Cenaze hadisleri
1 Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar (sağ iken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular
عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال النبي صلى الله عليه وسلم: «لَا تَسُبُّوا الْأَمْوَاتَ، فَإِنَّهُمْ قَدْ أَفْضَوْا إِلَى مَا قَدَّمُوا».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölülere sövmeyin. Çünkü onlar (sağ iken hayırdan ve şerden) gönderdiklerine kavuştular.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ölülere hakaret etmenin ve ırzları hakkında konuşmanın haram olduğunu ve bunun kötü bir ahlak göstergesi olduğunu haber vermiştir. Onlar dünyada iken yapmış oldukları salih ya da kötü amellerine kavuşmuşlardır. Bu hakaret onlara ulaşmadığı gibi sadece yaşayan akrabalarına zarar vermektedir.
- Hadis, ölülere hakaret etmenin haram olduğuna işaret etmektedir.
- Ölülere hakaret etmeyi terk etmekte, yaşayanların menfaatini gözetmek adına önemlidir. Toplumun güvenliğini, tartışma ve nefretten korumaktır.
- Ölülere hakaret etmenin yasaklanmasının sebebi, yaptıkları amellere ulaşmış olmalarıdır. Onlara hakaret etmenin bir faydası yoktur. Geride kalan akrabaları bundan rahatsız olur.
- Bir kişinin faydası olmayan bir şeyi söylememesi gerekir.
2 «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?»
عن ابن شماسة المهري قال: حَضَرنَا عَمرو بن العاص رضي الله عنه وهُو فِي سِيَاقَةِ الْمَوتِ، فَبَكَى طَوِيلاً، وَحَوَّلَ وَجهَهُ إِلَى الجِدَارِ، فَجَعَلَ ابنَهُ، يقول: يَا أَبَتَاهُ، أَمَا بَشَّرَكَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بكَذَا؟ أمَا بشَّركَ رسول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِكَذَا؟ فَأَقبَلَ بِوَجهِهِ، فقَالَ: إِنَّ أَفضَلَ مَا نُعِدُّ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ الله، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رسولُ الله، إِنِّي قَدْ كُنتُ عَلَى أَطْبَاقٍ ثَلاَثٍ: لَقَدْ رَأَيتُنِي وَمَا أَحَدٌ أَشَدَّ بُغْضًا لِرَسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- مِنِّي، وَلاَ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكُونَ قَدْ اسْتَمْكَنْتُ مِنْهُ فَقَتَلْتُهُ، فَلَوْ مُتُّ عَلَى تِلْكَ الحَالِ لَكُنْتُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ، فَلَمَّا جَعَلَ اللهُ الإِسْلاَمَ فِي قَلْبِي أَتَيتُ النَبيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم-، فَقُلتُ: ابْسُطْ يَمِينَكَ فَلِأُبَايِعُكَ، فَبَسَطَ يَمِينَهُ فَقَبَضْتُ يَدِي، فقال: «مَا لَكَ يَا عَمرُو؟» قُلتُ: أَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِطَ، قال: «تَشْتَرِطُ مَاذَا؟» قُلتُ: أَنْ يُغْفَرَ لِي، قال: «أَمَا عَلِمتَ أَنَّ الإِسْلاَمَ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ، وَأَنَّ الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا، وَأَنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟» وَمَا كَان أَحَدٌ أَحبَّ إِلَيَّ مِنْ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَلاَ أَجَلَّ فِي عَينِي مِنْهُ، وَمَا كُنْتُ أُطِيقُ أَنْ أَمْلَأَ عَينِي مِنْهُ؛ إِجْلاَلاً لَهُ، وَلَوْ سُئِلْتُ أَنْ أَصِفَهُ مَا أَطَقْتُ؛ لِأَنِّي لَمْ أَكُنْ أَمْلَأُ عَينِي مِنْهُ، وَلَوْ مِتُّ عَلَى تِلْكَ الحَالِ لَرَجَوْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ، ثُمَّ وَلِينَا أَشْيَاءَ مَا أَدْرِي مَا حَالِي فِيهَا؟ فَإِذَا أَنَا مِتُّ فَلاَ تَصْحَبْنِي نَائِحَةٌ وَلاَ نَارٌ، فَإِذَا دَفَنْتُمُونِي، فَشُنُّوا عَلَيَّ التُرَابَ شَنًّا، ثُمَّ أَقِيمُوا حَولَ قَبرِي قَدْرَ مَا تُنْحَرُ جَزُور، وَيُقْسَمُ لَحْمُهَا، حتَّى أَسْتَأْنِسَ بِكُم، وَأَنْظُر مَا أُرَاجِعُ بِهِ رُسُلَ رَبِّي.
İbn Şumâse el-Mihrî şöyle demiştir: Amr b. As -radıyallahu anh-'ın yanına vardık. Kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu: Babacığım! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Bunun üzerine Amr -radıyallahu anh- yüzünü (bize) çevirerek: Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun Rasûlü olduğuna şehadet etmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorum da ''Bir vakitler'' Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e benim kadar şiddetle buğz eden bir kimse yoktu. İmkânını bulup da onu öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzere ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah, İslam'ı kalbime yerleştirdiği zaman Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; "Uzat sağ elini de sana beyat edeyim" dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana ya Amr!» dedi. Şart koşmak istedim, dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. ''Af olunmam'' dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem-: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. (Artık) Benim nazarımda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. O'na karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu vasfetmemi (anlatmamı) isteseler buna güç yetiremem. Çünkü O'na doya doya bakamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle ümit ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı (yas tutmak için kiralanan kimse) ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıp da eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim ve Rabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Amr b. el-Âs -radıyallahu anh-'ın hadisinde hayırla müjdeleme ve kutlama vardır. Bu büyük kıssanın özeti: O, ölüm döşeğinde iken bazı arkadaşları onu ziyeret ettiler. Bu esnada o çok uzunca ağladıktan sonra yüzünü duvara doğru çevirdi. O, dünyadan ayrılacağı ölüm döşeğinde idi ve oğlu ona dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Amr dedi ki: Ey oğlum! Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Sonra da bu üç hali zikretti. O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çok şiddetle buğz ediyordu. Yeryüzünde ondan buğz ettiği kadar başka hiçbir kimseye buğz etmiyordu. Eğer fırsatını bulsa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i öldürecekti. Bu küfürden daha büyük bir şeydir. Allah onun kalbine İslam'ı verdi ve O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek O'na: "Ey Allah'ın Rasûlü! Elini bana uzat sana İslam üzere biat edeyim" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların içinde en güzel ahlâka sahip olan kimseydi. Elini uzattı ancak Amr b. el-Âs -radıyallahu anh- elini uzatmadı. Amr -radıyallahu anh- bunu kibirden dolayı yapmadı. Söyleyeceği temenniye göre hareket edeceği için böyle yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Ne oldu sana?» dedi. Amr -radıyallahu anh-: Ey Allah'ın Rasûlü! İslam'a girmeme karşılık şart koşmak istiyorum dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. Amr -radıyallahu anh-: "Allah'ın benim geçmiş küfrümü ve günahlarımı bağışlamasını şart koşuyorum" dedi. O'nun en büyük düşüncesi buydu. Allah'ın onu bağışlamasını şart koşuyordu. Çünkü o, Allah'ın onun geçmiş günahlarını bağışlamayacağını zannediyordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. Bu üç şey geçmiş günahların affına vesiledir. İslam'a gelince Allah -Azze ve Celle-'nin Kur'an'da bildirdiği gibi İslam, kendisinden önceki günahları siler. Allah şöyle buyurmuştur: "İnkâr edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir." (Enfal Suresi: 38) Hicret, eğer bir insan küfür beldesi olan bir yerde yaşıyor ve oradan hicret ettiyse daha önce yaptıkları yok edilir. Hac da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüne binaen öncesini yok eder: «Mebrur/makbul olan haccın karşılığı ancak cennettir.» Amr -radıyallahu anh- biat etti ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i çok sevdi. Artık Amr'a en sevgili gelen insan oldu. Amr –radıyallahu anh- öyle bir duruma geldi ki Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’e ihtiramından dolayı ona bakamaz oldu. Kalpleri değiştiren Allah her türlü şeyden (eksiklikten ve kusurdan) münezzehtir. Düne kadar ona aşırı buğz ediyordu. Hatta gücü yetse onu öldürmek istiyordu. Şimdi ise hürmeti sebebiyle ona bakamıyordu. Onu vasf edemiyor, çünkü ona bakamamıştı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in heybetinden onun şeklini bilemiyor. Amr –radıyallahu anh- diyor ki: Eğer ilk halim üzere ölseydim cehennem ehlinden olacaktım. O hal üzere ölseydim, ikinci halini kast ederek, diyor ki; cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. İhtiyatlı konuşmasına bakın, birinci hal üzere ölürse cehennem ehlinden olacaktım diyor. Aşırı korkusundan dolayı şöyle diyor: Eğer bu hal üzere ölseydim cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. Cennet ehlinden olurdum demiyor. Çünkü cennet ehlinden olmaya şahitlik etmek zordur. Daha sonra Amr –radıyallahu anh- bazı yöneticilik işlerinden sorumlu oldu. Yöneticilik ve komutanlıklar yaptı. Muâviye –radıyallahu anh- ve diğerleri ile olan savaşlarda olan bazı olaylar vuku buldu, Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- en dâhi ve zeki kimselerden olmakla biliniyordu. Şöyle diyordu: Orta durumdan sonra olan şeyin benim amelimi kapsayacağından korkarım. Amr –radıyallahu anh- öldüğünde, peşinden Nâiha’nın/ağlayıcıların gitmemesini vasiyet etti. Nâiha, güvercinin ağlamasına benzer bir şekilde ölen kişinin arkasından ağlayan, sızlayan kadına denir. Onu defnettikleri zaman kabrinin yanında bir kişinin deveyi kesip etinin dağıtılacağı zaman kadar kalmalarını emretti. Bunu da defnolunduğu zaman ölünün yanına gelen ve Rabbinin elçileri olan melekleri karşılayıncaya kadar onu yalnız bırakmamaları için istedi. Ölen kişi defnedildiği zaman ona iki melek gelir ve onu kabrinde oturturlar, ona üç soru sorarlar ve şöyle derler: Rabbin kim, dinin ne ve peygamberin kim? Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- ailesine bir devenin kesilip etinin paylaşılacağı zaman dilimi kadar yanında kalmalarını emretti. Bu da ölen kişinin ailesinin varlığını hissettiğinin delilidir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den gelen sahih bir hadiste ölen kimse defnettikten sonra ayrılanların ayak seslerini işitiyor. Ölen kimse defin işlemini tamamlayıp giderlerken çıkan kısık sesi işitiyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den sabit olarak gelen hasen hadiste ölen bir kişi defnedildiği zaman onun kabrinin başında durup şöyle derdi: «Kardeşiniz için istiğfar edin (bağışlanma dileyin), onun için sebat dileyin. Çünkü o şimdi sorgulanıyor.» Ölen kişi defnedildiği zaman bir insanın kabrinin başında durup şöyle denilmesi müstehaptır. Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona mağfiret et. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdiği zaman üç defa selam verirdi, dua ettiği zaman da üç defa dua ederdi. Hülasa, Amr b. el-Âs babasına şöyle dedi: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeledi. Bu da hayır ile müjdeleme ve tebrik etme babındandır
3 «Kim bir Müslümanın cenazesinin arkasından ecrine inanarak ve umarak gider ve namazı kılınıncaya kadar beklerse ona bir kîrât (büyük bir dağ kadar ya da Uhud Dağı kadar sevap) vardır. Kim de defnedilene kadar cenazede bulunursa ona da Kîrat vardır.» buyurdu. (Bu iki) Kîrât nedir? denilince, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu (iki kîrât) iki büyük dağ gibidir.» buyurdu.
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ شهدَ الْجَنَازَةَ حتى يصلَّى عليها فله قِيرَاطٌ، ومن شهدها حتى تُدفن فله قِيرَاطان، قيل: وما القِيرَاطَانِ؟ قال: مثل الجبلين العظيمين». ولمسلم: «أصغرهما مثل أُحُدٍ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kim bir Müslümanın cenazesinin arkasından ecrine inanarak ve umarak gider ve namazı kılınıncaya kadar orada bulunursa ona bir kîrat vardır. Kim de defnedilene kadar cenazede bulunursa ona da iki kîrat vardır.» buyurdu. Bunun üzerine iki kîrat nedir? denildi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «İki büyük dağ gibidir.» Müslim'de ki başka bir rivayette: «İkisinden en küçük olanı Uhud Dağı gibidir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Tebâreke ve Teâlâ kullarına karşı lütufkârdır. Onlar için mağfiret sebeplerini hazırlamak istiyor. Bunun için cenaze namazını kılmaya ve cenazede hazır bulunup buna şahitlik etmeye teşvik etmiştir. Çünkü bu namazda vefat eden kimseye rahmet edilmesi için ona şefaatçi olmak vardır. Ölen kimsenin canaze namazını kılana bir kîrat kadar sevap verdiği gibi cenaze defnedilene kadar orada bulunan için de bir kîrat daha vermiştir. Bu da verilen büyük sevaptan bir miktar olup, derecesi Allah Teâlâ katında bilinen bir şeydir. Sahabe -radıyallahu anhum-bunun miktarını bilemeyince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların anlayacakları şekilde bunu yakın bir tabirle ifade etmiş ve: «Her kîrat büyük bir dağ gibidir.» buyurmuştur. Bunda bir kişinin, Müslüman kardeşinin hakkı olan (cenaze namazını kılmak), ona dua etmek, gideceği yerin hatırlatılması, ailesinin kalplerine rahatlık verme ve diğer faydalar vardır.
