Cami ve Cemaat hadisleri
1 Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم: «اللهُمَّ لَا تَجْعَلْ قَبْرِي وَثَنًا، لَعَنَ اللهُ قَوْمًا اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen (ibadet ve tapınma yeri) kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen topluluğa Allah lanet etmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; kabrinin, insanların tazim ederek ibadet ettikleri ve oraya yönelip secde ettikleri bir tapınma yeri olmaması hususunda Rabbine dua etmiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın, peygamberlerin kabirlerini mescit edinen kimseleri rahmetinden kovup uzaklaştırdığını haber vermiştir. Çünkü bu kabirlerin mescit edinilmesi, ibadet edilmesine ve batıl inançlara vesile olur.
- Peygamber ve salihlerin kabirlerinde şeri haddin aşılması, Allah'ın dışında ibadet edilen yerler olmasına sebebiyet verir. Bundan dolayı şirke götüren vesilelerden sakınmak farzdır.
- Kabirde yatan kimseler Allah Teâlâ'ya ne kadar yakın olursa olsun, onların kabirlerine tazim ve ibadet etmek için gitmek caiz değildir.
- Kabirlerin üzerine mescitler inşa etmek haramdır.
- Mescitler inşa edilmemiş olsa bile kabirlerin olduğu yerde namaz kılmak haramdır. Ancak cenaze namazı kılınmadı ise o kılınır.
2 Onlar öyle bir topluluktur ki, içlerinden salih bir kul ya da salih bir adam öldüğünde onun kabrinin üzerine mescit bina eder,
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المؤمنين رضي الله عنها: أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ ذَكَرَتْ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَنِيسَةً رَأَتْهَا بِأَرْضِ الْحَبَشَةِ، يُقَالُ لَهَا مَارِيَةُ، فَذَكَرَتْ لَهُ مَا رَأَتْ فِيهَا مِنَ الصُّوَرِ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أُولَئِكَ قَوْمٌ إِذَا مَاتَ فِيهِمُ الْعَبْدُ الصَّالِحُ، أَوِ الرَّجُلُ الصَّالِحُ، بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِلْكَ الصُّوَرَ، أُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللهِ».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre: Ümmü Seleme -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Habeşistan'da ismi Mâriya olan bir kilise gördüğünü zikretti. Ona bu kilisenin içinde gördüğü resimlerden bahsetti. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onlar öyle bir topluluktur ki, içlerinden salih bir kul ya da salih bir adam öldüğünde onun kabrinin üzerine mescit bina eder, içine de resimler yaparlar. Onlar, Allah katında yaratılmışların en şerlileridir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Habeşistan'da kaldığı dönemde içinde suret, resim ve süslemeler olduğu için çok şaşırdığı, ismi Mâriya olan bir kilise gördüğünü haber vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu suretlerin neden koyulduğunu açıklamış ve şöyle buyurmuştur: Şüphesiz senin bahsettiğin kimseler, içlerinden salih bir kimse vefat ettiğinde onun kabrinin üzerine bir mescid yaparlardı, orada namaz kılarlardı ve onun suretini (resmini) yaparlardı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem- bunları yapan kimselerin Allah Teâlâ katında en şerli kimseler olduğunu açıklamıştır. Çünkü bu amel Allah Teâlâ'ya şirk koşmaya götüren vesiledir.
- Kabirlerin üzerine cami inşa edilmesi ya da orada namaz kılınması veya ölenlerin camiye defnedilmesi şirkin önüne engel olmak için haram kılınmıştır.
- Kabirlerin üzerine cami inşa etmek, oraya resimler asmak Yahudi ve Hristiyanların amelidir. Kim bunu yaparsa onlara benzemiş olur.
- Canlı varlıkların resimlerini çizmek haramdır.
- Kim, kabirler üzerine cami inşa eder ve oralara resim asarsa, Allah Teâlâ'nın yarattığı en şerli kimselerden olur.
- Din, şirke yol açabilecek her türlü yolu engelleyerek tevhidi tamamen korumuştur.
- Salihler hakkında aşırıya gitmek haram kılınmıştır. Çünkü şirke götüren bir vesiledir.
3 Saflarınızı düzeltiniz. Çünkü safların düz olması namazın tamamındandır (kemalindendir)
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «سَوُّوا صُفُوفَكُمْ، فَإِنَّ تَسْوِيَةَ الصَّفِّ مِنْ تَمَامِ الصَّلَاةِ».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Saflarınızı düzeltiniz. Çünkü safların düz olması namazın tamamındandır (kemalindendir).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılanların saflarını düzeltmelerini emrediyor. Safta bazılarının ileri bazılarının geri durmamasını ve safları düzeltmenin namazın tamamından, kemalinden olduğunu, safın eğri olmasının da namazda bir kusur veya eksiklik olmasına sebep olduğunu bildirmektedir.
- Namazı tamamlayan ve noksanlıktan uzak tutan her şeye özen göstermenin meşru olduğu ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, eğitim ve öğretmedeki hikmetli oluşu ifade edilmiştir. Bir şeyin hükmünü sebebe bağlamıştır ki, Allah'ın şeriatının hikmeti ortaya çıksın ve nefisler dine/şeriata uymak için harekete geçsin.
4 «Kabrimi (çokça gelinip, gidilen) bir yere çevirmeyiniz. Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Bana salat ve selam getiriniz. Zira nerede olursanız olun, sizin salat ve selamınız bana ulaşır.»
عن علي بن الحسين: "أنه رأى رجلا يجيء إلى فُرْجَةٍ كانت عند قبر النبي صلى الله عليه وسلم فيدخل فيها فيدعو، فنهاه، وقال: ألا أحدثكم حديثا سمعته من أبي عن جدي عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:« لا تتخذوا قبري عيدا، ولا بيوتكم قبورا، وصلوا علي، فإن تسليمكم يبلغني أين كنتم».
Ali bin Hüseyin -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: «Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrinin bulunduğu evin yanındaki gediğe gelen bir adam gördü. Adam o gediğe giriyor ve orada dua ediyordu. Ali bin Hüseyin -radıyallahu anhuma- adamı bu davranıştan yasakladı. Babam ve dedem tariki ile işittiğim bir hadisi sana nakledeyim dedi: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kabrimi (çokça gelinip, gidilen) bir yere çevirmeyiniz. Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Bana salat ve selam getiriniz. Zira nerede olursanız olun, sizin salat ve selamınız bana ulaşır.»
Derecesi: Bu hadis bütün yolları ve şahitleriyle birlikte sahihtir · Kaynak: İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ali bin Hasen -radıyallahu anh- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrinin yanında dua eden bir adam gördüğünü haber vermiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrini bayram yerine çevirmenin yasaklandığı, evleri Allah’a ibadet ve zikirden kesintiye uğratmanın yasaklandığı ve kabristanlıklara benzetildiği hadisi delil getirerek onu bundan men etmiştir. Müslüman kimsenin selamının nerede olursa olsun Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşacağını haber vermiştir.
5 «Yanında ok varken mescidlerimize veya çarşı-pazarımıza uğrayan kimse, müslümanlardan herhangi birine onlardan bir zarar gelmemesi için, okunun ucundaki demiri eliyle tutsun.»
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رسول اللَّه -صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم-: «من مرَّ في شيء من مساجدنا، أو أسواقنا، ومعه نَبْلٌ فَلْيُمْسِكْ، أو لِيَقْبِضْ على نِصَالِهَا بكفِّه؛ أنْ يصيب أحدا من المسلمين منها بشيء».
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanında ok varken mescidlerimize veya çarşı-pazarımıza uğrayan kimse, müslümanlardan herhangi birine onlardan bir zarar gelmemesi için, okunun ucundaki demiri eliyle tutsun.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim mescid ve çarşı pazar gibi müslümanların toplandığı yerlere uğrarsa ve yanında ok vb. gibi savaş aleti varsa sıkıca o zarar verecek kısımdan tutması gerekir ki müslümanlardan birisine zarar vermesin.
6 "Eğer buralı/Medineli olsaydınız canınızı yakardım. Zira siz, Rasûlullah'ın mescidinde sesinizi yükseltiyorsunuz."
وعن السائب بن يزيد الصحابي رضي الله عنه قال: كنت في المسجد فَحَصَبَنِي رَجُل، فنظرت فإذا عمر بن الخطاب رضي الله عنه فقال: اذهب فَأتِنِي بِهذَينِ، فَجِئْتُهُ بهما، فقال: من أين أنتما؟ فقالا: من أهل الطائف، فقال: لو كُنْتُمَا من أهل البلد، لأَوْجَعْتُكُمَا، تَرْفَعَان أصْوَاتَكُما في مسجد رسول الله صلى الله عليه وسلم !
Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- anlatıyor: "Bir gün Mescitte duruyordum. Birden adamın biri bana bir çakıl taşı artı. Hemen dönüp baktım. O kişi Ömer b. El-Hattab idi. Bana, 'Git şu iki adamı tut getir, dedi. Ben de gittim, onları tutup getirdim. Onlara 'Nerelisiniz?' diye sordu. Onlar da 'Taifli'yiz' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer onlara şöyle dedi: Eğer buralı/Medineli olsaydınız canınızı yakardım. Zira siz, Rasûlullah'ın mescidinde sesinizi yükseltiyorsunuz."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- bizlere yaşadığı bir olayı anlatıyor. İki adam Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in mescidinde yüksek sesle konuşmaktadır. Ömer b. El-Hattab onları duyunca Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh-’a çakıl taşı atar. Böyle yaparak, kendisinden o iki adamı yanına getirmesini talep etmektedir. Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- devamla şöyle demektedir: “Ben de gittim, onları tutup getirdim. Ömer onlara 'Nerelisiniz?' diye sordu. Onlar da 'Taifli'yiz' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer “Eğer buralı/Medineli olsaydınız canınızı yakardım. Zira siz, Rasûlullah'ın mescidinde sesinizi yükseltiyorsunuz.” Dedi. Yani sizler şayet Medineli olsaydınız Mescid-i Nebevi'de yüksek sesle konuşmanızdan dolayı sizi cezalandırırdım. Ne var ki, buralı olmadığınız ve konuyu bilmediğiniz için sizleri mazur görmekteyim, manasına gelmektedir. Zira o iki adamın konumunda olan kimseler dini hükümlerin bazılarını bilmeyebilirler.
