Cennet ve Cehennem hadisleri
1 her ne amel üzere olursa olsun Allah, onu Cennet'ine koyacaktır
عَنْ عُبَادَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّ عِيسَى عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، أَدْخَلَهُ اللهُ الْجَنَّةَ عَلَى مَا كَانَ مِنَ الْعَمَلِ».
Ubâde -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına, Allah’ın bir olduğuna ve O'nun bir ortağı olmadığına, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun kulu ve rasûlü (elçisi) olduğuna, aynı şekilde İsa -aleyhisselam-’ın da Allah’ın kulu ve elçisi olup Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendi (yarattığı) bir ruh olduğuna, aynı şekilde Cennet ve Cehennem'in hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah, onu Cennet'ine koyacaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kelime-i tevhidin manasını bilip ve gerektirdiği ile amel ederek söyleyen, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kulluğuna ve rasullüğüne şahitlik eden, İsa -aleyhisselam-'ın da kul ve rasul olduğuna, Allah Teâlâ'nın onu "Ol!" emri ile yarattığına ve onun da hemen olduğuna, Allah Teâlâ'nın yarattığı ruhlardan birisi olduğuna, Yahudilerin annesini nispet ettiği şeyden uzak olduğuna, Cennet'in hak ve Cehennem'in de hak olduğuna, her ikisinin var olduğuna, onların Yüce Allah'ın nimeti ve azabı olduğuna inanarak iman eden kimsenin, bu akide üzerine ölürse, itaatlerde ihmalkâr ve günahları olsa bile Cennet ehlinden olacağını haber vermiştir.
- Allah Teâlâ, Meryem oğlu İsa'yı "Ol!" emri ile babasız olarak yaratmıştır.
- İsa ve Muhammed -sallallahu aleyhimesselam-'ın Allah Teâlâ'nın iki kulu ve rasûlü olduklarını bir arada zikretmek, yalanlanmayan iki rasul ve ibadet edilmeyen iki kul olduğu hakikatini ifade eder.
- Tevhidin fazileti ve günahlara kefaret olması ifade edilmiştir. Muhakkak ki tevhit ehli bazı günahları işlese bile gideceği yer Cennet'tir.
2 Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «مَنْ لَقِيَ اللهَ لَا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ لَقِيَهُ يُشْرِكُ بِهِ دَخَلَ النَّارَ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı günahlardan dolayı azap görse bile şirk koşmadan ölen kimsenin varacağı yerin Cennet olacağını haber vermiştir. Allah'a şirk koşarak ölen kimse ise Cehennem'de ebedi kalacaktır.
- Tevhidin fazileti beyan edilmiştir. Tevhit, kişiyi Cehennem'de ebedi kalmaktan kurtarır.
- Cennet ve Cehennem kula çok yakındır. Kul ile bu ikisi arasında sadece ölüm vardır.
- Büyük şirk ve küçük şirkten sakındırılmıştır. Çünkü Cehennem'den kurtuluş şirkten uzak durmak ile gerçekleşir.
- Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir.
3 Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki bacağı arasındaki (üreme organını haramdan) koruma sözü verirse, ben de ona Cennet sözü veririm
عن سهل بن سعد رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ».
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki bacağı arasındaki (üreme organını haramdan) koruma sözü verirse, ben de ona Cennet sözü veririm."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki şeyden bahsetmiştir ki, bunlara uyan Müslüman Cennet'e girer. Birincisi: Allah Teâlâ'yı öfkelendirecek sözlerden dilin korunması. İkincisi: Zinaya düşmekten namusun korunmasıdır. Çünkü bu iki organ çokça günah işler.
- Dilin ve namusun korunması Cennet'e götüren yoldur.
- Dil ve cinsel organ özel olarak zikredilmiştir. Çünkü bu ikisi dünya ve ahirette kişinin başını belaya sokacak iki ana husustur.
4 Cennet size, ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: «الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ».
Abdullah b. Mes‘ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet size, ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ve Cehennem'in kişiye, ayağındaki ayakkabı bağı kadar yakın olduğunu haber vermiştir. Çünkü insan, Allah'ın razı olacağı bir ibadet sebebi ile Cennet'e girebileceği gibi, bir günah sebebiyle de Cehennem'e girebilir.
- Az da olsa hayır işlemek teşvik edilmiş ve az da olsa kötülük işlemekten sakındırılmıştır.
- Bir Müslümanın hayatında ümit ve korku bir arada olmalı, içinde bulunduğu duruma aldanmaması için daima Yüce Allah'tan hak üzere ayaklarını sabit kılmasını istemelidir.
5 Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; Cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ، وَحُجِبَتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; Cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Cehennem'in, haramları işlemek ve farzları ihmal etmek gibi nefsin arzuladığı şeyler ile çepeçevre kuşatıldığını haber vermiştir. Bundan dolayı kim nefsine ve hevasına uyarsa, Cehennem'i hak etmiş olur. Cennet ise; emredilenleri yerine getirmede sebat etmek, haramları terk edip bunda kararlı olmak gibi nefsin hoş görmediği şeyler ile çepeçevre kuşatılmıştır. Kim bu zorlu yolları aşar ve nefsi ile mücadele ederse Cennet'e girmeyi hak eder.
- İnsanı şehvetinin peşinden sürükleyen sebeplerden biri de Şeytan'ın şer ve çirkin şeyi süslemesidir. Böylece nefis onu güzel görür ve ona meyleder.
- Nefse hoş gelen haramlardan uzak durmak Cehennem'e götüren yol olduğu için, nefsin hoş görmediği şeylere sabretmek ise Cennet'e götüren bir yol olduğu için emredilmiştir.
- Nefisle mücadele, ibadetlerde hırslı olmak, itaatleri kuşatan zorluk ve nefsin hoşlanmadığı şeylere sabretmenin fazileti beyan edilmiştir.
6 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "İnsanları Cennet'e en fazla götürecek şey nedir?" diye soruldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’a karşı takvalı olmak ve güzel ahlaktır
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ الْجَنَّةَ، فَقَالَ: «تَقْوَى اللهِ وَحُسْنُ الْخُلُقِ»، وَسُئِلَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ النَّارَ فَقَالَ: «الْفَمُ وَالْفَرْجُ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "İnsanları Cennet'e en fazla götürecek şey nedir?" diye soruldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’a karşı takvalı olmak ve güzel ahlaktır.» diye buyurdu. "İnsanları Cehennem'e en fazla götürecek şey nedir?" diye sorulunca da: «Ağız ve cinsel organdır.» diye buyurdu.
Derecesi: Hadis Hasen Sahihtir · Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'e götürecek en büyük iki sebebin; Allah’a karşı takvalı olmak ve güzel ahlak olduğunu haber vermiştir. Allah’a karşı takvalı olmak: Yüce Allah'ın azabı ile arana korunak edinmendir. Bu da emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınmak ile olur. Güzel ahlak ise; güler yüzlü olmak, iyilikte bulunmak ve eziyeti terk etmektir. Cehennem'e götüren en büyük iki sebep ise; Dil ve cinsel organdır. Dilin işlediği günahlar: Yalan, gıybet, kovculuk ve diğer şeylerdir. Cinsel organın işlediği günahlar ise; zina etmek, eşcinsellik vb. hususlardır.
- Cennet'e girmenin Allah'a karşı takvalı olmak gibi Yüce Allah'la ilgili sebepleri vardır ve güzel ahlak gibi insanlarla ilgili sebepleri vardır.
- Dilin sahibi için tehlikelisi ifade edilmiştir. Dil, Cehennem'e girme sebeplerinden biridir.
- Şehvet ve zinanın insan için tehlikesi ve Cehennem'e girmenin en yaygın sebeplerinden biri olduğu ifade edilmiştir.
7 Yüce Allah Cennet'i ve Cehennem'i yarattığında Cebrail -aleyhisselam-'ı
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَمَّا خَلَقَ اللَّهُ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ أَرْسَلَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ إِلَى الْجَنَّةِ، فَقَالَ: انْظُرْ إِلَيْهَا وَإِلَى مَا أَعْدَدْتُ لِأَهْلِهَا فِيهَا. فَنَظَرَ إِلَيْهَا فَرَجَعَ، فَقَالَ: وَعِزَّتِكَ لَا يَسْمَعُ بِهَا أَحَدٌ إِلَّا دَخَلَهَا. فَأَمَرَ بِهَا فَحُفَّتْ بِالْمَكَارِهِ، فَقَالَ: اذْهَبْ إِلَيْهَا فَانْظُرْ إِلَيْهَا وَإِلَى مَا أَعْدَدْتُ لِأَهْلِهَا فِيهَا. فَنَظَرَ إِلَيْهَا، فَإِذَا هِيَ قَدْ حُفَّتْ بِالْمَكَارِهِ، فَقَالَ: وَعِزَّتِكَ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ لَا يَدْخُلَهَا أَحَدٌ. قَالَ: اذْهَبْ فَانْظُرْ إِلَى النَّارِ وَإِلَى مَا أَعْدَدْتُ لِأَهْلِهَا فِيهَا. فَنَظَرَ إِلَيْهَا فَإِذَا هِيَ يَرْكَبُ بَعْضُهَا بَعْضًا، فَرَجَعَ فَقَالَ: وَعِزَّتِكَ لَا يَدْخُلُهَا أَحَدٌ. فَأَمَرَ بِهَا فَحُفَّتْ بِالشَّهَوَاتِ، فَقَالَ: ارْجِعْ فَانْظُرْ إِلَيْهَا. فَنَظَرَ إِلَيْهَا فَإِذَا هِيَ قَدْ حُفَّتْ بِالشَّهَوَاتِ، فَرَجَعَ وَقَالَ: وَعِزَّتِكَ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ لَا يَنْجُوَ مِنْهَا أَحَدٌ إِلَّا دَخَلَهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yüce Allah Cennet'i ve Cehennem'i yarattığında Cebrail -aleyhisselam-'ı Cennet’e gönderir ve şöyle der: Oraya git ve Cennet ehline hazırladığım şeylere bir bak. Cebrâil gidip bakar, döner ve şöyle der: Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan herkes oraya girmek ister. Daha sonra Allah Teâlâ Cennet'in etrafının zorluklarla çevrilmesini emreder. Cebrâil’e oraya git ve bak Cennet ehline neler hazırladım der. Cebrâil gider bakar ve Cennet'in zorluklarla çevrili olduğunu görür ve: "Senin izzetine yemin ederim ki kimsenin oraya giremeyeceğinden korktum" der. Yüce Allah Cebrâil'e "Cehennem'e git ve ehline neler hazırladığıma bir bak" diye buyurur. Gidip baktığında Cehennem'in birbirine geçtiğini görür. Cebrâil gidip bakar, döner ve şöyle der: Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan kimse kesinlikle girmez. Daha sonra Allah Teâlâ Cehennem'in etrafının nefsin arzuladığı şeyler ile çevrilmesini emreder. Tekrar O’na git ve bak der. Cebrâil gider bakar ve nefsin arzuladığı şeyler ile çevrildiğini görür ve: "İzzetine yemin ederim ki bundan kimse kurtulamadan oraya girecek diye korktum" der.
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın Cennet ve Cehennem'i yarattığında Cebrâil -aleyhisselam-'a: Cennet git bak diye buyurduğunu, onunda gidip baktığını sonra döndüğünde şunları söylediğini haber vermiştir. Cebrâil: Rabbim! "Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan, oradaki nimetleri, ikramı ve hayırları duyan herkes oraya girmek isteyecek ve bunun için amel edecek" der. Daha sonra Allah Teâlâ Cennet'in etrafının yapılmasını emrettiği farzlar ve uzak durulmasını istediği yasaklardan oluşan meşakkat ve zorluklarla çevirir. Cennet'e girmek isteyen kişi bu zorlukları aşması gerekir. Sonra Allah -Azze ve Celle-: "Ey Cebrâil! Zorluklarla çevrildikten sonra git Cennet'e bir bak." diye buyurur. Cebrâil oraya gidip bakar, geri döndüğünde: Rabbim! Senin izzetine yemin ederim ki, o yolda zorluk ve meşakkat olması sebebiyle kimsenin oraya giremeyeceğinden korktum" der. Yüce Allah Cehennem'i yarattığında: Ey Cebrâil! "Cehennem'e git bak diye buyurur. Cebrâil de gidip bakar. Sonra Cebrâil döndüğünde: Rabbim! Senin izzetine yemin ederim ki buradaki azabı, sıkıntıları ve cezayı duyan kimse oraya girmeyi kötü görür ve oraya götürecek sebeplerden uzak durur, kesinlikle girmez" der. Daha sonra Allah Teâlâ Cehennem'in etrafını ve oraya giden yolları nefsin arzuladığı şeyler ile çevrilmesini emreder. Sonra; "Ey Cebrâil! Tekrar oraya git ve bak." der. Cebrâil gider bakar ve: Rabbim! İzzetine yemin ederim ki nefsin arzuladığı şeyler ile kuşatıldığını gördüğümde oradan kimsenin kurtulamayacağı için korktum dehşete kapıldım." der.
- Cennet ve Cehennem'in hâlihazırda var olduğuna iman etmek.
- Gaybi haberlere, Allah ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen her şeye inanmanın zorunlu olduğunu ifade eder.
- Sıkıntıya karşı sabırlı olmak önemlidir. Çünkü bu Cennet'e götüren yoldur.
- Haramlardan kaçınmak önemlidir. Çünkü bu Cehennem'e götüren yoldur.
- Cennet nefsin hoşlanmadığı, Cehennem ise nefsin arzuladığı şeylerle kuşatılmıştır. Dünya hayatındaki sınav ve imtihan bunu içerir.
- Cennet'e giden yol zor ve meşakkatlidir. İman ile birlikte gayret ve sabra ihtiyaç vardır. Cehennem'e giden yol ise dünyada nefsin arzuladığı şehvet ve tatlar ile doludur.
8 Kıyamet gününde bir adam getirilir Cehennem'e atılır ve karnından bağırsakları dışarı fırlar ve o bununla değirmen döndüren bir eşek gibi Cehennem içinde döner
عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ رضي الله عنه قَالَ: قِيلَ لَهُ: أَلَا تَدْخُلُ عَلَى عُثْمَانَ فَتُكَلِّمَهُ؟ فَقَالَ: أَتَرَوْنَ أَنِّي لَا أُكَلِّمُهُ إِلَّا أُسْمِعُكُمْ؟ وَاللهِ لَقَدْ كَلَّمْتُهُ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَهُ، مَا دُونَ أَنْ أَفْتَتِحَ أَمْرًا لَا أُحِبُّ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ فَتَحَهُ، وَلَا أَقُولُ لِأَحَدٍ يَكُونُ عَلَيَّ أَمِيرًا: إِنَّهُ خَيْرُ النَّاسِ بَعْدَمَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُلْقَى فِي النَّارِ، فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ، فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى، فَيَجْتَمِعُ إِلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ، فَيَقُولُونَ: يَا فُلَانُ مَا لَكَ؟ أَلَمْ تَكُنْ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ؟ فَيَقُولُ: بَلَى، قَدْ كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا آتِيهِ، وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ».
Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Kendisine şöyle denilmiştir: Osman'ın yanına girsen de, onunla konuşsan! O da şöyle cevap verdi: Siz, benim onunla konuşmam halinde bunu mutlaka size mi duyuracağımı zannediyorsunuz? Vallahi, onunla aramızda (kimseye duyurmadan) konuştum. Ancak, hoşlanmadığım bir kapıyı (fitne kapısını) açan ilk kişi olmak istemem. Ayrıca, üzerimde emir olan bir kimse için, 'O, insanların en hayırlısıdır' demem. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kıyamet gününde bir adam getirilir Cehennem'e atılır ve karnından bağırsakları dışarı fırlar ve o bununla değirmen döndüren bir eşek gibi Cehennem içinde döner. Bunun üzerine Cehennem ehli onun çevresine toplanır ve derler ki: Ey falan, sana ne oldu? Sen iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaz mıydın? O da: Evet! iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım, kötülükten sakındırırdım ama kendim yapardım, der.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh-'a denildi ki: Osman b. Affân -radıyallahu anh-'ın yanına gidip, insanlar arasında meydana gelen fitne hakkında konuşup o fitneyi söndürmek için çaba sarf edebilir misin? Bunun üzerine onlara şu cevabı verdi: "Onunla gizlice konuştum; çünkü maksadım, fitneyi körüklemek değil, maslahat sağlamaktır. Emirlere (idarecilere) alenen itirazda bulunmak istemiyorum. Zira bu, halifeye karşı saygısızlığa ve fitneye yol açar. Ben de bu kapıyı ilk açan kişi olmak istemem. Bunun üzerine Usâme -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi: Emirlere (idarecilere) gizlice nasihat ederim; ancak kim olursa olsun, onlara dalkavukluk yapmam ve yüzlerine haksız yere övgüler dizmem." Bunu, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadisini işittikten sonra söyledi: Kıyamet günü bir adam getirilir ve Cehenneme atılır. Şiddetli sıcaklık ve azap nedeniyle bağırsakları hızla karnından dışarı çıkar. O, bu bağırsaklarıyla Cehennemde, değirmen taşı etrafında dönen bir eşek gibi döner. Bunun üzerine Cehennem ehli onun etrafında halka oluşturur ve ona şöyle derler: Ey filanca, sen iyiliği emredip kötülükten sakındırmıyor muydun?! O da şöyle der: İyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım, kötülükten sakındırırdım ama kendim yapardım, der.