4 Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb: Ne kesinleşti Ya Rasûlallah? Diye sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.''Müttefakun aleyh.
عن أنس رضي الله عنه قال: مَرُّوا بجَنَازَةٍ، فأَثْنَوْا عليها خيراً، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «وَجَبَتْ» ثم مَرُّوا بأخرى، فأَثْنَوْا عليها شراً، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «وَجَبَتْ»، فقال عمر بن الخطاب رضي الله عنه : ما وَجَبَتْ؟ فقال: «هذا أَثْنَيْتُمْ عليه خيراً، فوَجَبَتْ له الجنة، وهذا أَثْنَيْتُم عليه شراً، فوَجَبَتْ له النار، أنتم شُهَدَاءُ الله في الأرض».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Ne kesinleşti Ya Rasûlallah? Diye sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla,salih olmakla ve dosdoğru olmakla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Bu iki yerde ne kesinleşti ya Rasûlallah? Diye sordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti.Beliki de o nifak ve benzeri şey ile meşhurdu.Sonra da -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:Şüphesiz ki bir kimsenin cenneti yahutta cehennemi hak ettiği konusunda doğruluk,fazilet,hayır ve salah ehli şahitlik ederse o öyle olur.
5 «Şüphesiz bu ümmet kabirleri içinde imtihana tabi tutuluyorlar. Şayet ölülerinizi gömmeyi terk etmeniz endişesi olmasaydı, bu mezarlıktan işitmekte olduğum kabir azabından bazısını sizlere işittirmesini Allah’tan muhakkak talep ederdim.»
عن أبي سعيد رضي الله عنه قال: ولم أشهده من النبي صلى الله عليه وسلم ، ولكن حدَّثنيه زيد بن ثابت، قال: بينما النبي صلى الله عليه وسلم في حائط لبني النَّجَّار، على بَغْلة له ونحن معه، إذ حادَت به فكادت تُلْقيه، وإذا أقبُر ستة أو خمسة أو أربعة -قال: كذا كان يقول الجريري- فقال: «مَن يعرف أصحاب هذه الأقبُر؟» فقال رجل: أنا، قال: فمتى مات هؤلاء؟ قال: ماتوا في الإشراك، فقال: «إن هذه الأمة تُبْتَلى في قبورها، فلولا أن لا تَدَافنوا لدعوتُ اللهَ أنْ يُسْمِعَكم من عذاب القبر الذي أسمع منه» ثم أقبل علينا بوجهه، فقال: «تعوَّذوا بالله من عذاب النار» قالوا: نعوذ بالله من عذاب النار، فقال: «تعوَّذوا بالله من عذاب القبر» قالوا: نعوذ بالله من عذاب القبر، قال: «تعوَّذوا بالله من الفتن، ما ظهر منها وما بَطَن» قالوا: نعوذ بالله من الفتن ما ظهر منها وما بَطَن، قال: «تعوَّذوا بالله من فتنة الدَّجَّال» قالوا: نعوذ بالله من فتنة الدَّجَّال.
Ebû Saîd -radıyallahu anh- dedi ki: Bu hadise Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahit olmadım. Lakin Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Neccâroğulları'na ait bir bahçede ve katırının üzerinde bulunduğu bir sırada biz onunla beraberdik. Katır aniden yoldan saptı ve koştu. Nerede ise Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i yere atacaktı. Orada altı veya beş veya dört tane mezarla karşılaştık. Cerîrî böyle diyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu mezarların sahiplerini kim tanıyor?» diye sordu. Bir adam: Ben tanıyorum dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunlar ne zaman öldüler?» dedi. O adam: Müşriklik zamanında öldüler dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şüphesiz bu ümmet kabirleri içinde imtihana tabi tutuluyorlar. Şayet ölülerinizi gömmeyi terk etmeniz endişesi olmasaydı, bu mezarlıktan işitmekte olduğum kabir azabından bazısını sizlere işittirmesini Allah’tan muhakkak talep ederdim» buyurdu. Sonra yüzünü bize dönerek: «Kabir azabından Allah’a sığının!» buyurdu. Sahabeler: Kabir azabından Allah’a sığınırız dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabir azabından Allah’a sığının!» buyurdu. Sahabeler: Kabir azabından Allah’a sığınırız dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığının!» buyurdu. Sahabeler: Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığınırız dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Deccal fitnesinden de Allah’a sığının!» buyurdu. Sahabeler: Deccal fitnesinden de Allah’a sığınırız dediler.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Zeyd b. Sâbit Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ensâr'dan bir kabile olan Neccaroğullarına ait bir bahçede idi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- katırına binmişti.Katırı aniden yoldan çıktı ve koşmaya başladı neredeyse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i- sırtından düşürüp atacaktı.Bu mekânda dört,beş ya da altı kabir vardı.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘Bu mezarların sahiplerini kim tanıyor?’ dedi. Bir adam: Ben tanıyorum dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:‘Bunlar ne zaman öldüler?’ dedi. O adam: Müşriklik zamanında öldüler dedi.Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Şüphesiz bu ümmet kabirleri içinde imtihana tabi tutuluyorlar. Şayet ölülerinizi gömmeyi terk etmeniz endişesi olmasaydı, bu mezarlıktan işitmekte olduğum kabir azabından bazısını sizlere işittirmesini Allah’tan muhakkak talep ederdim’ buyurdu.Eğer siz o sesi işitmiş olsaydınız ölülerin çığlıklarının kalbinizi sökeceği korkusuyla ya da akrabalarınızın hallerinin bilinmesinden korktuğunuzdan ölülerinizi gömmeyi terk ederdiniz.Sonra yüzünü sahabelerine dönerek:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Allah Teâlâ'dan sizden ateş azabını uzaklaştırmasını niyaz edin buyurdu.Sahabeler‘Kabir azabından Allah’a sığınırız’ dediler.''Allah Teâlâ'dan sizden ateş azabını uzaklaştırmasını niyaz edin buyurdu.Sahabeler: Bize Kabir azabının isabet etmesinden Allah’a sığınırız ve yöneliriz dediler.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:‘Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığının!’ buyurdu. Sahabeler: Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığınırız dediler.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:Deccal fitnesinden de Allah’a sığının!’ buyurdu.Muhakkak ki o küfre sokan fitnelerin en büyüğü olup ebedi cehennem azabına götürür.Sahabeler: Deccal fitnesinden de Allah’a sığınırız dediler.''
6 Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir etmişse, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç kılar
عَنْ مَطَرِ بْنِ عُكَامِسٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا قَضَى اللَّهُ لِعَبْدٍ أَنْ يَمُوتَ بِأَرْضٍ جَعَلَ لَهُ إِلَيْهَا حَاجَةً».
Matar b. Ukâmis -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir etmişse, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç kılar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın bir kulunun bulunmadığı bir yerde ölmesini takdir edip dilediğinde, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç kılıp orada onun canını alacağını haber vermiştir.
- Bu hadis, Allah -Azze ve Celle-'nin şu buyruğunu da tasdik etmektedir. {Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.}
7 Bir insan öldüğü zaman, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ: إِلَّا مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir insan öldüğü zaman, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin ölümüyle birlikte amelinin de sona ereceğini, artık ölümünden sonra ona ancak şu üç şeyden dolayı sevap ulaşacağını haber vermiştir. Çünkü kişi hayattayken bu amellerin sebebi olmuştur. Birincisi: Sadaka-i câriye; sevabı kesilmeyip devam eden sadakadır. Mesela vakıf, cami inşa etmek, kuyu açmak ve bunun gibi hayır işleridir. İkincisi: İnsanların faydalandığı ilimdir. Mesela ilmi kitaplar yazmak veya bir kimseye ilim öğretmek; ardından o kimsenin de bu ilmi, onun vefatından sonra yaymaya devam etmesi gibi hususlardır. Üçüncüsü: Anne ve babasına dua eden salih, Mümin evlattır.
- Âlimler, insan öldükten sonra kendisine ulaşan sevaplardan bazılarının; sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve dua olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Diğer hadislerde ayrıca hac da zikredilmiştir.
- Bu hadiste özellikle bu üç şey zikredilmiştir; çünkü bunlar hayrın asıllarıdır ve fazilet sahiplerinin, kendilerinden sonra devam etmesini istedikleri şeylerin en başında gelir.
- Faydalı her ilim için sevap vardır; ancak bunların en başında ve zirvesinde şer’î ilim ve ona yardımcı olan ilimler gelir.
- Bu üç şeyin en faydalısı ilimdir; çünkü ilim, onu öğrenen kişi tarafından faydalanılır. İlim ile din korunur, genel olarak insanlara fayda sağlar ve daha kapsamlıdır; çünkü insanlar, senin hayattayken verdiğin ve ölümünden sonra da devam eden ilmi öğrenirler.
- Salih evlat yetiştirmek teşvik edilmiştir. Zira onlar, ahirette anne-babalarına fayda sağlarlar. Onlardan gelecek olan başka bir fayda ise özellikle onların anne-babaları için dua etmeleridir.
- Anne ve babaya, onların vefatından sonra da iyilikte bulunmak teşvik edilmiştir. Bu, çocuğun da ondan fayda görmesini sağlayan bir iyiliktir.
- Dua, çocuğundan olmasa bile ölüye fayda sağlar. Burada özellikle çocuk zikredilmiştir; çünkü evlat ölünceye kadar (anne ve babasına) dua etmeye devam eder.
8 Onu üç defa ya da beş defa, uygun görürseniz daha fazla, su ve sedir ağacının yapraklarıyla yıkayın. Son yıkamada kâfûr -veya kâfûr benzeri bir şey ekleyin-. İşiniz bittiğinde bana haber verin
عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ رَضيَ اللهُ عنها قَالَتْ: تُوُفِّيَتْ إِحْدَى بَنَاتِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَخَرَجَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «اغْسِلْنَهَا ثَلاَثًا، أَوْ خَمْسًا أَوْ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ، إِنْ رَأَيْتُنَّ بِمَاءٍ وَسِدْرٍ، وَاجْعَلْنَ فِي الآخِرَةِ كَافُورًا -أَوْ شَيْئًا مِنْ كَافُورٍ-، فَإِذَا فَرَغْتُنَّ فَآذِنَّنِي»، قَالَتْ: فَلَمَّا فَرَغْنَا آذَنَّاهُ، فَأَلْقَى إِلَيْنَا حِقْوَهُ، فَقَالَ: «أَشْعِرْنَهَا إِيَّاهُ»، وَقَالَتْ: وَجَعَلْنَا رَأْسَهَا ثَلاَثَةَ قُرُونٍ.
Ümmü Atiyye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızlarından biri vefat etti. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- dışarı çıktı ve şöyle buyurdu: «Onu üç defa ya da beş defa, uygun görürseniz daha fazla, su ve sedir ağacının yapraklarıyla yıkayın. Son yıkamada kâfûr -veya kâfûr benzeri bir şey ekleyin-. İşiniz bittiğinde bana haber verin.» Ümmü Seleme dedi ki: İşimiz bittiğinde ona haber verdik. O da bize belindeki kuşağı verdi ve şöyle buyurdu: «Onu bu kuşakla sarın.» Ümmü Seleme şöyle dedi: "Ve onun başına üç örgü yaptık."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızı Zeyneb vefat etmişti. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu yıkamaya giden kadınların yanına giderek onlara şöyle dedi: Onu su ve sedir ağacı yapraklarıyla tek sayıda, gerekirse üç, beş veya daha fazla kez yıkayın. Son yıkamada biraz kâfûr serpin. İşiniz bittiğinde bana haber verin. Yıkama işlemini tamamlayınca Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber verdiler. Bunun üzerine Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, izarını (belden aşağısını örten elbisesini) onu yıkayan kadınlara verdi ve: “Onu bununla sarın ve bunu bedenine en yakın olan kefen parçası yapın.” Ardından saçları üç örgü hâline getirildi.
- Vefat eden Müslümanın yıkanması farz-ı kifâyedir.
- Kadını yalnızca kadınlar, erkeği ise yalnızca erkekler yıkar. Ancak kadın ile kocası ve câriye ile efendisi bu hükümden istisnadır. Bunların her biri diğerini yıkayabilir.
- Ölünün yıkanması üç yıkamayla yapılır. Eğer üç yıkama yeterli olmazsa beş defa yıkanır; beş de yeterli olmazsa, duruma ve ihtiyaca göre bu sayı artırılır. Bundan sonra, eğer ölünün bedeninden herhangi bir necaset çıkarsa, pisliğin çıktığı yer kapatılır.
- Ölüyü yıkayan kimse, yıkamaları tek sayıda yapar: üç, beş veya yedi defa.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadis, ölünün yıkanmasında belirli bir sayı bulunmadığına; asıl maksadın ölüyü temizlemek olduğuna işaret etmektedir. Ancak yıkama sayısının tek olması gözetilmelidir.
- Ölen kişinin bedeni sertleştirdiği için su sedir ağacı yaprakları ile karıştırılmalıdır; çünkü sedir ağacı arındırır.
- Ölünün son yıkamasında güzel kokulu bir madde kullanılır. Suyun çabucak gitmemesi için bu madde kâfur olur. Kâfur, güzel kokusunun yanı sıra bedeni sıkılaştırır ve böylece bedenin çabuk bozulmasını geciktirir.
