Sahabe hadisleri
1 Size; Allah’a karşı takvalı olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra pek çok ihtilaf göreceksiniz. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn'in sünnetine sarılmanızdır
عن العِرْباضِ بن ساريةَ رضي الله عنه قال: قام فينا رسول الله صلى الله عليه وسلم ذات يوم، فوَعَظَنا مَوعظةً بليغةً وَجِلتْ منها القلوبُ، وذَرَفتْ منها العيونُ، فقيل: يا رسول الله، وعظتَنَا موعظةَ مُودِّعٍ فاعهد إلينا بعهد. فقال: «عليكم بتقوى الله، والسمع والطاعة، وإن عبدًا حبشيًّا، وسترون من بعدي اختلافًا شديدًا، فعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين، عَضُّوا عليها بالنواجِذ، وإياكم والأمور المحدثات، فإن كل بدعة ضلالة».
İrbâd b. Sâriye -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün son derece tesirli bir vaaz verdi ve bu vaazın tesirinden gözler yaşardı kalpler ürperdi. “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun” dedik. Bunun üzerine: «Size; Allah’a karşı takvalı olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra pek çok ihtilaf göreceksiniz. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn'in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere azı dişlerinizle sımsıkı sarılın. Sonradan ortaya çıkarılmış bidatlerden şiddetle kaçının. Çünkü her bidat sapıklıktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına gözleri yaşartan, kalpleri ürperten çok tesirli bir vaaz verdi. Sahabeler: Çok tesirli bir vaaz vermesini gördükten sonra Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor diyerek ondan sonra sımsıkı sarılacakları bir öğüt vermesini istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: Allah -Azze ve Celle-'ye karşı takvalı olmanızı tavsiye ediyorum dedi. Bu da farzları yerine getirip haramları terk ederek olur. Dinleyip itaat edin; yani yöneticiler kastedilmiştir. Şayet bir köle başınıza emir tayin edilse ya da yönetimi ele geçirse; yani en alt sınıftan birisi başınıza yönetici olursa fitneyi harekete geçirmeme adına onu küçümseyip reddetmeyin ve ona itaat edin. Şüphesiz aranızdan yaşayanlar çok ihtilaflar görecektir. Sonra onlara bu ihtilaftan kurtulmanın yolunu açıklamıştır. O da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine ve kendisinden sonra gelen hidayet üzere olan Hulefâi Râşidinin Ebû Bekir Sıddık, Ömer b. Hattâb, Osman b. Affân ve Ali b. Ebî Talip -radıyallahu anhum- sünnetine sarılmak ve sünnete azı dişleriyle -arka azı dişleriyle- sarılmakla kastedilen sünnete bağlı kalmak ve tutunmaktır: Onları dinde sonradan çıkartılıp uydurulan bidatlere karşı uyarmıştır. Çünkü her bidat sapıklıktır.
- Sünnete sımsıkı sarılıp tabi olmanın önemi ifade edilmiştir.
- Vaaz vermeye ve kalpleri yumuşatmaya özen gösterilmelidir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra gelen hidayet üzere olan dört Raşid Halife'nin sünnetine tabi olmak emredilmiştir. Onlar Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali -radıyallahu anhum-'dur.
- Dinde bidat çıkarmak yasaklanmıştır. Çünkü her bidat sapıklıktır.
- Günah olmayan hususlarda Müminlerin yönetimini üstlenen yöneticileri dinleyip itaat etmek gerekir.
- Her durum ve zamanda Allah -Azze ve Celle-'ye karşı takvalı olmanın önemi ifade edilmiştir.
- Bu ümmette ihtilaf gerçekleşecektir. Bu gerçekleştiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve Raşit Halifelerin sünnetine dönmek gerekir.
2 Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin vesilenle bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develerden daha hayırlıdır
عَنْ سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ يَوْمَ خَيْبَرَ: «لَأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلًا يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ، يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ»، قَالَ: فَبَاتَ النَّاسُ يَدُوكُونَ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَاهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ النَّاسُ غَدَوْا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُلُّهُمْ يَرْجُو أَنْ يُعْطَاهَا، فَقَالَ: «أَيْنَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ؟» فَقِيلَ: هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ، قَالَ: «فَأَرْسِلُوا إِلَيْهِ»، فَأُتِيَ بِهِ فَبَصَقَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي عَيْنَيْهِ وَدَعَا لَهُ، فَبَرَأَ حَتَّى كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ، فَأَعْطَاهُ الرَّايَةَ، فَقَالَ عَلِيٌّ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا؟ فَقَالَ: «انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنْ حَقِّ اللَّهِ فِيهِ، فَوَاللَّهِ لَأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِدًا، خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ».
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber (savaşının olduğu) gün şöyle buyurmuştur: «Ben şüphesiz bu sancağı yarın öyle birine vereceğim ki, Allah fethi onun eliyle kolaylaştıracaktır. O Allah'ı ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever.» Bunun üzerine insanlar geceyi sancağın kime verileceğini konuşarak geçirdiler. Ertesi gün sabah olunca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna vardılar. Hepsi de sancağın kendisine verilmesini umuyordu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ali b. Ebî Tâlib nerededir?» diye sordu. Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü! O gözlerinden rahatsızdır dediler. «Ona haber gönderin.» buyurdu. Akabinde Ali getirildi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali'nin gözlerine tükürüğünü sürdü ve ona dua etti. Ali hemen iyileşti; sanki hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- sancağı ona teslim etti. Bunun üzerine Ali: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onlarla bizim gibi (Müslüman) oluncaya kadar savaşırım!" dedi. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Onların topraklarına yavaşça girip, yürü. Sonra onları İslam'a davet et ve İslam'da üzerlerine vacip olan Allah'ın haklarını onlara haber ver. Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin vesilenle bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develerden daha hayırlıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların yarın Hayber Yahudilerine karşı zafer kazanacağını, ordunun bayrak olarak kullanacağı sancağı kendisine vereceği bir adamın eliyle bunun olacağını haber vermiştir. O adamın özelliklerinden biri de Allah'ı ve Rasûlünü sevmesi, Allah ve Rasûlünün de onu sevmesidir. Sahabeler geceyi sancağın kime verileceğini tartışarak ve konuşarak geçirdiler. Bu büyük şerefe nail olmayı arzuladılar. Sabah olduğunda hepsi bu şerefe kendisinin nail olacağını umarak Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittiler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın nerede olduğunu sordu. Denildi ki: Hastadır ve gözlerinden şikâyetçidir. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'ı çağırmalarını söyledi ve onu getirdiler. Rasûlullah da mübarek tükürüğünden Ali -radıyallahu anh-'ın gözlerine sürdü ve onun için dua etti. Sanki hiçbir rahatsızlığı yokmuş gibi hastalığından şifa buldu. Sancağı ona verdi ve düşmanın kalesine yaklaşıncaya kadar yavaşça ilerlemesini emretti. Onlara İslam'a girmelerini teklif etmesini eğer kabul ederlerse üzerlerine farz olan şeyleri onlara haber vermesini söyledi. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'a Allah'a davet etmenin faziletini ve davetçi bir kişinin başka bir kimsenin hidayetine sebep olmasının, kendisi için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlı olacağını beyan etmiştir. Kırmızı develer Arapların sahip oldukları veya sadaka verdikleri en değerli servetleriydi.
- Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'ın fazileti beyan edilmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah'ın ve Rasûlünün, Ali -radıyallahu anh-'a olan sevgisine, onun da Allah'a ve Rasûlüne olan sevgisine şahitlik etmiştir.
- Sahabelerin iyilik yapmakta hırslı olmaları ve hayırda yarışmaları ifade edilmiştir.
- Savaşırken edepli olmanın meşruiyeti, taşkınlıktan ve rahatsızlık verici gereksiz seslerden kaçınmanın gerekliliği belirtilmiştir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberliğinin delilleri arasında, Yahudilere karşı zafer kazanılacağını haber vermesi ve Ali b. Ebî Tâlib'in gözlerinin Allah'ın izniyle Rasûlullah tarafından iyileştirilmesi de vardır.
- Cihadın en büyük amacı insanların İslam’a girmeleridir.
- Davet, yavaş yavaş yapılmalıdır. Önce kâfir birinden şehadet getirerek İslam'a girmesi istenir, ardından İslam'ın farzlarını yerine getirmesi emredilir.
- İslam'a davetin fazileti, davet edilen ve eden için davetin getireceği hayırlar, davet edilen kimseye hidayet nasip olursa davetçinin büyük bir mükâfatla ödüllendirileceği ifade edilmiştir.
3 Bir kimse Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde/yolculukta oruç tutulur mu? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurdu.
عن عائشة رضي الله عنها : "أن حَمْزَةَ بن عَمْرٍو الأَسْلَمِيَّ قال للنبي صلى الله عليه وسلم : أصوم في السفر؟ - وكان كثير الصيام- فقال: "إن شئتَ فصُم، وإن شئت فَأَفْطِرْ".
Âişe -radıyallahu anhuma- anlatıyor: Hamza b. Amr El-Eslemî bir keresinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde/yolculukta oruç tutayım mı ? diye sordu. -Hamza b. Amr el-Eslemî çok oruç tutan bir kimseydi- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anhuma- rivayet ederek, sahabeden Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yolculukta oruç tuttuğunu söylediğini haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurarak kendisini muhayyer bırakmıştır. Burada ifade edilen oruç, farz oruçtur. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu, Allah’ın bir ruhsatıdır.» diye buyurmuştur. Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e farz olan orucu sorduğu anlaşılmaktadır. Zira İmam Ebu Davûd’un bir rivayetinde Hamza b. Amr El-Eslemî –radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü benim bir bineğim var. Kimi zaman üzerinde yolculuk yapıyorum. Kimi zaman da kiraya veriyorum. Bazen (yolculuk) ramazan ayına denk geliyor. Ben kendimde (oruç tutmak için) güç buluyorum…”Buradan da anlaşılacağı üzere yolculukta oruç tutmamak bir ruhsattır. Kim ruhsatı alarak tutmaz ise isabetli davranmış kim de oruç tutarsa caiz olan bir davranışta bulunmuş olur. Tutmuş olduğu oruç ile farz ibadeti yerine getirmiş sayılır. Teysiru’l-Allâm, s.325, Tenbîhu’l-Efham, c.3, s.429, Te’sîsu’l-Ahkâm, 3/237.
4 Bedir'e ve Hudeybiye'ye katılmış olan hiçbir kimse Cehennem ateşine girmeyecektir
عن جابر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لن يدخلَ النارَ رجلٌ شَهِد بدرًا والحُدَيْبِيَة».
Câbir -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bedir'e ve Hudeybiye'ye katılmış olan hiçbir kimse Cehennem ateşine girmeyecektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir ve aslı Sahih-i Müslim'dedir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, hicretin ikinci yılında gerçekleşen Bedir Muharebesi'nde kendisiyle birlikte savaşan veya hicretin altıncı yılında gerçekleşen Hudeybiye Antlaşması'nda (Rıdvan Biatı'nda) hazır bulunan hiçbir kimsenin Cehennem'e girmeyeceğini müjdelemiştir.
- Bu, Bedir Savaşı ve Hudeybiye Antlaşması'na katılanların faziletini ve onların Cehennem'e girmeyeceklerini belirtir.
- Bu (hadis), Allah Teâlâ’nın onların (kul) haklarını üstleneceğine/ödeyeceğine, onları iman üzere ölmeye muvaffak kılacağına ve Cehennem azabına uğratmaksızın doğrudan Cennet'e koyacağına bir delildir. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah, büyük lütuf sahibidir.
5 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir ve Ömer için şöyle buyurdu: «Bu ikisi, peygamberler ve rasûller hariç, gelmiş geçmiş tüm cennet ehli yetişkinlerinin efendisidir
عن أنس رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لأبي بكر وعمر: «هذان سَيِّدا كُهُول أهل الجنة من الأوَّلِين والآخِرين إلا النبيِّين والمرسلين».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir ve Ömer için şöyle buyurdu: «Bu ikisi, peygamberler ve rasûller hariç, gelmiş geçmiş tüm cennet ehli yetişkinlerinin efendisidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir Sıddık ve Ömer el-Farûk'un -radıyallahu anhuma-'ın peygamber ve resullerden sonra insanların en hayırlısı ve Cennet ehlinin en faziletlisi olduklarını beyan etmiştir.
- Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-, peygamberlerden ve rasûllerden sonra gelen en faziletli insanlardır.
- Cennette yaşlı kimse olayacaktır. Bilakis oraya giren herkes otuz üç yaşındadır. Buradaki maksat, dünyada yaşlı ölenlerin efendileri olacakları veya bunun, bu hadisin söylendiği sırada dünyadaki halleri dikkate alınarak söylendiği de söylenebilir.
6 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- helâya girdiğinde, ben ve benim yaşlarımda bir çocuk, içinde su bulunan bir su kabı (idâve) ile kısa uçlu bir mızrak (aneze) taşırdık. O da su ile istincâ (temizlik) yapardı
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَدْخُلُ الْخَلَاءَ، فَأَحْمِلُ أَنَا وَغُلَامٌ نَحْوِي إِدَاوَةً مِنْ مَاءٍ وَعَنَزَةً فَيَسْتَنْجِي بِالْمَاءِ.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- helâya girdiğinde, ben ve benim yaşlarımda bir çocuk, içinde su bulunan bir su kabı (idâve) ile kısa uçlu bir mızrak (aneze) taşırdık. O da su ile istincâ (temizlik) yapardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- kendisinin ve kendisiyle aynı yaşlarda olan başka bir hizmetkârın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i tuvalet ihtiyacını gidermek için dışarı çıktığında takip ettiklerini haber vermektedir. Yanlarında, ucu mızrak ucuna benzeyen demirli bir asa (aneze) taşırlar; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu ya üzerine bir örtü asarak kendisini gizlemek ya da namaz kılarken sütre edinmek için kullanırdı. Ayrıca deri bir su kabı içinde su da taşırlar; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra onlardan biri su kabını kendisine uzatır, o da bu su ile istincâ (temizlik) yapardı.
- Müslümanın, tuvalet ihtiyaç gidermeye giderken temizlikte kullanacağı suyu önceden hazırlaması teşvik edilmiştir. Böylece temizlik esnasında yeniden kalkıp su aramak zorunda kalmaz ve bu sebeple kirlenme ihtimali de ortadan kalkmış olur.
- İhtiyaç giderirken avret yerini başkalarının bakışlarından korumak gerekir. Çünkü avret yerine bakmak haramdır. Bu sebeple Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, yere asasını saplar ve üzerine kendisini örten bir örtü gererdi.
- Çocuklara İslâmî edepleri öğretmek ve onları bu edepler üzere yetiştirmek teşvik edilmiştir. Böylece bu güzel ahlâk ve davranışlar nesilden nesile aktarılmış olur.
7 "Sen kıble dışında bir başka yöne doğru namaz kılıyorsun!" Şöyle cevap verdi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in böyle yaptığını görmeseydim ben de yapmazdım."
عن أنس بن سيرين قال: «اسْتَقبَلنَا أَنَسًا حِين قَدِم مِن الشَّام، فَلَقِينَاه بِعَينِ التَّمرِ، فَرَأَيتُهُ يُصَلِّي على حِمَار، وَوَجهُهُ مِن ذَا الجَانِب -يعني عن يَسَارِ القِبلَة- فقلت: رَأَيتُك تُصَلِّي لِغَيرِ القِبلَة؟ فقال: لَولاَ أنِّي رَأيتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُه ما فَعَلتُه».
Enes b. Sîrîn şöyle dedi: Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ile Şam bölgesinden gelirken Aynu't-Temr denilen yerde karşılaştık. Eşeğin üzerinde kıble dışında bir yere yüzü dönük -kıblenin soluna- olarak namaz kılıyordu. Sonra kendisine dedim ki: "Sen kıble dışında bir başka yöne doğru namaz kılıyorsun!" Şöyle cevap verdi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in böyle yaptığını görmeseydim, ben de yapmazdım."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik Şam'a gidiyordu. Kıymetinin büyük ve ilminin çok olmasından dolayı Şam halkı onu karşıladı. Ravi -onu karşılayanlardan birisi- Enes'i, eşeğin üzerinde kıbleyi soluna almış bir şekilde namaz kılardan gördüğünü zikretmiştir. Bunun nedenini ona sorduğunda O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i böyle yaparken gördüğünü haber vermiştir. Şüphesiz ki böyle yaptığını görmeseydi yapmazdı.
8 "Ben, Ensar'ın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e pek çok hizmet ettiğini gördüm ve kendi kendime; “Şâyet Ensar'dan biriyle arkadaşlık edersem, ben de ona hizmet edeceğim” diye yemin etmiştim."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: خَرَجتُ معَ جَرِير بنِ عَبدِ الله البَجَلِي رضي الله عنه في سَفَرٍ، فَكَانَ يَخْدُمُنِي، فقُلتُ لَهُ: لا تفْعَل، فقَال: إِنِّي قَدْ رَأَيتُ الأَنْصَارَ تَصْنَعُ بِرَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم شَيئًا آلَيتُ عَلَى نَفْسِي أَنْ لاَ أَصْحَبَ أَحدًا مِنْهُم إِلاَّ خَدَمْتُه.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: Cerîr b. Abdullah el-Becelî ile bir yolculuğa çıkmıştım. (Benden yaşlı olduğu hâlde) Cerîr bana hizmet ediyordu. Ona: Böyle yapma! deyince bana şunları söyledi: Ben Ensar'ın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e pek çok hizmet ettiğini gördüm ve kendi kendime; “Şâyet Ensar'dan biriyle arkadaşlık edersem ben de ona hizmet edeceğim” diye yemin etmiştim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cerîr b. Abdullah el-Becelî -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiği hadisde seferde iken Ensar'dan, kendisi ile birlikte olan arkadaşlarına hizmet ettiğini rivayet edilmiştir. Ensar'ın arasında Enes -radıyallahu anh- da vardı. Yaş olarak Cerîr -radıyallahu anh-'dan daha küçüktü. Cerîr -radıyallahu anh-'a; sen, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabesi olmana rağmen onlara nasıl hizmet edersin? denildiğinde O; ben, Ensarın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e pek çok hizmet ettiğini gördüm ve kendi kendime; “Şâyet Ensar'dan biriyle arkadaşlık edersem ben de ona hizmet edeceğim” diye yemin etmiştim. dedi. Burada Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ikram edene ikramda bulunma vardır. Bir kimsenin arkadaşlarına ikram etmek o kimseye ikram etmektir. Onlara ihtiram etmek ona ihtiram etmektir. Cerîr -radıyallahu anh- kendisi ile birlikte olan Ensar'a ikramı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ikramdan saymıştır.
9 ''Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-" Bize nasıl namaz kıldırırken gördüysem size de öylece namaz kıldırmaktan geri kalmam.
عن أنس رضي الله عنه أنه قال: «إني لا آلُو أن أُصَلِّيَ بكم كما كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي بنا، قال ثابت فكان أَنَس يصنع شيئا لا أراكم تصنعونه: كان إذا رفع رأسه من الركوع انْتَصَبَ قائما، حتى يقول القائل: قد نَسِيَ، وإذا رفع رأسه من السَّجْدَةِ مكث، حتى يقول القائل: قد نَسِيَ».
Sâbit'ten, o da Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet etti.''Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-" Bize nasıl namaz kıldırırken gördüysem size de öylece namaz kıldırmaktan geri kalmam.Sâbit demiştir ki:Enes öyle bir yapardı ki, -onu sizin yaptığının görmüyorum-. Başını rükudan kaldırdığı vakit kendisini gören -unuttu gâliba diyecek kadar ayakta dikilirdi. Secdeden başını kaldırdığı zaman dahî gören unuttu galiba! diyecek kadar dururdu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahua anh- şöyle diyordu ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in " Bize nasıl namaz kıldırırken gördüysem ona uymanız ve onun gibi kılmanız için size de öylece namaz kıldırmaktan geri kalmam.Sâbit el-Bunânî dedi ki:Enes namazı tam ve güzel olarak kılardı.Sizi onun yaptığı gibi yaparken görmüyorum.Rukûdan sonra kıyamı uzun tutardı.Secdeden sonra da oturuşu uzun tutardı.Başını rükudan kaldırdığı vakit kendisini gören -kıyamının uzunluğundan- o rukû ile secde arasındaki kıyamda olduğunu unuttu gâliba diyecek kadar ayakta dikilirdi. Secdeden başını kaldırdığı zaman dahî gören -oturuşunun uzunluğundan- unuttu galiba! diyecek kadar dururdu.
10 "Sizler muhakkak birçok ameller yapmaktasınız ki, onlar sizin gözlerinizde kıldan incedir. Şu muhakkak ki, bizler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında onları, helak edici günâhlardan sayardık."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: «إنكم لتعملون أعمالا هي أَدَقُّ في أعينكم من الشَّعْرِ، كنا نَعُدُّهَا على عهد رسول الله - صلى الله عليه وسلم - من المُوبِقَاتِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Sizler muhakkak birçok ameller yapmaktasınız ki, onlar sizin gözlerinizde kıldan incedir. Şu muhakkak ki, bizler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında onları, helâk edici günâhlardan sayardık."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Değerli sahâbi Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- bazı amellerde gevşek davranan bir topluluğa hitap ederken şöyle dedi: Sizler kime karşı işlendiğine bakmadığınız için bazı günahları küçük görüyorsunuz. Sizin nazarınızda o günahlar gerçekten küçücüktür. Ancak sahabeler, günahı işledikleri zâtı (Allah'ı) tazim ettikleri (yücelttikleri, yani kime karşı günah işlediklerini bildikleri) için onları helâk edici günahlardan sayarlardı. Bunun sebebi onların korkularının şiddetinden ve nefislerini muhasebe ve murâkabe etmelerinden dolayıdır.
11 «Siz, benden sonra adam kayırma olayları göreceksiniz. Havz'ın başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz!»
عن أسيد بن حضير وأنس بن مالك رضي الله عنهما أنَّ رجُلاً من الأنصار، قال: يا رسول الله، ألاَ تَستَعمِلُنِي كما استَعمَلت فُلانًا، فقال: «إِنَّكُم سَتَلقَون بَعدِي أَثَرَة فَاصبِرُوا حَتَّى تَلقَونِي على الحَوض».
Üseyd b. Hudayr ve Enes b. Mâlik -radıyallahu anhumâ-’dan rivâyet edildiğine göre Ensar'dan bir adam: "Ey Allahın Rasûlü, falan kişi gibi beni de vâli tayin etmez misiniz?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Siz, benden sonra adam kayırma olayları göreceksiniz. Havz'ın başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip, başkalarını bir makamla görevlendirdiği gibi kendisini de bir makamla görevlendirmesini talep etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o kimseye ve ashabına; gelecekte malları ve hayırları tebasıyla paylaşmayan yöneticilerden gelecek zulüm ve haksızlıklar karşısında sabretmeleri gerektiğini haber verdi. Onlara, Havz'ının başında toplanana kadar sabretmelerini emretmiştir.
12 Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından iki kişi karanlık bir gecede Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından ayrıldılar. Önlerinde meş'ale gibi iki ışık meydana geldi.
عن أنس رضي الله عنه : أن رجلين من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم خرجا من عند النبي صلى الله عليه وسلم في ليلة مظلمة ومعهما مثلُ المصباحين بين أيديهما، فلما افترقا، صار مع كل واحد منهما واحد حتى أتى أهله.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından iki kişi karanlık bir gecede Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından ayrıldılar. Önlerinde meş'ale gibi iki ışık meydana geldi. Birbirlerinden ayrılınca da evlerine varıncaya kadar her birinin yolunu bir ışık aydınlattı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından iki kişinin açık kerameti vardır. Hadisin diğer rivayet yollarında bu iki sahabenin Abbâd İbn Bişr ve Useyd İbn Hudayr -radıyallahu anhum- oldukları belirtilmiştir. Bu iki sahabe normalde bir insanın yolda yürümesinin çok zor olduğu kapkaranlık bir gecede Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında idiler. Allah, bu iki kıymetli sahabeye hayrete düşüren bir kerametle ikramda bulundu. Allah, ikisinin önüne, yürüdükleri yolu aydınlatan tıpkı elektrikli bir lamba gibi bir ışık koydu. Onlar birbirinden ayrıldıktan sonra da bu iki ışık onlar güvenle evlerine ulaşıncaya kadar onların önlerini aydınlatmaya devam etti.