- Yöneticilere nasihat etmenin temel prensibi, bunun nasihat eden kimse ile yöneticiler arasında olması ve nasihat edenin bunu toplum içinde söylememesidir.
- Sözleri eylemleriyle çelişenlere yönelik ağır bir tehdit içermektedir.
- Yöneticilere karşı edepli olup nazik davranmak, iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak gerekir.
- Yöneticilere karşı hakkı söylerken yaltaklık yapmak ve bunun tersini göstermek kınanmıştır. Bu batıl sözlerle yaltaklık yapan kimsenin durumu gibidir.
9 Bu, yetmiş sene önce Cehennem'e atılmış bir taştır ve şimdi dibine varıncaya kadar düşmüştür
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، إِذْ سَمِعَ وَجْبَةً، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «تَدْرُونَ مَا هَذَا؟» قَالَ: قُلْنَا: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «هَذَا حَجَرٌ رُمِيَ بِهِ فِي النَّارِ مُنْذُ سَبْعِينَ خَرِيفًا، فَهُوَ يَهْوِي فِي النَّارِ الْآنَ حَتَّى انْتَهَى إِلَى قَعْرِهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanındaydık. Düşen bir şeyin sesini duyduğunda Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu gürültünün ne olduğunu biliyor musunuz?» diye buyurdu. Bizde: "En doğrusunu Allah ve Rasûlü bilir" dedik. Rasûlullah -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: «Bu, yetmiş sene önce Cehennem'e atılmış bir taştır ve şimdi dibine varıncaya kadar düşmüştür.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bir cismin düşmesine benzer rahatsız edici bir ses duydu ve yanında bulunan ashabına -radıyallahu anhum- bu sesi sordu. Onlar: "En doğrusunu Allah ve Rasûlü bilir" dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Duyduğunuz bu ses, yetmiş yıl önce Cehennem'in kenarından atılan bir taşın sesidir. O taş, düşerek Cehennem'in derinliklerine doğru yol alıyordu ve şimdi, duyduğunuz anda, tam dibine ulaştı.
- Ahiret gününe hazırlık için salih ameller işlemeye teşvik edilmiş ve cehennemden sakındırılmıştır.
- İnsanın bilmediği şeyler hakkında ilmi Allah Teâlâ’ya havale etmenin müstehap oluşu ifade edilmiştir.
- Öğreticinin, açıklama yapmadan önce ilgi ve dikkatleri çekmesi, anlamayı daha kolaylaştırıcı olması açısından önemlidir.
10 “Sa’îd b. Cubeyr’in yanındaydım “Dün gece düşen yıldızı kim gördü?” diye sorunca, “Ben (gördüm)” dedim. Sonra da “Namaz kılıyor değildim, beni bir şey sokmuştu.” dedim
عن حُصين بن عبد الرحمن قال: كنتُ عند سعيد بن جُبير فقال: أيكم رأى الكوكب الذي انقَضَّ البارحة؟ فقلتُ: أنا، ثم قلتُ: أما إني لم أكن في صلاة، ولكني لُدغْتُ، قال: فما صنعتَ؟ قلت: ارتقيتُ، قال: فما حَمَلك على ذلك؟ قلت: حديث حدَّثَناه الشعبي، قال: وما حدَّثَكم؟ قلتُ حدثنا عن بريدة بن الحُصيب أنه قال: "لا رُقْية إلا مِن عَيْن أو حُمَة"، قال: قد أحسَن مَن انتهى إلى ما سمع، ولكن حدثنا ابن عباس عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: "عُرضت عليّ الأُمم، فرأيتُ النبي ومعه الرَّهط والنبي ومعه الرجل والرجلان، والنبي وليس معه أحد، إذ رُفع لي سواد عظيم فظننتُ أنهم أمَّتي، فقيل لي: هذا موسى وقومه، فنظرتُ فإذا سواد عظيم، فقيل لي: هذه أمَّتك، ومعهم سبعون ألفا يدخلون الجنة بغير حساب ولا عذاب، ثم نهض فدخل منْزله، فخاض الناس في أولئك؛ فقال بعضهم: فلعلهم الذين صحِبوا رسول الله صلى الله عليه وسلم وقال بعضهم: فلعلهم الذين وُلِدُوا في الإسلام فلم يشركوا بالله شيئا، وذكروا أشياء، فخرج عليهم رسول الله صلى الله عليه وسلم فأخبروه، فقال: هم الذين لا يَسْتَرقون، ولا يَكْتَوُون، ولا يَتَطَيَّرون، وعلى ربهم يتوكلون، فقام عُكاشة بن مِحصَن فقال: ادع الله أن يجعلني منهم، قال: أنت منهم، ثم قام جل آخر فقال: ادع الله أن يجعلني منهم، فقال: سَبَقَك بها عكاشة".
Husayn b. Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Sa’îd b. Cubeyr’in yanındaydım “Dün gece düşen yıldızı kim gördü?” diye sorunca, “Ben (gördüm)” dedim. Sonra da “Namaz kılıyor değildim, beni bir şey sokmuştu.” dedim. “Ne yaptın?” dedi. “Rukye yaptım.” dedim. “Seni buna sevkeden nedir?” diye sordu. “Bize Şa’bî’nin rivayet ettiği hadistir.” dedim. “Ne rivayet etti size?” dedi. “Bize Bureyde b. Husayb’ın şöyle dediğini rivayet etti” dedim: “Rukye ancak nazar ve zehirli hayvan sokmasına karşı yapılabilir.” Bunun üzerine (Sa’îd b. Cubeyr) şöyle dedi: “İşittiğini uygulayan ne güzel etmiştir. Fakat İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bize Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: «Bana ümmetler arzedildi. Öyle peygamber gördüm, yanında on kişiden daha az sayıda bir grup insan bulunmaktaydı. Başka bir peygamberin yanında bir iki kişi vardı. Bir başka peygamberin yanında hiç kimse yoktu. Büyük bir kalabalık bana gösterildi. Kendi ümmetim sandım. “Bu Mûsâ ve kavmidir” denildi. Daha sonra Ufka doğru baktım ki oldukça büyük bir kalabalık, “işte bu senin ümmetindir” denildi. Beraberlerinde hesap ve azap görmeden cennete girecek yetmiş bin insan bulunmaktadır.» Daha sonra kalktı ve evine girdi. Gerideki insanlar hadiste bahsedilen yetmiş bin kişi hakkında konuşmaya başladı. Kimisi: “Bunlar Rasûlullah’ın ashabıdır” dedi. Kimisi de “İslam’da doğup da Yüce Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamış olan insanlardır” dedi. Başka şeyler de dile getirdiler. Ardından Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanlarına çıktı ve onlara şunu haber verdi: Onlar kendilerine rukye yapılmasını talep etmeyen, dağlama yöntemiyle tedavi yapmayan, uğursuzluğa inanmayan yalnızca rablerine tevekkül edenlerdir" buyurdu. ‘Ukkâşe b. Mihsan radıyallâhu anh kalkıp “Allah’a dua et de beni onlardan kılsın!” dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona «Sen onlardansın.» buyurdu. Başka bir adam da kalkarak “Beni de onlar arasına katması için Allah’a dua et!” dedi. Rasûlullah da «‘Ukkâşe senden önce davrandı ve seni geçti.» buyurdu.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Husayn b. Abdurrahmân -rahimehullah- Sa’îd b. Cubeyr -rahimehullah- ile aralarında rukye ile ilgili geçen konuşmayı bize haber vermiştir. Husayn'ı akrep sokmuş ve şeri olan rukye ile kendine rukye yapmıştır. Said ona bunun delilinin ne olduğunu sorduğunda Şa'bi'nin nazar ve zehirli hayvan sokmasına karşı rukye yapmanın cazi olduğuna dair rivayet ettiği hadisi aktarmıştır. Bundan dolayı Said ona övgüde bulunmuştur. Fakat ona rukyenin terk edilmesine teşvik eden hadisi zikretmiştir. Oda İbn Abbâs -radıyallahu anh-'ın zikrettiği hadistir ki dört hususu içermektedir. Kim bu dört sıfatı hayatına geçirirse cennete hesap ve ceza görmeden girmeyi hak edecektir. Bu dört husus: Rukye talep etmemek, ateşle dağlama yapmamak, uğursuzluğa inanmamak, Allah Teâlâ'ya doğrulukla tevekkül etmektir. Ukkâşe Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den onlardan olması için dua etmesini talep ettiğinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan olduğunu haber vermiştir. Başka bir adam kalkıp aynı talepte bulunduğunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu kapıyı kapatmak ve ardı ardına bu talepte bulunmayı engellemek için güzel bir uslupla konuyu kapatmıştır.
11 «Allah yolunda cihad edenler için Allah Teâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إنَّ في الجنَّة مائةَ دَرَجَة أعَدَّهَا الله للمُجاهِدين في سَبِيل الله ما بَيْنَ الدَّرَجَتَيْنِ كما بين السماء والأرض».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah yolunda cihad edenler için Allah Teâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Azze ve Celle-’nin yolunda savaşanların faziletinden ve cennette onlar için her ikisinin arası yerle gök arası kadar olan yüz derece (mevki) hazırladığını haber vermiştir.
12 «Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, ‘Ey Allah’ın kulu! Bu kapıdan girmen senin için daha hayırlıdır diye çağırılır. Namaz kılanlar namaz kapısından, mücahitler cihad kapısından çağrılır.»
عن أبي هريرة - رضي الله عنه- مرفوعاً: «من أنْفَق زوْجَيْن في سَبيل الله نُودِي من أبْوَاب الجنَّة، يا عبد الله هذا خَيْرٌ، فمن كان من أهل الصلاة دُعِي من باب الصلاة، ومن كان من أهل الجِهاد دُعِي من باب الجِهاد، ومن كان من أهل الصيام دُعِي من باب الرَّيَّانِ، ومن كان من أهل الصَّدَقة دُعِي من باب الصَّدَقة» قال أبو بكر رضي الله عنه : بأبي أنت وأمي يا رسول الله! ما على من دُعِي من تلك الأبواب من ضَرورة، فهل يُدْعَى أحَدٌ من تلك الأبواب كلِّها؟ فقال: «نعم، وأرْجُو أن تكون منهم».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, Ey Allah’ın kulu! Bu kapıdan girmen senin için daha hayırlıdır diye çağrılır. Namaz kılanlar namaz kapısından, mücahitler cihad kapısından, oruçlular Reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından (cennete girmeye) davet edilirler.» Ebû Bekir -radıyallahu anh-: Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimse için bir sıkıntı yoktur; ama bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim Allah’ın rızasını kazanmak için yiyecek, giyecek, bineklerden ve paralardan iki sınıftan sadaka verirse, cennet kapılarından melekler gelişi sebebiyle ona buyur diye seslenirler. Melekler derler ki: Çok hayırlar yaptın bunun için bugün sana büyük sevap verilecektir. Namazı çokça kılanlara namaz kapısından seslenilir ve o kapıdan girerler. Çokça sadaka verenler sadaka kapısından çağrılırlar ve oradan girerler. Çokça oruç tutanları da melekler Rayyân kapısından girmeleri için çağrılırlar. Rayyân’ın manası ‘’suya kanmış’’ demektir. Çünkü oruçlular özellikle de uzun ve sıcak yaz günlerinde susuzluk çekerler. Dolayısıyla kendilerine susuzluklarına karşı sürekli bir suya kanmak için o kapıdan girerler. Ebu Bekir –radıyallahu anh- bu hadisi duyunca anam babam sana kurban olsun ey Allah'ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimse için bir eksiklik ve zarar yoktur. Ama bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? dedi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim.» buyurdu.
13 Şüphesiz cehennemliklerin azabı en hafif olanı, ateşten iki terliği ve bu terliğin iki bağı olan kimsedir ki, bunlardan dolayı tıpkı bir kazanın kaynaması gibi beyni kaynar. O, kendisinden daha şiddetli azap çeken hiç kimse olmadığını sanır. halbuki o, azabı en hafif olanlarındandır. Halbuki o, onların arasındaki en hafif azabı görmektedir
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا مَنْ لَهُ نَعْلَانِ وَشِرَاكَانِ مِنْ نَارٍ، يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ كَمَا يَغْلِ الْمِرْجَلُ، مَا يَرَى أَنَّ أَحَدًا أَشَدُّ مِنْهُ عَذَابًا، وَإِنَّهُ لَأَهْوَنُهُمْ عَذَابًا».
Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz cehennemliklerin azabı en hafif olanı, ateşten iki terliği ve bu terliğin iki bağı olan kimsedir ki, bunlardan dolayı tıpkı bir kazanın kaynaması gibi beyni kaynar. O, kendisinden daha şiddetli azap çeken hiç kimse olmadığını sanır. halbuki o, azabı en hafif olanlarındandır. Halbuki o, onların arasındaki en hafif azabı görmektedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kıyamet gününde cehennemliklerin azabı en hafif olanının; hararetlerinden dolayı beyni, bakır bir kazanın kaynaması gibi kaynayan, ateşten iki terliği ve iki bağı olan kimse olduğunu haber vermiştir. Onların arasında en hafif azabı gördüğü halde, kendisinin en şiddetli azabın içinde olduğunu zanneder. İşte bu durum, onun üzerinde hem bedensel (fiziksel) hem de ruhsal (psikolojik) azabın bir arada toplanması içindir.
- Bu, günahkârları ve kâfirleri Cehennem azabının dehşeti konusunda uyarmaktır; böylece onları o azaba götüren şeylerden uzak durmaları sağlanır.
- Cehennem'e girenlerin dereceleri, yaptıkları kötülüklere göre farklılık gösterir.
- Cehennem azabının şiddeti anlatılmıştır. Allah Teâlâ bizleri ondan korusun.
14 Ateşe kimin haram kılındığını yahut ateşin kime haram kılındığını haber vereyim mi? (Cana) yakın, ağır başlı, yumuşak huylu, kolayca iş gören kimselere haram kılınmıştır.
عن ابن مسعود رضي الله عنه مرفوعاً: «ألا أخبركم بمن يحرم على النار؟ أو بمن تحرم عليه النار؟ تحرم على كل قريب هَيِّنٍ لَيِّنٍ سهل».
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Ateşe kimin haram kılındığını yahut ateşin kime haram kılındığını haber vereyim mi? (Cana) yakın, ağır başlı, yumuşak huylu, kolayca iş gören kimselere haram kılınmıştır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ateşe kimin haram kılındığını yahut ateşin kime haram kılındığını haber vereyim mi? Yani ateşin yakmayacağı kimseleri bildireyim mi? İnsanlara yakın, günah olmayan ortamlarda onlarla beraber, onlara karşı cana yakın davranan, son derece yumuşak huylu, kolayca iş gören kimselere haram kılınmıştır.
15 «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»
عن سمرة بن جندب رضي الله عنه : أن نبي الله صلى الله عليه وسلم قال: «منهم مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إلى كَعْبَيْهِ، ومنهم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى رُكْبَتَيْهِ، ومِنْهُم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى حُجْزَتِهِ، ومنهم مَنْ تَأْخُذُهُ إلى تَرْقُوَتِهِ».