- Yıkamaya, sağ taraftaki uzuvlar ve abdestte yıkanan uzuvlar gibi şeref ve öncelik bakımından öne çıkan organlardan başlanır.
- Vefat eden kadının saçlarının taranıp üç örgü halinde arkaya doğru toplanması müstehaptır.
- Ölen kişinin yıkanmasına yardım etmek caizdir, ancak yalnızca ihtiyaç duyulan kimselerin hazır bulunması gerekir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e elbiseleri gibi geride bıraktığı eser ve eşyalarıyla teberrük etmek (bereket ummak), yalnızca ona mahsustur. Bu uygulama, âlimler ve salih kimseler de dâhil olmak üzere başkalarına kıyas edilerek genelleştirilemez. Çünkü bu tür uygulamalar ancak dinî bir delille sabit olur; sahâbîler de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dışında hiç kimsenin eserleriyle teberrük etmemişlerdir. Ayrıca başkalarının eserleriyle teberrük etmek, şirke götüren bir vesile ve kendisinden bereket umulan kişi açısından da bir fitne sebebidir.
- Kendisine emanet edilen işin, yetkinliği de bulunan güvenilir bir kişiye devredilmesi caizdir.
9 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize yedi şeyi emredip, yedi şeyden de yasaklamıştır
عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: أَمَرَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ: أَمَرَنَا بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَازَةِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ، أَوِ الْمُقْسِمِ، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَإِفْشَاءِ السَّلَامِ، وَنَهَانَا عَنْ خَوَاتِيمَ -أَوْ عَنْ تَخَتُّمٍ- بِالذَّهَبِ، وَعَنْ شُرْبٍ بِالْفِضَّةِ، وَعَنِ الْمَيَاثِرِ، وَعَنِ الْقَسِّيِّ، وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ وَالْإِسْتَبْرَقِ وَالدِّيبَاجِ.
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize yedi şeyi emredip, yedi şeyden de yasaklamıştır: Bizlere hasta ziyaretini, cenazenin arkasından gitmeyi, aksırana “Yerhamükellah” demeyi, yemin edenin yeminini yerine getirmesini, haksızlığa uğrayana yardım etmeyi, davet edenin davetini kabul etmeyi ve selamı yaygınlaştırmayı emretti ve bizlere altın yüzük takmayı ya da süslenmeyi, gümüş kaptan su içmeyi, ipek minder kullanmayı, ipekten yapılmış elbise giymeyi, ince ipek giymeyi, kalın ipek giymeyi, halis ipek kumaştan elbise giymeyi yasakladı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlara yedi şeyi yapmalarını emretmiş ve yedi şeyi yapmalarını da yasaklamıştır; emrettiği şeyler şunlardır: Birincisi: Hasta ziyaret yapmak. İkincisi: Cenazeye katılarak namazını kılmak, defninde bulunmak ve vefat eden kişi için dua etmek. Üçüncüsü: Hapşırdıktan sonra 'Elhamdülillah' diyerek Allah’a hamdeden kişiye, 'Yerhamukallah' (Allah sana merhamet etsin) diyerek dua etmektir. Dördüncüsü: Yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesine yardımcı olmak ve onu doğrulamaktır. Yani, bir konuda yemin edilir de sen de onun yemininde durmasını sağlayabilecek güçte olursan, bunu yap. Böylece onu yeminini bozup kefaret vermek zorunda bırakmamış olursun. Beşinci: Mazluma yardım etmektir. Bu, ona destek olmak ve zalimin ona yönelttiği haksızlığı gücün yettiği ölçüde ondan uzaklaştırmak suretiyle olur. Altıncı: Düğün yemeği, akika yemeği veya benzeri bir yemek davetine gitmek. Yedinci: Selam vermeyi (selamlaşmayı) yayıp yaygınlaştırmak ve verilen selama karşılık vermektir. Yapmalarını yasakladıkları da şunlardır: Birincisi: Altın yüzük takmak ve onunla süslenmektir. (Yasak erkekler içindir.) İkincisi: Gümüş kaplardan bir şeyler içmek. Üçüncüsü: 'Meyâsir' (ipek minderler) üzerine oturmaktır. Bunlar, atın eyeri veya devenin semeri üzerine konulan ipekten yapılma minderlerdir (yaygılardır)." Dördüncüsü: İpek ile karışık ketenden yapılmış ve 'el-Kassî' olarak adlandırılan elbiseyi giymektir. Beşincisi: İpek elbise giymektir. Altıncısı: İstebrak giymektir; o da kalın ipektir. Yedincisi: İpeğin en kaliteli ve en kıymetli türü olan 'Dîbâc' giymektir.
- Müslümanların diğer Müslüman kardeşleri üzerindeki bazı hakları açıklanmıştır.
- Asıl olan şudur ki, şeriatta gelen bütün emirler ve yasaklar hem erkekleri hem de kadınları kapsar. Ancak erkeklere mahsus veya kadınlara mahsus olduğu özellikle belirtilen hükümler bunun dışındadır.
- Diğer hadisler kadınların cenaze defnine katılmasının yasak olduğunu belirtmektedir.
- Diğer hadisler kadınların altın takmalarının ve ipek giymelerinin caiz olduğunu belirtmektedir.
10 Cenazeyi (kabre) süratli götürünüz. Eğer cenaze salih (bir kişi) ise onu hayra eriştirmiş olursunuz. Eğer cenaze böyle (salih bir kişi) değilse, bu bir şerdir. (Definde acele etmekle) onu omuzlarınızdan atmış olursunuz
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَسْرِعُوا بِالْجِنَازَةِ، فَإِنْ تَكُ صَالِحَةً فَخَيْرٌ تُقَدِّمُونَهَا، وَإِنْ يَكُ سِوَى ذَلِكَ، فَشَرٌّ تَضَعُونَهُ عَنْ رِقَابِكُمْ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cenazeyi (kabre) süratli götürünüz. Eğer cenaze salih (bir kişi) ise onu hayra eriştirmiş olursunuz. Eğer cenaze böyle (salih bir kişi) değilse, bu bir şerdir. (Definde acele etmekle) onu omuzlarınızdan atmış olursunuz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cenazenin hazırlanması, cenaze namazının kılınması ve defnedilmesi hususunda acele edilmesini (gecikilmemesini) emretmiştir. Çünkü cenaze salih bir kimse ise onu bir an önce kabir nimetlerine ulaştırmış olursunuz; eğer salih bir kimse değilse, omuzlarınızdaki kötü bir yükten kurtulmuş olursunuz.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Cenazeyi hızlı götürmek (acele etmek) müstehaptır; ancak bu hız, cenazeye bir zarar gelmesinden korkulacak yahut tabutu taşıyanlara veya cenazeye eşlik edenlere (cemaate) meşakkat/zorluk verecek bir dereceye varmamalıdır.
- Cenazeyi hızlı götürme (acele etme) hükmü; ölümün, aslında bir bayılma olmasından korkulan ani bir ölüm olmaması şartına bağlıdır. Böyle bir durumda, ölüm kesinleşinceye kadar defnedilmemesi gerekir. Cenaze namazını kılacak cemaatin çoğalması veya akrabalarının yetişmesi gibi bir maslahat (fayda) söz konusuysa ve bu süreçte cenazenin bozulma riski bulunmuyorsa, bir müddet beklenebilir.
- Cenazeyi hızlı götürmeye yönelik teşvik; şayet ölen kişi salih biri ise kendinin, kötü biri ise cenazeye eşlik edenlerin (cemaatin) maslahatı içindir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadisten; batıl, boş ve yararsız işlerle uğraşan (salih olmayan) kimselerle arkadaşlık etmeyi terk etmek gerektiği sonucu çıkarılır.
11 Biz, cenazelerin arkasından gitmekten men edildik; ancak bu yasak bize kesin ve bağlayıcı bir şekilde emredilmiş değildi
عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: نُهِينَا عَنِ اتِّبَاعِ الجَنَائِزِ، وَلَمْ يُعْزَمْ عَلَيْنَا.
Ummu Atiyye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, cenazelerin arkasından gitmekten men edildik; ancak bu yasak bize kesin ve bağlayıcı bir şekilde emredilmiş değildi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ummu Atiyye el-Ensariyye -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kadınları cenazelerle birlikte yürümekten men ettiğini haber vermektedir. Bunun sebebi, bu durumda kadınların fitneye maruz kalmaları veya fitneye sebep olmaları ve ayrıca sabırlarının zayıf olabileceği endişesidir. Ardından Ummu Atiyye -radıyallahu anha-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu yasağı, diğer yasaklarda olduğu gibi kesin ve kuvvetli bir üslupla pekiştirmediğini ifade etmiştir.
- Kadınların cenazeleri takip etmeleri yasaklanmıştır. Bu yasak; cenazenin yıkanacağı ve namazının kılınacağı yere kadar takip edilmesini de, defnedileceği kabristana kadar arkasından gidilmesini de kapsamaktadır.
- Bu yasağın hikmeti, kadınların böylesine hüzünlü manzaralara ve derinden etkileyen durumlara çoğu zaman tahammül edememeleridir. Bu sebeple onlardan, gerekli olan sabırla bağdaşmayan hoşnutsuzluk ve aşırı feryat edip sızlanma gibi davranışların ortaya çıkmasından endişe edilmiştir.
- Asıl olan, nehyin haramlık ifade etmesidir. Ancak Ummu Atiyye -radıyallahu anha-, içinde bulunulan durumdan hareketle, kadınların cenazeleri takip etmelerine dair yasağın kesin ve kuvvetle vurgulanmış bir yasak olmadığını anlamıştır. Bununla birlikte, bu hadisten daha açık şekilde kadınların cenazeleri takip etmeleri hususunda şiddetli uyarılar içeren başka hadisler de rivayet edilmiştir.
12 «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!»
عن أسامة بن زيد بن حارثة رضي الله عنهما قال: أرسلت بنت النبي صلى الله عليه وسلم إنَّ ابني قد احتُضِر فاشْهَدنَا، فأرسَل يُقرِىءُ السَّلام، ويقول: «إنَّ لِلَّه ما أَخَذ ولَهُ ما أَعطَى، وكلُّ شَيءٍ عِنده بِأجَل مُسمَّى فَلتَصبِر ولتَحتَسِب». فأرسلت إليه تُقسِم عَليه لَيَأتِيَنَّها، فقام ومعه سعد بن عبادة، ومعاذ بن جبل، وأبي بن كعب، وزيد بن ثابت، ورجال رضي الله عنهم فَرفع إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم الصَّبِي، فأَقعَدَه في حِجرِه ونَفسه تَقَعقَع، فَفَاضَت عينَاه فقال سعد: يا رسول الله، ما هذا؟ فقال: «هذه رَحمَة جَعلَها الله تعالى في قُلُوب عِباده» وفي رواية: «في قلوب من شاء من عباده، وإنَّما يَرحَم الله من عِبَاده الرُّحَماء».
Usâme b. Zeyd b. Hârise -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz," diye haber gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aldığı şey Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!» buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e; "Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı." Bu defa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anhum- ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e verdiler, kucağına aldı. Çocuk pek zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-: "Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne haldir?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur,» buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde; «Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah, ancak, merhametli kullarına rahmet eder.» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızlarından birisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e birisini gönderdi ve oğlunun ölmek üzere olduğunu haber vermesini istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den yanına gelmesini talep ediyordu. Gönderdiği kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o gelen kişiye: «Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin! Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.» diye buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kızının gönderdiği kişiye, kızına -çocuğun annesine- şu sözleri söylemesini emretti. «Sabretsin!» bu musibete sabretsin, «Ecrini beklesin» Sabrederek ecrini Allah'tan beklesin. Çünkü bazı insanlar vardır ki sabreder ancak ecrini beklemez. Kişi sabreder ve ecrini Allah'tan beklerse yani; sabrıyla Allah'ın onu mükâfatlandırmasını ve ona ecir vermesini isterse, işte bu ecrini beklemek demektir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in : «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır.» Sözü çok yüce bir sözdür. Eğer bütün her şey Allah’ın ise ve senden bir şey aldı ise bu, O'nun mülküdür. Sana bir şey verdi ise yine onun mülküdür. Senden mülkü olan bir şeyi aldığında nasıl olur da öfkelenirsin? Bundan dolayı bir kişiye bir musibet isabet ettiğinde: "İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un" (Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.) denir. Bizler, Allah’ın mülküyüz, O, bize dilediğini yapar demektir. Aynı zamanda çok sevdiğimiz şeyi elimizden aldığında, o şey Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nındır. Alan da veren de Allah’tır. Hatta sana verdiği şeyin sahibi sen değilsindir. O, Allah’ındır. Bu yüzden Allah’ın sana vermiş olduğu şey ile ancak sana izin verdiği şekilde tasarrufta bululabilirsin. Bu da Allah’ın bize vermiş olduğu mülkün sınırlı olduğunun delilidir. Mutlak tasarruf hakkına sahip değiliz. Bundan dolayı şöyle demiştir: «Aldığı şey de verdiği şey de Allah’ındır.» Eğer aldığı Allah’ın ise nasıl olur da buna katlanamayız? Nasıl olur da El-Mâlik olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nın sahibi olduğu şeyi almasına öfkeleniriz? Bu akla ve vahye terstir. «Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.»: Her bir şeyin belirli bir vakti vardır. Alanın ve verenin Allah olduğunu, O’nun katında her şeyin belli bir vakti olduğunu kesin olarak bilirsen kanaatkâr olursun. Son cümle şunu ifade etmektedir: Şüphesiz ki insan ecel olarak yazılanı ne önceye ne de sonraya alabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus Suresi: 49) Eğer bir şey takdir olundu ise ve ne önceye ne de sonraya alınabiliyor ise, buna katlanamamanın ve öfkelenmenin bir faydası yoktur. Çünkü o kimse katlanamasa da, öfkelense de takdir olunan şeyi değiştiremeyecektir. Sonra elçi olarak gönderilen kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızına söylemesini emrettiği şeyi kızına ulaştırmıştır. Ancak kızı bir kez daha babasının gelmesini talep etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındaki bir grup sahabe kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızının yanına geldiler. Çocuk, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kucağına verildiğinde çok zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- gözlerinden yaşlar boşandı. Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sabırsızlıktan ağladığını zannetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu rahmet duygusudur» Yani; takdir edilene sabretmediğim için değil, çocuğa duyduğum rahmetten dolayı ağladım demektir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaten Allah, sadece, merhametli kullarına rahmet eder.» Bu da başına bir şey gelene rahmetten dolayı ağlamanın cevazına delalet eder.