13 Annem: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını kimseye söyleme!" dedi. Enes -radıyallahu anh-, bu olayı anlattıktan sonra Sâbit el–Bunânî’ye şunları söyledi: "Şayet bu sırrı birine açacak olsaydım, vallahi sana söylerdim, Sâbit!"
عن ثابت عن أنس رضي الله عنه قال: أتى عَلَيَّ رسول الله صلى الله عليه وسلم وأنا أَلْعَبُ مع الغِلْمَانِ، فَسَلَّمَ علينا، فبعثني إلى حاجة، فأَبْطَأْتُ على أمي، فلما جِئْتُ، قالت: ما حَبَسَكَ؟ فقلت: بعثني رسول الله صلى الله عليه وسلم لحاجة، قالت: ما حاجتُه؟ قلت: إنها سِرٌّ، قالت: لا تُخْبِرَنَّ بِسِرِّ رسول الله صلى الله عليه وسلم أحدًا، قال أنس: والله لو حَدَّثْتُ به أحدًا لحَدَّثْتُكَ به يا ثابت.
Sâbit -rahimehullah-'dan rivayet edildiğine göre Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- ona şunları söyledi: Ben çocuklarla oynarken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma geldi; bize selâm verdi ve beni bir işe gönderdi. Bu sebeple annemin yanına geç döndüm. Eve varınca annem: Niye geç kaldın? diye sordu. (Ben) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni bir işe göndermişti; onun için geciktim, dedim. Annem: Neymiş o iş? diye sorunca: Bu bir sırdır, dedim. Bunun üzerine Annem: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sırrını kimseye söyleme! dedi. Enes -radıyallahu anh- bu olayı anlattıktan sonra Sâbit el–Bunânî’ye şunları söyledi: Şayet bu sırrı birine açacak olsaydım, vallahi sana söylerdim, Sâbit!
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Sâbit, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hizmetkarı Enes -radıyallahu anh-'dan şöyle rivayet etmiştir: Enes -radıyallahu anh- çocuklarla oynarken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma geldi. O zamanlar Enes -radıyallahu anh- küçük çocuktu. Çocuklar oynarken onların yanına geldi ve onlara selam verdi. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ı yanına çağırdı, bir iş için gönderdi. Bu sebeple Enes, annesinin yanına geç döndü. Eve varınca annesi: Niye geç kaldın? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni bir işe gönderdi; onun için geciktim, dedi. Annesi: Neymiş o iş? diye sorunca: Enes, annesine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını haber vermeyeceğim dedi. Yani bu sırrı kimseye haber vermeyeceğim dedi. Bunun üzerine Annesi: Onu teyid ederek ve özrünü kabul ederek; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını kimseye söyleme, dedi. Çünkü Enes -radıyallah anh- annesine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrını söylemek istememiştir. Enes -radıyallahu anh- bu olayı kendisinden ayrılmayan öğrencisi Sâbit el–Bunânî’ye anlattı. Şayet Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beni gönderdiği bu sırrı birine açacak olsaydım o sırrı sana söylerdim, dedi.
14 «Az amel işledi, çok ecir/sevap kazandı.»
عن البراء رضي الله عنه قال: أتَى النبي صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ مُقَنَّعٌ بالحَديد، فقال: يا رسول الله، أُقَاتِلُ أَوْ أُسْلِمُ؟ قال: «أَسْلِم، ثم قَاتل»، فأسْلَم ثم قاتل فَقُتِل. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «عَمِل قليلاً وأُجر كثيراً».
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve; Ya Rasûlullah! Hemen harp edeyim de sonra mı Müslüman olayım? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Önce Müslüman ol, sonra savaş!» buyurdu. Adam Müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü. Bunun üzerine Allah Rasûlü: «Az amel işledi, çok ecir/sevap kazandı.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir adam gelerek kendisiyle beraber cihat etmek istedi. Başına demirden bir zırh giymiş haldeydi ve henüz Müslüman olmamıştı. Ya Rasûlullah, hemen harp edeyim de sonra mı Müslüman olayım? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Önce Müslüman ol, sonra savaş!» buyurdu. Bunun üzerine adam Müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü. Allah Rasûlü de: «Az amel işledi, çok ecir/sevap kazandı.» buyurdu. Müslüman olmasından sonra ölene dek geçen zaman içinde yaptığı ameller az olmasına rağmen karşılığında çok sevap elde etti. İlâyı kelimetullah uğrunda yapılan savaş, yapılacak amellerin en faziletlisi ve sevap bakımından en büyüğüdür.
15 «Ey Ensar topluluğu! Ben, sizleri dalâlet üzere bulmadım mı? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler, dağılmış haldeydiniz de Allah, sizleri benimle bir araya getirmedi mi? Sizler fakirlik içinde iken Allah, sizleri benimle zenginleştirmedi mi?»
عن عبد الله بن زيد بن عاصم قال: «لما أفَاء الله على رسوله يوم حُنَيْنٍ؛ قَسَم في الناس، وفي المُؤَلَّفَةِ قلوبهم، ولم يعطِ الأنصار شيئا. فكأنهم وجدوا في أنفسهم؛ إذ لم يُصِبْهُمْ ما أصاب الناس. فخطبهم؛ فقال: يا معشر الأنصار، ألم أجدكم ضُلاَّلاً فهداكم الله بي؟ وكنتم متفرقين فَأَلَّفَكُمُ الله بي؟ وَعَالَةً فأغناكم الله بي؟ كلما قال شيئًا؛ قالوا: اللهُ ورسولُه أمَنُّ. قال: ما يمنعكم أن تجيبوا رسول الله؟ قالوا: الله ورسوله أمَنُّ. قال: لو شِئْتُمْ لقلتم: جئتنا كذا وكذا. أَلَا تَرْضَوْنَ أن يذهب الناس بالشاة والبعير، وتذهبون برسول الله إلى رحَالِكُم؟ لولا الهجرة لكنت امْرَأً من الأنصار، ولو سلك الناس واديًا أو شِعْبًا، لَسَلَكْتُ وادي الأنصار وَشِعْبَهَا. الأنصار شِعَارٌ، والناس دِثَارٌ، إنكم ستلقون بعدي أَثَرَةً ، فاصبروا حتى تلقوني على الحوض».
Abdullah İbn Zeyd b. Âsım -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, Rasûlü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Huneyn Günü ganimet verince, (Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-) insanlar arasında ve kalbi İslam’a yeni ısındırılan kimseler arasında (bu ganimeti) bölüştürdü, fakat Ensar'a hiçbir şey vermedi. Sanki onlar, diğer insanlara verilen ganimetten kendilerine bir şey verilmediği için üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: «Ey Ensar topluluğu! Ben, sizleri dalâlet üzere bulmadım mı? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler, dağılmış haldeydiniz de Allah, sizleri benimle bir araya getirmedi mi? Sizler fakirlik içinde iken Allah, sizleri benimle zenginleştirmedi mi?» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara her bir şey söylediğinde onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir.) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizi, Allah’ın Rasûlü'ne icabet etmekten alıkoyan nedir?» dedi. Onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu, (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer isteseydiniz, sen bize şunu ve şunu getirdin, derdiniz.» dedi. Ve şöyle buyurdu: «İnsanların, koyun ve develer ile gitmesinden ve sizlerin de evlerinize Allah ve Rasûlü ile dönmesinden razı olmaz mısınız? Eğer hicret olmasaydı ben de Ensar'dan bir kimse olurdum. İnsanlar bir yol tutmuş ve Ensar da başka bir yol tutmuş olsaydı ben, Ensar'ın yolunu tutardım. Ensar, insan teninin hemen üzerindeki elbise gibidir, insanlar da o elbisenin üstündeki elbise gibidirler. Muhakkak ki sizler, benden sonra başkalarını size tercih edecekler. Havzda benimle buluşuncaya kadar sabrediniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah, Nebisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Huneyn’de pek çok ganimet kapısı açtığında, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- savaştan kırk bin deve ve yüz yirmi koyun ile döndü. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ganimetten, İslama yeni girmiş kimselere onların kalpleri ısınsın diye verdi. Bu durum, Ensar'dan bazılarının hoşuna gitmedi. Oysa Ensar'ın ileri gelenleri, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in tasarrufunun şüphesiz hak ve doğru olduğunu biliyorlardı. Ensar'dan bazı kimselerin; Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ganimeti, kılıçlarımızdan kanları akan topluluğa veriyor ve bizi bırakıyor.” şeklindeki sözleri Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşınca, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bir yerde toplanmalarını emretti ve onlar da toplandılar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizden bana ulaşan bu söz de nedir?» dedi. Onlara serzenişte bulunudu ve Ensar'ın O’nun -sallallahu aleyhi ve sellem- için ve İslam için takdim ettikleri yardımı onlara haber verdi. Bu sözlerle onların kalpleri hoşnut oldu. Böylece onlar, Allah’ın onlara bahşetmiş olduğu, Rasûlünün sohbetine (yani sahabeleri olma şerefine) sahip olma, O’nun ile birlikte (Medine’ye) dönme hazinesi ve bunlara ilave olarak Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlara, vefatından sonra başkalarının kendilerine tercih edildiğinde buna sabretmelerine karşılık olarak ahirette O’nunla (havzın başında) buluşma hazinesinin büyüklüğünü anlamışlardır. Teysîru’ul Allâm (s:306), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/403), Te’sîsu’l Ahkâm (3/197)
16 Cebrâil – aleyhisselam- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-‘e gelerek “İçinizdeki Bedir ehlini nasıl görüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de “Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Ya da buna benzer bir şeyler söyledi. Cebrâil -aleyhisselam- “Biz de Bedir’e katılan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.
عن رفاعة بن رافع الزرقي رضي الله عنه قال: جاء جبريل إلى النبي صلى الله عليه وسلم قال: ما تَعُدُّونَ أهل بدر فيكم؟ قال: «من أفضل المسلمين» أو كلمة نحوها. قال: وكذلك من شهد بدرا من الملائكة.
Cebrâil – aleyhisselam- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-‘e gelerek “İçinizdeki Bedir ehlini nasıl görüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de “Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Ya da buna benzer bir şeyler söyledi. Cebrâil -aleyhisselam- “Biz de Bedir’e katılan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kıymetli sahabi Rufa’a –radıyallahu anh- Cebrâil – aleyhisselam-‘ın Efendimiz –sallallahu aleyhi ve selem- gelip şöyle söylediğini bizlere haber vermiştir: “Bedir gazvesinde cihada katılan kimselerin makamı nedir? – Allah Azze ve Celle, Nebisi ve onunla beraber olan müminleri bu gazvede kuvvetli bir yardımla desteklemiştir- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-: “Onlar bizim nazarımızda Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrâil –aleyhisselam- şöyle cevap verdi: “ Aynı şekilde biz de Bedir’e katılan ve orada savaşan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.”
17 Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum - Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?. Muslim rivayet etmiştir.
عن عائشة قالت: كان رسولُ الله صلى الله عليه وسلم مُضْطجِعًا في بيتي، كاشفًا عن فَخِذَيْه، أو ساقَيْه، فاسْتأذَن أبو بكر فأذِنَ له، وهو على تلك الحال، فتحدَّثَ، ثم اسْتأذَن عُمر، فأذِن له، وهو كذلك، فتحدَّث، ثم اسْتأذَن عثمان، فجلس رسول الله صلى الله عليه وسلم ، وسوَّى ثِيابه -قال محمد: ولا أقول ذلك في يوم واحد- فَدَخَل فتحدَّث، فلمَّا خرج قالت عائشة: دخل أبو بكر فلم تَهْتَشَّ له ولم تُبَالِه، ثم دخل عمر فلم تَهْتَشَّ له ولم تُبَالِه، ثم دخل عثمان فجلستَ وسوَّيتَ ثيابك فقال: «ألا أسْتَحِي من رجل تَسْتَحِي منه الملائكةُ».
Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum - Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Aişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evimde uzandığını, baldırlarının yada kaval kemiğinin gözüktüğünü haber verdi. O sırada Ebû Bekir'in kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Rasûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan baldırları yada kaval kemikleri gözükür bir şekilde uzanmış içeri girmesine izin verdi. Ebû Bekir -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'le konuşmuş sonrada gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. İçeri girip konuşmuş sonrada gitti. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti baldırlarını yada kaval kemiğini örttü. Sonra içeri girmesine izin verdi. İçeri girip konuşmuş dışarı çıktığında - Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, onun içeri girmesini önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, onun içeri girmesini önemsemediniz, sonra Osman gelince neden oturup elbisenizi düzelttiniz, sonra baldırlarınızı yada kaval kemiklerinizi örttünüz? dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi? Yani: Rahman'ın melekleri Osman'dan haya ediyorlar. Ben nasıl olurda ondan haya etmem?! Bu hadis baldırın avret olmadığına delalet etmez; hadiste açık olan kısım baldırmı yoksa kaval kemiğimi olduğu hususunda şüphe edilmiştir. Bu hadisten baldırın açılmasının kesinlikle caiz olduğu manası çıkarılmaz. Çünkü baldırın açılması ile ilgili gelen hadisler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiili olarak gelmekte olup, sözü değildir. Bu hadisleri sahabelerin küçükleri rivayet etmiştir. Baldırların avretten olduğuna dair gelen hadisler daha ihtiyatlıdır. Bunları sahabelerin büyükleri rivayet etmiştir. Bunlar Rasûlullah'ın sözleridir. Sözleri fiillerine mukaddemdir. Fiilin ihtimalleri vardır. Baldırların açılması her yerde değil insanın özelinde (evinde) gelmiştir. Baldırların avret olduğu görüşü Fetva Daimi Komisyonununda görüşüdür.
18 «Her ümmetin bir emini vardır. Ey ümmet! bizim eminimiz ise Ebû Ubeyde b. Cerrah'tır.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه مرفوعًا: «إنَّ لكل أُمَّة أمِينًا، وإنَّ أمِيننا -أيتُها الأمة- أبو عُبيدة بن الجَرَّاح».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her ümmetin bir emini vardır. Ey ümmet! bizim eminimiz ise Ebû Ubeyde b. Cerrah'tır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Her ümmette diğer kişilerden daha emin olmak ile meşhur olmuş kimseler vardır. Bu ümmette de emin olarak meşhur olmuş kimse Ebû Ubeyde Âmir b. Cerrah -radıyallahu anh-'dır. Eminlik vasfı; o ve diğer sahabelerin -radıyallahu anhum- ortak vasfı olmasıyla birlikte hadisin lafzı Ebu Ubeyde -radıyallahu anh-'ın eminlik hususunda diğerlerinden daha üstün olduğunu hissettirmektedir.
19 «Her peygamberin bir havarisi (yânî hâlis yardımcısı) vardır; benim havarim de Zubeyr'dir.»
عن جابر رضي الله عنهما قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم : «مَن يأتيني بخبر القوم؟» يوم الأحزاب. قال الزُّبير: أنا، ثم قال: «مَن يأتيني بخبر القوم؟»، قال الزُّبير: أنا، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «إنَّ لكل نبي حَوَاريًّا، وحَوَاريِّ الزُّبير».
Câbir –radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle diyordu: Ahzâb Harbi (Hendek) günü Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr: "Ben (getiririm)," dedi. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- yine: «O kavmin haberini bana kim getirir?» diye sordu. Yine Zubeyr: "Ben (getiririm)," diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Her peygamberin bir havarisi (yânî hâlis yardımcısı) vardır; benim havarim de Zubeyr'dir» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ahzab (hendek) gazvesi olacağı zaman Kureyş kabilesi ve diğerleri Müslümanlarla savaşmak için Medine'ye geldiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hendek kazdı. Yahudilerden Kureyzaoğulları'nın kendileri ile müslümanlar arasındaki anlaşmayı bozdukları haberi müslümanlara ulaştı. Kureyş ile birlikte müslümanlara karşı savaşmak için anlaştılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr b. el-Avvâm -radıyallahu anh-; Ben sana onların haberini (getiririm), dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere daha: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr -radıyallahu anh- ben, dedi. O vakit Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Her peygamberin bir yardımcısı vardır, benim yardımcım da Zubeyr'dir.» dedi.
20 «Zübeyr halamın oğludur ve ümmetimin havarisidir.»
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنه مرفوعًا: «الزُّبير ابن عَمَّتي، وحَوَاريِّ من أُمَّتي».
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem- şöyle buyurmuştur: «Zübeyr halamın oğludur ve ümmetimin havarisidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- halası Safiyye bint Abdilmuttalib -radıyallahu anha-'nın oğlu Zübeyr b. el-Avvâm -radıyallahu anh-'ın ümmeti içinden kendisinin yardımcısı olduğunu haber veriyor.
21 "Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için daha hayırlı olduğunu elbette biliyorum. Ben asıl, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi. Bu sözleri duyduktan sonra, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma- duygulandılar. Onlar da Ümmü Eymen’le birlikte ağladılar."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: قَال أَبُو بَكر لِعُمَر رضي الله عنهما بَعْدَ وَفَاةِ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم : انْطَلِق بِنَا إِلَى أُمِّ أَيمَنَ -رَضِي الله عنها- نَزُورُهَا كَمَا كَانَ رَسول الله صلى الله عليه وسلم يَزُورُها، فَلَمَّا انتَهَيَا إِلَيهَا، بَكَت، فَقَالاَ لَهَا: مَا يُبكِيك؟ أَمَا تَعْلَمِين أَنَّ ما عِنْد الله خَيرٌ لِرَسول الله صلى الله عليه وسلم ؟ فَقَالَت: مَا أَبْكِي أَنْ لاَ أَكُون أَعلَم أَنَّ مَا عِندَ الله تعالى خَيرٌ لِرَسُول الله صلى الله عليه وسلم ، وَلَكِن أَبكِي أَنَّ الوَحي قَدْ انْقَطَع مِنَ السَّمَاء؛ فَهَيَجَتْهُمَا عَلَى البُكَاء؛ فَجَعَلاَ يَبْكِيَان مَعَهَا.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefâtından sonra Ebû Bekir, Ömer -radıyallahu anhuma-'ya: Kalk! Allah Rasûlü’nün yakını olan Ümmü Eymen -radıyalahu anha-'ya gidelim, Rasûlullâh -sallallahu aleyhi ve selllem-'in yaptığı gibi, biz de onu ziyâret edelim.” dedi. Yanına vardıklarında Ümmü Eymen-radıyallahu anhâ- ağlamaya başladı. Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nîmetlerin efendimiz için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-: Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için daha hayırlı olduğunu elbette biliyorum. Ben asıl, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi. Bu sözleri duyduktan sonra, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma- duygulandılar. Onlar da Ümmü Eymen’le birlikte ağladılar.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabe -radıyallahu anhum- küçük büyük her şeyde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmada en hırslı kimselerdi. Hatta onlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hayatında, meclisinde bastığı yere kadar izlediği yola ittiba ederlerdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığını bildikleri her amelde O'na ittiba ederlerdi. Bu hadis de bunu desteklemekte ve bize Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-'nın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ziyaret ettiği kadını ziyaret ettiklerini bize aktarmaktadır. O'nu sırf Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ziyaret ettiği için ziyaret etmişlerdir. Onun yanında oturduklarında kadın ağlamaya başlamıştır. O ikisi ona: Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nimetlerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Yani; O'nun için dünyadan daha hayırlıdır. Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-: Ben onun için ağlamıyorum. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettikten sonra vahiy kesildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra vahiy gelmeyecekti. Bundan dolayı Allah Teâlâ O'nu vefat ettirmeden önce dinini kemale erdirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için İslam dininden razı oldum." (Mâide Suresi: 3) İkisi ağlamaya başladılar. Çünkü Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-, o ikisine unuttukları şeyi hatırlattı.
22 “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu.
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه أَنَّهُ تَوَضَّأ في بيتِهِ، ثُمَّ خَرَج، فقَال: لَأَلْزَمَنَّ رسُول الله صلى الله عليه وسلم ولَأَكُونَنَّ مَعَهُ يَومِي هَذَا، فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَألَ عَنِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَقَالُوا وَجَّهَ هَاهُنَا، قال: فَخَرَجْتُ عَلَى أَثَرِهِ أَسأَلُ عنْهُ، حتَّى دخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَستُ عِندَ البَابِ حتَّى قَضَى رسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- حَاجَتَهُ وَتَوَضَّأ، فَقُمتُ إِلَيهِ، فَإِذَا هُوَ قَدْ جَلَسَ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ وَدلَّاهُمَا فِي البِئرِ، فَسَلَّمتُ علَيه ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِند البَابِ، فقُلتُ: لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- اليَومَ، فجَاءَ أَبُو بَكر -رضِيَ الله عنْهُ- فَدَفَعَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقَالَ: أَبُو بَكْرٍ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ ذَهَبتُ، فَقُلْتُ: يَا رسُولَ الله، هَذَا أبُو بكرٍ يَسْتَأذِنُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَأَقْبَلْتُ حتَّى قُلتُ لَأَبِي بَكْرٍ: ادْخُلْ وَرَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ، فَدَخَلَ أَبُو بَكرٍ حَتَّى جَلَسَ عَن يَمِينِ النبيِّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- مَعَهُ فِي القُفِّ، ودَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ وَجَلَسْتُ، وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ - يُريِدُ أَخَاهُ - خَيرًا يَأتِ بِهِ، فَإِذَا إِنسَانٌ يُحَرِّكُ البَّابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُمَرُ بن الخَطَّابِ، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَسَلَّمْتُ عَلَيهِ وقُلْتُ: هَذَا عُمَرُ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقَال: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ» فَجِئْتُ عُمَرَ، فَقُلتُ: أَذِنَ وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ، فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- فِي القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ وَدَلَّى رِجْلَيهِ فِي البِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلتُ: إِن يُرِدِ اللهُ بِفُلاَنٍ خَيرًا -يعنِي أَخَاهُ- يَأتِ بِهِ، فَجَاءَ إِنسَانٌ فَحَرَّكَ البَابَ، فقُلتُ: مَنْ هَذَا؟ فقَالَ: عُثمَانُ بنُ عَفَّان، فقُلتُ: عَلَى رِسْلِكَ، وَجِئتُ النبِيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فَأَخبَرتُهُ، فقَالَ: «ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرهُ بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُهُ» فَجِئتُ، فقُلتُ: ادْخُل وَيُبَشِّرُكَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالجَنَّةِ مَعَ بَلوَى تُصِيبُكَ، فَدَخَلَ فَوَجَدَ القُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وِجَاهَهُم مِنَ الشِقِّ الآخَرِ. قال سعيد بنُ الْمُسَيِّبِ: فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُم. وزاد في رواية: وَأَمَرَنِي رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِحفظِ البابِ، وفيها: أنَّ عُثمَانَ حِينَ بَشَّرَهُ حَمِدَ الله -تَعَالَى-، ثُمَّ قَالَ: اللهُ الْمُسْتَعَانُ.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkarken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; hep onun yanında bulunacağım”, dedi. Sonra Mescid’e gidip oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- olanları şöyle anlattı: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gittiği yeri sora sora, nihayet O'nun Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçede olduğunu öğrendim. Ben de bahçe kapısının yanına oturdum. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyu ağzındaki bileziğin tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmış. Kendisine selâm verdikten sonra geri dönüp kapının yanına oturdum. Kendi kendime: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapıcısı olacağım”, dedim. O sırada Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. Kim o? diye sordum. Ebû Bekir, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına vardım ve: Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebû Bekir içeri girdi. Peygamber -aleyhisselâm-’ın sağ tarafına geçip onun yanına, kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve tıpkı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de geri dönüp yerime oturdum. Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. O sırada birinin kapıyı ittiğini gördüm. Kim o? diye sordum. Ömer b. Hattâb, dedi. Biraz bekle, dedikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına giderek selâm verdim ve: Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedim. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sol tarafına geçerek kuyunun ağzındaki taşın üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Ben de dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı itti. Kim o? diye sordum. Osman b. Affân, dedi. Biraz bekle, diyerek Peygamber -aleyhisselâm-’ın yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!» buyurdu. Geri döndüm ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce, onların karşılarında bir başka yere oturdu. Saîd ibnu’l-Müseyyeb dedi ki: Ben bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordum. Başka bir rivayette: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kapıyı korumamı emretti. O rivayette şu ilave de vardır: Osman -radıyallahu anh- müjdeyi duyunca Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste O, bir gün evinde abdest alıp dışarı çıkmış ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ararken kendi kendine: “Bugün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den hiç ayrılmayacağım; Yani giderken de gelirken de hep O'nun yanında bulunacağım, demektir. Sonra Ebu Musâ -radıyallahu anh-, O'nu bulmak için mescide geldi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ya mescidde ya da ailesinin işleri için evinde ve yahut da ashabının faydasına olacak şeyler ile uğraşıyor olacaktı. Mescidde O'nu bulamayınca oradaki sahâbîlere Peygamber -aleyhisselâm-’ın nerede olduğunu sordu. Onlar da: Şu tarafa doğru gitti, dediler. Eris Kuyusu'nun olduğu yönü işaret ettiler. Eris Kuyusu; Kuba'nın yakınlarındaki bir kuyunun ismidir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, akabinde ordan ayrıldı ve Eris Kuyusu'na ulaştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i orada buldu ve kuyunun bahçe kapısının yanına oturdu. Peygamber -aleyhisselâm- tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Eris Kuyusu’nun kenarındaki taşların üzerine, kuyunun ağzının tam ortasına oturmuş, baldırlarını açarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bekçisi gibi kuyunun bahçe kapısında bekçilik yapıyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh- gelerek kapıyı çaldı. İçeri girmek istedi. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber vermeden Ebu Bekir'in içeri girmesine izin vermedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Ebû Bekir geldi içeri girmek için izin istiyor dedi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri dönüp Ebû Bekir’e: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeliyor, dedi. Cennetle müjdelemesi büyük bir müjdedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olması için O'na izin verdi. Ebû Bekir içeri girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kuyunun ağzında otururken buldu ve sağ tarafına oturdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her şeyde sağdan başlamayı seviyordu. Ebû Bekir -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sağına O'nun oturduğu gibi yaparak oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e muhalefet etmeyi kerih görerek baldırlarını açarak oturdu. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ben evden çıkarken abdest almakta olan kardeşim arkamdan yetişecekti. Onu düşünerek kendi kendime: “Eğer Allah Teâlâ falanın hayrını dilerse onu buraya getirir”, dedim. Eğer gelirse izin ister onu da cennetle müjdelerdi. Ancak ikinci kişi içeri girmek için izin istedi. Ebû Mûsâ, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in yanına gelip Ömer geldi, huzura girmek için izin istiyor, dedi. «İzin ver ve onu cennetle müjdele!», buyurdu. Ömer’in yanına dönerek: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girmene izin verdi ve seni cennetle müjdeledi, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Ebû Bekir’i kuyunun ağzında otururken buldu. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sol tarafına geçerek oturdu. Kuyunun etrafı dardı, geniş değildi. Bu üç kişi bir taraftaydı. Sonra Osman -radıyallahu anh- izin istedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- daha önce izin isteyenlerde yaptığı gibi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İzin ver ve başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdele!», buyurdu. Geri döndü ve: İçeri gir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ (imtihan) ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedi. Onun hakkında nimet ve bela bir arada toplandı. Osman -radıyallahu anh- Allah’a hamd etti, sonra da: Allah yardımcım olsun, dedi. Belaya karşı Allah yardımcım olsun, bu müjdeden dolayı da Allah’a hamd olsun. İçeri girdiğinde kuyunun etrafının dolu olduğunu görünce onların karşısına geçip oturdu ve baldırlarını açarak ayaklarını kuyunun içine sarkıttı. Çünkü kuyunun ağzı dardı. Saîd b. el-Müseyyeb - Tabiinin büyüklerindendir- bu oturuş şeklini onların kabirlerine yordu. Çünkü üçünün kabri bir yerdedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-‘nın hepsi aynı mekana defnedilmişlerdir. Dünyada iken beraber bir yerlere gider ve beraber dönerlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her zaman Ben, Ebû Bekir ve Ömer gittik. Ben, Ebû Bekir ve Ömer geldik derdi. O ikisi Rasûlullah’ın dostları ve yardımcılarıydı. Kıyamet gününde kabirlerinden hep birlikte çıkacaklar. Dünya'da ve Ahiret'te hep birlikte olacaklardır. Osman –radıyallahu anh- onların karşısına oturdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başına gelecek belâ ile birlikte onu cennetle müjdeledi. Başına gelecek olan bela insanların onun yöneticiliğinde ihtilaf edip, ayaklanmaları ve evinde onu öldürmeleridir. Öyle ki Medine'deki evine girip, Allah’ın Kitabı önünde olduğu halde Kur'ân okurken onu (şehit ettiler) öldürdüler.
23 Abdullah İbn Ömer -radıyallahu anhu-: "Ömer'in-radıyallahu anh- birşey için: "Zannederim bu şöyle olmalıdır" deyip de onun zannettiği şekilde hasıl olmadığı vaki değildir." der.
عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: ما سمعت عمر رضي الله عنه يقول لشيء قَطُّ: إني لأظنه كذا، إلا كان كما يظن.
Abdullah İbn Ömer -radıyallahu anh-: "Ömer'in-radıyallahu anh- birşey için: "Zannederim bu şöyle olmalıdır." deyip de onun zannettiği şekilde hasıl olmadığı vaki değildir." der.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabeler Ömer’in –radıyallahu anh'ın- insanlardan bir başkasına zahir, açık olmayan bir meselede hükmettiğini görürlerdi. Sonra bu mesele açıklığa kavuştuğunda gizli olduğu esnada Ömer’in -Allah ondan razı olsun- hükmünün vakıaya uygun olduğu ortaya çıkardı.
24 Birtakım kimseler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-´e gelerek, bize Kur´an´ı ve Sünnet´i öğretecek insanlar gönderseniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde dayım Harâm´ın da bulunduğu, Ensâr'dan kurrâ olan yetmiş kişiyi onlara gönderdi.
عن أنس رضي الله عنه قال: جاء ناس إلى النبي صلى الله عليه وسلم أن ابعث معنا رجالاً يعلمونا القرآن والسنة، فبعث إليهم سبعين رجلا ًمن الأنصار يقال لهم: القراء، فيهم خالي حَرامٌ، يقرؤون القرآن، ويتدارسون بالليل يتعلمون، وكانوا بالنهار يَجِيئُون بالماء، فيضعونه في المسجد، ويحتطبون فيبيعونه، ويشترون به الطعام لأهل الصُّفَّةِ، وللفقراء، فبعثهم النبي صلى الله عليه وسلم فَعَرَضُوا لهم فقتلوهم قبل أن يبلغوا المكان، فقالوا: اللهم بلَغِّ ْعَنَّا نبينا أنا قد لَقِينَاك فرضينا عنك ورَضِيتَ عَنَّا، وأتى رجلٌ حَرَاماً خال أنس من خلفه، فطعنه برُمْحٍ حتى أَنْفَذَهُ، فقال حَرَامٌ: فُزْتُ ورَبِّ الكعبة، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إن إخوانكم قد قُتِلُوا وإنهم قالوا: اللهم بلغ عنا نبينا أنا قد لقيناك فرضينا عنك ورضيت عنا».
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Birtakım kimseler Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-´e gelerek, bize Kur´an´ı ve Sünnet´i öğretecek insanlar gönderseniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde dayım Harâm´ın da bulunduğu, Ensâr'dan kendilerine kurrâ denilen yetmiş kişiyi onlara gönderdi. Bunlar Kur´an okuyor, geceleri onu aralarında müzakere edip öğreniyorlardı. Gündüzleri ise su getirip mescide koyuyorlar, odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. İşte Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bu kişileri göndermişti. Fakat gidecekleri yere varmadan önlerine çıktılar ve onları öldürdüler. Onlar (öldürülmeden önce): "Allah'ım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun." dediler. Bir adam, yaklaşıp Enes´in dayısı Harâm´a mızrağını sapladı, hatta vücudunun bir tarafından öbür tarafına geçirdi. Bunun üzerine Harâm: "Kâbe´nin Rabbine yemin ederim ki, cenneti kazandım gitti." dedi. Bu olay üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: «Şüphesiz ki din kardeşleriniz öldürüldüler. Onlar hem de şöyle dediler: Allah'ım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Bazı Arap kabilelerinden bir grup, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek Müslüman olduklarını iddia ettiler ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den kendilerine Kur’ân öğretecek kimseler istediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla birlikte Kur’an'ı çokça öğrenip ezberlemelerinden dolayı kendilerine kurra denilen yetmiş kişi gönderdi. Bu kurraların Kur’an ile çokça meşgul olmaları, onları sevap kazanmaktan alıkoymuyordu. Enes’in haber verdiği gibi “Onlar, gündüzleri su getirip mescide koyuyorlar, odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı.” Bunun anlamı; onlar, gündüzleri taharet ihtiyacını gidermek isteyen kimseler için yahut da başka şeyler için su getirip mescide koyuyorlar ve odun toplayıp onu satıyor, bedeliyle de Suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. Suffe ashabı, mescidin suffe denilen bölümünede yaşayan fakir ve gariban kimselerdi. Bu yer, mescidden ayrı fakat mescide bitişik bir yerdi. Onlar üzeri gölgelik ile örtülmüş olan bu yerde geceyi geçirirlerdi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlarla birlikte kurraları gönderdi. Kurralar varmak istedikleri yer olan Ebu Berâ’nın evine henüz ulaşamadan Bi’ru Mauna (Mauna Kuyusu) denilen yerde konakladıklarında Amir İbn Tufeyl ve yanında bulunan adamlar kurraların canına yöneldi ve onlarla vuruştu. (Kurralar öldürülmeden önce): Allahım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun, dediler. Başka bir rivayette: "Bizim haberimiz kavmimize ulaştı mı? Muhakkak ki bizler Rabbimize kavuştuk, O, bizden razı oldu biz O’ndan razı olduk.” dediler, şeklindedir. Cebrail aleyhisselam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle haber vermiştir: “Muhakkak ki onlar Rablerine kavuştular, Rableri onlardan razı oldu ve Rableri de onları hoşnut etti.” Buhari rivayet etmiştir. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:«Şüphesiz ki din kardeşleriniz öldürüldüler. Onlar hem de şöyle dediler: Allahım! Bizim haberimizi Peygamberimiz´e ulaştır. Bizler sana kavuştuk ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun.» buyurmuştur. Bunun anlamı: Allah, onlardan, itaatleri ve ibadetleri sebebiyle razı olmuş ve onlara ikramda bulunmuştur. Onlara Allah’tan bir rıza, hayır, ihsan ve rahmet ile mükâfatlandırmıştır.
25 "Allah Teâlâ, 'Lem yekünillezine keferû' suresini sana okumamı bana emretti."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لأُبَي بنِ كعْب رضي الله عنه : «إن الله عز وجل أمَرَني أن أَقْرَأَ عَلَيك: (لم يكن الذين كفروا...) قال: وسمَّاني؟ قال: «نعم» فبكى أُبي. وفي رواية: فَجَعَل أُبَي يَبكِي.