Semure b. Cundeb -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis kıyamet gününden ve cehennem azabından korkulması gerekliliğini ifade etmektedir. Öyle ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde cehennem ateşinin insanlardan bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine ve bazısınında da boynuna kadar ulaşacağını beyan etmiştir. İnsanlar dünyada yaptıkları amellere göre farklı farklı azap göreceklerdir. Allah'tan afiyet dileriz.
16 Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmiş bin melek vardır.
عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه مرفوعاً: «يُؤْتَى بجهنم يومئذ لها سبعون ألف زِمَامٍ مع كل زمام سبعون ألف ملك يَجُرُّونَهَا».
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmiş bin melek vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
«Kıyamet günü cehennem, yetmiş bin ip ile çekilerek getirilir. Her ipi tutup, çeken yetmiş bin melek vardır.»
17 «Sırat, Cehennem’in ortasına kurulur. Sıratın üzerinde, Sa’dân’ (bölgesinin) in dikenleri gibi dikenler vardır. Sonra insanlara (geçiş için) izin verilir. Onun üstünde yürürler. Onlardan kimi o dikenlerin zarar vermesinden korunmuştur. Kimi de onun tarafından tutulur, derileri yırtılır ve başı yerde ayakları ise yukarıda olur.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: «يُوضَعُ الصِّراط بين ظَهْرَي جهنم، عليه حَسَكٌ كحَسَك السَّعْدان، ثم يستجيز الناس، فناجٍ مُسَلَّم، ومَجْدوح به ثم ناجٍ، ومحتبَس به فمنكوسٌ فيها، فإذا فرغ اللهُ عز وجل من القضاءِ بين العباد، يفقد المؤمنون رجالًا كانوا معهم في الدنيا يُصلُّون بصلاتهم، ويُزَكُّون بزكاتهم، ويصومون صيامهم، ويحجُّون حجَّهم ويغزون غزوَهم فيقولون: أي ربنا عبادٌ من عبادك كانوا معنا في الدنيا يُصلُّون صلاتنا، ويُزَكُّون زكاتنا، ويصومون صيامنا، ويحجُّون حجَّنا، ويغزون غزوَنا لا نراهم، فيقول: اذهبوا إلى النار فمن وجدتم فيها منهم فأخرجوه، قال: فيجدونهم قد أخذتهم النارُ على قَدْر أعمالهم، فمنهم مَن أخذته إلى قدميه، ومنهم مَن أخذته إلى نصف ساقيه، ومنهم مَن أخذته إلى رُكبتيه، ومنهم من أخذته إلى ثَدْيَيْه، ومنهم من أزرته، ومنهم من أخذته إلى عنقه، ولم تَغْشَ الوجوهَ، فيستخرجونهم منها فيُطرحون في ماء الحياة»، قيل: يا رسول الله وما الحياة؟ قال: «غسل أهل الجنة فينبتون نباتَ الزرعة» وقال مرة: «فيه كما تنبت الزرعة في غُثاء السَّيل، ثم يشفع الأنبياء في كلِّ من كان يشهد أن لا إله إلا الله مخلِصًا فيخرجونهم منها» قال: «ثم يتحنَّنُ اللهُ برحمته على من فيها، فما يترك فيها عبدًا في قلبه مثقالُ حبَّة من إيمان إلا أخرجه منها».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sırat, Cehennem’in ortasına kurulur. Sıratın üzerinde, Sa’dân’ın (bölgesinin) dikenleri gibi dikenler vardır. Sonra insanlara (geçiş için) izin verilir. Onun üstünde yürürler. Onlardan kimi o dikenlerin zarar vermesinden korunmuştur. Kimi de onun tarafından tutulur, derileri yırtılır ve başı yerde ayakları ise yukarıda olur. Allah, kulları arasında hüküm verme işini bitirdikten sonra, mümin kimse, dünyada iken onlarla birlikte namazlarını kılan, zekâtlarını veren, oruçlarını tutan, haclarını yapan ve savaşan kimseleri göremezler ve Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Azze ve Celle-, kullarının hesabını bitirdikten sonra Cennet ehlini Cennet'e, Cehennem ehlini de Cehennem’e koyar. Müminler, dünyada iken kendileri ile beraber olan ve onlarla birlikte namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hac yapan ve cihad eden kimseleri göremezler. Bunun üzerine Allah’a; “Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»"
18 Bir münadi şöyle seslenecek: "Sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız. Yaşayacaksınız ve asla ölmeyeceksiniz. Genç olacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız. Nimetler içinde yaşayacaksınız ve asla acı çekmeyeceksiniz
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَأَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «يُنَادِي مُنَادٍ: إِنَّ لَكُمْ أَنْ تَصِحُّوا فَلَا تَسْقَمُوا أَبَدًا، وَإِنَّ لَكُمْ أَنْ تَحْيَوْا فَلَا تَمُوتُوا أَبَدًا، وَإِنَّ لَكُمْ أَنْ تَشِبُّوا فَلَا تَهْرَمُوا أَبَدًا، وَإِنَّ لَكُمْ أَنْ تَنْعَمُوا فَلَا تَبْأَسُوا أَبَدًا» فَذَلِكَ قَوْلُهُ عَزَّ وَجَلَّ: {وَنُودُوا أَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} [الأعراف: 43].
Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hureyre -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir münadi şöyle seslenecek: "Sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız. Yaşayacaksınız ve asla ölmeyeceksiniz. Genç olacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız. Nimetler içinde yaşayacaksınız ve asla acı çekmeyeceksiniz.» Bu, Allah -Azze ve Celle-'nin şu sözüdür: {Onlara: "İşte bu Cennet'e yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındınız" diye seslenilir.} [A'râf Suresi: 43]
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ehlinin, Cennet'te rahat ve konforlu bir hayat yaşarken bir münadi tarafından kendilerine şu şekilde seslenildiğini haber vermiştir: Siz Cennet'te sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız, hatta en ufak bir hastalık bile olmayacak; orada yaşayacak ve asla ölmeyeceksiniz, hatta uyku gibi küçük bir ölüm bile olmayacak; orada genç olacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız ve orada rahat bir hayat yaşayacak ve asla üzülmeyecek ve perişan olmayacaksınız. Bu, Yüce Allah'ın şu ayetinin anlamıdır: {Onlara: "İşte bu cennete yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındınız" diye seslenilir.} [A'râf Suresi: 43]
- Dört şey, hayatı ne kadar lüks olursa olsun, kişinin dünyevi mutluluğunu ciddi şekilde bozabilir. Bunlar; hastalık, ölüm, yaşlılık, fakirlik, savaş ve benzeri sebeplerden kaynaklanan sıkıntı ve hüzün. Cennet ehli bu tür şeylerden güvendedirler. Bu nedenle mükemmel bir mutluluk içinde yaşarlar.
- Cennet nimetleri dünya nimetlerinden farklıdır. Çünkü Cennet nimetlerinde korku yoktur, dünya nimetleri ise sürekli değildir, acı ve hastalıklarla kesintiye uğrar.
- Cennet nimetlerine ulaşmaya vesile olacak salih ameller teşvik edilmiştir.
19 Allah Tebâreke ve Teâlâ Cennet ehline şöyle der: "Ey Cennet ehli!" Onlar da: "Buyur Rabbimiz emrine amadeyiz" derler. Allah: "Cennet'e girmekten dolayı memnun musunuz?" der. Cennet ehli: "Nasıl memnun olmayız. Yarattıklarından hiç kimseye vermediğini bize verdin.” derler
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ لِأَهْلِ الجَنَّةِ: يَا أَهْلَ الجَنَّةِ؟ فَيَقُولُونَ: لَبَّيْكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ، فَيَقُولُ: هَلْ رَضِيتُمْ؟ فَيَقُولُونَ: وَمَا لَنَا لاَ نَرْضَى وَقَدْ أَعْطَيْتَنَا مَا لَمْ تُعْطِ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ؟ فَيَقُولُ: أَنَا أُعْطِيكُمْ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ، قَالُوا: يَا رَبِّ، وَأَيُّ شَيْءٍ أَفْضَلُ مِنْ ذَلِكَ؟ فَيَقُولُ: أُحِلُّ عَلَيْكُمْ رِضْوَانِي، فَلاَ أَسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أَبَدًا».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ Cennet ehline şöyle der: "Ey Cennet ehli!" Onlar da: "Buyur Rabbimiz emrine amadeyiz" derler. Allah: "Cennet'e girmekten dolayı memnun musunuz?" der. Cennet ehli: "Nasıl memnun olmayız. Yarattıklarından hiç kimseye vermediğini bize verdin.” derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ben bundan daha iyisini size vereceğim” der. Onlar: "Bundan daha üstün şey ne olabilir?" diye sorarlar. Yüce Allah da: Sizden razı olduğumu size bildiriyorum ve bundan sonra size asla gazap etmeyeceğim’ diye buyurur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın Cennet ehli Cennet'teyken onlara şöyle buyurduğunu haber vermektedir: Ey cennet ehli! Onlar da Allah Teâlâ'ya şöyle cevap verirler: Ey Rabbimiz! Buyur, emret, emrini yerine getireceğiz. Yüce Allah da onlara: Razı mısınız? diye buyurur. Onlar da: Evet, razıyız. Yarattıklarından hiçbirine vermediğini bize verdiğin halde neden razı olmayalım? derler. Bunun üzerine Allah -Subhânehû ve Teâlâ-: Size bundan daha üstün olanını vereyim mi? diye buyurur. Onlar: Ya Rabbi, bundan daha üstün ne olabilir? derler. Sonra Yüce Allah şöyle buyurur: Size sürekli rızamı indirdim. Bundan sonra size asla gazap etmeyeceğim.
- Allah -Azze ve Celle-'nin Cennet ehliyle konuşması ifade edilmiştir.
- Allah'ın Cennet ehline kendilerinden razı olacağı, rızasının devamlı olacağı ve onlara asla gazap etmeyeceği müjdelenmiştir.
- Cennet'teki herkes, makamları ve dereceleri farklı olmasına rağmen halinden memnun olacaktır. Çünkü herkes tek cümleyle şöyle demiştir: “Yarattığın hiçbir kimseye vermediğini bize verdin.
20 Cennet ehli Cennet'e girdikleri zaman Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurur: Size daha da artırmamı istediğiniz bir şey var mı?’
عَنْ صُهَيْبٍ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، قَالَ: يَقُولُ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: تُرِيدُونَ شَيْئًا أَزِيدُكُمْ؟ فَيَقُولُونَ: أَلَمْ تُبَيِّضْ وُجُوهَنَا؟ أَلَمْ تُدْخِلْنَا الْجَنَّةَ، وَتُنَجِّنَا مِنَ النَّارِ؟ قَالَ: فَيَكْشِفُ الْحِجَابَ، فَمَا أُعْطُوا شَيْئًا أَحَبَّ إِلَيْهِمْ مِنَ النَّظَرِ إِلَى رَبِّهِمْ عَزَّ وَجَلَّ».
Suheyb b. Sinân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet ehli Cennet'e girdikleri zaman Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurur: Size daha da artırmamı istediğiniz bir şey var mı?’ Derler ki: Yüzlerimizi beyazlatmadın mı? Bizi Cennet'e sokup, Cehennem'den kurtarmadın mı? (daha ne isteyelim!) Perdeyi kaldıracak. Onlara, Rableri -Azze ve Celle-'ye bakmaktan daha sevimli hiçbir şey verilmemiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ehlinin Cennet'e girdiği zaman Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın onlara şöyle buyuracağını haber vermektedir: Size daha fazlasını vermemi ister misin? Cennet'tekilerin hepsi diyecekler ki: Yüzlerimizi parlatmadın mı? Bizi Cennet'e sokmadın mı ve bizi Cehennem ateşinden kurtarmadın mı? Daha ne isteyelim? Allah Teâlâ, sonra perdeyi kaldıracak ve perdesi nurdur ve kendilerine verilen her şeyden, Rableri -Azze ve Celle-'ye bakmaktan daha sevimli hiçbir şey olmayacaktır.
- Cennet ehlinin üzerinden perde kalkacak ve onlar böylece Rablerini göreceklerdir. Kâfirler ise bundan mahrum kalacaklardır.
- Cennet'teki en büyük nimet, Müminlerin Rablerini görmeleridir.
- Dereceleri farklı olsa da, Cennet ehlinin hepsi Yüce Rablerini göreceklerdir.
- Cennet'e koyarak Allah'ın Müminlere bahşettiği lütuf ifade edilmiştir.
- Cennet'e salih ameller işleyerek ve Allah Teâlâ'ya ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaatle yarışmanın önemi ifade edilmiştir.
21 "Şüphesiz cennetlikler, aralarındaki üstünlükten dolayı köşklerde bulunanları, doğu veya batı ufkunda bulunan parlak yıldızı gördükleri gibi görürler."
عن أبي سعيد رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إن أهل الجنة ليَتَراءَوْنَ أهل الغرف من فوقهم كما تَراءَوْنَ الكوكب الدري الغابر في الأفق من المشرق أو المغرب لِتفَاضُلِ ما بينهم» قالوا: يا رسول الله؛ تلك منازل الأنبياء لا يبلغها غيرهم قال: «بلى والذي نفسي بيده، رجال آمنوا بالله وصدقوا المرسلين».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz cennetlikler, (aralarındaki üstünlükten dolayı) köşklerde bulunanları, doğu veya batı ufkunda bulunan parlak yıldızı gördükleri gibi görürler. Sahâbeler: Ey Allah'ın Rasûlü! O yüksek makamlar, kendilerinden başka hiç kimsenin ulaşamayacağı rasûllerin makamları mıdır? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle cevap verdi: “Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki o makamlar, Allah'a imân eden ve rasûllerini gereği gibi tasdik edenler içindir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cennetliklerin makamları üstünlüklerine göre birbirlerinden farklıdır. Öyle ki, yüksek makamlarda bulunanlar kendilerinden altta bulunanları yıldızları gördükleri gibi göreceklerdir.
22 “Cennette yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «لَقَابُ قَوْسٍ في الجنة خيرٌ مما تَطلُع عليه الشمس أو تَغْرُب».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Cennette yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste müminin cennetteki sevabının büyüklüğü ve dünyanın bayağılığı açıklanmıştır. Öyleki Cennette yay kadar bir yer nefis, devamlı ve kalıcı olması bakımından dünya içindeki bütün nimetlerden daha hayırlıdır. Allah Teâlâ bizleri cennet ehlinden olanlardan eylesin.
23 Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar taşıyıp onu insanlara vuran insanlar ve de giyinmiş çıplak kadınlar ki, bunlar Allah'a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا، قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ، وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مُمِيلَاتٌ مَائِلَاتٌ، رُؤُوسُهُنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْمَائِلَةِ، لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ، وَلَا يَجِدْنَ رِيحَهَا، وَإِنَّ رِيحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ كَذَا وَكَذَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar taşıyıp onu insanlara vuran insanlar ve de giyinmiş çıplak kadınlar ki, bunlar Allah'a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar Cennet'e girmek şöyle dursun, kokusunu dahi alamazlar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar uzak mesafeden duyulur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cehennem halkından, kendi zamanında görmediği ve var olmayan, ondan sonra gelecek iki insan özelliği hakkında uyarıda bulunmaktadır: Birinci sınıf: İnek kuyruğuna benzer uzun kırbaçları olan bir kavimdir. Bu kırbaçlarla insanlara vuran, haksız yere insanları döven güvenlik güçleri ve zalimlere yardımcı olan kimselerdir. İkinci sınıf: Genellikle kadınlara özgü olan iffet ve hayâ elbisesini çıkarmış kadınlardır. O kadınları şöyle vasfedilmiştir: Dış görünüşlerine bakıldığında giyinmiş, gerçekte çıplak olan kadınlardır. Çünkü onlar bedeni gösteren ince elbiseler giyerler. Güzelliklerini ortaya çıkarmak için vücutlarının bir kısmını örtüp bir kısmını açığa çıkarırlar. Yürürken elbiseleri ve gösterişli yürüyüşleriyle erkeklerin kalplerini kendilerine meylettirirler. Omuzlarını eğerek ve düştükleri dalalet ve sapıklığa başkalarını da meylettirirler. Özellikleri arasında; başlarının eğik deve hörgücüne benzemesidir. Böylece başlarının topuzunu çok büyük yapar ve kafalarına bez sararak büyük görünümlü yapmaya çalışırlar. Develerin hörgüçlerine benzemesi, saçlarının ve örgülerinin başlarının üzerine çıkması ve deve hörgücünün bir tarafa eğilmesi gibi başın bir tarafına ördükleri örgülerin eğilmesidir. Öyleyse kim bu niteliklere sahip olursa, onlara Cennet'e girememe, kokusunu koklayamama, ona yaklaşamama gibi şiddetli bir tehdit vardır. Oysa Cennet'in kokusu çok uzaktan gelir ve kokusu duyulur.
