Kötü Ahlak hadisleri
1 Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?
عن أبي بكرة رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم: «أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟» ثَلَاثًا، قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: «الْإِشْرَاكُ بِاللهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ» وَجَلَسَ وَكَانَ مُتَّكِئًا، فَقَالَ: «أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ»، قَالَ: فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا: لَيْتَهُ سَكَتَ.
Ebû Bekre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?» diye üç defa sordu. Biz de: Evet! Yâ Rasûlallah, dedik. Rasûlullah: «Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek» diye buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve «İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak» diye buyurdu. Bu sözü durmadan tekrarladı. Daha fazla üzülmesini istemediğimiz için keşke sussa, diye arzu ettik.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına en büyük günahları haber vermiş ve şu üç günahı zikretmiştir: 1- Allah'a şirk koşmak: Herhangi bir ibadet çeşidini Allah'tan başkasına yapmaktır. Allah'tan başkasını uluhiyette, rububiyette, isim ve sıfatlarda Yüce Allah'a denk tutmaktır. 2- Ana babaya itaatsizlik etmek: Sözlü ve fiili olarak ana babaya yapılan bütün eziyetler ve onlara ihsanda bulunmayı terk etmektir. 3- Yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak: Malını almak, ırzı hakkında konuşup aşağılamak vb. nedenler ile söylenen, doğru olmayan asılsız her sözdür. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yalan söylemenin çirkinliği ve toplum üzerindeki kötü etkisine vurgu yapmak için defalarca uyarmıştır. Sahabeler Peygamberimize duydukları şefkatten ve onu rahatsız eden şeye duydukları rahatsızlıktan dolayı susmasını arzu etmişlerdir.
- Günahların en büyüğü Allah'a şirk koşmaktır. Onu günahların en kötüsü ve en büyüğü kılmıştır. Yüce Allah'ın şu buyruğu bunu teyit etmektedir: {Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Bunun dışında kalanları (günahları) ise dilediği kimseler için bağışlar.} [Nisâ Suresi: 48]
- Ana baba hakkının büyüklüğü ifade edilmiştir. Onların hakkı Allah Teâlâ'nın hakkı ile birlikte zikretmiştir.
- Günahlar, büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Büyük günahlar; had ve lanet gibi dünyada cezası bulunan ya da Cehennem'e girmek gibi uhrevi tehdit içeren bütün günahlardır. Büyük günahların bazısı haramlık hususunda diğerlerinden daha şiddetlidir. Büyük günahlar dışında kalan günahlar ise küçük günahlardır.
2 Helak eden yedi şeyden sakının!
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ»، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا هُنَّ؟ قَالَ: «الشِّرْكُ بِاللهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللهُ إِلَّا بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَاتِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Helak eden yedi şeyden sakının!» Sahabeler: Ya Rasûlallah! "Onlar nelerdir?" diye sordular. Rasûlullah: «Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında cepheden kaçmak, iffetli, kendi halinde Mümin kadınlara zina iftirasında bulunmaktır.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine yedi helak edici günahlardan kaçınmasını emretmiştir. Kendisine bu günahların ne olduğu sorulunca, bunları şöyle açıklamıştır: Birincisi: Yüce Allah'a şirk koşmaktır. Bu da O'na hangi şekil ve biçimde olursa olsun eş ve benzerler edinmek ve ibadet çeşitlerinden herhangi birisini Allah Teâlâ'dan başkasına sarf etmek ile olur. İlk olarak bu günahlar içinde şirki saymıştır. Zira şirk günahların en büyüğüdür. İkincisi: Sihir yapmaktır. Düğüm atmak, muska, (sözde) ilaç ve duman çıkaran şeyleri yakmaktan ibarettir. Sihir yapılan kimsenin hastalanması ve vefat etmesi gibi bedenine tesir eden ya da karı kocanın arasını ayırma gibi sonuçlar doğuran şeytani bir iştir. Sihrin büyük bir çoğunluğu şirk koşarak ve pis nefislerin (Şeytan ve cinler) sevdiği şeyleri yapıp onlara yakınlaşarak elde edilir. Üçüncüsü: Yüce Allah'ın yasakladığı insanı öldürmektir. İslam şeriatına uygun bir şekilde hakimin uyguladığı had cezaları bundan müstesnadır. Dördüncüsü: Faiz yiyerek ya da başka yollarla kendisine fayda sağlamaktır. Beşincisi: Babası ölen buluğ çağına ermemiş yetim çocuğun malını haksız yere yemektir. Altıncısı: Kâfirlere karşı yapılan savaştan kaçmaktır. Yedincisi: İffetli hür kadınlara zina iftirasında bulunmaktır. Aynı şekilde iffetli erkeklere atılan iftiralar da bu kapsamda değerlendirilir.
- Büyük günahlar burada sayılan yedi günah ile sınırlı değildir. Bu yedi günah büyüklüğü ve tehlikesinden dolayı özellikle zikredilmiştir.
- Kısas, riddet/dinden dönme ve zina eden evli kimselere uygulanan cezalarla bir cana kıymak caiz olur. Bunun kararını verecek makam ise dine göre hüküm veren hakimdir.
3 Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ؛ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَلَا تَحَسَّسُوا، وَلَا تَجَسَّسُوا، وَلَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَانًا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. İnsanların gizli yönlerini araştırmayın, ayıplarını öğrenmeye çalışmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize karşı kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlar arasında ayrılık ve düşmanlığa yol açacak bazı şeyleri yasaklamış ve onlara karşı uyarmıştır, Bunlardan bazısı şunlardır: (Zan) Delile dayanmadan kalpte oluşan ithamdır. Sözlerin en yalanı olduğu haber verilmiştir. (Kusurları araştırmak) İnsanların hatalarını göz ya da kulak ile araştırmaktır. (Gizli yönleri araştırmak) Gizli olan şeyleri araştırmaktır. Bu genellikle şer hakkında söylenir. (Haset) Nimetin başkalarına ulaşmasını hoş görmemektir. (Yüz çevirmek) Birbirinden yüz çevirmektir. Müslüman kardeşine ne selam verir, ne de ziyaret eder, (Kin beslemek) Nefret edip hoş görmemek. Başkalarını incitmek, asık suratlı ve kötü davranmak. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanları birbirleri ile uzlaştıracak kapsamlı bir söz söylemiştir: (Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun.) Bundan dolayı kardeşlik, insanlar arasındaki ilişkileri iyileştiren, aralarındaki sevgiyi ve yakınlığı artıran bir bağdır.
- Alametleri üzerinde barındıran kimseler hakkında kötü zanda bulunmak kişiye zarar vermez. Müminin akıllı ve zeki olması gerekir ki, kötü ve ahlaksız kişilere aldanmasın.
- Hadiste kişinin kalbinde yerleşen ve ısrar ettiği töhmet yasaklanmıştır. Ancak kişi sadece aklına gelip kalbine yerleşmeyen töhmetten sorumlu değildir.
- Kusurları araştırmak, haset ve benzeri gibi hususlarla Müslüman bir toplumun fertleri arasında nefret, ilişkilerin kesilmesine sebep olan şeyler haram kılınmıştır.
- Nasihat ve arkadaşlık ilişkilerinde Müslümana kardeşçe davranmak nasihat edilmiştir.
4 Kovculuk yapan Cennet'e giremez
عن حذيفة رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَتَّاتٌ».
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Kovculuk yapan Cennet'e giremez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların arasını bozmak kastıyla arada laf taşıyan kovculuk yapan kimselerin Cennet'e girememekle cezalandırılacağını haber vermiştir.
- Kovculuk yapmak büyük günahlardandır.
- Bireyler ve toplum arasında zarar vermek ve fesat çıkarmaya sebep verdiği için kovculuk/insanlar arasında laf taşıma yasaklanmıştır.
5 Allah katında erkeklerin en sevimsizi husumet ve düşmanlığı şiddetli olandır
عن عائشة رضي الله عنها عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللهِ الْأَلَدُّ الْخَصِمُ».
Âişe –radıyallahu anha-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah katında erkeklerin en sevimsizi husumet ve düşmanlığı şiddetli olandır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın husumeti şiddetli ve çok olan, hakka teslim olmayı kabul etmeyen ve tartışarak reddetmeye çalışan veya hak üzere tartışan ancak husumette aşırı giden ve itidalli olmayan ve ilimsiz tartışan kimseye gazaplandığını haber vermiştir.
- Haksızlığa uğrayan kişinin hakkını aramak için şer'i yolları başvurması, kınanan husumet kapsamına girmez.
- Husumet ve tartışma, Müslümanlar arasında ayrılık ve ihtilafa düşmeye sebep olan dilden kaynaklanan musibetlerdendir.
- Tartışma, eğer hak üzere ve üslubu güzelse övgüye değerdir. Hakkı reddetmek ve batılı tasdik etmek için yapılırsa veya delil ve hüccet içermiyorsa yerilen bir tartışmadır.
6 Allah Teâlâ, zalime vakit verir, bir kerede ansızın onu yakaladı mı, artık bırakmaz (onun için kurtuluş yoktur
عن أبي موسى رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ، حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ» قَالَ: ثُمَّ قَرَأَ: «{وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ}[هود: 102]»
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ, zalime vakit verir, bir kerede ansızın onu yakaladı mı, artık bırakmaz (onun için kurtuluş yoktur ). Arkasından da şu ayeti okumuştur: (İşte, Rabbin zalim olan ülkeleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması acı vericidir, şiddetlidir.) [Hûd Suresi: 102. Ayet]»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- günah işleyerek ve şirk koşarak zulmünde ısrarcı olunmaması ve insanlara hakları konusunda zulmedilmemesi hususunda uyarılarda bulunmuştur. Allah Teâlâ, zalime mühlet verir, onun işini sonraya bırakır, ömrünü ve malını uzatır da ona azap etmede acele etmez. Eğer tövbe etmezse onu yakalar ve çokça zulüm etmesinden dolayı onu bırakmaz. Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu ayeti okumuştur: (İşte, Rabbin zalim olan ülkeleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması acı vericidir, şiddetlidir.) [Hûd Suresi: 102. Ayet]
- Akıllı kişi tövbe etmekte acele etmeli ve zulmetmekte ısrar ederse Allah'ın kurduğu tuzaktan güvende olmaz.
