Kalbin Amelleri hadisleri
1 Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği şey vardır
عَنْ أَمِيرِ المُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إلَى مَا هَاجَرَ إلَيْهِ».
Müminlerin Emiri Ebû Hafs Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Rasûlüne ise, onun hicreti Allah'a ve Rasûlünedir. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için hicret etmişse, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muhaddislerin iki imamı Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. el-Muğîre b. Berdizbeh el-Buhârî ve Ebû'l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî en-Nîsâbûrî, bunu -telif edilmiş kitapla
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her amelin niyetlere göre olduğunu haber vermiştir. Bu hüküm bütün ibadet ve muamelatta geçerlidir. Bir kimse yaptığı amelde bir menfaat bekliyorsa, sadece istediği şeyi elde eder, bir sevap kazanmaz. Bir kimse de ameli ile Allah Teâlâ'ya yakınlaşmayı kastederse, yeme-içme gibi gündelik hayatta yaptığı bir iş bile olsa amelinin sevabına ve ecrine nail olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yapılan amellerin görünüş olarak benzer olmasına rağmen niyetin ameller üzerindeki tesirini göstermek için bir misal vermiştir. Kim hicret etmek ister ve Rabbinin rızasını kazanmak için vatanını terk ederse, onun hicreti makbul ve meşru bir hicrettir ve bu niyetindeki ihlasından dolayı ona sevap verilir. Kim de hicret etmekle; mal, itibar, ticaret veya eş gibi dünyevî bir menfati elde etmeye niyet ederse, bu durumda o hicretten ancak niyet ettiği şeyi alır, sevap ve ecirden bir şey elde edemez.
- İhlaslı olmak teşvik edilmiştir. Zira Allah Teâlâ rızası için yapılan amelden başkasını kabul etmez.
- Allah -Azze ve Celle-'ye yaklaştıran amelleri âdet olarak yapan kimse, Allah'a yakınlaşmayı kastetmedikçe kendisine bir sevap verilmez.
- Niyet, ibadetlerin birbirinden ayırt edilmesini sağladığı gibi, ibadetlerle âdetlerin birbirinden ayrılmasını da sağlar.
2 Birr: Güzel ahlaktır. Günah, nefsinde tereddüt yaşayıp, sıkıldığın ve insanların bilmesinden hoşlanmadığın şeydir
عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سِمْعَانَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «البِرُّ: حُسْنُ الخُلُقِ، وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ». وَعَنْ وَابِصَةَ بْنِ مَعْبَدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «جِئْتَ تَسْأَلُ عَنِ البِرِّ وَالإِثْمِ»، قُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: «اسْتَفْتِ قَلْبَكَ، البِرُّ: مَا اطْمَأَنَّتْ إلَيْهِ النَّفْسُ، وَاطْمَأَنَّ إلَيْهِ القَلْبُ، وَالإِثْمُ: مَا حَاكَ فِي نَفْسِكَ وَتَرَدَّدَ فِي الصَّدْرِ، وَإِنْ أَفْتَاكَ النَّاسُ وَأَفْتَوْكَ».
Nevvâs b. Sem'ân el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Birr: Güzel ahlaktır. Günah, nefsinde tereddüt yaşayıp, sıkıldığın ve insanların bilmesinden hoşlanmadığın şeydir.» Vâbisa b. Ma'bed -radıyallahu anh-’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim, bana «İyilik ve günah hakkında soru sormak için mi geldin?» diye buyurdu. “Evet” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Kalbine sor. Birr: İyilik, nefsinin ve kalbinin huzur bulduğu şeydir. Günah ise, nefsinde tereddüt yaşayıp, sıkıldığın şeydir; insanlar sana fetva verse veya seni onaylasa bile.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Birinci Hadisi; Müslim rivayet etmiştir. İkinci Hadisi; Ahmed ve Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- iyilik ve günah hakkında şöyle buyurmuştur: Salih amellerin en güzeli, takva ile Allah’a karşı güzel ahlak, eziyete katlanmak, öfkeden kaçınmak, gülümsemek, güzel söz söylemek, akrabalık bağlarını gözetmek, itaat etmek, nezaket göstermek, iyilik yapmak, güzel geçinmek ve iyi arkadaşlık etmektir. Birr/ iyilik kalbin ve nefesin huzur bulduğu şeydir. Günah ise, vicdanı rahatsız eden şüpheli işler ve kalbin kabul etmediği tereddütlerdir. Kalpte, onun bir günah olabileceğine dair bir kuşku ve korku meydana gelir. Ayrıca seçkin, fazilet sahibi kişilere çirkin görüneceği için açığa çıkmasını istemediğin şeydir. Çünkü nefis tabiatı gereği, insanların kendi iyiliğini görmesini sever. Eğer bir amelinin insanlar tarafından görülmesini istemiyorsan, bu onun hayır değil, günah olduğunu gösterir. Eğer insanlar sana fetva verse bile, kalbinde şüphe işareti devam ettiği sürece onların fetvasını alma; çünkü fetva, şüpheyi ortadan kaldırmaz, hele ki fetva sahibi bilgisiz ise. Ancak fetva, şer’î bir delile dayanıyorsa, fetva soran kişi ona başvurmakla yükümlüdür; kalbi tam olarak kabullenemese bile.
- Hadis, güzel ahlakı teşvik etmiştir. Çünkü güzel ahlak, iyiliğin en önemli özelliklerinden biridir.
- Hak ve batıl, Mümin için karışmaz; hakkı, kalbindeki nurla tanır ve batıldan uzak durur, onu reddeder.
- Günahın alametlerinden biri, kalbin huzursuz ve çalkantılı olması, ayrıca insanların bunu görmesini istememektir.
- Sindî şöyle demiştir: "Bu (hadis), insanların hangi tarafın doğru olduğu hususunda kesin bilgiye sahip olmadıkları şüpheli konularla ilgilidir. Aksi takdirde şeriatta bir şey emredilmiş aksini gösteren bir delil açıkça bulunmuyorsa bu iyilik kapsamına girer. Yasaklanan şey de aynı böyledir, o da günah/kötülük kapsamına girer. Bu gibi durumlarda kalbe danışmaya veya onun huzur bulmasına gerek yoktur."
- Hadiste bahsedilen kimseler, temiz bir fıtrat üzere olan kimselerdir; yoksa, hevâ sahibi, marufu tanımayan, münkerden sakındırmayan kalbi altüst olmuş kimseler değildir.
- Et-Tîbî şöyle demiştir: Denilmiştir ki; hadiste geçen ‘birr’ (iyilik) çeşitli anlamlarla açıklanmıştır. Bir yerde, nefse huzur veren ve kalbin yatıştığı şey olarak tefsir edilmiştir; başka bir yerde iman olarak; başka bir yerde seni Allah’a yaklaştıran şey olarak; burada ise güzel ahlâk olarak açıklanmıştır. Güzel ahlâk ise; eziyete katlanmak, öfkeye hakim olmak, güler yüzlü ve sözlü olmak şeklinde tarif edilmiştir. Bütün bu anlamlar, birbirine yakın anlamlardır.
3 Ben şirk konusunda kendisine ortak koşulanların şirkten en uzak olanıyım. Her kim bir amel işler de benimle birlikte başkasını ona ortak ederse onu ve işlemiş olduğu şirkini terk ederim
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ، مَنْ عَمِلَ عَمَلًا أَشْرَكَ فِيهِ مَعِي غَيْرِي تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu: Ben şirk konusunda kendisine ortak koşulanların şirkten en uzak olanıyım. Her kim bir amel işler de benimle birlikte başkasını ona ortak ederse onu ve işlemiş olduğu şirkini terk ederim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın kutsi bir hadiste şöyle buyurduğunu haber vermiştir: «Ben şirk konusunda ortak koşulanların şirkten en uzak olanıyım.» O her şeyden müstağnidir. Bir kimse itaat olan bir amel işlediğinde ve bu amelini Allah ile birlikte başkasını da ortak ettiğinde, Yüce Allah o kimseyi terk eder, onun amelini kabul etmez ve sahibine geri çevirir. Bundan dolayı işlenen amelin ihlaslı bir şekilde sadece Allah Teâlâ'ya yapılması gerekir. Zira Allah Teâlâ kendi rızası için yapılan amelden başkasını kabul etmez.
- Şirkten ve bütün çeşitlerinden sakındırılmıştır. Şirk, amellerin kabul olmasını engeller.
- Yüce Allah'ın azametini ve her şeyden müstağni olduğunun farkında olmak amel işlerken ihlaslı olmayı kolaylaştırır.
4 İki Müslüman, kılıçları ile (birbirlerini öldürmek için) karşı karşıya gelirlerse, ölen de öldürülen de ateştedir
عن أبي بَكرة رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ هَذَا الْقَاتِلُ، فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ؟ قَالَ: «إِنَّهُ كَانَ حَرِيصًا عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ».