13 «Gerçek sabır, ilk musibet anında gösterilen sabırdır.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: مرَّ النَّبي - صلى الله عليه وسلم - بامرَأَة تَبكِي عِند قَبرٍ، فقال: «اتَّقِي الله واصْبِري» فقالت: إليك عَنِّي؛ فَإِنَّك لم تُصَب بِمُصِيبَتِي ولم تَعرِفه، فقِيل لها: إِنَّه النَّبِي - صلى الله عليه وسلم - فأتت باب النبي - صلى الله عليه وسلم - فلم تجد عنده بوَّابِين، فقالت: لم أَعرِفكَ، فقال: «إِنَّما الصَّبرُ عِند الصَّدمَةِ الأُولَى». وفي رواية: «تَبكِي على صبِّي لها».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kabrin yanı başında ağlayan bir kadının yanından geçti. O kadına: «Allah’tan kork ve sabırlı ol!» dedi. Kadın: Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet sana gelmedi, sen bunu anlamazsın dedi. Kadına: Bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir denilince, kadın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapısına geldi ve kapının önünde bekçiler yoktu. İçeri girerek: "Ey Allah’ın Rasulü! Ben seni tanıyamadım" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçek sabır, ilk musibet anında gösterilen sabırdır.!» dedi. Başka bir rivayette: "Kadın, çocuğuna ağlıyordu." şeklinde gelmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ölmüş çocuğunun kabri başında duran bir kadının yanından geçti. Kadın bu çocuğunu çok seviyordu. Kabrinin başına gidip ağlamaktan kendini engelleyemedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun bu halini gördüğünde Allah'tan korkmasını ve sabretmesini emretti. Kadın: "Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet, sana gelmedi" dedi. Sonra kadına bu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'di denilince pişman oldu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kapısının önüne geldi. Kapının önünde insanların girmesini engelleyen bekçiler yoktu. İçeri girerek ben seni tanıyamadım dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanın, musibetin ilk anında gösterdiği sabrın, sevap kazanacağı gerçek sabır olduğunu haber verdi.
14 Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Necaşi’nin cenaze namazını kıldı, ben de ikinci ya da üçüncü saftaydım.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما «أن النبي صلى الله عليه وسلم صَلَّى على النَّجَاشِيِّ، فكنت في الصفّ الثاني، أو الثالث».
Cabir İbn Abdullah –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Necaşi’nin cenaze namazını kıldı, ben de ikinci ya da üçüncü saftaydım.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir İbn Abdillah –radıyallahu anhu- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in Necaşi’ye gıyabında cenaze namazı kıldığını haber veriyor. Ve o da, namazı kılanlarla beraber idi. Eğer bu şüphe etmesi kendinden olup rivayet edenden değil ise. Ancak ikinci safta mı yoksa üçüncü safta mı kıldığını hatırlamadığını göstermektedir.
15 «Allahım! Dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla! Allahım! Bizden hayatta bırakacaklarını İslâm üzere yaşat. Öldüreceklerini iman ile öldür. Bizi bu cenazede bulunmanın sevabından mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme!»
عن أَبي هريرة وأبي قتادة وَأبي إبراهيم الأشهلي عن أبيه -وأبوه صَحَابيٌّ- رضي الله عنهم عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم أنه صلى على جِنَازَةٍ، فقال: «اللهم اغفر لِحَيِّنَا ومَيِّتِنَا، وصغيرنا وكبيرنا، وذَكرنا وأُنثانا، وشَاهِدِنَا وغَائِبِنَا، اللهم مَنْ أَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَأَحْيِهِ على الإسلامِ، ومَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفِّهِ على الإيمانِ، اللهم لا تَحْرِمْنَا أَجْرَهُ، ولا تَفْتِنَّا بَعْدَهُ».
Ebu Hureyre, Ebu Katâde ve Ebû İbrahim El–Eşhelî’nin sahâbî olan babasından -radıyallahu anhum- rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir cenaze namazı kıldı ve şöyle dua etti: «Allahım! Dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla! Allahım! Bizden hayatta bırakacaklarını İslâm üzere yaşat. Öldüreceklerini iman ile öldür. Bizi bu cenazede bulunmanın sevabından mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- cenaze namazı kıldığında şu manada dua ederdi: «Allahım! Dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla! Allahım! Bizden hayatta bırakacaklarını İslâm şeraitine sımsıkı sarılarak yaşat. Öldüreceklerini iman ile öldür. Allahım! Bizi bu musibetin ecrinden mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme!»
16 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bize müslümanlardan birinin cenaze namazını kıldırmıştı. Onun şöyle dua ettiğini duydum: “Allahım! Falan oğlu falan sana emanettir ve senin güvencene sahiptir. Artık onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen sözünde duran ve hamde layık olansın. Allahım! Onu bağışla ve ona rahmet et. Şüphesiz bağışlayan ve merhamet eden sensin."
عن واثلة بن الأسقع رضي الله عنه مرفوعاً: « صلى بنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على رجل من المسلمين، فسمعته يقول: «اللهم إن فلان ابن فلان في ذمتك وحبل جِوَارِكَ، فَقِهِ فِتْنَةَ القبر، وعذاب النار، وأنت أهل الوفاء والحمد؛ اللهم فاغفر له وارحمه، إنك أنت الغفور الرحيم».
Vâsile b.el-Eska -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bize müslümanlardan birinin cenaze namazını kıldırmıştı. Onun şöyle dua ettiğini duydum: “Allah'ım! Falan oğlu falan sana emanettir ve senin güvencene sahiptir. Artık onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen sözünde duran ve hamde layık olansın. Allahım! Onu bağışla ve ona rahmet et. Şüphesiz bağışlayan ve merhamet eden sensin."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müslümanlardan birinin cenaze namazını kıldı, sonra şu manaya gelen sözleri sarf etti: Allah'ım! Falan oğlu falan sana emanettir ve güvencene sahiptir. Onun bağışlanmasını talep etti; kabirdeki imtihan suallerine karşı ona sebat ver. Cehennem azabından onu koru. Şüphesiz ki sen vaadinden dönmezsin. Sen hak ehlisin. Allahım! Onu bağışla ve ona rahmet et. Şüphesiz ki sen günahları çokça bağışlayan, itaatlerin kabulünde çokça rahmet eden ve hayırların karşılığını kat kat verensin.
17 «Şüphesiz göz ağlar, kalp de mahzun olur. Biz ise, Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz.» dedi.
عن أنس رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم دخل على ابنه إبراهيم رضي الله عنه وهو يجود بنفسه، فجعلت عينا رسول الله صلى الله عليه وسلم تذرفان. فقال له عبد الرحمن بن عوف: وأنت يا رسول الله؟! فقال: «يا ابن عوف إنها رحمة» ثم أتبعها بأخرى، فقال: «إن العين تدمع والقلب يحزن، ولا نقول إلا ما يرضي ربنا، وإنا لفراقك يا إبراهيم لمحزونون».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, oğlu İbrahim'in yanına girdi. İbrahim can çekişiyordu. Bu sırada Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbn Avf -radıyallahu anh-: «(Halk musibet zamanında sabretmeyebilir; fakat) Sen de mi (ağlıyorsun)?» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem: «Ey Avf’ın oğlu! Şüphesiz bu rahmet (ve şefkat) tir.» dedi. Sonra bu gözyaşını diğer bir gözyaşı takip etti. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şüphesiz göz ağlar, kalp de mahzun olur. Biz ise, Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz.» dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, oğlu İbrahim'in yanına girdi. İbrahim can çekişiyordu. Bu sırada Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- insanlar musibet zamanında sabretmeyebilir sen de onların yaptığını mı yapıyorsun anlamında bir şaşırma ifadesi olarak “Sende mi?" dedi. Çünkü Abdurrahman b. Avf, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sabretmeye teşvik etmesi ve şiddetle ağlamaktan yasaklamasına binaen böyle demişti. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Avf’ın oğlu! Şüphesiz bu rahmet (ve şefkat) tir.» dedi. Sonra bu gözyaşını diğer bir gözyaşı takip etti. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şüphesiz göz ağlar, kalp de mahzun olur. Biz ise, Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Yani Rabbimizi kızdırmayız, sabrederiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz.» dedi. Rahmet ve şefkat, sabır ve kader iman ile çelişmez.
18 "Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-'in arkasında nifas halinde ölmüş olan bir kadının cenaze namazını kıldım da, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, cenazenin orta kısmında durdu."
عن سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ رضي الله عنه قال: «صَلَّيْت وراء النبي صلى الله عليه وسلم على امرأة ماتت في نِفَاسِهَا فقام في وَسْطِهَا».
Semera b. Cundüp -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-'in arkasında nifas halinde iken ölmüş olan bir kadının cenaze namazını kıldım da, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cenazenin orta kısmında durdu."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müslümanlardan ister erkek, ister kadın, ister küçük, ister büyük olsun ölen herkesin cenaze namazını kılmak vacip olan bir haktır. Semura b. Cundüp -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in loğusalık döneminde ölen bir kadının cenaze namazını kıldırdığında arkasında namaz kıldığını haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cenazenin orta kısmında durmuştur.
19 ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i içinde gömlek ve sarık olmayan pamuktan dokunmuş, sühûliye diye anılan üç parça beyaz Yemen bezi ile sardılar. (kefenlediler)"
عن عائشة رضي الله عنها «أنّ رسول الله صلى الله عليه وسلم كُفِّنَ في أثواب بِيضٍ يَمَانِيَةٍ، ليس فيها قَمِيص وَلا عِمَامَة».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i içinde gömlek ve sarık olmayan pamuktan dokunmuş, sühûliye diye anılan üç parça beyaz Yemen bezi ile sardılar. (kefenlediler)"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kefeninden, kefeninin renginden ve sayısından haber vermektedir. O, -sallallahu aleyhi ve sellem- Yemende üretilmiş üç parça beze sarıldı. Gömlek ve sarık ile kefenlenmedi. Elbiselerin fazla olmasının sebebi, ölen kimsenin örtülmesinin hayatta olan bir kimsenin örtülmesinden daha öncelikli olmasından ve daha fazla önem gösterilmesi gereken bir şey olmasındandır.
20 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Necâşî'nin öldüğü gün onun ölüm haberini bildirdi. Cenaze namazı kılınan namazgâha çıktı. Sahabeleri saf saf yaptı ve dört tekbir getirdi."
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: «نَعَى النبيُّ صلى الله عليه وسلم النَّجَاشِيَّ في اليوم الذي مات فيه، خرج بهم إلى المصلَّى، فصفَّ بهم، وكَبَّرَ أَرْبَعاً».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi:"Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Necâşî'nin öldüğü gün onun ölüm haberini bildirdi. Cenaze namazı kılınan namazgâha çıktı. Sahabeleri saf saf yaptı ve dört tekbir getirdi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Necâşî Habeş kralıdır. Kureyş'in Mekke'de sahabeler üzerindeki baskıları artınca kendisine hicret eden sahabelere güzel bir şekilde ve değer vererek muamele etmiş ve Medine ehli Müslüman olmadan önce onlara ikramda bulunmuştur. Sonra da iyi niyeti, hakka tabi olması ve kibri atıp terk etmesi onu Müslüman olmaya yöneltmiştir. Necaşî, kendi ülkesinde ölmüş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görmemiştir. Müslümanlara ihsanda bulunması, makamının büyüklüğü sebebiyle öldüğü gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına onun öldüğünü haber vermiştir. Necâşi'nin büyüklüğünü, Müslüman olduğunu bildirmek ve bunu ortaya çıkarmak için onun cenaze namazını kılmak için namazgâha çıkmıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, onun Muhacirler'e yaptığı iyiliğe karşılık bir ödül olarak ve onun cenazesini çok sayıda kişinin kılması için yapmıştır. Namazda dört tekbir alarak Allah Teâlâ katında ona şefaat olması için onun cenaze namazını kıldırmıştır.
21 «Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan halleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar.»
عن أبي رافع رضي الله عنه مرفوعاً: «من غسَّل ميتاً فكتم عليه، غفر الله له أربعين مرة».