- İşlemedikleri bir günah ve yapmadıkları bir suçtan dolayı insanlara vurmak ve onlara zarar vermek haramdır.
- Zalimlerin zulmünde onlara yardım etmek haramdır.
- Kadınları kendilerini teşhir etmemeleri, başlarını açmamaları, dar veya şeffaf elbiseler giymemeleri ve mahrem yerlerini ortaya çıkaran kıyafetler giymemeleri konusunda uyarmaktadır.
- Müslüman kadın, Allah'ın emirlerine bağlı kalma, Allah'ı gazaplandıran şeylerden uzak durma, bu şekilde ahirette sürekli ve acı veren bir azabı hak etmeme hususunda teşvik edilmiştir.
- Hadis, Peygamber - aleyhissalatu vesselâm-'ın peygamberliğinin delillerinden biridir. Öyle ki Nebi -aleyhissalatu vesselâm- kendi zamanınla olmayan ancak bildirdiği şekilde gerçekleşen gaybi meselelerden bahsetmiştir.
24 Ey kadınlar, sadaka verin! Zira sizin cehennemliklerin çoğunluğu olduğunuzu gördüm.» Onlar: “Neden, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Dedi ki: «Çok lanet okuyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Akıllı adamın aklını başından alan sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَضْحَى أَوْ فِطْرٍ إِلَى المُصَلَّى، فَمَرَّ عَلَى النِّسَاءِ، فَقَالَ: «يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ، تَصَدَّقْنَ، فَإِنِّي أُرِيتُكُنَّ أَكْثَرَ أَهْلِ النَّارِ» فَقُلْنَ: وَبِمَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «تُكْثِرْنَ اللَّعْنَ، وَتَكْفُرْنَ العَشِيرَ، مَا رَأَيْتُ مِنْ نَاقِصَاتِ عَقْلٍ وَدِينٍ أَذْهَبَ لِلُبِّ الرَّجُلِ الحَازِمِ مِنْ إِحْدَاكُنَّ»، قُلْنَ: وَمَا نُقْصَانُ دِينِنَا وَعَقْلِنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «أَلَيْسَ شَهَادَةُ المَرْأَةِ مِثْلَ نِصْفِ شَهَادَةِ الرَّجُلِ» قُلْنَ: بَلَى، قَالَ: «فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ عَقْلِهَا، أَلَيْسَ إِذَا حَاضَتْ لَمْ تُصَلِّ وَلَمْ تَصُمْ» قُلْنَ: بَلَى، قَالَ: «فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ دِينِهَا».
Ebu Said el-Hudri -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kurban veya Ramazan Bayramı'nda namazgâhına doğru çıkmıştı. Kadınların yanından geçerken şöyle dedi: «Ey kadınlar, sadaka verin! Zira sizin cehennemliklerin çoğunluğu olduğunuzu gördüm.» Onlar: “Neden, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Dedi ki: «Çok lanet okuyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Akıllı adamın aklını başından alan sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim» Dediler ki: "Dinimizde ve aklımızda ne eksiklik var, ey Allah'ın Resulü?" Dedi ki: «Bir kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değil midir?» Onlar: "Evet" dediler. Dedi ki: «Bu, onun aklının eksikliğindendir. Adetli iken namaz kılmaz, oruç tutmaz, öyle değil mi?» Onlar: “Evet.” dediler. O da: «Bu da, onun dinindeki eksikliktendir» dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir bayram için namazgâha gitti. Kadınlara kendilerine özel bir öğüt vereceğine söz vermişti; o gün bu sözünü yerine getirdi ve şöyle dedi: Ey kadınlar! Sadaka verin ve çokça istiğfar edin. Bunlar, günahların silinmesinin en büyük sebeplerindendir. Zira İsra Gecesi'nde, sizin Cehennem ahalisinin çoğunluğu olduğunuzu gördüm. İçlerinden akıl, görüş ve vakar sahibi bir kadın şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü! Biz neden cehennem ehlinin çoğunluğunu oluşturuyoruz? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bunun birkaç sebebi vardır: Çokça lânet eder ve söver, ayrıca kocanın hakkını inkâr edersiniz. Sonra onları şöyle tarif etti: Sizin kadar akıl ve din bakımından eksik olup da, akıl, anlayış, tedbir ve işlerini sağlam tutma yönünden kararlı bir kişiye daha baskın gelenini görmedim. Kadın şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Akıl ve din noksanlığı nedir? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Akıl eksikliğine gelince, bunun sebebi iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır; işte bu akıl eksikliğidir. Din eksikliği ise, hayız sebebiyle geceler ve günler boyunca namaz kılamamaları ve yine hayız sebebiyle Ramazan günlerinde oruç tutmamalarıdır; işte bu da din eksikliğidir. Ancak bundan dolayı kınanmazlar ve sorumlu tutulmazlar; çünkü bu yaratılışın bir parçasıdır. Tıpkı insanın fıtraten mala düşkün, işlerinde aceleci ve cahil oluşu gibi. Fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, onlara aldanma konusunda bir uyarı olarak zikretmiştir.
- Kadınların bayram namazına gelmeleri ve onlara özel olarak vaazlar verilmesi müstehaptır.
- Kocanın hakkını inkâr etmek ve çokça lânet etmek büyük günahlardandır; çünkü Cehennemle tehdit edilmesi, o günahın büyük günahlardan olduğunun alametlerindendir.
- Hadiste, imanın artması ve eksilmesi olduğuna dair bir açıklama vardır. Kim, ibadetini artırırsa imanı ve dini artar. Kim de, ibadetini azaltırsa dini de azalır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Akıl artıp eksilmeye uygundur; aynı şekilde iman da böyledir. Kadınlardaki eksiklikten bahsedilmesinin amacı, onları bundan dolayı suçlamak değildir. Çünkü bu, yaratılışın bir parçasıdır. Ancak bunun zikredilmesindeki amaç, onlarla fitneye düşmelerine karşı bir uyarıdır. Bu yüzden ceza, eksiklik üzerine değil, nankörlük ve diğer şeyler hakkında belirtilmiştir. Dindeki noksanlık, sadece günah olan şeylerle sınırlı değil, aksine bundan daha geneldir.
- Hadiste, talebenin âlimin sözünün, tabi olanın da tabi olduğu kimsenin sözünün manasını anlamadığı takdirde onu tekrar gözden geçirmesi belirtilmiştir.
- Hadiste kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısı olduğu belirtilmektedir. Bunun sebebi ise onun hafıza ve dikkatle kayıt altına alma yönünden daha az güçlü olmasıdır.
- İbn Hacer -rahimehullah- “Sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim...” rivayeti için şöyle demiştir: Bana öyle geliyor ki, Cehennemliklerin çoğunluğunu onların oluşturmasının sebeplerinden biri de budur. Çünkü eğer bunlar akıllı bir adamın aklını kaybetmesine ve yapmaması gereken şeyleri yapmasına veya söylemesi gereken şeyleri söylemesine sebep oluyorsa, o zaman günaha ortak olmuş ve günahı artırmış olurlar.
- Bir kadının âdet döneminde namaz kılması ve oruç tutması haramdır. Aynı şey yeni doğum yapmış bir kadın için de geçerlidir. Daha sonra temizlendiklerinde ise sadece tutamadıkları oruçları kaza ederler (namazları kaza etmezler).
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı ifade edilmiştir. Bu sebeple kadınların sorularına azarlamadan, kınamadan cevap vermiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Sadaka, azabı def eder. İnsanlar arasındaki bazı günahlara da kefaret olabilir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Kadınlardaki din noksanlığı, hayız (adet) dönemlerinde namazı ve orucu terk etmelerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü ibadeti çok olanın imanı ve dindarlığı artar; ibadeti azalanın ise dindarlığı azalır. Sonra dindarlıktaki bu azalma bazen (kulun) günahkar olacağı bir şekilde gerçekleşir; bir mazereti olmaksızın farz olan namazı, orucu veya diğer vacip ibadetleri terk eden kimse gibi. Bazen de mazeretsiz olduğu halde kendisine vacip olmayan cuma namazını, gazveyi (cihadı) veya benzeri şeyleri terk eden kimse gibi günah gerektirmeyen bir şekilde olur. Bazen ise hayızlı kadının namaz ve orucu terk etmesi gibi, bizzat (dinen) bununla mükellef tutulduğu (bunu yapmaması emredildiği) bir şekilde olabilir.
25 «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der.»
عن المغيرة بن شعبة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «سَأل موسى صلى الله عليه وسلم ربَّه: ما أدْنَى أهل الجَنَّة مَنْزِلَة؟ قال: هو رَجُل يَجِيءُ بعد ما أُدخِل أهل الجَنَّة الجَنَّة، فَيُقَال له: ادخل الجَنَّة. فيقول: أيْ رب، كيف وقد نَزَل النَّاس مَنَازِلَهُم، وأخَذُوا أَخَذَاتِهِم؟ فَيُقَال له: أَتَرْضَى أن يكون لك مثل مُلْكِ مَلِكٍ من مُلُوكِ الدُّنيا؟ فيقول: رَضِيْتُ رَبِّ، فيقول: لك ذلك ومثله ومِثْلُه ومِثْلُه ومِثْلُه، فيقول في الخامِسة. رَضِيْتُ رَبِّ، فيقول: هذا لك وَعَشَرَةُ أَمْثَالِه، ولك ما اشْتَهَتْ نَفْسُكَ، وَلَذَّتْ عَيْنُكَ. فيقول: رَضِيتُ رَبِّ. قال: رَبِّ فَأَعْلاَهُمْ مَنْزِلَة؟ قال: أُولَئِكَ الَّذِينَ أَرَدْتُ غَرَسْتُ كَرامَتَهُم بِيَدِي، وخَتَمْتُ عليها، فلم تَر عَيْنٌ، ولم تسمع أُذُنٌ، ولم يَخْطُر على قَلْب بَشَر». وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إنِّي لأَعْلَمُ آخِر أَهل النَّارِ خُرُوجًا منها، وآخِر أهل الجنَّة دخولًا الجنَّة. رَجُل يخرج من النَّار حَبْوا، فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجنَّة، فيَأتِيَها، فَيُخَيَّل إليه أَنَّها مَلْأَى، فيرجع، فيقول: يا رب وجَدُتها مَلْأَى! فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجَنَّة، فيأتيها، فَيُخَيَّل إليه أَنَّها مَلْأَى، فيرجع فيقول: يا ربِّ وجَدُتها مَلْأَى، فيقول الله عز وجل له: اذهب فادخل الجَنَّة، فإن لك مثل الدنيا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا؛ أو إن لك مثل عَشَرَةَ أَمْثَالِ الدُّنْيَا، فيقول: أَتَسْخَرُ بِي، أو تضحك بِي وأنت الْمَلِكُ!». قال: فلقد رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم ضَحِك حتى بَدَت نَوَاجِذُه فكان يقول: «ذلك أَدْنَى أهل الجَنَّة مَنْزِلة».
Mugîre b. Şu‘be -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mûsâ -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine: – Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu: – O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine: – Cennete gir! denir. – Yâ Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona: – Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da: – Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona: – İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam: – Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teâlâ ona: – İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam: – Razı oldum ya Rabbi! diyecek. Daha sonra Mûsâ -aleyhisselam-: – Ya Rabbi! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: – Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.» İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Ya Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der. Allah Teâlâ ona: – Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine: – Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam: – Yâ Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun?) der.» Hadisin ravisi İbn Mes’ûd şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu: «İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste, Allah -Azze ve Celle-'nin rahmetinin genişliğinin, kereminin ve cennet ehlinin makamının beyanı vardır. Öyle ki cennet ehlinin en alt menzilesinde olanlar dünyadaki hangi melik olursa olsun, onun mülkünden kat kat daha fazla nimetlerle nimetlenir.
26 Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” buyurdu. “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قالوا: يا رسول الله هل نَرى ربَّنا يوم القيامة؟ قال: «هل تُضارُّون في رؤية الشمس في الظَّهِيرة، ليست في سحابة؟» قالوا: لا، قال: «فهل تُضارُّون في رؤية القمر ليلة البدر، ليس في سحابة؟» قالوا: لا، قال: " فوالذي نفسي بيده لا تُضارُّون في رؤية ربكم، إلا كما تُضارُّون في رؤية أحدهما، قال: فيَلْقى العبد، فيقول: أي فُل أَلَم أُكْرِمْك، وأُسَوِّدْك، وأُزَوِّجك، وأُسَخِّر لك الخيل والإبل، وأَذَرْك تَرْأَس، وتَرْبَع؟ فيقول: بلى، قال: فيقول: أفظننتَ أنك مُلاقِي؟ فيقول: لا، فيقول: فإني أنساك كما نَسِيتَني، ثم يلقى الثاني فيقول: أيْ فُل أَلَم أُكْرِمْك، وأُسَوِّدْك، وأُزَوِّجك، وأُسَخِّر لك الخيل والإبل، وأَذَرْك تَرْأَس، وتَرْبَع؟ فيقول: بلى، أيْ ربِّ فيقول: أفظننتَ أنك مُلاقِي؟ فيقول: لا، فيقول: فإني أنساك كما نَسِيتَني، ثم يلقى الثالث، فيقول له مثل ذلك، فيقول: يا ربِّ آمنتُ بك، وبكتابك، وبرسلك، وصليتُ، وصمتُ، وتصدَّقتُ، ويُثني بخير ما استطاع، فيقول: هاهنا إذًا، قال: ثم يقال له: الآن نبعث شاهدَنا عليك، ويتفكَّر في نفسه: مَن ذا الذي يَشهد عليَّ؟ فيُختَم على فيه، ويقال لفَخِذه ولحمه وعظامه: انطِقي، فِتِنْطِق فخِذه ولحمه وعظامه بعمله، وذلك ليُعْذِرَ من نفسه، وذلك المنافق وذلك الذي يسخط الله عليه.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Bazı insanlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: “Ey Allah'ın rasûlü! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Rasulullah:“ Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” buyurdu. “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?” Onlar: “Hayır, dediler. Rasûlullah: Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki o ikisinden birini görmekte ne kadar sıkıntı çekiyorsanız Rabbinizi görmekte o kadar sıkıntı çekeceksiniz. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek. Rabb Teâlâ: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teâlâ ona da: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra üçüncüye de aynısını söyleyecek. Kul: 'Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) hayır senâda bulunur. Rab Teâlâ: 'Bu hususta lehine şehâdet edecek biri var mı?' diye soracak. Kul: 'Hayır, yok!" diyecek. Rab Teâlâ: 'Şimdi senin aleyhine bir şâhit gönderilecek!' der. Kul kendi kendine: 'Benim aleyhime şâhitlik yapacak da kim?' diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğuna: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, Allah'ın gadabına uğrayan münâfıktır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı sahabeler, Yâ Rasûlullah! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara:“ Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” Yani: Güneşin apaçık yukarda olduğu onu görmenize engel olacak hiç bir bulut yok iken, dünyanın her bir yanına aydınlığının yayıldığı bir vakitte onu görmek için birbirinizle itişip kakışıp çaba sarfediyor musunuz? “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?” Yani: Gökyüzünde dolunayı görmenize engel olacak hiç bir bulut yokken apaçık görünürken onu görmek için birbirinizle itişip kakışıp, çaba sarfediyor musunuz? Onlar: “Hayır, dediler. Rasûlullah: Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki o ikisinden birini görmekte ne kadar sıkıntı çekiyorsanız Rabbinizi görmekte o kadar sıkıntı çekeceksiniz. Yani: Güneş ve ayı görmekte bir şüphe olmadığı gibi O'nu görmekte birbirinizi yalanlamadan, muhalefet etmeden, tartışmasız ve şüphesiz apaçık, net olacaktır. Buradaki teşbih/ benzetme apaçık, netlik hususundadır. Öyleki onda en ufak kuşku duyacak bir şey yoktur. Yoksa diğer vasıflarında ve görünümünde benzeme söz konusu değildir. Allah Subhanehu ve Teâlâ yaratmış olduğu mahlukatına benzemekten münezzehtir. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamette olacak bir sahneden haber vermiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ kulu ile karşı karşıya gelecek ona nimetlerini sayacak ve: Ey filan! Ben sana lutufta bulunup seni kavminin efendisi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Onunla senin aranda sevgi, rahmet, yakınlık, samimiyet kılmadım mı? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Seni kavminin önderi kılmadım mı? Ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi; cahiliye döneminde krallar ganimetin dörtte birini kendilerine alıyorlardı. Kul bu nimetlerin hepsini ikrar eder. Rabb Teâlâ: Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkacak. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın ilk kula sorduğu sorunun ve kulun verdiği cevabın aynısını ikinci kul içinde zikretmiştir. Sonra üçüncü kulda Rabbinin karşısına çıkar onada aynı şeyleri sorar. Kul: Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) övgüde bulunur. Rab Teâlâ: “ İşte burada dur” Yani: Kendi nefsine dilediğince sena ettin. Şimdi burada dur; sana amellerine şahit edecekler göstereceğiz. Sonra o kula şöyle denilecek: Şimdi senin aleyhine bir şâhit getireceğiz. Kul kendi kendine: Benim aleyhime şahitlik yapacak kimdir? diye düşünür. Allah Teâlâ kulun ağzı mühürler ve uyluğuna, etine ve kemiklerine: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. “Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir” Yani: Allah Teâlâ azalarını konuşturarak onun aleyhine şahit tutacak ve işlemiş olduğu birçok günaha mazeret getirmesine engel olacaktır. Öyleki bu kimsenin sarılacağı hiçbir mazereti kalmayacaktır. Bu üçüncü kimse Allah'ın kendisine gazaplandığı münâfıktır."