Enes b. Malik -radıyallahu anh'den rivayet olunduğuna göre Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Übey İbni Kâ'b -radıyallahu anhu-'ya hitaben şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ, 'Lem yekünillezine keferû' suresini sana okumamı bana emretti." Übey İbni Kâ'b: "Allah benim ismimi andı mı?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; "Evet," buyurdu. Übey İbni Kâ'b duygulanarak ağladı. Bir rivayette de Ubey ağlamaya başladı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste: Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın Ubey -radıyallahu anhu-'ya Beyyine Suresini okumasını emrettiğini haber vermiştir. Ubey -radıyallahu anhu- buna şaşırmış bu nasıl olabilir? Çünkü asıl olan fazilet bakımından daha üstün olanın üstün olmayana okumasıdır. Üstün olmayanın üstün olana değil. Ubey - radıyallahu anhu- Allah Teâlâ’nın onun ismini zikrettiğini Allah Rasulünden öğrendikten ve kesinleştirdikten sonra mutluluktan ve sevinçten ağladı.
26 "Ey Sa’d b. Muaz! İstediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, Uhud’un eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum."
عن أنس رضي الله عنه قال: غاب عمي أنس بن النَّضْرِ رضي الله عنه عن قتال بدر، فقال: يا رسول الله، غِبْتُ عن أول قتال قاتلت المشركين، لئن الله أشهدني قتال المشركين لَيُرِيَنَّ الله ما أصنع. فلما كان يوم أُحُدٍ انْكَشَفَ المسلمون، فقال: اللَّهم أعْتَذِرُ إليك مما صنع هؤلاء - يعني: أصحابه - وأبرأُ إليك مما صنع هؤلاء - يعني: المشركين - ثم تقدم فاستقبله سعد بن معاذ، فقال: يا سعد بن معاذ، الجنَّة وربِّ الكعبة إنِّي أجِدُ ريحها من دونِ أُحُدٍ. قال سعد: فما استطعت يا رسول الله ما صنع! قال أنس: فوجدنا به بِضْعَا وثمانين ضربة بالسيف، أو طعنة بِرُمْح، أو رَمْيَة بسهم، ووجدناه قد قُتل ومَثَّل به المشركون فما عَرفه أحدٌ إلا أُختُه بِبَنَانِهِ. قال أنس: كنَّا نرى أو نَظُنُّ أن هذه الآية نزلت فيه وفي أشباهه: {من المؤمنين رجال صدقوا ما عاهدوا الله عليه} [الأحزاب: 23] إلى آخرها.
Enes -Radıyallahu anh'dan merfu olarak şöyle rivayet olunmuştur: "Amcam Enes b. Nadr -radıyallahu anh- Bedir Savaşı’na katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple: “Ey Allah’ın Rasûlü! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah Teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler yapacağımı elbette Allah Teâlâ görecektir.” dedi. Sonra Uhud Savaşı’nda müslüman safları dağılınca, –arkadaşlarını kastederek– “Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür beyan ederim.” dedi. Müşrikleri kastederek de “Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arz ederim.” deyip ilerledi. Sa’d İbni Muâz ile karşılaştı ve: Ey Sa’d! istediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, Uhud’un eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d (olayı anlatırken) “Ben onun yaptığını yapamadım, ya Rasûlallah!” dedi. Enes -radıyallahu anh- devamla şöyle dedi: Amcamı şehid edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler müsle yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu kimse tanıyamadı. Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıdı. Enes dedi ki, biz şu âyetin amcam ve amcam gibiler hakkında inmiş olduğunu düşünmekteyiz: “Mü’minler içinde öyle yiğit erkekler vardır ki, Allah’a verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi ahdini yerine getirdi (çarpıştı, şehid düştü), kimi de sırasını bekliyor. Bunlar asla sözlerini değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb: 33/23).
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes bin Malik -radıyallahu anh- (amcası) Enes b. Nadr -radıyallahu anh-’ın Bedir Gazvesinde Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- ile olmadığını anlatmıştır. Çünkü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Bedir Gazvesi'ne giderken savaş amaçlı yola çıkmamıştır. Özellikle Kureyş'in kervanını istiyordu ve yanında üç yüz civarında kişi vardı. Yanlarında yetmiş deve iki at vardı sırayla üzerine biniyorlardı. Enes b. Nadr -radıyallahu anh- Nebi- sallallahu aleyhi ve sellem-’e kendisi Bedir Savaşı’na katılamadığı için bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple: “Ey Allah’ın Rasûlü! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah Teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler yapacağımı elbette Allah Teâlâ görecektir.” dedi. Bedir Gazvesinden bir sene bir ay geçmişti ki, Uhud Gazvesi yapıldı. İnsanlar Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte savaştılar ve günün ilk galibi Müslümanlar olmuştu. Ancak okçular Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-’in yerleştirmiş olduğu ve buradan savaş bitene kadar ayrılmayın dediği yerden ayrılmışlardı. Müşrikler dağılıp hezimete uğradıklarında bazı okçular yerlerini bırakıp savaş meydanına inmesiyle okçuların bulunduğu cihetten müşriklerin atlı birlikleri saldırıya geçti ve müslümanların arasına daldılar. Bunu gören Müslümanların bir kısmı kaçmaya başladı. Ancak Enes b. Nadr kâfirlere doğru yöneldi ve kaçan -arkadaşlarını kastederek- “Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür beyan ederim.” dedi. Allah Rasûlü ve diğer Müslümanları öldürmeye çalışan müşrikleri kastederek de “Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arz ederim.” deyip ilerledi. Sa’d İbni Muâz ile karşılaştı ve Sa’d İbni Muâz ona nereye gidiyorsun dedi? Ey Sa’d! Uhud’un eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Cennetin kokusunu alması hayal ettiği ya da zannettiği için değil gerçekten cennetin kokusunu aldığı içindi. Allah Azze ve Celle bu sahabeye öyle bir ikramda bulunmuştu ki şehit olmadan önce cennetin kokusunu almıştı. Bundan dolayı çekinmeden öne atılmış ve ölene kadar savaşmıştı. Sa’d (olayı anlatırken) “Ben onun yaptığını yapamadım, ya Rasûlallah!” dedi. Yani ben onun çaba sarf ettiği kadarını yapamadım. Vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Hatta cildi paramparça olmuştu ki, onu kız kardeşinden başka kimse tanıyamadı. Onu Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıyabilmişti. Müslümanlar şu ayet’in Enes b.Nadr ve emsalleri hakkında nazil olduğunu düşünmekteydiler: “Mü’minler içinde öyle yiğit erkekler vardır ki, Allah’a verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi ahdini yerine getirdi (çarpıştı, şehid düştü), kimi de sırasını bekliyor. Bunlar asla sözlerini değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb: 23). Şüphe yok ki bu sahabe ve emsalleri -radıyallahu anhum- öncelikli olarak bu ayet kapsamına girmektedirler. Allah’a verdikleri sözlerinde durdular. Öyle ki Enes bin Nadr -radıyallahu anh- şöyle demişti: Eğer Allah Teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler yapacağımı elbette Allah Teâlâ görecektir.” dedi. Gerçekten de yaptı. Allah Azze ve Celle’nin muvaffak kıldığı kimseler dışında kimsenin yapamadığını yaparak şehit olana kadar savaştı.
27 «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان أبو طلحة رضي الله عنه أكثر الأنصار بالمدينة مالا من نخل، وكان أحب أمواله إليه بَيْرَحَاء، وكانت مُسْتَقبِلَةَ المسجد وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يدخلها ويشرب من ماء فيها طيب. قال أنس: فلما نزلت هذه الآية: {لن تنالوا البر حتى تُنِفُقوا مما تُحبون} قام أبو طلحة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، إن الله تعالى أنزل عليك: {لن تنالوا البر حتى تنفقوا مما تحبون} وإن أحب مالي إلي بَيْرَحَاء، وإنها صدقة لله تعالى ، أرجو بِرَّهَا وذُخْرَهَا عند الله تعالى ، فَضَعْهَا يا رسول الله حيث أَرَاكَ الله، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «بَخٍ ذلك مال رَابِحٌ، ذلك مال رابح، وقد سمعتُ ما قلتَ، وإني أرى أن تجعلها في الأقربين»، فقال أبو طلحة: أفعل يا رسول الله، فقسمها أبو طلحة في أقاربه، وبني عمه.
Enes -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Ebu Talha, Medine'de hurma bahçesine sahip olma bakımından Ensâr'ın en zengini idi. Ebu Talha’nın kendisine mallarının en sevimlisi olanı ise Beyruhâ (denilen bahçesi) idi. Beyruhâ, Mescid'in karşısında idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes -radıyallahu anh- dedi ki: Şu "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha kalkıp, doğru Rasûlullah'a geldi de: Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ; "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana malımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ, Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında onun iyiliğini umut ediyorum. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bahçemi Allah'ın sana gösterdiği uygun yere koy, sarf et, dedi. Enes dedi ki: Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu (senin dediğin gibi) yapacağım," dedi. Ebu Talha Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Talha, Medine'de bahçelik cihetiyle Ensâr'ın en zengini idi. O’nun, Mescid’in karşısında Beyruhâ diye içinde güzel suyu olan bir bostanı/bahçesi vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha hemen hızlıca kalkıp, doğru Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana mallarımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ -bostanın ismidir-, Allah ve Rasulü için bir sadakadır. Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha bunu yaptı ve Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
28 Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Ömer de Sa'd'ı vâlilikten azledip Ammar b. Yâsir'i Kufeye vâli tayin etti.
عن جابر بن سمرة رضي الله عنهما قال: شكا أهل الكوفة سعدًا يعني: ابن أبي وقاص رضي الله عنه إلى عمر بن الخطاب رضي الله عنه فعزله، واستعمل عليهم عمارًا، فشَكَوا حتى ذكروا أنه لا يُحسن يصلي، فأرسل إليه، فقال: يا أبا إسحاق، إن هؤلاء يزعمون أنك لا تُحسن تصلي، فقال: أمَّا أنا والله فإني كنت أصلي بهم صلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم لا أَخْرِمُ عنها، أصلي صلاتَي العشاء فأَرْكُدُ في الأُولَيَيْنِ، وأُخِفُّ في الأُخْرَيَيْنِ. قال: ذلك الظن بك يا أبا إسحاق، وأرسل معه رجلًا -أو رجالًا- إلى الكوفة يسأل عنه أهل الكوفة، فلم يَدَعْ مسجدًا إلا سأل عنه، ويُثْنُونَ معروفًا، حتى دخل مسجدًا لبني عَبْسٍ، فقام رجل منهم، يقال له أسامة بن قتادة، يكنى أبا سَعْدَةَ، فقال: أما إذ نشدتنا فإن سعدًا كان لا يسير بالسَّرية ولا يَقْسِم بالسَّوية، ولا يَعْدِل في القضية. قال سعد: أما والله لأدعون بثلاث: اللهم إن كان عبدك هذا كاذبًا، قام رِياء، وسُمعة، فأطل عمره، وأطل فقره، وعرضه للفتن. وكان بعد ذلك إذا سئل يقول: شيخ كبير مفتون، أصابتني دعوة سعد. قال عبد الملك بن عمير الراوي عن جابر بن سمرة: فأنا رأيته بعد قد سقط حاجباه على عينيه من الكبر، وإنه ليتعرض للجواري في الطرق فيَغْمِزُهُنَّ.