Ebû Bekre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «İki Müslüman, kılıçları ile (birbirlerini öldürmek için) karşı karşıya gelirlerse, ölen de öldürülen de ateştedir.» Dedim ki: "Ey Allah’ın Rasûlü! Bu katildir, peki öldürülen kimsenin durumu nedir (o neden ateştedir)?" Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «O da Müslüman kardeşini öldürme hususunda istekli idi.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki Müslümanın kılıçları ile birbirlerini öldürmek için karşı karşıya gelirlerse, öldüren kimsenin diğer Müslüman kardeşini öldürdüğü için ateşte olduğunu haber vermiştir. Ancak sahabeler öldürülen nasıl ateşte olur diye? şaşırmışlardır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- öldürülenin de diğer Müslüman kardeşini öldürmeye azmettiği için ateşte olduğunu haber vermiştir. Öldüren kimse katilini öldürmeye çalışmıştır, ancak diğeri ondan önce davranıp onu öldürmüştür.
- Kalbinde günah işlemeye karar veren ve bunun sebeplerine yönelen kimse azabı hak eder.
- Müslümanların birbiri ile savaşması sakındırılmış ve Cehennem ile tehdit edilmiştir.
- Müslümanların haddi aşan ve fesat çıkaran bozguncular ile hak üzere savaşmaları bu tehdit kapsamına girmez.
- Büyük günah işleyen kimse bu fiilinden dolayı dinden çıkmaz. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- birbirleri ile savaşan bu kimseleri Müslüman olarak isimlendirmiştir.
- İki Müslüman hangi aleti kullanarak birbirini öldürmek için savaşırsa, öldüren de öldürülen de ateştedir. Hadiste kılıç lafzının zikredilmesi örnek vermek içindir.
5 Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amellerinize bakar
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ'nın güzel mi çirkin mi, büyük mü küçük mü, sağlıklı mı hasta mı diye kullarının dış görünüşüne ve şekillerine bakmadığını haber vermiştir. Aynı şekilde çok mu az mı diye mal varlıklarına da bakmaz. Allah -Azze ve Celle- biraz önce söylediğimiz hususlardan ve buradaki farklılıklarından dolayı kullarını hesaba çekip azap etmez. Ancak kalplerindeki takva, kesin itikat, samimiyet, ihlas, riya ve şöhret olma kastı var mı ve amelleri salih mi değil mi, buna bakar bunlara göre karşılığını verir.
- Kalbi ıslah etmeye özen göstermek ve onu her türlü kınanacak sıfatlardan arındırmak ifade edilmiştir.
- Kalbin düzgünlüğü ihlaslı olması ile, amellerin düzgünlüğü ise Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmakla gerçekleşir. Bu ikisi Allah katında bakılan ve itibar edilen hususlardır.
- İnsan ne parasına, ne güzelliğine, ne vücuduna, ne de dünyalık hiçbir şeye aldanmamalıdır.
- Kalbi ıslah etmeden dış görünüşe itimat edip güvenmekten sakındırılmıştır.
6 Ameller niyetlere göredir
عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَإِنَّمَا لِامْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ». وفي لفظ للبخاري: «إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ameller niyete göredir. Kişiye niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah`a ve Rasûlüne ise, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir. Buhâri'deki lafızda ise: Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her amelin niyetlere göre olduğunu haber vermiştir. Bu hüküm bütün ibadet ve muamelatta geçerlidir. Bir kimse yaptığı amelde bir menfaat bekliyorsa, sadece istediği şeyi elde eder, bir sevap kazanmaz. Bir kimse de ameli ile Allah Teâlâ'ya yakınlaşmayı kastederse, yeme-içme gibi gündelik hayatta yaptığı bir iş bile olsa amelinin sevabına ve ecrine nail olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yapılan amellerin görünüş olarak benzer olmasına rağmen niyetin ameller üzerindeki tesirini göstermek için bir misal vermiştir. Kim hicret etmek ister ve Rabbinin rızasını kazanmak için vatanını terk ederse, onun hicreti makbul ve meşru bir hicrettir ve bu niyetindeki ihlasından dolayı ona sevap verilir. Kim de hicret etmekle; mal, itibar, ticaret veya eş gibi dünyevî bir menfati elde etmeye niyet ederse, bu durumda o hicretten ancak niyet ettiği şeyi alır, sevap ve ecirden bir şey elde edemez.
- İhlaslı olmak teşvik edilmiştir. Zira Allah Teâlâ rızası için yapılan amelden başkasını kabul etmez.
- Allah -Azze ve Celle-'ye yaklaştıran amelleri âdet olarak yapan kimse, Allah'a yakınlaşmayı kastetmedikçe kendisine bir sevap verilmez.
7 Sizden biriniz, beni, kendisinden, annesinden, babasından, çoluk çocuğundan ve herkesten daha çok sevmedikçe gerçek manasıyla iman etmiş olmaz
عن أنس رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: «لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz, beni, kendisinden, annesinden, babasından, çoluk çocuğundan ve herkesten daha çok sevmedikçe gerçek manasıyla iman etmiş olmaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sevgisini, annesinin, babasının, oğlunun, kızının ve tüm insanların sevgisinden üstün tutmadıkça, imanının tam olmayacağını bildirmektedir. Bu sevgi, ona itaati, destek olmayı ve ona isyan etmemeyi gerektirir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmek ve onun sevgisini bütün yaratılmışların sevgisinden üstün tutmak farzdır.
- Mükemmel bir sevginin alametlerinden birisi de: Rasûlullah'ın sünnetine destek vermek ve bu uğurda canın ve malın feda edilmesidir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmek, onun emrettiklerine itaat etmeyi, haber verdiklerine inanmayı, men ettiklerinden ve yasakladıklarından sakınmayı, ona tabi olmayı ve bidatleri terk etmeyi gerektirir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hakkı, bütün insanlardan daha büyük ve kesindir. Çünkü o, bizi dalaletten hidayete, Cehennem'den kurtarmaya ve Cennet'i kazanmaya vesile olmuştur.
8 «Kim bir şeye bağlanırsa, o şeyle başbaşa bırakılır.»
عن عبد الله بن عكيم رضي الله عنه مرفوعاً: «مَنْ تَعَلَّقَ شيئا وُكِلَ إليه».
Abdullah b. Hakîm -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir şeye bağlanırsa o şeyle başbaşa bırakılır.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim, kalbi ile yahut ameli ya da her ikisiyle birlikte birşeye yönelir ve ondan bir fayda vermesini ya da zararı def etmesini ümit ederse, Allah Teâlâ, onu bağlandığı şey ile başbaşa bırakır. Kim, Allah'a bağlanırsa Allah, ona yeter ve her zor olanı ona kolaylaştırır. Kim de O'ndan başkasına bağlanırsa, Allah onu bağlandığı şeyle başbasa ve yüzüstü bırakır.
9 Bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kıyamet hakkında soru sordu ve şöyle dedi: Kıyamet ne zaman kopacak? Rasûlullah «Kıyamet için ne hazırladın?» dedi
عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ السَّاعَةِ، فَقَالَ: مَتَى السَّاعَةُ؟ قَالَ: «وَمَاذَا أَعْدَدْتَ لَهَا». قَالَ: لاَ شَيْءَ، إِلَّا أَنِّي أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ». قَالَ أَنَسٌ: فَمَا فَرِحْنَا بِشَيْءٍ، فَرِحْنَا بِقَوْلِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ» قَالَ أَنَسٌ: فَأَنَا أُحِبُّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبَا بَكْرٍ، وَعُمَرَ، وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ مَعَهُمْ بِحُبِّي إِيَّاهُمْ، وَإِنْ لَمْ أَعْمَلْ بِمِثْلِ أَعْمَالِهِمْ.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kıyamet hakkında soru sordu ve şöyle dedi: Kıyamet ne zaman kopacak? Rasûlullah «Kıyamet için ne hazırladın?» dedi. Adam: Allah ve Rasûlü'nün sevgisi dışında hiçbir şey hazırlamadım dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm- buyurdu ki: «O halde sen, sevdiğinle berabersin.» Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i, Ebubekir'i ve Ömer'i çok seviyorum. Onların salih amelleri gibi salih amelim olmasa dahi, onlara olan sevgimden ötürü onlarla beraber olmayı umuyorum.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Çölde yaşayan bir bedevi Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kıyametin vaktini sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: Kıyamet için ne gibi salih amel hazırladın? Soru soran kişi şöyle dedi: Ben bunun için Allah'ı ve Rasûlünü sevmekten başka büyük bir amel hazırlamadım. O adam, kalp amellerinden, bedeni ve mali olarak başka hiçbir ibadetten bahsetmedi. Çünkü hepsi sevgiden kaynaklanan amellerin dallarıdır. Samimi sevgi, insanı salih ameller işlemek için çaba harcamaya sevk eder. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: Sen Cennet'te sevdiğinle beraber olacaksın. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı bu müjdeye son derece çok sevindiler. Daha sonra Enes -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Ebû Bekir'i ve Ömer'i sevdiğini ve ameli onların amelleri gibi olmasa da onlarla birlikte olmayı umduğunu söyledi.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in soruyu cevaplamasındaki hikmeti, soruyu soranı ilgilendiren ve onu kurtaran şeyi göstermiştir. O da ahiret için faydalı işler yaparak hazırlanma ve salih ameller işlemektir.