27 Ölüm, alaca bir koç
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يُؤْتَى بِالْمَوْتِ كَهَيْئَةِ كَبْشٍ أَمْلَحَ، فَيُنَادِي مُنَادٍ: يَا أَهْلَ الجَنَّةِ، فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ، فَيَقُولُ: هَلْ تَعْرِفُونَ هَذَا؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ، هَذَا المَوْتُ، وَكُلُّهُمْ قَدْ رَآهُ، ثُمَّ يُنَادِي: يَا أَهْلَ النَّارِ، فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ، فَيَقُولُ: وهَلْ تَعْرِفُونَ هَذَا؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ، هَذَا المَوْتُ، وَكُلُّهُمْ قَدْ رَآهُ، فَيُذْبَحُ ثُمَّ يَقُولُ: يَا أَهْلَ الجَنَّةِ خُلُودٌ فَلاَ مَوْتَ، وَيَا أَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ فَلاَ مَوْتَ، ثُمَّ قَرَأَ: {وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ} [مريم: 39]، وَهَؤُلاَءِ فِي غَفْلَةٍ أَهْلُ الدُّنْيَا {وَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ} [مريم: 39]».
Ebû Saîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip Cennet ile Cehennem arasında durdurulur. Bir Münadi: ''Ey Cennet ahalisi!" Bunun üzerine başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi: "Bunu tanıyor musunuz?'' diye sorar. Cennet'tekiler: ''Evet, bu ölümdür.'' karşılığını verirler. Hepsi ölümü görmüştür. Sonra Münadi: "Ey Cehennem ahalisi!" Bunun üzerine başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi: "Bunu tanıyor musunuz?'' diye sorar. Cehennem' dekiler: ''Evet, bu ölümdür.'' karşılığını verirler. Hepsi ölümü görmüştür. Sonrasında verilen emirle bu koç kesilir ve Münadi: ''Ey Cennet ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var! Ey Cehennem ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var!'' diye seslenir. Sonrasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: {Hala gaflet içinde bulunanları ve hala iman etmeyenleri işin bitmiş olacağı o pişmanlık günü ile uyar} [Meryem Suresi 39.] ayetini okudu. ''Dünya ahalisi gaflet içindedir'' {ve onlar iman etmiyorlar} [Meryem Suresi 39.] diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet günü ölümün; beyaz ve siyah renkli alaca bir koç suretinde getirileceğini beyan etmiştir. ''Ey Cennet ahalisi!" diye seslenilir ve bunun üzerine onlar başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi onlara: "Bunu tanıyor musunuz?" der. Onlar da: "Evet, bu ölümdür." derler, hepsi onu görüp tanımıştır. Sonra bir münadi: "Ey Cehennem ahalisi!" diye seslenir ve bunun üzerine onlar başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi onlara: "Bunu tanıyor musunuz?" der. Onlar da: "Evet, bu ölümdür." derler, hepsi onu görüp tanımıştır. Sonrasında verilen emirle bu koç kesilir ve Münadi: ''Ey Cennet ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var! Ey Cehennem ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var!'' diye seslenir. Bu, Müminlerin nimetlerini ve kâfirlerin azaplarını artırmak içindir. Sonrasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: {Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ iman etmeyenleri işin bitmiş olacağı o pişmanlık günü ile uyar.} [Meryem Suresi 39.] ayetini okudu. Kıyamet günü, Cennet ve Cehennem ehli birbirinden ayrılacaktır. Her biri, içinde ebedî olarak kalacakları yerlere girecektir. Kötü ameller işleyen neden salih ameller işlemedim diye, amellerinde ihmalkâr davrananlar da hayırları neden artırmadım diye sızlanıp pişman olacaktır.
- İnsanın ahiretteki varacağı yer, ya Cennet ya da Cehennem 'de ebedî yaşamdır.
- Kıyamet gününün dehşetinden sakındırılmıştır. O gün pişmanlık ve keder günüdür.
- Cennet ehlinin daimi mutluluğu, Cehennem ehlinin daimi hüznü ifade edilmiştir.
28 Yaktığınız ateş var ya, bu Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «نَارُكُمْ جُزْءٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزْءًا مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ»، قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنْ كَانَتْ لَكَافِيَةً. قَالَ: «فُضِّلَتْ عَلَيْهِنَّ بِتِسْعَةٍ وَسِتِّينَ جُزْءًا كُلُّهُنَّ مِثْلُ حَرِّهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yaktığınız ateş var ya, bu Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!» Sahabeler: "Zaten bu ateş, (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi." dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cehennem ateşi diğerine altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın sıcaklığı, (dünya) ateşinin sıcaklığı gibidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dünya ateşinin, Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzü olduğunu haber vermiştir. Cehennem ateşinin sıcaklığı dünya ateşinin sıcaklığından altmış dokuz kat daha fazladır. Bu her kat dünya ateşinin sıcaklığına denktir. Sahabeler: Ya Rasûlallah! Hiç şüphesiz dünya ateşi içine girene azap edilmesi için yeterlidir, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cehennem ateşi, dünya ateşinden altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın sıcaklığı, dünya ateşinin sıcaklığı kadardır.» diye buyurdu.
- İnsanlar, kendilerini Cehennem ateşine götürecek amelleri işlemekten sakındırılmıştır.
- Cehennem ateşinin ve azabının büyüklüğü, sıcaklığının şiddeti ifade edilmiştir.
29 "Cennetin baktım oradakilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu gördüm, ateşe baktım oradakilerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu gördüm"
عن ابن عباس وعمران بن الحصين رضي الله عنهم عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «اطَّلَعت في الجنة فرأيتُ أكثرَ أهلِها الفقراءَ، واطَّلعتُ في النار فرأيتُ أكثرَ أهلها النِّساءَ».
İbn Abbâs ve İmrân b Husayn -radıyallahu anhum-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Cennetin baktım oradakilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu gördüm, ateşe baktım oradakilerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu gördüm"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cennete baktığını ve oradakilerin çoğunluğunun fakirler olduğunu görmüştür. Çünkü fakirlerin haddini aşmalarına sebebiyet verecek bir şeyleri yoktur. Onlar dinlerine bağlı ve itaatkar kimselerdir. Bundan dolayı kim ayetlere dikkatle bakarsa, rasulleri yalanlayanların kavmin önde gelenleri ve zenginler olduğunu görür. Ancak zayıf olanlar rasullere tabi olan kimselerdir. Bundan dolayı cennet ehlinin çoğunluğu fakirlerdir. Hadis her fakirin zenginden daha faziletli olduğunu göstermez. Ancak manası fakirlerin ceneette zenginlere göre daha çok olacağı haber verilmiştir. Fakirlikleri onları cennete sokmamıştır. Hesaplarını hafifletmiştir. Ancak onlar fakirlikle birlikte salih olmaları hasebiyle cennete girmişlerdir. Fakir salih bir kimse değilse, faziletli olamaz. Aynı şekilde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ateşe bakmış oradakilerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu görmüştür. Bunun sebebi kötü adetlerin tabiatlarına galip gelip onların meraklısı olmalarından dolayıdır. Kocaya nankörlük etmeleri ve çokça lanet etmeleri bu bağlamdadır. Onların üzerine düşen dinlerini muhafaza edip ateşten kurtulmalarıdır.
30 «Cennetle cehennem bir birleriyle münakaşa ettiler. Cehennem, bana zorbalar ve kibirlenenler giriyor, dedi. Cennet de; bana zayıf ve miskinler giriyor.» dedi.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعاً: «احْتَجَّتِ الجنَّة والنَّار، فقالتِ النَّار: فيَّ الجبَّارون والمُتَكَبِّرُون. وقالتِ الجنَّة: فيَّ ضُعَفَاء الناسِ ومساكِينُهُم، فقضى الله بَيْنَهُمَا: إِنك الجنَّة رحْمَتي أَرحم بك من أشاء، وإِنك النَّار عذابي أُعذب بك من أشاء، ولِكِلَيْكُمَا عليَّ مِلْؤُهَا».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Cennetle cehennem aralarında münakaşa ettiler. Cehennem dedi ki; bana zorbalar ve kibirlenenler giriyor. Cennet de; bana zayıf ve miskinler giriyor, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, aralarında şöyle hükmetti. “Sen ey cennet! Benim rahmetimsin. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime rahmet ederim." buyurdu. Cehenneme de; "Sen benim azabımsın. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime azap ederim. Ben her ikinizi de mutlaka dolduracağım."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Cennet ve cehennem münakaşa edip birbirlerine karşı delil getirdiler. Her birinin kendine göre delili vardı. Bu, akılların anlayabilesi zor olan bir konu olsa da kendisine iman edilmesi gereken gaybî meselelerdendir. Cennet ve cehennem birbirlerine karşı deliller getirdiler. Cehennem kendisine sertlik ve katılık sahibi zorbaların ve insanları küçük gören kibirli kimselerin girdiğini söyleyerek delil getirdi. Bu kibirli kimseler hakkı kabul etmezler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Kibir; haktan hoşnut olmamak ve insanları küçük görmektir." Zorbalar ve kibirliler cehennem ehlidir. Bundan Allah’a sığınırız. Bir kimse, insanlara karşı güzel ahlak sahibi kimse olsa dahi hakkı kabul etmemesi ve hakka karşı kibirlenmesi (büyüklenmesi) sebebi ile ateş ehli kimse olabilir. İnsanlara karşı yumuşaklığı ve güzel muamelesi ona bir fayda vermez. İnsanlara karşı yumuşak bir tarafı olsa dahi o, zorbalık ve kibir sahibi kimsedir. Çünkü o, hakka karşı büyüklenmiştir. Cennet ise, kendisinde insanların zayıflarının ve fakirlerinin olduğunu haber vermiştir. Ve çoğunlukla bu kimseler, hakkı kabul eder ve hakka boyun eğerler. Kibir ve zorbalık ehli kimseler ise çoğunlukla hakkı kabul etmez ve ona boyun eğmezler. Bunun üzerine Allah ikisi arasında hükmetti ve cennete; “Sen benim rahmetimsin. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime rahmet ederim." diye buyurdu. Cehenneme de; “Sen benim azabımsın. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime azap ederim. Sonra Allah -azze ve celle- şöyle buyurdu: “Sizden her birinizi doldurmak bana düşer, buyurdu.” Yani Allah Azze ve Celle, cennet ve cehennemi doldurmayı kendi üzerine bir vacip kıldı. Allah Subhanehu’nun fazlı ve rahmeti azabından geniştir. Muhakkak ki Allah, kıyamet günü cehenneme koyacaklarını koyduktan sonra cehennem: Daha yok mu? diyecek. Yani bana daha fazla kimseyi verin, artırın, diyecek. Bunun üzerine Allah, ayağını bir rivayete göre de bacağını cehennemin üzerine koyar ve Rab -Azze ve Celle-’nin ayağını cehennemin üzerine koyması sebebi ile cehennem bir tarafı diğer tarafının içine geçmiş bir şekilde büzülür, dürülür. Bunun üzerine cehennem; yeter artık, yeter artık, der. İşte bu cehennemin dolmasıdır. Cennet ise geniştir. Genişliği gökler ve yer kadardır. Oraya cennet ehli girer, fakat cennet ehli girdikten sonra orada fazladan yer kalır. Allah cennet için toplumlar yaratır ve fazlı ve rahmeti ile onları cennete girdirir. Çünkü Allah, orayı dolduracağını vadetmiştir.
31 "Cennetin kapısında durup baktım. Bir de gördüm ki, içeri girenlerin çoğu yoksullardı. Zenginler ise hesap görmek için alıkonulmuştu."
عن أسامة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «قُمْتُ على باب الجنَّة، فإذا عامَّة من دخلها المساكين، وأصحاب الجَدِّ مَحْبُوسُونَ، غير أن أصحابَ النَّار قد أُمِرَ بهم إلى النَّار، وقُمْتُ على باب النَّار فإذا عَامَّة من دخلها النساء».
Usame -radıyallahu anhu- anlatıyor: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Cennetin kapısında durup baktım. Bir de gördüm ki, içeri girenlerin çoğu yoksullardı. Zenginler ise hesap görmek için alıkonulmuştu. Cehennemlik olduğu kesinleşenlerin de ateşe girmesi emrolunmuştu. Cehennemin de kapısında durup baktım. Bir de gördüm ki, cehenneme girenlerin çoğu kadınlardı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cennete girecek olanların çoğunluğu fakirler ve miskinlerdir: Çünkü onlar fakirlerdir, malları yoktur bundan dolayı hesaba çekilmezler. Bu Allah Teâlâ'nın onlara vermiş olduğu bir ikramı, dünya nimetlerinden ve süslerinden kaçırmış olduklarının telafisidir. Ama fani mala sahip olan zenginler ve makam mevki sahipleri mal ve mülklerinin çokluğu, makamlarının genişliği, dünyada bu ikisinden duymuş oldukları lezzetler, hevaları ve nefsi arzularını tatmin etmelerinden dolayı mahşer meydanında uzunca hesaba çekilerek alı konulacaklardır. Şüphesiz ki dünyadaki helal olan şeyler için hesap, haram olan şeyler için ise ceza vardır. Fakirler bunlardan beridir. Cehenneme de girecek olanların çoğunluğu kadınlar olacaktır. Çünkü onlar şikayeti çokça yapar ve kocalarının güzelliklerine (iyiliklerine) nankörlük ederler.
32 “Eğer mü’min, Allah’ın azabını bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de Allah’ın rahmetinin tam olarak kavrayabilseydi, O’nun cennetinden asla ümidini kesmezdi.”
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «لو يعلمُ المؤمنُ ما عند الله من العقوبة، ما طَمِع بِجَنَّتِهِ أحدٌ، ولو يَعلمُ الكافرُ ما عند الله من الرَّحمة، ما قَنَطَ من جَنَّتِهِ أحدٌ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Eğer mü’min, Allah’ın azabını bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de Allah’ın rahmetinin tam olarak kavrayabilseydi, O’nun cennetinden asla ümidini kesmezdi.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Şüphesiz ki cennete girmesi kesinleşmiş mümin, eğer Allah’ın kafirlere ve dalalet ehline vereceği cezanın ve azabın hakikatini bilseydi cennet ümidine kapılmazdı. Bilakis bedenlerin kaldıramayacağı cehennemin şiddetli azabından ve büyük cezasından temennisi ateşten uzak olmaktan başka bir şey olmazdı. Bunun tam aksi de kâfir içindir. Eğer merhametlilerin en merhametlisinin rahmetini ve ikram edenlerin en cömerdinin hakikatini kavrayabilseydi, O’nun rahmetinden asla ümidini kesmezdi. Bilakis Allah'ın rahmetinin ve mağfiretinin genişliğini bildiği için cennetine girmeyi temenni ederdi.
