Namaz hadisleri
1 Ben, yedi kemik üzerine secde etmek ile;
عن ابنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم قال: «أُمِرْتُ أَنْ أَسْجُدَ عَلَى سَبْعَةِ أَعْظُمٍ: عَلَى الْجَبْهَةِ وَأَشَارَ بِيَدِهِ عَلَى أَنْفِهِ، وَالْيَدَيْنِ، وَالرُّكْبَتَيْنِ، وَأَطْرَافِ الْقَدَمَيْنِ، وَلَا نَكْفِتَ الثِّيَابَ وَالشَّعَرَ».
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben, yedi kemik üzerine secde etmek ile; alın, burun, eller, dizler, ayakların parmak uçları ve namaz sırasında elbisemi ve saçımı toplamamakla emrolundum.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Allah Teâlâ'nın kendisine bedenindeki yedi aza üzerine secde etmesini emrettiğini haber vermiştir. Bunlar: Birincisi: Alındır. Yüzün, burun ve gözlerin üzerindeki kısmıdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- eliyle burnunu işaret ederek alnın ve burnun yedi azadan biri olduğunu işaret ederek, secde eden kişinin burnunu yere değdirmesi gerektiğini vurgulamıştır. İkinci ve üçüncü uzuv: İki eldir. Dördüncü ve beşincisi uzuv: İki dizdir. Altıncı ve yedinci uzuv ise iki ayağın parmaklarıdır. Yere secde ederken de saçlarımızı bağlamamamızı, elbiselerimizi toplamamamızı emretmiştir. Saçlarımızı salarız ki onlarda diğer azalarımız ile secde etsinler.
- Namazda yedi aza üzerine secde etmek farzdır.
- Namaz kılarken saçı ve elbiseyi toplamak mekruh kılınmıştır.
- Namaz kılan kimsenin kıldığı namazda acele etmeden sükûnet içinde olması gerekir. Yedi azasını tam olarak yere koyup secdesini yapmalı ve orada söylenmesi meşru kılınan zikri söyleyecek kadar beklemelidir.
- Namazda saçların toplanması erkekler içindir, kadınları kapsamaz. Çünkü namaz esnasında kadınlara örtünmeleri emredilmiştir.
2 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki secde arasında şöyle diyordu: «Allahummağfirlî, verhamnî ve âfinî, vehdini ve'rzuknî» (Allah'ım! Bana mağfiret et, merhamet et, sağlık ver, bana hidayet ver ve beni rızıklandır.)
عن ابن عباس رضي الله عنهما: كان النبي صلى الله عليه وسلم يقول بين السجدتين: «اللَّهمَّ اغْفِرْ لي، وارْحَمْنِي، وعافِني، واهْدِني، وارزقْنِي».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki secde arasında şöyle diyordu: «Allahummağfirlî, verhamnî ve âfinî, vehdini ve'rzuknî» (Allah'ım! Bana mağfiret et, merhamet et, sağlık ver, bana hidayet ver ve beni rızıklandır.)
Derecesi: Bu hadis şahitleriyle birlikte hasendir · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanın çok ihtiyaç duyduğu bu beş dua ile namazında iki secde arasında dua ederdi ve bu dualar mağfireti, günahları örtmeyi ve günahların affını, bol rahmeti, hastalık ve rahatsızlıklardan afiyette olmayı, hak ve sebat için Allah'tan hidayet dilemeyi, rızık istemeyi; iman, ilim, salih amel işlemeyi istemeyi, helal ve temiz mallardan istemeyi de içine alan dünya ve ahiret hayrını kapsamaktadır.
- İki secde arasındaki oturuşta bu duanın yapılması meşru kılınmıştır.
- Dünya ve ahiret hayrını içermeleri sebebiyle bu duaların fazileti ifade edilmiştir.
3 Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başlayacağı zaman ellerini omuz hizasına kadar kaldırdıktan sonra tekbir getirirdi
عَن ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ إِذَا افْتَتَحَ الصَّلَاةَ، وَإِذَا كَبَّرَ لِلرُّكُوعِ، وَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ، رَفَعَهُمَا كَذَلِكَ أَيْضًا، وَقَالَ: «سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، رَبَّنَا وَلَكَ الحَمْدُ»، وَكَانَ لاَ يَفْعَلُ ذَلِكَ فِي السُّجُودِ.
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başlayacağı zaman ellerini omuz hizasına kadar kaldırdıktan sonra tekbir getirirdi. Rükûa eğilmek istediğinde yine ellerini aynı şekilde kaldırır ve rükûdan başını kaldırdığı zaman yine ellerini aynı şekilde kaldırır ve «Semiallahu limen hamideh Rabbenâ leke'I-hamd» (Allah, kendisine hamt eden kuluna icabet etti. Rabbimiz, hamt sanadır.) derdi. Bunu (yani ellerini tekbir ile kaldırma işini) secdeye gideceği zaman yapmazdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken ellerini omuzu hizasına veya omuzuna kadar üç yerde kaldırırdı. O da omuz kemiği ve pazunun birleştiği yerdir. Birinci yer: Namaza başladığında başlangıç tekbiri getirdiği zaman. İkincisi: Rükûa gitmek için “Allahu Ekber” derken. Üçüncüsü: Rükûdan başını kaldırıp: ''Semiallahu limen hamideh Rabbenâ leke'I-hamd'' (Allah, kendisine hamt eden kuluna icabet etti. Rabbimiz, hamt sanadır.) dediği zaman. Secdeye başlarken ve secdeden kalkarken ellerini kaldırmazdı.
- Namazda elleri kaldırmanın hikmetlerinden biri de, namazın süsü ve Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya tazim olmasıdır.
- Ebû Humeyd es-Sâ'idî'nin Ebû Dâvûd ve diğer hadis kitaplarında geldiği gibi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ellerini dördüncü yerde kaldırdığı sabittir. Üç rekâtlı ve dört rekâtlı namazlarda ilk teşehhütten sonra ayağa kalkarken ellerini kaldırmıştır.
- Ayrıca Mâlik b. Huveyris'in Sahiheyn'de (Buhârî ve Müslim'de) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiğine göre, ellerini kulakları hizasında kulaklarına dokunmadan kaldırdığı da sabittir: «Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ellerini kulak hizasına kadar kaldırdı.»
- "Semiallahu liman hamideh" ve "Rabbenâ ve leke'l Hamd" ifadelerinin bir arada söylenmesi imamlık yapan ve yalnız namaz kılana mahsustur. İmamın arkasında namaz kılan: Sadece ''Rabbenâ ve leke'l Hamd.'' der.
- Rükûdan sonra "Rabbenâ ve leke'l Hamd.'' (Rabbimiz, hamt sana mahsustur) demek, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet edildiğine göre sahihtir. Dört sîgası vardır ve bu, onlardan biridir. Bir kimsenin bu sîgaları araştırıp öğrenmesi ve bazen bunu, bazen de diğerlerini okuması en hayırlı olanıdır.
4 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, avucum onun avuçlarının içinde olduğu halde, Kur'an'dan sure öğretir gibi teşehhüdü öğretti
عَنِ ابْنَ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكَفِّي بَيْنَ كَفَّيْهِ، التَّشَهُّدَ، كَمَا يُعَلِّمُنِي السُّورَةَ مِنَ القُرْآنِ: «التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ». وفي لفظ لهما: «إِنَّ اللهَ هُوَ السَّلَامُ، فَإِذَا قَعَدَ أَحَدُكُمْ فِي الصَّلَاةِ فَلْيَقُلْ: التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ السَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ، فَإِذَا قَالَهَا أَصَابَتْ كُلَّ عَبْدٍ لِلَّهِ صَالِحٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، ثُمَّ يَتَخَيَّرُ مِنَ الْمَسْأَلَةِ مَا شَاءَ».
İbn Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, avucum onun avuçlarının içinde olduğu halde, Kur'an'dan sure öğretir gibi teşehhüdü öğretti: «Et-tahıyyâtü lillâhi vessalevâtu vettayyibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtuh, Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasûluhu.» Buhârî ve Müslim'in başka bir lafzında: «Allah selâmın kendisidir, sizden birisi namazda oturduğu zaman şöyle söylesin: Et-tahıyyâtü lillâhi vessalevâtu vettayyibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtuh, Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Bunu söylediğinde gökyüzü ve yerdeki bütün salih kullara selam vermiş olursun. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasûluhu. Sonra dilediği gibi dua eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda okunan teşehhüdü İbn Mesûd -radıyallahu anh-'a öğretmiştir. İbn Mesûd -radıyallahu anh-'ın dikkatini çekmek için elini avuçlarının içine almıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kur'an'dan bir sure öğretir gibi teşehhüdü öğretmesi bu duaya hem söz hem de anlam olarak önem verdiğini göstermektedir. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Et-tahıyyâtü lillâhi": Tazim içeren bütün söz ve fiiller bu kapsama girmektedir. Bütün bu tazimler Allah -Azze ve Celle-'nin hakkıdır. "es-salevâtu": Farzları ve nafileleri ile bütün namazlar Allah Teâlâ'ya aittir. "et-tayyibâtu": Mükemmelliği ifade eden güzel söz, fiil ve özelliklerdir. Bütün bunlar Allah Teâlâ'nın hakkıdır. "Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtuh": Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in her türlü musibet ve zarardan selamette olması, her türlü hayrın onun için artması ve bereketlenmesi için niyazda bulunmaktır. "Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn": Namaz kılan, yerlerde ve gökte bulunan bütün salih kullar için selamette olmalarını niyaz etmektir. "Eşhedu en lâ ilâhe illallâh": Allah'tan başka hak ilah olmadığını kesin bir şekilde ikrar ve kabul ediyorum. "ve enne Muhammeden abduhu ve rasûluhu": Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kulluğunu ve son peygamber olduğunu ikrar ve kabul ediyorum. Sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılan kimsenin dilediği duayı etmesi için teşvik etmiştir.
- Bu teşehhüdün okunacağı yer, her namazda iki, üç ve dördüncü rekâtta ikinci secdeden sonraki oturuştadır.
- Teşehhüde oturulduğunda et-Tahiyyatu duasını okumak farzdır. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olan her lafız ile yapılması caizdir.
- Namazda günah içermediği sürece kişinin sevdiği şeyi istemesi caizdir.
- Kişinin, duaya kendisi ile başlaması müstehaptır.
5 «Secdede mu'tedil olun. Sizden biriniz kollarını, köpeğin dirseklerini yere yaydığı gibi yaymasın.»
عن أَنَس بن مالك رضي الله عنه عَنْ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «اعْتَدِلُوا في السجود، ولا يَبْسُطْ أحدكم ذِرَاعَيْهِ انْبِسَاطَ الكلب».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Secdede mu'tedil olun. Sizden biriniz kollarını, köpeğin dirseklerini yere yaydığı gibi yaymasın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- secdede itidalli olmayı emretmiştir. Böylece namaz kılan kimse secdede güzel bir görünümde olur. Ellerini yere koyar dirseklerini kaldırarak yan tarafından uzak tutar. Çünkü bu hal, enerjik olmanın ve namazı isteyenlerin göstergesidir. Çünkü bu görünüm secde azalarının yerleşip ibadetten haz almasını sağlar. Secdede kolların yayılması yasaklanmıştır. Çünkü bu haraket; tembelliğin ve bıkkınlığın göstergesidir. Aynı zamanda köpeğe benzeme vardır. Bu da güzel olmayan bir benzemedir.
6 İmam âmîn deyince siz de âmîn deyin. Zira her kimin âmîn deyişi, meleklerin âmîn dediğine tevafuk ederse, o kimsenin geçmiş günahları affolunur.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «إذا أَمَّنَ الإمام فأمنوا، فإنه من وافق تأمينه تأمين الملائكة: غفر له ما تقدم من ذنبه».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İmam âmîn deyince siz de âmîn deyin. Zira her kimin âmîn deyişi, meleklerin âmîn dediğine tevafuk ederse o kimsenin geçmiş günahları affolunur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere, imam âmîn dediğinde âmîn demeyi emretmiştir. Çünkü o vakit, meleklerin âmîn dediği vakittir. Her kimin âmîn deyişi, meleklerin âmîn dediğine tevafuk ederse o kimsenin geçmiş günahları affolunur.
7 Secdeye vardığında avuç içlerini yere koy ve dirseklerini yukarı kaldır
عَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا سَجَدْتَ، فَضَعْ كَفَّيْكَ وَارْفَعْ مِرْفَقَيْكَ».
Berâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Secdeye vardığında avuç içlerini yere koy ve dirseklerini yukarı kaldır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ellerin iç kısımlarının parmaklar bitişik şekilde kıbleye yöneltilerek yere konulmasını ve dirseklerin yerden yukarıya kaldırılmış bir şekilde, yanlardan açık tutulmasını söyleyerek kolların namazda secde halindeki pozisyonunu açıklamıştır.
- Namaz kılan kişinin ellerini yere koyması farzdır. Eller, yedi secde uzvundan ikisidir.
- Hadisten, kolların yerden kaldırılmasının müstehap olduğu, vahşi bir hayvanın kollarını yere yaydığı gibi yaymanın kerih görüldüğü anlaşılıyor.
- İbadete karşı canlılık, güç ve istekli olmanın meşru olduğu belirtilmiştir.
- Namaz kılan kişi secdede bütün secde uzuvlarına dayanırsa, her bir uzuv ibadetten kendi payını düşeni almış olur.
8 «Sizden biri secde ettiği zaman, deve çöküşü gibi çökmesin, iki elini önce, iki dizini sonra koysun.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «إذا سجد أَحَدُكُمْ فَلَا يَبْرُك كَمَا يَبْرُكُ البَعِير، وَلْيَضَعْ يديه قبل ركبتيه».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'tan- merfû olarak rivayet edilen hadiste şöyle denilmektedir: «Sizden biri secde ettiği zaman, deve çöküşü gibi çökmesin, iki elini önce, iki dizini sonra koysun.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif secdeye inme şeklini açıklıyor. O da iki eli dizlerden önce yere koymaktır. Başka hadisler secdeye inişle ilgili olarak önce iki dizin, ellerden önce yere konması hakkında gelmiştir. İki şekilde yapılması da caizdir. Bu şekilde yapana da öbür şekilde yapana da neden böyle yapıyorsun denmez.
9 İbn Ömer -radıyallahu anhuma- secdeye giderken ellerini dizlerinden önce yere koyardı ve; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı" dedi.
كان ابن عمر يَضع يديه قبل رُكْبَتَيِه، وقال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يَفعل ذلك.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma- secdeye giderken ellerini dizlerinden önce yere koyardı ve; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı" dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Huzeyme rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis; namaz kılan kimsenin secdeye giderken ellerini yere, dizlerinden önce koymasına delalet etmektedir. Ancak Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'ın hadisinde, namaz kılan kimse secde için eğildiği zaman dizlerini ellerinden önce yere koyar şeklindedir. Bu mesele ictihadi bir mesele olup, bu konuda rahatlık vardır. Bunun için bazı fıkıhçılar, ya hadislerin zayıflığı ya da birbirlerine zıt olmaları sebebi ile namaz kılan kimseyi iki şeyi yapma arasında serbest bırakmışlardır. Bu, ikisinden birinin diğerine tercih edilememesinden dolayıdır. Bunun sonucu, iki şekilde yapmak konusunda da rahatlık ve tercih hakkı vardır.
10 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte namaz kıldım. O, sağ tarafına, «Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh» diyerek, sol tarafına da «Esselamu aleykum ve rahmetullah» diyerek selam verirdi
عَنْ وَائِل بن حُجرٍ رضي الله عنه قَالَ: صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَكَانَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ: «السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ»، وَعَنْ شِمَالِهِ: «السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ».
Vâbil b. Hucr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte namaz kıldım. O, sağ tarafına, «Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh» diyerek, sol tarafına da «Esselamu aleykum ve rahmetullah» diyerek selam verirdi.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, namazını bitirmek istediğinde, yüzünü sağ tarafa çevirerek; «Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh» diyerek sağına selam verir, yüzünü sol tarafa çevirerek ''Esselamu aleykum ve rahmetullah'' diyerek soluna selam verirdi.
- Namazı bitirirken iki tarafa selâm vermenin meşru olduğu ve bunun namazın rükünlerinden sayıldığı ifade edilmiştir.
- Bazen “ve berakâtuh” ifadesinin ilave edilmesi müstehaptır. Zira Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu devamlı yapmamıştır.
- Namazda iki selâm vermek rukun olan bir farzdır. Ancak selam verirken başın sağa sola çevrilmesi müstehaptır.
- “Esselamu aleykum ve rahmetullah” sözünü, önce ya da sonra değil, başı sağa sola çevirirken söylenmelidir.
11 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, sabah namazının iki rekâtında: {De ki: Ey kâfirler!} ve {De ki: O Allah, birdir!} surelerini okudu
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه: أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَرَأَ فِي رَكْعَتَيِ الْفَجْرِ: {قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ}، وَ{قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ}.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, sabah namazının iki rekâtında: {De ki: Ey kâfirler!} ve {De ki: O Allah, birdir!} surelerini okudu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, sabah namazının sünnetinde, Fatiha’dan sonra, birinci rekâtta “De ki: Ey kâfirler!” (Kâfirûn), ikinci rekâtta ise “De ki: O Allah birdir.” (İhlâs) suresinin okunmasını müstehap görürdü.
- Sabah namazının sünnetinde Fatiha'dan sonra bu iki surenin okunması müstehaptır.
- Bu iki sureye İhlas Suresi de denir; çünkü Kafirun Suresi'nde, müşriklerin Allah'tan başka taptıkları her şeyden uzaklaşma vardır. Ayrıca onların şirk koşmaları amellerini boşa çıkardığı için Allah'a hakkıyla kul olmadıkları ve ibadete layık olanın yalnızca her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah olduğu anlatılır. İhlas Suresi'nde ise Allah'ı birleme (tevhid), O'na ihlasla bağlanma ve O'nun sıfatlarının açıklanması yer alır.