7 «Mescide tükürmek günahtır, kefareti de gömmmek (onu ortadan kaldırmaktır).»
عن أنس رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «البُزَاق في المسجد خَطيئة، وَكَفَّارَتُهَا دَفْنُها».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mescide tükürmek günahtır, kefareti de gömmmek (onu ortadan kaldırmaktır).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Mescidde yere ve duvarlara atılan büzâk yani tükürük -Başka bir bir rivayette (büsâk)- günahtır. Bunu yapan kişi, Allah Teâlâ'nın vereceği cezayı hak eder. Ne olursa olsun bir Müslümanın mescide tükürmesi caiz değildir. Çünkü bu fiilde Allah'ın evini değersiz görmek, kirletmek ve pisletmek vardır. Allah'ın evlerini necasetten ve pislikten korumak gerekmektedir. Çünkü bu Allah Teâlâ'nın değer verdiği nişaneleri olan şeyleri yüceltmektendir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Hac:30) Ancak elbisesine, puşisine ya da mendile tükürürse; sebebin ortadan kalkmasından dolayı ona bir şey gerekmez. Tükürük mescide istemeyerek hata ile düşecek olursa kişi affedilmiştir. Bu, bilerek mescide tükürüp daha sonra da onu gömdüğü anlamına gelmez. Çünkü herhangi bir kasıt olmaksızın meydana gelmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide tükürmeyi günah saymıştır. Bu sınırlandırmayı Buhari'de (414) ve Müslim'de (548) de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidin duvarında balgam görmesi ve bu yapılanın O'na ağır gelmesi üzerine kalkıp eliyle onu kazıması pekiştirmektedir. Kim mescide istemeden tükürürse ve Allah'ın onu affedip günahını bağışlamasını arzu ederse tükürüğü mescidden kaldırmak için acele etsin. Eğer mescid çakıl taşlarından ise onu gömerek, mescid halı döşeli ise tükürüğü yok edene kadar kazır. Ancak tükürük kalırsa kaldığı müddetçe o kişi günahkâr olur. Ebû Zer -radıyallahu anh-'tan rivayet ettiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ümmetimin iyi–kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescidde temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.» Müslim rivayet etmiştir.
8 «Ben mescidleri yükseltip genişletmekle emrolunmadım.»
عن ابن عباس رضي الله عنهما ، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ما أُمِرْتُ بِتَشْيِيد المساجد»، قال ابن عباس: لتُزَخْرِفُنَّها كما زَخْرَفَت اليهود والنصارى.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben mescidleri yükseltip genişletmekle emrolunmadım.» İbn Abbâs dedi ki: "Vallahi siz Yahudî ve Hristiyanların (kilise ve havralarını) süsledikleri gibi mescidleri süsleyeceksiniz.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Burada ''Teşyid el-Mesacid'' ifadesi ile anlatılmak istenen Begavî'nin de dediği gibi mescidin binasının yükseltilmesi ve uzun yapılmasıdır. Böbürlenme, riya ve gösteriş olmadığı müddetçe mescidlerin binasının sağlam bir şekilde bina edilmesi, süslemeden, dekor yapmadan, yaldızlar ile bezemeden sağlam bir şekilde yapılması mekruh değildir. Osman b. Affân -radıyallahu anh- hadisinde olduğu gibi: ''Kim Allah için bir mescid bina ederse Allah da onun için Cennet'te aynısını bina eder.'' Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidi kerpiç tuğladan, tavanı hurma dallarından, direkleri hurma ağacı kütüğünden idi. Ebu Bekir -radıyallahu anh- mescide bir ekleme yapmadı. Ömer -radıyallahu anh- ise kendi döneminde mescidin tahtaları ve dalları eskiyip çürüdüğü zaman mescidi ilk bina edildiği gibi yaptı ve biraz genişletti. Osman -radıyallahu anh-'ın dönemi geldiği zaman o, mescidin alanını büyük bir genişletme ile büyüttü. Duvarlarını taştan yaptı ve sıvadı. Direklerini de taştan, tavanını ise ağaçtan yaptı. İçine mescidin binasına kuvvetlendirici şeyler yaptı. Osman -radıyallahu anh-'ın yaptıklarının tamamı süsleme ve dekorasyon yapmaksızın sağlamlaştırma idi. Sıva yapması, süsleme gerektirmeyen dekor ve yaldızlama olmaksızın yapıldı. Nakışlı taşlara gelince onun emri ile olmayıp öylece oluvermiştir. Sahabelerden onun bu yaptığına itiraz edenlerin bu yaptığını yasaklamayı gerektiren bir delilleri yoktur. Sahabelerin itirazları, Peygamber -sallalalhu aleyhi ve sellem-'in ve Ömer -radıyallahu anh-'ın mescidin binasında yaptığı gibi yapmaya teşvik etmek olup süslenmesinin terk edilmesidir. Bu da mescidin bina edilmesini ve yükseltilmesini yasaklamayı gerektirmez.
9 Her kim Allah için bir mescit inşa ederse, Allah o kimseye Cennet'te bu mescidin benzeri (bir köşk) inşa eder
عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ رضي الله عنه: أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ أَرَادَ بِنَاءَ الْمَسْجِدِ فَكَرِهَ النَّاسُ ذَلِكَ، وَأَحَبُّوا أَنْ يَدَعَهُ عَلَى هَيْئَتِهِ، فَقَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ بَنَى مَسْجِدًا لِلهِ بَنَى اللهُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ مِثْلَهُ».
Mahmûd b. Lebîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Osman b. Affân -radıyallahu anh- Mescid-i Nebevî'yi yeniden inşa etmek istemiş, halk bunu hoş görmeyerek onu olduğu gibi bırakmasını istemişlerdi. Bunun üzerine Osman -radıyallahu anh-: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim demiştir: «Her kim Allah için bir mescit inşa ederse, Allah o kimseye Cennet'te bu mescidin benzeri (bir köşk) inşa eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Osman b. Affân -radıyallahu anh- Mescid-i Nebevî'nin binasını ilk inşaatından daha iyi bir şekilde yeniden inşa etmek istedi. Mescidin binasının Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dönemindeki şeklinin değişeceği nedeniyle insanlar bunu hoş görmedi. Mescit kerpiçten, çatısı ise hurma dallarından yapılmıştı. Ancak Osman -radıyallahu anh- mescidi taş ve kireçten yaparak yenilemek istedi ve insanlara Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyururken işittiğini haber verdi: "Kim, riya ve şöhret olmadan sadece Allah Teâlâ'nın rızasını elde etmek için bir mescit inşa ederse, Allah kulun yaptığı bu amelin karşılığını en güzeliyle mükâfatlandıracaktır. Bu mükâfat da Allah'ın Cennet'te onun için bir benzerini inşa etmesidir.
- Mescit inşa etmeye teşvik edilmiş ve bunun fazileti ifade edilmiştir.
- Mescidin genişletilmesi ve binasının yenilenmesi bu fazilet kapsamına girmektedir.
- Bütün amellerde Allah Teâlâ'ya karşı ihlaslı olmanın önemi beyan edilmiştir.
10 Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «صَلَاةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلَاةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلَّا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, mescidinde kılınan namazın fazileti hakkında Mekke'deki Mescid-i Haram hariç, yeryüzündeki diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlı olduğunu beyan etmiştir. Mescid-i Haram' da kılınan namaz, Mescid-i Nebevî'de kılınan namazdan daha faziletlidir.
- Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî'de kılınan namazın sevabı kat kat fazladır.
- Mescid-i Haram' da kılınan bir namaz, diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha hayırlıdır.
11 Sizden biriniz mescide girdiğinde, iki rekât namaz kılmadan oturmasın
عَنْ أَبِي قَتَادَةَ السَّلَمِيِّ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يَجْلِسَ».
Ebû Katâde es-Sülemî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz mescide girdiğinde, iki rekât namaz kılmadan oturmasın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- herhangi bir zamanda ve hangi amaç için olursa olsun mescide gelip giren herkesin, oturmadan önce iki rekât namaz kılmasını teşvik etmiştir. Bu kılınan iki rekâtlık namaz tahiyyetü'l-mescit namazıdır.
- Camiye girdikten sonra oturmadan önce iki rekât tahiyyetü'l-mescit namazı kılmak müstehaptır.
- Hadisteki emir camiye girip oturmak isteyen için geçerlidir. Camiye giren ve oturmadan çıkan kimseyi kapsamaz.
- Mescide girildiğinde insanlar (cemaatle) namaza başladı ise onlarla birlikte kılınan namaza başlandığında bu iki rekâtın sorumluluğu o kimseden düşmektedir.
12 Sizden birisi camiye girdiğinde «Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç! Camiden çıktığı zaman ise Allah'ım! Senin lütfundan isterim.» desin
عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ أَوْ عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ، وَإِذَا خَرَجَ فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ».
Ebû Humeyd ya da Ebû Useyd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Sizden birisi camiye girdiğinde «Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç! Camiden çıktığı zaman ise Allah'ım! Senin lütfundan isterim.» desin.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- camiye girerken ümmetine «Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç! demesini, Allah Teâlâ'dan rahmet vesilelerini istemesini, camiden çıktığı zaman ise Allah'ım! Senin lütfundan isterim.» demesini, Allah Teâlâ'dan lütfunu ve helal rızık hususunda ihsanını artırmasını istemeyi öğretmiştir.
- Bu dua camiye girerken ve çıkarken söylenmesi müstehaptır.