- Yüce Allah, kişinin Allah ile buluşmaya hazırlanması ve tam donanımlı olması için kıyamet saatinin ne zaman kopacağını kullarından gizlemiştir.
- Yüce Allah'ı, Rasûlünü ve Müminler'den salih olanları sevmenin fazileti anlatılmış ve müşriklerin sevilmemesi hususunda uyarıda bulunulmuştur.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü: Sen sevdiğinle berabersin. Kastedilen, derece ve makam eşitliği değil, Cennet'te olmaları, mekânları uzakta da olsa, her birinin diğerini görebileceği bir yerde olmalarıdır.
- Müslüman, kendisi için en iyi ve en faydalı olana ve kendisine fayda sağlamayan şeyleri sormayı bırakmaya yönlendirilmiştir.
10 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû ve secdede şu duayı çokça okurdu: «Ey kalpleri evirip, çeviren (Allah'ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl
عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ: «يَا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، آمَنَّا بِكَ وَبِمَا جِئْتَ بِهِ فَهَلْ تَخَافُ عَلَيْنَا؟ قَالَ: «نَعَمْ، إِنَّ القُلُوبَ بَيْنَ أُصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللهِ يُقَلِّبُهَا كَيْفَ يَشَاءُ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû ve secdede şu duayı çokça okurdu: «Ey kalpleri evirip, çeviren (Allah'ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.» Ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Sana ve getirdiğin şeriata iman ettik, bu durumda hâlâ bizim hakkımızda korkuyor musun? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Evet çünkü kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği şekilde evirip çevirir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
"Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dualarının çoğu, Allah'tan dinde sebat etmeyi ve O'na hakkıyla itaat etmeyi, doğru yoldan sapmamayı ve dalaletten uzak durmayı istemekti. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu duayı bu kadar sık yapmasına şaşırmıştı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ona kalplerin Allah'ın iki parmağı arasında olduğunu ve onları dilediği gibi çevirdiğini haber verdi. Kalp, iman ve küfrün merkezidir ve çok değişip dönmesinden dolayı "kalp" olarak isimlendirilmiştir. Çünkü kalp, kaynayan bir tencerenin değişip çevrilmesinden daha şiddetli bir şekilde değişir ve çevrilir. Allah dilediği kişinin kalbini hidayet üzerine ve dinde sabit kılar. Allah dilediği kişinin de kalbini hidayetten sapkınlığa ve dalalete çevirir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbine teslimiyeti ve O'na boyun eğmesi ve ümmetini de bu konuda dua edip istemeye yöneltmesi ifade edilmiştir.
- Dinde istikamet ve sebat üzere olmak önemlidir ve asıl kıymetli olan kişinin ölüm anındaki durumudur.
- Kul, göz açıp kapayıncaya kadar Allah'ın onu İslam üzere sabit kılmasından müstağni olamaz.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alarak onu takip etmek ve bu duayı çokça okumak teşvik edilmiştir.
- İslam üzere sebat etmek, kulun ulaşmaya çalışması ve Rabbine şükretmesi gereken en büyük nimettir.
11 Kim, şehit olmayı içtenlikle dilerse; Allah, onu şehitlerin menziline ulaştırır. Bu kişi, isterse yatağında ölmüş olsun
عَن سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ سَأَلَ اللهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ، وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ».
Sehl b. Huneyf -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, şehit olmayı içtenlikle dilerse; Allah, onu şehitlerin menziline ulaştırır. Bu kişi, isterse yatağında ölmüş olsun.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şehitliği ve Allah yolunda öldürülmeyi isteyen, niyetinde sadık ve samimi olan kimseye, bu niyetinin Allah -Azze ve Celle- için olması gerektiğini haber vermiştir. Bu samimi niyetine karşılık cihat dışında yatakta ölse bile Allah o kimseye şehitlik mertebelerini verecektir.
- Niyetin samimi olması ve kişinin elinden geleni yapması, beklenen sevap ve ödüle ulaşmanın sebebidir. Kişi, istenen ameli fiilen gerçekleştirmemiş olsa bile fark etmez.
- Allah -Azze ve Celle- yolunda cihat etmeye ve şehit olmaya teşvik vardır.
- Allah Teâlâ küçük bir amel karşılığında Cennet'te en yüksek dereceleri bahşederek bu ümmeti şereflendirmektedir.
12 «Ben size, nazarımda sizin için Mesih Deccal’dan daha ürkütücü bir şeyi haber vereyim mi?» "Evet! Ey Allah'ın Rasûlü, söyleyin!" dedik. «Şirk-i hafîdir (gizli şirk). Meselâ, kişi kalkar, namaz kılar, bu namazını kendisine bakanlar sebebiyle güzel kılar.» buyurdular.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: "ألا أخبركم بما هو أَخْوَفُ عليكم عندي من المسيح الدجال؟ قالوا: بلى يا رسول الله، قال: الشرك الخفي يقوم الرجل فيصلي فَيُزَيِّنُ صلاته لما يرَى من نَظَرِ رَجُلٍ".
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben size, nazarımda sizin için Mesih Deccal’dan daha ürkütücü bir şeyi haber vereyim mi?» "Evet! Ey Allah'ın Rasûlü, söyleyin!" dedik. «Şirk-i hafîdir (gizli şirk). Meselâ, kişi kalkar, namaz kılar, bu namazını kendisine bakanlar sebebiyle güzel kılar.» buyurdular.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabe –radıyallahu anhum- kendi aralarında Mesih Deccal’ı müzakere ediyorlardı ve ondan ürküyorlardı. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- onlara Mesih Deccal’dan daha ürkütücü bir şeyi haber verdi: O da niyette ve kasıtta insanlara görünmeyen şirkti. Sonra da onu, Allah rızası kazanmak niyetiyle yapılan bir amel olduğunu, insanların görmesi sebebiyle de bu ameli güzel kılma olarak açıkladı.
13 Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, Tıyera (uğursuzluk) yoktur, Hâmeh/Baykuş (Araplar bu kuşun birinin evine konmasını uğursuzluk sayarlardı) yoktur. Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur. Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlıdan kaç
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ، وَلاَ هَامَةَ وَلاَ صَفَرَ، وَفِرَّ مِنَ المَجْذُومِ كَمَا تَفِرُّ مِنَ الأَسَدِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, Tıyera (uğursuzluk) yoktur, Hâmeh/Baykuş (Araplar bu kuşun birinin evine konmasını uğursuzluk sayarlardı) yoktur. Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur. Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlıdan kaç.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam öncesi cahiliye adetlerinden olan bazı hususları açıklamış, her işin Allah'ın elinde olduğunu beyan etmiş ve O'nun emri ve takdiri dışında hiçbir şeyin olmayacağını haber vermiştir. Bu hususlar şunlardır: Birincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar hastalığın kendiliğinden bulaşıcı olduğuna inanıyorlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hastalığın hasta olan kişiden başkalarına direk bulaştığı inancının doğru olmadığını bildirmiş ve buna inanmayı yasaklamıştır. Kainatı idare eden Allah'tır. Hastalığı veren ve ortadan kaldıran da O'dur. Bu, O'nun dilemesi ve takdiri dışında gerçekleşmez. İkincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar seyahat veya ticaret için yola çıkmak istediklerinde kuşları korkutup uçururlardı. Şayet sağa uçarlarsa sevinirler, yola çıkarlardı. Sola uçarlarsa bunu uğursuzluk sayar karamsarlığa kapılıp yola çıkmazlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuşların (sola uçmasıyla) ilgili bu uğursuzluğu yasaklamış ve bunun batıl bir inanç olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Üçüncüsü: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar şöyle derlerdi: Bir eve baykuş konarsa, o evin halkının başına felaket gelir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda uğursuzluğu yasaklamıştır. Dördüncüsü: Kamerî ayların ikinci ayı olan safer ayını uğursuz saymak haramdır. Safer: Midede bulunan, hayvanlara ve insanlara bulaşan bir kurtçuk olduğu söylenir. Uyuzdan daha bulaşıcı olduğu iddia edilmektedir. Bu inancı kabul etmemiş ve doğru bir inanç olmadığını bildirmiştir. Beşincisi: Cüzzamlıdan, aslandan uzak durur gibi uzak durulmasını emretmiştir. Bu, insanın kendi nefsini koruması, selamette olması ve hastalıktan korunmak için Allah'ın emrettiği sebeplere sarılmak içindir. Cüzzam, insan organlarını yiyip bitiren bir hastalıktır.