12 Ey insanlar! Bu gördüğünüz şeyleri ancak bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım» diye buyurdu
عن أَبِي حَازِمِ بْن دِينَارٍ: أَنَّ رِجَالًا أَتَوْا سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، وَقَدِ امْتَرَوْا فِي الْمِنْبَرِ مِمَّ عُودُهُ، فَسَأَلُوهُ عَنْ ذَلِكَ، فَقَالَ: وَاللهِ إِنِّي لَأَعْرِفُ مِمَّا هُوَ، وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ أَوَّلَ يَوْمٍ وُضِعَ، وَأَوَّلَ يَوْمٍ جَلَسَ عَلَيْهِ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، أَرْسَلَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى فُلَانَةَ -امْرَأَةٍ من الأنصار قَدْ سَمَّاهَا سَهْلٌ-: «مُرِي غُلَامَكِ النَّجَّارَ أَنْ يَعْمَلَ لِي أَعْوَادًا أَجْلِسُ عَلَيْهِنَّ إِذَا كَلَّمْتُ النَّاسَ»، فَأَمَرَتْهُ فَعَمِلَهَا مِنْ طَرْفَاءِ الْغَابَةِ، ثُمَّ جَاءَ بِهَا، فَأَرْسَلَتْ إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَمَرَ بِهَا فَوُضِعَتْ هَاهُنَا، ثُمَّ رَأَيْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَّى عَلَيْهَا وَكَبَّرَ وَهُوَ عَلَيْهَا، ثُمَّ رَكَعَ وَهُوَ عَلَيْهَا، ثُمَّ نَزَلَ الْقَهْقَرَى، فَسَجَدَ فِي أَصْلِ الْمِنْبَرِ ثُمَّ عَادَ، فَلَمَّا فَرَغَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ: «أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّمَا صَنَعْتُ هَذَا لِتَأْتَمُّوا وَلِتَعَلَّمُوا صَلَاتِي».
Ebû Hâzım b. Dinâr'dan rivayet edildiğine göre, Minberin hangi ağaçtan yapıldığında münakaşa eden bir takım kimseler, Sehl ibn Sa'd es-Sâidî'ye geldiler ve ona bu meseleyi sordular. Bunun üzerine Sehl şöyle dedi: Vallahi ben onun neden yapıldığını bilmekteyim. Şüphesiz ben onu ilk kurulduğu günü de, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ilk defa üzerine oturduğu günü de gördüm. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- falanca kadına -Sehl, Ensar'dan bu kadının ismini söylemiştir- marangoz kölene emret de, benim için insanlara hitap ettiğim zaman üzerine oturabileceğim, tahtalardan bir şey yapsın" diye buyurdu. O kadın da kölesine minber yapmasını emretti. O da Gâbe'nin (mıntıka ismi) ılgın ağaçlarından minberi yaptı. Sonra onu kadına getirdi. Kadın da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yolladı. Rasûlullah işte şuraya konulmasını emretti. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bunun üzerinde şöyle namaz kıldığını gördüm: Rasûlullah minber üzerinde tekbir aldı, sonra yine minber üzerinde iken rükûa vardı. Sonra geri geri aşağıya indi minberin dibinde secde etti. Sonra yine minber üzerine geri döndü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirince insanlara döndü ve: «Ey insanlar! Bu gördüğünüz şeyleri ancak bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı kimseler, sahabelerden birine gelip; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin neden yapıldığını sordular. Bu konuda birbirleri ile tartışıp ayrılığa düşmüşlerdi. Bu sahabe Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ensar'dan marangoz bir kölesi olan kadına: "Kölene emret de, benim için insanlara hitap ettiğim zaman üzerine oturabileceğim bir minber yapsın" diye buyurdu. Bunun üzerine bu kadın kölesine ılgın ağacından Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir minber yapmasını emretti. Minber bittiğinde bu kadın onu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gönderdi ve Rasûlullah mescitteki yerine koyulmasını emretti. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerinde şöyle namaz kıldı: Minber üzerinde tekbir aldı, sonra yine minber üzerinde iken rükûa vardı. Sonra arkasına dönmeden geri geri aşağıya indi minberin dibinde secde etti. Sonra yine minber üzerine geri döndü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirince insanlara döndü ve: «Ey insanlar! Bu gördüğünüz şeyleri ancak bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım» diye buyurdu.
- Minber edinmek ve hatibin üzerine çıkıp hutbe vermesi müstehaptır. Minberin faydası sesin ulaşması ve daha iyi duyulmasını sağlamasıdır.
- Öğretmek için minberin üzerinde namaz kılınabilir. İhtiyaç anında imam cemaatten daha yukarıda namaz kılabilir.
- Müslümanların ihtiyacını görmek adına zanaatkârlardan yardım istemek caizdir.
- İhtiyaç varsa namazda az hareket etmek caizdir.
- Öğrenmek için namazda cemaat imama bakabilir. Bu durum huşulu olmaya engel değildir.
13 Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam tekbir aldığı zaman, siz de tekbir alın
عَنْ حِطَّانَ بْنِ عَبْدِ اللهِ الرَّقَاشِيِّ قَالَ: صَلَّيْتُ مَعَ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ صَلَاةً، فَلَمَّا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ قَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: أُقِرَّتِ الصَّلَاةُ بِالْبِرِّ وَالزَّكَاةِ، قَالَ: فَلَمَّا قَضَى أَبُو مُوسَى الصَّلَاةَ وَسَلَّمَ انْصَرَفَ فَقَالَ: أَيُّكُمُ الْقَائِلُ كَلِمَةَ كَذَا وَكَذَا؟ قَالَ: فَأَرَمَّ الْقَوْمُ، ثُمَّ قَالَ: أَيُّكُمُ الْقَائِلُ كَلِمَةَ كَذَا وَكَذَا؟ فَأَرَمَّ الْقَوْمُ، فَقَالَ: لَعَلَّكَ يَا حِطَّانُ قُلْتَهَا؟ قَالَ: مَا قُلْتُهَا، وَلَقَدْ رَهِبْتُ أَنْ تَبْكَعَنِي بِهَا، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: أَنَا قُلْتُهَا، وَلَمْ أُرِدْ بِهَا إِلَّا الْخَيْرَ، فَقَالَ أَبُو مُوسَى: أَمَا تَعْلَمُونَ كَيْفَ تَقُولُونَ فِي صَلَاتِكُمْ؟ إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَطَبَنَا فَبَيَّنَ لَنَا سُنَّتَنَا وَعَلَّمَنَا صَلَاتَنَا، فَقَالَ: «إِذَا صَلَّيْتُمْ فَأَقِيمُوا صُفُوفَكُمْ، ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمْ أَحَدُكُمْ فَإِذَا كَبَّرَ فَكَبِّرُوا، وَإِذْ قَالَ: {غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلا الضَّالِّينَ} [الفاتحة: 7]، فَقُولُوا: آمِينَ، يُجِبْكُمُ اللهُ، فَإِذَا كَبَّرَ وَرَكَعَ فَكَبِّرُوا وَارْكَعُوا، فَإِنَّ الْإِمَامَ يَرْكَعُ قَبْلَكُمْ، وَيَرْفَعُ قَبْلَكُمْ»، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَتِلْكَ بِتِلْكَ، وَإِذَا قَالَ: سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، فَقُولُوا: اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، يَسْمَعِ اللهُ لَكُمْ، فَإِنَّ اللهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، وَإِذَا كَبَّرَ وَسَجَدَ فَكَبِّرُوا وَاسْجُدُوا، فَإِنَّ الْإِمَامَ يَسْجُدُ قَبْلَكُمْ وَيَرْفَعُ قَبْلَكُمْ»، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «فَتِلْكَ بِتِلْكَ، وَإِذَا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ فَلْيَكُنْ مِنْ أَوَّلِ قَوْلِ أَحَدِكُمُ: التَّحِيَّاتُ الطَّيِّبَاتُ الصَّلَوَاتُ لِلهِ، السَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ».
Hittân b. Abdullah er-Rakkâşî şöyle demiştir. Ebû Mûsâ el-Eşarî ile birlikte namaz kıldım. Oturuş esnasında cemaatten bir adam “Namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte (mi) ikrar olundu?” dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye sordu. Cemaat sustu. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine sustu. O da “Bunu söyleyen herhalde sensin ey Hittân!” dedi. Hittân da “Ben söylemedim" dedi. "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık verdi. Bunun üzerine cemaatten bir adam “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ da “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz? dedi. Şüphesiz Rasûlullah bize bir hutbe verdi, sünnetimizi bize açıkladı ve namazımızı bize öğretti ve şöyle buyurdu: «Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam tekbir aldığı zaman, siz de tekbir alın.» «Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” [Fatiha Suresi: 7] dediği zaman “âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, siz de tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar.» Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu, bu şekildedir. O “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Allah sizi işitir. Şüphesiz Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Semiallahü limen hamideh/Allah hamt edenin hamt etmesini işitti» buyurmuştur. «Tekbir alıp, secdeye gittiği zaman siz de tekbir alıp, secdeye gidin. İmam sizden önce secdeye gidip, sizden önce secdeden kalkar.» Sonra devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu da bu şekildedir. İmam oturduğu zaman sizin ilk sözünüz şu olsun: « Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh, es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resûluhü.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabi Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh- bir namaz kıldı. Teşehhüde oturduklarında arkasındaki cemaatten bir adam “Kur'an'da, namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi? dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra cemaate döndü ve “Kur'an'da namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi diyen kimdi? diye sordu. Cemaat sustu ve kimse cevap vermedi. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine susup kimse cevap vermeyince, Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-: “Bunu söyleyen herhalde sensin Yâ Hittân!” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- Hittân'ın cesareti, kendisine yakın olması ve arasındaki bağdan dolayı onu bu şekilde itham etmiştir. Bu sayede hakiki manada konuşan kimsenin ortaya çıkıp itiraf etmesini de istemiştir. Hittân da “Ben söylemedim." diyerek bunu reddetmiş: "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık vermiştir. Bunun üzerine cemaatten bir adam; “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'da öğretmek kastı ile “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz?" diyerek buna şaşırdı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir gün kendilerine bir hutbe verdiğini, onlara dinlerini ve namazlarını öğrettiğini haber vererek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam iftitah tekbirini aldığı zaman, siz de onun gibi tekbir alın. Fatiha suresini okuyup “Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” ayetini okuduğu zaman“ âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, sizde tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar. Ondan önce davranmayın. Çünkü rukuâ giderken imamın sizden önce gitmesi rükûdan kalkarken siz geç kaldığınız zamanı telafi eder. Rükua giderken ki az geç kalmanız kalkarken geç kalmanızı örter. Böylece sizin rükû miktarınız ile imamınki aynı olur. ”Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Cemaat bunu söylerse Allah onların bu duasını ve sözünü işitir. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Allah'ın kendisine hamt eden kulu duyduğunu" haber vermiştir. Sonra imam tekbir alıp, secdeye gittiği zaman cemaat de tekbir alıp, secdeye gider. İmam onlardan önce secdeye gider ve secdeden kalkar. Böylece secde miktarı ile imamın secde miktarı aynı olur. Teşehhüde oturulduğunda namaz kılan kimse ilk olarak “Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi" mülk, ebedilik ve azamet Allah Teâlâ'nın hakkıdır. Aynı şekilde beş vakit namaz da Allah içindir. "es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn." Her türlü kusur, afet, eksiklik ve fitneden selamette olmak için Allah Teâlâ'ya dua edin. Öncelikle Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- için sonra da kendimiz için selamet isteriz. Sonra da Allah Teâlâ'nın ve kullarının hakkını yerine getiren salih kullar için selam duasında bulunuruz. Sonra da Yüce Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahitlik ederiz.
- Teşehhüt sigalarından bir tanesi beyan edilmiştir.
- Namazdaki söz ve hareketler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in öğrettiği gibi olmalıdır. Bir kimsenin sünnette gelmeyen söz ve hareketleri uydurması caiz değildir.
- Namazda imamı geçmek ve gerisinde kalmak caiz değildir. Cemaatin, imamın hareketlerinin peşi sıra hareket etmesi meşru kılınmıştır.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dini tebliğ etmeye ve dinin hükümlerini ümmetine öğretmeye verdiği önem zikredilmiştir.
- İmam, cemaatin önderidir. Namazın kılınışında ondan önce, onunla birlikte ve geç kalarak hareket etmek caiz değildir. İmamın yapmak istediği harekete başladığı anlaşıldığında hemen arkasından o hareketin yapılması gerekir. Sünnet olan ona tabi olmaktır.
- Namazda safların düz tutulması meşru kılınmıştır.
14 Nefsini elinde olana yemin olsun ki, "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim. Dünyadan ayrılana kadar kıldığı namaz buydu
عن أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه: أنه كَانَ يُكَبِّرُ فِي كُلِّ صَلَاةٍ مِنَ الْمَكْتُوبَةِ وَغَيْرِهَا، فِي رَمَضَانَ وَغَيْرِهِ، فَيُكَبِّرُ حِينَ يَقُومُ، ثُمَّ يُكَبِّرُ حِينَ يَرْكَعُ، ثُمَّ يَقُولُ: سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، ثُمَّ يَقُولُ: رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ، قَبْلَ أَنْ يَسْجُدَ، ثُمَّ يَقُولُ: اللهُ أَكْبَرُ حِينَ يَهْوِي سَاجِدًا، ثُمَّ يُكَبِّرُ حِينَ يَرْفَعُ رَأْسَهُ مِنَ السُّجُودِ، ثُمَّ يُكَبِّرُ حِينَ يَسْجُدُ، ثُمَّ يُكَبِّرُ حِينَ يَرْفَعُ رَأْسَهُ مِنَ السُّجُودِ، ثُمَّ يُكَبِّرُ حِينَ يَقُومُ مِنَ الْجُلُوسِ فِي الِاثْنَتَيْنِ، وَيَفْعَلُ ذَلِكَ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ، حَتَّى يَفْرُغَ مِنَ الصَّلَاةِ، ثُمَّ يَقُولُ حِينَ يَنْصَرِفُ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنِّي لَأَقْرَبُكُمْ شَبَهًا بِصَلَاةِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، إِنْ كَانَتْ هَذِهِ لَصَلَاتَهُ حَتَّى فَارَقَ الدُّنْيَا.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan ayında ve diğer zamanlarda, farz ve diğer bütün namazlarda tekbir getirirdi. Namaza kalkınca, ayakta durduğu zaman tekbir getirir, sonra rükû ederken de tekbir getirirdi. Sonra «Semi'allahu Limen Hamideh» deyip rükûdan kalkarak belini doğrultunca «Rabbena ve Leke'l-Hamd» derdi. Sonra secde için eğilince tekbir getirir, secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirir, sonra tekrar secdeye eğilince tekbir getirir, sonra secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirirdi. İkinci rekâtın sonunda kalkarken yine tekbir getirirdi. Sonra da bunu namazın her rekâtında namazı bitirinceye kadar yapardı. Namazı bitirdiğinde: Nefsini elinde olana yemin olsun ki, "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim. Dünyadan ayrılana kadar kıldığı namaz buydu."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namaz kılış şeklinin bir kısmını rivayet etmiştir. Namaza kalkınca, kıyamda Tekbiratu'l-İhramı alarak namaza başlar ve sonra rükû ederken, secde ederken, başını secdeden kaldırırken, ikinci secdeyi yaparken, başını ikinci secdeden kaldırırken, üç ve dört rekâtlık namazlarda ilk teşehüdden kalkarken de tekbir getirirdi. Sonra da bunu namazın her rekâtında namazı bitirinceye kadar yapardı. Başını rükûdan kaldırdığında «Semi'allahu Limen Hamideh» deyip rükûdan kalkarak belini doğrultunca «Rabbena ve Leke'l-Hamd» derdi. Ebû Hureyre -radıyallahu anh- namazı bitirdiğinde: Nefsini elinde olana yemin olsun ki, "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim. Dünyadan ayrılana kadar kıldığı namaz şekli buydu." demiştir.
- Rükudan doğrulurken «Semi'allahu Limen Hamideh» denir. Bunun dışındaki bütün eğilme ve kalkmalarda tekbir getirilir.
- Sahabeler, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek almaya ve sünnetini korumaya çok önem veriyorlardı.
15 Hırsızlığın en kötüsü, aceleyle namazı kılıp kendi namazından çalandır. Kendisine: Kişi namazından nasıl çalar? diye sorulunca, o, rükûunu ve secdesini tam olarak yapmaz.» diye buyurmuştur
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَسْوَأُ النَّاسِ سَرَقَةً الَّذِي يَسْرِقُ صَلَاتَهُ» قَالَ: وَكَيْفَ يَسْرِقُ صَلَاتَهُ؟ قال: «لَا يُتِمُّ رُكُوعَهَا، وَلَا سُجُودَهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hırsızlığın en kötüsü, aceleyle namazı kılıp kendi namazından çalandır. Kendisine: Kişi namazından nasıl çalar? diye sorulunca, o, rükûunu ve secdesini tam olarak yapmaz.» diye buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Hibbân rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, hırsızlık yapanların en kötüsünün, namazından çalan olduğunu bildirmiştir. Çünkü başkasının malını çalan kimse belki bu dünyada kendisine fayda sağlayabilir, ancak namazından çalan kimse kendi sevap ve mükâfatını çalmıştır. Sahabeler, "Ya Rasûlallah! Kişi kendi namazından nasıl çalar?" diye sorduklarında rükûunu ve secdesini tam olarak yapmaz diye cevap vermiştir. Bu da en güzel şekli ile yapmadan rükû ve secdede acele ederek olur.
- Namazın rükünlerini huşu ve acele etmeden yapılmalı, en güzel şekilde kılınmasına özen gösterilmelidir.
- Rükû ve secdeyi düzgün yapmayan bir kimseyi hırsız olarak nitelendirmek, bundan uzak durmasını sağlamak ve haramlığına dikkat çekmek içindir.
- Namazda rükû ve secdeyi tam olarak yapmak ve acele etmemek farzdır.
16 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûdan belini doğrulttuğu zaman şöyle derdi: «Semi'allahu Limen Hamideh
عَنِ ابْنِ أَبِي أَوْفَى رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا رَفَعَ ظَهْرَهُ مِنَ الرُّكُوعِ قَالَ: «سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، مِلْءَ السَّمَاوَاتِ وَمِلْءَ الْأَرْضِ وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ».
Ebû Evfâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûdan belini doğrulttuğu zaman şöyle derdi: «Semi'allahu Limen Hamideh ''Allahümme Rabbena leke'l-hamd, mil'es-semavati ve mil'el-ardi ve mil'e ma şi'te min şey'in ba'du.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda rukûdan belini doğrulttuğu zaman şöyle derdi: Semi'allahu Limen Hamideh. Yani: Kim Allah Teâlâ'ya hamt ederse, Yüce Allah ona icabet eder, O'nun hamt etmesini kabul eder ve onu mükâfatlandırır. Sonra ''Allahümme Rabbena leke'l-hamd mil'es-semavati ve mil'el-ardi ve mil'e ma şi'te min şey'in ba'du'' sözü ile Allah'a hamt eder. Yani gökler, yerler ve ikisi arasındaki mesafeler ve Allah'ın dilediği şeyler dolusunca sana hamt olsun.
- Namaz kılan kimse rükûdan doğrulduğu zaman söylemesi müstehap olan şey açıklanmıştır.