- Camiye girerken rahmet ibaresinin ve çıkarken lütuf ibaresinin özel olarak söylenmesi şundan dolayıdır. Camiye giren kişi kendisini Allah'a ve Cennet'e yakınlaştıracak şeyler ile meşgul olacağı için rahmet ibaresi kullanılmıştır. Camiden çıktığında da Allah'ın bahşedeceği rızkı elde etmek için çabalayacağından dolayı lütuf ibaresi kullanılmıştır.
- Bu dualar camiye girmek ve camiden çıkmak istendiğinde söylenir.
13 ''Cemaat Küba'da sabah namazını kılarken aniden onlara biri gelip: Gerçekten bu gece Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an indirildi ve Kâbe’ye doğru dönmesi emrolundu. Dolayısıyla siz de Kâbe’ye dönün!'' dedi.
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «بَينَمَا النَّاس بِقُبَاء في صَلاَة الصُّبحِ إِذْ جَاءَهُم آتٍ، فقال: إِنَّ النبِيَّ صلى الله عليه وسلم قد أُنزِل عليه اللَّيلةّ قرآن، وقد أُمِرَ أن يَستَقبِل القِبْلَة، فَاسْتَقْبِلُوهَا، وكانت وُجُوهُهُم إلى الشَّام، فَاسْتَدَارُوا إِلى الكَّعبَة».
''Cemaat Küba'da sabah namazını kılarken aniden onlara biri gelip: Gerçekten bu gece Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an indirildi ve Kâbe’ye doğru dönmesi emrolundu. Dolayısıyla siz de Kâbe’ye dönün!'' dedi. Bu sırada Kubalıların yüzleri, Şam bölgesine doğru bulunuyordu. Bu ifade üzerine derhal Kâbe’ye döndüler.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabelerden biri Medine'nin açıklarında olan Kubâ mescidine doğru çıktı.Kuba ehline kıblenin nesh olduğu haberini ulaşmamış olarak buldu.Hala birinci kıbleye doğru kılıyorlardı.Onlara kıbleyi Kâbe'ye doğru çevirmeleri haberini verdi.Şüphesiz ki bu konuda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an inmiş -Allah Teâlâ'nın şu sözüne işaret ediyordu:(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.)Bakara:144. Ayet.-Sallallahu aleyhi ve sellem- kıbleye yöneldi.Fıkhetmelerinden,hemen ve doğru anlayışlarından Beyti'l-Makdis'ten -birinci kıbleleri olan- ikinci kıbleleri olan Ka'be'yi Müşerrefe'ye döndüler.
14 "Bir bedevi gelip, mescidin köşesine idrarını yaptı. İnsanlar ona engel olmaya kalkıştıklarında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bunu yapmalarına izin vermedi. Bedevi bevletmeyi bitirdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- büyük bir kova ile su dökülmesini emretti ve (emri yerine getirilip) su döküldü."
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: «جاء أعرابِيُّ، فبَالَ في طَائِفَة المَسجد، فَزَجَرَه النَّاسُ، فَنَهَاهُمُ النبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلمَّا قَضَى بَولَه أَمر النبي صلى الله عليه وسلم بِذَنُوب من ماء، فَأُهرِيقَ عليه».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: "Bir bedevi gelip, mescidin köşesine idrarını yaptı. İnsanlar ona engel olmaya kalkıştıklarında, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bunu yapmalarına izin vermedi. Bedevi bevletmeyi bitirdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- büyük bir kova ile su dökülmesini emretti ve (emri yerine getirilip) su döküldü."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cehalet ve kabalık bedevilerin özelliklerindendir. Bunun sebebi onların, Allah Teâlâ'nın, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirdiğini öğrenmeye uzak olmalarındandır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabıyla birlikte Mescid-i Nebevi'deyken bedevinin biri gelip, kendisini açık alanda gibi zannederek mescidin bir köşesine idrarını yaptı. Sahabeler mescidin hürmetinden dolayı onun yapmış olduğu bu hareketi büyük gördüler ve idrarını yaptığı esnada üzerine atıldılar. Ancak güzel ahlak sahibi, müjdeleme ve kolaylaştırma üzerine gönderilen Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, onların bunu yapmalarına izin vermedi. Çünkü bedevilerin ahvalini iyi bildiği için mescidin büyük bir kısmını kirletmesini ve idrarının kesilip de bedevinin onun görmesini istemiyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, bedeviye yapacağı nasihati ve öğreteceği şeyi daha kolay kabul etmesi için yapmıştır. Onlara bedevinin bevlettiği yere büyük bir kova su dökerek orayı temizlemelerini emretmiştir.
15 «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.»
عن النعمان بن بشير رضي الله عنه مرفوعاً: «لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُم أو لَيُخَالِفَنَّ الله بين وُجُوهِكُم». وفي رواية: «كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يُسَوِّي صُفُوفَنَا، حتى كَأَنَّمَا يُسَوِّي بها القِدَاح، حتَّى إِذَا رأى أَنْ قد عَقَلْنَا عَنهُ، ثم خَرَج يومًا فَقَام، حتَّى إِذَا كاد أن يُكَبِّرُ، فَرَأَى رَجُلاً بَادِيًا صَدرُهُ، فقال: عِبَادَ الله، لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُم أو لَيُخَالِفَنَّ الله بين وُجُوهِكُم».
Nu`mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.» Başka bir rivayette Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi bir gün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Ey Allah'ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- saflar dümdüz ve sık olmadığında Allah Teâlâ'nın safları çarpık olup dümdüz olmayan kimselerin arasına düşmanlık sokacağına ve bu sebeple birbirlerinden yüz çevireceklerine vurgu yapmıştır. Bu da safta duran bazı kimselerin önde olup arada boşluk bırakmasıyla olur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sözlü olarak ashabına öğrettiği gibi fiilî olarak da onların saflarını eliyle düzeltmiştir. Onların bunu anlayıp öğrendiklerine kanaat getirene kadar safları düzeltmeye devam etmiştir. Bir gün namaza başlayacağı vakit sahabelerden birinin göğsünün saf hizasından dışarı çıkmış olduğunu görünce çok kızmış ve; «Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah Teâlâ aranıza düşmanlık sokar ve birbirinizden yüz çevirirsiniz.» buyurmuştur.
16 Ey Selime oğulları! Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır. Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır.
عن جابر رضي الله عنه قال: أراد بنو سلمة أن ينتقلوا للسكن قرب المسجد فبلغ ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال لهم: «إنه قد بلغني أنكم تُريدون أن تنتقلوا قُرب المسجد؟» فقالوا: نعم، يا رسول الله قد أردنا ذلك، فقال: «بَنِي سَلِمَة، دِيارَكُم، تُكتب آثارُكُم، ديارَكُم تُكتب آثاركُم». وفي رواية: «إن بكلِّ خَطْوَة درجة».
Cabir b.Abdullah -radıyallahu anh- merfû olarak rivayet ediyor: "Selime oğulları kabilesi mescide yakın bir yere taşınmak istediler. Bu durum Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşınca, «Bana ulaşan habere göre siz mescidin yakınına taşınmak istiyormuşsunuz.» buyurdu. Onlar da: "Evet Yâ Rasûlallah! Bunu istiyorduk” dediler. Bunun üzerine Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Selime oğulları! Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır. Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır.» buyurdu. Bir rivayette ise «Her atılan adıma bir derece vardır.» buyurmuştur."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Selime oğulları kabilesi mescide yakın bir yere taşınmak istediler. Kendi yurtları uzak olduğu için, yakın bir yere taşınmak istediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İmam Buharî'nin rivayetinde olduğu üzere Medine'nin boşalmasından hoşlanmıyordu. Medine'nin tümüyle yaşanılan bir yer olmasını istiyor, münafık ve kafirlerin gözüne büyük bir şehir olarak gözükmesini hedefliyordu. Bunu duyan Allah Rasûlü: «Bana ulaşan habere göre siz mescidin yakınına taşınmak istiyormuşsunuz.» diye onlara sordu. Onlar da: "Evet Yâ Rasûlallah! Bunu istiyorduk” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Selime oğulları! Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır. Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır.» buyurdu ve her atılan adıma bir derece olduğunu açıkladı. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- mevkuf olarak rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: «Sevap bakımından en fazla olanınız evleri (camiye) en uzak olanınızdır.» Kendisine neden böyle olduğu sorulunca, «Çokça atılan adımlar sebebiyle» diyerek cevap vermiştir. İmam Malik el-Muvatta adlı eserinde rivayet etmiştir. Hadis no: 33. Ev camiye ne kadar çok uzak olursa, karşılığında verilen derece ve silinen günahlar bir o kadar çok olur. Elbette bu faziletli sevaba nail olabilmek için, kişi evinde güzelce abdest almalı, bir bineğe binmeden yürüyerek camiye gitmelidir. Atacağı adımların az yada çok olması arasında çok büyük bir farklılık yoktur. Kişinin camiye giderken attığı her bir adımında kendisine iki şey verilir. Bir derecesi yükselir ve işlemiş olduğu bir günahı silinir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden birisi merfû olarak rivayet eder ki: «Sizden biri güzelce abdest alır, sonra namaz kılmak için çıkarsa, sağ ayağını her kaldırışında Allah -Azze ve Celle- ona bir sevap yazar, sol ayağını her koyduğunda da Allah -azze ve celle- bir günahını siler. Yakın olsun uzak olsun durum böyledir.» Ebu Davûd, (563) rivayet etmiştir. Şeyh el-Elbanî Sahihu Ebi Davûd adlı eserinde Sahih Hadis demiştir. 3/97, hadis no:572. İbn Abbâs -radıyallahu anh-'den rivâyet olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Rabbim Azze ve Celle bu gece en güzel surette İbn Abbâs dedi ki: Uykuda' bana göründü ve Ey Muhammed büyük ve ileri gelen melekler topluluğu hangi konuda münakaşa ediyorlar biliyor musun? diye buyurdu. Ben de "evet kefaretler ve dereceler hakkında dedim." Ardından "kefaret ve dereceler" nedir dedi?" Namazdan sonra mescitlerde kalıp, beklemek, cemaate yaya olarak yürümek her türlü zorlukta bile abdest organlarını iyice yıkamaktır." diye buyurdu. İmam Ahmed rivayet etmiştir. Hadis no: 3483. Şeyh el-Elbanî Sahihu'l-Cami'i-s-Sağîr ve Ziyadetuhu adlı eserinde Sahih Hadis demiştir. 3/97, hadis no: 572. Dereceleri elde etmek ancak şu hususları gerçekleştirmekle olur: 1-Camiye abdestli olarak gitmek 2-Sevap umarak gitmek. "Ameller niyetlerle olur. Her kimseye niyetinin karşılığı vardır." Muttefakun aleyh. 3-Evinden camiye gitmek için çıkmış olmak. 4-Mazeret dışında bineğe binmeden yürüyerek gitmek. Bir insanın mazereti varsa araba ile camiye gitmesinde bir beis yoktur. Tekerleklerin dönüşü adım yerine geçer. Her bir dönüş bir adım sayılır. Yere temas eden nokta tekerlek döndükçe bir tur sonra bir daha yere temas edecektir. Camiye yürüyerek gitmenin fazileti bir defa daha ortaya çıkmaktadır ki, Allah Teâlâ camiye gidiş ve dönüşte her adım için sevap yazmaktadır.