33 «Cehennemliklerden olup, dünyada pek müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyamet gününde getirilip cehenneme bir kere daldırılır. Sonra: Ey âdemoğlu! Sen hayırlı bir gün gördün mü? Herhangi bir nimete nail oldun mu? denilir. O kişi: Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey görmedim, der.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه مرفوعاً: «يُؤتى بأنعم أهل الدنيا من أهل النار يوم القيامة، فَيُصْبَغُ في النار صَبْغَةً، ثم يقال: يا ابن آدم، هل رأيت خيرًا قطُّ؟ هل مَرَّ بك نَعِيمٌ قطُّ؟ فيقول: لا والله يا رب، وَيُؤْتَى بأشدِّ الناس بُؤسًا في الدنيا من أهل الجَنَّة، فَيُصْبَغُ صَبْغَةً في الجنَّة، فيقال له: يا ابن آدم، هل رأيت بُؤسًا قط؟ هل مَرَّ بك شِدَّةٌ قط؟ فيقول: لا والله، ما مَرَّ بي بُؤْسٌ قطٌّ، ولا رأيت شِدةً قَطُّ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennemliklerden olup, dünyada pek müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyamet gününde getirilip cehenneme bir kere daldırılır. Sonra: Ey âdemoğlu! Sen hayırlı bir gün gördün mü? Herhangi bir nimete nail oldun mu? denilir. O kişi: Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey görmedim, der. Cennetliklerden olup, dünyada insanların en yoksul olanı getirilir, cennete bir kere daldırılır. Ona da: Ey âdemoğlu! Sen herhangi bir yoksulluk ve sıkıntı gördün mü? Hiç zorluk ve darlık çektin mi? denilir. O kişi de: Hayır, vallahi Rabbim! Hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Cehennemliklerden olup, dünyada pek müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyamet gününde getirilip cehenneme bir kere daldırılır. Cehennemin sıcağı, alevi, zehri gelir de dünyada içinde olduğu nimetleri unutturur. Rabbi, onun halini en iyi bilmesine rağmen ona: Sen hayırlı bir gün gördün mü? Herhangi bir nimete nail oldun mu? diye sorar. O kişi: Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey görmedim, der. Bunun mukabilinde cennetliklerden olup, dünyada insanların en yoksul, fakir ve ihtiyaç sahibi olanı getirilir cennete bir kere daldırılır. Dünyada içinde bulunduğu sefalet, sıkıntı, yoksulluk, fakirlik ve darlık hallerini, vasıf edilemeyen zevk ve lezzetlerden dolayı unutur. Rabbi onun halini en iyi bilmesine rağmen ona: Ey Ademoğlu! Sen herhangi bir yoksulluk ve sıkıntı gördün mü? Hiç zorluk ve darlık çektin mi? diye sorar. O kişi de: Hayır, vallahi Rabbim! Hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der.
34 Cennet ve Cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.» buyurdu
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: بَلَغَ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَصْحَابِهِ شَيْءٌ، فَخَطَبَ فَقَالَ: «عُرِضَتْ عَلَيَّ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ، وَلَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا» قَالَ: فَمَا أَتَى عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمٌ أَشَدُّ مِنْهُ، قَالَ: غَطَّوْا رُءُوسَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ، قَالَ: فَقَامَ عُمَرُ فَقَالَ: رَضِينَا بِاللهِ رَبًّا، وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا، قَالَ: فَقَامَ ذَاكَ الرَّجُلُ فَقَالَ: مَنْ أَبِي؟ قَالَ: «أَبُوكَ فُلَانٌ»، فَنَزَلَتْ: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ} [المائدة: 101].
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ashabı hakkında (hoşuna gitmeyen) bir durum ulaştı. Bunun üzerine bir hutbe irad edip şöyle buyurdu: «Cennet ve Cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.» buyurdu. Enes dediki: Rasûlullah’ın ashabına bundan daha ağır gelen bir gün olmamıştı. Başlarını örterek hıçkıra hıçkıra ağladılar. Sonra Ömer ayağa kalktı ve dedi ki: ‘Rabbimiz olarak Allah’tan, dinimiz olarak İslam’dan ve peygamberimiz olarak Muhammed’den razıyız. Bir adam ayağa kalktı: Benim babam kimdir? diye sordu. Nebî -aleyhisselam-: «Baban filancadır.» dedi. Sonra şu ayet nazil oldu: {Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın.} [Mâide Suresi: 101].
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sahabelerinin ihtiyaç duyulmayan lüzumsuz sorular sorma arzusunun haberi ulaştı. Bunun üzerine öfkelendi ve bir hutbe vererek şöyle dedi: Cennet ve Cehennem bana gösterildi; Cennet'te bugün gördüğümden daha büyük bir iyilik, Cehennem'de bugün gördüğümden daha büyük bir kötülük görmedim. Eğer siz de benim gördüklerimi görmüş, bugün ve daha önce gördüklerim hakkında bildiklerimi bilmiş olsaydınız, derin bir merhamet duyardınız, gülmeniz azalır ve ağlamanız artardı. Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına bundan daha çetin (daha ağır ve hüzünlü) bir gün gelmemişti. Başlarını örttüler ve ağlamanın şiddetinden, burunlarından hırıltılı sesler geliyordu. Ömer -radıyallahu anh- ayağa kalktı ve şöyle dedi: Rab olarak Allah'tan razı olduk, din olarak İslam'dan razı olduk, Peygamber olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den razı olduk. Enes dediki: Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı: Benim babam kim? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- «Baban filanca kişidir» dedi ve ardından şu ayet vahyedildi: {Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın.} [Mâide Suresi: 101].
- Allah'ın azabından korkarak ağlamak hoş görülen bir şeydir, aşırı gülmek ise bir kimsenin gaflette olduğunu ve katı kalpli olduğunu gösterir.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- vaazdan etkilendiler. Allah -Azze ve Celle-'nin azabından çok korktular.
- Ağlarken yüzün kapatılması sevilen, hoş görülen bir şeydir.
- Hattabî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadis, bir ihtiyacı olmadığı hâlde işi yokuşa sürmek veya inatçılıkdan dolayı soru soran kimseler hakkındadır. Ancak başına bir mesele geldiği için bir zaruretten ötürü soru soran kimseye ise hiçbir günah ve kınama yoktur.
- Allah'a itaat üzere istikamet sahibi olmaya, Allah'a isyan etmekten uzak durmaya ve Allah'ın koyduğu sınırları aşmamaya teşvik edilmiştir.
- Bu hadiste, öğüt verirken ve öğretirken öfkelenmenin caiz olduğu da ifade edilmiştir.
35 “Allah Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur”.
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: {كنتم خير أمة أُخْرِجَتْ للناس} قال: "خَيْرُ النَّاسِ للنَّاسِ يَأتُونَ بهم في السَّلاسِلِ في أعْنَاقِهِمْ حتى يَدْخُلُوا في الإسلام". وعنه أيضا رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «عَجِبَ الله عز وجل مِنْ قوم يَدْخُلُونَ الجنة في السَّلاسِلِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” âyetini okudu ve onu şöyle açıkladı: İnsanların diğer kimselere en hayırlı ve faydalı olanları, bazı şahısları boyunlarından zincire vurulmuş olarak (İslâm toplumuna) getiren kimselerdir. Sonra o getirdikleri esirler İslâmiyet’i kabul ederler. Yine Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur”.
Derecesi: Bu hadisin her iki rivayeti de sahihtir · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Subhanehu ve Teâlâ- boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur”. Onlar kafirlerden olup savaşta Müslümanların esir aldığı topluluktur. Sonra Müslüman oldular ve bu esirlikleri onların İslama ve cennete girmelerine sebebiyet verdi. İkinci hadis mevkûf olan birinci hadisin açıklaması olarak değerlendirilir. Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'ın eserinde esir alanlar insanların en hayırlı ve faydalısı olarak vasfedilmişlerdir. Zira esir alınanların hidayetlerine vesile olmuşlardır. Ebû Hureyre -radıyallahu anh sözüne ayet ile başlamıştır; çünkü bu ümmetin hayırlı olduğunu izhar eden emarelerinden birisidir.
36 "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, Cennet nehirlerindendir."
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : « سَيْحَانُ وَجَيْحَانُ وَالفُرَاتُ والنِّيل كلٌّ من أنهار الجنة».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, Cennet nehirlerindendir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil nehirleri Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vasıflarıyla cennet nehirleridir. Bazı alimler, "Gerçekten bu nehirler cennet nehirleridir. Ne var ki dünyaya gönderilince dünyalık olarak, dünyada bulunan nehirlerin özelliklerini almışlardır." diye açıklamada bulunmuşlardır.
37 «Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «تَحَاجَّتِ الجنةُ والنارُ، فقالت النارُ: أوثِرتُ بالمُتَكَبِّرين، والمُتَجَبِّرين، وقالت الجنةُ: فما لي لا يدخلني إلا ضعفاءُ الناس وسَقَطُهم وغِرَّتُهم؟ قال الله للجنة: إنما أنت رحمتي أرحمُ بك مَن أشاءُ من عبادي، وقال للنار: إنما أنت عذابي أُعذِّب بك مَن أشاء من عبادي، ولكل واحدةٍ منكما مِلْؤها، فأما النارُ فلا تمتلئُ حتى يضعَ الله تبارك وتعالى رِجْلَه، تقول: قَط قَط قَط، فهنالك تمتلئ، ويَزْوِى بعضُها إلى بعض، ولا يظلم اللهُ من خلقه أحدا، وأما الجنةُ فإنَّ اللهَ يُنشئ لها خَلْقًا».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi. Allah Teâlâ önce cennete hitap etti: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!" Sonra da cehenneme hitap etti: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap edeceğim!" (Her ikisine yönelerek): "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâlâ da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! Yeter!" diye inledi. Bu suretle dolmuş olan cehennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah mahlûkatından hiçbir ferde asla zulmetmez. Cennete gelince, Allah yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cehennem cennete karşı övünmüştür. Çünkü o Allah Teâlâ’nın kendisine karşı gelen, Rasûllerini yalanlayan, mücrimlerden, azgınlardan ve büyüklük taslayanlardan intikam alacağı yerdir. Cennet de: Bana niçin bana girenler genellikle zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) Allah’a karşı alçak gönüllü, itaat eden kullar diye şikâyette bulunmuştur. Cennet ve Cehennem'in buradaki sözleri gerçek olan sözlerdir. Allah Teâlâ onlara şuur, ayırt etme, akıl ve konuşma özelliği vermiştir. Hiçbir şey Allah -Azze ve Celle-’yi aciz bırakamaz. Allah Teâlâ önce Cennet'e hitaben: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!" sonra da Cehenneme hitaben: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap edeceğim!" dedi. Allah Teâlâ’nın ikisi arasındaki hükmü budur. Yani Allah Teâlâ cenneti, ona girmesini dilediği kullarına rahmet etmek için, onlara lütufta bulunmak ve onun ehli olmaları için yaratmıştır. Cehennemi de, O’na isyan eden, O’na ve Rasûllerine nankörlük eden kimselere azap etmek için yaratmıştır. Çünkü hepsi Allah’ın mülküdür, dilediği gibi tasarrufta bulunur. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz, fakat onlar sorgulanırlar. Ancak Cehenneme de ameli onu oraya sokacaktan başkası da girmez. Sonra "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Bu Allah’ın, o ikisinde kalacak kimselerle onları dolduracağının vaadidir. Cehennem bunu açıkça ifade etmiştir: “ O gün cehenneme doldun mu? deriz. O da daha var mı? der.” Allah -Azze ve Celle- cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracağına yemin etmiştir. Cennet ve cehennem hesaptan sonra Ademoğlu ve cinlerin kalacağı yerdir. Kim Allah’a iman eder, yalnız O’na ibadet eder ve Rasûllerine tabi olursa varacağı yer cennettir. Kim de karşı gelir, kâfir olur ve kibirlenirse onun da varacağı yer cehennemdir. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâlâ da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! Yeter!" diye inledi ancak o zaman doldu ve ağzı birbirine kavuştu. Allah kullarından hiç kimseye zulmetmez. Cehennem Allah -Azze ve Celle- ayağını üzerine koymadan dolmadı. Bundan sonra bir tarafı diğer tarafına birleşerek kavuştu ve içindekiler sıkıştılar. Böylece cehennem doldu ve Rabbin kimseye zulmetmedi. Tahrif , ta’til, tekyif ve temsil yapmadan Allah -Azze ve Celle-’ye ayak ispat etmek vaciptir. Sonra Allah Teâlâ söyle dedi: “Cennete gelince, Allah onu yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.” Cennet Allah -Azze ve Celle- onun için başka kullar yaratmadıkça dolmayacaktır. Onların yaratılmasından sonra dolacaktır.
38 «Gümüşten iki cennet vardır. İçlerinde bulunan kaplar ve diğer eşyalar da gümüştendir. Altından iki cennet vardır. İçlerinde bulunan kaplar ve diğer eşyalar da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın vechindeki ridau'lkibriyadan/büyüklük ridasından başka bir şey yoktur.»
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه مرفوعاً: «جَنَّتانِ مِن فِضَّةٍ آنِيَتُهما، وما فيهما، وجَنَّتانِ مِن ذَهَبٍ آنِيَتُهما، وما فيهما، وما بين القومِ وبين أنْ ينظروا إلى ربِّهم إلَّا رِداءُ الكِبْرِياءُ على وجهِه في جَنَّة عَدْنٍ».
Ebu Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Gümüşten iki cennet vardır. İçlerinde bulunan kaplar ve diğer eşyalar da gümüştendir. Altından iki cennet vardır. İçlerinde bulunan kaplar ve diğer eşyalar da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın vechindeki ridau'lkibriyadan/büyüklük ridasından başka bir şey yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis cennetteki makamların ve derecelerin bir birinden farklı ve üstün olduğunu haber vermektedir. Hem madden hem de manen bir kısmı diğerinden daha üstündür. Öyle ki kimisi altından bina edilmiştir. İçindeki kaplar da böyledir. Kimisi de gümüşten bina edilmiştir. İçindeki kaplar da gümüştendir. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim’in ilk nüzul olduğu günlerde hitap ettiği insanlar nezdinde en değerli maden altın madeniydi. Cennette altından daha değerli madenlerin olması da ihtimaldir. Zira yüce Allah cennette hiçbir gözün görmediği ve kulağın duymadığı hiçbir beşerin kalbine gelmeyen nimetler olduğunu haber vermektedir. Bu hadisin bazı rivayetlerinde şu ifadeler yer almaktadır: «Firdevs cennetleri dört tanedir. İkisi altındandır…» «Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah'ın vechindeki ridau'l-kibriyadan/büyüklük ridasından başka bir şey yoktur.» Bu hadiste, cennet halkının Rablerine yakından bakacakları ifadesi vardır. Allah Teâlâ kendilerine verdiği nimetleri arttırmak ve ikramı çoğaltmak istediğinde ridau'l-kibriyayı/büyüklük ridasını yüzünden kaldırıp açar ve onlar da yüce Allah’ın yüzüne bakarlar. Ehlisünnet yüce Allah’ın ridau'l-kibriyası/büyüklük ridası olduğunu ve yüce Allah’ın cennette görüleceğini ispat eder. Bunu ispat ederken keyfiyetsiz olarak, hiçbir şeye benzetmeden, tahrif etmeden ve inkâr etmeden kabul ederler. Nitekim Allah’a yaraşır bir yüz de ispat ederler. Bu sıfatların tahrif edilmesi ve zahir manasından başka bir manaya çekilmesi asla caiz değildir. Bu itikat prensipleri Selef-i Salihi'nin yoludur.