Câbir b. Semure -radıyallahu anhuma- dedi ki; Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Ömer de Sa'd'ı vâlilikten azledip Ammar b. Yâsir'i Kufeye vâli tayin etti. Kûfeliler Sa'd hakkındaki şikâyetlerini, "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Ey Ebû İshak! Bu adamlar senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd: Allah'a yemin ederim ki ben onlara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım; ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, dedi. Sonra, (durumu bir de yerinde araştırmak üzere) Sa'd ile birlikte bir veya birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişi Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu, bütün mescidlere gidip cemaata Sa'd'ı sordu. Onlar da Sa'd hakkında hep övgü dolu sözler söylediler. En sonunda Absoğulları mescidine gitti (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet etti). Onlar arasından Ebû Sa'de Usâme b. Katâde kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez, mal taksiminde eşitliği gözetmez, adâletle hükmetmez, dedi. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim: Allahım, senin bu kulun bu söylediklerinde yalancı ise, sen onun ömrünü uzat, fakirliğini artır ve kendisini fitnelere çarptır. Sonraları Usâme'ye hali sorulduğunda: Kocamış, fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum, diye cevap verirdi. Hadisi, Câbir b. Semure'den rivayet eden râvi Abdülmelik b. Umeyr şöyle der: Daha sonraki zamanlarda o kişiyi ben de gördüm. Yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düşmüş olduğu halde yollarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh- Sa'd b. Ebû Vakkâs -radıyallahu anh-'ı Kûfe'ye vali olarak tayin etti. Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Hatta "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Nasıl olurki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in cennete gireceğine şahitlik ettiği bu değerli sahabi namaz kıldırmayı bilemezdi. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Kûfe ehli senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdığını haber verdi. Yatsı namazını zikretti sanki -En doğrusunu Allah bilir- şikayet bu namaz ile alakalıydı. Şüphesiz ki ben Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, diyerek onu tezkiye etti. Çünkü ondan beklenilen buydu. O iyi bir şekilde namaz kılmayı biliyordu ve o, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını emrederek kavmine namaz kıldırıyordu. Bununla birlikte Ömer -radıyallahu anh- bu meseleyi araştırdı. Çünkü o mesuliyeti üstlenmiş ve mesuliyetin kadrini biliyordu. Sonra, birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişiler Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu ve bu kimseler hangi mescide girerse girsinler Sad hakkında hep övgü dolu sözler duydular. En sonunda Absoğulları mescidine gittiler (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet ettiler). Onlar arasından bir adam kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez,ganimet elde ettiğinde mal taksiminde eşitliği gözetmez, insanlar arasında hükmettiğinde adâletle hükmetmez, dedi. Bu üç töhmetle onu suçladı. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim. Allah'ın onun ömrünü uzatmasını, fakirliğini artırmasını ve kendisini fitnelere çarptırmasını istedi. Bundan Alah'a sığınırız. Bu azamatli üç bedduadır. Ancak istisna ederek şayet bunu riya yada saygınlıktan dolayı bu kulun yaptı ise demiştir. Yani haksız yere yaptı ise demektir. Allah Teâlâ onun duasına icabet etti. Bu kimsenin ömrü uzun oldu, yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düştü. Bu kimse fakir birisiydi ve fitneye düçar oldu. Hatta bu haldeyken kocamış olduğu halde çarşı pazarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı. Bundan Allah'a sığınırız. Kendisi için fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum derdi.
29 Ömer İbnu’l–Hattâb -radıyallahu anh- ilk hicret eden sahabelere dörder bin maaş bağladı.
عن نافع: أنَّ عمرَ بنَ الخطابِ رضي الله عنه كانَ فرضَ للمهاجرينَ الأولينَ أربعةَ الآفٍ، وفَرَضَ لابنِه ثلاثةَ آلافٍ وخمسمئةٍ، فقيل له: هو من المهاجرينَ فَلِمَ نَقَصْتَهُ؟ فقالَ: إنما هَاجَرَ به أبوه. يقولُ: ليسَ هو كمن هَاجَرَ بنفسِهِ.
Nâfi’den rivayet edildiğine göre: Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- ilk hicret eden sahabelere dörder bin, oğlu Abdullah’a da üç bin beş yüz dirhem maaş bağlamıştı. Ömer’e: Oğlun da ilk hicret edenlerden biridir. Onun hakkını niçin kıstın? diye sordular. Ömer –radıyallahu anh- şunları söyledi: Oğlum babasıyla birlikte hicret etti. Bu sebeple yalnız başına hicret edenlerle bir tutulamaz.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer –radıyallahu anh- muhacirlere dörder bin, oğlu Abdullah muhacirlerden olmasına rağmen üç bin beş yüz vermiştir. Çünkü o babası Ömer’le birlikte büluğ çağına ermeden hicret etmişti. Ömer –radıyallahu anh- onun yetişkin kimselerden sayıldığını görmüyordu. Bundan dolayı yetişkin tek başına hicret eden muhacirlerden olmadığı için verdiği şeyi azaltmıştır. Bu dünya Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’den ve Ebu Bekir –radıyallahu anh-’dan sonra ümmetin malı hakkında Ömer –radıyallahu anh-’dan başka vera ve zühd sahibi olan bir yönetici görmemiştir. Bu yüzden herhangi bir hususta Müslümanların yönetimini üstlenen kimse akrabasını, akrabası olduğu için, zengini zengin, fakiri de fakir olduğu için kayırmaması gerekir. Bilakis herkesin menzilesine göre hareket etmesi gerekir. İşte bu vera ve adaletin ta kendisidir.
30 Zubeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-’ın kıssası ve borcunu ödemedeki vefası.
عن أبي خبيب -بضم الخاء المعجمة- عبد الله بن الزبير رضي الله عنهما ، قال: لما وقف الزبير يوم الجمل دعاني فقمت إلى جنبه، فقال: يا بني، إِنَّهُ لاَ يُقْتَلُ اليوم إلا ظالم أو مظلوم، وإني لا أُرَانِى إلا سأقتل اليوم مظلوما، وإن من أكبر همي لديني، أفترى دَيْنَنَا يُبقي من مَالِنا شيئا؟ ثم قال: يا بني، بِعْ مَا لَنا واقض ديني، وأوصى بالثلث وثلثه لبنيه، يعني لبني عبد الله بن الزبير ثلث الثلث. قال: فإن فَضَلَ من مَالِنَا بعد قضاء الدين شيء فثلثه لبنيك. قال هشام: وكان بعض ولد عبد الله قد وَازَى بعض بني الزبير خُبَيْبٌ وعَبَّادٌ، وله يومئذ تسعة بنين وتسع بنات. قال عبد الله: فجعل يوصيني بدينه ويقول: يا بني، إن عجزت عن شيء منه فاستعن عليه بمولاي. قال: فوالله ما دريت ما أراد حتى قلت: يا أبت من مولاك؟ قال: الله. قال: فوالله ما وقعت في كربة من دينه إلا قلت: يا مولى الزبير اقض عنه دينه فيقضيه. قال: فقتل الزبير ولم يَدَع دينارا ولا درهما إلا أَرَضِينَ ، منها الغابة وإحدى عشرة دارا بالمدينة، ودارين بالبصرة، ودارا بالكوفة، ودارا بمصر. قال: وإنما كان دينه الذي كان عليه أن الرجل كان يأتيه بالمال، فيستودعه إياه، فيقول الزبير: لا، ولكن هو سلف إني أخشى عليه الضَّيْعَةَ ،وما ولي إمارة قط ولا جباية ولا خراجا ولا شيئا إلا أن يكون في غزو مع رسول الله صلى الله عليه وسلم أو مع أبي بكر وعمر وعثمان رضي الله عنهم قال عبد الله: فحسبت ما كان عليه من الدين فوجدته ألفي ألف ومئتي ألف! فلقي حكيم بن حزام عبد الله بن الزبير، فقال: يا ابن أخي، كم على أخي من الدين؟ فكتمته وقلت: مائة ألف. فقال حكيم: والله ما أرى أموالكم تسع هذه. فقال عبد الله: أرأيتك إن كانت ألفي ألف ومئتي ألف؟ قال: ما أراكم تطيقون هذا، فإن عجزتم عن شيء منه فاستعينوا بي، قال: وكان الزبير قد اشترى الغابة بسبعين ومئة ألف، فباعها عبد الله بألف ألف وستمئة ألف، ثم قام فقال: من كان له على الزبير شيء فليوافنا بالغابة، فأتاه عبد الله بن جعفر، وكان له على الزبير أربعمئة ألف، فقال لعبد الله: إن شئتم تركتها لكم؟ قال عبد الله: لا، قال: فإن شئتم جعلتموها فيما تؤخرون إن إخرتم، فقال عبد الله: لا، قال: فاقطعوا لي قطعة، قال عبد الله: لك من هاهنا إلى هاهنا. فباع عبد الله منها فقضى عنه دينه وأوفاه، وبقي منها أربعة أسهم ونصف، فقدم على معاوية وعنده عمرو بن عثمان، والمنذر بن الزبير، وابن زَمْعَةَ ، فقال له معاوية: كم قُوِّمَتِ الغابة؟ قال: كل سهم بمئة ألف، قال: كم بقي منها؟ قال: أربعة أسهم ونصف، فقال المنذر بن الزبير: قد أخذت منها سهما بمئة ألف، قال عمرو بن عثمان: قد أخذت منها سهما بمئة ألف. وقال ابن زمعة: قد أخذت سهما بمئة ألف، فقال معاوية: كم بقي منها؟ قال: سهم ونصف سهم، قال: قد أخذته بخمسين ومئة ألف. قال: وباع عبد الله بن جعفر نصيبه من معاوية بستمئة ألف، فلما فرغ ابن الزبير من قضاء دينه، قال بنو الزبير: اقسم بيننا ميراثنا، قال: والله لا أقسم بينكم حتى أنادي بالموسم أربع سنين: ألا من كان له على الزبير دين فليأتنا فلنقضه. فجعل كل سنة ينادي في الموسم، فلما مضى أربع سنين قسم بينهم ودفع الثلث. وكان للزبير أربع نسوة، فأصاب كل امرأة ألف ألف ومئتا ألف، فجميع ماله خمسون ألف ألف ومئتا ألف.