- Allah'a güvenip dayanmanın ve meşru sebepleri yerine getirmenin gerekliliği ifade edilmiştir.
- Allah'ın kaza ve kaderine, sebeplerin Allah'ın elinde olduğuna, bunları gerçekleştirenin veya etkisini ortadan kaldıranın O olduğuna iman etmek gerekir.
- Bazı insanların siyah ve kırmızı gibi renkler veya bazı sayılar, isimler, kişiler ve engelli kişiler hakkında edindiği uğursuzluk iptal edilmiştir. Bunun batıl bir inanç olduğu ortaya konmuştur.
- Cüzzamlılara ve bulaşıcı hastalıkları olanlara yakınlaşmak hadiste yasaklanmıştır. Bu Yüce Allah'ın belirlediği düzen gereği bazı sebeplerin belirli sonuçlara yol açması doğal bir süreçtir. Şayet Allah dilerse hiçbir şeye etki etmeyecek şekilde sebeplerin etki gücünü ortadan kaldırır. Allah dilerse (bulaşıcı hastalıkları) bırakır ve hastalıklar etki eder.
14 «İki göz var ki ateş onlara değmeyecektir. Allah’ın azabından korkarak ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyen göz.»
عن ابن عباس رضي الله عنهما مرفوعاً: «عَيْنَانِ لاَ تَمسُّهُمَا النَّار: عَيْنٌ بَكَتْ من خَشْيَة الله، وعَيْنٌ بَاتَت تَحْرُسُ في سَبِيل الله».
İbn Abbâs –radıyallahu anhuma-’nın merfu olarak rivâyet ettiği hadiste: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İki göz var ki ateş onlara değmeyecektir. Allah’ın azabından korkarak ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyen göz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Şüphesiz ki cehennem ateşi, Allah’ın azabından korktuğu için ağlayan göze değmeyecektir. İnsan, Allah’ın kulları üzerindeki azametini ve kudretini, Allah’a karşı sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmediğini düşündüğünde, Allah’ın rahmetini ümit ederek, onun gazabından ve azabından korkarak ağlar. Bu fiili yapan kimseye ateşten kurtulmak vadedilmiştir. Ateşin kendisine değmeyeceği diğer göz ise; gece olduğunda, Müslümanların canlarını korumak için savaş meydanlarında ve sınırlarda nöbet tutan gözdür. «İki göz var ki ateş onlara değmeyecek» ifadesinde insanın, bedeninin bir kısmını oluşturan göz, zikredilmiş fakat bedenin tamamı kastedilmiştir. Burada anlatılmak istenen; kim Allah korkusundan ağlar ve gece Allah yolunda nöbet tutarsa, Allah -Azze ve Celle-, o kimsenin bedenini yakmasını ateşe haram kılar. (Et-Teysir Şerhu Câmi’is Sağir 2/15)
15 Sizden hiçbiriniz, Allah hakkında hüsnüzan beslemeden ölmesin
عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَبْلَ وَفَاتِهِ بِثَلَاثٍ يَقُولُ: «لَا يَمُوتَنَّ أَحَدُكُمْ إِلَّا وَهُوَ يُحْسِنُ بِاللهِ الظَّنَّ».
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Vefat etmesinden üç gün önce Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Sizden hiçbiriniz, Allah hakkında hüsnüzan beslemeden ölmesin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müslümanı, ölüm anında kendisine merhamet edeceğini ve bağışlayacağını umarak Allah hakkında hüsnüzanda bulunmaya teşvik etmiştir. Çünkü korku, amelleri güzelleştirmek ve kişiyi salih amele sevk etmek için gereklidir. Fakat ölüm anı artık amel zamanı değildir. Bu durumda istenen şey, ümidin ağır basmasıdır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, her durumunda ümmetini hidayet etmeye çok hırslı ve onlara karşı son derece şefkatli olmuştur. Ölüm döşeğinde bile ümmetine nasihat etmiş, onları kurtuluş yollarına yönlendirmiştir.
- et-Tîbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Şimdiden amellerinizi güzelleştirin ki, ölüm anında Allah hakkında hüsnüzan besleyebilesiniz. Çünkü ölümden önce ameli kötü olan kimsenin, ölüm anında Allah hakkındaki zannı da kötü olur.
- Kul için en mükemmel hâl; ümit (reca) ile korkunun dengeli olması ve sevginin baskın gelmesidir. Sevgi araç, umut kervanbaşı, korku sürücü, Allah ise ihsan ve cömertliğiyle (Cennet'e) ulaştırandır.
- Ölümü yaklaşmış bir kimsenin yanında bulunanların, onun kalbinde ümit ve Allah hakkında hüsnüzan tarafını güçlendirmeleri gerekir. Çünkü bu hadiste Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bunu vefat etmeden üç gün önce söylediği bildirilmiştir.
16 İyilik, güzel ahlaktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir
عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سِمْعَانَ الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قَالَ: سَأَلْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الْبِرِّ وَالْإِثْمِ، فَقَالَ: «الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ».
Nevvâs b. Sem'ân el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iyilik ve kötülük hakkında sordum ve o şöyle dedi: «İyilik, güzel ahlaktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, iyilik ve kötülük hakkında soru sorulunca şöyle buyurdu: İyiliğin en büyük özelliği, Allah’a karşı takvâ ile güzel ahlâklı olmak; insanlara karşı ise eziyete katlanmak, öfkelenmemek, güler yüzlü olmak, güzel söz söylemek, akrabalık bağlarını korumak, itaatkâr ve nazik davranmak, iyilikte bulunmak ve iyi geçinmektir. Kötülük ise, vicdanı rahatsız eden şüpheli işler ve kalbin kabul etmediği tereddütlerdir. Kalpte, onun bir günah olabileceğine dair bir kuşku ve korku meydana gelir. Ayrıca seçkin, fazilet sahibi kişilere çirkin görüneceği için açığa çıkmasını istemediğin şeydir. Çünkü nefis tabiatı gereği, insanların kendi iyiliğini görmesini sever. Eğer bir amelinin insanlar tarafından görülmesini istemiyorsan, bu onun hayır değil, günah olduğunu gösterir.
- Hadis, güzel ahlakı teşvik etmiştir. Çünkü güzel ahlak, iyiliğin en önemli özelliklerinden biridir.
- Hak ve batıl, Mümin için karışmaz; hakkı, kalbindeki nurla tanır ve batıldan uzak durur, onu reddeder.
- Günahın alametlerinden biri, kalbin huzursuz ve çalkantılı olması, ayrıca insanların bunu görmesini istememektir.
- Sindî şöyle demiştir: "Bu (hadis), insanların hangi tarafın doğru olduğu hususunda kesin bilgiye sahip olmadıkları şüpheli konularla ilgilidir. Aksi takdirde şeriatta bir şey emredilmiş aksini gösteren bir delil açıkça bulunmuyorsa bu iyilik kapsamına girer. Yasaklanan şey de aynı böyledir, o da günah/kötülük kapsamına girer. Bu gibi durumlarda kalbe danışmaya veya onun huzur bulmasına gerek yoktur."
- Hadiste bahsedilen kimseler, temiz bir fıtrat üzere olan kimselerdir; yoksa, hevâ sahibi, marufu tanımayan, münkerden sakındırmayan kalbi altüst olmuş kimseler değildir.
- Et-Tîbî şöyle demiştir: Denilmiştir ki; hadiste geçen ‘birr’ (iyilik) çeşitli anlamlarla açıklanmıştır. Bir yerde, nefse huzur veren ve kalbin yatıştığı şey olarak tefsir edilmiştir; başka bir yerde iman olarak; başka bir yerde seni Allah’a yaklaştıran şey olarak; burada ise güzel ahlâk olarak açıklanmıştır. Güzel ahlâk ise; eziyete katlanmak, öfkeye hakim olmak, güler yüzlü ve sözlü olmak şeklinde tarif edilmiştir. Bütün bu anlamlar, birbirine yakın anlamlardır.