- Allah -Azze ve Celle-'nin tövbe etmedikleri takdirde zalimlere azap etmekte acele etmemesi, onlara mühlet verip, azaplarını kat kat arttırmak içindir.
- Zulüm, Allah'ın toplumları cezalandırmasının nedenlerinden biridir.
- Allah içlerinde salih kimselerin olduğu bir şehri, bir bölgeyi helak ederse, onlar (salihler) Kıyamet Günü öldükleri hal üzere diriltileceklerdir. Azabın onları da kapsıyor olması onlara zarar vermeyecektir.
7 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kaza' türü tıraşı yasakladı
عن ابن عمر رضي الله عنهما: أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ الْقَزَعِ.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kaza' türü tıraşı yasakladı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- saçın bir kısmının tıraş edilmesini ve bir kısmının bırakılmasını yasaklamıştır. Yasak; küçük yaşta olan erkek çocukları ve büyük erkekler için geneldir, ancak kadınlar da saçlarını kazıtamazlar.
- İslam dini insanın dış görünüşüne de önem vermiştir.
8 Ömer -radıyallahu anh-’ın yanındaydık o şöyle dedi: «Tekellüf (etmek) bize yasak edildi
عن أنس رضي الله عنه قال: كُنَّا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ: «نُهِينَا عَنِ التَّكَلُّفِ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ömer -radıyallahu anh-’ın yanındaydık o şöyle dedi: «Tekellüf (etmek) bize yasak edildi.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sözlü ve fiili olarak meşakkatli olan şeyleri gerekli olmadıkça yapmayı kendilerine yasak ettiğini haber vermiştir.
- Yasak edilen tekellüf: Çokça soru sormak, bir kimsenin bilmediği konuda ya da Allah'ın genişlik verdiği bir konuda kendi kendini zora sokmasıdır.
- Müslüman, sözde ve amelde; yemesinde, içmesinde, sözünde ve bütün hallerinde kendisini müsamahalı olmaya ve zorlamamaya alıştırmalıdır.
- İslam kolaylık dinidir.
9 (Dikkat edin!) Bunlar muhakkak azap olunuyorlar. Hem de büyük bir şeyden dolayı azap olunmuyorlar. Onlardan biri idrarından sakınmazdı, (iyice temizlenmezdi). Diğeri ise kovuculuk yapardı
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: مَرَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَبْرَيْنِ، فَقَالَ: «إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ، أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنَ البَوْلِ، وَأَمَّا الآخَرُ فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ» ثُمَّ أَخَذَ جَرِيدَةً رَطْبَةً، فَشَقَّهَا نِصْفَيْنِ، فَغَرَزَ فِي كُلِّ قَبْرٍ وَاحِدَةً، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لِمَ فَعَلْتَ هَذَا؟ قَالَ: «لَعَلَّهُ يُخَفِّفُ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu: «(Dikkat edin!) Bunlar muhakkak azap olunuyorlar. Hem de büyük bir şeyden dolayı azap olunmuyorlar. Onlardan biri idrarından sakınmazdı, (iyice temizlenmezdi). Diğeri ise kovuculuk yapardı.» Sonra Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yaş bir hurma dalı aldı ve ikiye ayırdı. Birini bir mezarın üzerine diğerini de diğer mezarın üzerine dikti. Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü! Bunu neden yaptın diye sordular. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Umulur ki, bunlar yaş olarak kaldığı müddetçe azapları hafifler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu: Bu iki kabrin sahibi muhakkak azap olunuyorlar. Azap gördükleri şey Allah katında büyük olsa bile sizin nazarında büyük bir şey değildir. Onlardan biri tuvalet ihtiyacını giderirken idrarının bedenine ve elbisesine bulaşmasını önemsemezdi. Diğeri ise insanlar arasında kovuculuk yapardı. Zarar vermek kastıyla insanların arasını nifak ve fitneye sokmak amacıyla başkalarının sözlerini aktarırdı.
- Kovuculuk ve idrardan sakınmamak büyük günahlardandır ve kabir azabına vesile olur.
- Allah Teâlâ -kabir azabı gibi- gaybî bazı hususları Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nübüvvetinin delili olarak göstermiştir.
- Yaş hurma dalını ikiye ayırıp kabre koymak Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e has bir husustur. Çünkü Yüce Allah bu iki kabir sahibinin halini ona göstermiştir. Bu konuda başkası ona kıyas edilemez. Çünkü hiçbir kimse kabirde yatanların ahvalini bilemez.
10 Öyle bir söz biliyorum ki, eğer onu söylerse kendisinden bu hal gider. Eğer ''Şeytan'dan Allah'a sığınırım.'' derse kendisinden bu hal gider
عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ رضي الله عنه قَالَ: كُنْتُ جَالِسًا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرَجُلاَنِ يَسْتَبَّانِ، فَأَحَدُهُمَا احْمَرَّ وَجْهُهُ، وَانْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنِّي لَأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ، لَوْ قَالَ: أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ، ذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ» فَقَالُوا لَهُ: إِنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «تَعَوَّذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ»، فَقَالَ: وَهَلْ بِي جُنُونٌ؟
Süleyman b. Surad -radıyallahu anh-'dan rivayet edilen bir hadiste, o şöyle demiştir: Ben, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber oturuyordum ve iki adam birbirine hakaret edip, küfrediyordu. Onlardan birinin yüzü kıpkırmızı oldu, boyun damarları şişti. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Öyle bir söz biliyorum ki, eğer onu söylerse kendisinden bu hal gider. Eğer ''Şeytan'dan Allah'a sığınırım.'' derse kendisinden bu hal gider.» Ona dediler ki: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şeytan'dan Allah'a sığın.» O da: "Ben deli miyim ki?" dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İki adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde birbirine küfür edip, sövüyordu. Onlardan birinin yüzü kıpkırmızı oldu, boynunu çevreleyen damarları şişti. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Ben öyle bir söz biliyorum ki; şayet bu öfkeli adam ''Kovulmuş Şeytan'dan Allah'a sığınırım'' derse öfkesi gider. Bunun üzerine o adama şöyle dediler: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- senin, Şeytan'dan Allah'a sığınmanı söyledi. Buna karşılık adam şöyle dedi: Ben deli miyim ki? Adam, sadece kendisine delilik isabet etmiş kimsenin Şeytan'dan sığınacağını zannetti.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ortada bir sebep olduğu zaman irşat etme ve yönlendirmedeki hırsı anlatılmıştır.
- Öfke, Şeytan'dandır.
- Öfke halinde kovulmuş Şeytan'dan, Allah'a sığınılması emredilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Eğer Şeytan'dan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. )
- Hakaret ve buna benzer küfürleşmelerden sakındırılmış ve bu ikisine karşı uyarı yapılmıştır. Çünkü bu ikisi, insanlar arasında birçok fesada yol açar.
- Nasihatın, onu duymayan kimselere de ulaştırılması gerekir ki ondan faydalansınlar.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öfkeden sakındırmıştır. Çünkü öfke, şerre ve pervasızca tehlikeye atılmaya sebep olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yalnızca Allah'ın yasakları delindiği zaman öfkelenirdi. Bu tür öfke ise övülen bir öfkedir.
- Nevevî -rahimehullah- "Ben deli miyim ki?" sözü için şöyle demiştir: Bu sözün sahibinin, münafık veyahut kaba bir bedevi olması muhtemeldir.
11 «Zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır.»
عن ابن عمر رضي الله عنهما مرفوعا: «الظلم ظلمات يوم القيامة». عن جابر رضي الله عنهما مرفوعا: «اتقوا الظلم، فإن الظلم ظلمات يوم القيامة، واتقوا الشُّحَ؛ فإنه أَهْلَكَ من كان قبلكم».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır.» Câbir -radıyallahu anh-’ dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helâk etmiştir.»
Derecesi: Bu hadisin her iki rivayeti de sahihtir · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu iki hadis zulmün haram olduğunun delillerindendir. Bütün zulüm çeşitlerini kapsar. Allah''a şirk koşmak bu kapsamdadır. Her iki hadisteki: «Zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır.» Zulüm sahibi kimseye peşpeşe karanlıklar isabet edecektir ki, kıyamet gününde hiç bir yol bulamayacaktır. İkinci hadisteki: «Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helâk etmiştir.» Burada cimrilikten sakındırılmıştır. Bir toplulukta cimrilik yaygınlaştığında bunun o toplumun helak edilmesinin alameti olduğu beyan edilmiştir. Çünkü cimrilik, kan dökmenin, düşmanlığın, haddi aşmanın ve zulmün sebeplerindendir.
12 Müslümana sövmek fasıklık, onunla savaşmak küfürdür
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «سِبَابُ المُسْلِمِ فُسُوقٌ، وَقِتَالُهُ كُفْرٌ».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslümana sövmek fasıklık, onunla savaşmak küfürdür.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın, Müslüman kardeşine sövmesini ve onu yermesini yasaklamıştır. Bu bir tür fasıklıktır, Allah'a ve O'nun Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaatten uzaklaşma anlamına gelir. Bir Müslümanın Müslüman kardeşiyle savaşmasının küfre götüren amellerdendir, lakin o küçük küfürdür.
- Müslümanın ırzına ve canına saygı göstermek gerekmektedir.
- Haksız yere bir Müslümana sövenin sonu büyük bir vebaldir. Haksız yere söven günahkârdır.
- Müslümana sövmek ve onunla savaşmak imanı zayıflatır ve azaltır.
- İslam dininden çıkaracak kadar büyük bir küfre ulaşmasa bile bazı fiiller küfür olarak isimlendirilir.
- Burada küfürden kastedilen, Ehl-i Sünnet'in ittifakına göre insanı dinden çıkarmayan küçük küfürdür. Zira Allah Azze ve Celle, Müminlerin birbirleriyle savaşmaları ve aralarında çekişme bulunması hâlinde dahi iman kardeşliğini sabit kılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Eğer Müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin.) Bir sonraki ayette şöyle buyurmuştur: (Müminler ancak kardeştirler.)
13 'Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır'' buyurmuştu. Ashâb–ı kirâm: Yâ Rasûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince: “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver'' buyurdu.