- Rükûdan kalkıp tamamen doğrulduktan sonra beklemek acele etmemek meşru kılınmıştır. Çünkü rükûdan tamamen doğrulduktan sonra orada beklemeden bu zikrin söylenmesi mümkün değildir.
- Bu zikir, farz olsun, nafile olsun, bütün namazlarda yapılması meşrudur.
17 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki secde arasında şöyle derdi: «Rabbiğfirlî, Rabbiğfirlî
عن حُذَيْفَةَ رضي الله عنه: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَقُولُ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ: «رَبِّ اغْفِرْ لِي، رَبِّ اغْفِرْ لِي».
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki secde arasında şöyle derdi: «Rabbiğfirlî, Rabbiğfirlî.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki secde arasında oturduğunda «Rabbiğfirlî, Rabbiğfirlî.» diyerek bunu tekrar ederdi. "Rabbiğfirlî" zikrinin manası: Kulun, Rabbinden günahlarını silmesi ve hatalarını örtmesini istemesidir.
- Farz ve nafile namazlarda iki secde arasında bu duanın yapılması meşru kılınmıştır.
- "Rabbiğfirlî" zikrini tekrar etmek müstehaptır. Bir kez söylemek ise vaciptir.
18 Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür
عن عُثْمَانَ بْنَ أَبِي الْعَاصِ رضي الله عنه: أنه أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ حَالَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَلَاتِي وَقِرَاءَتِي يَلْبِسُهَا عَلَيَّ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ذَاكَ شَيْطَانٌ يُقَالُ لَهُ خِنْزَِبٌ، فَإِذَا أَحْسَسْتَهُ فَتَعَوَّذْ بِاللهِ مِنْهُ، وَاتْفُلْ عَلَى يَسَارِكَ ثَلَاثًا»، قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ فَأَذْهَبَهُ اللهُ عَنِّي.
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek: "Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına girdi, karıştırmama sebep oldu.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür.» Osman dedi ki: “Ben böyle yaptım; Allah da onu benden uzaklaştırdı.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım arasına girdi, huşulu olmamı engelledi, kıraatimi karıştırmama sebep oldu ve onda şüphe etmeme sebep oldu dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bu Hinzeb denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an Allah'a yönel, ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa hafif bir şekilde tükür.» Osman -radıyallahu anh- : "Ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana emrettiği şeyi yaptım. Allah da onu benden uzaklaştırdı." demiştir.
- Namazda huşu ve kalbin hazır bulunmasının önemi, Şeytan'ın bu konuda kafa karıştırıp şüpheye düşürmeye çalıştığı ifade edilmiştir.
- Namazda vesvese verdiği zaman sol tarafa üç defa tükürerek Şeytan'dan Allah'a sığınmak müstehaptır.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- başlarına gelen sorunlarla ilgili Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e döndüklerinde onlara çözüm bulduğu ifade edilmiştir.
- Sahabelerin kalpleri hayat doludur ve bütün dertleri ahireti kazanmaktır.
19 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza kalkınca, ayakta durduğu zaman tekbir getirirdi, sonra rükûya varınca da tekbir getirirdi. Sonra rukûdan kalkarak belini doğrulturken «Semi'allahu Limen Hamidehu» derdi."
عن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا قام إلى الصلاة يُكَبِّرُ حين يقوم، ثم يُكَبِّرُ حين يركع، ثم يقول: سَمِعَ اللَّه لِمَنْ حَمِدَهُ، حين يَرْفَعُ صُلْبَهُ من الرَّكْعَةِ، ثم يقول وهو قائم: ربنا ولك الحمد، ثم يُكَبِّرُ حين يَهْوِي، ثم يُكَبِّرُ حين يَرْفَعُ رأسه، ثم يُكَبِّرُ حين يَسْجُدُ، ثم يُكَبِّرُ حين يَرْفَعُ رأسه، ثم يفعل ذلك في صلاته كلها حتى يقضيها، ويُكَبِّرُ حين يقوم من الثِّنْتَيْنِ بعد الجلوس، ثم يقول: أبو هريرة «إني لأشَبَهُكم صلاة برسول الله صلى الله عليه وسلم ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza kalkınca, ayakta durduğu zaman tekbir getirirdi, sonra rükûya varınca da tekbir getirirdi. Sonra «Semi'allahu Limen Hamidehu» deyip rukûdan kalkarak belini doğrultunca «Rabbena ve Leke'l-Hamdu» derdi. Sonra secde için eğilince tekbir getirir, secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirir, sonra tekrar secdeye eğilince tekbir getirir, sonra secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirirdi. Sonra da bunu namazın her rekâtinde namazı bitirinceye kadar yapardı. İkinci rekâtin sonunda oturup et-Tehiyyattan sonra kalkınca yine tekbir getirirdi." Sonra Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Namazın tamamı sözlü ve fiilî olarak Allah'ı tazim etmeyi içerir. Bu hadis-i şerifte namazın şiarı beyan edilmiştir. O da, Allah -Subhanehu ve Teâlâ- için azameti ve ululuğu ispat etmektir. Çünkü namaz, Allah'ı tazim ve yüceltmek için bir şiar ve bir alâmet kılınmıştır. Namaza başlanıldığında ayakta dümdüz durularak tekbiratu'l ihram (Başlangıç tekbiri) ile tekbir getirilir. Kıraatı bitirdiğinde rukûya eğilirken tekbir getirir. Rükûdan kalkıp belini doğrultunca "Semi'allahu Limen Hamidehu" der, sonra ayakta iken Allah'a hamd ve senâ eder. Sonra secde için eğilince tekbir getirir, secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirir, sonra da bunu namazın her rekâtında namazı bitirinceye kadar yapar. İki teşehhüdü olan namazlarda ilk teşehhüdden kalkarken tekbir getirilir. Allah Teâlâ rukûdan doğrulma hariç geri kalan bütün intikallerde tekbir getirmeyi has kılmıştır.
20 Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını izledim. O'nun kıyamının, rükusunun, rükudan sonra doğrulmasının, secdesinin, iki secde arasında oturuşunun, secdesinin ve selam vermesi ile namazdan çıkması arasında geçen zaman içerisindeki oturuşu birbirine çok yakındı.
عن الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي الله عنهما قال: «رَمَقْتُ الصلاة مع محمد صلى الله عليه وسلم فوجدت قيامه، فَرَكْعَتَهُ، فاعتداله بعد ركوعه، فسجدته، فَجِلْسَتَهُ بين السجدتين، فسجدته، فَجِلْسَتَهُ ما بين التسليم والانصراف: قريبا من السَّوَاء». وفي رواية: «ما خلا القيام والقعود، قريبا من السَّوَاءِ».
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını izledim. O'nun kıyamının, rükusunun, rükudan sonra doğrulmasının, secdesinin, iki secde arasında oturuşunun, secdesinin ve selam vermesi ile namazdan çıkması arasında geçen zaman içerisindeki oturuşu birbirine çok yakındı. Başka bir rivayette; "Kıyam ve oturuş hariç (namazın diğer kısımları) birbirine yakındı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-in nasıl namaz kıldığını öğrenip, ona tabi olmak için namazını izlemiş ve O'nun namazını şöyle vasfetmiştir. O'nun, namazı orantılı ve uzunluğu birbirine yakındı. Kıraatte bulunduğu kıyamı ve teşehhüde oturuşu, rükusu, rükudan doğrulması ve secdesi ile orantılıydı. Mesela rükuyu hafif tutup, kıyamı uzatmazdı ya da secdeyi uzun tutup sonra kıyamı ya da oturuşu hafif tutmazdı. Bilakis her bir rüknü diğer bir rükün ile orantılı yapardı. Yoksa manası şöyle değildir: Kıyam ve teşehhüd için oturuşu secde ve rüku kadardı. Bilakis manası; birini hafif (kısa) tutup diğerini ağır (uzun) tutmazdı.
21 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı.
عن أبي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قال: «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يُصَلِّي وهو حامل أُمَامَةَ بنت زينب بنت رسول الله صلى الله عليه وسلم ». ولأبي العاص بن الربيع بن عبد شَمْسٍ رضي الله عنه : «فإذا سجد وضعها، وإذا قام حملها».
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre (O, şöyle demiştir): Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı. Ebû'l-Âs İbnu'r-Rabî' İbn Abdişşems -radıyallahu anh-'tan gelen bir rivayette: ''Şöyle ki, secdeye vardığı zamân onu yere koyar, secdeden kalktığında ise onu tekrar kucağına alırdı.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme binti Zeyneb'i namaz kılarken kucağına alarak namaz kılardı. Kıyama kalktığı zaman onu omzuna koyardı. Rükû ve secde yaptığı zaman da sevgisinden ve şefkatinden dolayı onu yere koyardı.
22 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- namaza ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Bir rivayette:''Ebû Bekir,Ömer ve Osman ile beraber namaz kıldım onlardan hiç birinin Besmeleyi (sesli) okuyarak kıldığını duymadım.Müslim'in rivayetinde:''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Bekir,Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım (namazda) kıraata ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Ne kıraatın başında ne de sonunda ''Bismillahirrahmanirrahhim,'i'' zikretmiyorlardı.
عن أَنَس بن مالك رضي الله عنه «أنّ النبي صلى الله عليه وسلم وأبا بكر وعمر رضي الله عنهما : كانوا يَسْتَفْتِحُونَ الصلاة بـ"الحمد لله رب العالمين"». وفي رواية: « صَلَّيْتُ مع أبي بكر وعمر وعثمان، فلم أسمع أحدا منهم يقرأ "بسم الله الرحمن الرحيم"». ولمسلم: « صَلَّيْتُ خلف النبي صلى الله عليه وسلم وأبي بكر وعمر وعثمان فكانوا يَسْتَفْتِحُونَ بـ"الحمد لله رب العالمين"، لا يَذْكُرُونَ "بسم الله الرحمن الرحيم" في أول قراءة ولا في آخرها».
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- namaza ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Bir rivayette:''Ebû Bekir,Ömer ve Osman ile beraber namaz kıldım onlardan hiç birinin Besmeleyi (sesli) okuyarak kıldığını duymadım.Müslim'in rivayetinde:''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Bekir,Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım (namazda) kıraata ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Ne kıraatın başında ne de sonunda ''Bismillahirrahmanirrahhim,'i'' zikretmiyorlardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve raşid halifeleri ile uzun süren arkadaşlığı ve beraberlliği sebebiyle onlardan hiç birinin namazda Besmeleyi (sesli) olarak ne kıraatın başında ne de sonunda okuduğunu işitmediğini zikrediyor.''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek namaza başlıyorlardı.İlim ehli Besmelenin sesli olarak okunmasının hükmünün meşruiyeti konusundaki görüşler açısından ihtilaf ettiler.İlim adamlarının görüşleri arasında sahih olan namaz kılan kimsenin namazda her rekatta Besmeleyi Fatiha'yı okumadan önce gizli olarak okumasıdır.Bu namazın sesli veya sessiz namaz olması fark etmez.
23 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve (rekâtını) ''Kul huvallahu ehad'' ile bitiriyordu.
عن عائشة رضي الله عنها «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم بعث رجلا على سَرِيَّةٍ فكان يَقْرَأ لأصحابه في صلاتهم، فَيَخْتِمُ بـ«قل هو الله أحد» فلما رجعوا ذكروا ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: سَلُوهُ لأَيِّ شيء صَنَع ذلك؟ فسألُوه، فقال: لِأنَّها صِفَةُ الرحمن عز وجل ، فأنا أُحِب أَنْ أَقْرَأ بها، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أَخْبِرُوه: أنَّ الله تعالى يُحِبُّه».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve okuyuşunu "Kul huvallahu ehad'' (suresi) ile bitiriyordu. Döndükleri zaman bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettiler. (Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem) Onlara; «Ona neden böyle yaptığını sorun» dedi. Ona sordular. O şöyle dedi: Çünkü o, Rahman -Azze ve Celle-'nin sıfatıdır .Ben onu okumayı seviyorum. (Bunun üzerine) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ona Allah Teâlâ'nın onu sevdiğini haber verin»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu -aleyhi ve sellem- sahabelerinden bazılarını seriyye birliğini yönetmeleri, aralarında hüküm vermeleri ve işlerinin düzensiz olmaması için seriyyelere komutan olarak görevlendirdi. Bu görev için onların arasından dindarlık, ilim ve işleri idare etme yönünden en doğru olan kimseleri seçerdi. Bunun için yöneticiler namazda imam olurlardı. İlimleri ve dinlerinin üstünlükleri sebebiyle müftü olurlardı. Allah'a, isimlerine ve sıfatlarına olan sevgisi sebebiyle her namazın ikinci rekatında ''Kul huvallahu ehad'' yani İhlas Suresi'ni okurdu. Kim bir şeyi severse o şeyden çokça bahseder. Gazveden dönünce bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattılar. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Onlara; «Bunu neden yapıyor, sadece bir tesadüf mü yoksa onu, bu şeyi yapmaya yönelten bir sebep mi var?» dedi. Emir/komutan dedi ki: Bunu, Rahman olan Allah -Azze ve Celle-'nin sıfatlarını içine aldığı için yaptım ve bu sebeple tekrar etmeyi istedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Ona haber verin, o bu sureyi sevdiği için tekrarladığı gibi -bu da Allah'ın yüce sıfatlarına delalet eden isimlerini içerdiği için- Allah da onu seviyor.» Bu ne kadar güzel bir fazilettir.
24 Ben ve İmrân b. Husayn, Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın arkasında namaz kıldık. O, secde ettiği zaman tekbir getirirdi, başını secdeden kaldırınca tekbir getirirdi, iki rekâtı kıldıktan sonra kalkarken tekbir getirirdi.
عن مُطَرِّفِ بن عبد الله قال: « صَلَّيْتُ أنا وعِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ خَلْفَ علِيِّ بنِ أَبِي طالب، فكان إذا سجد كَبَّرَ، وإذا رفع رأسه كَبَّرَ، وإذا نهض من الركعتين كَبَّرَ، فلمَّا قضَى الصلاةَ أَخَذَ بيدَيَّ عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، وقال: قد ذكَّرني هذا صلاةَ محمد صلى الله عليه وسلم أو قال: صَلَّى بنا صلاة محمد صلى الله عليه وسلم ».
Mutarrif b. Abdullah dedi ki: Ben ve İmrân b. Husayn, Ali b. Ebî Tâlib radıyallahu anh'ın arkasında namaz kıldık.O, secde ettiği zaman tekbir getirirdi, başını secdeden kaldırınca tekbir getirirdi, iki rekâtı kıldıktan sonra kalkarken tekbir getirirdi. Namazı bitirdikten sonra İmrân b. Husayn ellerimden tuttu ve dedi ki: Bu, bana Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını hatırlattı. Ya da bize Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını kıldırdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste, namazın şiarının beyanı vardır. O şiar da tekbir ile büyüklük ve yüceliğin Allah -Subhânehu ve Teâlâ- için ispat edilmesidir. Mutarrif, kendisi ve İmrân b. Husayn -radıyallahu anh-'ın Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın arkasında namaz kıldıklarını, Ali -radıyallahu anh-'ın secde için eğildiğinde tekbir getirdiğini sonra başını secdeden kaldırınca ve iki teşehhüdü olan bir namazda birinci teşehhüdden kalktığında, kıyamında tekbir getirdiğini haber vermiştir. İnsanlardan çoğu bu yerlerde sesli bir şekilde tekbir getirmeyi terk ettiler. Namazını bitirince İmrân -radıyallahu anh-, Mutarrif'in elinden tuttu ve ona; Ali -radıyallahu anh-'ın, bu namazı ile ona Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını hatırlattığını haber verdi. Çünkü Nebi -aleyhisselam- bu yerlerde tekbir getiriyordu.
25 "Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i akşam namazında Tûr Sûresi'ni okurken işittim."
عن جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِم رضي الله عنه قال: «سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقرأ في المغرب بِالطُّور».
Cubeyr b. Mut'im -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i akşam namazında Tûr Sûresi'ni okurken işittim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, genellikle sabah namazının kıraatını uzun tutar, akşam namazının kıraatını ise kısa tutardı. Diğer beş vakit namazlarda orta derecede okurdu. Ancak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, başka sureleri okumanın da caiz olduğunu göstermek sebebi ile yahut başka sebeplerden dolayı bazen genel olarak yaptığını terk ederdi. Bu hadiste olduğu gibi akşam namazının kıraatında Tur Suresi'ni okumuştur. Bu sure;tıval-i mufassal'dan (Hucurat Sûresi'nden Burûc Sûresi'nin sonuna kadar olan sûreler Tıval-i Mufassal´dır) olan surelerdendir.
26 "Vallahi ben bir namaz kılacağım. Maksadım (sadece) namaz kılmak değil, (aynı zamanda) size Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i nasıl namaz kıldığını gördüğümü göstermektir, dedi."
عن أبي قِلابَةَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ الْجَرْمِيِّ الْبَصْرِيِّ قال: «جاءنا مالك بن الْحُوَيْرِث في مسجدنا هذا، فقال: إني لَأُصَلِّي بكم، وما أُرِيدُ الصلاة، أُصَلِّي كيف رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي، فقلت لأبي قِلَابَةَ كيف كان يُصَلِّي؟ فقال: مثل صلاة شيخنا هذا، وكان يَجْلِسُ إذا رفع رأسه من السجود قبل أن يَنْهَضَ». أراد بشيخهم: أبا بُرَيد، عمرو بن سلمة الجرمي.
Ebû Kılâbe Abdullah b. Zeyd el-Cermî el-Basrî dedi ki: Bizim bu mescidimize Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- geldi ve dedi ki: Ben size namaz kıldırayım. Maksadım sadece namaz kılmak değil, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i nasıl namaz kılarken gördüğümü göstermektir. Ebû Kılâbe'ye dedim ki: Nasıl namaz kılyordu? O da dedi ki: Bu hocamızın kıldığı gibi kılıyordu. Başını secdeden (yani ikinci secdeden) kaldırınca (birazcık) oturdu, sonra kalktı. Hocası ifadesi ile kastettiği kişi; Ebû Bureyd, Amr b. Selime el-Cermî'dir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Kılâbe diyor ki: Sahabelerden biri olan Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- bize bu mescidimize geldi. Dedi ki: Vallahi ben size Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını uygulamalı olarak öğretmek amacıyla geldim. Fiilî olarak göstererek öğretmek zihinlerinizde daha yakın ve kalıcıdır. Ebû Kılâbe'den rivayet eden ravi dedi ki, size Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını öğreten Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- nasıl namaz kılyordu? (Ebû Kılâbe) dedi ki: Şeyhimiz Ebû Yezîd Amr b. Selime el-Cermî'nin kıldığının aynısıydı. Kıyama kalkmak çin başını secdeden (yani ikinci secdeden) kaldırdıktan sonra kıyama kalkmadan önce biraz oturuyordu.