17 «Kim korkarsa, akşam karanlığında yol alsın. Kim akşam karanlığında yol alırsa, hedefine varır. Haberiniz olsun Allah'ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «مَنْ خَافَ أَدْلَجَ، ومَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ المنْزِلَ، أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللهِ غَالِيَةٌ، أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللهِ الجَنَّةُ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: «Kim korkarsa, akşam karanlığında yol alsın. Kim akşam karanlığında yol alırsa, hedefine varır. Haberiniz olsun Allah'ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim Allah Teâlâ'dan korkarsa günahlardan uzak durur ve Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya ibadet etmek için çaba sarfeder. Allah'ın katındaki mal pahalıdır. O da can ve malın harcanmasından başka bir karşılığı olmayan cennettir.
18 (Hayırlı amellerde, Allah'a itaatte ve zorluklara sabır göstermekte) kuvvetli Mümin, zayıf Müminden, Allah’a daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Her ikisinin de Mümin olması sebebiyle) hepsinde hayır vardır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ، خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ، وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ، احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ، وَاسْتَعِنْ بِاللهِ وَلَا تَعْجَزْ، وَإِنْ أَصَابَكَ شَيْءٌ، فَلَا تَقُلْ لَوْ أَنِّي فَعَلْتُ كَانَ كَذَا وَكَذَا، وَلَكِنْ قُلْ قَدَرُ اللهِ وَمَا شَاءَ فَعَلَ، فَإِنَّ (لَوْ) تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «(Hayırlı amellerde, Allah'a itaatte ve zorluklara sabır göstermekte) kuvvetli Mümin, zayıf Müminden, Allah’a daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Her ikisinin de Mümin olması sebebiyle) hepsinde hayır vardır. Yararına olan şeyde (Allah'a itaatte) hırslı ol. Allah’tan yardım dile, (itaat ve yardım istemekte) aciz olma! (Tembellik gösterme!) Bir musibet başına gelirse: “Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!” deme. “Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!” de! Zira “keşke” kelimesi Şeytan'ın yapacağı işlere kapı açar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her Müminin hayırlı olduğunu, ancak imanı, azmi, malı ve diğer yönleriyle kuvvetli olan Müminin, Allah -Azze ve Celle- katında zayıf olandan daha hayırlı ve daha sevimli olduğunu bildirmektedir. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iman eden kimseye, Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'ya güvenerek, O'ndan yardım dileyerek ve O'na tevekkül ederek, dünya ve ahiret işlerinden kendisine fayda sağlayacak vesilelere sarılmasını tavsiye etmiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her iki cihanda faydalı işler yapmak varken acizliği, tembelliği ve gafleti yasaklamıştır. Mümin; Allah'tan yardım isteyerek gayretle çalışır, sebeplere sarılır, Allah'tan iyilik dilerse, bütün işlerini Allah'a havale etmesi ve Allah -Azze ve Celle-'nin seçiminin hayırlı olduğunu bilmesi gerekir. Bundan sonra başına bir musibet gelirse şöyle demesin: “Ben öyle yapsaydım şöyle olurdu”; Kadere itiraz ederek, olup bitenden yakınarak "keşke sözü Şeytan'ın yolunu açar.” Ancak teslimiyet ve memnuniyetle: “Allah takdir etti, dilediğini yaptı” derse, olan biten her şey Allah'ın istediği doğrultusunda olur. Çünkü O, istediğini yapar ve O'nun hükmünü ortadan kaldıracak yoktur. O’nun hükmünü denetleyecek de yoktur.
- İnsanlar inanç/iman bakımından farklılık gösterirler.
- İşlerde güçlü kuvvetli olmak övülmüştür. Çünkü zayıflıktan elde edilemeyen faydalar güçlü olmakta elde edilmektedir.
- Kişi, kendisine fayda sağlayan şeylere yönelmeli, kendisine fayda sağlamayan şeylerden ise vazgeçmelidir.
- Mümin, her türlü işinde Allah'tan yardım istemeli, kendine güvenmemelidir.
- Kazayı ve kaderi ispat etmek, sebeplere sarılıp çabalamak ve hayırlara yönelmekle bağdaşmayan bir şey değildir.
- Felaketler gelip çattığında öfkeyle “keşke” demek yasak olduğu gibi, Allah Teâlâ'nın takdirine ve kaderine itiraz etmek de haramdır.
19 Sırat-ı müstakim dosdoğru bir yoldur
عَنْ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «ضَرَبَ اللهُ مَثَلًا صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا، وَعَلَى جَنْبَتَيْ الصِّرَاطِ سُورَانِ، فِيهِمَا أَبْوَابٌ مُفَتَّحَةٌ، وَعَلَى الْأَبْوَابِ سُتُورٌ مُرْخَاةٌ، وَعَلَى بَابِ الصِّرَاطِ دَاعٍ يَقُولُ: أَيُّهَا النَّاسُ، ادْخُلُوا الصِّرَاطَ جَمِيعًا، وَلَا تَتَعَرَّجُوا، وَدَاعٍ يَدْعُو مِنْ فَوْقِ الصِّرَاطِ، فَإِذَا أَرَادَ يَفْتَحُ شَيْئًا مِنْ تِلْكَ الْأَبْوَابِ، قَالَ: وَيْحَكَ لَا تَفْتَحْهُ، فَإِنَّكَ إِنْ تَفْتَحْهُ تَلِجْهُ، وَالصِّرَاطُ الْإِسْلَامُ، وَالسُّورَانِ: حُدُودُ اللهِ، وَالْأَبْوَابُ الْمُفَتَّحَةُ: مَحَارِمُ اللهِ، وَذَلِكَ الدَّاعِي عَلَى رَأْسِ الصِّرَاطِ: كِتَابُ اللهِ، وَالدَّاعِي مِنِ فَوْقَ الصِّرَاطِ: وَاعِظُ اللهِ فِي قَلْبِ كُلِّ مُسْلِمٍ».
Nevvâs b. Sem'ân el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sırat-ı müstakim dosdoğru bir yoldur. Yolun iki tarafında iki duvar, duvarlarda açılmış perdeli kapılar ve yolun başında da bir davetçi vardır. O davetçi, '‘Ey insanlar! Hepiniz dosdoğru yola giriniz, dağılıp parçalanmayınız.’' diye seslenir. Birisi perdeli kapılardan birisine girmek istediğinde yukarıdan bir başka davetçi şöyle der: Sakın o perdeyi kaldırma! Şayet kaldırırsan oradan girer gidersin. Dosdoğru yol İslam’dır, duvarlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, duvarlardaki perdeli kapılar haramlardır, yolun başındaki davetçi Allah’ın kitabıdır, yukarıdaki davetçi ise her Müslüman’ın içindeki vicdanıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın dosdoğru ve uzun, eğrilik olmayan yolu, İslam'a örnek olarak vermiştir. Bu yolun iki yanında onu çevreleyen iki duvar ya da sur vardır ve bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Bu iki duvarda açılmış kapılar vardır ve bunlar da haramlardır. Bu kapılar üzerinde perdeler vardır ve bu yolda yürüyen kimse yürürken içerde kim olduğunu bilmez, yolun başında insanları yönlendiren ve yol gösteren bir davetçi vardır ve onlara; sağa sola meyletmeden üzerinde yürüyün der ve bu davetçi de Allah'ın kitabıdır. Yolun üstünde başka bir davetçi daha vardır ve bu davetçi yolda yürüyüp perdelere yaklaşan her kişiyi azarlayarak; sakın o perdeyi kaldırma, şayet kaldırırsan oradan girersin ve girmemek için kendine hakim olamazsın der, bu davetçi de her Müslüman'ın içindeki vicdanıdır.
- Hak din İslam'dır. Hiç şüphesiz bizi Cennet'e götürecek dosdoğru yoldur.
- Allah'ın koyduğu sınırlara, O'nun helal ve haram kıldıklarına uymamız gerekir. Bu hususlarda gevşek göstermek helak olma sebebidir.
- Kur'an-ı Kerim'in fazileti beyan edilmiştir. Onunla amel etmek teşvik edilmiştir. Kur'an da hidayet, nur ve kurtuluş vardır.
- Allah'ın kullarına olan rahmeti, Müminlerin kalbine yerleştirdiği vicdanın, onları tehlikelere düşmekten alıkoyması ve öğüt vermesi ifade edilmiştir.
- Yüce Allah rahmetiyle kullarının günaha düşmelerini önlemek için engeller koymuştur.
- Eğitim metotlarından birisi de örneklendirmedir. Bu, mananın daha anlaşılır olmasını sağlar.