عن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «من الكبائر شَتْمُ الرجل والديه» قيل: وهل يسبّ الرجل والديه؟ قال: «نعم، يسبّ أبا الرجل فيسبّ أباه، ويسبّ أمّه، فيسبّ أمّه».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: ''Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır'' buyurmuştu. Ashâb–ı kirâm: Yâ Rasûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi? deyince: “Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver'' buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis ana-baba hakkının büyüklüğüne delalet etmektedir.Onların eziyet görmelerine ve sövülmelerine sebebiyet vermek büyük günahlardandır.Bu sövülmelerine ve lanet edilmelerine sebep verme böyle ise onlara direk lanet etme daha da çirkindir.Sövülmelerinin büyük günahlardan olduğunu haber verdikten sonra hazır bulunanlar bu olaya şaşırdılar.Çünkü direk bir adamın anne-babasına sövmesi onların duymadığı bir şeydir.Bu olayın sövülmelerine sebebiyet vermekle olacağını haber vermiştir.Bir adamın babasına sövdüğü zaman öbür adamda onun ana-babasına söver.
14 'Kim bir topluluğun gizli konuşmasını, onlar istemedikleri halde dinlerse, kıyamet günü kulaklarına kurşun dökülür.''
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «من تَسَمَّع حديث قوم وهم له كارهون؛ صُبَّ في أذنيه الآنُكُ يوم القيامة».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:''Kim bir topluluğun gizli konuşmasını, onlar istemedikleri halde dinlerse, kıyamet günü kulaklarına kurşun dökülür.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste kendilerinin konuşmalarını dinlemelerini istemedikleri bir kişinin onların konuşmalarını dinlediğinde onun için kuvvetli bir tehdit vardır.O da büyük günahlardan olan kötü ahlaktandır.Karşılık yapılan amelin türündendir.Çünkü o kulağıyla dinlediği için onunla cezalandırıldı.O ceza da kulağına eritilmiş kurşun dökülmesidir.Onların bu dinlemeyi hoş görmemeleri doğru ya da doğru olmayan bir maksat olması arasında bir fark yoktur.Çünkü bazı insanlar onları başkalarının dinlemesini istemezler.Sözde ayıp,sakınca ve sövme olmasa dahi bu böyledir.Ancak onu kimsenin dinlemesini istememektedir.
15 «Bir topluluğu güldürmek için yalan söyleyen kimseye yazıklar olsun, yazıklar olsun!»
عن معاوية بن حيدة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ويل للذي يحدث فيكذب؛ ليضحك به القوم، ويل له، ثم ويل له».
Muaviye b. Hayda –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edilen bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Bir topluluğu güldürmek için yalan söyleyen kimseye yazıklar olsun, yazıklar olsun!»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste; yalan söylemeye karşı şiddetli bir uyarı ve mizah ile insanları güldürmek için yalan söyleyen kimseyi ise helak ile tehdit vardır. Bu en çirkin işlerden biridir ve haramlığına dair şiddetle bir uyarı vardır. Bu fiil, müslümanın kesinlikle uzak durması gereken kötü ahlâktandır. Müslüman hangi halde olursa olsun, şeriatın izin verdiği durumlar dışında dilini yalan söylemekten temizlemelidir. Aynı şekilde güldürmek amacıyla yalan söylemek de haramdır. Dinleyenlerin, bu şekilde yalan söyleyen kimseyi uyarmaları ve buna karşı çıkıp bunu dinlememeleri gerekir.
16 Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde (zalime) zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş,
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «اتَّقُوا الظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَاتَّقُوا الشُّحَّ، فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، حَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde (zalime) zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş, onları haksız yere birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal saymaya sevk etmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- zulme karşı uyarıda bulunmuştur. Başka insanlara zulmetmek, insanın kendisine zulmetmesi ve Allah Teâlâ'nın hakkı hususunda yapılan zulüm bunlara bir örnektir. Zulüm, her hak sahibi olana hakkını vermemektir. Zulüm, kıyamet gününde haksızlık yapanların aleyhine zorluklar ve korkular şeklinde çıkacaktır. Burada yasaklanan dünya hırsı ile yapılan aşırı cimriliktir. Başka insanların mali haklarının yerine getirilmesinde ihmalkar davranmak ve dünya malını elde tutmak için hırslı davranmak buna bir örnektir. Bu tür adaletsizlik, bizden önceki kavimleri yok etti, onları birbirlerini öldürmeye ve Allah'ın haram kıldığı şeylere izin vermeye sevk etmiştir.
- Malı, parayı Allah için hayır yolunda harcamak ve din kardeşlerinin haklarını gözetmek karşılıklı sevgi ve dostluk vesilelerinden biridir.
- Cimrilik ve aşırı sıkılık; haddi aşma, ahlaksızlık ve günahlara sebep olur.
- Önceki kavimlerin durumlarından ibret almak gerekir.
17 "Üç kimse vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlara bakmaz."
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «ثلاثةٌ لا يُكلمهم الله يوم القيامة، ولا يُزَكِّيهم، ولا يَنظُر إليهم، ولهم عذابٌ أليم: شَيخٌ زَانٍ، ومَلِكٌ كذَّاب، وعَائِل مُسْتكبر».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olun du ki: «Üç kimse vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlara bakmaz, onlar için acıklı bir azap vardır. (Bunlar: zina eden ihtiyar, çokça yalan söyleyen hükümdar ve büyüklenen fakirdir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Üç sınıf insan vardır ki Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları günahlarından temize çıkarmaz. Onlar için şiddetli bir azap vardır. Bunlar: Zina eden ihtiyar, çokça yalan söyleyen imam (idareci) ve büyüklenen ve kendisi dışında başkalarını küçük gören fakir.
18 "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez."
عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم ، قَالَ: «لا يدخلُ الجنةَ مَن كان في قلبه مِثقال ذرةٍ من كِبر» فقال رجل: إنّ الرجلَ يحب أن يكون ثوبه حسنا، ونَعله حسنة؟ قال: «إنّ الله جميلٌ يحب الجمالَ، الكِبر: بَطَرُ الحق وغَمْطُ الناس».
Abdullah b. Mes’ud –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ‘’Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez.’’ Bunun üzerine bir adam şöyle dedi:’’ İnsan, elbisesinin güzel olmasından, ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır. (Bu da kibre girer mi?) ‘’Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘’Muhakkak ki Allah, güzeldir; güzeli sever. Kibir, hakkı kabullenmemek ve insanları küçük görmektir.’’
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Mes’ud –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre: Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ‘’Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez.’’ Bu hadis uyarıcı hadislerden biri olup şer’î deliller gereğince geniş bir açıklamaya ihtiyacı vardır. Kalbinde kibir olan kimse hakka karşı hoşlanmayarak kibirlenir. Bu da cehennemde ebedi kalacak kâfirdir ve cennete giremez. Allah Teâlâ’nın şu buyruğu uyarınca (Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır). Muhammed Sûresi: 9. Ayet. Eğer kibir yaratılmışlara karşı onlara büyüklenerek olursa, Allah’a ibadette büyüklenmez ise azap görmeden mutlak ve tam bir şekilde cennete giremez. Bilakis o, insanlar üzerinde hâsıl olan kibir ve büyüklenmesinden dolayı azap görecektir. Sonra da temizlenince cennete girecektir. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadisi söylediği zaman; Bir adam şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü: Bir İnsan, elbisesinin güzel olmasından, ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır. (Bu da kibre girer mi?) Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘’ Muhakkak ki Allah, güzeldir; güzeli sever. Zatında güzeldir, fiillerinde güzeldir, sıfatlarında güzeldir. Allah’tan sadır olan her şey güzeldir, kötü değildir. ‘’Güzeli sever’’ sözü; güzelleşmeyi (güzel görünmeyi) sevmek demektir. İnsanın elbisesinde, ayakkabısında, bedeninde ve bütün işlerinde güzel olmasını sever. Çünkü güzelleşmek, çirkin görünümün tersine kalpleri insana doğru çeker, insanlara sevdirir. İnsan giyiminde, elbisesinde ve saçında kötü görünümlü olursa tam tersi olur.
19 Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟» قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ، فَقَالَ: «إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا، وَسَفَكَ دَمَ هَذَا، وَضَرَبَ هَذَا، فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ، ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâbı, “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Aynı zamanda şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş bir hâlde gelir. Bunun üzerine iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına: "Müflis olanın kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Sahabeler: "Aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- "Kıyamet günü ümmetimden iflas etmiş kimse; namaz, oruç ve zekât gibi salih amel işleyen ve bununla beraber bir kimseye lanet eden, birine söven, birinin namusuna iftira atan, birinin malını yiyen ve bunu inkâr eden, birinin kanını akıtan ve o kimseye zulmeden, birine vuran ve o kimseyi küçük görendir" diye buyurdu. Zulmettiği kimseye onun iyiliklerinden verilir. Hakların iadesi ve yapılan zulümlerin hesabı görülmeden iyilikleri tükenirse mazlumun günahları alınıp zalimin defterine yazılır. Sonra da zalim kendisinde hiçbir hasenatı olmadan ateşe atılır.
- Haramlara düşmekten, özellikle de kulların maddi ve manevi haklarına ilişkin olanlardan sakındırılmıştır.
- Yaratılmışların kendi aralarındaki hakları karşılıklı anlaşmazlığa dayalıdır. Yaratıcının kendisine koşulan şirk dışındaki hakları ise mağfirete dayanmaktadır.
- Dinleyiciyi cezbeden, dikkatini çeken ve ilgisini uyandıran diyalog yöntemi, özellikle eğitim ve rehberlikte kullanılmalıdır.
- Gerçek müflisin anlamı açıklanmıştır. O da Kıyamet gününde iyilikleri alacaklıları tarafından elinden alınan kimsedir.
- Ahiretteki kısas, tüm hasenatı kapsayabilir, öyle ki onlardan hiçbir şey kalmaz.
- Allah'ın yaratılmışlara muamelesi adalet ve hakkaniyete dayanmaktadır.
20 Yalan olduğunu zannettiği bir hadisi benden nakleden kimse yalancılardan biridir
عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ وَالْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ رضي الله عنهما قَالَا: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ حَدَّثَ عَنِّي بِحَدِيثٍ يُرَى أَنَّهُ كَذِبٌ، فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبِينَ».