39 Şüphesiz Cennet'te öyle bir ağaç vardır ki, binici, iyi beslenip eğitilmiş, çok süratli bir ata binerek yüz yıl yol alsa bile onun gölgesini (veya uzunluğunu) katedemez
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضيَ اللهُ عنهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ فِي الْجَنَّةِ شَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ الْجَوَادَ الْمُضَمَّرَ السَّرِيعَ مِائَةَ عَامٍ مَا يَقْطَعُهَا».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Cennet'te öyle bir ağaç vardır ki, binici, iyi beslenip eğitilmiş, çok süratli bir ata binerek yüz yıl yol alsa bile onun gölgesini (veya uzunluğunu) katedemez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : Cennet'te öyle bir ağaç bulunduğunu haber vermiştir ki, hızlı koşması için hazırlanmış bir ata binen kişi, onun altında yüz yıl yol alsa da dallarının uzanıp gölgelediği en son noktaya ulaşamaz.
- Bu hadiste, Cennet'in ne kadar geniş olduğu ve ağaçlarının ne denli büyük olduğu açıklanmıştır.
40 Şüphesiz Cennet'te bir pazar vardır. Cennet ehli her cuma oraya gelir
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ فِي الْجَنَّةِ لَسُوقًا، يَأْتُونَهَا كُلَّ جُمُعَةٍ، فَتَهُبُّ رِيحُ الشَّمَالِ فَتَحْثُو فِي وُجُوهِهِمْ وَثِيَابِهِمْ، فَيَزْدَادُونَ حُسْنًا وَجَمَالًا، فَيَرْجِعُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ وَقَدِ ازْدَادُوا حُسْنًا وَجَمَالًا، فَيَقُولُ لَهُمْ أَهْلُوهُمْ: وَاللهِ لَقَدِ ازْدَدْتُمْ بَعْدَنَا حُسْنًا وَجَمَالًا، فَيَقُولُونَ: وَأَنْتُمْ وَاللهِ لَقَدِ ازْدَدْتُمْ بَعْدَنَا حُسْنًا وَجَمَالًا».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Cennet'te bir pazar vardır. Cennet ehli her cuma oraya gelir. Bunun üzerine kuzey rüzgârı eser; onların yüzlerine ve elbiselerine (güzellik ve hoşluk) saçar. Böylece güzellikleri ve cemalleri daha da artar. Sonra ailelerinin yanına dönerler. Aileleri onlara: 'Allah'a yemin olsun ki, bizden ayrıldıktan sonra güzelliğiniz ve cemaliniz daha da artmış!' derler. Onlar da: 'Siz de Allah'a yemin olsun ki, bizden ayrıldıktan sonra güzelliğiniz ve cemaliniz daha da artmış!' diye karşılık verirler."»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : Cennet'te cennet ehlinin bir araya geldiği bir yer bulunduğunu haber vermiştir. Burası alışveriş yapılan bir pazar değil; cennet ehlinin diledikleri nimetleri aldığı bir buluşma yeridir. Onlar buraya her yedi günde bir, yani cuma günü gelirler. Ardından kuzey rüzgârı eser; yüzlerine ve elbiselerine (güzellik ve hoşluk) saçar. Böylece güzellikleri ve cemalleri daha da artar. Sonra ailelerinin yanına, güzellik ve cemalleri artmış olarak dönerler. Aileleri onlara: "Allah'a yemin olsun ki, bizden ayrıldıktan sonra güzelliğiniz ve cemaliniz daha da artmış!" derler. Onlar da: "Siz de Allah'a yemin olsun ki, bizden ayrıldıktan sonra güzelliğiniz ve cemaliniz daha da artmış!" diye karşılık verirler.
- Bu hadiste, cennet ehlinin güzellik ve cemallerinin devamlı olarak artacağı beyan edilmektedir.
- Bu hadisler, kişiye kendisi vasıtasıyla bu diyara ulaşacağı salih amellere karşı istek ve rağbet uyandırmaktadır.
- Hadiste kuzey rüzgârının özellikle anılmasının sebebi, Arapların onu en güzel rüzgâr olarak görmeleridir. Çünkü o, hayır ve yağmur getirirdi.
- İnsanları, Cennet'i ve oradaki nimetleri müjdeleyerek Allah'a davet etmeye teşvik edilmiştir.
41 “Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.”
عن أنس رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ما مِنْ مُسْلِم يموت له ثلاثة لم يَبْلُغوا الحِنْثَ إلا أدْخَلَه الله الجنَّة بِفَضْل رَحْمَتِهِ إيَّاهُمْ».
Enes -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem - şöyle buyurdu: “Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir müslümanın ister erkek isterse de kız olsun ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğunun ölmesi, o kişinin cennete girme sebebidir.
42 Kıyamet günü olduğu zaman Allah -Azze ve Celle- her bir Müslümana bir yahudi, yahut bir hristiyan sunar da, bu senin ateşten kurtulmandır, fidyendir.” diye buyurur.
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه مرفوعاً: «إذا كان يومُ القيامة دفع اللهُ إلى كل مسلم يهوديا أو نصرانيا، فيقول: هذا فِكَاكُكَ من النار». وفي رواية: «يجيء يومَ القيامة ناسٌ من المسلمين بذنوبٍ أمثالِ الجبال يغفرها الله لهم».
Ebu Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh- merfu olarak anlatıyor: Kıyamet günü olduğu zaman Allah -Azze ve Celle- her bir Müslümana bir yahudi yahut bir hristiyan sunar da; bu senin ateşten kurtulmandır, fidyendir.” diye buyurur. Başka bir rivayette ise «Kıyamet günü Müslüman insanlardan günahları dağlar gibi olan kimseler getirilir. Allah onları bağışlar.» şeklindedir
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisin anlamı, Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği şu hadiste açıklanmıştır: “Her kimsenin cennette ve cehennemde bir yeri vardır. Mümin cennete girdiği zaman, onun yerine bir kâfir geçer. Çünkü küfrü (inkârı) sebebiyle bunu hak eden odur.” “O senin fidyendir.” ifadesinin anlamı; sen ateşe atılacaktın, işte bu senin fidyendir, demektir. Çünkü Allah, ateşi kendileriyle dolduracağı kimseler takdir etmiştir. Kâfirler günahları sebebiyle ateşe girince bu şekilde Müslümanlar için fidye haline gelmiş oldular. Allah en iyi bilendir.
43 «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip, (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.»
عن عياض بن حمار المجاشعي رضي الله عنه ، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال ذات يوم في خطبته: «ألَا إن ربي أمرني أن أُعَلِّمَكم ما جَهِلتم، ممَّا علَّمني يومي هذا، كلُّ مالٍ نَحَلتُه عبدًا حلال، وإني خلقتُ عبادي حُنَفاء كلهم، وإنهم أتتهم الشياطين فاجتالتهم عن دينهم، وحَرَّمت عليهم ما أحللتُ لهم، وأمرتهم أن يُشركوا بي ما لم أُنزِّل به سلطانا، وإن الله نظر إلى أهل الأرض، فمَقَتهم عربهم وعَجَمهم، إلَّا بقايا من أهل الكتاب، وقال: إنما بعثتُك لأبتليَك وأبتلي بك، وأنزلتُ عليك كتابًا لا يغسله الماءُ، تقرؤه نائمًا ويقظان، وإنَّ اللهَ أمرني أن أحرِق قُرَيشًا، فقلت: رب إذا يَثْلُغوا رأسي فيدعوه خُبْزة، قال: استخرجهم كما استخرجوك، واغزهم نُغزك، وأنفق فسننفق عليك، وابعث جيشا نبعث خمسة مثله، وقاتل بمن أطاعك مَن عصاك، قال: وأهل الجنة ثلاثة ذو سلطان مُقْسِط مُتَصَدِّق مُوَفَّق، ورجل رحيم رقيق القلب لكل ذي قربى ومسلم، وعفيف متعفِّف ذو عيال، قال: وأهل النار خمسة: الضعيف الذي لا زَبْر له، الذين هم فيكم تبعا لا يبتغون أهلا ولا مالا، والخائن الذي لا يخفى له طمع، وإن دقَّ إلا خانه، ورجل لا يُصبح ولا يمسي إلا وهو يخادعك عن أهلك ومالك «وذكر» البخل أو الكذب والشِّنظير الفحَّاش».
İyad b. Hımâr -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün hutbesinde buyurdular ki: «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben, bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.» Allah Teâlâ, yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: «Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın! Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti» Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçısına çevirirler!» dedim. «Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim. İnfakta bulun, biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!» buyurdu. «Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- devamla dedi ki: «Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiç bir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün sahabesine hitap etti ve Allah'ın o gün ona öğrettiği ve ashabının bilmediği şeyleri onlara öğretmesini emrettiğini haber verdi. O gün, Rabbinin onlara öğretmesini emrettiği şeylerden biri şudur: (Benim bir kuluma verdiğim her mal helaldir.) Allah Teâlâ buyuruyor ki, kullarımdan bir kula verdiğim her mal ona helaldir. Burada söylenmek istenilen onların Allah'ın kendilerine helal kıldığı hayvanlardan bazılarını kendilerine haram kılmalarıdır. Şüphesiz ki onların haram saymalarıyla bu şey haram olmamıştır. O mala bir hakkın taalluk etmesi ya da bu malı onun olması hükmünden çıkaracak olan özel bir delilin hasıl olması durumu dışında bu mal ona helaldir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ''Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım.'' Bütün kulları müslümanlar olarak yarattım. Günahlardan temiz olarak da denilmiştir. Dosdoğru ve hidayeti kabul etmeye yönelen olarak da denilmiştir. Bununla kastedilen şey "Elestu birabbikum" (Ben sizin Rabbiniz değilmiyim) dediğinde "Belâ" (Evet! Sen bizim Rabbimizsin) cevabını aldığı zamandır denilmiştir. Allah Teâlâ'nın şu sözü: ''Ancak şeytanlar gelip onları (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler. Onlara helal kıldığım şeyleri kendilerine haram kıldılar. Onlara, haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler. Şeytanlar geldiler ve onları küçümsediler ve onları üzerinde bulundukları halden uzaklaştırarak batıla götürdüler. Allah'ın onlara helal kıldığını haram kıldılar. Şeytanlar onlara Allah'ın kendilerine ibadet etmeyi emretmediği şeylere ibadet etmeyi ve ibadette onları Allah'a şirk koşmayı emrettiler ve buna dair bir delil de zikretmediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü: «Allah Teala yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların arap ve acem hepsine öfkelendi.» Allah Teâlâ Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden önce yeryüzüne baktı ve onları şirk ve sapıklık üzerinde birleşmiş olarak gördü. Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç diğerlerine öfkelendi. (Allah'ın kendilerine kızmadığı kimseler) Onlar hak olan dinlerine sımsıkı sarılıp değiştirmeden bağlı kalan kimselerdi. Kitap ehlinin çoğu ise tahrif etmişlerdi. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın şu sözü: ''Ben seni, imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim.'' Manası: Sana emrettiğim ve senin bu görevi yaptığında ortaya çıkan hal ile seni insanlara gönderildiğin elçiliği tebliğ etmen, Allah yolunda hakkıyla cihad etmen, Allah Teâlâ için sabretmen ve diğer şeylerden dolayı seni insanlara gönderdim. Senin ile de seni gönderdiğim kimseleri imtihan ediyorum. Onlardan bazıları vardır, imanını izhar ederler ve itaatte ihlaslı olurlar. Ve bazıları da düşmanlığını ve küfrünü gösterir. Bir de münafıklık edenler vardır. Onu imtihan etmek için sözüyle murad edilen Allah Teâlâ'nın kullarını önceden vuku bulacağını bidiği şeyler ile değil onlardan vuku bulan şeyler ile cezalandırdığıdır. Yoksa Allah -Subhanehu- vuku bulmadan önce kulların kendileri özgür iradeleriyle bir şey yapmadan cezalandırması değildir. ''Sana, suyun yıkayıp yok edemeyeceği bir kitap gönderdim.'' Manası: Sana Kur'an-ı indirdim. O da kalplerde korunaklıdır. Oradan gitmez. Zamanlar geçsede kalıcıdır. Allah Teâlâ'nın şu buyruğu: ''Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Manası, uyku ve uyanıklık gibi iki halde de Kur'ân korunacaktır. Onu rahat ve kolay bir şekilde okuyacaksın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Allah, Kureyş'i ateşe vermemi ve onlarla savaşmamı emretti.» Allah bana Kureyş kâfirlerini helak etmemi ve onları öldürmemi emretti. Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!» dedim. Başımı yararlar ve ekmeği kırıp parçaladıkları gibi kırarlarsa. Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Allah Peygamber'i -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıklarına karşılık olarak seni çıkardıkları gibi sen de Kureyş kâfirlerini çıkar. İki çıkarma arasında çok fark olsa bile. Onların Rasûlullah'ı çıkarmaları batıl bir çıkarmadır. Rasûlullah'ın onları çıkarması ise hak iledir. ''Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim.'' Onlarla savaşta sana yardım eder ve seni destekleriz. ''İnfakta bulun biz de sana infak edelim.'' Allah yolunda gayret edip infak et onun karşılığını sana dünya ve ahirette veririz. ''Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim.'' Kâfirlerle savaşmak için gönderdiğin zaman Bedir'de yaptığı gibi müslümanlardan meleklere beş katı yardımcı göndeririz. ''Sana itaat eden askerlerle birlik ol, sana isyan eden askerlere karşı savaş!" Sana itaat eden müslümanlarla beraber sana isyan eden kâfirlere karşı savaş. ''Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar." Cennet ehli üç sınıftır. Birinci Sınıf: Hüküm, kahır ve galebe sahibi bir adam. Bunlarla beraber o insanlar arasında adaletli davranır, onlara zulmetmez ve onlara iyilikte bulunur. Onun için hayır yolları kolaylaştırılır. İyilik kapıları açılır. İkinci Sınıf: Küçüklere, büyüklere merhametli olan ve özellikle de yakınlarına karşı yumuşak kalpli olan bir adam. Üçüncü Sınıf: Çoluk çocuk sahibi namuslu, insanlardan bir şey istemekten kaçınarak iffetli davranan, kendi ve ailesinin işinde Allah'a tevekkül eden, ailesini sevmesi ya da rızık korkusu onu tevekkülü terk edip yaratılmışlardan bir şey ummaya ve haram mal elde edip farz olan ilimi ve ameli bırakıp o işlerle uğraşmaya itmez. "Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan." Cehennem ehli de beş sınıftır. Birincisi: Aklı olmayan zayıflar. Aklı olmayan zayıf, bu sebeple de onu yapılmaması gerekli olan şeylerden men etmez. ''Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler.'' Hanım/zevce istemeyen erkek hizmetçiler. Bunlar; helalden yüz çevirip haram işleyen kimselerdir. Yorularak ve temiz kazanç yoluyla helalinden mal kazanmak istemezler. İkincisi: ''Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder.'' Yani elde etmek istediği ve onu bulamayacağı hiç bir şey kendisine gizli kalmasın ki o, o şeyin peşinden koşup da onu araştırmasın. Onu bulup hainlik edene kadar uğraşır. Bu da onun hainlikle vasfedilmesinde mübalağalı bir anlatımdır. Üçüncüsü: Aldatan adamdır. Dördüncüsü: Yalancı ve cimri olandır. Beşincisi: Kötü huylu kaba sözlü insandır.
44 «Allah her kimi iki çenesi arasındakinin şerri ve iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şüphesiz o kimse cennete girer.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «من وقاه الله شر ما بين لَحْيَيْهِ، وشر ما بين رجليه دخل الجنة».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah her kimi iki çenesi arasındakinin şerri ve iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şüphesiz o kimse cennete girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Azze ve Celle, kimi kendisini gazaplandıracak konuşmadan ve zinaya düşmekten korursa, muhakkak ki o kimse kurtulmuş ve cennete girmiş olur.