17 «Ümmetimin iyi kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.»
عن أبي ذر رضي الله عنه قال: قال النبي صلى الله عليه وسلم :«عُرِضَتْ عَلَيَّ أعمالُ أُمتي، حَسَنُهَا وسَيِّئُهَا فَوَجَدتُ في مَحَاسِنِ أَعْمَالِهَا الأَذَى يُمَاطُ عَنِ الطَّرِيقِ، ووَجَدتُ في مَسَاوِئِ أَعْمَالِهَا النُّخَاعَةُ تَكُونُ في المَسْجِدِ لا تُدْفَنُ».
Ebu Zer el-Gıfari -radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:«Ümmetimin iyi kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Azze ve Celle- ümmetinin amellerini Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gösterdi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldu. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördü. Bunun kaldırılması da gömmekle ya da başka bir şekilde olur.
18 Allah'ın en çok sevdiği yerler mescitlerdir. Allah'ın en çok buğz ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «أَحَبُّ الْبِلَادِ إِلَى اللهِ مَسَاجِدُهَا، وَأَبْغَضُ الْبِلَادِ إِلَى اللهِ أَسْوَاقُهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın en çok sevdiği yerler mescitlerdir. Allah'ın en çok buğz ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: Allah -Azze ve Celle- katında en sevilen yerlerin mescitler olduğunu haber vermiştir. Çünkü bu yerler ibadet mekânlarıdır ve temelleri takvâ üzerine kurulmuştur. Allah'a en sevimsiz gelen yerler ise çarşı ve pazarlardır. Çünkü buralar çoğu zaman hile, aldatma, faiz, yalan yere yemin etme, sözünde durmama ve Allah'ı zikretmekten gafil olma gibi davranışların yaygın olduğu yerlerdir.
- Camilerilerin faziletine ve yüce makamına işaret edilmektedir. Zira onlar, Allah'ın adının çokça zikredildiği ibadet mekânlarıdır.
- Allah Teâlâ'nın sevgisini ve rızasını kazanmak amacıyla camilere düzenli olarak gidip gelmeye teşvik edilmiş; Allah'ın gazabına sebep olabilecek davranışlardan sakınmak için ise ihtiyaç olmadıkça çarşı ve pazarlara sık gitmekten kaçınılması öğütlenmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Camiler rahmetin indiği yerlerdir, çarşılar ise bunun tam tersidir.
19 Şüphesiz bu mescitler, bu tür idrar ve pislikler için uygun değildir. Mescitler yalnızca Allah -Azze ve Celle-'yi anmak, namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنه قَالَ: بَيْنَمَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذْ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ، فَقَامَ يَبُولُ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَهْ مَهْ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تُزْرِمُوهُ، دَعُوهُ» فَتَرَكُوهُ حَتَّى بَالَ، ثُمَّ إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَعَاهُ فَقَالَ لَهُ: «إِنَّ هَذِهِ الْمَسَاجِدَ لَا تَصْلُحُ لِشَيْءٍ مِنْ هَذَا الْبَوْلِ، وَلَا الْقَذَرِ إِنَّمَا هِيَ لِذِكْرِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ، وَالصَّلَاةِ وَقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ» أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: فَأَمَرَ رَجُلًا مِنَ الْقَوْمِ فَجَاءَ بِدَلْوٍ مِنْ مَاءٍ فَشَنَّهُ عَلَيْهِ.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte iken, bir bedevi geldi ve mescitte işemeye başladı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabeleri, "Dur yapma! Dur yapma!" diye mudahale ettiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu rahatsız etmeyin; bırakın.» Bunun üzerine onu bıraktılar ve nihayet bevletmesini tamamladı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu çağırdı ve ona şöyle dedi: «Şüphesiz bu mescitler, bu tür idrar ve pislikler için uygun değildir. Mescitler yalnızca Allah -Azze ve Celle-'yi anmak, namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir.» Veya -Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl buyurdu ise öyle- dedi. Sonra oradakilerden bir adama, bir kova su getirmesini emretti. Adam da bir kova su getirip idrarın üzerine döktü.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeleriyle birlikte mescidinde iken, çölden bir bedevi geldi ve mescidin bir köşesine oturup idrarını yapmaya başladı. Sahabeler onu azarlayarak: ‘Yeter, bundan vazgeç ve dur!’ dediler.” Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Onu rahat bırakın ve idrarını yaparken onu rahatsız etmeyin." diye buyurdu. Onu bıraktılar ve işini bitirinceye kadar beklediler. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu çağırdı ve ona şöyle dedi: Mescitler, idrar veya herhangi bir pislik için uygun değildir. Mescitler yalnızca Allah -Azze ve Celle-'yi zikretmek, namaz kılmak, Kur'an okumak ve benzeri ibadetler içindir. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerden birine bir kova getirmesini emretti. Adam da kovadaki suyu idrarın üzerine hafifçe döktü.
- Mescitlere saygı göstermek ve onları kendilerine yakışmayan şeylerden korumak gerekir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste mescitleri korumak; onları pisliklerden, çöplerden ve tükürmekten; sesleri yükseltmekten, tartışma ve kavgalardan, alım satımdan ve diğer akitlerden ve bunlara benzer şeylerden uzak tutmak gerektiğine delil vardır.
- Cahillik eden veya bilmeyen kimseye; bir kuralı hafife alarak yahut inatçılıkla çiğnemediği sürece, azarlamadan ve incitmeden şefkatle yaklaşmak ve öğrenmesi gerekenleri öğretmek gerekir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şefkatli bir öğretmen, nazik bir eğitimci ve yumuşak huylu bir rehberdi.
- Allah Teâlâ’nın evlerini namaz kılmak, Kur’an okumak ve Allah’ı zikretmek suretiyle ihya etmek teşvik edilmiştir.
20 Bir adam, mescitte yitiğini aradı, sonra da: Kızıl deveyi gören yok mu? diye bağırdı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «(Onu) bulamayasın! Çünkü bu mescitler ne maksatla yapılmışsa onun için inşa edilmiştir.» buyurdular.
عن بُريدة رضي الله عنه : أن رجُلاً نَشَدَ في المسجد فقال: من دَعَا إلى الجَمَل الأحمر؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا وجَدْتَ؛ إنما بُنِيَتِ المساجد لما بُنِيَتْ له».
Bureyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edilmiştir: Bir adam, mescitte yitiğini aradı, sonra da: Kızıl deveyi gören yok mu?’ diye bağırdı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «(Onu) bulamayasın! Çünkü bu mescitler ne maksatla yapılmışsa onun için inşa edilmiştir.» buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bureyde –radıyallahu anh- haber veriyor: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir keresinde; “Kim kızıl deveyi gördü?" Diye bağırıp, devesini gören kimsenin kendisine haber vermesini isteyen bir adamı işitir. Bunun üzerine adama: «(Onu) bulamayasın!» der. Diğer bir rivayette ise «Allah sana deveni getirmesin.» ifadesi geçmektedir. «Çünkü bu mescitler ne maksatla yapılmışsa onun için inşa edilmiştir.» buyurdular. Ardından bu bedduanın sebebini beyan etmiştir. Zira mescitler, kayıp eşyaların arandığı, alışverişin yapıldığı dünyevi işler için değil, Allah’ı zikretmek ve ahireti arzulamak için inşa edilmiştir.
21 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahallelere mescit yapılmasını ve temizlenip güzel kokular ile kokulanmasını emretti.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: أَمَر رسول الله صلى الله عليه وسلم بِبناء المساجد في الدُّورِ، وأن تُنظَّف، وتُطيَّب.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahallelere mescit yapılmasını ve (oraların) temizlenip güzel kokular ile kokulanmasını emretti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahallelere mescit yapılmasını emretti. Bunun anlamı her mahallede bir mescidin olması, mecsidlerin pisliklerden ve necasetlerden temizlenecek olması ve korunup kollanmasıdır. Aynı şekilde mescitlere güzel kokulu buhurlar ve diğer güzel kokulu şeylerin konulmasıdır.
22 Allah için söyle! Sen Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bana: «Benim adıma sen cevap ver!» dediğini ve «Allahım! O'nu Rûhu'l-kudüs ile destekle!» buyurduğunu işittin mi? dedi. O da: Allah’ım! Evet, dedi.