27 «Allah'ım! Önceden yaptıklarımı, sonradan yapacaklarımı, gizli ve açık işlediklerimi, aşırılıklarımı ve senin benden daha iyi bildiğin hallerimi bana bağışla. Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın. Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur.»
عن علي بن أبي طالب رضي الله عنه أنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم كان إذا قامَ إلى الصلاة، قال: «وَجَّهتُ وجهي للذي فطر السماوات والأرض حنيفًا، وما أنا من المشركين، إنَّ صلاتي، ونُسُكي، ومَحياي، ومماتي لله رب العالمين، لا شريك له، وبذلك أُمِرتُ وأنا من المسلمين، اللهمَّ أنت المَلِك لا إله إلَّا أنت، أنت ربي، وأنا عبدك، ظلمتُ نفسي، واعترفتُ بذنبي، فاغفر لي ذنوبي جميعًا، إنه لا يغفر الذنوب إلا أنت، واهدني لأحسن الأخلاق لا يهدي لأحسنها إلا أنت، واصرف عني سيئَها لا يصرف عني سيئها إلا أنت، لبَّيْك وسَعْدَيْك، والخيرُ كله في يديك، والشر ليس إليك، أنا بك وإليك، تباركتَ وتعاليتَ، أستغفرك وأتوب إليك»، وإذا ركع، قال: «اللهمَّ لك ركعتُ، وبك آمنتُ، ولك أسلمتُ، خشع لك سمعي، وبصري، ومُخِّي، وعظمي، وعَصَبي»، وإذا رفع، قال: «اللهم ربنا لك الحمد مِلءَ السماوات، ومِلءَ الأرض، ومِلءَ ما بينهما، ومِلءَ ما شئتَ من شيء بعد»، وإذا سجد، قال: «اللهم لك سجدتُ، وبك آمنتُ، ولك أسلمتُ، سجد وجهي للذي خلقه، وصوَّره، وشقَّ سمعَه وبصرَه، تبارك الله أحسنُ الخالقين»، ثم يكون من آخر ما يقول بين التشهُّد والتسليم: «اللهم اغفر لي ما قدَّمتُ وما أخَّرتُ، وما أسررتُ وما أعلنتُ، وما أسرفتُ، وما أنت أعلم به مني، أنت المُقَدِّم وأنت المؤَخِّر، لا إله إلا أنت».
Ali b. Ebi Talib –radıyallahu anh- anlatıyor:"Allah Rasûlü –sallallahu aleyh ve sellem-namaza kalktığı zaman şu duayı yapardı:«Gökleri ve yeri yoktan var edene, hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum ve ben Müslümanlardanım. Allah'ım! Sen her şeyin malikisin. Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben senin kulunum. Nefsime zulmettim. Günahımı itiraf ediyorum. Bütün günahlarımı bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur. Ahlakın en güzeline beni hidayet eyle. En güzel ahlaka senden başka kimse hidayet edemez. Kötü ahlakı benden uzaklaştır. Senden başka hiçbir varlık kötü ahlakı uzaklaştıramaz. Devamlı senin emrine itaat eder, devamlı senin buyruklarına uyarım. Hayrın tamamı senin ellerindedir. Şer ise sana nispet edilmez. Benim varlığım seninledir ve ben sana sığınırım. Şanın pek mübarektir ve sen pek yücesin. Senden mağfiret dilerim, sana tövbe ederim.»Rükûa vardığında da şöyle buyururdu: «Allah'ım! Senin için rükûa vardım, sana iman ettim, sana teslim oldum, kulağım, gözüm, kemik iliğim, kemiğim, sinirlerim hep sana ibadet ve itaat eder.» Rükûdan kalkınca da şöyle buyururdu: «Allah'ım! Rabbimiz, gökler ve yer dolusu kadar her ikisinin arasını dolduracak kadar ve bundan sonra dilediğin her şeyi dolduracak kadar hamd yalnız sanadır.» Secde etti mi de şöyle derdi: «Allahım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratana, suret verene, onda işitilecek kulak, görecek göz açana secde etmektedir. Yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir.» Sonra da teşehhüt ile selam vermek arasında söylediği sözler şunlar olurdu: «Allah'ım! Önceden yaptıklarımı, sonradan yapacaklarımı, gizli ve açık işlediklerimi, aşırılıklarımı ve senin benden daha iyi bildiğin hallerimi bana bağışla. Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın. Senden başka hiçbir ilah yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü namaza kalktığı zaman şu duayı yapardı: «Gökleri ve yeri yoktan var edene, hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim.» Yani ibadetle kendisine yöneldim. Manası: İbadetimi/kulluğumu yeryüzünü ve gökyüzünü daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde yaratan Allah’a halis kıldım. Ve Ondan başkasından yüz çevirdim. Bu gibi mahlûkatı en mükemmel ve en sağlam bir şekilde yaratan ve yoktan var eden varlığa en uygun/yaraşır olan yüzlerin yönelmesidir. Kalpler her halinde ona güvenir. Ondan başkasına yönelmez. Onun rızasının sürekliliğinden ve hayrından başka bir şey istemez. «Hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim.» Yani: Hak din olan İslam dinine yönelerek ve bu din üzere sebat ederek, her batıl olan dinden uzak durmaktır. Genel olarak O, (Haniflik) Araplar nazarında İbrahim’in dini üzere olanlardır. Sonra da buyurdu ki: «Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum ve ben Müslümanlardanım.» Yani: Namazım, ibadetim ve Allah’a yaklaşacağım bütün iyilikler sadece Allah rızası içindir. Bunda başkası ortak değildir. Keza hayatım, ölümüm Allah içindir. O yaratıcısı ve takdir edicisidir, bunlarda başkasının tasarruf yetkisi yoktur. Allah Subhânehu’nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı yoktur. Bana Rabbim bu tevhit ve ihlâsı emretti. Ve ben, Allah Subhânehu’ya itaat eden, boyun eğen Müslümanlardanım. «Allah'ım! Sen her şeyin meliksin.Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Sen benim rabbimsin, ben senin kulunum. Nefsime zulmettim. Günahımı itiraf ediyorum. Bütün günahlarımı bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur.» Yani: Ey Allah’ım! Sen Her şeyin malikisin, senden başka malik yok. Senden başkasının hakiki mülkiyeti yoktur. Ve Sen, tek ve bir olan ilahsın. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben de senin kulunum. Muhakkak ki; senin zikrinden gafil olarak, isyan ederek ve günah işleyerek kendi nefsime zulmettim. Kesinlikle günahlarımı itiraf ediyorum, günahlarımı bağışla, çünkü günahları Senden başkası bağışlayamaz. Muhakkak ki; Sen el-Ğaffar’sın, el-Ğafur'sun. Sonra da şöyle buyurdu: «En güzel ahlaka senden başka kimse hidayet edemez. Kötü ahlakı benden uzaklaştır. Senden başka hiçbir varlık kötü ahlakı uzaklaştıramaz.» Yani: Bana yön ver, muvaffak kıl, bana sebat ver ve beni sana ibadette ve diğer şeylerde, güzel, temiz, açık ve gizli olan en güzel ahlaka ulaştır. Muhakkak ki sen, ona hidayet edersin, senden başka hidayet eden yoktur. Beni kötü ahlaktan koru ve uzaklaştır. Muhakkak ki beni, senden başka kötü ahlaktan koruyacak ve uzaklaştıracak yoktur. Ardından şöyle buyurdu: «Devamlı senin emrine itaat eder, devamlı senin buyruklarına uyarım.» Yani, süreklilik üzerine sürekli bir şekilde sana itaate devam ederim. Sana olan itatime ve senin davetine icabet ettiğim sürece, mutluluk üzere mutluluklar yaşarım. Yine şöyle buyurdu: «Hayrın tamamı senin ellerindedir.» Yani; hayrın hepsi senin tasarrufundadır. Sen ona Malik’sin, istediğin gibi tasarrufta bulunursun. «Şer ise sana nispet edilmez.» Yani; şer ancak senin yarattıkların ve yaptıklarından olur. Senin fiilinden değildir, sen bundan münezzehsin. Hangi vecihle olursa olsun, ne isimlerinde, ne sıfatlarında, ne fiillerinde ne de zatında şer ona izafet edilmez. Muhakkak ki Onun zatı bütün yönleriyle mutlak olarak tamdır ve eksiksizdir. Ve bütün sıfatları tamdır noksanlıklardan münezzehtir. Allah’a bu isimlerle hamd edilir ve bunlarla övgüde bulunulur. Bütün fiilleri hayır ve rahmettir, adalet ve hikmet vardır. Hiç bir şekilde fiillerinde şer yoktur. İsimlerinin hepsi en güzeldir. Nasıl olur da şer ona nispet edilir? Bilakis şer, ondan ayrı olarak yaptıklarında ve mahlûkatındadır. Fiili yaratılmış değildir. Ve fiilleri hepsi hayırdır. Ama yaratılmış olan mahlukatında, hayır ve şer vardır. Şer yaratılmış olup, münezzeh olan Rab ile kaim olmayan ondan ayrı, ona izafet edilmeyendir. Bunda Allah’ın şerri yaratmadığını söyleyen Mutezile lehine bir delil yoktur. Allah Subhânehu hayrı da şerri de ve her şeyi yaratandır. «Benim varlığım seninledir.» Yani; seninle kaimdir, sana itimat eder ve sana sığınırım. Sana döner, Sana yönelirim ve ben sana sığınırım. Seninle birledim, işim sana doğru son buldu. Sen başlayansın ve dönüşte sanadır. Senden yardım dilerim ve sana yönelirim, denmiştir. «Şanın pek mübarektir ve sen pek yücesin.» Yani; yüce oldun, şeref/kerem sahibisin ve hayrın çoktur. Sen düşünülenden ve akılların tasavvur etmesinden daha yücesin ve her türlü kusur ve eksiklik ve zaaftan münezzehsin. «Senden mağfiret dilerim, sana tövbe ederim.» Yani: geçmiş olanlar için mağfiret dilerim. Ömrümün kalan günlerinde günah işlemekten Sana yönelerek ölene kadar muvaffak olmak ve sebat göstermek için dönerim. Rükû ettiği zaman da şöyle dua etti: "Allah'ım! Senin için rükûa vardım, sana iman ettim, sana teslim oldum, kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim, sinirlerim hep sana ibadet ve itaat eder." Yani; rükûum ihlâslı bir şekilde sadece sanadır. Sana iman ettim, sana boyun eğdim, bütün uzuvlarım kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirlerim senin karşında güçsüzdür ve senin emrine boyun eğmiştir. Rükûdan kalkınca da şöyle buyururdu: "Allah'ım! Rabbimiz, gökler ve yer dolusu, her ikisinin arasını dolduracak ve bundan sonra dilediğin her şeyi dolduracak kadar hamd yalnız sanadır." Yani; sana hamd ederim, eğer cisim olsaydı yeryüzü ve gökyüzünü doldururdu. Yeryüzü ve gökyüzünden sonra senin yarattığından istediğin şeyi doldururdu. Secde ettiği zaman da şöyle dua etti: "Allah'ım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratana, suret verene, onda işitilecek kulak, görecek göz açana secde etmektedir. Yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir." Yani; secdem, muhlis bir şekilde sadece sanadır. Sana iman ettim, sana boyun eğdim, yarattığın ve şekil verdiğin bütün uzuvlarım senin emrine boyun eğerler. Allah mübarektir ve yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir. Sonra da teşehhüt ile selam vermek arasında söylediği sözler şunlar olurdu: "Allah'ım! Önceden yaptıklarımı, sonradan yapacaklarımı, gizli ve açık işlediklerimi, aşırılıklarımı ve senin benden daha iyi bildiğin hallerimi bağışla. Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın. Senden başka hiçbir ilah yoktur." Yani; Ey Allah’ım! Önceden işlediğim günahlarımdan ve sonradan yapacaklarımdan beni bağışla. Sanki şöyle dedi: Yeni ve eski olanları bağışla. «Gizlediğim ve açığa vurduğum.» Yani; gizlediğim ve açığa vurduklarımı bağışla ya da kendi kendime söylediklerimi ve dilimin hareketiyle telaffuz ettiklerimi. «Aşırılıklarımı.» Yani; günah ve masiyetlerle haddimi aştığımı bağışla. «Seni benden daha iyi bildiğin hallerimi.» Yani; bilmediğim günahlarımı bağışla. «Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın.» Manası: Sen hikmetinin gereğince, itaat ile istediğini öne geçirirsin, istediğini de geriye bırakırsın. İstediğini izzetli ve istediğini zelil edersin. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur.
28 Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh- anlatıyor:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılmak için Kuba mescidine çıktı. Ensârdan bazı kimseler gelip ona namazda iken selâm verdiler. Bilâl’e: “Namaz kılarken kendisine selâm verenlerin selâmını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl aldığını gördün?” diye sordum. Bilâl: “Şöyle derdi” şeklinde karşılık verdi. Hadisin râvilerinden (işaretle selâmın nasıl olduğunu göstermek için) avucunu açtı, içini aşağı, sırtını yukarı getirdi.Ebû Dâvud Sünen-inde rivayet etmiştir.
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «خرج رسول الله صلى الله عليه وسلم إلى قُبَاءَ يُصَلِّي فيه»، قال: «فَجَاءَتْه الأنصار، فَسَلَّمُوا عليه وهو يُصلِّي»، قال: " فقلت لبِلاَل: كيف رأَيْت رسول الله صلى الله عليه وسلم يَرُدُّ عليهم حِين كانوا يُسَلِّمُونَ عليه وهو يُصلِّي؟ "، قال: يقول هَكَذا، وبَسَطَ كفَّه، وجعل بطنه أسفل، وجعل ظَهْرَه إلى فوْق.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh- anlatıyor:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılmak için Küba’ya çıktı. Ensârdan bazı kimseler gelip ona namazda iken selâm verdiler. Bilâl’e: “Namaz kılarken kendisine selâm verenlerin selâmını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl aldığını gördün?” diye sordum. Bilâl: “Şöyle derdi” şeklinde karşılık verdi. Hadisin râvilerinden (işaretle selâmın nasıl olduğunu göstermek için) avucunu açtı, içini aşağı, sırtını yukarı getirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisi şerif Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiili ile namaz esnasında selamı almanın caiz olduğunu açıklıyor.Bu olayda ensar Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kuba mescidinde namaz kıldığı esnada ona selam verdikleri zaman olmuştur.Selamı alma şeklide avuç içini açmak ile olur.
29 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Zeyneb'in kızı Ümâme bint Ebû'l-Âs'ı (omzunda) taşır olduğu halde insanlara namaz kıldırırken gördüm. Secdeye varacağı zaman onu indirir, (kıyama) kalkacağında da (omzuna) bindirirdi.
عن أبي قتادة الأنصاري رضي الله عنه ، قال: «رأيتُ النبيَّ صلى الله عليه وسلم يَؤُمُّ الناس وأُمَامَة بِنْت أَبِي العَاصِ وهي ابنةُ زينب بنتِ النبي صلى الله عليه وسلم على عاتِقِه، فإذا ركَع وضَعها، وإذا رفَع مِن السُّجُود أعَادَها».
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i imamlık yaparken görmüştür. Ebu Katâde -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Zeyneb'in kızı Ümâme bint Ebû'l-Âs'ı (omzunda) taşır olduğu halde insanlara namaz kıldırırken gördüm. Secdeye varacağı zaman onu indirir, (kıyama) kalkacağında da (omzuna) bindirirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, Zeyneb'in kızı Ümâme bint Ebû el-Âs'ı omzunda taşır olduğu halde insanlara namaz kıldırdığını, rükû ve secde halinde onu yere koyduğunu, secdeden kalktığı zaman onu tekrar omzuna bindirdiğini açıklamaktadır. Bu; namaz kılarken çocukların kucakta (omuzda) taşınmasında bir sakınca olmadığına delalet eder.
30 Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfu olarak yapılan rivayette diyor ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda iken iki siyahın (yılan ve akrebin) öldürülmesini emretti.Sünen-i Ebû Dâvûd.
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اقتلوا الأسودَين في الصلاة: الحيَّة، والعقرب».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfu olarak yapılan rivayette diyor ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda iken iki siyahın (yılan ve akrebin) öldürülmesini emretti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisi şerif namaz kılarken yılan ve akrebin öldürülmesinin caiz olduğunu açıklıyor.Çünkü bu konuda emir gelmiş o da öldürme hareketi sınırlı olup namazı bozmamaktadır.
31 Rifâa b. Râfi' ez-Zürakî -radıyallahu anhh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından biriydi.Dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken,bir adam geldi ve Rasûlullah'a yakın bir yerde namaz kılı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Ona selam verdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selamını aldı ve dön namazını tekrar kıl,çünkü sen namaz kılmadın buyurdu.O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.Ya Rasûlullah! bana nasıl kılacağımı öğretirmisin? dedi.Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:Kıbleye döndüğün zaman İftitah tekbirini al,Fatiha suresini oku,istediğin yerden Kur'an oku, sonra rükuya vardığında avuç içlerini diz kapaklarına koy.Sırtını düz yap ve düzgün bir rükû yap.Başını kaldırdığın zaman kemikler mafsallarına dönene kadar sırtını düz tut.Secde ettiğin zaman tam bir secde et.Başını secdeden kaldırınca sol baldırının üzerine otur.Sonra da bu yaptığını her secde ve rükûda yap.İmam Ahmed'in Müsned'i.Başka bir rivayette:''Abdesti Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi tam bir şekilde almadıkça şüphesiz ki sizden birinin namazı kabul olmaz.Yüzünü yıkar ellerini dirseklerine kadar yıkar.Başını mesh eder ve ayaklarını aşık kemiklerine kadar yıkar.Sonra da Allah Azze ve Celle'ye tekbir getirir ve hamd eder.Sonra da Kur'an'dan ona izin verildiği ve kolayına geldiği kadar okur.Sonra da tekbir getirir ve secde eder yüzünü tam olarak alnı burnu değecek şekilde mafsalları ve tam bbir şekilde sükünet bulup rahatlayana kadar eğer.Sonra da tekbir getirir ve düz bir şekilde dübürünün üzerine oturur ve sırtını düz yapar.Ve namazı bu şekilde dört rekat olarak anlattı.Böyle yapmadan sizden birinizin namazı tam olmaz.Sünen-i Ebû Dâvud.Başka bir rivayette:''Sana Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi abdest al sonra da teşehhüd yap.Düz dur sonra tekbir getir.Ezberinde Kur'an varsa onu oku.Eğer yoksa Allah'a hamd et tekbir getir ve La ilahe illallah de.Sünen-i Ebû Dâvud.