Semura b. Cündeb ve Muğîre b. Şu'be -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demişlerdir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yalan olduğunu zannettiği bir hadisi benden nakleden kimse yalancılardan biridir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim Mukaddime'de rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendisine ait olmayan bir hadisi bilerek, zannederek veya büyük ihtimalle yalan olduğunu düşünerek nakleden kimsenin, bu yalanı uyduran kişiyle aynı suça ortak olduğunu haber vermektedir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet edilen hadislerin doğruluğunu araştırmak ve rivayet etmeden önce sahihliğinden emin olmak gerekmektedir.
- Yalan sıfatı, yalanı uyduran kişiye olduğu gibi, onu başkalarına aktarıp yayan kişiye de nispet edilir.
- Uydurma olduğu bilinen veya büyük ihtimalle uydurma olduğu düşünülen bir hadisi, bundan sakındırmak amacı dışında rivayet etmek haramdır.
21 "Şayet sen, Müslümanların kusurlarını araştırırsan onları kötülüğe sevk etmiş olursun yahut kötülüğe düşürmen çok yakın olur"
عن معاوية رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «إنك إن اتَّبَعْتَ عَوْرَاتِ المسلمين أفْسَدْتَهُم، أو كِدْتَ أن تُفْسِدَهُم».
1571- Muâviye –radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işittim: "Şayet sen, Müslümanların kusurlarını araştırırsan onları kötülüğe sevk etmiş olursun yahut kötülüğe düşürmen çok yakın olur"
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Eğer, Müslümanların gizlemek istedikleri ayıplarını araştırıp açığa çıkarır ve gizli olan işlerinin, hallerinin peşine düşersen, onların açıklarını ortaya çıkarmış ve ayıplarını ortaya koymuş olursun. Bundan dolayı onların utanmaları azalır ve böylece onlar, gizli olarak yaptıkları ve sadece Allah Teâlâ’nın bildiği günahları açıktan işlemeye cesaret ederler.
22 «Kim, bir adamın karısını veya kölesini ayartıp aldatırsa bizden değildir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «من خَبَّبَ زوجة امْرِئٍ أو مَمْلُوكَهُ فليس مِنَّا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, bir adamın karısını veya kölesini ayartıp aldatırsa bizden değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İster erkek, ister kadın olsun herhangi bir kimse, bir kadını ifsad etmek için, kadının yanında kocasının kötülüklerini ve kötü ahlakını zikrederek kadının, onu kötü görmesine, ona karşı itaatsizliğine ve onu boşamasına ya da ondan boşanma talep etmesine vesile olup kocasından ayırmaya çalışan kimse ile bir kimsenin kölesini sahibine karşı kışkırtıp, köleyi efendisine başkaldırmaya itecek ve ona kötü muamele etmesine sebebiyet verecek olan kimse bizim yolumuz ve menhecimiz üzerine değildir. Bilakis bu şeytanın işidir.
23 «(Müslüman) kardeşine bir sene küs duran kimse onun kanını dökmüş gibi olur.»
عن أبي خِراش حَدْرَدِ بن أبي حَدْرَدٍ الأسْلَمِي رضي الله عنه مرفوعاً: «من هَجَر أخَاه سَنَة فهو كَسَفْكِ دَمِهِ».
Ebu Hirâş Hadret b. Ebî Hadret el- Eslemî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «(Müslüman) kardeşine bir sene küs duran kimse onun kanını dökmüş gibi olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Şer'î bir maksadı olmadan bir kimse kardeşine küser ve bu küskünlüğü bir sene sürerse, nasıl onun kanını döktüğünde ceza gerekiyorsa bundan dolayı da ceza gerekir. Kadı (hakim) uygun gördüğü bir cezayı verir. Bunun sebebi o kimseyi caydırmak ve bir başkasına da bunu yapmayı yasaklamak içindir. Ancak bidat ehli ve fasıkları hecretmek (dışlamak) gibi hecretmenin şer'î bir maksadı varsa, tövbe edip ve hakka dönmedikleri müddetçe hecretmenin devam etmesi güzel olandır.
24 Şeytan, Arap Yarımadası'nda namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir. Ancak onları birbirlerine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır
عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ، وَلَكِنْ فِي التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ».
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim: «Şeytan, Arap Yarımadası'nda namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir. Ancak onları birbirlerine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Şeytan'ın, Arap Yarımadası'nda namaz kılan Müminlerin kendisine ibadet etmeye ve putlara secde etmeye dönmesi konusunda ümidinin tükendiğini; ancak yine de husumet, kin, kavga ve fitne benzeri şeylerle Müslümanların aralarını bozma arzusunun, çabasının, gayretinin, çalışmasının ve teşebbüsünün devam ettiğini haber vermiştir.
- Şeytan'a ibadet etmek, puta ibadet etmektir. Çünkü bunu emreden ve buna çağıran odur. Bunun delili Yüce Allah'ın İbrahim -aleyhisselam-'dan haber verdiği şu ayetidir: (Ey babacığım! Şeytan'a ibadet etme...)
- Şeytan, Müslümanlar arasında düşmanlık, kin, kavga ve fitne çıkarmaya çalışır.
- İslam'da namazın faydalarından biri de Müslümanlar arasındaki sevgiyi koruması ve aralarındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmesidir.
- Namaz, kelime-i şehadetten sonra dinin en büyük şiarlarındandır ve bu nedenle Müslümanlar için "namaz kılanlar" tabiri kullanılmıştır.
- Arap Yarımadası, kendisi dışındaki diğer bölgelerde bulunmayan özelliklere sahiptir.
- Eğer, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- (Şeytan, Arap Yarımadası'nda namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir...) dediği halde, nasıl Arap Yarımadası'nın bazı yerlerinde tekrar putlara ibadet etmenin vuku bulduğu sorulursa, şöyle denir: Bu hadis, fetihleri ve insanların akın akın Allah'ın dinine girişini gören Şeytan'ın ruhunda oluşan ümitsizliği bildirmektedir. Hadis, Şeytan'ın zannını ve beklentisini haber vermiştir. Sonra gerçekleşen durum bunun aksine olmuş; bu da Allah Azze ve Celle’nin dilediği bir hikmet sebebiyledir.
25 Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz
عَن أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يَنْظُرُ الرَّجُلُ إِلَى عَوْرَةِ الرَّجُلِ، وَلَا الْمَرْأَةُ إِلَى عَوْرَةِ الْمَرْأَةِ، وَلَا يُفْضِي الرَّجُلُ إِلَى الرَّجُلِ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، وَلَا تُفْضِي الْمَرْأَةُ إِلَى الْمَرْأَةِ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ».
Ebû Saîd el- Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Erkek, erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek başka bir erkekle; bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında yatamaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bir erkeğin, başka bir erkeğin avret yerine, kadının da başka bir kadının avret yerine bakmasını yasaklamıştır. Avret: Göründüğünde utanılan her şeydir ve erkeğin avreti göbek ile dizleri arasıdır. Namahrem erkeklere karşı kadının bütün vücudu avrettir. Kadınlar ve mahremlerine gelince, evde çalışırken genellikle vücudundan görünen yerleri gösterirler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir erkeğin tek elbiseli veya tek örtü altında başka bir erkekle çıplak olarak kalmasını, kadının da bir kadınla tek elbise veya tek örtü altında başka bir kadınla çıplak kalmasını yasaklamıştır. Çünkü bu, her birinin arkadaşının avret yerine dokunmasına yol açabilir. Bir kimsenin arkadaşına bakması gibi dokunması da haramdır. Utanç verici daha büyük şeylere yol açabilmesi sebebiyle dokunmak daha katı bir şekilde haram kılınmıştır.
- Karı ve kocanın birbirlerinin mahrem yerlerine bakmaları dışında başkalarının avret yerlerine bakılması haramdır.
- İslam dini, toplumun temizliğine ve ahlaksızlığa giden yolların kapatılmasına önem verir.
- Şehvetle yapılmamak kaydıyla tedavi için ve benzeri bir ihtiyaç duyulduğunda avret yerlerine bakmak caizdir.
- Müslüman avret yerini örtmek ve gözlerini başkalarının avret yerlerine bakmamak ile emrolunmuştur.
- Yasak, erkeklerin erkeklerle ve kadınların da kadınlarla olan münasebeti için özellikle belirtilmiştir. Çünkü o, avret yerlerine bakıp ortaya çıkarmak için daha fazla istek uyandırır.
26 Kim benim adıma bilerek yalan uydurursa, Cehennem'deki yerine hazırlansın
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim benim adıma bilerek yalan uydurursa, Cehennem'deki yerine hazırlansın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine söz ya da amel nispet ederek bilerek yalan uyduran kimsenin, bu yalanından dolayı Cehennem'de yeri olacağını açıklamıştır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- adına bilerek kasıtlı yalan uydurmak Cehennem'e girme sebebidir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan uydurmak başkası adına yalan uydurmak gibi değildir. Çünkü bunun din ve dünya adına getireceği büyük kötülükler vardır.
- Hadislerin, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e nispet edilmeden önce sahih olup olmadığı teyit edilip emin olmadan aktarılması yasaklanmıştır.
27 Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olmasının alametlerindendir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ المَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olmasının alametlerindendir.»
Derecesi: Nevevî şöyle demiştir: Hasen bir hadistir · Kaynak: Tirmizî ve diğerleri rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslüman’ın İslamının güzelliklerinden ve imanının kemâlinden birinin; kendisini ilgilendirmeyen, kendisine ait olmayan, fayda sağlamayan söz ve davranışlardan —ister dinle ilgili ister dünyayla ilgili olsun— uzak durması olduğunu beyan etmiştir. Çünkü kişi kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olduğunda, bu durum onu ilgilendiren şeylerden alıkoyabilir veya sakınması gereken şeylere düşmesine sebep olabilir. Zira insan, Kıyamet Günü amellerinden sorguya çekilecektir.
- İslam'da insanlar dereceleri bakımından farklılık arz ederler, bazı amellerle imanında güzel bir artış olur.
- Gereksiz boş söz ve davranışları terk etmek, kişinin İslamının kemâline delildir.
- Kişinin din ve dünya işlerinden kendisini ilgilendiren şeylerle meşgul olması teşvik edilmiştir. Bir kimsenin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olduğunun göstergesi ise, kendisini ilgilendiren şeylerle meşgul olması da iyiliğindendir.