عن أبي هريرة أنَّ عمر مرَّ بِحَسَّان رضي الله عنهم وهو يَنْشُدُ الشِّعر في المسجد، فَلَحَظَ إليه، فقال: قد كُنْتُ أَنْشُد، وفيه من هو خير مِنْك، ثمَّ الْتَفَتَ إلى أبي هريرة، فقال: أَنْشُدُكَ الله، أَسَمِعْتَ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «أَجِبْ عَنِّي، اللَّهُمَّ أَيِّدْهُ بروح الْقُدُسِ»؟ قال: اللهمَّ نعم.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre; Hassân –radıyallahu anh- mescitte şiir okurken Ömer -radıyallahu anh- yanına uğradı ve ona yan gözle baktı. Bunun üzerine Hassân: Ben, bu mescitte senden daha hayırlısı varken de şiir okurdum, dedi. Sonra Hassân, Ebû Hureyre'ye dönerek: Allah için söyle! Sen Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bana: «Benim adıma sen cevap ver!» dediğini ve: «Allahım! Onu Rûhu'l-kudüs ile destekle!» buyurduğunu işittin mi? dedi. O da: Allah’ım! Evet, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Hassân -radıyallahu anh- mescitte şiir okuyordu. Ömer -radıyallahu anh- onun yanına uğradı ve ona yapmamasını kast eder bir bakışla baktı. Hassân -radıyallahu anh- Ömer -radıyallahu anh-'ın bu yaptığını görünce ona şöyle dedi: Ben, bu mescitte senden daha hayırlısı varken de şiir okurdum, dedi. Sonra da Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ı söylediğine şahit tuttu. Ondan, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzurunda şiir okuduğunu bildiğine ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in- bunu ikrar edip onu teşvik etmesine dair şahitlik etmesini istedi ve: Allah için söyle! Allah adına soruyorum sana, Allah adına yemin et! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittin mi? Ey Hassân Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına cevap ver! Şiirin ile müşrik şairlere cevap ver Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i savunmak ve dinine yardım etmek için onları hicvet. Onu şöyle buyururken işittin mi: «Allah'ım onu Rûhu'l-kudüs ile destekle!» Onu Cebrail ile kuvvetlendir. Onu, onun için kolay kıl ve ona İslam düşmanlarına ok gibi düşen şiiri ilham et. Ebû Hureyre -radıyallahu anh- evet, seni mescitte Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde şiir okurken işittim ve O'nu -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle söylerken işittim, dedi.
23 «Kim bir adamın yitiğini mescitte ararken duyarsa, ’’Allah onu sana buldurmasın!" desin. Çünkü mescitler, bu tür şeyler için bina edilmemiştir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «من سمِع رجُلا يَنْشُدُ ضَالَّةً في المسجد فليقُل: لا رَدَّهَا الله عليك، فإنَّ المساجد لم تُبْنَ لهذا».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre dedi ki, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim bir adamın yitiğini mescitte ararken duyarsa, "Allah onu sana buldurmasın!" desin. Çünkü mescitler, bu tür şeyler için bina edilmemiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’ın hadisi, kim mescitte kaybettiği hayvanını ararsa rivayette olduğu gibi ona Allah onu sana geri döndürmesin ya da onu sana buldurmasın denilmesine yönlendirme vardır. Bu, ona mescide yapması gereken hürmeti terk etmesinin karşılığında bir azarlamadır. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Kim bir yitiğini mescitte ararsa...» Bu azarlamanın sebebini beyan etmiştir. O da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüdür: «Çünkü mescitler, bu tür şeyler için bina edilmemiştir.» Yani, ancak Allah Teâlâ’yı zikretmek, namaz, ilim, hayır için karşılıklı söyleşi vb. şeyler için bina edilmiştir. Kaybettiğini arayan, yerinde olmayan bir davranışta bulunduğu için kaybettiğini bulmaması için beddua edilmesi buna uygun olmuştur. Bu da hedeflediğinin tersine bir ceza olarak bu ve benzeri fiilleri işlememesi için korkutmak ve uzaklaştırmak amacıyladır. Genel olarak hadis iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak kabilindendir. Şartları aranır. Eğer bu şekilde onun aleyhine bir bedduada bulunursa ve bu yaptığından geri durursa ona bir şey demez, ama devam ederse ona (emr-i bi'l-marufu) tekrar eder.
24 Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin mescidde bir şey sattığını yahut satın aldığını görürseniz ona; "Allah ticaretini kazançlı kılmasın!" deyin. Onda bağırarak kayıp eşya arayıp soruşturan bir kimse gördüğünüzde ise; “Allah onu sana geri çevirmesin!” deyin.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه ، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: إذا رَأَيْتُم مَن يَبِيع أو يَبْتَاعُ في المسجد، فقولوا: لا أَرْبَحَ اللَّهُ تِجَارَتَكَ، وإذا رأيتم مَنْ يَنْشُدُ فيه ضَالَّة، فقولوا: لاَ رَدَّ الله عليك.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin mescidde bir şey sattığını yahut satın aldığını görürseniz ona; “Allah ticaretini kazançlı kılmasın!" deyin. Onda bağırarak kayıp eşya arayıp soruşturan bir kimse gördüğünüzde ise; “Allah onu sana geri çevirmesin!” deyin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin mescidde bir şey sattığını yahut satın aldığını görürseniz” bu söz mescidde alınan ve satılan her şeyi kapsar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu halde olan bir kimseyi yani mescidde alıp satan bir kimseyi gördüğümüz zaman satana ve alana açık bir şekilde “Allah ticaretini kazançlı kılmasın!" dememizi irşad buyurmuştur. Yani böyle kimselere karşı bir beddua vardır ki bu söz Allah Teâlâ’nın, “Onların ticaretleri kazançlı olamamıştır.” (Bakara suresi: 16) ayetine işaret etmektedir. Şayet ikisine de yani satıcı ve müşteriye aynı anda “Allah sizin ikinizin ticaretini kazançlı kılmasın!” derse de maksat hasıl olmuş olur. Mescidler ahiretin çarşılarıdır. Her kim bunun tersini yaparak mescidleri dünyanın çarşı pazarları haline getirecek olursa o kimseye zarara uğraması ve mahrum olması için beddua edilmesi yaraşır. Bu; kastının kötülüğü sebebi ile onu cezalandırmak, korkutmak ve mescidlerin tenzih edileceği bu tür fiillerden uzaklaştırmak içindir.
25 ‘’Onlara ilişme Ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir. Ve o günler Mina günleridir.’’
عن عائشة رضي الله عنها أن أبا بكر رضي الله عنه ، دخل عليها وعندها جاريتان في أيام منى تُدَفِّفَانِ، وتضربان، والنبي صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بثوبه، فانتهرهما أبو بكر، فكشف النبي صلى الله عليه وسلم عن وجهه، فقال: «دعهما يا أبا بكر؛ فإنها أيام عيد»، وتلك الأيام أيام منى، وقالت عائشة: رأيت النبي صلى الله عليه وسلم يسترني وأنا أنظر إلى الحبشة وهم يلعبون في المسجد، فزجرهم عمر، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «دعهم أَمْنًا بني أَرْفِدَة».
Aişe –radıyallahu anhâ-’dan rivayet edildiğine göre Ebu Bekir –radıyallahu anh-, iki küçük kız çocuğu Aişe’nin yanında def çalıp defe vurdukları halde Mina günlerinde (yani kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde) iken onun yanına girdi. Ebu Bekir -radıyallahu anh- onlara çıkıştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- yüzünü açtı. «Onlara ilişme Ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir.» buyurdu. O günler Mina günleriydi. Aişe –radıyallahu anhâ- dedi ki: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ben Habeşliler mescitte (mızraklarıyla) oynarlarken ben onlara bakıyordum. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beni örtüyordu. Ömer –radıyallahu anh- onları azarladı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onları güvende bırak (onlara zarar verme) (devam edin) Erdife oğulları!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste İslam şeriatının kolaylığının ve hoşgörülülüğünün beyanı vardır. Bu yol, izlediği yolda aşırı giden/katı ve zorluk çıkaran birçoklarının yoluna terstir. Onlar zorluk, sertlik/kabalık ve hırçınlık/cebir olacağını görürler/düşünürler. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında küçük kız çocuklarının onun önünde bu fiili yapmaları ve onun engel olmaya çalışanlara engel olması bu hadis-i şerifin bayram günlerinde defe vurmanın ve eğlenmenin caiz olduğunu beyan ettiğini ortaya koyuyor. Aynı şekilde mızraklar ile oyun oynamayı emretmesi de bunun delillerindendir. Habeşliler doğuştan oynamak ve eğlenmek üzerinedirler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu isteklerini mescitte gerçekleştirmelerine izin verdi. 1- Bunu şer’î bir siyaseti gözeterek yaptı. Hadisin bazı lafızları buna işaret etmiştir. İslam’a henüz girmemiş toplulukların zorluk ve zorbalık endişesiyle geri durmalarından endişe ettiği için korkan kimselere İslam dininin hoşgörüsünü göstermek, onların gönüllerin rahatlatacak ve genişletecek bir din olduğunu göstermek için yapmıştır. Özellikle bu topluluklardan Yahudi topluluğu ondan uzak durup men ediyorlardı. Bunun için hadisin bazı lafızlarında Ömer –radıyallahu anh- bu yaptıklarını reddetti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onları bırak. Yahudiler bilsinler ki bizim dinimizde genişlik var. Muhakkak ki ben hoşgörülü Hanif bir din ile gönderildim. 2- Oyunları bayram günüydü. Bayram günleri sevinç, mutluluk ve mübah olan şeylerde rahat ve geniş davranma günleridir. 3- Adamların oyunlarında sertlik, kahramanlık ve cesaret vardır.
26 İnsanlar mescitler bina etme hususunda birbirlerine karşı övünmedikçe Kıyamet kopmaz
عَنْ أَنَسٍ رَضيَ اللهُ عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِي الْمَسَاجِدِ».
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar mescitler bina etme hususunda birbirlerine karşı övünmedikçe Kıyamet kopmaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kıyamet Günü'nün yaklaşmasının ve dünyanın sona ermesinin alametlerinden birinin, insanların mescitlerini süsleme ve bezeme konusunda birbirleriyle övünmeleri veya yalnızca Allah’ı zikretmek için inşa edilmiş mescitlerin içinde dünya nimetleri ve dünyevî şeylerle övünmeleri olduğunu haber vermektedir.