20 «Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «أن رجلا زَارَ أخًا له في قرية أخرى، فأَرْصَدَ الله تعالى على مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا، فلما أتى عليه، قال: أين تريد؟ قال: أريد أخًا لي في هذه القرية، قال: هل لك عليه من نعمةٍ تَرُبُّهَا عليه؟ قال: لا، غيرَ أني أَحْبَبْتُهُ في الله تعالى ، قال: فإني رسولُ الله إليك بأنَّ الله قد أَحَبَّكَ كما أَحْبَبْتَهُ فيه».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam, meleğin yanına gelince, melek: "Nereye gidiyorsun?" dedi. Adam: "Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum" cevabını verdi. Melek: "O adamdan elde etmek isteğidin bir menfaatin mi var?" dedi. Adam: "Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum" dedi. Bunun üzerine melek: "Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim." dedi.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geçmiş ümmetlerde yaşamış başka bir köydeki kardeşini ziyarete giden bir adamdan haber vermiştir. Allah Teâlâ yolu üzerinde onu koruyacak ve gözetleyecek bir melek görevlendirmiştir. Melek o adama nereye gidiyorsun? diye sorduğunda, Adam, ilerideki köyde Allah için bir kardeşini ziyaret etmeye gittiğini haber vermiştir. Melek ona, gittiğin kişi senin kölen yada oğlun veyahut da nafakalarını üstlendiğin ve senin şefkatine ihtiyacı olan ya da maslahatın olan kimseler mi? diye sorduğunda, Adam: Yok, ben onu sırf Allah rızası için severim, onu ziyaret etmekle ancak Allah'ın rızasını umarım, demiştir. Bunun üzerine melek: "Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim," demiştir.
21 «Gerçekten Medine'de öyle adamlar var ki siz bir yolda yürür veya bir vadiyi geçerseniz sizinle beraberdirler. Kendilerini hastalık hapsetmiştir.»
عن أبي عبد الله جابر بن عبد الله الأنصاري رضي الله عنهما ، قال: كنا مع النبي صلى الله عليه وسلم في غَزَاةٍ، فقال: «إن بالمدينة لَرِجَالًا ما سِرْتُم مَسِيرًا، ولا قَطَعْتُم وَادِيًا، إلا كانوا مَعَكُم حَبَسَهم المرضُ». وفي رواية: «إلا شَرَكُوكُم في الأَجْرِ». وعن أنس - رضي الله عنه - قال: رجعنا من غزوة تبوك مع النبي صلى الله عليه وسلم فقال: «إن أقواما خلفنا بالمدينة ما سلكنا شِعْبَا، ولا واديا، إلا وهم معنا؛ حبسهم العذر».
Ebu Abdillah Cabir İbn Abdillah el-Ensârî -radıyallahu anhumâ- şöyle rivayet etmiştir: Bir gazvede Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdik. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gerçekten Medine'de öyle adamlar var ki siz bir yolda yürür veya bir vadiyi geçerseniz sizinle beraberdirler. Kendilerini hastalık hapsetmiştir.» Bir başka rivayette : «Ecirde size iştirak etmişlerdir.» buyurmuştur. Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Tebuk Gazvesi’nden dönüyorduk. Şöyle buyurdu: «Arkamızda Medine'de bir takım topluluklar vardır ki, biz bir dağ yolunda, dere içinde her yürüyüşümüzde, muhakkak o Medine'dekiler de yürüyüşte bizimle beraberdirler. Onları burada bulunmaktan özür alıkoymuştur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendilerini Allah -Azze ve Celle- yolunda cihad etmekten hastalık ve bunun gibi özürlerin alıkoyduğu adamlardan haber vermektedir ki, cihad eden gazilerin kat ettikleri bir dağ yolunda, dere içinde her yürüyüşlerinde o özür sahibi kimselere de bu amelin sevabı vardır.
22 Şüphesiz ki Allah Teâlâ bana: 'O kadar mütevazı olun ki, kimse kimseye karşı övünmesin ve kimse kimseye haksızlık (zulüm/taşkınlık) etmesin!' diye vahyetti
عَنْ عِيَاضِ بْنِ حِمَارٍ أَخِي بَنِي مُجَاشِعٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: قَامَ فِينَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ خَطِيبًا، فَقَالَ: وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَفِيهِ: «وَإِنَّ اللهَ أَوْحَى إِلَيَّ أَنْ تَوَاضَعُوا حَتَّى لَا يَفْخَرَ أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ، وَلَا يَبْغِي أَحَدٌ عَلَى أَحَدٍ».
Benî Mücâşi'in kardeşi İyâd b. Himâr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün aramızda ayağa kalkıp hutbe irat etti ve o hadiste şu ifade de bulunmaktadır: «Şüphesiz ki Allah Teâlâ bana: 'O kadar mütevazı olun ki, kimse kimseye karşı övünmesin ve kimse kimseye haksızlık (zulüm/taşkınlık) etmesin!' diye vahyetti.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, ashabının arasında ayağa kalkarak bir hutbe irat etti. Söyledikleri arasında şu sözler de vardı: Şüphesiz Allah, Peygamberine insanların birbirlerine karşı tevazu göstermelerini vahyetmiştir. Bu tevazu; insanlara karşı alçak gönüllü davranmak, yumuşak huylu olmak ve kibarlıkla muamele etmektir. Böylece hiç kimse; soyu, malı veya bunlara benzer şeylerle büyüklük taslayıp başkasına karşı övünmesin; hiç kimse de bir başkasına zulmetmesin ve ona haksız yere saldırmasın.
- Bu hadiste, tevazu sahibi olmaya; kibirlenmekten, insanlara karşı büyüklük taslamaktan ve kendini onlardan üstün görmekten sakındırmaya teşvik vardır.
- Haksızlık yapmanın, zulmetmenin ve başkalarına karşı övünüp böbürlenmenin yasak olduğu belirtilmektedir.
- Allah için tevazu sahibi olmak iki anlama gelir: Birincisi: Allah'ın dinine karşı tevazu göstermek: Dine karşı büyüklenmemek, onu küçümsememek ve hükümlerini yerine getirmekten kibirlenip kaçınmamaktır. İkincisi: Allah rızası için Allah'ın kullarına karşı tevazu göstermek: İnsanlara korkudan veya onlardan bir menfaat umduğun için değil; yalnızca yüce Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla alçak gönüllü davranmaktır.
23 Bir kul namaz kılabilir; fakat namazın ancak onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı onun için yazılır
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَنَمَةَ، قَالَ: رَأَيْتُ عَمَّارَ بْنَ يَاسِرٍ دَخَلَ المَسْجِدَ فَصَلَّى، فَأَخَفَّ الصَّلَاةَ، قَالَ: فَلَمَّا خَرَجَ، قُمْتُ إِلَيْهِ، فَقُلْتُ: يَا أَبَا اليَقْظَانِ، لَقَدْ خَفَّفْتَ، قَالَ: فَهَلْ رَأَيْتَنِي انْتَقَصْتُ مِنْ حُدُودِهَا شَيْئًا؟! قُلْتُ: لَا، قَالَ: فَإِنِّي بَادَرْتُ بِهَا سَهْوَةَ الشَّيْطَانِ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « إِنَّ الْعَبْدَ لَيُصَلِّي الصَّلَاةَ، مَا يُكْتَبُ لَهُ مِنْهَا إِلَّا عُشْرُهَا، تُسْعُهَا، ثُمُنُهَا، سُبُعُهَا، سُدُسُهَا، خُمُسُهَا، رُبُعُهَا، ثُلُثُهَا نِصْفُهَا».
Abdullah b. Aneme'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ammâr b. Yâsir'in camiye girip namaz kıldığını ve namazı kısa kıldığını gördüm. Çıkınca yanına gittim ve dedim ki: "Ey Ebû Yakzân! Namazı kısalttın." Dedi ki: "Benim namazın sınırlarından bir şey eksilttiğimi mi gördün?" Dedim ki: "Hayır." Dedi ki: "Şeytan'ın hatasından önce acele ettim." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Bir kul namaz kılabilir; fakat namazın ancak onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı onun için yazılır.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ammâr b. Yâsir -radıyallahu anhuma- mescide girdi ve kısa bir nafile namaz kıldı. Mescitten çıktığında Abdullah b. Aneme onu takip etti ve ona şöyle dedi: "Ey Ebû Yakzân! Namazını kısalttığını gördüm!" Ammâr dedi ki: "Benim namazın rükünlerinden, farzlarından veya şartlarından herhangi birini azalttığımı gördün mü?" O da dedi ki: "Hayır. Şeytan beni yoldan çıkarmadan önce namazı kısa kıldım." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: Bir kul namaz kılar, fakat onun sevabının ancak onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kendisine sevap olarak yazılır.
- İlk dönem Müslümanları birbirlerine öğüt vermeye çok istekliydiler.
- Reddetmeden önce doğruluğunu araştırmak ve sorular sormak.
- Soruya cevap vermek ve problemi çözmek için Nebî -sallallahu aleyhi ev sellem-'den alıntı yapmak yeterlidir.
- Namaz kılarken huşu ve tefekkürün azalmasıyla birlikte namazın sevabı da azalır.