- İbnü'l Kayyim -rahimehullah- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- takvanın bütününü tek bir sözle özetlemiştir: «Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman olmasının alametlerindendir.» Bu, kendisini ilgilendirmeyen hususlarda; konuşmak, bakmak, dinlemek, vurmak, yürümek, düşünmek ve diğer gizli ve açık tüm davranışları terk etmeyi de kapsar. Bu, takva hakkında kapsamlı bir ifadedir.
- İbn Recep şöyle demiştir: Bu hadis, güzel ahlakın temel bir ilkesidir.
- İnsanın kendisini ilgilendiren ile ilgilendirmeyeni ayırt etmesi ilimle mümkün olduğundan, ilim talebine teşvik edilmiştir.
- İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, nasihatte bulunmak insanları ilgilendiren şeylerdir; çünkü insan bunları yapmakla emrolunmuştur.
- Allah -Azze ve Celle-’nin haram kıldığı ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hoş görmediği şeylerden uzak durmak da hadisin genel kapsamına girmektedir. Aynı şekilde âhiretle ilgili olup ihtiyaç duyulmayan konular da buna girmektedir; gaybın hakikatleri, yaratılış ve emir hususlarındaki tafsilatlar gibi. Buna ayrıca, gerçekleşmemiş veya gerçekleşmesi muhtemel olmayan yahut gerçekleşmesi tasavvur edilemeyecek farazî meseleler hakkında soru sormak ve araştırmak da dâhildir.
28 Allah -Azze ve Celle- Kıyamet Günü gelmiş geçmiş bütün insanları bir araya toplayacaktır. Her hain için (ihanetini teşhir eden) bir sancak dikilir ve: 'İşte bu, falan oğlu falanın ihanetidir!' denilir
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضيَ اللهُ عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا جَمَعَ اللهُ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ، فَقِيلَ: هَذِهِ غَدْرَةُ فُلَانِ بْنِ فُلَانٍ».
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah -Azze ve Celle- Kıyamet Günü gelmiş geçmiş bütün insanları bir araya toplayacaktır. Her hain için (ihanetini teşhir eden) bir sancak dikilir ve: 'İşte bu, falan oğlu falanın ihanetidir!' denilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir: Allah Teâlâ Kıyamet Günü'nde hesaba çekmek üzere öncekileri ve sonrakileri topladığında, Allah'a veya insanlara verdiği söze vefasızlık eden her hain için, hainliği sebebiyle rezil olacağı bir alamet (işaret) diker. Ve o gün kendisine şöyle seslenilir: Mahşer halkının huzurunda yaptığı kötü davranışı (kötülüğünü) ortaya çıkarmak/ifşa etmek için: 'Bu, falan oğlu falanın ihanetidir!' (denilir).
- İhanetin (vefasızlığın) haram kılınması ve bunun büyük günahlardan sayılmasıdır; çünkü bu (günah) hakkında böylesine şiddetli bir tehdit/uyarı bulunmaktadır.
- Tehdit (ve azap) içeren bu hainlik; can, namus, sır veya mal konusunda sana güvenen ve senin dürüstlüğüne/güvenilirliğine inanan herkese karşı yapacağın hainliği ve onların bu güvenini boşa çıkarmanı kapsar.
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Araplara kendi alışılagelmiş uygulamaları üzerinden yaptığı bir hitaptır. Çünkü onlar, vefa sergileyenler için beyaz bir bayrak, ihanet edenler (vefasızlar) için ise onu kınamak ve yermek amacıyla siyah bir bayrak dikerlerdi. İşte bu hadis, Kıyamet Günü'nde hainin aynı duruma düşeceğini (bu muameleyi göreceğini) içerir; ta ki Kıyamet Günü'nde bu vasfıyla tanınıp meşhur olsun ve mahşer halkı tarafından kınansın.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, insanların Kıyamet Günü'nde babalarının isimleriyle çağrılacakları gerçeği yer almaktadır; şöyle buyurulmuştur: “Bu, filancanın oğlu filancanın ihanetidir.”
29 "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «أتدرون من المفلس؟» قالوا: المُفْلِس فينا من لا دِرهَمَ له ولا مَتَاع، فقال: «إن المفلس من أمتي من يأتي يوم القيامة بصلاة وصيام وزكاة، ويأتي وقد شَتَمَ هذا، وقذف هذا، وأكل مال هذا، وسَفَكَ دم هذا، وضرب هذا، فيعطى هذا من حسناته، وهذا من حسناته، فإن فنيت حسناته قبل أن يُقْضَى ما عليه، أخذ من خطاياهم فَطُرِحتْ عليه، ثم طُرِحَ في النار».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab: Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir." buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasulü –sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına -radıyallahu anhum- şöyle sormuştur: "Müflisin kim olduğunu biliyor musunuz?" Onlar da insanlar arasında bilinen tarifini yaparak, parası ve malı olmayan fakir kimsedir, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-; onlara bu ümmetin müflisinin kıyamet günü namaz, oruç ve zekat gibi çokça salih amellerle, azametli hayır hasenatla geleceğini, ama falancaya sövdüğü, filancaya vurduğu, falancanın malını aldığı, filancaya zina iftirası attığı, falancanın kanını döktüğü için insanlar ondan hakkını almak isteyecekler, dünyada alamadıklarını ahiret de alacaklardır. Ondan kısas yapılarak; onun hasenatından adalet gözetilerek alınıp hak sahiplerine verilecektir. İyilikleri tükendiğinde hak sahiplerinin günahları onun üzerine yüklenilip, sonra da cehenneme atılacağını haber vermiştir.
30 İftiraların en büyüğü kişinin kendi babasından başkasına nesep (soy) iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi, Allah Rasulü'nün -sallallahu aleyhi ve sellem- söylemediği bir sözü ona nispet etmesidir.
عن وَاثِلَةَ بن الأَسْقَعِ ـ رضي الله عنه ـ مرفوعاً: «إن من أعظم الفِرَى أن يَدَّعِيَ الرجلُ إلى غير أبيه، أو يُرِي عَيْنَهُ ما لم تَرَ، أو يقول على رسول الله صلى الله عليه وسلم ما لم يَقْلْ».
Ebul-Eska' Vasile İbni-l Eska'dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: İftiraların en büyüğü kişinin kendi babasından başkasına nesep (soy) iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi, Allah Rasulü'nün -sallallahu aleyhi ve sellem- söylemediği bir sözü ona nispet etmesidir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Şüphesiz ki Allah Teâlâ adına söylenmiş en büyük yalanlardan bir tanesi kişinin kendisini gerçek babasından başka birisine ya da birisinin onu babasından başka birisine nispet edip, onun da bunu ikrar etmesidir. İşte bu en kötü yalanlardan biridir. Yine Allah Teâlâ katında yalanın en kötü ve en büyüğünden birisi de rüyasında görmediği halde bir şeyi rüyasında gördüğünü iddia etmesidir. Aynı zamanda Allah Teâlâ'nın katında yalanın en şiddetlisi ve en büyüğü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylemediği, yapmadığı ve ikrar etmediği halde bir şeyi ona nispet etmesidir.
31 Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsaydı, mutlaka üçüncüsünü de isterdi
عَنْ أَنَسٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ كَانَ لِابْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لَابْتَغَى وَادِيًا ثَالِثًا، وَلَا يَمْلَأُ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلَّا التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللهُ عَلَى مَنْ تَابَ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsaydı, mutlaka üçüncüsünü de isterdi. Âdemoğlunun karnını/gözünü topraktan başkası doldurmaz. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanoğlunun altınla dolu bir vadisi olsa bile, doğasında var olan hırsı sebebiyle iki vadiye daha sahip olmak isteyeceğini; ölüp de karnı kabir toprağıyla doluncaya kadar dünyaya karşı hırslı olmaya devam edeceğini haber vermiştir.
- İnsanın mal toplama ve diğer dünya nimetlerini elde etme konusundaki aşırı hırsı ve tutkusu ifade edilmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, dünyaya aşırı düşkünlük, mal ve serveti çoğaltma hırsı ile dünyaya rağbet etme kötülenmektedir.
- Allah Teâlâ, kötü huylarından tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadis, insanların çoğunda bulunan dünyaya karşı hırs duygusunu esas alarak söylenmiştir. Bunu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: 'Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder.' sözü de desteklemektedir.
32 «Her kim kendini büyük görürse ve yürüyüşünde böbürlenirse huzuru ilâhiye Allah kendisine gazaplı olduğu halde çıkar.»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «مَنْ تَعَاظَمَ في نَفْسِهِ، واخْتَال في مِشْيَتِهِ، لَقيَ اللهَ وهُوَ عليهِ غَضْبَانُ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim kendini büyük görürse ve yürüyüşünde böbürlenirse huzuru ilâhiye Allah kendisine gazaplı olduğu halde çıkar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Hâkim rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis, büyüklenmenin ve kibirlenmenin kınandığına delalet etmektedir. Bu gururlanmak ve büyüklük taslamak (kişinin) böbürlenerek yürüyüşünde, giydiği kıyafetlerinde, konuşmasında ve bütün işlerinde ortaya çıkar (görünür). Kim böyle kibirli ise, kendisinin başkalarının hak ettiğinden daha üstün olduğunu ve büyük görülmeyi hak ettiğine inanıyor ise, huzuru ilâhiye Allah kendisine gazaplı olduğu halde çıkar.
33 Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «بينما رجل يمشي في حُلَّةٍ تُعْجِبُهُ نَفْسُهُ، مُرَجِّلٌ رأسه، يَخْتَالُ في مَشْيَتهِ، إذ خَسَفَ اللهُ به، فهو يَتَجَلْجَلُ في الأرض إلى يوم القيامة".
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den merfu olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allah Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel elbise giymiş,saçını taramış bir adamın kibirlenerek yürüdüğünü haber veriyor.Allah Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi.Yer alt üst olupta o da içine gömüldü.Kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.Çünkü o -Allah'a sığınırız- onda bu kibirlenme,azma ve kendini beğenmişlik olduğu için yerle bir oldu.''Debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.''Sözü:Onun dünya hayatı yaşarken debeleneceği ihtimali olupkıyamete kadar azap görecektir.Hayatta olup yerin içinde azap görecektir.Yaşayanların azap gördüğü gibi azap görecektir.Ve o defnedildiği zaman Allah Azze ve Celle'nin belirlediği sünnetullah gereği ölme ihtimali de vardır.Öldü ancak buna rağmen yeryüzünde debeleniyor ve o ölü bu debelenmesi Brzah aleminde olan bir debelenme olup biz onun keyfiyetini bilmiyoruz.En doğrusunu Allah bilir.Önemli olan bu onun cezası olup Bundan Allah'a sığınırız.