- Mescit bina etmekle övünmek haramdır ve Allah için yapılmadığı için kabul edilemez bir davranıştır.
- Camilerin renklerle, boyalarla, desenlerle ve yazılarla süslenmesi yasaktır; çünkü bu tür süslemeler ibadet edenlerin dikkatini dağıtır.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: “Bu hadis, gerçekleşen olayların da doğruladığı hadislerdendir. Dolayısıyla bu, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in apaçık mucizelerinden biridir.
27 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldıktan sonra Güneş iyice doğana kadar namaz kıldığı yerde otururdu
عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ رَضيَ اللهُ عَنْهُ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا صَلَّى الفَجْرَ جَلَسَ فِي مُصَلَّاهُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ حَسَنًا، وَقَالَ: كَانَ لَا يَقُومُ مِنْ مُصَلَّاهُ الَّذِي يُصَلِّي فِيهِ الصُّبْحَ أَوِ الغَدَاةَ، حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، فَإِذَا طَلَعَتِ الشَّمْسُ قَامَ، وَكَانُوا يَتَحَدَّثُونَ فَيَأْخُذُونَ فِي أَمْرِ الجَاهِلِيَّةِ، فَيَضْحَكُونَ وَيَتَبَسَّمُ.
Câbir b. Semura -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldıktan sonra Güneş iyice doğana kadar namaz kıldığı yerde otururdu. Şöyle dedi: Güneş doğana kadar sabah namazını kıldığı yerden kalkmazdı. Güneş doğunca kalkar, İslam öncesi döneme ait konuları konuşur, gülerler ve eğlenirlerdi; o da tebessüm ederdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine göre, sabah namazını kıldığı zaman Güneş doğup yükselene kadar sabah namazını kıldığı yerde otururdu. Güneş doğup yükselene kadar oradan kalkmazdı. Güneş doğunca kalkar, onlar da konuşmaya başlar ve İslam'dan önceki bazı meselelerinden bahsederlerdi; o ise sessiz kalır, onlar gülerlerdi ve belki o da onlarla birlikte gülümserdi.
- Gün ağardıktan sonra Güneş doğana kadar Allah'ı zikretmekle meşgul olmak ve bir mazeret olmadığı sürece bunu sürdürmeye devam etmek tavsiye edilir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüce ahlakını ve nezaketini yansıtan bir ifade; zira o sahabeleriyle oturur, onların konuşmalarını ve bahsettikleri konuları tebessüm ederek dinlerdi.
- Camide cahiliye döneminden bahsetmek ve o dönemi anlatmak caizdir.
- Gülmek ve tebessüm etmek caizdir; çünkü haram olan aşırı gülmektir.
28 Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine girmelerini engellemeyin, ancak süslenmeden ve koku sürünmeden evden çıkmalarına izin verin
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ مَسَاجِدَ اللَّهِ، وَلَكِنْ لِيَخْرُجْنَ وَهُنَّ تَفِلَاتٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine girmelerini engellemeyin, ancak süslenmeden ve koku sürünmeden evden çıkmalarına izin verin.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kadının velisinin ve ondan sorumlu kişinin kadınların camiye gitmesini engellemesini yasaklamıştır. Erkekler için bir ayartma sebebi olmamaları için, kadınların dışarı çıkarken koku sürmeden ve süslenmeden dışarı çıkmalarını emretmiştir.
- Eğer fitne olması hususunda bir güven varsa (fitneye sebebiyet verilmeyecekse) kadınların camide namaz kılmalarına, süslenmeden ve koku sürmeden dışarı çıkmalarına izin verilmiştir.
- Bu, bir kadının kocasının izni olmadan evinden ayrılmaması gerektiğine dair delil sayılmıştır. Kadının dışarı çıkabilmesi için kocasından izin alması gerekir.
- İslam, kadınlara önem verir ve onların ilim öğrenmek için dışarı çıkmak gibi kendileri için faydalı olabilecek şeyleri yapmalarına engel olmaz.
- Erkeğin kadın üzerindeki sorumluluğu, onu kollaması ve gözetmesinin önemini bildiren bir kanıttır.
29 Sizden biri mescide girdiğinde Nebî -aleyhisselam-'a salat ve selam getirsin ve şöyle desin: Ey Allah'ım! Bana rahmetinin kapılarını aç
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمْ المَسْجِدَ فَلْيُسَلِّمْ عَلَى النَّبِيِّ وَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ، وَإِذَا خَرَجَ فَلْيُسَلِّمْ عَلَى النَّبِيِّ وَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ اعْصِمْنِي مِنْ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ»، وَلِلْحَاكِمِ: «وَإِذَا خَرَجَ فَلْيُسَلِّمْ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ أَجِرْنِي مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biri mescide girdiğinde Nebî -aleyhisselam-'a salat ve selam getirsin ve şöyle desin: Ey Allah'ım! Bana rahmetinin kapılarını aç. Çıktığında da Nebî -aleyhisselam-'a salat ve selam getirsin ve şöyle desin: Ey Allah'ım! Beni lanetlenmiş Şeytan'dan koru». Hâkim'de yer alan rivayette: «Mescitten çıktığında Nebî -aleyhisselam-'a salat ve selam getirsin ve şöyle desin: Ey Allah'ım! Beni lanetlenmiş Şeytan'dan kurtar.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: İbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girmek isteyen Müslümanlara, önce Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat ve selam getirmelerini sonra da (Ey Allah'ım! Bana rahmetinin kapılarını aç) demelerini tavsiye etmiştir. Mescitten dışarı çıktığında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat ve selam getirsin ve şöyle desin: (Ey Allah'ım! Beni lanetli Şeytan'dan koru.) Hâkim'in rivayetinde ise şöyle buyurulmuştur: Şöyle desin: (Ey Allah'ım! Beni lanetli Şeytan'dan uzak eyle.)
- Bu duanın camiye girerken ve çıkarken söylenmesi müstehaptır.
- Zikir, Mescid-i Haram da dahil olmak üzere tüm camilerde yapılır.
- Mescide girişle ilgili olarak rahmetin zikredilmesi, çıkışla ilgili olarak ise Şeytan'dan korunmadan bahsedilir. Mescide giren kişi Allah'a ve Cennet'ine yaklaştıran işlerle meşgul olur. Bu nedenle rahmetten bahsetmek yerindedir. Çıkışta ise dünyanın dikkat dağıtıcı unsurlarına ve meşguliyetlerine gider. Bu nedenle Allah'tan kendisini Şeytan'dan himaye etmesini ve korunmasını dilemek yerindedir.
30 Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Necd tarafına bir süvârî müfrezesi gönderdi. Bu müfreze Benû Hanîfe kabilesinden Sumâme b. Usâl denilen bir kişiyi esîr edip getirdiler ve onu mescidin direklerinden birisine bağladılar. Akabinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide çıktı ve ona: "Yâ Sumâme, yanında ne var (gönlünden ne geçiriyorsun ve benden ne umuyorsun)?" buyurdu. Sumâme: Gönlümde hayır (ümîdi) var yâ Muhammed! (Çünkü sen zulmetmezsin; ihsan ve in'âm edersin.) Eğer Sen beni öldürürsen, kanı değerli birini öldürmüş olursun. Eğer bana in'âm edersen ni'mete karşı şükredici bir kişiye in'âm etmiş olursun. Eğer (kurtuluş fidyem için) mal istersen, ne kadar dilersen işte malım, dedi.Bu konuşmadan sonra Sumâme bağlı olarak bırakıldı. Nihayet ertesi gün oldu, sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine ona hitaben: "Yâ Sumâme, gönlünde ne var; ne umuyorsun?" dedi. O da: Gönlümde dün Sana söylediğim şey vardır. Eğer ikram edersen, ni'mete karşı şükredici bir kimseye ikram etmiş olursun! dedi.Rasûlullah onu o gün de bağlı olarak bıraktı. Nihayet üçüncü gün olunca Rasûlullah yine: "Yâ Sumâme, yanında ne var?" buyurdu. Sumâme de: Yanımda dün Sana söylediğim şey var, dedi. Rasûlullah: "Sumâme'yi salıveriniz!" buyurdu. Sumâme bağından salıverilince, hemen mescidin yakınındaki bir suya gitti, yıkandı, sonra mescide girdi ve: Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh ve eşhedu enne Muhammeden rasûlullah dedi ve şöyle devam etti: Yâ Muhammed! Vallahi şu yeryüzünde bana senin yüzünden daha düşman hiçbir yüz yoktu. Fakat bu sabah senin yüzün, bana yüzlerin en sevimlisi olmuştur. Vallahi dînlerden hiçbir din bana senin dîninden ziyâde düşman gelmezdi. Fakat bu sabah Sen'in dînin bana göre dinlerin en sevilmişidir. Vallahi beldelerden hiçbir belde bana senin belden kadar sevimsiz değildi. Fakat bu sabah senin belden bana beldelerin en sevimlisi oldu. Ey Rasûl! Ben umre yapmaya niyet ettiğim sırada senin süvarilerin beni yakalamışlardı. Şimdi senin görüşün nedir? Dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sumâme'yi (dünyâ ve âhiret saâdetiyle) müjdeledi ve umre yapmasını emretti. Sumâme umre yapmak için Mekke'ye varınca birisi ona: Dîninden başka bir dine mi döndün? dedi. O da: Hayır vallahi ben dinden çıkmadım. Fakat ben Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in beraberinde Müslüman oldum. Vallahi ben (sizin dîn dediğiniz müşrikliğe) dönmem ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o hususta izin vermedikçe size Yemâme'den bir buğday tanesi gelmeyecektir,dedi.Sahih-i Müslim.