عن رفاعة بن رافع الزرقي رضي الله عنه ، وكان من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم قال: جاء رجل ورسول الله صلى الله عليه وسلم جالس في المسجد، فصلى قريبا منه، ثم انْصَرَف إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فَسَلَّمَ عليه فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أعِد صَلَاتَك، فإنك لم تصل، قال: فرجع فصلى كَنَحْو مِمَّا صَلَّى، ثم انصرف إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فقال له: " أَعِدْ صلاتك، فإنك لم تُصَلِّ ". فقال: يا رسول الله، عَلِّمْنِي كيف أَصْنَع، قال: "إذا اسْتَقْبَلت القبلة فَكَبِّر، ثُمَّ اقْرَأ بأمِّ القرآن، ثم اقرأ بما شِئْت، فإذا رَكَعْت، فَاجْعَل رَاحَتَيْكَ على رُكْبَتَيك، وامْدُد ظَهْرَك وَمَكِّنْ لِرُكُوعِك، فإذا رفعت رأسك فأَقِم صُلْبَكَ حتى ترجع العظام إلى مَفَاصِلَها، وإذا سَجَدتَ فَمَكِّنْ لِسُجُودِك، فإذا رَفَعْت رَأْسَك، فَاجْلِس على فَخِذِك اليسرى، ثم اصْنَع ذلك في كل ركعة وسجدة. وفي رواية: «إنها لا تَتِمُّ صلاة أَحَدِكُم حتى يُسْبِغَ الوُضُوء كما أمره الله عز وجل، فيغسل وجهه ويديه إلى المرفقين، ويمسح برأسه ورجليه إلى الكعبين، ثم يكبر الله عز وجل ويحمده، ثم يقرأ من القرآن ما أَذِن له فيه وتَيَسَّر، ثم يُكَبِّرَ فيَسْجُد فَيُمَكِّن وَجْهَه -وربما قال: جَبْهَتَه من الأرض- حتى تَطْمَئِنَّ مَفَاصِلُه وَتَسْتَرْخِيَ، ثم يكبر فَيَسْتَوِي قاعدا على مَقْعَدَه ويقيم صُلْبَهُ، فوصف الصلاة هكذا أربع ركعات تَفْرَغ، لا تَتِمُّ صلاة أحدكم حتى يفعل ذلك. وفي رواية: «فتوضأ كما أمرك الله جل وعز، ثم تَشَهَّدْ، فأقم ثم كبر، فإن كان معك قرآن فاقرأ به، وإلا فاحمد الله وَكَبِّرْهُ وَهَلِّلْهُ».
Rifâa b. Râfi' ez-Zürakî -radıyallahu anhh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından biriydi.Dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken,bir adam geldi ve Rasûlullah'a yakın bir yerde namaz kılı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Ona selam verdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selamını aldı ve dön namazını tekrar kıl,çünkü sen namaz kılmadın buyurdu.O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.Ya Rasûlullah! bana nasıl kılacağımı öğretirmisin? dedi.Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:Kıbleye döndüğün zaman İftitah tekbirini al,Fatiha suresini oku,istediğin yerden Kur'an oku, sonra rükuya vardığında avuç içlerini diz kapaklarına koy.Sırtını düz yap ve düzgün bir rükû yap.Başını kaldırdığın zaman kemikler mafsallarına dönene kadar sırtını düz tut.Secde ettiğin zaman tam bir secde et.Başını secdeden kaldırınca sol baldırının üzerine otur.Sonra da bu yaptığını her secde ve rükûda yap.İmam Ahmed'in Müsned'i.Başka bir rivayette:''Abdesti Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi tam bir şekilde almadıkça şüphesiz ki sizden birinin namazı kabul olmaz.Yüzünü yıkar ellerini dirseklerine kadar yıkar.Başını mesh eder ve ayaklarını aşık kemiklerine kadar yıkar.Sonra da Allah Azze ve Celle'ye tekbir getirir ve hamd eder.Sonra da Kur'an'dan ona izin verildiği ve kolayına geldiği kadar okur.Sonra da tekbir getirir ve secde eder yüzünü tam olarak alnı burnu değecek şekilde mafsalları ve tam bbir şekilde sükünet bulup rahatlayana kadar eğer.Sonra da tekbir getirir ve düz bir şekilde dübürünün üzerine oturur ve sırtını düz yapar.Ve namazı bu şekilde dört rekat olarak anlattı.Böyle yapmadan sizden birinizin namazı tam olmaz.Sünen-i Ebû Dâvud.Başka bir rivayette:''Sana Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi abdest al sonra da teşehhüd yap.Düz dur sonra tekbir getir.Ezberinde Kur'an varsa onu oku.Eğer yoksa Allah'a hamd et tekbir getir ve La ilahe illallah de.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis namazını yanlış kılan kişi hadisi olarak bilinir.Bu hadis namazın niteliğini,rükünlerini,farzlarını ve şartlarını açıklayanların itimad ettiği hadistir.Öyle ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazın yapılması gereken amellerini en üst noktada öğretmiş ve açıklamıştır.Bu hadiste yapmayı terk ettikleri farz olmayan şeyler sayılır.Hadisin geneli:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi.Sahabeden de biri girdi.Onun ismi (Hallâd b. Râfi') olup sözleri ve fiilleri tam olmayan bir namaz kıldı.Namazını bitirince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdi o da selamını aldı ve dön namazını tekrar kıl,çünkü sen namaz kılmadın buyurdu.Döndü ve ikinci namazında birinci namazında yaptığı gibi yaptı.Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Üç defa dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.Seni hak ile gönderenin adına yemin olsun ki yaptığımdam daha güzelini yapamıyorum bana öğret.İlim öğrenmeye gayret ettiği zaman ve nefsi güç yetirdiğinde uzun bir gel-gitten sonra kabul etmeye hazır oldu.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu:Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:Namaz kılmak istediğin zaman İftitah tekbirini al,Fatiha suresini okuduktan sonra,istediğin yerden Kur'an oku.Sonra sükunet bulana kadar rüku yap.Sonra da düz bir şekilde kıyamda durana kadar rükûdan kalk.Bu durumda sükunet içinde dur.Sonra da sükûnet bulana kadar secde et.Sonra da sükûnet bulana kadar secdeden kalk ve otur.İftitah Tekbiri hariç bu sözleri ve fiilleri bütün namazlarında yap.Çünkü o diğer rekatlar hariç olarak sadece birinci rekatta getirilir.Bazı rivayetler kıbleye dönmek ve abdest gibi bazı şartlara da dikkat çekmiştir.
32 Muhammed b. Amr'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:Ebû Humeyd es Saidî -radıyallahu anh-’den Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından on kişilik bir guruptan birisi olan Ebû Katâde'den işittim şöyle diyordu; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazını en iyi bileniniz benim bunun üzerine dediler ki: “Müslüman olmada bizden eski değilsin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına en çok gidip gelenlerimizden de değilsin” dedi ki: Evet o halde anlat bakalım dediler; O’da dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başladığında ayakta dosdoğru durur, ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak tekbîr alırdı, sonra rükû’a varmak istediğinde yine ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve tekbîr getirerek rükû’a varırdı. Rükû’da düzgün vaziyette durur başını ne aşağı sarkıtır nede yukarıya doğru dikerdi ellerini de dizleri üzerine koyardı sonra “Semiallahü limen hamideh” diyerek ellerini kaldırır ve doğrulurdu vücudunu aynen ayakta durduğu şekle gelirdi. Sonra secdeye gitmek üzere eğilir Allahü ekber der kollarını koltuklarından aralar ayak parmaklarını serbest bırakır sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik dururdu sonra Allahü ekber diyerek ikinci secdeye iner sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik durur ve sonra ikinci rekât için ayağa kalkardı ve ikinci rekâtta da aynen yapardı iki secdeden kalkınca tekbir alır ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı ilk namaza başlarken aldığı tekbir gibi tüm rekâtları bu şekilde kılar namazın biteceği son rekâtın oturumunda sol ayağını çıkararak kalçası üzerine oturur ve selam vererek namazdan çıkardı.Ona doğru söyledin dediler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle namaz kılardı.Sünen-i Ebî Dâvûd,(aslı Buhâri'de).
عن محمد بن عمرو بن عطاء، قال: سمعت أبا حميد الساعدي، في عشرة من أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم منهم أبو قتادة، قال أبو حميد: أنا أَعلمُكم بصلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قالوا: فَلِمَ؟ فوالله ما كنتَ بأكثرنا له تبعا ولا أقدمنا له صحبة، قال: بلى، قالوا: فاعْرِض، قال: " كان رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا قام إلى الصلاة يرفع يديه حتى يُحَاذِيَ بهما مَنْكِبَيْهِ ، ثم يُكبِّر حتى يَقِرَّ كل عظم في موضعه معتدلا، ثم يقرأ، ثم يكبِّر فيرفع يديه حتى يُحاذي بهما مَنْكبيه، ثم يركع ويضع رَاحَتَيْهِ على رُكبتيه، ثم يعتدل فلا يَصُبُّ رأسه ولا يُقْنِعُ ، ثم يرفع رأسه، فيقول: سمع الله لمن حمده، ثم يرفع يديه حتى يُحاذي بهما منكبيه معتدلا، ثم يقول: الله أكبر ثم يهوي إلى الأرض فيُجافي يديه عن جنبيه، ثم يرفع رأسه ويَثْني رجله اليسرى فيقعد عليها، ويفتح أصابع رجليه إذا سجد، ويسجد ثم يقول: الله أكبر، ويرفع رأسه ويَثْني رجله اليسرى فيقعد عليها حتى يرجع كل عظم إلى موضعه، ثم يصنع في الأخرى مثل ذلك، ثم إذا قام من الركعتين كبر ورفع يديه حتى يحاذي بهما منكبيه كما كبر عند افتتاح الصلاة، ثم يصنع ذلك في بقية صلاته حتى إذا كانت السجدة التي فيها التسليم أخر رجله اليسرى وقعد مُتَوَرِّكًا على شقه الأيسر، قالوا: صدقت هكذا كان يصلي صلى الله عليه وسلم .
Muhammed b. Amr'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:Ebû Humeyd es Saidî -radıyallahu anh-’den Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından on kişilik bir guruptan birisi olan Ebû Katâde er Rib’î’den işittim şöyle diyordu; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazını en iyi bileniniz benim bunun üzerine dediler ki: “Müslüman olmada bizden eski değilsin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına en çok gidip gelenlerimizden de değilsin” dedi ki: Evet o halde anlat bakalım dediler; O’da dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başladığında ayakta dosdoğru durur, ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak tekbîr alırdı, sonra rükû’a varmak istediğinde yine ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve tekbîr getirerek rükû’a varırdı. Rükû’da düzgün vaziyette durur başını ne aşağı sarkıtır nede yukarıya doğru dikerdi ellerini de dizleri üzerine koyardı sonra “Semiallahü limen hamideh” diyerek ellerini kaldırır ve doğrulurdu vücudunu aynen ayakta durduğu şekle gelirdi. Sonra secdeye gitmek üzere eğilir Allahü ekber der kollarını koltuklarından aralar ayak parmaklarını serbest bırakır sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik dururdu sonra Allahü ekber diyerek ikinci secdeye iner sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik durur ve sonra ikinci rekât için ayağa kalkardı ve ikinci rekâtta da aynen yapardı iki secdeden kalkınca tekbir alır ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı ilk namaza başlarken aldığı tekbir gibi tüm rekâtları bu şekilde kılar namazın biteceği son rekâtın oturumunda sol ayağını çıkararak kalçası üzerine oturur ve selam vererek namazdan çıkardı.Ona doğru söyledin dediler:Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle namaz kılardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisi şerif Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namaz kılma şeklini açıklıyor.Bu şekil namaz kılmak isteyen için en mükemmel olanıdır.Bunda namazın rükunlerinden,vaciplerinden,müstehaplarından,tekbirlerden ve selamdan dahi bahsediyor.O namaz kılış şekli şudur:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazını en iyi bileniniz benim bunun üzerine dediler ki: “Müslüman olmada bizden eski değilsin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına en çok gidip gelenlerimizden de değilsin” dedi ki: Evet o halde anlat bakalım dediler; O’da dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başladığında ayakta dosdoğru durur, ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak tekbîr alırdı, sonra rükû’a varmak istediğinde yine ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve tekbîr getirerek rükû’a varırdı. Rükû’da düzgün vaziyette durur başını ne aşağı sarkıtır nede yukarıya doğru dikerdi ellerini de dizleri üzerine koyardı sonra “Semiallahü limen hamideh” diyerek ellerini kaldırır ve doğrulurdu vücudunu aynen ayakta durduğu şekle gelirdi. Sonra secdeye gitmek üzere eğilir Allahü ekber der kollarını koltuklarından aralar ayak parmaklarını serbest bırakır sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik dururdu sonra Allahü ekber diyerek ikinci secdeye iner sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik durur ve sonra ikinci rekât için ayağa kalkardı ve ikinci rekâtta da aynen yapardı iki secdeden kalkınca tekbir alır ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı ilk namaza başlarken aldığı tekbir gibi tüm rekâtları bu şekilde kılar namazın biteceği son rekâtın oturumunda sol ayağını çıkararak kalçası üzerine oturur ve selam vererek namazdan çıkardı.
33 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza tekbir alarak başlar ve “Elhamdu lillâhi rabbilâlemîn” diyerek kıraate başlardı
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنين رَضيَ اللهُ عنها قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْتَفْتِحُ الصَّلَاةَ بِالتَّكْبِيرِ، وَالقِرَاءَةِ، بِـ الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، وَكَانَ إِذَا رَكَعَ لَمْ يُشْخِصْ رَأْسَهُ وَلَمْ يُصَوِّبْهُ، وَلَكِنْ بَيْنَ ذَلِكَ، وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِمًا، وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السَّجْدَةِ لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ جَالِسًا، وَكَانَ يَقُولُ فِي كُلِّ رَكْعَتَيْنِ التَّحِيَّةَ، وَكَانَ يَفْرِشُ رِجْلَهُ اليُسْرَى وَيَنْصِبُ رِجْلَهُ اليُمْنَى، وَكَانَ يَنْهَى عَنْ عُقْبَةِ الشَّيْطَانِ، وَيَنْهَى أَنْ يَفْتَرِشَ الرَّجُلُ ذِرَاعَيْهِ افْتِرَاشَ السَّبُعِ، وَكَانَ يَخْتِمُ الصَّلَاةَ بِالتَّسْلِيمِ.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza tekbir alarak başlar ve “Elhamdu lillâhi rabbilâlemîn” diyerek kıraate başlardı. Rükûya vardığında başını ne yukarı kaldırır ne de aşağı eğerek tutardı; ikisinin arasında bir konumda tutardı. Rükûdan başını kaldırdığında, tam olarak doğrulup ayakta duruncaya kadar secdeye gitmezdi. Secdeden başını kaldırdığında da tam olarak oturup yerleşinceye kadar tekrar secdeye gitmezdi. Her iki rekâtta bir teşehhüde oturduğunda Tahiyyat okurdu. Sol ayağını yere serer, sağ ayağını ise dikerek otururdu. Şeytan'ın oturuşundan nehyederdi. Ayrıca kişinin, yırtıcı hayvanın ön ayaklarını yere sermesi gibi kollarını yere sererek secde etmesini de yasaklardı. Namazı selâm vererek bitirirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazından bahsederek, namaza iftitah tekbiriyle başladığını, “Allahu ekber” dediğini ve kıraate Fâtiha Suresiyle başladığını belirtmiştir: «Elhamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn...» Kıyamdan sonra rükûa vardığında rükû esnasında başını ne yukarı kaldırır ne de aşağı eğer, aksine (sırtıyla) aynı hizada ve düz tutardı. Rükûdan başını kaldırdığında secdeye varmadan önce iyice doğrulup ayakta durur; ilk secdeden başını kaldırdığında ise tam anlamıyla oturup doğrulmadıkça ikinci secdeye varmazdı. Her iki rekatta bir teşehhüd için oturur ve 'Et-Tahiyyâtu lillâhi ve's-salavâtu ve't-tayyibât...' derdi. İki secde arasında veya teşehhüd için oturduğunda sol ayağını yatırıp üzerine oturur, sağ ayağını ise dik tutardı. Namaz kılan kişinin namazında Şeytan'ın oturuşu gibi oturmasını da yasaklardı. Bu (yasak oturuş); ayaklarını yere serip topuklarının üzerine oturması yahut kalçalarını yere yapıştırıp bacaklarını dikerek ellerini de bir köpeğin yere yayılışı gibi yere koymasıdır. Ayrıca namaz kılan kimsenin, yırtıcı hayvanların yere serilişine benzer şekilde kollarını yere yapıştırarak secde etmesi de yasaklanmıştır. Namazını ise selam vererek bitirirdi: Önce sağına, ardından soluna birer defa 'Esselâmu aleykum ve rahmetullah' derdi.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazının bazı özellikleri açıklanmıştır.
- Namaza girişte, namaza aykırı olan her türlü söz ve davranışı yasaklayan iftitah tekbirinin alınması farzdır ve bu lafız dışında başka hiçbir ifade namaza başlamak için onun yerine geçemez.
- Fâtiha Suresi'ni okumak farzdır.
- Rükû yapmak farzdır ve rükûda sünnet olan ise başı yukarı kaldırmadan ve aşağı eğmeden dümdüz tutmaktır.
- Rükûdan doğrulmak farzdır ve rükûdan doğrulduktan sonra dik durup beklemek de farzdır.
- Secde etmek, secdeden doğrulmak ve secdeden sonra tam anlamıyla oturup sükûnet bulmak farzdır.
- Namaz kılan kimsenin oturuşlarda sol ayağını yere serip üzerine oturması ve sağ ayağını dikmesi meşrudur. Ancak akşam ve yatsı gibi iki teşehhüdün bulunduğu namazların son teşehhüdünde sünnet olan teverrük oturuşudur. Bu hususta başka hadisler de rivayet edilmiştir.
- Şeytan'ın oturma şekline benzer bir şekilde oturmak yasaklanmıştır. Bu yasak oturuş; kişinin ya ayaklarını yere yatırıp topukları üzerine oturması ya da ayaklarını dikip kalçasını ikisinin arasında yere yapıştırarak oturmasıdır.
- Namaz kılan kimsenin kollarını yere yayarak yırtıcı hayvanların duruşuna benzer bir şekilde durması yasaktır; çünkü bu tembellik ve zayıflık işaretidir.