34 Allah’ın rızası gözetilerek öğrenilmesi gereken bir ilmi, yalnızca dünya malından bir menfaat elde etmek amacıyla öğrenen kimse, Kıyamet Günü Cennet'in kokusunu bile bulamayacaktır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَتَعَلَّمُهُ إِلَّا لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضًا مِنَ الدُّنْيَا لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ» يَعْنِي رِيحَهَا.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ın rızası gözetilerek öğrenilmesi gereken bir ilmi, yalnızca dünya malından bir menfaat elde etmek amacıyla öğrenen kimse, Kıyamet Günü Cennet'in kokusunu bile bulamayacaktır.» Cennet'in rayihasını kastetmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Aslında Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak amacıyla öğrenilmesi gereken şer'î/dînî bir ilmi; mal veya makam gibi dünyalık bir pay ve menfaat elde etmekten başka bir gaye gütmeksizin öğrenen kimse, kıyamet gününde cennetin kokusunu dahi duyamaz.»
- İlim öğrenmede ihlasın (samimiyetin) farz olduğu ve buna teşvik edildiği açıklanmıştır.
- Şer‘î ilmi riya için veya dünyalık elde etmeye bir araç olarak edinmekten şiddetle sakındırma ve bunun büyük günahlardan olduğunun belirtilmesi.
- Kim Allah Teâlâ’nın rızasını gözeterek ilim talep ederse ve bunun sonucunda dünya nimetleri kendiliğinden ona ulaşırsa, bunları alması caizdir ve bu durum ona zarar vermez.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: “‘Cennetin kokusu’ ifadesindeki ‘عَرْف’ kelimesi, koku anlamındadır. Burada Cennet'e girmesinin haram kılınmasının şiddetini ifade etmek için böyle bir anlatım kullanılmıştır. Çünkü bir şeyin kokusunu dahi alamayan kimse, o şeye ulaşamaz.”
- Allah’ın rızasının gözetilmesi gereken bir ilmi sırf bir iş/meslek edinmek veya başka dünyevî amaçlar elde etmek için öğrenen kimsenin, bu niyetinden dolayı Allah’a tevbe etmesi gerekir. Allah Teâlâ, kendisine lütuf ve ihsanı bol olan yüce Allah’tır; samimi tevbe ettiği takdirde önceki bozuk niyetini bağışlar.
- Bu uyarı, şer‘î ilim talep eden kimse hakkındadır. Ancak dünya menfaati elde etmek amacıyla mühendislik, kimya ve benzeri dünyevî ilimlerden birini öğrenen kimsenin niyeti bu konuda kendisine aittir.
35 Esmâ -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Bir kadın:Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.''
عن أسماء رضي الله عنها : أن امرأة قالت: يا رسول الله، إن لي ضَرَّةً فهل علي جُناح إن تشبَّعْتُ من زوجي غير الذي يعطيني؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «المُتَشَبِّعُ بما لم يُعطَ كلابس ثَوْبَي زُورٍ».
Esmâ -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Bir kadın:Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir kadın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kocasının kendisiyle beraber başka bir eşinin olduğunu söyledi.Şöyle söylemek istiyor:Kocam bana şunu şunu verdi ve o yalancıdır.Ancak kumasını kızdırmak istiyor.Böyle yaparsa ona günah varmıdır?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinde olmayan bir şeyle gösteriş yapan ve övünen kişinin sahtekar ve yalancı olduğunu haber veriyor.
36 "Birbirine söven iki kişinin söylediklerinin günahı, mazlum olan haddi aşmadıkça sövmeyi ilk başlatana aittir."
عن أبي هريرة رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «المُتَسَابَّانِ ما قالا فَعَلى البَادِي منهما حتى يَعْتَدِي المَظْلُوم».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Birbirine söven iki kişinin söylediklerinin günahı, mazlum olan haddi aşmadıkça sövmeyi ilk başlatana aittir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Birbirine söven iki kişiden çıkan bütün sözlerin günahı ilk başlatana aittir. Çünkü yaptığı ile haddi aşan odur. Öbürüne gelince onun üzerine bir şey yoktur. Çünkü ona zulmedene karşılık vermesi için izin verilmiştir. Eğer mazlum kendisine izin verilen sınırın dışına çıkar, zulmeden hakkında haddi aşarsa, mazlumun günahı ilk başlatandan daha çok olur.
37 İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Bir gün kendisine bir adam getirilerek, "Bu, sakalından şarap damlayan falanca kişidir" denildiğini bunun üzerine kendisinin de şu cevabı verdiğini bildirmektedir: Biz ayıp ve kusur araştırmaktan menedildik. Kendiliğinden bir kusur veya ayıp ortaya çıkarsa biz onun gereğini yaparız.''Hasen Sahih Hadis,Ebû Dâvûd, Buhâri ve Müslim'in rivayet şartına uygun olarak rivayet etmiştir.
عن ابن مسعود رضي الله عنه : أنه أُتِي برجُل فقيل له: هذا فُلان تَقْطُر لحيته خَمْرًا، فقال: إنا قد نُهِيْنَا عن التَّجَسُّسِ، ولكن إن يَظهر لنا شَيْءٌ، نَأخُذ به.
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:Bir gün kendisine bir adam getirilerek, "Bu, sakalından şarap damlayan falanca kişidir" denildiğini bunun üzerine kendisinin de şu cevabı verdiğini bildirmektedir: Biz ayıp ve kusur araştırmaktan menedildik. Kendiliğinden bir kusur veya ayıp ortaya çıkarsa biz onun gereğini yaparız.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn. Mesud -radıyallahu anh-'a şarap içmiş bir adam getirildi durumu buna delalet ediyordu.O da:Sakalından şarap damlıyordu.Bunun üzerine onlara biz başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırmaktan menedildik şeklinde cevap verdi.Çünkü adamın dış görünüşü gizli olarak içtiğini gösteriyordu.Ancak onlar adamın gizli halini araştırıp onu bu hal üzere çıkardılar.Lakin bize bir şey belli olursa adil şahitler ile beyan olup sabit olursa yahutta gizli durumunu araştırmadan kendisi itiraf ederse biz ona bunun gereğini had cezası,tazir olarak uygularız.Kim Allah'ın örtüsüyle gizlenmişse onu sorumlu tutmayız.
38 «Bir Müslüman’ın (din) kardeşine üç (gün)den fazla küsmesi helal olmaz. Kim (Müslüman kardeşine) üç günden fazla küser de (böyle küs haliyle) vefat edecek olursa cehenneme girmeyi hak etmiş olur.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا يَحِلُّ لمسلم أن يَهْجُرَ أخَاه فوق ثَلَاث، فمن هَجَر فوق ثَلَاث فمات دخل النَّار».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir Müslüman’ın (din) kardeşine üç (gün)den fazla küsmesi helal olmaz. Kim (Müslüman kardeşine) üç günden fazla küser de (böyle küs haliyle) vefat edecek olursa cehenneme girmeyi hak etmiş olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Bir Müslüman’ın (din) kardeşine üç (gün)den fazla küsmesi helal olmaz. Bu süre, dünya yaşantısı ya da nefsi bir durum için küsmekten dolayıdır. Eğer dini bir sebepten dolayı yapılıyorsa caizdir. Hatta bid'at, fısk ve fucur ehli tövbe etmiyorlarsa onların hecredilmeleri (terk edilmeleri) vaciptir. Kim (Müslüman kardeşine) üç günden fazla küser de ölmeden önce tövbe etmeyip bu günahında ısrarcı olursa ateşe girer. Allah'ın affetmediği ve işlediği suçtan dolayı ateşe girmeyi hak eden Müslüman cehenneme girse dahi muhakkak oradan çıkacağı ve ebedi kalmayacağı bilinen bir husustur. Ancak oradan çıkmaya yol bulamayacak olan, oranın asıl sahipleri olan kafirlerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
39 Allah dünyada insanlara haksız yere eziyet edenlere, mutlaka azap eder
عَنْ هِشَامِ بْنِ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ رَضيَ اللهُ عنهما أَنَّهُ مَرَّ عَلَى أُنَاسٍ مِنَ الْأَنْبَاطِ بِالشَّامِ، قَدْ أُقِيمُوا فِي الشَّمْسِ، فَقَالَ: مَا شَأْنُهُمْ؟ قَالُوا: حُبِسُوا فِي الْجِزْيَةِ، فَقَالَ هِشَامٌ: أَشْهَدُ لَسَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّ اللهَ يُعَذِّبُ الَّذِينَ يُعَذِّبُونَ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا».
Hişâm b. Hakîm b. Hizâm -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Şam'da Nebatîlerden (Şam bölgesinin yerli halkından) bazı kimselerin güneş altında tutulduğunu gördü. “Bunların hâli nedir?” diye sordu. “Cizye konusunda alıkonuldular.” dediler. Bunun üzerine Hişâm şöyle dedi: Andolsun ki ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim dedi: «Allah dünyada insanlara haksız yere eziyet edenlere, mutlaka azap eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hişâm b. Hakîm b. Hizâm -radıyallahu anhuma- Şam bölgesinde Arap olmayan çiftçilerden (fellahlardan) bazılarının, Güneş'in sıcağı altında ayakta tutulduklarını gördü. Onların durumunu sordu: “Bunların hâli nedir? Bunun nedeninin, ödeme imkânları olmasına rağmen (cizye) ödememeleri olduğu haber verildi. Hişâm -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Şahitlik ederim ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah bu dünyada insanlara haksız yere ve sebepsiz yere işkence edenleri cezalandırır.
- Cizye: Kitap ehlinden olan varlıklı yetişkin erkeklerden, korunmaları ve İslam topraklarında ikamet etmeleri karşılığında alınan vergidir.
- Meşru bir sebep olmaksızın, Müslüman olmayanlar da dahil olmak üzere insanlara işkence yapmak haramdır.