عن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال: بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم خيلا قِبَلَ نَجْدٍ، فجاءت برجل من بني حَنِيفة يُقَالُ لَهُ: ثُمَامَةُ بْنُ أُثَالٍ، سَيِّدُ أَهْلِ اليَمَامَةِ، فَرَبَطُوهُ بِسَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي المسجد، فخرج إليه رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فقال: «مَاذَا عِنْدَك يا ثمامة؟» فقال: عندي يا محمد خير، إِنْ تَقْتُلْ تَقْتُل ذَا دَمٍ، وَإِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِر، وإن كنت تريد المال فَسَلْ تُعْطَ مِنْهُ مَا شِئْتَ، فَتَرَكَهُ رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى كان بعد الغد، فقال: «ما عندك يا ثمامة؟» قال: ما قلت لك، إن تنعم تنعم على شاكر، وإن تقتل تقتل ذا دم، وإن كنت تريد المال فسل تعط منه ما شئت، فتركه رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى كان من الغد، فقال: «ماذا عندك يا ثمامة؟» فقال: عندي ما قلت لك، إن تنعم تنعم على شاكر، وإن تقتل تقتل ذا دم، وإن كنت تريد المال فسل تعط منه ما شئت، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أَطْلِقُوا ثمامة»، فَانْطَلَقَ إِلَى نَخْلٍ قَرِيبٍ مِنَ المَسْجِدِ، فاغتسل، ثم دخل المسجد، فقال: أشهد أن لا إله إلا الله، وأشهد أن محمدا عبده ورسوله، يا محمد، والله، مَا كَانَ عَلَى الْأَرْضِ وَجْهٌ أَبْغَضَ إِلَيَّ مِنْ وَجْهِكَ، فَقَدْ أَصْبَحَ وَجْهُكَ أَحَبَّ الْوُجُوهِ كُلِّهَا إِلَيَّ، والله، ما كان مِن دِين أبغَضَ إليَّ مِن دِينَك، فأصبح دينُك أحبَّ الدِّين كُلِّه إليَّ، والله، ما كان من بلد أبغض إلي من بلدك، فأصبح بلدُك أحبَّ البلاد كلها إليَّ، وإنَّ خَيلَك أخَذَتنِي وأنا أُرِيد العمرة فمَاذَا تَرَى؟ فبشَّره رسول الله صلى الله عليه وسلم وأمره أن يَعْتَمِر، فلمَّا قدِم مكَّة قال له قائل: أصَبَوْت، فقال: لا، ولكنَّي أسْلَمت مع رسول الله صلى الله عليه وسلم ، ولا والله، لا يأتِيكم مِن اليمامة حبة حنطة حتىَّ يأْذَنَ فيها رسول الله صلى الله عليه وسلم .
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Necd tarafına bir süvârî müfrezesi gönderdi. Bu müfreze Benû Hanîfe kabilesinden Sumâme b. Usâl denilen bir kişiyi esîr edip getirdiler ve onu mescidin direklerinden birisine bağladılar. Akabinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide çıktı ve ona: "Yâ Sumâme, yanında ne var (gönlünden ne geçiriyorsun ve benden ne umuyorsun)?" buyurdu. Sumâme: Gönlümde hayır (ümîdi) var yâ Muhammed! (Çünkü sen zulmetmezsin; ihsan ve in'âm edersin.) Eğer Sen beni öldürürsen, kanı değerli birini öldürmüş olursun. Eğer bana in'âm edersen ni'mete karşı şükredici bir kişiye in'âm etmiş olursun. Eğer (kurtuluş fidyem için) mal istersen, ne kadar dilersen işte malım, dedi.Bu konuşmadan sonra Sumâme bağlı olarak bırakıldı. Nihayet ertesi gün oldu, sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine ona hitaben: "Yâ Sumâme, gönlünde ne var; ne umuyorsun?" dedi. O da: Gönlümde dün Sana söylediğim şey vardır. Eğer in'âm edersen, ni'mete karşı şükredici bir kimseye in'âm etmiş olursun! dedi.Rasûlullah onu o gün de bağlı olarak bıraktı. Nihayet üçüncü gün olunca Rasûlullah yine: "Yâ Sumâme, yanında ne var?" buyurdu. Sumâme de: Yanımda dün Sana söylediğim şey var, dedi. Rasûlullah: "Sumâme'yi salıveriniz!" buyurdu. Sumâme bağından salıverilince, hemen mescidin yakınındaki bir suya gitti, yıkandı, sonra mescide girdi ve: Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh ve eşhedu enne Muhammeden rasûlullah dedi ve şöyle devam etti: Yâ Muhammed! Vallahi şu yeryüzünde bana senin yüzünden daha düşman hiçbir yüz yoktu. Fakat bu sabah senin yüzün, bana yüzlerin en sevimlisi olmuştur. Vallahi dînlerden hiçbir din bana senin dîninden ziyâde düşman gelmezdi. Fakat bu sabah sen'in dînin bana göre dinlerin en sevilenidir. Vallahi beldelerden hiçbir belde bana senin belden kadar sevimsiz değildi. Fakat bu sabah senin belden bana beldelerin en sevimlisi oldu. Ey Rasûl! Ben umre yapmaya niyet ettiğim sırada senin süvarilerin beni yakalamışlardı. Şimdi senin görüşün nedir? Dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sumâme'yi (dünyâ ve âhiret saâdetiyle) müjdeledi ve umre yapmasını emretti. Sumâme umre yapmak için Mekke'ye varınca birisi ona: Dîninden başka bir dine mi döndün? dedi. O da: Hayır vallahi ben dinden çıkmadım. Fakat ben Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in beraberinde Müslüman oldum. Vallahi ben (sizin dîn dediğiniz müşrikliğe) dönmem ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o hususta izin vermedikçe size Yemâme'den bir buğday tanesi gelmeyecektir,dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Benû Hanîfe'ninde o koldan olduğu Bekiroğullarıyla savaşmaları için hicretin altıncı yılında Muharrem ayının onunda Muhammed b. Mesleme komutasında Necd tarafına doğru atlı askerler gönderdi.Onlara ansızın hücum ettiler ve yenilgiye uğrattılar.Sumâme b. Usâl'i esir alıp Medine'ye getirdiler.Onu Mescidi Nebevî'nin direklerinden birisine bağladılar.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ona şöyle buyurdu:'' Yanında ne var (gönlünden ne geçiriyorsun ve benden ne umuyorsun)?" buyurdu.Sumâme: Gönlümde hayır (ümîdi) var.Senin hakkındaki zannım ve temennim ancak senden hayır gelmesidir.Sumâme'nin sözü:''Eğer Sen beni öldürürsen, kanı değerli birini öldürmüş olursun.Eğer beni öldürürsen senden intikam alırlar çünkü ben kavmimin efendisiyim.Şöyle de denilmiştir şayet beni öldürürsen bu da senin adaletindir manasına geldiği de söylenir.Bana hak ettiğim muameleyi etmiş olursun.Çünkü ben kan karşılığı istenilen biriyim.Eğer beni öldürürsen kısas olarak öldürürsün.Kesinlikle bana zulmetmiş olmazsın.Eğer in'âm edersen, ni'mete karşı şükredici bir kimseye in'âm etmiş olursun! dedi.Eğer beni af ederek bana iyilik yaparsan af etmek değerli kişilerin güzel ahlakındandır.Benim yanımda iyiliğin boşa gitmez.Çünkü sen güzellikleri koruyan değerli bir kişiye ikramda bulundun.O kişi iyiliği kesinlikle unutmaz.Sumâme -radıyallahu anh-'ın şu sözünde:''Eğer mal istiyorsan.''Şayet kendimi mal karşılığında kurtarmamı istiyorsan ''Ondan istediğin kadar iste.''Sana istediğin kadar vardır.''Bütün bu konuşmalardan sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yapacağı ancak onu terk etmekti.Ertesi gün olunca Rasûlullah yine: "Yâ Sumâme, yanında ne var?" Sana dediğim var dedi.Onu direğe bağlı olarak bıraktı.İkinci gün olduğunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ilk gün sorduğu soruyu tekrar sordu.Sumâme ilk verdiği cevabı verdi.Sonra onu üçüncü gün bıraktı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Sumâme'yi serbest bırakın.'' buyurdu.Onun bağlarını çözün.Sumâme bağından salıverilince, ''Hemen mescidin yakınındaki bir suya gitti.'' Yıkandı, sonra mescide girdi ve: ''Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh'' dedi.İslamını ilan etti ve iki şehadet cümlesini söyledi.Bu rivayet Sahiheynde:Üsâme Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emriyle değil de kendi isteğiyle yıkandı.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,hanif olan dini,sevgili beldesi Medine'i Nebeviye hakkındaki düşüncelerini açıkladı.Sumâme -radıyallahu anh- şöyle dedi:Yâ Muhammed! Vallahi şu yeryüzünde bana senin yüzünden daha düşman hiçbir yüz yoktu. Fakat bu sabah senin yüzün, bana yüzlerin en sevimlisi olmuştur.Buğz etmek ve kerih görmek aşırı sevgiye dönmüş ve hiç bir sevgiye den olmayan bir sevgi olmuştur.''Vallahi dînlerden hiçbir din bana senin dîninden ziyâde düşman gelmezdi. Fakat bu sabah sen'in dînin bana göre dinlerin en sevilenidir.''Bu şekilde imanın duyguları kalbin yumuşaklığıyla karışır.''Vallahi beldelerden hiçbir belde bana senin belden kadar sevimsiz değildi. Fakat bu sabah senin belden bana beldelerin en sevimlisi oldu.''Çünkü sana olan sevgim beni senin beldeni daha çok sevmeye itti. Ey Rasûl! Ben umre yapmaya niyet ettiğim sırada senin süvarilerin beni yakalamışlardı. Şimdi senin görüşün nedir? Dedi.Bana ümre için izin verirmisin.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Sumâme'yi (dünyâ ve âhiret saâdetiyle) müjdeledi ve umre yapmasını emretti.Sumâme umre yapmak için Mekke'ye varınca birisi ona: Dîninden başka bir dine mi döndün? dedi. O da: Hayır vallahi ben dinden çıkmadım. Fakat ben Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in beraberinde batıl olan dini bırakıp hak dine girdim Müslüman oldum.Ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o hususta izin vermedikçe size Yemâme'den bir buğday tanesi gelmeyecektir,dedi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- size gönderilmesine izin vermeden gönderilmeyecek.Yememe'ye doğru yöneldi.Yemâme Mekke'nin mezraası/ekinliği idi.Sumâme buğdayı onlara yasakladı ve Kureyş zor durumda kaldı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e akrabalarıyla yazı gönderdiler ve Sumâme'ye yazı yazmasını istediler,Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de öyle yaptı.