- Şeytana ve hayvanlara, onların yaptıkları hareketlerde benzemekten sakındırılmıştır.
- Namazı selam vererek sonlandırmak farzdır; selam ise namaz kılanlara, orada bulunanlara ve gıyapta kalan tüm salih kullara her türlü kötülük ve noksanlıktan esenlik dileyen bir duadır.
- Namazda tadili erkan farzdır.
34 ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber namaz kıldım. Göğsünün üzerinde sağ elini sol elinin üzerine üzerine koydu.''
عن وائل بن حجر رضي الله عنه قال: «صلَّيت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ، ووضع يَدَه اليُمْنَى على يَدِه اليُسْرى على صَدْرِه».
Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber namaz kıldım. Göğsünün üzerinde sağ elini sol elinin üzerine üzerine koydu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Huzeyme rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
''Sağ elini sol elinin üzerine koydu." El, mutlak olarak kullanılır ise bununla kast edilen, avuçtur. Burada da kast edilen odur. Bunu Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin şu lafızla rivayet ettikleri: ''Sonra da sağ elini sol elinin üzerine kol ile avuç arasındaki mafsalın, elden direseğe kadar olan kısmın üzerine koydu.'' rivayeti desteklemektedir. Rusg, kol ile avuç arasındaki mafsaldır. ''Göğsü üzerine'' Sağ elini sol elinin üzerine ve onları namaz kılarken göğsü üzerine koydu.
35 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebubekir ve Ömer -radıyallahu anhum- namazlarına ''Elhamdulillahi Rabbilalemin ile başlarlardı.''
عن أنس رضي الله عنه : أن النبي صلى الله عليه وسلم وأبا بكر وعمر كانوا يفتتحون الصلاة بـ﴿الحمد لله رب العالمين﴾. زاد مسلم: لا يذكرون: ﴿بسم الله الرحمن الرحيم﴾ في أول قراءة ولا في آخرها. وفي رواية لأحمد والنسائي وابن خزيمة: لا يجهرون بـ﴿بسم الله الرحمن الرحيم﴾. وفي أخرى لابن خزيمة: كانوا يُسرُّون.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebubekir ve Ömer -radıyallahu anhum- namazlarına ''Elhamdulillahi Rabbilâlemin ile başlarlardı.'' Müslim bu hadise ilave olarak "Onlar, namazda kıraatın ne önünde ve ne de sonunda (bismillâhirrahmânirrahîm) derlerdi. (Yani bunu demezlerdi) sözünü rivayet etmiştir. Ahmed'in, Nesâi'nin ve İbn Mâce'nin rivayetlerinde "Onlar, (Bismillâhirrahmânirrahîm)'i sesli olarak okumazlardı." şeklinde gelmiş, İbn Huzeyme'nin rivayetinde ise: "Onlar sessiz okurlardı.'' şekilde gelmiştir. Bu rivayeti illetli sayan kimseye Müslim'in rivayetindeki nefiy (olumsuzluk ifadesi) buna (yani besmelenin sessizce okunduğuna) hamledilir.
Derecesi: Bütün rivayetleriyle sahihtir · Kaynak: İbn Huzeyme rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve O'nun iki arkadaşı (Ebu Bekir ve Ömer'in) -radıyallahu anhuma- namaz kılarken Fatiha Suresi'nden önce besmeleyi cehri olarak (açıktan ve sesli bir şekilde) okumadıklarını açıklamaktadır. Bu da besmelenin Fatiha Suresi'nden olmadığını pekiştirmektedir. Daimi Fetva Kurulu şöyle demiştir: Doğru olan besmelenin, ne Fatihâ'dan ve ne de diğer surelerden bir ayet olduğudur. (yani değildir) Bilakis besmele, Kur'an'dan bir ayettir. Neml Sûresi'nde Allah Teâlâ'nın şu ayetinde geçen bir ayettir. (Mektup Süleymandan'dır. Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlamaktadır.) Beraat/Tevbe Suresi hariç her surenin başında besmeleyi okumak müstehaptır. Sünnet olan, besmeleyi namazda Fatihâ'dan önce sessiz bir şekilde okumaktır.
36 Öğle namazının farzını kılarken ilk iki rekatında Fatiha Sûresi'ni ve iki sure okurdu. Son iki rekatta ise Fatiha Sûresi'ni okuyor ve bize bir ayet işittiriyordu.
عن أبي قتادة رضي الله عنه : «أن النبي صلى الله عليه وسلم كان يقرأ في الظهر في الأوليين بأم الكتاب، وسورتين، وفي الركعتين الأخريين بأم الكتاب ويسمعنا الآية، ويطول في الركعة الأولى ما لا يطول في الركعة الثانية، وهكذا في العصر وهكذا في الصبح».
Ebû Katâde -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazının farzını kılarken ilk iki rekatında Fatiha Sûresi'ni ve iki sure okurdu. Son iki rekâtta Fatiha Sûresi'ni okuyor ve bize bir ayet işittiriyordu. Birinci rekâtta, ikinci rekâtta uzatmadığı kadar uzun okurdu. Aynı şekilde ikindi namazında ve sabah namazında da böyle okuyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis-i şerif, öğle ve ikindi gibi sessiz olarak kılınan namazların ilk iki rekâtlarında Fâtiha Sûresi'yle beraber başka bir sure okuduğunu açıklamaktadır. Açıktan okunan namazlarda yaptığı gibi son iki rekâtta sadece Fatiha Suresi'ni okurdu. Namazı öğretmek amacı ile sesi biraz yükseltmekte bir sakınca yoktur.
37 Bizler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in öğle ve ikindi namazlarının (uzunluğunu) ölçerdik. Öğle namazının ilk iki rekatındaki kıyamı Secde suresini okuyacak kadardı. Son iki rekâttaki kıyamı ise bunun yarısı kadardı.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قال: «كنا نَحْزِرُ قيام رسول الله صلى الله عليه وسلم في الظهر والعصر فَحَزَرْنَا قيامه في الركعتين الأُولَيَيْنِ من الظهر قَدْرَ قراءة الم تنزيل السجدة وَحَزَرْنَا قيامه في الأُخْرَيَيْنِ قدر النصف من ذلك، وَحَزَرْنَا قيامه في الركعتين الأوليين من العصر على قدر قيامه في الأُخْرَيَيْنِ من الظهر وفي الأخريين من العصر على النصف من ذلك» ولم يذكر أبو بكر في روايته: الم تنزيل وقال: قدر ثلاثين آية.
Ebu Said -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: "Bizler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in öğle ve ikindi namazlarının (uzunluğunu) ölçerdik. Öğle namazının ilk iki rekâtındaki kıyamı Secde suresini okuyacak kadardı. Son iki rekâttaki kıyamı ise bunun yarısı kadardı. İkindi namazındaki ilk iki rekâtının kıyamı, öğlenin son iki rekâtındaki kıyamı kadar, son iki rekâttaki kıyamı ise bunun yarısı kadardı. Ebu Bekir rivayetinde Secde suresi kadar ibaresini zikretmemiş, otuz ayet kadardır, demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif bize, öğle ve ikindi namazlarından her birinin kıyamlarının miktarını beyan etmektedir. Öğle namazının ilk iki rekatındaki kıyamı, otuz ayet ya da Secde suresini okuyacak kadardır. Son iki rekâttaki kıyamı ise bunun yarısı kadar, yani on beş ayet okuyacak kadardı. İkindi namazı öğle namazından daha azdır. İlk iki rekâtının kıyamı on beş ayet uzunluğunda, son iki rekatının uzunluğu da yarısı kadar, yani yedi veya sekiz ayet kadardır.
38 ''Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra, namazı onun namazına bundan daha fazla benzeyen başka bir kimsenin arkasında namaz kılmadım. O insan arkasında namaz kıldım. O, öğle namazının kıyamında ilk iki rekatını uzun tutuyor, son iki rekatını ise kısa tutuyordu. İkindi namazını daha kısa kılıyor, akşam namazında kısa surelerden okuyordu. Yatsı namazında Şems Suresi ve benzerlerini okuyordu. Sabah namazında ise iki uzun sure okuyordu.''
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: «ما صليت وراء أحد أشبه صلاة برسول الله صلى الله عليه وسلم من فلان - فصلينا وراء ذلك الإنسان وكان يطيل الأوليين من الظهر، ويخفف في الأخريين، ويخفف في العصر، ويقرأ في المغرب بقصار المفصل، ويقرأ في العشاء بالشمس وضحاها وأشباهها، ويقرأ في الصبح بسورتين طويلتين».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: ''Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra, namazı onun namazına bundan daha fazla benzeyen başka bir kimsenin arkasında namaz kılmadım. O insan arkasında namaz kıldım. O, öğle namazının kıyamında ilk iki rekatını uzun tutuyor, son iki rekatını ise kısa tutuyordu. İkindi namazını daha kısa kılıyor, akşam namazında kısa surelerden okuyordu. Yatsı namazında Şems Suresi ve benzerlerini okuyordu. Sabah namazında ise iki uzun sure okuyordu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis, Mescid-i Nebevî'nin imamlarından birinin kıldırdığı namazın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına benzediğini açıklıyor. Öğle namazının ilk iki rekatında uzun, son iki rekatında kısa okumasıyla, ikindi namazında kısa okumasıyla, akşam namazının farzının kıyamında kısa sureleri okumasıyla, yatsı namazının farzında kıyamda Leyl Suresi ve benzerlerini okumasıyla ve sabah namazında uzun okumasıyla da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi oluyordu.
39 Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i akşam namazında Tûr Sûresi'ni okurken işittim.(Onlar, bir yaratan olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratanlar kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır! Onlar Allâh’a kesin olarak inanmıyorlar. Yâhut Rabbinin hazîneleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?) Bu âyet-i celilelere gelince kalbim heyecandan neredeyse uçacak gibi oldu.
عن جبير بن مطعم رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقرأ في المغرب بالطُّور، فلما بلغ هذه الآية: ﴿أم خُلِقُوا من غير شيء أم هم الخالقون، أم خَلَقُوا السموات والأرض بل لا يوقنون، أم عندهم خزائن ربك أم هم المسيطرون﴾. قال: كاد قلبي أن يطير.
Cubeyr b. Mut'ım -radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i akşam namazında Tûr Sûresi'ni okurken işittim. (Onlar, bir yaratan olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratanlar kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır! Onlar Allah’a kesin olarak inanmıyorlar. Yahut Rabbinin hazîneleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?) Bu âyet-i celilelere gelince kalbim heyecandan neredeyse uçacak gibi oldu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Cubeyr -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i akşam namazının ilk iki rekatında Tur Sûresi'ni okurken işittiğinden bahsediyor. Bu olay, Bedir Savaşı'ndan sonra esirleri kurtarmak için geldiğinde olmuştur. O, bu olaydan sonra Müslüman olmuştur.
40 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- namazı, rükûsu, başını rükûdan kaldırması, secdesi ve iki secde arasındaki oturuşu birbirine aynı gibi yakındı."
عن الحكم قال: غَلَب على الكُوفة رجُل -قد سَمَّاه- زَمَنَ ابن الأشْعَث، فأمر أبَا عُبيدة بن عبد الله أن يصلِّي بالناس، فكان يصلِّي، فإذا رَفع رأسه من الرُّكوع قام قَدْر ما أقُول: اللَّهُم ربَّنا لك الحَمد، مِلْءَ السَّماوات ومِلْءَ الأرض، ومِلْءَ ما شِئت من شَيء بعد، أهْل الثَّناء والمَجد، لا مانع لما أعْطَيت، ولا مُعْطِي لما مَنعت، ولا يَنفع ذَا الجَدِّ مِنْك الجَدِّ. قال الحَكم: فَذَكَرت ذلك لعَبد الرَّحمن بن أبي ليلى فقال: سمعت البَرَاء بن عَازب يقول: «كانت صلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم وركُوعه، وإذا رفع رأسه من الرُّكوع، وسُجوده، وما بَيْن السَّجدتين، قريبًا من السَّوَاء» قال شُعبة: فذَكَرْتُه لِعَمرو بن مُرَّة فقال: قد رأيت ابن أبي ليلى، فلم تَكن صلاته هكذا.
Hakem'den rivayet edildiğine göre; Kûfe'ye bir adam hakim olmuştu -ismini de söyledi- Zemen b. Eş'as Ebû Ubeyde b. Abdillah'ın insanlara namaz kıldırmasını emretti. Namaz kılarken başını rükûdan kaldırdığı zaman «Allahumme Rabbenâ ve leke'l-hamdu, mil'us-semâvâti ve mil'ul ardi ve mil'u mâ şi'te min şey'in ba'du. Ehle's senâi ve'l mecdi. Lâ mânia limâ a'teyte ve lâ mu'tiye limâ mena'te velâ yenfeu ze'l ceddi minke'l ceddi.» (Allah'ım! Hamd sanadır, yeryüzü ve gökyüzü dolusunca, senin istediğin şeyler kadar, sen övülmeye layıksın ve yücelik ehlisin. Verdiğine engel olacak yoktur. Engel olduğunu da verecek yoktur. Varlıklı ve servet sahibi kimsenin varlığının sana karşı bir faydası olmaz.) diyecek kadar dururdu. Hakem dedi ki: Bunu Abdurrahman b. Ebî Leylâ'ya zikrettim. Ve bana dedi ki: Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'ı şöyle derken dinledim: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı, rükûsu, başını rükûdan kaldırması, secdesi ve iki secde arasındaki oturuşu birbirine aynı gibi yakındı." Şu'be dedi ki: Bunu Amr b. Murra'ya zikrettim. Dedi ki: İbn Ebî Leylâ'yı gördüm onun namazı böyle değildi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası:''Kûfe'ye bir adam yönetici olmuştu -ismini de söyledi- Zemen b. Eş'as, Ebû Ubeyde b. Abdillah'ın insanlara namaz kıldırmasını emretti.''Bu adam ikinci rivayette söylediği gibi Matar b. Nâciye'dir.Ebû Ubeyde ki o, Abdullah b. Mesud -radıyallahu anh'ın oğludur. -.''Namaz kılıyordu.Namaz kılarken başını rükûdan kaldırdığı zaman Allahumme Rabbenâ ve Leke'l-Hamd diyecek kadar duruyordu.Bu kadar durmak namazın farzlarından bir farzdır.Ama bunun üzerine ''Gökyüzü dolusunca'' Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in- ''İmam semallahu limen hamde derse sizde Rabbenâ velek'el-Hamd deyin''sözü sebebiyle '' müstehaptır.''Allahumme Rabbenâ ve leke'l-Hamd'' sözünün manası dua ve itiraftır.Rabbimiz bizim duamıza icabet et. Bize hidayet vermen ve muvaffak kılmandan dolayı hamd sanadır.''Mil'us-Semâvâti ve Mil'ul'-Ardi'' bu söz ile murad edilen Allah'ın kadrinin yüceltilmesi ve zikredilecek mahlukatın sayısının çokluğudur. Manası:Ey Rabbimiz. eğer bu hamdler cisim olsaydı bütün bunlar, yer ve gök arasın doldururdu.''Mil'e Mâ Şi'te Min şeyin Ba'du'' Senin geniş mülkünde bilmediğimiz şeyler adedince''.''Ehlü's-Senâi vel-Mecdi'' Ey Rabbimiz Sen övülmeye layık olansın. Senâ: Övgü, Mecd: Azamet, hükümranlık ve şerefin en üst derecesidir.Mutlak yüceltme ve övgüye layık olan sadece Allah Azze ve Celle'dir.''Lâ mânia Limâ a'tayte''Senin vermek istediğine engel olacak yoktur.''Ve Lâ Mu'tıye Limâ Mena'te''Yani:Hikmetin ve adaletin ile vermek istemediğini de verecek yoktur.''Ve Lâ Yenfeu Zel Ceddi Minke'l-Ceddi'' Cedd:Zenginlik ve hazdır. Zengin olanın zenginliği ve haz sahibinin hazzı Senin yanında bir fayda vermez.Bu onu azaptan korumaz.Ona sevapta veremez. Sadece fayda verecek olan Senin iradene bağlı olandır. Hakem dedi ki:Bunu Abdurrahman b. Ebî Leylâ’ya zikrettim. O da dedi ki: Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ı şöyle derken işittim:’’Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- namazı, rükûsu, başını rükûdan kaldırması, secdesi ve iki secde arasındaki oturuşu birbirine aynı gibi yakındı. Manası: Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem’in- namazı aralarında az bir fark olmasıyla beraber rükünlerin miktarı birbirine yakındır. Kıyamı uzun tutarsa rükûyuda kıyamına yakın bir şekilde uzun tutardı ve kalan diğer rükünlerde de böyle yapmıştır. Eğer kıyamı hafif tuttuysa rüküyuda hafif tutardı. Öyle ki kıyamına yakın olurdu ve kalan diğer rükünlerde de böyle yapardı.Bu hadis bazı zamanlara hamledilir. Yoksa Nebî –aleyhi's-Salâtu ve's selam- bazen namazını uzun tutardı. Bunun üzerine: Bu hadis bazı vakitlerde cereyan etmiştir. Özetle Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem’in- namazı vakit olarak birbirine yakındı. Rükûsu, rüküdan kalkması, secdesi, iki secde arasında oturması vakit olarak birbirine yakındı. Ancak bazı zamanlarda kıyamı ve kıratı uzun tutardı.
41 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûya gittiği zaman parmaklarını açar Secde ettiği zaman da ise parmaklarını kapatırdı.
عن وائل بن حجر رضي الله عنه : أن النبي صلى الله عليه وسلم كان إذا ركع فَرَّجَ أصابِعَه وإذا سَجد ضَمَّ أصَابِعه.
Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûya gittiği zaman parmaklarını açar. Secde ettiği zaman da ise parmaklarını kapatırdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Hibbân rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: ''Rükûya gittiği zaman parmaklarını açar. Secde ettiği zaman da ise parmaklarını kapatırdı.'' Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûda diz kapaklarını tutar ve parmaklarını açardı. Çünkü bu rukû için daha sağlam ve sırtının ve başının aynı hizada durması için daha sağlam bir duruştur. Secdeye gelince ellerini yere koyardı. Bu şekilde kıbleye yönelme hasıl olması için parmaklarını kapatır ve birbirlerine yapıştırırdı. O şekilde durmak secde esnasında vücuda dayanmada daha çok yardımcı olur.
42 O, (Mâlik İbnu'l-Huveyris) haber verdi ki, kendisi Peyamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle namaz kılarken görmüştür: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namazının tek rekâtlarında olduğu zamanlarda (bir müddet) dümdüz oturmadıkça (sonraki rekât için) ayağa kalkmazdı.