- Zalimleri yaptıkları zulme karşı uyarmak gerekir.
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabeleri, iyiliği emretmeye ve kötülüğü yasaklamaya bağlı kalmışlardır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu ifade, haksız yere yapılan işkence olarak anlaşılmalıdır. Dolayısıyla kısas, hadlerin uygulanması, ta‘zîr ve benzeri meşru bir gerekçeyle yapılan cezalandırmalar buna dâhil değildir.
40 «Kim, işlemediği bir suçtan ötürü kölesini döver veya tokatlarsa, bunun kefareti o köleyi azat etmesidir.»
عن ابن عمر رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «من ضرب غلاما له حدا لم يأته، أو لَطَمَه، فإن كفارته أن يعتقه».
İbn Ömer -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim, işlemediği bir suçtan ötürü kölesini döver veya tokatlarsa, bunun kefareti o köleyi azat etmesidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Cezayı hak edecek bir suç işlememesine rağmen kim kölesine vurursa bu davranışının kefareti onu azat etmesidir.
41 «Cihada çıkan erkeklerin geride bıraktıkları hanımları, cihada çıkmayan erkeklere kendi anneleri gibi haramdır.»
عن بريدة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «حُرْمَةُ نساء المجاهدين على القَاعِدِين كَحُرْمَةِ أُمَّهَاتِهِم، ما من رَجُلٍ من القَاعِدِين يَخْلِف رجُلا من المجاهدين في أهله، فَيَخُونُهُ فيهم إلا وقَف له يوم القيامة، فيأخذ من حسناته ما شاء حتى يَرْضى» ثم التفت إلينا رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: «ما ظنَّكم؟».
Bureyde -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cihada çıkan erkeklerin geride bıraktıkları hanımları, cihada çıkmayan erkeklere kendi anneleri gibi haramdır. Bunlardan bir erkek, mücahitlerden birinin ailesine bakmayı üzerine alır da hıyanet ederse kıyamet günü bu adam durdurulur, o mücahit bunun amelinden dilediğini alır.» Bureyde diyor ki, sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize döndü ve; «Ne dersiniz?» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Asıl olan, yabancı bir kadının yabancı adamlara haram olmasıdır. Bu haramlık Allah Teâlâ yolunda cihada çıkan ve geride hanımlarını bırakan mücahitlerin hanımları söz konusu olunca daha da artmaktadır. Onları geride kalan (erkeklere) emanet ederler. Onların üzerine düşen o kadınların ırzları konusunda dikkat etmeleridir. Onlarla yalnız kalmaktan, onlara bakmaktan ve onlara yakışık almayacak ifadelerle seslenmekten sakınmalıdırlar. Çünkü onlar diğer mümin erkeklere haramlık konusunda kendi annelerinin haram olmaları gibi haramdırlar. Çünkü mücahitler, geride kalan erkeklere tıpkı kendi ailelerine bakmaları gerektiği gibi onlara da öylece bakmalarını vasiyet etmişlerdir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onların ihtiyaçlarını giderme noktasında onlara hıyanet etmeden, onlara haram bakışlarla bakmadan ya da onlarla bir harama düşmeye uğraşmadan insanın üzerine düşeni yapması gerektiğini açıklamıştır. Yine ondan (savaşa gitmeyip geride kalan kişiden) yapılması istenilen, kadınları koruma, onlara itina gösterme, onlara hayrın ulaştırılması ve onlara eziyet verecek şeyin onlardan uzaklaştırılması konusunda eksiklik olmamasıdır. «Bunlardan bir erkek, mücahitlerden birinin ailesine bakmayı üzerine alır da hıyânet ederse kıyamet günü bu adam durdurulur, o mücahit bunun amelinden dilediğini alır.» Manası: Mücahitler, hanımlarından uzak olduklarında onların hanımlarına ilişmeye cüret edip onlara hıyanet etmeleridir. Allah Teâlâ kıyamet günü mücahidin, hainin iyiliklerinden gözü aydın olana ve razı olana kadar almasına imkân verir. Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize döndü ve «Ne dersiniz?» buyurdu. Yani mücahidin o makamda onun iyiliklerinden alması ve bunu çokça yapması konusunda ne dersiniz? İyiliklerinden hiçbir şey kalmayıncaya kadar alır. (Şeyh) Abbad’ın Ebu Davud’un Es-Sünne isimli kitabının elektronik şerhi olan Mirkâtü’l-Mefâtih isimli kitabından (6/2461) alınmıştır.
42 Onu bırakın; çünkü o iğrenç bir şeydir
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنَّا فِي غَزَاةٍ فَكَسَعَ رَجُلٌ مِنَ المُهَاجِرِينَ رَجُلًا مِنَ الأَنْصَارِ، فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ: يَا لَلْأَنْصَارِ، وَقَالَ المُهَاجِرِيُّ: يَا لَلْمُهَاجِرِينَ، فَسَمَّعَهَا اللَّهُ رَسُولَهُ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا هَذَا؟» فَقَالُوا: كَسَعَ رَجُلٌ مِنَ المُهَاجِرِينَ رَجُلًا مِنَ الأَنْصَارِ، فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ: يَا لَلْأَنْصَارِ، وَقَالَ المُهَاجِرِيُّ: يَا لَلْمُهَاجِرِينَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ» قَالَ جَابِرٌ: وَكَانَتِ الأَنْصَارُ حِينَ قَدِمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَكْثَرَ، ثُمَّ كَثُرَ المُهَاجِرُونَ بَعْدُ، فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَيٍّ: أَوَقَدْ فَعَلُوا، وَاللَّهِ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى المَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ، فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: دَعْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَضْرِبُ عُنُقَ هَذَا المُنَافِقِ، قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «دَعْهُ، لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّ مُحَمَّدًا يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz bir gazvedeyken Muhacirler'den biri Ensar'dan birine tekme attı. Ensar'dan olan kimse, "Ey Ensar!" dedi, Muhacirlerden olan da "Ey Muhacirler!" dedi. Allah Teâlâ, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bunu işittirdi ve o da, «Bu nedir?» dedi. Dediler ki: Muhacirler'den biri Ensar'dan birine tekme attı. Bunun üzerine Ensar'dan olan kimse "Ey Ensar!" dedi. Muhacirlerden olan kimse de, "Ey Muhacirler!" dedi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu bırakın; çünkü o iğrenç bir şeydir.» Câbir dedi ki: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geldiğinde Ensar daha kalabalıktı, sonra Muhacirlerin sayısı arttı. Abdullah b. Übey dedi ki: Böyle mi yaptılar? Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye dönersek en şerefli olanlar en aşağılık olanları oradan kovacaktır. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Şu münafığın boynunu vurayım." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu bırak, yoksa insanlar Muhammed kendi ashabını öldürüyor, derler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Muhacirler ve Ensar'dan -radıyallahu anhum- sahabeleri ile birlikte bir gazveye çıkmışken, Muhacirler'den bir adam Ensar'dan bir adamın sırtına eliyle vurdu. Ensar'dan olan adam: "Ey Ensar! Bana yardım edin!" dedi. Muhacirler de: "Ey Muhacirler! Bana yardım edin!" dedi. Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu işitti ve şöyle dedi: "Bu nedir?" Dediler ki: Muhacirler'den bir adam, Ensar'dan bir adamın dübürüne eliyle vurdu. Bunun üzerine Ensar'dan olan adam, "Ey Ensar! Bana yardım edin!" dedi. Muhacirler'den olan adam da, "Ey Muhacirler! Bana yardım edin!" dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bu İslam öncesi adeti terk edin; çünkü o çirkin, nefret dolu ve zararlıdır. Bir kimse rakibi tarafından yenilgiye uğratıldığında, kavminden olanları çağırır ve onlar da ister zalim ister mazlum olsun, bilgisizlik ve kabilecilik yüzünden ona yardıma koşarlar. Câbir şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hicret ederek Medine'ye geldiğinde Ensar daha kalabalıktı ve daha sonra Muhacirler'in sayısı arttı. Münafıkların başı Abdullah b. Ubey b. Selûl şöyle demiştir: İş bu noktaya mı geldi? Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye dönersek, şerefli olanlar -yani kendisi ve yanındakileri kast ederek- aşağılanmış olanları -Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındakileri kast etmektedir- Medine'den kovacaklardır. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! Şu münafığın boynunu vurmama izin ver. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Onu bırakın, yoksa insanlar Muhammed'in, hatta açıkça bile olsa, kendine uyanları öldürdüğünü söylerler.
- İslam öncesi cehaletin kınanan adet ve göreneklerinin, sözde veya fiilde olsun yasaklanmasının sebebi, İslam'ın insanları bunlardan uzaklaştırmak ve onları kendileri için doğru ve hak olana yönlendirmek için gelmiş olmasıdır.
- Yanlış tarafgirliğe karşı uyarıda bulunmak ve ondan sakınmak, iğrenç ve çirkin bir şeyden sakınmak gibidir.
- Düşmanlığı ve nefreti körükleyen her şey yasaklanmıştır.
- İmam Nevevî şöyle demiştir: Onun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bunu cehalet iddiası olarak adlandırması, bundan hoşlanmamasından kaynaklanmaktadır; çünkü bu, İslam öncesi dönemin dayandığı şeylerden biriydi. Yani dünyevi işlerde ve dünya ile ilgili konularda kabilelerin birbirlerine destek olmaları, insanlar İslam öncesi dönem, haklarını kabileler ve aşiretler aracılığıyla elde ederdi. İslam ise bunu ortadan kaldırmak ve davaları dinin hükümleriyle çözmek için geldi. Dolayısıyla bir kişi başka bir kimseye zulmederse, hakim aralarında hüküm verir ve onu düşmanlığının sonuçlarına mahkum eder. Bu, İslam'ın kanunlarında belirlenmiştir.
- Sindî şöyle demiştir: İslam öncesi dönem insanlarının adeti olduğu üzere, bir kimseyi kendi kabilesinden olduğu için desteklemenin geçersiz olduğunu açıkladı. Bu nedenle, kimsenin kabilesini öne sürmesinin bir nedeni yoktur. Haklı olanı desteklemek ise, ister kabilesinden olsun ister olmasın, her Mümin için gerekli bir şarttır.