Ebu Hubeyb Abdullah b. ez-Zubeyr -radıyallahu anhumâ'dan- şöyle rivayet etmiştir: Zubeyr, Cemel Vakası gününde durduğu zaman beni çağırdı. Bunun üzerine ben (gelip) onun yanında durdum. Bana şunları söyledi: Ey oğulcuğum! Şu muhakkak ki, bu gün ancak zâlim olan yahut mazlum olan öldürülür. Ve ben bu gün kendimin başka türlü değil, ancak mazlum olarak öldürüleceğimi zannediyorum. Ve benim en büyük hüznüm ve endişem elbette borcumdur. Sen borcumuzun, malımızdan herhangi bir şey bırakacağını zannediyor musun? Dedi ve ey oğulcuğum malımızı sat ve borcumu öde, sözünü söyledi. Ve malının üçte birini vasiyet etti; bu üçte birin üçte birini özel olarak Abdullah b. Zubeyr'in oğullarına vasiyet etti. Zubeyr, oğlu Abdullah b. Zubeyr'i kastederek onun, oğulları için üçte birin üçte biri diyor: Eğer borcun ödenmesinden sonra bir şey artmış olursa, o fazlanın üçte biri senin oğullarına aittir. Hişâm b. Urve (geçen senedle) şöyle dedi: Abdullah b. Zubeyr'in çocuklarının bâzısı yaşça (yahut vasiyetteki payca) Zubeyr'in oğullarının bazısına denk olmuştur: Bunlar Hubeyb ve Abbâd'dır. Zubeyr'in bu vasiyeti yaptığı gün dokuz oğlu ve dokuz kızı vardı. Abdullah dedi ki: Babam Zubeyr, borcunun ödenmesini bana vasiyet etmeye başladı ve şöyle diyordu: Ey oğulcuğum! Eğer borç ödemekten herhangi bir şey hususunda aciz olursan, o zorluğa karşı Mevlamdan yardım iste! Dedi. Abdullah şöyle dedi: Vallahi ben babamın bu "Mevlâm" sözüyle ne kastettiğini bilemedim. Sonunda: Babacığım, senin Mevlan kimdir? Diye sordum. (Benim Mevlam) Allah'tır, dedi. Abdullah şöyle devam etti: Vallahi ben onun borcunu ödemekten dolayı herhangi bir sıkıntıya düştükçe muhakkak: Yâ Mevlâ'z-Zubeyr (Ey Zubeyr'in Mevlâsı)! Zubeyr'in borcunu öde! Diye duâ ettim; akabinde Yüce Allah onun borcunu ödedi. Sonunda Zubeyr -radıyallahu anh- öldürüldü. Zubeyr arkasında altın para ve gümüş para bırakmadı; o yalnız bazı araziler bıraktı. Gâbe mevkiindeki büyük arazi, Medine'de on bir ev, Basra'da iki ev, Kufe'de bir ev, Mısır'da bir ev bunlardandır. Abdullah dedi ki: Zubeyr'in üzerindeki borç ancak şöyle oluşmuştur: Birtakım kimseler ona mal getirir ve malı Zubeyr'in yanında emanet bırakmak ister idi. Zubeyr ise ona :Hayır, ben bu malı emanet olarak teslim almam; lakin o mal benim zimmetimde bir ödünçtür. Çünkü ben emanetin zayi olmasından (ve bunun da benim malı iyi korumadığımdan meydana geldiğinin zannedilmesinden) korkarım, der idi. Zubeyr asla bir kumandanlık, haraç toplayıcılığı ve (mal toplamaya sebep olacak cinsten) herhangi bir vazifeyi üzerine almamıştır O sadece Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, Ebu Bekir’in, Ömer’in ve Osman'ın -Allah onlardan razı olsun-beraberinde yapılan gazvelerde bulunmuştur. Abdullah b. Zubeyr -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben babam Zubeyr'in üzerindeki borcu hesapladım. Borcunu, iki milyon iki yüz bin olarak buldum. Râvî dedi ki: Hakîm b. Hizâm, Abdullah b. Zubeyr -radıyallahu anh-’a kavuştu da: Ey kardeşimin oğlu! Kardeşim Zubeyr'in üzerinde ne kadar borç vardır? Diye sordu. Abdullah, borcun bir kısmını gizledi de: Yüz bin, dedi. Bunun üzerine Hakîm: Vallahi ben sizin mallarınızın bu kadar borcu ödemeye yeteceğini zannetmiyorum, dedi. Bu sefer Abdullah: Eğer borçlar iki milyon iki yüz bin olmuş ise, senin görüşün nedir bana haber ver? dedi. Hakîm: Bu kadar borcu ödemeye takat yetireceğinizi sanmıyorum. Eğer bu borçtan herhangi bir şeyi ödemekten aciz olursanız benden yardım isteyin, dedi. Râvî dedi ki: Zubeyr, Gâbe'deki araziyi yüz yetmiş bine satın almış idi. Oğlu Abdullah ise bu araziyi satmak için bir milyon altı yüz bin kadar değer tayin etti. Sonra ayağa kalktı ve Her kimin Zubeyr'in üzerinde alacağı bir hak varsa, Gâbe'ye bizim yanımıza gelsin, dedi. Akabinde Abdullah b. Ca'fer b. Ebi Tâlib oraya geldi. Abdullah'ın, Zubeyr'in üzerinde dört yüz bin alacağı vardı. Abdullah b. Zubeyr'e hitaben: Eğer isterseniz bu dört yüz binlik alacağımı size bırakayım, dedi. Abdullah b. Zubeyr: Hayır (alacağını bırakma; bunu istemeyiz), dedi. Abdullah b. Ca'fer: Eğer isterseniz, benim alacağımı geri bırakmak istediğiniz alacakların içine koyup geriye bırakırsınız, dedi. Abdullah b. Zubeyr: Hayır, alacağını geri bırakma, dedi. Râvî dedi ki, Abdullah b. Ca'fer: Öyleyse bu araziden benim için bir parça kesin, dedi. Abdullah b. Zubeyr de ona hitaben: Şuradan şuraya kadar olan parça senindir, dedi. Râvî dedi ki: Abdullah b. Zubeyr, Gâbe arazisinden (ve evlerden) bazısını sattı da babası Zubeyr'in borcunu ödedi. Borcun hepsini tamamen ödedikten sonra Gâbe arazisinden geriye dört buçuk pay kaldı. Abdullah b. Zubeyr akabinde Şam'a Muâviye b. Ebî Sufyân'ın yanına geldi. Muâviye -radıyallahu anh-’ın yanında Amr b. Usmân b. Affân, Abdullah b. Zubeyr'in kardeşi el-Munzir b. Zubeyr, (Mü'minlerin annesi Sevde'nin kardeşi) Abdullah b. Zem'a da bulunuyordu. Muâviye, Abdullah b. Zubeyr'e hitaben: Gâbe arazisine ne kadar değer biçildi? dedi. Abdullah: (On altı pay aslından) her bir pay yüz bine geldi, dedi. Muâviye: Geriye kaç pay kaldı? dedi. Abdullah: Dört bütün pay ile bir yarım pay kaldı, dedi, el-Munzir b. Zubeyr: Ben yüz bin karşılığında bir pay satın aldım, dedi. Amr b. Usmân: Ben de yüz bine karşılık bir pay satın aldım, dedi. Abdullah b. Zem'a: Ben de yüz bin karşılığında bir pay satın aldım, dedi. Bu sefer Muâviye: Geriye ne kadar pay kaldı? diye sordu. Abdullah: Bir pay ile yarım pay kaldı, dedi, Muâviye: Ben de onu yüz elli bin karşılığında satın aldım, dedi. Râvî dedi ki: Abdullah b. Ca'fer (b. Ebî Tâlib), Muâviye'den onun payını altı yüz bin karşılığında satın aldı (da böylece iki yüz bin kazandı). Abdullah b. Zubeyr babasının borçlarını ödeyip bu borç işini bitirdiği zaman Zubeyr'in diğer oğulları kendisine: Artık mirasımızı aramızda taksim et, dediler. Abdullah: Hayır, Allah'a yemin ederim ki, dört sene hac mevsiminde; "Haberiniz olsun! Her kimin Zubeyr üzerinde alacağı bir hak varsa bize gelsin de o borcu ödeyelim!" diye ilan etmedikçe, mirası aranızda taksim etmem, dedi. Râvî dedi ki: Artık Abdullah b. Zubeyr her sene hac mevsiminde böyle ilan etmeye başladı. Nihayet dört yıl geçince (ve kendisine hak isteyici kimse gelmeyince) mirası Zubeyr -radıyallahu anh-’ın oğulları arasında taksim etti. Zubeyr öldüğü zaman arkasında dört hanımı vardı. Abdullah'a vasiyet edilen üçte biri kaldı da her bir hanımına (sekizde bir hisse olarak) bir milyon iki yüz bin düştü. Buna göre Zubeyr -radıyallahu anh-’ın (vasiyet, miras ve borçlarını içine alan) malı elli milyon iki yüz bindir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Osman -radıyallahu anh’ın katillerinin teslim edilmesinin istenmesi sebebi ile meydana gelen Cemel olayı günü, Zubeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-, oğlu Abdullah -radıyallahu anh-’a (Ey oğulcuğum!) Şu muhakkak ki ben bu gün kendimin başka türlü değil, ancak mazlum ve şehit olarak öldürüleceğimi zannediyorum. Ve benim en büyük hüznüm ve endişem elbette borcumdur. Sen borcumu öde! dedi. Zubeyr -radıyallahu anh-’ın borcu, malından fazla idi. Bundan dolayı oğlunun çocuklarına borcu ödemelerini vasiyet etti. Çünkü o, oğlu hayatta olduğu için torunlarına mirastan bir pay kalmayacağını biliyordu. Tamamı dokuz olan mirasın üçte birinin üçte birlik kısmını onlara vasiyet etti. (Zubeyr hayatta iken) insanlar mallarını ona emanet ediyorlardı. O ise, onların mallarını zayi olur endişesi ile emanet olarak kabul etmiyor aksine bunu onlardan bir borç olarak kabul ediyordu. O, zühd sahibi ve güvenilir bir kimse idi. İdarecilik görevine gelmedi. Vefat ettiği Zaman, oğlu onun borcunu ödedi. Ve onun malı arttı. Mirasçılar, ondan, (borcunu bildikleri kimselerin hakkını verdikten sonra) mirasçılar, mirasın aralarında paylaştırılmasını istediler. O, dört yıl boyunca hac mevsiminde babasından alacağı olan kimse varsa gelsin alsın diye ilan etti. Başka alacaklı kimse kalmadığı ortaya çıkınca malı onların arasında bölüştürdü. Kalanı da Zubeyr’in hanımları arasında paylaştırdı. Zubeyr’in dört hanımı vardı.
31 "Yemen ehli geldiği zaman Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yemen ehli size geldiler.» buyurdu."
عن أنس رضي الله عنه قَالَ: لَمَّا جَاءَ أهْلُ اليَمَنِ، قَالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم : "قَدْ جَاءكُمْ أهْلُ اليَمَنِ" وَهُمْ أوَّلُ مَنْ جَاءَ بِالمُصَافَحَة.
Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Yemen ehli geldiği zaman Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yemen ehli size geldiler, onlar musâfaha ile gelen ilk kimselerdir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, «Yemen ehli size geldiler.» sözünde kastetmiş olduğu kimseler; Ebu Musâ el-Eş’arî -radıyallahu anh-’ın kabilesi olan Yemenli Eş’ârî kabilesidir. Buna İmam Ahmed’in Müsned’inde (3/155) gelen şu hadis delâlet etmektedir. Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yarın size İslam için kalpleri sizden daha ince olan bir topluluk gelecektir.» Bunun üzerine Eş'ariler geldi. İçlerinde Ebu Musa El-Eş’arî de vardı. Medine’ye yaklaştıklarında şiir okuyorlar ve şöyle diyorlardı. Yarın sevdiklerimizle karşılaşacağız. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ve onun taraftarları ile karşılaşacağız. Geldiklerinde musafaha yapmaya başladılar ve musafahayı ilk yapan kimseler de onlardı.
32 "Melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyor."
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال : جِيءَ بأبي إلى النبي صلى الله عليه وسلم قد مُثِّل به، فوُضِع بين يديه؛ فذهبت أكشف عن وجهه فنهاني قومي، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «ما زالت الملائكة تظله بأجنحتها».
Câbir b. Abdillah –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Babamın müsle (burnun ve kulakların kesilmesi) yapılmış cesedi getirilip, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- in önüne konuldu. Yüzünü açmak üzere gittim, fakat oradaki topluluk bana engel oldu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve selem-: "Melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyor." diye buyurdu
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir –radıyallahu anh- babası (Kafirlerin) Müslümanların ölülerinin suretlerini bozduğu (burunlarını, kulaklarını kestiği) Uhud günü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in- önüne konuldu. Câbir –radıyallahu anh- babasının yüzünü açmak üzere gittiğinde kafirlerin babasına yaptığı şeylerden acı duymaması için oradaki topluluk ona engel oldu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve selem-:"Ona ikramda bulunmak, ödüllendirmek için Melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyor." buyurdu.
33 Uhud savaşı günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in üzerinde iki zırh vardı. Derken bir kayaya tırmanmak istedi. Zırhların ağırlığından buna gücü yetmedi. Nihayet Talha -radıyallahu anh- çömeldi ve basamak görevi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, onun üzerine basarak kaya üzerine çıkıp doğruldu. Zübeyr -radıyallahu anh- diyor ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in; «Talha, Cennet'i hak etti.» buyurduğunu işittim.
عن الزُّبير بن العَوَّام رضي الله عنه قال: كان على النبي صلى الله عليه وسلم دِرْعان يوم أحد، فنهض إلى الصَّخرة فلم يستطع، فأَقعد طلحة تحته، فصعد النبي -صلى الله عليه وسلم عليه- حتى استوى على الصخرة، فقال: سمعتُ النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «أَوْجِبْ طلحة».
Zübeyr b. Avvam -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Uhud Savaşı günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in üzerinde iki zırh vardı. Derken bir kayaya tırmanmak istedi. Zırhların ağırlığından buna gücü yetmedi. Nihayet Talha -radıyallahu anh- çömeldi ve basamak görevi yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, onun üzerine basarak kaya üzerine çıkıp doğruldu. Zübeyr -radıyallahu anh- diyor ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in; «Talha, Cenneti hak etti.» diye buyurduğunu işittim.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Uhud Savaşı'nda düşmanın darbelerinden kendini korumak için demirden iki tane zırh giymiştir. Bir kayaya tırmanmak için yönelmiş ancak buna güç yetirememiştir. Talha -radıyallahu anh- gelip Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önüne çömelmiş ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, onun üstüne çıkarak kayaya tırmanmıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Talha'ya vacip olmuştur.» buyurmuştur. Yani: Talha'nın bu yapmış olduğu amel ile ya da o gün yaptıkları ile cenneti hak etttiğini göstermiştir.