- Namazda huşulu olmaya ve kalben Allah Teâlâ ile birlikte olmaya yönelik kesin motivasyon ve güçlü bir teşvik.
24 Hangi Müslüman bir musibete uğrar da Allah'ın kendisine emrettiği gibi: {İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn} (Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz) [Bakara Suresi: 156] Allah'ım! Musibetim sebebiyle bana ecir ver ve bana onun yerine daha hayırlısını ihsan et.' Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder.Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder
عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ أُمِّ المؤْمنينَ رَضيَ اللهُ عنها أَنَّهَا قَالَتْ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «مَا مِنْ مُسْلِمٍ تُصِيبُهُ مُصِيبَةٌ فَيَقُولُ مَا أَمَرَهُ اللهُ: {إِنَّا لِلهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ} [البقرة: 156]، اللَّهُمَّ أْجُرْنِي فِي مُصِيبَتِي، وَأَخْلِفْ لِي خَيْرًا مِنْهَا، إِلَّا أَخْلَفَ اللهُ لَهُ خَيْرًا مِنْهَا»، قَالَتْ: فَلَمَّا مَاتَ أَبُو سَلَمَةَ قُلْتُ: أَيُّ الْمُسْلِمِينَ خَيْرٌ مِنْ أَبِي سَلَمَةَ؟ أَوَّلُ بَيْتٍ هَاجَرَ إِلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ إِنِّي قُلْتُهَا، فَأَخْلَفَ اللهُ لِي رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم.
Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Hangi Müslüman bir musibete uğrar da Allah'ın kendisine emrettiği gibi: {İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn} (Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz) [Bakara Suresi: 156] Allah'ım! Musibetim sebebiyle bana ecir ver ve bana onun yerine daha hayırlısını ihsan et.' Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder.Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder. Ümmü Seleme -radıyallahu anh- dedi ki: "Ebû Seleme vefat ettiğinde kendi kendime, 'Müslümanlardan hangisi Ebû Seleme’den daha hayırlı olabilir ki? O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile hicret eden ilk ev halkıydı' dedim. Sonra (yine de) bu duayı okudum. Allah da bana onun yerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi, ve sellem-'i (eş olarak) ihsan etti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
"Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’i bir defasında şöyle buyururken işittiğini rivayet etmiştir: Başına musibet gelen bir Müslüman, Allah'ın hoşlandığı sözleri söylerse; {Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz} [Bakara: 156]. Allah’ım, uğradığım bu musibette bana ecir (sabrımın mükafatını) ver ve musibetimin yerine bana ondan daha hayırlısını lütfet!" derse; Allah mutlaka ona (kaybettiğinden) daha hayırlısını verir. Ummu Seleme -radıyallahu anha- şöyle dedi: Ebû Seleme -radıyallahu anh- vefat ettiğinde, "Müslümanlar arasında Ebû Seleme'den daha hayırlı kim var?" dedim. O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret eden ilk kimselerdendi. Sonra Allah bana yardım etti ve ben bu duayı ettim. Yüce Allah, Ebû Seleme'in yerine ondan daha hayırlı olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bana (eş olarak) nasip etti.
- Başa gelen musibet zamanlarında sabırlı olmak ve umutsuzluğa kapılmamak emredilmiştir.
- Sıkıntı ve musibet anlarında Allah'a dua ile yönelmek gerekir; çünkü telafi edecek olan, karşılığını verecek olan O'dur.
- Mümin, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrinin ardındaki hikmeti anlamasa bile onun emrine uymak zorundadır.
- Her hayır, Müminin Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emirlerine uymasında saklıdır.
25 Size oruç, namaz ve zekâttan daha hayırlı bir şey söylemeyeyim mi?
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَفْضَلَ مِنْ دَرَجَةِ الصِّيَامِ وَالصَّلاَةِ وَالصَّدَقَةِ؟» قَالُوا: بَلَى، قَالَ: «صَلاَحُ ذَاتِ البَيْنِ، فَإِنَّ فَسَادَ ذَاتِ البَيْنِ هِيَ الحَالِقَةُ».
Ebu'd-Derdâ -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Size oruç, namaz ve zekâttan daha hayırlı bir şey söylemeyeyim mi?» Dediler ki: Evet. Nebî -aleyhisselam- dedi ki: «İnsanlar arasında sulh olsun; çünkü insanlar arasındaki anlaşmazlık her şeyi yok eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine şöyle sordu: "Size, sık sık nafile oruç tutmanın, nafile namaz kılmanın ve sadaka vermenin sevabından daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?" Sahabeler: "Evet," dediler. Nebî -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Anlaşmazlık yaşayan taraflar arasını ıslah etme, anlaşmazlığın insanlar arasında bölünmeye, yabancılaşmaya, nefrete ve uzaklaşmaya yol açtığı durumlarda gereklidir; çünkü aralarındaki ilişkilerin bozulmasından kaynaklanan nefret, tıpkı bir usturanın kılları yok etmesi gibi, dini ve dünyayı yok edebilecek ve ortadan kaldırabilecek bir özelliktir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğru yolu gösterme metodu, sahabelere soru sormak ve onların cevabı öğrenme isteğini uyandırmaktı.
- Tîbî şöyle demiştir: İki kişi arasını bulmayı teşvik etmek ve onu bozmaktan kaçınmak gerekir. Çünkü uzlaştırma, Allah'ın ipine sımsıkı tutunmanın ve Müslümanlar arasında bölünmenin önüne geçmenin bir vesilesidir. İlişkilerin bozulması ise dinde bir gedik açma anlamına gelir. Kim ıslah etmekle meşgul olur ve fesadı ortadan kaldırmayı üstlenirse, kendi işleriyle meşgul olan oruçlu kişiden daha yüksek bir mertebeye ulaşır.
26 Ben bazı kimselerin kalbinde sabırsızlık ve tamah gördüğüm için veririm. Bazı kimseleri de, Allah’ın kalplerinde yarattığı kanaat ve hayırla baş başa bırakırım. Amr İbni Tağlib de bunlardan biridir.»
عن عَمْرُو بن تَغْلِبَ ـ رضي الله عنه ـ أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بمالٍ أو سَبْيٍ فَقَسَّمه، فأعطى رجالا، وترك رجالًا، فبَلغَه أن الَّذِين تَرَك عَتَبُوا، فحمد الله، ثم أثنى عليه، ثم قال: «أما بعد، فوالله إني لأُعطي الرجل وأدَعُ الرجلَ، والذي أدعُ أحبُّ إلي من الذي أُعطي، ولكني إنما أُعطي أقوامًا لما أرى في قلوبهم من الجَزَع والهَلَع، وَأَكِلُ أقواما إلى ما جَعَلَ الله في قُلُوبِهم من الغِنَى والخَيْر، منهم عَمْرُو بن تَغْلِبَ» قال عمرو بن تغلب: فوالله ما أُحبُّ أن لي بكلمة رسول الله صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَم.
Amr İbn Tağlib -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ganimet malları ya da esirler getirilmişti. O bunları dağıttı. Ancak bazı kimselere hiçbir şey vermedi. Mal vermediği kişilerin hoşlanmayıp söylendikleri kendisine ulaşınca, Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu: «Allah’a yemin ederim ki, ben kimilerine veriyor, kimilerine vermiyorum. Aslında mal vermediğim kimseler, verdiklerimden bence daha sevgilidir. Ben bazı kimselerin kalbinde sabırsızlık ve tamah gördüğüm için veririm. Bazı kimseleri de, Allah’ın kalplerinde yarattığı kanaat ve hayırla baş başa bırakırım. Amr İbn Tağlib de bunlardan biridir.» Amr İbn Tağlib der ki: “Vallahi Hz. Peygamber’in hakkımda söylediği bu söz, benim için kızıl develere sahip olmaktan daha değerlidir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Amr İbn Tağlib -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ganimet malları ya da esirler getirildiğini anlatmıştır. Bunlar düşmandan ele geçirilen erkek ya da kadın esirlerdi. Bu esirleri kimine verip kimine vermemek suretiyle dağıtmıştı.” Bazı kimselere kalplerini ısındırmak için bu ganimetten vermiş, bazılarına güvendiği için vermemişti. Çünkü o kimseler Allah’ın kendilerine güçlü bir iman ve kesin inanç bahşettiği kimselerdi. “Mal vermediği kişilerin ileri geri söylendikleri kendisine ulaşınca” kendi aralarında Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’i zanlarından dolayı kınadılar. Şüphesiz Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- özellikle o kimselere dindeki faziletlerinden dolayı vermiştir diye konuştular. Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- onlara hutbe vermek için bir araya topladı. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra; «Allah’a yemin ederim ki, ben kimilerine veriyor, kimilerine vermiyorum. Aslında mal vermediğim kimseler, verdiklerimden bence daha sevgilidir.» Buradan kasıt bazı kimselere bir şeyler veriyor olmam, vermediğim kimselerden daha çok sevdiğim anlamına gelmez. Bilakis vermediğim kimseler bana verdiğim kimselerden daha sevgilidir. Sonra onlara neden bazılarına verip, bazılarına vermediğini açıklamıştır. Ben bazı kimselerin kalbinde sabırsızlık ve tama’ gördüğüm için veririm, ganimetten kendilerine bir şey verilmediğinde şiddetli bir şekilde sabırsızlık ve sıkıntı duyan kimselere kalplerini kazanmak ve hoşnut etmek için veririm. Bazı kimseleri de, Allah’ın kalplerinde yarattığı kanaat ve hayırla baş başa bırakırım. Yani onlara vermiyor olmamın sebebi Allah Azze ve Celle’nin onların kalbine verdiği kanaat ve gönül zenginliğinden ve hayırdan dolayıdır. Hayır ise kesin inanç ve iman gücüdür. Amr İbn Tağlib -radıyallahu anh- o kimselerdendi. Yani imanlarının güçlü olmasından dolayı kendisine ganimetten bir şey verilmeyen kimselerdendi. Başka bir hadiste, “Muhakkak ki ben yüzü üzerine cehenneme atılmasından korktuğum için, bana daha sevgili kişiler olmasına rağmen o kimseye vereceğim." Müslim rivayet etmiştir. Amr İbn Tağlib -radıyallahu anh- Rasûlullah – sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisine sena ettiğini duyduğunda “Vallahi Hz. Peygamber’in hakkımda söylediği bu söz, benim için bütün dünyaya bedeldir.” Yani Allah adına yemin ederek Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-'in benim hakkımdaki bu övgüsüne, Arapların en sevdiği kırmızı develere bile değişmeye razı olmam demektir.