- Münafıklar, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve sahabelerine -radıyallahu anhum- karşı edepsizce ve küstah davranıyorlardı.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- münafıkların kendisine eziyet etmelerine karşı son derece sabırlı ve tahammüllüydü.
- İnsanların İslam'a girmesini engelleyecek her bir şeye karşı uyarıda bulunulmuştur. İşte bu yüzden Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların "Muhammed, ashabını öldürüyor" dememeleri için münafıkları öldürmekten kaçınmıştır.
43 Ona lanet etmeyin; çünkü Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ı ve Rasûlünü sever
عَنْ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَجُلًا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ اسْمُهُ عَبْدَ اللَّهِ، وَكَانَ يُلَقَّبُ حِمَارًا، وَكَانَ يُضْحِكُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ جَلَدَهُ فِي الشَّرَابِ، فَأُتِيَ بِهِ يَوْمًا فَأَمَرَ بِهِ فَجُلِدَ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ القَوْمِ: اللَّهُمَّ الْعَنْهُ، مَا أَكْثَرَ مَا يُؤْتَى بِهِ؟ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ تَلْعَنُوهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ أَنَّهُ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Abdullah adında bir adam vardı ve ona eşek lakabı takılmıştı. Bu adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu içki içtiği için kırbaçla cezalandırmıştı. Bir gün bu adam huzuruna getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaç vurularak cezalandırılmasını emretti. Halktan bir adam, “Ey Allah'ım! Ona lanet et! Ne sıklıkla buraya getiriliyor!” dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ona lanet etmeyin; çünkü Allah'a yemin ederim ki, o Allah'ı ve Rasûlünü sever.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında, eşek lakaplı Abdullah adında bir adam vardı. Bu adam, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bazı sözleriyle güldürürdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- alkol içtiği için onu kırbaçlatmıştı. Bir gün alkol aldıktan sonra getirildi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kırbaçlanmasını emretti. Orada bulunanlardan biri ona lanet okuyarak şöyle dedi: "Allah ona lanet etsin, buraya ne sıklıkla şarap içmiş halde getiriliyor?" Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Onun Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılması için dua etmeyin. Çünkü Allah'a yemin ederim ki, onun hakkında Allah'ı ve Rasûlünü sevmesinden başka bir şey bilmiyorum.
- Haram bir fiili işlemek ile bunu işleyenin kalbinde Allah'a ve Rasûlüne sevgi beslemesi arasında bir çelişki yoktur; zira Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, bahsi geçen kişinin yaptığı şeye rağmen Allah'ı ve Rasûlünü sevdiğini bildirmiştir.
- Büyük günah işleyen kimse, ısrarla o günahı işlemeye devam ederken ölürse, o Allah'ın takdirine kalmıştır. Allah dilerse onu affeder, dilerse de azap eder. İslam ehli arasında hiç kimse sonsuza dek Cehennem'de kalmaz.
- İçki içen belirli bir kimseye lanet okumak hoş değildir. Çünkü lanetin gerçekleşmesine engel olan bir şey olabilir. Belli bir kişiye lanet okumak ve ona beddua etmek, onun davranışında ısrar etmesine veya tövbesinin kabul edileceğinden umudunu kesmesine neden olabilir.
- Bu özelliğe sahip olan belli bir şahsa değil genel lanet okumak caizdir.
44 Hemmâm b. Hâris'in Mikdâd -radıyallahu anh-'den rivâyet ettiğine göre, bir adam Osman -radıyallahu anh-'i övmeye başlayınca, Mikdâd da dizleri üstüne çökerek metheden kişinin yüzüne çakıl taşları atmaya başladı. Bunun üzerine Osman ona:Ne yapıyorsun öyle? deyince Mikdâd:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Meddahları/çok övenleri gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpiniz" buyurdu, diye cevap verdi.Müslim rivayet etmiştir.
عن المقداد رضي الله عنه :أن رجلا جعل يمدح عثمان رضي الله عنه فعَمِدَ المقداد، فجَثَا على ركبتيه، فجعل يَحْثُو في وجهه الحَصْبَاءَ. فقال له عثمان: ما شأنك؟ فقال: إن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إذا رأيتم المَدَّاحِينَ، فاحْثُوا في وجوههم التراب».
Hemmâm b. Hâris'in Mikdâd -radıyallahu anh-'den rivâyet ettiğine göre, bir adam Osman -radıyallahu anh-'i övmeye başlayınca, Mikdâd da dizleri üstüne çökerek metheden kişinin yüzüne çakıl taşları atmaya başladı. Bunun üzerine Osman ona:Ne yapıyorsun öyle? deyince Mikdâd:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Meddahları/çok ödenleri gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpiniz" buyurdu, diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Mikdâd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre bir adam Osman -radıyallahu anh-'ı övdü.Mikdâd dizleri üzerine oturdu ve küçük çakıl taşları aldı ve onları öven kişinin yüzüne attı.Osman -radıyallahu anh- ona bunu neden yaptığını sordu.O da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in birini öven kişileri gördüğümüz zaman onların yüzüne toprak atmamızı emrettiği diyerek haber verdi.
45 Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمنينَ رَضيَ اللهُ عنها قَالَت: قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حَسْبُكَ مِنْ صَفِيَّةَ كَذَا وَكَذَا، -قَالَ أَحدُ الرُّوَاةِ: تَعْنِي قَصِيرَةً- فَقَالَ: «لَقَدْ قُلْتِ كَلِمَةً لَوْ مُزِجَتْ بِمَاءِ الْبَحْرِ لَمَزَجَتْهُ» قَالَتْ: وَحَكَيْتُ لَهُ إِنْسَانًا، فَقَالَ: «مَا أُحِبُّ أَنِّي حَكَيْتُ إِنْسَانًا وَأَنَّ لِي كَذَا وَكَذَا».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Safiyye'nin şöyle şöyle oluşu sana yeter, dedim. -Ravilerden biri, bu sözle Âişe -radıyallahu anha-'nın onun kısa boylu oluşunu kastettiğini söylüyor-. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı» buyurdu. Âişe dedi ki, ben bir başka gün de kendisine bir insanın durumunu taklit ederek anlatmıştım. Bunun üzerine de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bana dünyanın en kıymetli şeylerini verseler, ben yine de bir insanı hoşlanmayacağı bir şekilde taklit edip anmayı kesinlikle istemem.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle dedi: Safiyye -yani Müminlerin annesi- hakkında sana yeter. Onun bedensel kusurlarından biri de kısa boylu olmasıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Bir söz söyledin ki, deniz suyuna karışsa onu alt eder, değiştirir ve bozar." dedi. Âişe -radıyallahu anha-: "Bir gün de bir insanın (kusurlarını) taklit ederek konuşmuştum." dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Bana dünyanın en büyük serveti verilse bile, bir başkasını kusuruyla anmayı, onu küçük düşürmek için taklidini yapmayı veya onun gibi konuşmayı asla istemem" diye buyurdu.
- Gıybetten sakındırma ve korkutma ifade eder.
- İnsanları tahkir etmek ve küçük görmek amacıyla fiziksel özelliklerini anlatarak onların taklidini yapmak haram kılınmış bir gıybettir.
- Bedensel kusurları anlatmak gıybetin bir parçasıdır.
- el-Kâdî Îyâz -rahimehullah- şöyle demiştir: Karıştırmak; başka bir şeyi ona ekleyerek değiştirmektir. Anlamı şudur: Eğer bu gıybet, denize karıştırılabilecek bir şey olsaydı, denizin o kadar çok ve bol suyuna rağmen onun halini (rengini/tadını) kesinlikle değiştirirdi. Durum böyleyken, içine bu gıybetin karıştığı azıcık (salih) amellerin hali nice olur!
- Hadis, eşler arasında yaşanan kıskançlıkların bir kısmını açıklamaktadır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- münkeri, kötülüğü tasvip etmemiştir.
- Allah Teâlâ’nın rızası ve gazabından emin olma durumu ile karşılaştırıldığında; dünyanın ve içindekilerin ne kadar küçük, değersiz ve ehemmiyetsiz olduğunu anlaşılmaktadır.
- İslam güzel ahlak dinidir ve insanların saygınlığına, sözle veya fiille dil uzatılmamasını emreder. Çünkü saygınlığa dil uzatılması Müslümanlar arasında düşmanlık ve kin doğurur.
46 Çok lanet edenler, Kıyamet Günü ne şahitlik yapacaklar, ne de şefaatçi olacaklardır
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رضي الله عنه: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّ اللَّعَّانِينَ لَا يَكُونُونَ شُهَدَاءَ وَلَا شُفَعَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ».
Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Çok lanet edenler, Kıyamet Günü ne şahitlik yapacaklar, ne de şefaatçi olacaklardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, haksız yere lanet edenlerin iki cezayı hak edeceğini bildirmiştir: Birincisi: Lanet eden kimse, Kıyamet Günü'nde peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ettiklerine dair ümmetler hakkında şahitlik edenlerden olmaz. Dünyada da fâsık olması sebebiyle şahitliği kabul edilmez. Ayrıca Allah yolunda öldürülmek suretiyle elde edilen şehitlik mertebesine de erişemez. İkincisi: Kıyamet Günü Müminler, Cehennem'e girecek olan kardeşlerine şefaat edecekleri zaman, (günahkarlığı sebebiyle) o kimse başkalarına şefaat edemeyecektir.
- Lanet etmek haram, bunu sık sık yapmak ise büyük günahtır.
- Hadiste zikredilen bu ceza ve mahrumiyet, laneti çokça alışkanlık hâline getiren kimse hakkındadır; bir defa veya benzeri nadir durumlarda lanet eden kimse hakkında değildir. Ayrıca bundan, şeriatın izin verdiği meşru lanet de istisna edilir. Bu da belirli bir şahsı hedef göstermeksizin, kötü sıfat sahiplerine yönelik olarak şeriatta geçen lanetlerdir. Mesela "Allah Yahudilere ve Hristiyanlara lanet etsin", "Allah zalimlere lanet etsin", "Allah resim yapanlara lanet etsin", "Lut kavminin işini yapana Allah lanet etsin", "Allah'tan başkası için kurban kesene Allah lanet etsin", "Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara Allah lanet etsin" Bunlara benzer ifadeler de bu kapsamdadır.
- Hadiste, Kıyamet Günü Müminlerin de şefaat edecekleri ifade edilmiştir.