zarar veresiniz. Bana fayda sağlayacak bir güce de asla erişemezsiniz ki bana fayda sağlayasınız.»
- Zamana sövmek veya onu kötülemek üç kısma ayrılır: 1- Kişinin, zamanı bizzat iş yapan ve olayları meydana getiren varlık kabul ederek ona sövmesi; yani zamanın işleri hayra veya şerre çevirdiğine inanmasıdır. Bu, büyük şirktir. Çünkü Allah ile birlikte başka bir yaratıcı kabul etmiş ve meydana gelen olayları Allah'tan başkasına nispet etmiştir. 2- Kişinin, zamanı olayları meydana getiren varlık olarak görmemesi; aksine fiilleri gerçekleştirenin Allah olduğuna inanmasına rağmen, hoşlanmadığı olayların gerçekleştiği zemin olduğu için zamana sövmesidir. Bu ise haramdır. 3- Kişinin, kınama veya kötüleme kastı olmaksızın sadece durumu haber vermeyi amaçlamasıdır. Bu caizdir. Buna, Lût -aleyhisselam'ın şu sözü örnek gösterilebilir: {Ve dedi ki: 'Bu, çok çetin bir gündür.}