Ebu Râfi’ -radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan halleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Beyhakî rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste, ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan halleri gizleyen kimsenin faziletinin beyanı vardır. Ölüden görülen hoş olmayan şeyler iki çeşittir: Birinci çeşit: Durumuyla alakalıdır. İkinci çeşit: Vücuduyla alakalı olandır. Birincisi: Örnek olarak ölenin yüzünün karararak değiştiğini ve çok kötü duruma geldiğini görse, bu onun sonunun kötü olduğuna delalet eder. Allah’tan afiyet ve selamet dileriz. Bu durumda insanlara ben bu adamı bu sıfat üzere gördüm demesi caiz değildir. Çünkü bu, adamın ayıplarını ortaya çıkarmaktır. Adam Rabbine gitti. Ona hak ettiğinin karşılığı olarak fazlından ya da adaletinden verecektir, denir. İkincisi: Eğer hayatta iken sırtında bir yara olsaydı onu insanlardan saklardı. O kimse öldükten sonra onu yıkarken bunu gizleyen kimseye büyük bir ecir vardır. Allah Teâlâ onu kırk kere bağışlar.
22 «Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmak istemez.»
عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «مَنْ أحَبَّ لِقَاءَ اللهِ أَحَبَّ اللهُ لِقَاءهُ، وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللهِ كَرِهَ اللهُ لِقَاءهُ» فقلتُ: يا رسولَ اللهِ، أكَراهِيَةُ المَوتِ، فَكُلُّنَا نَكْرَهُ المَوتَ؟ قال: «لَيْسَ كَذَلِكَ، ولكِنَّ المُؤْمِنَ إذَا بُشِّرَ بِرَحْمَةِ اللهِ وَرِضْوَانِهِ وَجَنَّتِهِ أَحَبَّ لِقَاءَ اللهِ فَأَحَبَّ اللهُ لِقَاءهُ، وإنَّ الكَافِرَ إذَا بُشِّرَ بِعَذابِ اللهِ وَسَخَطهِ كَرِهَ لِقَاءَ اللهِ وكَرِهَ اللهُ لِقَاءهُ».
Aişe –radıyallahu anha-’dan merfu olarak şöyle rivayet edilmiştir: «Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmak istemez.» buyurdu. Bunun üzerine ben, "Ey Allah’ın Resulü! (Bu isteksizlik) ölümden hoşlanmamak anlamında mıdır? Zira hiçbirimiz ölümden hoşlanmayız.’’dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Hayır, o anlamda değil. Mü’min, Allah’ın rahmeti, rızası ve cenneti ile müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmak ister; o zaman Allah da ona kavuşmak ister. Kâfir ise Allah’ın azabı ve gazabı ile müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmak istemez. O zaman Allah da ona kavuşmak istemez."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister’’ buyurdu. Kim de Allah’a kavuşmak istemezse, o zaman Allah da ona kavuşmak istemez. Bunun üzerine Aişe –radıyallahu anha-: «Ey Allah’ın Rasûlü! (Bu isteksizlik) ölümden hoşlanmamak anlamında mıdır? Zira hiçbirimiz ölümden hoşlanmayız.» dedi. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-: ’Hayır, o anlamda değil diyerek, insan Allah’a kavuşmayı isterse Allah da ona kavuşmayı ister, buyurarak haber verdi. Mümin kimse Allah’ın Müminler için cennette hazırladığı nimetlere ve bol mükâfata iman eder ve onları arzular; bu nedenle de dünya hayatı onun gözünde değersizleşir, dünyaya önem vermez. Çünkü daha iyi bir hayata kavuşacaktır. İşte bu durumda o, Allah’a kavuşmayı ister. Özellikle de ölüm anında Allah’ın rahmeti ve rızası ile müjdelendiği vakit Allah’a kavuşmayı daha çok ister/arzular. İşte o zaman Allah da ona kavuşmayı ister. Kâfire gelince Allah’ın azabı ve gazabı ile müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmak istemez; o zaman Allah da ona kavuşmak istemez. Nitekim özet bir şekilde zikredilmiş olan ölüm döşeğinde olan kişiyle ilgili bir hadiste kâfirin, Allah’ın azabı ve gazabı ile müjdelendiği zaman ruhunun bedeninin her köşesine yayılacağı ve bedenden çıkmayı reddedeceği, bu nedenle de onun, ıslak yünün içinden dikenin çıkarılması gibi zorla çekilerek çıkarılacağı bildirilmiştir. Yani kâfir ruhunun çıkmasını istemeyecektir. Çünkü ona kötü şeyler haber verilmiştir. Bu nedenle Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: «O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları (sekeratı) içinde, melekler de ellerini uzatmış, onlara, "Haydi çıkarın (o tatlı) canlarınızı!" Yani onlar canlarına düşkündür, ölmek istemezler, ancak melekler, "Haydi çıkarın (o tatlı) canlarınızı!" derler. Zira onlara kötü akıbetleri haber verildiği zaman, ruhları cesetlerinin her yanına dağılır ve melekler, dikenli şişin ıslak yünden çekilip çıkarılması gibi ruhu zorla çıkarırlar.
23 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Uhut şehidleri üzerine kabre konmalarından sekiz sene sonra ölülere ve dirilere veda eder gibi namaz kıldı.
عن عقبة بن عامر رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم خرج إلى قتلى أحد، فصلى عليهم بعد ثمان سنين كالمُوَدِّعِ للأحياء والأموات، ثم طلع إلى المنبر، فقال: «إني بين أيديكم فَرَط ٌوأنا شهيد عليكم وإن مَوْعِدَكُمُ الحَوْضُ، وإني لأنظر إليه من مقامي هذا، ألَا وإني لست أخشى عليكم أن تُشركوا، ولكن أخشى عليكم الدنيا أن تَنَافَسُوهَا» قال: فكانت آخر نظرة نَظَرْتُها إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم . وفي رواية: «ولكني أخشى عليكم الدنيا أن تنافسوا فيها، وتَقْتَتِلوا فتَهْلِكوا كما هلك من كان قبلكم». قال عقبة: فكان آخر ما رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم على المنبر. وفي رواية قال: «إني فَرَطٌ لكم وأنا شهيد عليكم وإني والله لأنظر إلى حوضي الآن، وإني أُعْطِيتُ مَفَاتِيحَ خَزَائِنِ الأرض، أو مَفَاتِيحَ الأرض، وإني والله ما أخاف عليكم أن تشركوا بعدي، ولكن أخاف عليكم أن تَنَافَسُوا فيها».
Ukbe b. Amir -radıyallahu anh-'tan rivayet olunduğuna göre; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Uhut şehidleri üzerine kabre konmalarından sekiz sene sonra ölülere ve dirilere veda eder gibi namaz kıldı.Sonra da minbere çıktı.Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aradan sekiz yıl geçtikten sonra bir gün Uhud şehidlerini ziyarete gitti. Yaşayanlara ve ölenlere vedâ eder gibi onlara dua etti. Sonra (konuşmak üzere) minbere çıktı ve şunları söyledi: Ben âhirete sizden önce gideceğim ve sizin için hazırlık yapacağım; sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şâhitlik edeceğim. Buluşma yerimiz Kevser havuzunun yanıdır. Ben şu bulunduğum yerden Kevser havuzunu görmekteyim. Ben sizin Allah’a şirk koşmanızdan korkmuyorum. Ama dünya hırsıyla birbirinizle didişip çekişmenizden korkuyorum.''Ukbe sözüne şöyle devam etti: Bu benim Rasûlullah’ı son görüşüm oldu."Başka bir rivayette:''Ancak ben sizin dünya için birbirinizle didişmenizden korkarım.Sizden öncekilerin birbirleriyle savaşıp öldükleri gibi savaşıp ölmenizdenkorkarım.''Ukbe dedi ki:Bu benim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i minber üzerinde son görüşüm oldu.Başka bir rivayette:Şöyle buyurdu:''Ben sizn önünüzde gidiyorum.Size şahitlik ediyorum.Allah'a yemin ederim ki ben şimdi Kevser havzuma bakıyorum.Bana yeryüzünün hazinelerinin ya da yeryüzünün anahtarları verildi.Muhakkak ki ve Allah'a yemin olsun benden sonra şirk koşmanızdan korkmuyorum.Ancak dünya için didişmenizden korkuyorum.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Uhut şehidleri üzerine kabre konmalarından sekiz sene sonra ölülere ve dirilere veda eder gibi namaz kıldı.Sonra da minbere çıktı.Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aradan sekiz yıl geçtikten sonra bir gün Uhud şehidlerini ziyarete gitti. Yaşayanlara ve ölenlere vedâ eder gibi onlara dua etti. Sonra (konuşmak üzere) minbere çıktı ve şunları söyledi:Ben âhirete sizden önce gideceğini ve onlar için hazırlık yapacağını,onlar için Allah yolundaki hizmetlerine şâhitlik edeceğini.Ümmetinin yeryüzünün hazinelerine sahip olacağını haber verdi.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin şirke düşmesinden korkmadığını ancak insanların hızlıca gittiği başka bir şeyden o da dünya'nın ümmetine açılmasından dünya için yarışmalarında,savaşmalarından ve onlar öncekileri helak ettiği gibi onlarıda helak etmesinden korkuyor.Ukbe radıyallahu anh- o görmesinin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i minber üzerinde görüşünğn son görüşü olduğunu söylüyor.
24 Ebü’l–Esved’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Medine’ye gelmiş Ömer b. el-Hattâb -radıyallahua anh-’ın yanında oturuyordum. Yanımızdan bir tabut geçti. İçindeki hayırla anıldı. Bunun üzerine Ömer; “kesinleşti” dedi. Sonra bir başka tabut daha geçti, onun içindeki de hayırla anıldı. Ömer yine “kesinleşti” dedi. Daha sonra üçüncü bir tabut geçti, onun içindeki kötülükle anıldı. Ömer yine; “kesinleşti” dedi. Bu defa ben kendisine: Ne kesinleşti, ey müminlerin emiri? Dedim. Ömer şöyle cevap verdi: Ben, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu gibi söyledim. O: “Herhangi bir Müslüman hakkında dört kimse hayırla şahitlik ederse, Allah onu cennetine kor” buyurmuştu. Biz kendisine: Peki üç kişi şehâdet ederse? Dedik.“Üç kişi şehâdet ederse de aynıdır” buyurdu. Biz; Ya iki kişi şahitlik ederse? Dedik. İki kişi de şahitlik etse yine aynıdır” buyurdu.Sonra da biz bir kişiden sormadık.Buhârî rivayet etmiştir.
عن أبي الأسود، قال: قَدِمْتُ المدينة، فَجَلَسْتُ إلى عمر بن الخطاب رضي الله عنه فَمَرَّتْ بهم جَنازة، فَأُثْنِيَ على صاحِبِها خيراً، فقال عمر: وجَبَتْ، ثم مَرَّ بأُخْرَى فَأُثْنِيَ على صاحِبِها خيراً، فقال عمر: وجَبَتْ، ثم مَرَّ بالثالثة، فَأُثْنِيَ على صاحِبِها شَرَّا، فقال عمر: وجَبَتْ، قال أبو الأسود: فقلت: وما وجَبَتْ يا أمير المؤمنين؟ قال: قلت كما قال النبي صلى الله عليه وسلم : «أيُّما مُسلم شَهِد له أربعة بخير، أدخله الله الجنة» فقلنا: وثلاثة؟ قال: «وثلاثة» فقلنا: واثنان؟ قال: «واثنان» ثم لم نَسْأَلْهُ عن الواحد.
Ebü’l–Esved’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Medine’ye gelmiş Ömer b. el-Hattâb -radıyallahua anh-’ın yanında oturuyordum. Yanımızdan bir tabut geçti. İçindeki hayırla anıldı. Bunun üzerine Ömer; “kesinleşti” dedi. Sonra bir başka tabut daha geçti, onun içindeki de hayırla anıldı. Ömer yine “kesinleşti” dedi. Daha sonra üçüncü bir tabut geçti, onun içindeki kötülükle anıldı. Ömer yine; “kesinleşti” dedi. Bu defa ben kendisine: Ne kesinleşti, ey müminlerin emiri? Dedim. Ömer şöyle cevap verdi: Ben, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu gibi söyledim. O: “Herhangi bir Müslüman hakkında dört kimse hayırla şahitlik ederse, Allah onu cennetine kor” buyurmuştu. Biz kendisine: Peki üç kişi şehâdet ederse? Dedik.“Üç kişi şehâdet ederse de aynıdır” buyurdu. Biz; Ya iki kişi şahitlik ederse? Dedik. İki kişi de şahitlik etse yine aynıdır” buyurdu.Sonra da biz bir kişiden sormadık.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- beraberinde bazı insanlar varken yanından bir tabut geçti. İçindeki hayırla ve salih olmakla anıldı. Bunun üzerine Ömer; onun için bu sabit oldu dedi. Sonra bir başka tabut daha geçti, onun içindeki de birinci cenazede olduğu gibi hayırla ve salih olmakla anıldı. Ömer yine “kesinleşti” dedi. Daha sonra üçüncü bir tabut geçti, onun içindeki kötü haliyle anıldı. Ömer yine; sabit oldu dedi.Ebu'l-Esved -radıyallahu anh- için bunu anlamak zor oldu.Bunun manasının açıklanmasını öğrenmek istedi.Ömer -radıyallahu anh- dedi ki:Ben Nebî -sallallahu aleyhi ve sellme-'in buyurduğu gibi dedim.Hangi müslümana hayır ve salah ehlinden dört kişi şahitlik ederse şüphesiz ki o hayır ve salah ehlindendir.Onun için cennet sabit olur.Ashab bunu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işitince onun için üç kişi hayırla şahitlik eder?Dedi ki:Böyle eğer üç kişi onun için hayırla şahitlik ederse onun için cennet kesinleşir.Ashab dedi ki:Onun için iki kişi şahitlik ederse,o cennet ehlinden olur mu?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cenaze için iki kişi şahitlik ederse onun için de cennet kesinleşir buyurdu.Ona cenaze için insanlardan bir kişi hayırla şahitlik ederse cennete girer mi diye sormadık.