45 «Cennet ve Cehennem birbirleriyle münakaşa ettiklerinde; Cennet dedi ki: “Bana güçsüzler ve yoksullar girer.” Cehennem de dedi ki: “Bana da zorbalar büyüklenenler girer.” Bunun üzerine Allah, Cehenneme: “Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım. Cennete de sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim.”»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «احتجَّت الجنةُ والنارُ، فقالت الجنةُ: يدخلني الضعفاءُ والمساكينُ، وقالت النار: يدخلني الجبَّارون والمتكبِّرون، فقال للنار: أنتِ عذابي أنتقم بك ممَّن شئتُ، وقال للجنة: أنتِ رحمتي أرحمُ بك مَن شئتُ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfu olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cennet ve Cehennem birbirleriyle münakaşa ettiklerinde; Cennet dedi ki: “Bana güçsüzler ve yoksullar girer.” Cehennem de dedi ki: “Bana da zorbalar büyüklenenler girer.” Bunun üzerine Allah, Cehenneme: “Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım. Cennete de sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Manası ile Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem- cennet ve cehennemin Rablerinin huzurunda birbirleriyle münakaşa ettiklerini haber vermiştir. Her biri delilini tafsilatlı bir şekilde sunmuş ve kendisinin diğerinden daha faziletli olduğunu iddia etmiştir. Akıl bunun imkansız olduğunu kabul etse de bizim gaybî bir mesele olan bu duruma iman etmemiz farzdır. Cennet, Cehenneme kendisine güçsüzler ve yoksulların girdiğini delil getirmiştir. Genellikle bu kimseler hakka boyun eğen ve itaatkâr kimselerdir. Cehennem de delil olarak: “Bana da zorbalar, sert, kaba kimseler, kibirlenenler, kendilerini üstün, yukarıda gören kimseler girer demiştir. İnsanları hakir görüp, hakkı kabul etmeyenlerdir. Zorba ve kibir ehlinden olanlar ateş ehlidir. Allah bizleri muhafaza etsin! Çünkü onlar genellikle hakka boyun eğmezler. Allah -Azze ve Celle- aralarında hükmetmiş ve Cehenneme: “Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım ve dilediğime azap ederim." demiştir. Cennete de; "Sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim." Yani, Allah’ın rahmetiyle yaratılmış yerdir.Yoksa rahmet sıfatının kendisi değildir. Çünkü rahmet sıfatı zatı ile kaimdir. Ama buradaki rahmet mahluktur. “Sen benim rahmetimsin.” Yani seni rahmetimle yarattım, dilediğime seninle rahmet ederim. Cennet ehli Allah’ın rahmet ehli, Cehennem ehli ise Allah’ın azabının ehlidir.
46 «Muhammed’in canı elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete Müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nispetle kara öküzün derisindeki beyaz benek gibisiniz.» buyurdu.
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: كنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في قُبَّةٍ نحوا من أربعين، فقال: «أترضون أن تكونوا ربع أهل الجنة؟» قلنا: نعم، قال: «أترضون أن تكونوا ثلث أهل الجنة؟» قلنا: نعم، قال: «والذي نفس محمد بيده، إني لأرجو أن تكونوا نصف أهل الجنة وذلك أن الجنة لا يدخلها إلا نفس مسلمة، وما أنتم في أهل الشرك إلا كالشعرة البيضاء في جلد الثور الأسود، أو كالشعرة السوداء في جلد الثور الأحمر».
İbn Mes’ûd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Deriden yapılmış bir çadır içinde kırk kadar kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bulunuyorduk. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bize: «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Biz: Evet, dedik. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem: «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Biz: Evet, dedik. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhammed’in canı elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete Müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nispetle kara öküzün derisindeki beyaz benek ya da kırmızı (beyaz) öküzün derisindeki siyah benek gibisiniz.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- sayıları yaklaşık olarak kırkı bulan ashabı ile birlikte küçük bir çadırda oturmuştu. «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Evet, dediler. «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Evet, dediler. Allah Rasûlü Rabbine yemin ettikten sonra; «Cennet ehlinin yarısı olacağınızı ümit ediyorum.» dedi. Geri kalan diğer yarısı diğer ümmetlerden olacaktır. Cennete ancak Müslüman girecek, kâfir olanlar cennete giremeyecektir. Sizler diğer ümmetteki şirk ehline nazaran az kimselersiniz. Aynı öküzün sırtındaki kıllardan ayırt edilebilen başka renkteki bir kıl tanesi misalini verdi.
47 "Cennet ehli, köşklerde kalanları tıpkı sizin gökteki yıldızları seyretmeniz gibi seyrederler."
عن سهل بن سعد رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إن أهل الجنة لَيَتَراءَوْنَ الغُرَفَ في الجنة كما تَتَراءَوْنَ الكوكب في السماء».
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli, gurfelerde/köşklerde kalanları tıpkı sizin gökteki yıldızları seyretmeniz gibi seyrederler."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cennetliklerin makamları üstünlüklerine göre birbirlerinden farklıdır. Öyle ki, yüksek makamlarda bulunanlar kendilerinden altta bulunanları yıldızları gördükleri gibi göreceklerdir.
48 Ey Ebû Saîd! Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, rasûl olarak Muhammed'e (iman edip) razı olan kimse Cennet'i hak eder
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «يَا أَبَا سَعِيدٍ، مَنْ رَضِيَ بِاللهِ رَبًّا، وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا، وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ»، فَعَجِبَ لَهَا أَبُو سَعِيدٍ، فَقَالَ: أَعِدْهَا عَلَيَّ يَا رَسُولَ اللهِ، فَفَعَلَ، ثُمَّ قَالَ: «وَأُخْرَى يُرْفَعُ بِهَا الْعَبْدُ مِائَةَ دَرَجَةٍ فِي الْجَنَّةِ، مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ»، قَالَ: وَمَا هِيَ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: «الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ، الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Ebû Saîd! Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, rasûl olarak Muhammed'e (iman edip) razı olan kimse Cennet'i hak eder.» Bu söz Ebû Saîd'in çok hoşuna gitti ve Yâ Rasûlallah! Bu sözü bana tekrarlasanız, dedi. Peygamber Efendimiz sözünü tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu: «Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu Cennet'te yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır.» Ebû Saîd: O haslet nedir, Yâ Rasûlallah? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah yolunda cihat, Allah yolunda cihattır.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'a kim Allah’ı bir Rab, İlâh, Melik (Mülkün Sahibi), Efendi ve Emir buyurucu olarak kabul edip O’na iman ederse, İslam'ı itaat ve bütün emir ve yasaklarına teslimiyet dini olarak kabul ederse ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gönderildiği ve tebliğ ettiği her şeyle birlikte bir peygamber olarak kabul ederse, Cennet'in ona garanti edileceğini bildirdi. Bu Ebû Saîd -radıyallahu anh-'ın bu müjdeye hayran kalarak şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Bunu bana tekrarlar mısın?! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de tekrar etti ve sonra şöyle buyurdu: Benim söyleyeceğim bir özellik daha var ki, onunla Allah kulunu Cennet'te yüz derece yükseltir, her iki derecenin arası gök ile yer arasındaki mesafe gibidir. Ebû Saîd -radıyallahu anh-: O nedir Ey Allah'ın Rasûlü? diye sordu. Peygamber -aleyhisselâm- da: Allah yolunda cihattır, Allah yolunda cihattır." diye buyurdu.
- Cennet'e girmenin sebeplerinden biri de Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den razı olmaktır.
- Allah Teâlâ için yapılacak cihadın yüceltilmesi gerekir.
- Cennet'te mücahidin makamı âli olacaktır.
- Cennet'te sayısız derece ve sayısız köşkler vardır. Mücahitler için bunlardan yüz tane vardır.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabının hayrı, hayır kapılarını ve sebeplerini öğrenmeye olan sevgileri ifade edilmiştir.
49 Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir
عَن أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ أَنْ يَقُولَ لَهُ: تَمَنَّ فَيَتَمَنَّى، وَيَتَمَنَّى، فَيَقُولُ لَهُ: هَلْ تَمَنَّيْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ، فَيَقُولُ لَهُ: فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak, sizden biriniz Cennet'in en alt derecesinde bulunsanız bile, ona ( gönlünden geçenleri) temenni et denilecek. O da devamlı temenni edip duracak. Bunun üzerine ona (kalbinden geçenleri) tamamen temenni ettin mi diye sorulacak. Evet cevabını verince ona şöyle denilecek: Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'e giren kimseler arasında makam ve mertebe bakımından en alt derecede olan kişiye şöyle denileceğini haber vermiştir: (Allah ona) 'Dilekte bulun' der. O da diler, diler... Öyle ki aklına gelebilecek hiçbir dilek kalmayıp hepsini sayana kadar dilemeye devam eder. Sonra (Allah) ona: 'Diledin mi (isteklerin bitti mi)?' diye sorar. Kul: 'Evet' der. Bunun üzerine Allah ona şöyle buyurur: 'Şüphesiz ki dilediğin her şey ve bir o kadarı daha senindir.'"
- Cennet ehlinin mertebelerinde ve makamlarındaki farklılıklar vardır.
- Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın cömertliğinin ne kadar büyük olduğu açıklanmıştır.
- Cennet nimetleri belirli bir şeyle sınırlı değildir; aksine Mümin, Allah Teâlâ’nın bir lütfu, ihsanı ve ikramı olarak orada canının çektiği ve arzuladığı her şeyi bulur.
50 Şüphesiz Mümin kul için Cennet'te içi oyulmuş tek bir inci tanesinden yapılmış bir çadır vardır ki, yüksekliği altmış mildir. Onun içinde Müminin hanımları bulunur. Mümin kul onları ziyaret edip dolaşır, fakat onlardan hiçbiri birbirlerini görmezler
عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «إِنَّ لِلْمُؤْمِنِ فِي الْجَنَّةِ لَخَيْمَةً مِنْ لُؤْلُؤَةٍ وَاحِدَةٍ مُجَوَّفَةٍ، طُولُهَا سِتُّونَ مِيلًا، لِلْمُؤْمِنِ فِيهَا أَهْلُونَ، يَطُوفُ عَلَيْهِمِ الْمُؤْمِنُ فَلَا يَرَى بَعْضُهُمْ بَعْضًا».
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Mümin kul için Cennet'te içi oyulmuş tek bir inci tanesinden yapılmış bir çadır vardır ki, yüksekliği altmış mildir. Onun içinde Müminin hanımları bulunur. Mümin kul onları ziyaret edip dolaşır, fakat onlardan hiçbiri birbirlerini görmezler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cennet'in bazı güzelliklerinden bahsettiği bu hadiste, Mümin kul için Cennet'te, içi boş tek bir inci tanesinden yapılmış, geniş bir çadır bulunduğunu, bu çadırın genişliğinin ve uzunluğunun gökyüzüne doğru altmış mil olduğunu, dört tarafında ve her bir köşesinde birbirlerini görmeyen eşler bulunduğunu ve Mümin kulun onları ziyaret edip dolaşacağını haber vermiştir.
- Cennet halkının içinde bulunduğu büyük nimetler anlatılmıştır.
- Allah'ın onlar için hazırladığı nimetleri açıklayarak salih ameller işlemeye teşvik edilmiştir.
51 Allah Tebâreke ve Teâlâ: "Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım." buyurdu
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ، مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلاَ أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ» قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ: اقْرَؤُوا إِنْ شِئْتُمْ: {فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ} [السجدة: 17].
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ: "Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım." buyurdu.» Ebû Hureyre -radıyallahu anh-: İsterseniz şu ayeti okuyunuz, dedi: (Müminlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.) [Secde Suresi:17]
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: Ben, salih kullarım için Cennet'te hiçbir gözün hakikatini görmediği, hiçbir kulağın vasfını işitmediği ve hiçbir insan kalbinin mahiyetini hayal bile edemediği (hatırından geçiremediği) nimetler hazırladım. Ebû Hureyre -radıyallahu anh-: İsterseniz şu ayeti okuyun, dedi: (Müminlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.) [Secde Suresi: 17].
- Bu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadislerdendir. Buna hadis-i kudsî veya ilâhî hadis denir. Bu tür hadisin lafzı ve manası Allah’tandır. Ancak onda, Kur’ân’ın diğer sözlerden ayrılmasını sağlayan özellikler bulunmaz. Meselâ tilavetiyle ibadet edilmesi, ona dokunmak için taharet şartı, insanlara meydan okuma (tehaddî) ve i‘câz (eşsiz mucize oluşu) gibi Kur’ân’a mahsus özellikler hadis-i kudsîde yoktur.
- Allah'ın salih kulları için hazırladığı nimetlere kavuşmak için, itaatleri işlemeye ve münkerleri (haram ve kötülükleri) terk etmeye teşvik vardır.
- Allah Teâlâ, Kitabında ve Resulünün sünnetinde bize Cennet'teki her şeyi bildirmemiştir. Şüphesiz ki cennete dair henüz bilmediğimiz şeyler, bildiklerimizden çok daha büyüktür.
- Cennet nimetlerinin eksiksiz ve kusursuz olduğunu; Cennet halkının orada hiçbir keder, hüzün veya kaygı barındırmayan, dupduru sevinçler yaşayacağını beyan etmektedir.
- Dünya nimetleri geçicidir, ahiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
52 Cennete girecek ilk topluluk, dolunay gecesindeki ayın sureti (güzelliği ve parlaklığı) üzere olacaktır. Onların ardından gelenler ise gökte ışığı en güçlü parlak yıldızın görünümü üzere olacaklardır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ أَوَّلَ زُمْرَةٍ يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ القَمَرِ لَيْلَةَ البَدْرِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ عَلَى أَشَدِّ كَوْكَبٍ دُرِّيٍّ فِي السَّمَاءِ إِضَاءَةً، لاَ يَبُولُونَ وَلاَ يَتَغَوَّطُونَ، وَلاَ يَتْفِلُونَ وَلاَ يَمْتَخِطُونَ، أَمْشَاطُهُمُ الذَّهَبُ، وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ، وَمَجَامِرُهُمْ الأَلُوَّةُ الأَنْجُوجُ، عُودُ الطِّيبِ وَأَزْوَاجُهُمُ الحُورُ العِينُ، عَلَى خَلْقِ رَجُلٍ وَاحِدٍ، عَلَى صُورَةِ أَبِيهِمْ آدَمَ، سِتُّونَ ذِرَاعًا فِي السَّمَاءِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennete girecek ilk topluluk, dolunay gecesindeki ayın sureti (güzelliği ve parlaklığı) üzere olacaktır. Onların ardından gelenler ise gökte ışığı en güçlü parlak yıldızın görünümü üzere olacaklardır. Orada tuvalet ihtiyaçları olmayacak, tükürme ve burun temizleme gibi durumlardan uzak olacaklar. Tarakları altın, terleri misk, buhurdanlıklarında kullanılan tütsü, güzel kokulu öd ağacıdır, zevceleri büyük gözlü hurilerdir. Hepsi tek bir kişinin yaratılışı ve ahlâkî uyumu üzere olacaklardır. Ataları Âdem’in sureti üzere olup, boyları göğe doğru altmış zira olacaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'e girecek ilk Mümin topluluğun, parlaklık bakımından dolunay gecesindeki ay gibi yüzlere sahip olacağını bildirmiştir. Onlardan sonra gelenler ise gökyüzünün en parlak yıldızı gibi olacaklardır. Orada tuvalet ihtiyaçları olmayacak; tükürmeyecekler ve burunlarını temizleme (sümkürme) gereksinimi duymayacaklardır. Tarakları altın, terleri misk kokusu olacak ve buhurdanlıklarından etrafa en hoş kokulu tütsüler yayılacaktır. Eşleri huri olacaktır. Hepsi, tek bir insanın ahlak ve uyuşumu içinde, boy ve yaratılış olarak babaları Âdem’in suretinde olacaklardır. Her birinin boyu göğe doğru altmış arşın olacaktır.
- Cennet ehlinin vasıfları açıklanmakta ve onların Cennet'teki makamlarının, dünyadaki amellerine ve derecelerine göre farklılık göstereceği belirtilmektedir.
- Anlamların daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve onları açıklığa kavuşturmak için benzetme yönteminin kullanılmıştır.
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: Şöyle bir soru akla gelebilir: Cennet ehli sakalsız oldukları ve saçları da hiç kirlenmediği halde tarağa ne ihtiyaçları vardır? Kokuları miskten daha güzel olduğu halde buhura (tütsüye) ne gerek vardır? Buna şöyle cevap verilir: Cennet ehlinin yemesi, içmesi, giyinmesi ve güzel kokular sürünmesi; açlık, susuzluk, çıplaklık veya kötü koku gibi bir sıkıntıdan (eksiklikten) kaynaklanmamaktadır. Bunlar sadece ardı arkası kesilmeyen lezzetler ve kesintisiz nimetlerdir. Buradaki hikmet ise, dünyada bir şekilde tatmış oldukları nimetlerin benzerleriyle Cennette de keyif almaları ve ödüllendirilmeleridir.