27 İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Onların Cahiliye dönemde hayırlı ve değerli olanları, dînî emirleri anlayıp amel ettikçe İslâm devrinde de hayırlılarıdır. Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar da ayrılırlar."
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «النَّاسُ مَعَادِن كَمَعَادِن الذَّهَب وَالفِضَّة، خِيَارُهُم فِي الجَاهِلِيَّة خِيَارُهُم فِي الإِسْلاَم إِذَا فَقُهُوا، والأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَة، فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائتَلَفَ، وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ». وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله -صلى الله عليه وسلم: «تَجِدُون النَّاسَ مَعَادِن: خِيَارُهُم فِي الجَاهِليَّة خِيَارُهُم فِي الإِسْلاَم إِذَا فَقِهُوا، وَتَجِدُون خِيَار النَّاس فِي هَذَا الشَّأْن أَشَدُّهُم كَرَاهِيَة لَه، وَتَجِدُون شَرَّ النَّاس ذَا الوَجْهَين، الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَء بِوَجه، وَهَؤُلاَء بِوَجْه».
Birinci Hadis: Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. Onların Cahiliye dönemde hayırlı ve değerli olanları,dînî emirleri anlayıp amel ettikçe İslâm devrinde de hayırlılarıdır. Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar da ayrılırlar." İkinci Hadis: "Siz insanları madenler (gibi cins cins) bulursunuz. Onların Cahiliye dönemde hayırlı ve değerli olanları, İslâm devrinde de hayırlılarıdır. Siz yine en hayırlı kişileri, yöneticilik işinden hiç hoşlanmayanlar olarak bulursunuz. Siz, en kötü kişileri de iki yüzlüler olarak bulursunuz ki onlar, birilerine bir yüzle diğerlerine bir başka yüzle gider gelirler."
Derecesi: Bu hadisin her iki rivayeti de sahihtir · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanları madenlere benzetmesi bir çok şeye delalet eder. Bunlardan bazıları şunlardır: İnsanların tabiatları, ahlaki özellikleri ve psikolojileri farklı farklıdır. Madenlerin farklı olmasından bunu anlıyoruz. İnsanların doğruyu kabul etmede farklı farklı olduklarının işareti vardır. Bazıları kolaydır, bazılarına sabretmek gerekir, bazısıda madenler gibi kabul etmez. Madenlerin insanlara benzetilmesi insanların asılda kerem sahibi ve bayağılık olmak üzere farklılık gösterdiğine işaret eder. Bunu madenlerin kıymetli olmasında farklılık göstermesinden anlaşılır. Bazı altın ve gümüş gibi pahalı, bazısıda demir ve kalay gibi ucuzdur. İnsanların madenlere benzetilmesinde madenler gibi tahammul gücü olduğuna işaret eder. "Maadinu'l Arab" arapların aslı ve nesebi demektir. "Onların Cahiliye dönemde hayırlı ve değerli olanları, İslâm devrinde de hayırlılarıdır" sözü insanların nesep,kök ve asıl olarak en değerlileri cahiliye döneminde en hayırlı olanlarıdır. Ancak dînî emirleri anlayıp amel etme şartı vardır. Mesela Haşimoğulları asıl ve nesep olarak Cahiliye döneminde Kureyş'in en hayırlıları oldukları sahih hadisle sabittir. Aynı şekilde Allah'ın dinini anlayıp amel etme ve öğrenme şartıyla İslam'da da böyledir. Eğer anlayış sahibi olamazlarsa Arap kabilelerinin en seçkini olmalarına rağmen Allah katında en değerli ve insanların en seçkini değillerdir. Bu hadiste insanın nesebi ile şerefli olacağının delili vardır. Ancak dinini anlayıp onunla amel ediyor olma şartı vardır. Şüphesiz ki nesebin tesiri vardır. Bundan dolayı Haşimoğulları insanların en iyi ve şereflileridir. Dolayısıyla Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahlukatın en hayırlısıdır. "...Allah elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir." (En'âm suresi: 124) Eğer bu topluluk Ademoğlunun en şerefli topluluğu olmasaydı Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem onlardan olmazdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- en şerefli topluluktan ve en yüce nesepten gönderilmiştir. Bu cümle her iki hadistede ortak olarak bulunmaktadır. Birinci hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in "Ruhlar toplu cemaatlerdir" sözü ile bitmiş. Onlardan birbirleriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar da ayrılırlar. Bu işaret hayır ve şerde birbirine benzeme içermektedir. Hayırlı olan ruh benzerine şerli olanda benzerine özlem duyar. Ruhlar hayır ve şer olarak tabiatına uygun olanlarla tanışır. Eğer ittifak ederlerse tanışırlar, ihtilaf ederlerse ayrılırlar. Başka bir ihtimal ise gayb aleminde mahlukat yaratılmaya başlarken kastedilmiş olabilir. Şöyle rivayet edilmiştir: Ruhlar bedenlerinden önce yaratılmıştır birbirleriyle karşılaşır ve kaynaşırlar. Ruhlar bedenlerle birleştiğinde ruhlar alamindeki tanışıklığı hayırlıların hayırlılarla, şerlilerinde şerlilerle daha önceki tanışıklıklarına göre yakın yada uzak olurlar. İbn Abdusselâm şöyle demiştir: Buradaki tanışma, uzaklaşma vasıflardaki yakınlaşma ve bu hususlardaki ayrılıklardandır; çünkü bir kişinin vasıfları sana muhalifse ondan uzak durursun. Bilip tanımamadan dolayı uzak durulur. Burada mecazi olarak teşbih vardır. Münker olan mechula, uyumlu olan ise bilinene benzetilmiştir. İkinci Hadis "Siz yine en hayırlı kişileri,yöneticilik işinden hiç hoşlanmayanlar olarak bulursunuz. Siz, en kötü kişileri de iki yüzlüler olarak bulursunuz ki onlar, birilerine bir yüzle diğerlerine bir başka yüzle gider gelirler." olarak son bulmuştur. "Bu işte insanların en hayırlısını bulursunuz" Yani yöneticilik ve vekillik işleridir. Yetki verilmede en hayırlı insan yönetimi elde etmek için hırslı olmayan kimsedir. Eğer göreve getirilirse en iyi şekilde yönetir ve muvaffak olur. Ancak yöneticiliğin peşinden koşan böyle değildir. Ancak şerli olanlar iki yüzlüdür. Aynı münafıkların yaptığı gibi bazılarına bir yüzle bazılarına başka bir yüzle giderler. (İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler). Bu bir çok insanda bulunmaktadır bundan Allah'a sığınırız. Bu münafıklığın bir şubesidir. Sana gelir yağ çeker, övgüde bulunur. Belkide bu övgüde aşırıya bile gidebilir. Ancak senin arkandan sayıp söver seni kötüler. Sende olmayan şeyleri varmış gibi aktarır. Bu kimselerden Allah'a sığınırız. Bu büyük günahlardandır. Çünkü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu işi yapanı en şerli insan olarak vasfetmiştir.