عن مالك بن الحويرث رضي الله عنه : أنه رأى النبي صلى الله عليه وسلم يصلي، فإذا كان في وِتْرٍ من صلاته لم ينهض حتى يستوي قاعداً.
Mâlik İbnu'l-Huveyris -radıyallahu anh- haber verdi ki, kendisi Peyamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle namaz kılarken görmüştür: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namazının tek rekâtlarında olduğu zamanlarda (bir müddet) dümdüz oturmadıkça (sonraki rekât için) ayağa kalkmazdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetlerinden biri de şudur: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; namazda birinci rekatı kılıp ikinci rekatı kılmak için kalkacağı esnada ve üçüncü rekâttan dördüncü rekâta kalkacağı esnada hafifçe (sırtı dümdüz olacak şekilde) tam bir şekilde oturmadan kalkmazdı. Bu oturuşa dinlenme oturuşu denir. Bu oturuşu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir çok sahabe rivayet etmiştir.
43 “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûdan sonra bir ay kunut yaptı. Suleymoğulları'ndan bazı kabilelere beddua ediyordu. ”Enes -radıyallahu anh- sayıda tereddüd ederek dedi ki: (Nebi -sallallahu aleyhive sellem-) Kırk ya da yetmiş kurrâyı müşriklere gönderdi. O müşrikler ile Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- arasında yapılmış bir anlaşma olmasına rağmen, o kabileler kurrâlara karşı çıkıp, onları öldürdüler. Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunlara hüzünlendiği kadar hiçbir kimseye hüzünlendiğini görmedim.''
عن عاصم قال: سألتُ أنساً رضي الله عنه عن القُنُوت، قال: قبل الركوع، فقلت: إن فلاناً يزعم أنك قلت بعد الركوع؟ فقال: كَذَبَ، ثم حَدَّثَنَا، عن النبي صلى الله عليه وسلم : «أنه قنت شهراً بعد الركوع، يدعو على أحياء من بني سليم»، قال: «بعث أربعين -أو سبعين يشك فيه- من القراء إلى أناس من المشركين»، فعرض لهم هؤلاء فقتلوهم، وكان بينهم وبين النبي صلى الله عليه وسلم عهد، «فما رأيته وجد على أحد ما وجد عليهم».
Âsım'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Enes –radıyallahu anh-’a kunuttan sordum. O da: “Rukûdan önce” diye cevap verdi. Bunun üzerine ben: “Falanca, senin (kunutu) rûkudan sonra dediğini iddia ediyor buna ne dersin? dedim." Bunun üzerine Enes-radıyallahu anh-, o yanlış söylemiştir, dedi. Sonra bize Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den şöyle rivayet etti: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rukûdan sonra bir ay kunut yaptı. Suleymoğulları'ndan bazı kabilelere beddua ediyordu.” Enes -radıyallahu anh- sayıda tereddüd ederek dedi ki: (Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-) Kırk ya da yetmiş kurrâyı müşriklere gönderdi. O müşrikler ile Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- arasında yapılmış bir anlaşma olmasına rağmen, o kabileler kurrâlara karşı çıkıp, onları öldürdüler. Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bunlara hüzünlendiği kadar hiçbir kimseye hüzünlendiğini görmedim.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis-i şerif musibetler karşısında kunut yapmanın meşru olduğunu açıklıyor. Kunutun yeri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi rükûdan kalkınca olur. Suleymoğulları'ndan bazı kabileler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara gönderdiği kurralardan yetmiş ya da kırk hafızı öldürerek kendileri ile müslümanlar arasındaki anlaşmayı bozmuşlardır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, rükûdan sonra bir ay kunut yapıp Suleymoğulları'ndan bazı kabilelere beddua etti.
44 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kavim için dua ettiği ya da bir kavme beddua ettiği zaman dışında kunut yapmazdı.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم : كان لا يقنت إلا إذا دعا لقوم، أو دعا على قوم.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kavim için dua ettiği ya da bir kavme beddua ettiği zaman dışında kunut yapmazdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Huzeyme rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis-i şerif, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kunut yaptığı yerleri açıklıyor. O yerler ya bir kavim için dua ya da bir kavme beddua ettiği zamandır. Bununla musibetler anında kunut yapmanın meşru olduğu ortaya çıkmaktadır. Başka bir farz namazda kunut yaptığı varid olmamıştır. Kunut yapmak; musibetlerin ve belaların indiği zamana mahsustur. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müslümanlardan bir topluluk için dua etmesi durumu haricinde kunut yapmazdı. Bu kunut, bazı namazlara özel olup diğer namazlar dışında olmaz diye bir şey yoktur. Yapılacak olursa bütün namazlarda kunut yapmak gerekir.
45 Ey babacığım! Muhakkak ki sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali -radıyallahu anhum-'un arkasında ve Ali -radıyallahu anh-'ın arkasında burada Kûfe'de yaklaşık beş yıl namaz kıldın. Sabah namazında kunut yapıyorlar mıydı? Ey oğulcuğum bu sonradan çıkan bir şeydir, dedi.
عن أبي مالك الأشجعي سعد بن طارق رضي الله عنه قال: قلت لأبي: يا أبت إنك قد صليت خلف رسول الله صلى الله عليه وسلم وأبي بكر وعمر وعثمان وعلي هاهنا بالكوفة، نحوًا من خمس سنين، «فكانوا يَقْنُتُونَ في الفجر؟» فقال: أَيْ بُنَيَّ مُحْدَثٌ.
Ebû Mâlik el-Eşcaî Sa'd b. Târık -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki: Babama dedim ki: Ey babacığım! Muhakkak ki sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali -radıyallahu anhum-'un arkasında ve Ali -radıyallahu anh-'ın arkasında burada Kûfe'de yaklaşık beş yıl namaz kıldın. Sabah namazında kunut yapıyorlar mıydı? Ey oğulcuğum bu sonradan çıkan bir şeydir, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisi şerif eğer bir musibet sebebiyle değil ise sabah namazında kunut yapmanın bidat olduğunu bildiriyor. Şeyhulislam dedi ki: Müslümanların başına bir musibet gelmesi haricinde vitir namazı dışında (bir namazda) kunut yapılmaz. Her namaz kılan bütün namazlarda kunut yapabilir. Lakin kunut sabah ve akşam namazlarında musibete uygun olarak daha münasib ve etkilidir. Kim sünneti tedebbur ederse (düşünürse), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazlarda sürekli olarak kunut yapmadığını kesin bir ilim ile bilecektir.Tevdîhu'l-Ahkâm (2/250).
46 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı.(Şehâdet) parmağı ile işârette bulunur, baş parmağını orta parmağının üzerine koyar, sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.
عن عبد الله بن الزُّبير رضي الله عنهما قال: «كان رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا قَعد يَدْعُو، وضع يَده اليُمْنَى على فخِذِه اليُمْنَى، ويَده اليُسْرَى على فخِذِه اليُسْرَى، وأشَار بِإِصْبَعِهِ السَّبَّابَة، ووضَع إبْهَامَه على إِصْبَعِهِ الوُسْطَى، ويُلْقِم كَفَّه الْيُسْرَى رُكْبَتَه».
Abdullah b. Zübeyr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. (Şehâdet) parmağı ile işarette bulunur, baş parmağını orta parmağının üzerine koyar, sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda teşehhüd için oturduğu zaman dua ederdi.'' Bu hadisi, İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'nın rivayet ettiği şu hadis pekiştirmektedir. ''(Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) teşehhüd için oturduğu zaman sol elini sol diz kapağının üzerine koyardı." Müslim rivayet etmiştir. Teşehhüd: ''Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-nebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtuh. Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasûlüh." Her türlü hürmet, salavât (dua) ve bütün iyilikler Allâh Teâlâ’ya mahsustur. Ey Nebi! Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm, bizim ve Allah'ın sâlih (doğru hareket eden) kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- O'nun kulu ve Rasûlüdür. Dua olarak isimlendirilmesinin sebebi şu sözü: ''Esselâmu aleyke'' ve ''Esselâmu aleynâ'' duadır. Şu sözü: ''Namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. ''Teşehhüd için oturduğu zaman sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. Elin diz kapağının yanına ya da üzerine yahut da baldırın üzerine konmasının sebebi abes ile iştigal olmaması içindir. Elin uyluğa konması diz kapağına konmasıyla fark etmez. Çünkü kim ellerini uyluklarına koymaya devam ederse ellerinin parmakları da diz kapaklarına ulaşacaktır. Nesai'de ve diğerlerinde bulunan Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'ın rivayetinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sol elini sol uyluğu ve sol diz kapağının üzerine koydu. Sağ dirseğinin ucunu sağ baldırının üzerine koydu. Şayet namaz kılan kimse dirseğinin ucunu uyluğuna koyarsa şüphe yok ki parmak uçları dizine ulaşacaktır.» Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: İlim adamları elin diz kapağının yanına ya da üzerine konması konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bazıları parmakların diz kapağı üzerine konulduğuna atıfta bulunmuştur. O da bu sözün manasıdır: ''Sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.'' ''Elini koydu'' Burada el ile söylenmek istenilen parmak uçlarından dirseklere kadar. Hadisin zahirine bu durum birinci teşehhüdde de ikinci teşehhüdde de aynıdır. (Şehâdet) parmağı ile işârette bulunurdu. Sözü sebbâbe baş parmağından sonra gelen parmaktır. Sebbâbe/işaret parmağı olarak isimlendirilmesinin sebebi kötü söz söylendiği zaman bu parmak ile işaret edilmesindendir. Müsebbiha olarak da isimlendirilir. Çünkü Allah Teâlâ'yı birleyip O'nu noksan sıfatlardan tenzih ederken bu parmak ile işaret edilir. Teşehhüd yaparken işaret parmağı ile tesbih etmek sahih hadislerde sabit olup sünnettir. Bu babtaki hadisin zahirine göre sünnet olan oturduğu vakitten bitene kadar işaret parmağıyla işaret etmesidir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda oturduğu zaman, sağ avucunu sağ uyluğunun üzerine koyar, sol elini de sol uyluğunun üzerine koyardı. (Şehâdet) parmağı ile işârette bulunur, baş parmağını orta parmağının üzerine koyar, sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı." Sözü buna delalet etmektedir. Yine Müslim'de Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edilen hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- teşehhüd için oturduğu zaman sol elini sol dizinin üzerine, sağ elini de sağ dizinin üzerine koyardı ve elli üç işareti yapıp işaret parmağıyla işaret ederdi. Aynısı Ebu Davud'ta Vâil b. Hucr -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği hadiste ''Sonra oturdu ve sol ayağını yere serdi, sol elini sol uyluğunun üzerine koydu. Sağ dirseğinin ucunu sağ uyluğunun üzerine koydu. Sonra iki parmağını halka yaptı. Orta parmakla baş parmağını halka yapıp işaret parmağıyla işaret etti. İbn Hacer -rahımehullah- şöyle dedi: ''Diğer rivayetlerinde buna delalet ettiği gibi ilk oturuşundan itibaren böyle yapmıştır.'' Bu şekilde İbn Bâz -rahimehullah- ve Dâimi Fetva Komisyonu fetva vermiştir. Şu sözü: ''Baş parmağını orta parmağının üzerine koydu." Yani, baş parmağı ve orta parmağıyla halka yapıp işaret parmağıyla işaret etti. ''Parmağıyla işaret etti sözü'' İşaret parmağıyla işaret etti demektir. Zikri geçen bütün durumlarda işaret parmağını dik tutmuştur. İşaret parmağıyla işaret etmekteki hikmet; ma'bûd olan (ibadet edilen) Allah Subhânehu ve Teâlâ'yı birlemektir. Namaz kılan kimse bu işaretiyle söz, fiil ve itikadını tevhidte bir araya getirmiş ve birleştirmiş olur. İmam Ahmed'in Müsnedi'nde İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edilen hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmuştur: «Bu şeytana karşı demirden daha şiddetlidir.» ''Parmağıyla işaret etti.'' sözü, hadisin zahiri hareket ettirmedi demektir. Çünkü işaret hareketten farklı bir şeydir. ''Sol eliyle de sol diz kapağını kavrardı.'' sözü, diz kapağın sol elinin içine sokar ve onu kabzederdi. Diz kapağı elinde sanki bir lokmaymış gibi olurdu. İkinci durum: Müslim'deki İbn Ömer -radıyallahu anh- hadisinde olduğu gibi elini diz kapağının üzerine kavramadan koyardı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için oturduğu zaman ellerini dizleri üzerine koyardı. Sol elini açık bir şekilde dizinin üzerine koyardı. Bunun üzerine sünnette teşehhüd yaparken ellerin konulması iki şekilde olur. İkisinden hangisini yaparsa sünnete uygun yapmış olur. En uygun olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den varid olan şekilde bazen bir uygulamayı bazen de diğer uygulamayı yapmaktır.
47 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i (namazın bitiminde) sağa sola selam verirken yanaklarının beyazlığını görürdüm
عَنْ سَعْدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ أَرَى رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ، وَعَنْ يَسَارِهِ، حَتَّى أَرَى بَيَاضَ خَدِّهِ.
Sa’d -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i (namazın bitiminde) sağa sola selam verirken yanaklarının beyazlığını görürdüm.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını bitirdikten sonra ilk selamı verirken başını sağa ve ikinci selamı verirken sola çokça çevirmesi sebebiyle yanaklarının beyazlığını gördüğünü haber vermiştir.
- Namazın bitiminde selam verirken sağa ve sola abartılı bir şekilde yönlenmenin dine uygun olduğu anlatılmıştır.
- Sağa ve sola yapılan iki selamlama şeklinin meşru (dine uygun) olduğu anlatılmıştır.
- Nevevî şöyle demiştir: Eğer iki selamı da sağına, soluna veya kendisine dönük olarak verirse ya da ilkini soluna, ikincisini sağına verirse namazı geçerlidir ve iki selam da yerine getirilmiş olur. Fakat selamın verilişinden elde edeceği fazileti kaçırmış olur.
48 Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Ömer de Sa'd'ı vâlilikten azledip Ammar b. Yâsir'i Kufeye vâli tayin etti.
عن جابر بن سمرة رضي الله عنهما قال: شكا أهل الكوفة سعدًا يعني: ابن أبي وقاص رضي الله عنه إلى عمر بن الخطاب رضي الله عنه فعزله، واستعمل عليهم عمارًا، فشَكَوا حتى ذكروا أنه لا يُحسن يصلي، فأرسل إليه، فقال: يا أبا إسحاق، إن هؤلاء يزعمون أنك لا تُحسن تصلي، فقال: أمَّا أنا والله فإني كنت أصلي بهم صلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم لا أَخْرِمُ عنها، أصلي صلاتَي العشاء فأَرْكُدُ في الأُولَيَيْنِ، وأُخِفُّ في الأُخْرَيَيْنِ. قال: ذلك الظن بك يا أبا إسحاق، وأرسل معه رجلًا -أو رجالًا- إلى الكوفة يسأل عنه أهل الكوفة، فلم يَدَعْ مسجدًا إلا سأل عنه، ويُثْنُونَ معروفًا، حتى دخل مسجدًا لبني عَبْسٍ، فقام رجل منهم، يقال له أسامة بن قتادة، يكنى أبا سَعْدَةَ، فقال: أما إذ نشدتنا فإن سعدًا كان لا يسير بالسَّرية ولا يَقْسِم بالسَّوية، ولا يَعْدِل في القضية. قال سعد: أما والله لأدعون بثلاث: اللهم إن كان عبدك هذا كاذبًا، قام رِياء، وسُمعة، فأطل عمره، وأطل فقره، وعرضه للفتن. وكان بعد ذلك إذا سئل يقول: شيخ كبير مفتون، أصابتني دعوة سعد. قال عبد الملك بن عمير الراوي عن جابر بن سمرة: فأنا رأيته بعد قد سقط حاجباه على عينيه من الكبر، وإنه ليتعرض للجواري في الطرق فيَغْمِزُهُنَّ.
Câbir b. Semure -radıyallahu anhuma- dedi ki; Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Ömer de Sa'd'ı vâlilikten azledip Ammar b. Yâsir'i Kufeye vâli tayin etti. Kûfeliler Sa'd hakkındaki şikâyetlerini, "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Ey Ebû İshak! Bu adamlar senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd: Allah'a yemin ederim ki ben onlara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım; ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, dedi. Sonra, (durumu bir de yerinde araştırmak üzere) Sa'd ile birlikte bir veya birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişi Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu, bütün mescidlere gidip cemaata Sa'd'ı sordu. Onlar da Sa'd hakkında hep övgü dolu sözler söylediler. En sonunda Absoğulları mescidine gitti (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet etti). Onlar arasından Ebû Sa'de Usâme b. Katâde kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez, mal taksiminde eşitliği gözetmez, adâletle hükmetmez, dedi. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim: Allahım, senin bu kulun bu söylediklerinde yalancı ise, sen onun ömrünü uzat, fakirliğini artır ve kendisini fitnelere çarptır. Sonraları Usâme'ye hali sorulduğunda: Kocamış, fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum, diye cevap verirdi. Hadisi, Câbir b. Semure'den rivayet eden râvi Abdülmelik b. Umeyr şöyle der: Daha sonraki zamanlarda o kişiyi ben de gördüm. Yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düşmüş olduğu halde yollarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh- Sa'd b. Ebû Vakkâs -radıyallahu anh-'ı Kûfe'ye vali olarak tayin etti. Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Hatta "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Nasıl olurki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in cennete gireceğine şahitlik ettiği bu değerli sahabi namaz kıldırmayı bilemezdi. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Kûfe ehli senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdığını haber verdi. Yatsı namazını zikretti sanki -En doğrusunu Allah bilir- şikayet bu namaz ile alakalıydı. Şüphesiz ki ben Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, diyerek onu tezkiye etti. Çünkü ondan beklenilen buydu. O iyi bir şekilde namaz kılmayı biliyordu ve o, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını emrederek kavmine namaz kıldırıyordu. Bununla birlikte Ömer -radıyallahu anh- bu meseleyi araştırdı. Çünkü o mesuliyeti üstlenmiş ve mesuliyetin kadrini biliyordu. Sonra, birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişiler Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu ve bu kimseler hangi mescide girerse girsinler Sad hakkında hep övgü dolu sözler duydular. En sonunda Absoğulları mescidine gittiler (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet ettiler). Onlar arasından bir adam kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez,ganimet elde ettiğinde mal taksiminde eşitliği gözetmez, insanlar arasında hükmettiğinde adâletle hükmetmez, dedi. Bu üç töhmetle onu suçladı. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim. Allah'ın onun ömrünü uzatmasını, fakirliğini artırmasını ve kendisini fitnelere çarptırmasını istedi. Bundan Alah'a sığınırız. Bu azamatli üç bedduadır. Ancak istisna ederek şayet bunu riya yada saygınlıktan dolayı bu kulun yaptı ise demiştir. Yani haksız yere yaptı ise demektir. Allah Teâlâ onun duasına icabet etti. Bu kimsenin ömrü uzun oldu, yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düştü. Bu kimse fakir birisiydi ve fitneye düçar oldu. Hatta bu haldeyken kocamış olduğu halde çarşı pazarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı. Bundan Allah'a sığınırız. Kendisi için fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum derdi.