25 Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre o, kızının cenaze namazında dört defa tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve onun için dua etti ve sonra; “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” dedi.
عن عبد الله بن أبي أَوفَى رضي الله عنهما : أنه كَبَّرَ على جَنَازة ابْنَةٍ له أرْبَعَ تكبيرات، فقام بعد الرابعة كَقَدْرِ ما بَين التَّكْبِيرَتَيْنِ يَسْتَغْفِرُ لها ويَدْعُو، ثم قال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ هكذا. وفي رواية: كَبَّر أربَعاً فَمَكَثَ سَاعة حتى ظَنَنْتُ أنه سَيُكَبِّرُ خَمْساً، ثم سلَّم عن يمينه وعن شماله. فلما انْصَرف قلنا له: ما هذا؟ فقال: إني لا أزِيدُكُم على ما رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم يَصْنَع، أو: هكذا صَنَع رسول الله صلى الله عليه وسلم .
Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre o, kızının cenaze namazında dört defa tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve onun için dua etti ve sonra; “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” dedi. Bir başka rivayette şu ifadeler yer almaktadır: Dört tekbir aldıktan sonra o kadar bekledi ki, biz onun beşinci defa tekbir alacağını sandık. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra; “Bu yaptığın nedir?” dedik. O da bize, “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yaptığını gördüğüm şeye bir ilave yapmış değilim.” ya da “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” diye cevap verdi.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anh- kızının cenaze namazını kıldırdığını ve dört tekbir aldığını haber veriyor. Namaza başlamak için tekbir alıyor, sonra Fatiha Suresi'ni okuyor, sonra ikinci tekbiri alıyor, sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat ve selam getiriyor. Sonra da üçüncü tekbiri alıyor, daha sonra da ölen kişiye dua ediyor. Sonra da dördüncü tekbiri alıyor. Dördüncü tekbirden sonra biraz geç kaldı. Bu esnada ölen kişiye dua edip onun için bağışlanma diledi. Sonra selam verdikten sonra onunla beraber namaz kılanlara "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapıyordu." dedi. Yani dört tekbir getiriyor, dördüncü tekbirden sonra ölen kişiye dua ediyor. Başka bir rivayette: O geçen ayrıntılı anlatım gibi dört tekbir aldı, dördüncü tekbirden sonra ona dua edip mağfiret diledi. Arkasındakiler sanki onun beşinci tekbiri alacağını zannetmişlerdi. Sonra namazdaki gibi ya da namazın bitmesinden sonra yaptığı gibi birincisi sağ tarafa, ikincisi sol tarafa iki kere selam verdi. Arkasında bulunan insanlardan bazıları ona dördüncü tekbirden sonra hemen selam vermeyerek geç kalmasının sebebini sordular. O da::"Bu yaptığım Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığından fazla bir şey değildir." dedi. Sahabenin en doğru ve en çok yaptığı cenaze namazında sadece sağ tarafa selam vermeleridir.
26 «Ölen herhangi bir kişinin arkasından ağlayıcılar, ey kendisine dayandığımız, ey efendimiz gibi onu övmeye başladılar mı, adamın başına iki melek görevlendirilip dikilir ve onu tartaklayarak; "Sen böyle biri miydin?" derler.»
عن أبي موسى رضي الله عنه مرفوعاً: «ما من ميِّت يموت فيقوم باكِيهم فيقول: واجَبَلَاه، واسَيِّدَاه، أو نحو ذلك إلا وُكِّلَ به مَلَكَان يَلْهَزَانِه: أهكذا كُنت؟».
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölen herhangi bir kişinin arkasından ağlayıcılar, ey kendisine dayandığımız, ey efendimiz vs. onu övmeye başladıkları zaman, adamın başına iki melek görevlendirilip dikilir ve onu tartaklayarak; "Sen böyle biri miydin?" derler.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müslüman bir kimse vefat ettiğinde, bir kimse ölen kimsenin zor zamanlarda kendisine sığındığı bir dağ gibi olduğunu, onun sığınağı olduğu söyleyerek ağıt yakarak ağlar. İki melek o ölen kimseyi göğsünden iter ve alaycı bir tavırla: "Sen böyle biri miydin?" derler.
27 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ma‘rufta (iyilikte) itaat konusunda bizden aldığı biat (söz) içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimize (özellikle musibet karşısında) yüzü(müzü) tırmalamayacağımıza, vah vah diye feryad etmeyeceğimize, yaka(mızı) yırtmayacağımıza, saç(larımızı) dağıtmayacağımıza dair aldığı (söz) de vardı.
عن أسيد بن أبي أسيد التابعي، عن امرأة من المبايعات، قالت: كان فيما أخذ علينا رسولُ الله صلى الله عليه وسلم في المعروف الذي أخذ علينا أن لا نعصيه فيه: أن لا نَخْمِشَ وجهًا، ولا نَدْعُوَ وَيْلًا، ولا نَشُقَّ جَيْبًا، وأن لا نَنْشُرَ شَعْرًا.
Üseyd b. Ebû Üseyd et–Tâbiî'nin, Peygamber'e biat etmiş kadınlardan birinden naklettiğine göre o hanım sahâbî şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ma‘rufta (iyilikte) itaat konusunda bizden aldığı biat (söz) içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimize (özellikle musibet karşısında) yüzü(müzü) tırmalamayacağımıza, vah vah diye feryad etmeyeceğimize, yaka(mızı) yırtmayacağımıza, saç(larımızı) dağıtmayacağımıza dair aldığı (söz) de vardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -aleyhisselam-, biat sırasında, kadın sahabelerden ona isyan etmeyeceklerine dair söz alıyordu.Bunlardan, kadının yüzünü tırmalamaması, yüzüne yahut da yanağına vurmaması, yasaklanmış olan yüksek ses ile ölünün arkasından ağlamaması, elbiselerini parçalamaması ve saçlarını yolmaması konusunda ki, kadın saçlarını bir musibet geldiği zaman yoluyordu, söz almıştır.
28 De ki: «Es-selâmu aleykum ehle'd-diyâri mine'l-mü'minîne ve'l-müslimîn, ve yerhamullâhu'l-mustekdimîne minnâ ve'l-muste'hırîn ve innâ inşâ allâhu bikum lâhıkûn.» (Selam size ey Müminlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar! Allah bizden önden gidenlere de geriye kalanlara da rahmet buyursun. Bizler de -inşaallah- size elbette yetişeceğiz.)
عن عائشة رضي الله عنها قالت: ألا أُحَدِّثكم عنِّي وعن رسول الله صلى الله عليه وسلم قلنا: بلى، قال: قالت: لمَّا كانت ليلتي التي كان النبيُّ صلى الله عليه وسلم فيها عندي، انقلب فوضعَ رداءه، وخلع نعلَيْه، فوضعهما عند رجليه، وبسط طرفَ إزاره على فراشه، فاضطجع، فلم يلبث إلا رَيْثما ظنَّ أن قد رقدتُ، فأخذ رداءه رُوَيْدًا، وانتعل رُوَيْدًا، وفتح الباب فخرج، ثم أجافه رُوَيْدًا، فجعلتُ دِرْعي في رأسي، واختمرتُ، وتَقنَّعتُ إزاري، ثم انطلقتُ على إثره، حتى جاء البَقِيعَ فقام، فأطال القيام، ثم رفع يديه ثلاث مرات، ثم انحرف فانحرفتُ، فأسرع فأسرعت، فهَرْول فهرولتُ، فأحضر فأحضرت، فسبقتُه فدخلت، فليس إلا أن اضطجعتُ فدخل، فقال: «ما لك؟ يا عائشُ، حَشْيا رابِية» قالت: قلت: لا شيء، قال: «تُخْبِرِينِي أَو لَيُخْبِرَنِّي اللطيفُ الخبير» قالت: قلت: يا رسول الله، بأبي أنت وأمي، فأخبرته، قال: «فأنتِ السواد الذي رأيتُ أمامي؟» قلت: نعم، فلَهَدَني في صدري لَهْدةً أوجعتني، ثم قال: «أظننتِ أنْ يَحِيفَ اللهُ عليك ورسولُه؟» قالت: مَهْما يكتمِ الناسُ يعلمه الله، قال: «نعم، فإن جبريلَ أتاني حين رأيتِ، فناداني، فأخفاه منك، فأجبتُه، فأخفيته منك، ولم يكن يدخل عليك وقد وضعتِ ثيابك، وظننت أن قد رقدت، فكرهتُ أن أوقظَك، وخشيتُ أن تستوحشي، فقال: إنَّ ربَّك يأمركَ أن تأتيَ أهلَ البَقِيع فتستغفر لهم»، قالت: قلت: كيف أقول لهم يا رسول الله؟ قال «قولي: السلامُ على أهل الدِّيار من المؤمنين والمسلمين، ويرحمُ اللهُ المستقدمين منا والمستأخرين، وإنَّا إن شاء الله بكم للاحِقون».
Âişe –radıyallahu anha-‘dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Size, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis rivayet edeyim mi?" dedi. Biz:"Evet" dedik. Şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim yanımda kaldığı gece benim yanıma geldi ve ridasını çıkardı, ayakkabılarını çıkardı ve onları ayak tarafında bıraktı. İzarının bir ucunu yatağına açtı ve yanı üzere yattı. Fazla zaman geçmeden o benim uyuduğumu sandı, yavaşça ridasını aldı, yavaşça ayakkabılarını giydi, (yavaşça) kapıyı açtı ve çıktı. Sonra kapıyı yavaşça kapattı. Ben de örtümü başımın üzerine saldım, başımı da örttüm. Sonra izarım ile de kapandım. Sonra onun izinden yola koyuldum. Nihayet Baki Mezarlığı'na geldi. Ayakta uzunca durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra yana saptı, ben de yana saptım. O hızlandı, ben de hızlandım. Koşmaya başladı, ben de koştum. Daha da hızlı koşmaya başladı, ben de daha da hızlandım. Onu geçtim, içeri girdim. Daha henüz yeni uzanmıştım ki, O da -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girdi: «Ne oluyor ey Âişe? Göğsün inip kalkıyor, karnın da şişmiş bulunuyor.» "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü!" dedim ve ben de ona (durumu) bildirdim. «O benim önümde gördüğüm karartı sen miydin?» dedi. Ben: "Evet" dedim. Göğsüme vurdu. Sonra şöyle dedi: «Allah'ın ve Rasûlünün sana haksızlık edeceğini mi zannettin?» Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: "İnsanlar her neyi gizlese Allah onu bilir" (dedim). O -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet!» (diye buyurdu ve devamla) buyurdu ki: «O gördüğün vakit Cibril -aleyhisselam- bana geldi, bana seslendi. Sesini senden gizledi. Ben de ona karşılık verdim. Ona verdiğim karşılığı da senden gizledim. Sen buradayken yanına girmezdi. Çünkü elbiselerini çıkarmıştın. Ben senin uyuduğunu sanmıştım. Seni uyandırmak hoşuma gitmedi ve yalnızlıktan korkacağından çekindim. Cebrail -aleyhisselam- bana dedi ki: Rabbin sana Baki'dekilere gitmeni, onlar için mağfiret dilemeni emrediyor.» Peki, ey Allah'ın Rasûlü! (Kabirdekilere ben) nasıl söyleyeyim? diye sordum. Şöyle buyurdu: De ki: «Esselâmu aleykum ehle'd-diyâri mine'l-mü'minîne ve'l-müslimîn ve yerhamullâhu'l-mustekdimîne minnâ ve'l-muste'hırîn ve innâ inşâallâhu bikum lâhıkûn.» (Selam size ey Müminlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar! Allah bizden önden gidenlere de geriye kalanlara da rahmet buyursun. Bizler de -inşaallah- size elbette yetişeceğiz.)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile kendisi arsında geçen bir kıssayı anlatıyor. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun gecesinde yanında iken yatağına geldi, ridasını koydu, ayakkabılarını çıkardı ve onları ayaklarının yanına koydu. Sonra uzandı. Benim uyuduğumu zannedince ridasını beni uyandırmamak için nazik ve yumuşak bir şekilde aldı. Ayakkakbılarını da yavaşça giyip kapıyı açarak ve çıktı. Sonra da kapıyı yavaşça kapattı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, gizli bir şekilde yapmasının sebebi Âişe -radıyallahu anha-'yı bırakıp gittiğinde onu uyandırmamak ve gece karanlığında yalnız kalırsa onun korkmaması için yaptı. Âişe -radıyallahu anha- elbisesini giyip başını örterek peşinden gitti. Medine'de bulunan Bakî Kabristanlığı'na gidip orada durdu. Ayakta uzunca durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra evine dönmek için yana saptı, Âişe de yana saptı. O hızla yürüdü, o da hızla yürüdü. Koşmaya başladı, o da koştu. Aişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Onu geçip eve girdim. Uzandım, o da içeri girdi. Bana: «Ne oluyor ey Âişe? göğsün inip kalkıyor, karnın da şişmiş bulunuyor» dedi. Manası: Yürürken hızlı koşan kimsenin başına gelen şey senin başına gelmiş, o da öfkeli yahut da heyecanlı bir kimsenin konuşurken hızlı nefes alıp vermesidir. ''Râbiye'' sözü, karnın yüksek olmasıdır. Âişe dedi ki: Benim bir şeyim yok. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ya bana haber verirsin yahut da çok lütuf sahibi ve herşeyden haberi olan Allah, bana haber verir.» dedi. Âişe, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e olan şeyden haber verdi. Peygamber ona önünde gördüğüm şahıs sen miydin? dedi. O da evet deyince Peygamber göğsüne vurarak onun canını acıttı.«Allah'ın ve Rasûlünün sana haksızlık edeceğini mi zannettin?» Yani, Allah ve Rasûlunün sana zulmederek sana taksim ettiğim gece hakkını bırakıp kadınlarından birine gideceğimi mi zannettin? Âişe dedi ki: "İnsanlar her neyi gizlese, Allah onu bilir." Yani insanların gizlediği her şeyi Allah bilir. Bunu dediği zaman sanki kendini doğruladı ve evet dedi. Sonra da Peygamber -sallallahu aleyhi ve selllem- ona Cibril -aleyhisselam-'ın geldiğini ve Âişe -radıyallahu anha- elbiselerini çıkarıp uykuya hazırlandığı için içeri girmediğini haber verdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun uyuduğunu zannetti. Gece karanlığında yalnız kalıp korkmasın diye onu uyandırmadı. Cibrîl -aleyhisselam-ona dedi ki: Rabbin sana Baki'dekilere gitmeni, onlar için mağfiret dilemeni emrediyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu emri yerine getirerek Bakî Kabristanlığı'na gidip onlar için mağfiret dileyip dua etti. Âişe -radıyallahu anha-: "Peki, ey Allah'ın Rasûlü, (ben kabirdekiler için nasıl dua edeyim) nasıl söyleyeyim?" diye sordu. Şöyle buyurdu: De ki: «Es-selâmu aleykum ehle'd-diyâri mine'l-mü'minîne ve'l-müslimîn ve yerhamullâhu'l-mustekdimîne minnâ ve'l-muste'hırîn ve innâ inşâallâhu bikum lâhıkûn.» (Selam size ey Müminlerin ve Müslümanların diyarında bulunanlar! Allah bizden önden gidenlere de geriye kalanlara da rahmet buyursun. Bizler de -inşaallah- size elbette yetişeceğiz.)