49 "Sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırıp; «Semiallâhu limen hamideh. Rabbenâ ve leke'l-hamd» dedikten sonra; «Allah'ım! Falana ve falana lanet et!» diye beddua etti. Bunun üzerine Allah; "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini indirdi.
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما أنه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: إذا رَفَعَ رَأْسَه مِن الرُّكوع في الركعة الأخيرة مِن الفَجْر: «اللهمَّ الْعَنْ فُلانًا وفُلانًا». بعدَما يقول: «سَمِعَ الله لمن حَمِدَه رَبَّنا ولك الحَمْدُ». فأنزل الله: (لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَيْءٌ ...) الآية. وفي رواية: يَدْعُو على صَفْوَانَ بنِ أُمَيَّةَ، وسُهيْلِ بن عَمْرٍو، والحارث بن هشام، فنَزَلَتْ: (لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَيْءٌ).
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırıp; «Semiallâhu limen hamideh. Rabbena ve leke'l-hamd» dedikten sonra; «Allah'ım! Falana ve falana lanet et!» diye beddua ettiğini işitmiştir. Bunun üzerine Allah: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini indirdi. Başka bir rivayette, Safvân b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Hâris b. Hişâm'a beddua etti ve "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." Ayeti nâzil oldu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Abdullah b Ömer -radıyallahu anhumâ- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırıp: "Semiallâhu limen hamideh" dedikten sonra Uhud'da kendisine eziyet eden müşriklerin ileri gelenlerinden bazılarına kunut yaparak lanet etmiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu yaptığı şeyden Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i men edip azarlayan; "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini indirmiştir. Bunun sebebi; Allah Teâlâ'nın, onların müslüman olacağını ve müslümanlıklarının güzel olacağını ilmi ile önceden bilmesiydi.
50 «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri de kurtar! Allah'ım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allah'ım! İçinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf Peygamber'in kıtlık yıllarına benzet!»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أنَّ النبيَّ صلى الله عليه وسلم كان إذا رفع رأسه من الركعة الآخِرة، يقول: «اللهمَّ أَنْجِ عَيَّاش بن أبي ربيعة، اللهمَّ أَنْجِ سَلَمَة بنَ هشام، اللهم أَنْجِ الوليد بن الوليد، اللهم أَنْجِ المستضعفين من المؤمنين، اللهمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَك على مُضَر، اللهمَّ اجعلها سنين كسِنِي يوسف». وأنَّ النبيَّ صلى الله عليه وسلم قال: «غِفَارُ غفر الله لها، وأَسْلَمُ سالمها الله» قال ابن أبي الزناد عن أبيه: هذا كلُّه في الصبح.
Ebu Hureyre -radıuyallahu anh- anlatıyor: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda son rekatta başını kaldırınca şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri de kurtar! Allah'ım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allah'ım! İçinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf Peygamber'in kıtlık yıllarına benzet!»Aedından Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gıfar Kabilesi Allah onları bağışladı, Eslem Kabilesi de Allah onlara güven/emniyet verdi.» İbnu Ebi'z-Zinad babasından şöyle dedi: Bunların hepsi sabah namazında idi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazının son rekâtında başını rükûdan kaldırıp, "Semiallahu limen hamideh" dediği zaman, kunût yapar ve şu duayı okurdu: «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri de kurtar! » Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- o sahabelerin kurtulmaları ve azaptan selamette olmaları için dua etti. Mekke’de kâfirlerin elinde esir idiler. Ayyaş b. Ebi Rabia Ebu Cehil’in anne bir kardeşiydi, onu Mekke’de hapsetmişti. Seleme b.Hişam Ebu Cehil’in kardeşi olup eskiden İslama girmişti, Allah yolunda azap gördü ve onu hicret etmekten men ettiler. el-Velid b. el-Velid, Halid b. el-Velid’in kardeşi olup Mekke’de hapsedildi sonra da onlardan kurtulup kaçtı. «Allah'ım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allah'ım!, içinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf Peygamber'in kıtlık yıllarına benzet!» Allah’ım! Azabını ve cezanı Kureyş kâfirlerinin üzerine çetin kıl, Onlar Mudar kabilesindendirler. Onların üzerine azabını artır ve onlara büyük bir kıtlık ver, yedi yıl ve daha fazla, Yusuf -aleyhisselâm-’ın zamanında olduğu gibi olsun. “Vat'atu” yani ayakla çiğnemek, bu hadisin gereğince Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır. el-Vat’u kelimesi şiddete ve azaba hamledilir. Allah Teâlâ’ya nispetine gelince, çünkü o fiili ve takdiridir, en doğrusu Allah bilir. Ardından Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gıfar Kabilesi Allah onları bağışladı.» Bu ifade onları bağışla anlamında dua olabilir. Ya da Allah’ın onları bağışladığının haberini vermiş olabilir. Keza şu sözünde olduğu gibi: «Eslem Kabilesi de Allah onlara güven/emniyet verdi.» Bu ifade de Allah Teâlâ’nın onları selamette kılması için dua anlamı taşıyabilir. Yahut onlarla savaşı emretmedi. Allah onlarla barışı istedi ve savaşı engelledi haberini vermiş olabilir. Bu iki kabilenin duada özellikle seçilmelerinin sebebi, Gıfar Kabilesi eskiden beri Müslüman olmuşlardı. Eslem Kabilesi de Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- ile anlaşma yapmışlardı. İbnu Ebi'z-Zinad babasından şöyle nakletmiştir: Bunların hepsi sabahtı. Şunu demek istiyor, bu hadisi bu isnad ile babasından rivayet etmiştir. Ve zikredilen duanın sabah namazında olduğunu beyan etmiştir/açıklamıştır.
51 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza tekbirle başlar, kıraate de "Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin" ile başlardı. Rüku ettiğinde başını eğmez ve dikmezdi de ancak ikisinin arasında tutardı.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يَسْتَفْتِحُ الصلاةَ بالتكبير، والقراءةَ بـ«الحمد لله رب العالمين» وكان إذا ركع لم يُشْخِصْ رأسه ولم يُصَوِّبْهُ ولكن بَيْن ذلك، وكان إذا رفَع رأسَه مِن الرُّكوع لم يَسْجُدْ حتى يَسْتَوِيَ قائِما، وكان إذا رفع رأسه من السَّجْدَة لم يَسْجُدْ حتى يَسْتَوِيَ قاعدا، وكان يقول في كلِّ رَكعَتَين التَّحِيَّة، وكان يَفْرِشُ رِجْلَهُ اليُسْرى ويَنْصِبُ رِجْلَهُ اليُمْنى، وكان يَنْهَى عن عُقْبَةِ الشَّيْطَانِ، ويَنْهَى أن يفْتَرِشَ الرَّجُلُ ذِرَاعَيْهِ افتِرَاش السَّبُعِ ، وكان يَخْتِمُ الصلاة بالتَّسلِيم».
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza tekbirle başlar, kıraate de "Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin" ile başlardı. Rüku ettiğinde başını eğmez ve dikmezdi de ancak ikisinin arasında tutardı. Rükudan başını doğrulttuğunda sırtı dimdik olmadan secdeye gitmezdi. Başını secdeden kaldırdığında sırtı dümdüz olmadan secdeye gitmezdi. Her iki rekâtta tahiyyatı okur, sol ayağının üzerine oturur ve sağ ayağını dikerdi. O şeytanın arkası üzerine (makatı) oturmasını ve adamın kollarını yırtıcı hayvanlar gibi yere yapıştırmasını yasaklardı. Namazı selamla bitirirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazı vasfederek, onun namaz kılma şeklini ilmi ulaştırmak ve sünneti yaymak gayesi ile nakletmiştir. Namaza "Tekbiratul İhram" ile başlar, Allahu Ekber derdi. Kıraate başı "Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin" olan Fatiha suresiyle başlardı. Kıyamdan sonra rüku ettiğinde başını ne eğer, ne de dikerdi. Düz ve ortada tutardı. Rükudan doğrulduğunda secde etmeden önce sırtı dimdik olurdu. Başını secdeden kaldırdığında sırtı dümdüz olmadan secdeye gitmezdi. Her iki rekatta oturduğunda “Selamlar, dualar ve bütün güzel şeyler…” diye Tahiyyatı sonuna kadar okurdu. Oturduğunda sol ayağının üzerine oturur ve sağ ayağını dikerdi. Namaz kıldığı esnada namaz kılan kimseyi şeytanın oturduğu gibi oturmasını yasaklardı. O oturuş, ayaklarını yere koyar, kalçası üzerine oturur ya da ayaklarını diker. Sonra da kalçalarını o ikisinin arasına yere koymasıdır. Bu her iki oturuş da yasaklanmıştır. Aynı şekilde namaz kılan kişinin secdede yırtıcı hayvan gibi kollarını yere yapıştırmasını da yasaklamıştır. Namaza başlarken Allah’ı tazim ettiği ve tekbir getirdiği gibi namazı bitirirken de hazır bulunan meleklere, namaz kılanlara ve öncesiyle sonrasıyla bütün salih kullara selam vermiştir. Aynı zamanda namaz kılan kimsenin genel olarak yaptığı dualarda bunu unutmaması gerekir.
52 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (namaz için) tekbir aldığı zaman ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Rükû yaptığı zaman da ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Başını rükûdan kaldırdığı zaman; «Semiallahu limen hamideh» der ve aynısını yapardı."
عن مالك بن الحويرث رضي الله عنه «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا كَبَّر رفع يديه حتى يُحَاذِيَ بهما أُذُنَيْه، وإذا ركَع رفع يَديه حتى يُحَاذِيَ بهما أُذُنَيْه، وإذا رفع رأسه من الركوع» فقال: «سَمع الله لِمَن حَمِده» فعل مِثل ذلك.
Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (namaz için) tekbir aldığı zaman ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Rükû yaptığı zaman da ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Başını rükûdan kaldırdığı zaman; «Semiallahu limen hamideh» der ve aynısını yapardı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Mâlik b. Huveyris Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; ''Tekbir aldığı zaman ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırdığını'' haber veriyor. Başlangıç tekbirini aldığı zaman ellerini kulakları hizasına kadar kaldırırdı. Başka bir rivayette, ''Kulaklarının üst kısmı hizasına gelene kadar kaldırırdı.'' şeklindedir. Furû' el-uzun, kulakların üst kısmı demektir. İbn Ömer -radıyallahu anhuma- hadisinde, ''Omuzları hizasına gelene kadar ellerini kaldırırdı'' şeklindedir. Yani omuzlarının tam karşısına ve tam hizasına gelene kadar. Bu üç rivayette, birincisinde, ellerini kulakları hizasına gelene kadar kaldırırdı. İkincisinde, ellerini kulaklarının üst tarafına gelecek şekilde kaldırırdı. Ücüncüsünde, ellerini omuzları hizasına gelene kadar kaldırırdı. Kişi bunlardan birini seçme konusunda özgürdür ve ellerini omzu hizasına kaldırıp parmak uçları kulaklarının üst kısmı hizasına gelir. İki baş parmağı da kulak memeleri hizasına ve avuç içleri omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırır. ''Tekbir aldığı zaman ellerini kaldırırdı'' sözü, yani ellerini tekbir alırken kaldırırdı demektir. Müslim'deki rivayette; ''Ellerini kaldırır sonra da tekbir alır'' şeklindedir. Başka bir rivayette: ''Tekbir aldı sonra ellerini kaldırdı'' Başlama tekbirini alırken yapılan ellerini kaldırma uygulamasının üç şekli bunlardır. Bunun üzerine, bu sünnet çeşitli uygulama şekilleriyle gelmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen sünnete uygun hareket etmek için bunların her bir çeşidiyle amel edilir. ''Rükûya gittiği zaman kulakları hizasına gelene kadar ellerini kaldırdı.'' Yani rükû etmeye başladığı zaman kulakları hizasına gelene kadar ellerini kaldırdı. Bu da elleri kaldırmanın sünnet olduğu ikinci yerdir. ''Başını rükûdan kaldırdığı zaman Semialahu limen hamideh" dedi. Yani, rükûdan başını kaldırmaya başladığı zaman ''Semiallahu limen hamideh'' dedi. Bu zikir, namazın farzlarındandır. ''Daha önce yaptığı gibi böyle yaptı.'' Yani, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekbir aldığı zaman yaptığı gibi yaptı. Ellerini kulakları hizasına gelene kadar kaldırdı. Burası da namazda ellerin kaldırılmasının sünnet olduğu üçüncü yerdir. Bu üç yer, namazda ellerin kaldırılmasının sünnet olduğu yerlerdir. Dördüncüsü: Üç ya da dört rekâtlı namazlarda birinci teşehhüdden kalkarken ellerin aynı şekilde kaldırılmasıdır.
53 Dön de yeniden kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَ المَسْجِدَ فَدَخَلَ رَجُلٌ، فَصَلَّى، فَسَلَّمَ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَرَدَّ وَقَالَ: «ارْجِعْ فَصَلِّ، فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ»، فَرَجَعَ يُصَلِّي كَمَا صَلَّى، ثُمَّ جَاءَ، فَسَلَّمَ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «ارْجِعْ فَصَلِّ، فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ» ثَلاَثًا، فَقَالَ: وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالحَقِّ مَا أُحْسِنُ غَيْرَهُ، فَعَلِّمْنِي، فَقَالَ: «إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَكَبِّرْ، ثُمَّ اقْرَأْ مَا تَيَسَّرَ مَعَكَ مِنَ القُرْآنِ، ثُمَّ ارْكَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ رَاكِعًا، ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَعْدِلَ قَائِمًا، ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ سَاجِدًا، ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ جَالِسًا، وَافْعَلْ ذَلِكَ فِي صَلاَتِكَ كُلِّهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi. Derken biri de girip namaz kıldı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip selam verdi. Allah Rasûlü selamı aldıktan sonra: «Dön de yeniden kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.» buyurdu. O kimse dönüp evvelce kıldığı gibi namazı tekrar kıldı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip selam verdi. Selam verdikten sonra: «Dön de yeni baştan kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.» buyurdu. Ta ki Allah Rasûlü bunu üç kere yaptı. Nihayet o kimse: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bundan daha iyisini bilmiyorum. Bana (doğrusunu) öğret dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Namaza durduğun vakit başlangıç tekbirini al, sonra da Kur'an'dan kolayına geleni oku. Sonra rükû et, rükû hâlinde azaların iyice sükûnet bulup yerleşinceye kadar (bekle).” Sonra başını rukûdan kaldırıp ayakta (büsbütün) doğruluncaya kadar dur. Sonra secdeye var ve azaların iyice sükûnet bulup yerleşinceye kadar (bekle). Sonra başını secdeden kaldırıp da azaların sükûnet bulup yerleşinceye kadar otur. Sonra aynı şeyleri namazının bütün rekatlarında da aynen yap.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi ve onun ardından bir kişi mescide girdi ve iki rekât hızlı bir şekilde namaz kıldı. Ancak bu kişi, kıyamda, rükûda ve secdede tadili erkana dikkat etmedi. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onun namazını dikkatle izliyordu. Sonra bu kişi mescidin bir köşesinde oturan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi ve ona selam verdi, selamını aldı ve o kişiye şöyle dedi: Geri dön namazını tekrar et, çünkü sen namaz kılmadın. Bu kişi geri döndü ve daha önce kıldığı gibi namazını hızlıca kıldı. Sonra gelip Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdi ve Peygamber aleyhisselam- ona şöyle buyurdu: Geri dön tekrar namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmadın, bunu üç kere tekrarladı. Bu kişi dedi ki: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bundan daha iyisini yapmayı bilmiyorum, bana öğret. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu: Namaz kılmak istediğinde iftitah/ başlangıç tekbirini al. Sonra Fâtiha’yı ve Allah'ın okumanı dilediği (sana kolay gelen) yerleri oku.Sonra rükû et; rükûda iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Bunun için avuçlarını dizlerinin üzerine koy, sırtını düz tut ve rükûunu tam olarak yerine getir. Sonra doğrul ve omurganı dik tut; kemikler eklem yerlerine dönüp yerleşinceye ve tam olarak ayakta duruncaya kadar bekle. Sonra secde et; secdede iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Bunun için alnını burnunla birlikte, ellerini, dizlerini ve ayak parmaklarının uçlarını yere iyice yerleştir. Sonra başını kaldır ve iki secde arasında otururken iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Sonra namazının her rekâtında bunu böyle yap.
- Bunlar namazın rükünleridir. Sehven (unutularak) da cehalet sebebiyle de terk edilmeleri mazur görülmez. Bunun delili, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ona namazı yeniden kılmasını emretmesidir. Sadece ona namazın nasıl kılınacağını öğretmekle yetinmemiş, ayrıca iade etmesini de emretmiştir.
- Tadili erkan namazın rükünlerindendir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, namazın bazı farzlarını yerine getirmeyen kimsenin namazının sahih olmayacağına da delil vardır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste; öğrenene ve bilgisiz kimseye yumuşak ve nazik davranmanın, konunun onun için açıklığa kavuşturulup, özetleyerek anlatmanın ve o kimse hakkında önemli olanla yetinmenin gerekliliği ifade edilmiştir. Durumu henüz bunları ezberlemeye ve yerine getirmeye müsait olmadığı için ayrıntılara ise girmemek gerekir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir kimse fetva için bir soru sorduğunda, müftü onun sormadığı fakat bilmeye ihtiyaç duyduğu başka bir hususu fark ederse, onu da açıklaması güzel ve tavsiye edilen bir davranıştır. Bu, gereksiz söz söylemek değil, Müslümana samimi nasihatte bulunmaktır.
- "Bundan başkasını güzelce yapamıyorum, bana öğret" sözü sebebiyle, kişinin kendi eksikliğini ve yetersizliğini itiraf etmesinin faziletine delil vardır.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadiste, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ve ilim öğrenmek isteyen kimsenin âlimden kendisine ders vermesini istemesi vardır.
- Karşılaşma esnasında selam vermek müstehap, verilen selamı almak ise farzdır. Görüşme kısa aralıklarla tekrarlansa bile selamı yenilemek müstehap, her seferinde verilen selamı almak ise farzdır.