29 Ölmek üzere olanlarınıza "lâ ilâhe illallah" kelimesini söylemeyi telkin edin
عن أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ رَضِيَ اللهُ عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهُ صلَّى اللهُ عليهِ وَسَلَّم: «لَقِّنُوا مَوْتَاكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölmek üzere olanlarınıza "lâ ilâhe illallah" kelimesini söylemeyi telkin edin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ölüm döşeğinde olan kimsenin yanında ''Lâ ilâhe illallah'' (Allah'tan başka hak ilah yoktur) diyerek kelime-i tevhidi tekrarlamamızı ve bu sözün onların son sözleri olması için böyle yapmamızı teşvik etmiştir.
- Ölmek üzere olan kişi için telkinde bulunmak tavsiye edilmiştir.
- Ölmekte olan kişinin yanında çokça telkinde bulunup onu boğmak ve eğer kendisine telkin yapılmışsa veya ondan anlıyorsa bu telkinlerde ısrar etmek hoş karşılanmaz. Bu durum onu rahatsız etmemeli ve uygunsuz bir şey söylemesine neden olmamalıdır.
- Nevevî şöyle demiştir: Eğer bir kere söylerse, sonrasında başka bir şey söylemedikçe tekrar etmemelidir; yani ima, söylediği son şey olacak şekilde tekrar edilir.
- Hadiste, ölmekte olan kişinin yanında bulunarak ona hatırlatmalarda bulunmak, onu yalnız bırakmamak, gözlerini kapatmak ve haklarını yerine getirmek de yer almaktadır.
- Ölen kişiye ölümden sonra ve defin işleminden sonra mezarında telkinde bulunmak caiz değildir; çünkü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yapmamıştır.
30 Ebû Talha radıyallahu anh’ın hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebû Talha evde değilken çocuk öldü.
عن أنس رضي الله عنه قال: كان ابن لأبي طلحة رضي الله عنه يشتكي، فخرج أبو طلحة، فَقُبِضَ الصَّبي، فلما رجع أبو طلحة، قال: ما فعل ابني؟ قالت أم سليم وهي أم الصَّبي: هو أسْكَن ما كان، فَقَرَّبَت إليه العشاء فتَعَشَّى، ثم أصاب منها، فلما فَرَغ،َ قالت: وارُوا الصَّبي فلما أصبح أبو طلحة أتى رسول الله صلى الله عليه وسلم فأخبره، فقال:«أعَرَّسْتُمُ اللَّيلَةَ؟» قال: نعم، قال: «اللَّهُمَّ بارِك لهما»، فولدت غلامًا، فقال لي أبو طلحة: احْمِلْهُ حتى تأتي به النبي صلى الله عليه وسلم وبعث معه بتمرات، فقال: «أمَعَه شيء؟» قال: نعم، تَمَرات، فأخذها النبي صلى الله عليه وسلم فمَضَغَها، ثم أخذها من فِيه فجعلها في فِيِّ الصَّبي، ثم حَنَّكَهُ وسماه عبد الله. وفي رواية: قال ابن عيينة: فقال رجل من الأنصار: فرأيت تِسْعَة أولاد كلهم قد قرؤوا القرآن، يعني: من أولاد عبد الله المولود. وفي رواية: مات ابن لأبي طلحة من أم سليم، فقالت لأهلها: لا تُحَدِّثوا أبا طلحة بابْنِهِ حتى أكون أنا أُحدِّثه، فجاء فَقَرَّبَتْ إليه عشاء فأكَل وشرب، ثم تَصَنَّعَتْ له أحْسَن ما كانت تصنع قبل ذلك، فَوَقَع بها. فلمَّا أن رأت أنه قد شَبِع وأصاب منها، قالت: يا أبا طلحة، أرأيت لو أن قومًا أعَارُوا عَارِيَتَهُم أهل بيت فطَلَبوا عَارِيَتَهُم، ألهم أن يَمْنَعُوهُم؟ قال: لا، فقالت: فَاحْتَسِبْ ابنك، قال: فغضِب، ثم قال: تَرَكْتِني حتى إذا تَلطَّخْتُ، ثم أخبرتني بابني؟! فانطلق حتى أتى رسول الله -صلى الله عليه وسلم- فأخبره بما كان فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «بارك الله في لَيْلَتِكُمَا»، قال: فَحَمَلَتْ. قال: وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم في سَفَر وهي معه، وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا أتى المدينة من سَفر لا يَطْرُقُهَا طُرُوقًا فَدَنَوا من المدينة، فضَرَبَها المَخَاض، فَاحْتَبَسَ عليها أبو طلحة، وانطلق رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: يقول أبو طلحة: إنك لَتَعْلَمُ يَا رَبِّ أنه يُعْجِبُنِي أن أخرج مع رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا خرج وأدخل معه إذا دخل وقد احْتَبَسْتُ بما ترى، تقول أم سليم: يا أبا طلحة، ما أجِدُ الذي كنت أجِدُ، انطلق، فانطلقنا وضربها المَخَاض حين قَدِما، فولدت غلامًا. فقالت لي أمي: يا أنس، لا يُرْضِعْهُ أحدٌ حتى تَغْدُو به على رسول الله صلى الله عليه وسلم فلمَّا أصبح احتَمَلْتُه فانْطَلَقتُ به إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم ... وذكر تمام الحديث.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Talha radıyallahu anh’ın hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebû Talha evde değilken çocuk öldü. Eve döndüğü zaman: “Oğlumun durumu nedir?” diye sordu. Çocuğun annesi Ummu Süleym: O şimdi eskisinden daha rahat, dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi sonra da hanımıyla yattı. Daha sonra hanımı ona “Çocuğu defnediniz” dedi. Ebû Talha sabahleyin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gitti ve olup biteni anlattı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebû Talha: Evet, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Allahım, bu ikisine mübârek kıl” diye dua etti. (Zamanı gelince) Ummu Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha bana: “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi. Ummu Süleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben: Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe yerleştirdi, adını da Abdullah koydu. Başka bir rivayette Süfyân b. Uyeyne; “Ensardan bir kişi Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan ve mânasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.” Başka bir rivayette ise, olay şöyle anlatılmaktadır: Ebû Talha’nın, Ummu Süleym’den olma bir oğlu vefat etti. Ummu Süleym, ev halkına: Ebû Talha’ya ben haber vermedikce, oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz! diye tenbihledi. Sonra Ebû Talha eve geldi. Ummu Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi. Yemekten sonra Ummu Süleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebû Talha’nın karnı doyup tatmin olduğunu görünce Ummu Süleym ona: Ey Ebû Talha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sonra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi. Ebû Talha: Hayır, (vermemezlik edemezler) dedi. Ummu Süleym: O halde oğlunu geri alınmış böyle bir emânet bil, dedi. Ebû Talha kızdı ve: Mademki öyle, niçin hiç bir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gitti ve olanı biteni olduğu gibi haber verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu. Ummu Süleym hâmile kaldı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere çıkmıştı. Ummu Süleym de bu sefere iştirak etmişti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seferden döndüğünde Medine’ye gece girmezdi. Medine’ye yaklaştıklarında Ümmü Süleym’i doğum sancıları tuttu. Bu sebeple Ebû Talha onun yanında kaldı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yoluna devam etti. Ebû Talha şöyle demeye başladı: Rabbim! Sen çok iyi bilirsin ki ben, Rasûlün ile beraber Medine’den çıkmaktan, onunla beraber Medine’ye girmekten son derece memnun olurum. Fakat bu defa bildiğin sebepten takılıp kaldım. Bunun üzerine Ummu Süleym: Ebû Talha! Şimdi artık sancım kalmadı. Sen git, dedi. (Enes diyor ki) Biz yolumuza devam ettik. Medine’ye geldiklerinde Ummu Süleym’i yine doğum sancısı tuttu ve bir erkek çocuk doğurdu. Annem (Ummu Süleym) bana: Enes, bu çocuğu sen sabahleyin Resûlullah’a götürmeden kimse emzirmesin, dedi. Sabahleyin ben çocuğu alıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e götürdüm. Hadisin tamamını zikretmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik'in hadisi Ebû Talha'nın hasta bir erkek çocuğu olduğunu aktarmaktadır. Ebû Talha, Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın annesinin kocasıdır. Enes'in babasından sonra Ebû Talhayla evlenmiştir. Ebû Talha bazı işleri için evden çıkmıştığında hasta olan çocuğu vefat etmiştir. Eve döndüğü zaman: “Oğlumun durumu nedir?” diye sordu. Çocuğun annesi Ummu Süleym: O şimdi eskisinden daha rahat, dedi. Doğru söylemiştir çocuk en sakin bir haldeydi. Çünkü çocuk ölmüştü. Ebû Talha hanımının bu sözünden hastalıktan dolayı sakinleştiğini ve afiyet içinde olduğunu anlamıştır. Hanımı onun için akşam yemeği takdim etmiş, Ebû Talha oğlunun iyileştiğini zanederek akşam yemeğini yemiştir. Sonra hanımıyla cima ettikten sonra hanımı ona: “Çocuğu defnediniz” şüphesiz ki o vefat etmiştir dedi. Birinci rivayette böyle geçmektedir. Ebû Talha sabahleyin çocuğu defnedip, olup biteni Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebû Talha: Evet, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Allah'ım, bu ikisine mübârek kıl” diye dua etti. (Zamanı gelince) Ummu Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Enes şöyle demiştir: Ebû Talha bana: “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi ve damağına koyması için bir miktar hurmada gönderdi. Bunun sebebi Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tükürüğü çocuğun midesine ilk giren şey olsun bununla bereketlensin diyedir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben: Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hurmaları ağzına alıp çiğnedi ve mubarek tükürüğü ile karıştı böylelikle çocuğun kolay yutacağı hale geldi. Midesine ilk giren şey Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ağzında ciğneyip tükürüğü ile karışan hurma olacaktı. Bununla onu bereketli kıldı. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çiğnediği hurmaları ağzından çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe yerleştirdi, adını da Abdullah koydu. Sonra bu çocuğun ileride dokuz çocuğunu oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in duasının bereketiyle bütün çocukları Kur’an’ı okuyup mânasını anlayan kimseler oldular.” Müslim’de ki rivayette: Ummu Süleym, ev halkına: Ebû Talha’ya ben haber vermedikce, oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz! diye tenbihledi. Sonra Ebû Talha eve geldi. Ummu Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yedi, içti. Yemekten sonra Ummu Süleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi kokular süründü. Hanımıyla ilişkiye girdikten sonra hanımı Ummu Süleym oğlunu sabine verilmesi gereken bir emanete benzeterek bir misal verdi. Ona: Ey Ebû Talha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sonra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi. Ebû Talha: Hayır, (vermemezlik edemezler) dedi. Ummu Süleym: O halde oğlunu geri alınmış böyle bir emânet bil, dedi. Ebû Talha –radıyallahu anh- hanımından bunları duyduğunda çok kızdı ve: Mademki öyle, niçin hiç bir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hanımını yaptıklarından dolayı şikayet etmek için gitti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- faydalanmaları için o ikisine dua ederek:“Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu. Bu gecenizi sizin için hayırlı çocuk ve güzel semeresi olan bir gece kılsın. Ummu Süleym hâmile kaldı. Ummu Süleym ve kocası Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yolculuktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adeti kafilenin geldiği haberini ulaştıran bir elçi göndermeden Medine'ye girmezdi. Bu sebeple Ebû Talha onun yanında kaldı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yoluna devam etti. Ebû Talha Rabbine şu sözlerle dua etti: Rabbim! Sen çok iyi bilirsin ki ben, Rasûlün ile beraber Medine’den çıkmaktan, onunla beraber Medine’ye girmekten son derece memnun olurum. Fakat bu defa bildiğin sebepten takılıp kaldım. Bunun üzerine Ummu Süleym: Ebû Talha! Şimdi artık sancım kalmadı. Sen git, dedi. Medine’ye geldiklerinde Ummu Süleym’i yine doğum sancısı tuttu ve bir erkek çocuk doğurdu. Sonra Enes -radıyallahu anh-'a bu çocuğu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e götürmesini emretti. Bu çocuğu kimse emzirmesin, diye tembih etti. Çünkü ilk olarak çocuğun midesine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tükürüğünün ulaşmasını istiyordu. Böylelikle her iki dünyada da ona fayda olarak dönecekti. Bu çocuğun üzerinde kendisine bahşedilen salih, takvalı, başarılı çocuklarının çokluğuyla (bereketin) tesiri açıkça ortaya çıkmıştı. Bu hadisin açıklamasına şu bilgilerle son verelim: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bedeninden ayrılan bir şey ile teberrük bu ümmetten hiç bir kimsenin özelliği olmayıp yalnızca onun hususiyetindendir. Bunun en büyük delili ayetlerin nuzülüne ve dinin hakikatine şahitlik eden sahabeler “Hulafau'r-Raşidîn ve cennetle müjdelenen diğer sahabelerle teberruk etmemişlerdir.
31 «Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın!»
عن عبد الله بن جعفر رضي الله عنهما : أن النبي صلى الله عليه وسلم أمهل آل جعفر ثلاثا، ثم أتاهم، فقال: «لا تبكوا على أخي بعد اليوم» ثم قال: «ادعوا لي بني أخي» فجيء بنا كأننا أفْرُخٌ فقال: «ادعوا لي الحلاق» فأمره، فحلق رؤوسنا».
Abdullah b. Cafer -radıyallahu anhuma- anlatıyor: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer'in çoluk çocuğuna üç gün gitmemişti. Sonra onlara gelerek: «Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın!» buyurdu. Ardından: «Bana kardeşimin çocuklarını çağırın!» diye emretti. Bizi toplayıp getirdiler. Biz kendimizi kuş yavruları gibi hissediyorduk. Sonra: «Bana bir berber çağırın!» buyurdu. Gelen berbere emretti, berber bizim başlarımızı tıraş etti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer'in çoluk çocuğuna üç gün gitmemişti. Sonra onlara geldi. Cafer b. Ebu Talib Mute savaşında şehit olunca, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Abdullah’ın ailesine üç gün sonra geldi. Bu süre içinde morallerinin düzelmesini, keder ve hüzünlerinin gitmesini bekledi. «Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın!» Üç günden sonra bu sahabenin arkasından gözyaşı dökmeyi yasakladı. Nitekim ilk günün hüznü ve kederi devam etmemelidir. Buradaki yasak tenzihî bir yasak olup, işlenen başka bir haram durum yoksa üç günün ardından gözyaşı dökmek mubahtır. "Sonra: «Bana kardeşimin çocuklarını çağırın!» diye emretti.” Bunlar Muhammed, Abdullah ve Avf’tır. "Bizi toplayıp getirdiler. Biz kendimizi kuş yavruları gibi hissediyorduk.” Annelerinin ölümünden dolayı kendilerini hüzün bürüyen kuş yavruları gibi hisseder olduk dediler. “Sonra: «Bana bir berber çağırın!» buyurdu. Gelen berbere emretti, berber bizim başlarımızı tıraş etti." Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- çocukların saçlarının kesilmesini emretmiştir. Çünkü annesi Esma Bint Umeys-radıyallahu anha- eşinin ölümünden dolayı meşgul olmuş ve çocuklarının bakımını yapamamıştır. Çocukların ise başları kirlenmiş ve bitlenmişti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- çocukların saçlarının kesilmesini emrederek, çocuklarının saç bakımına zaman ayıramayan anneye yardımcı olmuş ve böylece onlar için faydalı bir karar vermiştir. Uyarı: Musibet anında saçları, kazıyıp, tıraş etmek caiz değildir. Bir hadiste: “Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- musibet anında sesini yükselterek bağıran, saçlarını kazıtan, elbisesini yırtıp, parçalayan kimselere lanet etmiştir.” diye buyrulmuştur. Hadiste geçen el-Halika; musibet anında saçını kazıyan, eş-şakka; elbisesini yırtıp, parçalayan, es-Salika; sesini yükselterek bağıran anlamlarına gelir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer’in –radıyallahu anh- çocuklarının saçlarının kesilmesini annelerinin meşgul olması sebebiyle emretmiştir. Başlarının bitlenmesinden endişe duyduğu için, böyle buyurmuştur. Yoksa başa gelen musibet için yapılmış bir emir değildir. Yüce Allah’ın salat ve selamı peygamberimiz Muhammed’in üzerine olsun. Avnu’l-Ma’bud Şerh-u Sunen’i Ebî Davûd, (11/164), Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn, (6/382), Şerh-u Sunen-i Ebî Davûd, Abbad (Elektronik Nüsha).
32 Numân b. Beşîr –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Abdullah b. Revâha -radıyallahu anhu- baygın düştü. Kız kardeşi ağlayarak: Ey benim dağ gibi kardeşim! Ey şöyle olan, ey böyle olan deyip onun için ağıt yakmaya başladı. Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh- kendisine gelince kız kardeşine: "Sen bir şey söyledikçe mutlaka bana da sen böyle misin? denildi, dedi." Buharî rivayet etmiştir.
عن النعمان بن بشير رضي الله عنهما قال: أُغْمِي على عبد الله بن رواحة رضي الله عنه فجعلت أُخْتُه تبكي، وتقول: واجَبَلاهُ، واكذا، واكذا: تُعَدِّدُ عليه. فقال حين أفَاق: ما قُلْتِ شيئا إلا قِيل لي أنت كذلك؟
Numân b. Beşîr –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh- baygın düştü. Kız kardeşi ağlayarak: Ey benim dağ gibi kardeşim! Ey şöyle olan, ey böyle olan deyip onun için ağıt yakmaya başladı. Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh- kendisine gelince kız kardeşine: "Sen bir şey söyledikçe mutlaka bana da sen böyle misin? denildi." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Numân b. Beşîr -radıyallahu anhuma- Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh-'ın hastalandığı ve hastalığının ağırlığından dolayı bayıldığını haber vermiştir. Kız kardeşi Abdullah b. Revâhâ'yı o hal üzere görünce onun öldüğünü zannedip; Ey benim dağ gibi kardeşim, ey şöyle olan diyerek ağlamaya başlamıştır. Abdullah -radıyallahu anh-'ın kızkardeşi için Abdullah -radıyallahu anh-, herhangi bir olay başına geldiğinde kendisine sığındığı ve bütün işlerinde kendisine güvendiği dağ gibi bir kimseydi. Kız kardeşi ağlıyor ve cahiliye adetlerine göre Abdullah -radıyallahu anh-'ın iyiliklerini ve özelliklerini zikrediyordu. Abdullah -radıyallahu anh- kendisine gelince baygın olduğu esnada başına gelenleri kız kardeşine şöyle anlattı: Bana; sen kendisine yönelinip sığınılan dağ mısın? Sen seni vasfettikleri gibi böyle böyle biri misin? Abdullah b. Revâha -radıyallahu- anh-'ın bayıldığı sırada kız kardeşinin onu övmek için saydığı bütün özellikleri kendisine haber verdiler. Bu da öfkeli ve çok korkutucu bir tarzda olmuştur. Bir rivayette geldiğine göre kız kardeşi bu olaydan ibret aldı ve Abdullah -radıyallahu anh- vefat ettiğinde onun için ağıt yakmadı.
33 Şüphesiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; [musibet anında] feryat figan ederek ağlayan, saçını kazıyan ve elbisesini yırtan kadından beri (uzak) olmuştur
عَن أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: وَجِعَ أَبُو مُوسَى وَجَعًا شَدِيدًا، فَغُشِيَ عَلَيْهِ وَرَأْسُهُ فِي حَجْرِ امْرَأَةٍ مِنْ أَهْلِهِ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يَرُدَّ عَلَيْهَا شَيْئًا، فَلَمَّا أَفَاقَ، قَالَ: أَنَا بَرِيءٌ مِمَّنْ بَرِئَ مِنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَرِئَ مِنَ الصَّالِقَةِ وَالحَالِقَةِ وَالشَّاقَّةِ.
Ebû Burde b. Ebû Musa -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ebû Musa şiddetli bir şekilde hastalandı. Başı, ailesinden bir kadının kucağındayken bayıldı, Ebû Mûsâ ona karşılık verecek durumda değildi. Kendine gelince şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden beri (uzak) olduğu kimseden ben de beriyim. Şüphesiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; [musibet anında] feryat figan ederek ağlayan, saçını kazıyan ve elbisesini yırtan kadından beri (uzak) olmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Bürde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, babası Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh- ağır bir hastalığa yakalanmış ve baygınlık geçirmişti. Başı, ailesinden bir kadının kucağındaydı. Kadın bağıra çağıra ağlayıp feryat ediyordu. Fakat babası baygınlık geçirdiği için ona bir karşılık verememişti. Kendine gelince şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in beri (uzak) olduğu kimseden ben de beriyim. Muhakkak ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de şu kimselerden beri olmuştur: (Es-Sâlika): Başına bir musibet geldiğinde sesini yükselterek feryat eden kadın. (El-Hâlika): Başına bir musibet geldiğinde saçlarını kazıtan kadın. (Eş-Şâkka): Başına bir musibet geldiğinde elbisesini yırtan kadın. Çünkü bu davranışlar, cahiliye dönemi davranışlarındandır. Bilakis musibet anında sabretmek ve mükâfatını Allah'tan beklemek emredilmiştir.
- Musibet anında elbiseyi yırtmak, saçı kazıtmak ve sesi yükseltmek yasaklanmıştır. Bu davranışlar büyük günahlardandır.
- Bağırıp sızlanmadan, sesini yükseltmeden üzülmek ve göz yaşı dökmek haram değildir. Zira bu, Allah'ın takdirine sabretmeye aykırı değildir. Bilakis bu, merhamettir.
- Allah’ın acı veren takdirlerine karşı söz veya davranışla hoşnutsuzluk göstermek (isyan etmek) haramdır.
- Musibetlere karşı sabretmek farzdır.
34 Allah Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin. Onlar, peygamberlerinin kabirlerini mescitler edindiler
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمنينَ رَضيَ اللهُ عنها قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مَرَضِهِ الَّذِي لَمْ يَقُمْ مِنْهُ: «لَعَنَ اللهُ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى، اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ» قَالَتْ: فَلَوْلَا ذَاكَ أُبْرِزَ قَبْرُهُ، غَيْرَ أَنَّهُ خُشِيَ أَنْ يُتَّخَذَ مَسْجِدًا.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir daha iyileşip kalkamadığı hastalığı sırasında şöyle buyurdu: «Allah Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin. Onlar, peygamberlerinin kabirlerini mescitler edindiler.» Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Böyle olmasaydı kabri belirgin olurdu. Ancak onun kabrinin mescit edinilmesinden korkuldu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalığının şiddetlendiği ve vefat ettiği rahatsızlığı esnasında şöyle buyurduğunu haber vermiştir: Allah, Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin (onları rahmetinden uzaklaştırsın)! Çünkü onlar, peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler." Bu durum (kabirlerin mescit edinilmesi); kabirlerin üzerine binalar inşa etmek, yanlarında veya onlara doğru yönelerek namaz kılmak suretiyle olmuştur. Daha sonra Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu yasağı ve uyarısı olmasaydı ve sahabe de, Yahudilerle Hristiyanların peygamberlerinin kabirlerine yaptıklarının aynısının Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabrinde de yapılmasından korkmasaydı, onun kabri görünür ve belirgin olurdu.
- Bu, onun son vasiyetlerinden biridir; bu da onun önemini ve ona verilen özeni göstermektedir.
- Kabirlerin mescit edinilmesi ve buralarda cenaze namazı dışındaki namazların kılınmasının hedeflenmesi kesin bir dille yasaklanmış ve şiddetle haram kılınmıştır. Çünkü bu durum; ölene aşırı tazim gösterilmesine, kabrinin tavaf edilmesine, köşelerine teberrüken dokunulmasına ve adının nida edilerek (ondan yardım) istenmesine yol açan bir vesiledir. Bunların hepsi şirktir ve şirke götüren yollardandır.
- Kabirlerin tazim edilmesinin şirke götüren bir yol olmasından dolayı; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tevhide şiddetle önem vermiş, özen göstermiş ve bundan (bu durumdan) korkmuştur.
- Allah Teâlâ, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kabri başında şirk koşulmasından korumuştur. Ashabına ve onlardan sonra gelenlere de onun kabrinin açığa çıkarılmaması için onu korumalarını ilham etmiştir.
- Sahabe -radıyallahu anhum- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vasiyetine uymaları ve tevhid konusundaki titizlikleri ifade edilmiştir.
- Yahudi ve Hristiyanlara benzemek yasaklanmış, mezarlar üzerine bina yapmanın onların adetlerinden olması anlatılmıştır.
- Kabirlerin mescit edinilmesi; (üzerine) bir cami inşa edilmemiş olsa bile, onların yanında veya onlara doğru namaz kılmayı da kapsar.