31 «Mescidlerde had cezaları uygulanmaz, kısas ve misilleme de yapılmaz.»
عن حكيم بن حزام رضي الله عنه مرفوعًا: «لا تُقَامُ الحدود في المساجد، ولا يُسْتَقَادُ فيها».
Hakim b. Hizam -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mescidlerde had cezaları uygulanmaz, kısas ve misilleme de yapılmaz.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kıymetli sahabî Hakim b. Hizam -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, mescidlerde had cezalarının uygulanmasını yasakladığını haber veriyor. Yani tüm had cezaları ister yüce Allah'a karşı, ister kullara karşı işlenmiş suçlara verilen had cezaları olsun hüküm aynıdır, değişmez. Bu cezaların camilerde uygulanmasında camilerin saygınlığını ortadan kaldırmak vardır. Ayrıca camilerin kirlenmesine sebebiyet verilebilir. Zira camiler Allah'ı anmak, namaz kılmak için inşa edilirler, ceza uygulamak için değil. Bu hadis camilerde had cezalarının uygulanmasının ve kısas yapılmasının haram olduğunu gösterir. Usûl esas ve kaidelerine göre yasak, haram olmasını gerekli kılar. Haram hükmünden çıkaracak başka bir şeyin söz konusu olmamasından dolayı da bu yasak, haram oluşu ifade eder.
32 Âişe -radıyallahu nhâ- şöyle demiştir:Sâd Hendek savaşında yaralandı.Ona Hıbbân b. Arika denilen Kureyşli bir adam ok attı.O kişi de Hıbbân b. Kays,Muays b. Âmir b. Lueyoğullarından olup kolundaki atar damardan yaraladı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu yakınında olup ziyaret etmesi için mescide bir çadır kurdurdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Hendek harbinden (Medine'deki evine) dönüp geldiğinde, silâhını çıkarıp yerine koymuş ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibrîl -aleyhi's-selâm- Peygamber'e geldi o sırada başındaki tozu silkeliyordu.Sen silâhını çıkarmışsın! Vallahi biz melekler henüz silâhlarımızı çıkarmadık. Haydi, onlara doğru yola çık! dedi.Peygamber: "Nereye doğru çıkıyoruz?" diye sordu. Cibril, Kurayzaoğullarının yurdunu işaret ederek: İşte şuraya! Dedi. Bunun üzerine Peygamber, Kurayza oğulları'na doğru hareket etti. Muhasaranın sonunda bunlar. Rasûlullah'ın hükmüme inip boyun eğdiler. Rasûlullah da bunlar hakkında'bir hüküm vermesini Sa'd b. Muâz'a havale etti. Sa'd da:Ben onlar hakkında şöyle hüküm veriyorum: Bunların harb edenleri Öldürülür. Kadınları ve çocukları esîr edilir, malları da taksîm olunur, dedi. Hişâm şöyle demiştir: Bana babam Urve, Âişe'den şöyle haber verdi: Sa'd ibn Muâz (Kurayza oğulları hakemliği ettiği günden evvelki gecede): Yâ Allah! Sen bilirsin ki, Rasûlü'nü tekzîb eden, vatanından çıkaran kavim kadar kendilerine harb ve cihâd etmek istediğim hiç bir kimse yoktur. Yâ Allah! Öyle zannediyorum ki, bizimle onların arasında artık yapılacak harb kalmamıştır. Şayet Kureyş ile başka bir harbimiz daha kaldı ise, Sen'in yolunda onlarla cihâd edeyim diye beni hayâtta bırak. Eğer aramızda harb kalmamış ise, bu yaramı deş de bu yüzden bana şehîdlik nasîb et! diye duâ etmiştir. Müteakiben boyun damarına kadar gelen şişlik deşildi. Mescid de Gıfâr oğulları'ndan bâzı kimselere âit bir çadır daha vardı. İşte bu Gıfârîler kendi hâllerinde oturup dururlarken bir de bakmışlar ki, kendilerine doğru kan akıp geliyor. Onlar: Ey çadır ehli! Sizin tarafınızdan bize doğru gelen bu kan nedir? Dediler. Meğer Sa'd'ın yarası akıp dururmuş. İşte Sa'd -radıyallahu anh- bu yaradan dolayı öldü.Sahih-i Buhârî.
عن عائشة رضي الله عنها ، قالت: أُصِيب سعد يوم الخندق، رماه رجل من قريش، يقال له حبان بن الْعَرِقَةِ وهو حبان بن قيس، من بني معيص بن عامر بن لؤي رماه في الأَكْحَلِ ، فضرب النبي صلى الله عليه وسلم خَيمة في المسجد ليعوده من قريب، فلما رجع رسول الله صلى الله عليه وسلم من الخندق وضع السلاح واغتسل، فأتاه جبريل -عليه السلام- وهو ينفض رأسه من الغُبار، فقال: " قد وضعتَ السلاح، والله ما وضعتُه، اخرج إليهم، قال النبي صلى الله عليه وسلم : فأين فأشار إلى بني قُرَيظة " فأتاهم رسول الله صلى الله عليه وسلم فنزلوا على حُكمه، فردَّ الحُكمَ إلى سعد، قال: فإني أحكم فيهم: أن تُقتل المقاتِلة، وأن تُسبى النساء والذُّرِّية، وأن تُقسم أموالهم قال هشام، فأخبرني أبي، عن عائشة: أن سعدا قال: اللهم إنك تعلم أنه ليس أحد أحب إلي أن أُجاهدهم فيك، من قوم كذَّبوا رسولك صلى الله عليه وسلم وأخرجوه، اللهم فإني أظن أنك قد وضعتَ الحرب بيننا وبينهم، فإن كان بقي من حرب قريش شيء فأَبْقِني له، حتى أجاهدهم فيك، وإن كنتَ وضعتَ الحرب فافْجُرها واجعل موتتي فيها، فانفجرت من لَبَّته فلم يَرْعَهم، وفي المسجد خيمة من بني غِفَار، إلا الدم يسيل إليهم، فقالوا: يا أهل الخيمة، ما هذا الذي يأتينا من قبلكم؟ فإذا سعد يَغْذو جرحه دما، فمات منها رضي الله عنه .
Âişe -radıyallahu nhâ- şöyle demiştir:Sâd Hendek savaşında yaralandı.Ona Hıbbân b. Arika denilen Kureyşli bir adam ok attı.O kişi de Hıbbân b. Kays,Muays b. Âmir b. Lueyoğullarından olup kolundaki atar damardan yaraladı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu yakınında olup ziyaret etmesi için mescide bir çadır kurdurdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Hendek harbinden (Medine'deki evine) dönüp geldiğinde, silâhını çıkarıp yerine koymuş ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibrîl -aleyhi's-selâm- Peygamber'e geldi o sırada başındaki tozu silkeliyordu.Sen silâhını çıkarmışsın! Vallahi biz melekler henüz silâhlarımızı çıkarmadık. Haydi, onlara doğru yola çık! dedi.Peygamber: "Nereye doğru çıkıyoruz?" diye sordu. Cibril, Kurayzaoğullarının yurdunu işaret ederek: İşte şuraya! Dedi. Bunun üzerine Peygamber, Kurayza oğulları'na doğru hareket etti. Muhasaranın sonunda bunlar. Rasûlullah'ın hükmüme inip boyun eğdiler. Rasûlullah da bunlar hakkında'bir hüküm vermesini Sa'd b. Muâz'a havale etti. Sa'd da:Ben onlar hakkında şöyle hüküm veriyorum: Bunların harb edenleri Öldürülür. Kadınları ve çocukları esîr edilir, malları da taksîm olunur, dedi. Hişâm şöyle demiştir: Bana babam Urve, Âişe'den şöyle haber verdi: Sa'd ibn Muâz (Kurayza oğulları hakemliği ettiği günden evvelki gecede): Yâ Allah! Sen bilirsin ki, Rasûlü'nü tekzîb eden, vatanından çıkaran kavim kadar kendilerine harb ve cihâd etmek istediğim hiç bir kimse yoktur. Yâ Allah! Öyle zannediyorum ki, bizimle onların arasında artık yapılacak harb kalmamıştır. Şayet Kureyş ile başka bir harbimiz daha kaldı ise, Sen'in yolunda onlarla cihâd edeyim diye beni hayâtta bırak. Eğer aramızda harb kalmamış ise, bu yaramı deş de bu yüzden bana şehîdlik nasîb et! diye duâ etmiştir. Müteakiben boyun damarına kadar gelen şişlik deşildi. Mescid de Gıfâr oğulları'ndan bâzı kimselere âit bir çadır daha vardı. İşte bu Gıfârîler kendi hâllerinde oturup dururlarken bir de bakmışlar ki, kendilerine doğru kan akıp geliyor. Onlar: Ey çadır ehli! Sizin tarafınızdan bize doğru gelen bu kan nedir? Dediler. Meğer Sa'd'ın yarası akıp dururmuş. İşte Sa'd -radıyallahu anh- bu yaradan dolayı öldü.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisi şerif değerli sahabe Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ın faziletini açıklıyor.Zira savaşında yaralanması sebebiyle Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onu ziyaret etmesi için mescide çadır kuruldu.Sa'd -radıyallahu anh- Kurayzaoğullarına öyle bir hüküm verdi ki bu hüküm yedi kat semanın üzerinde ki Allah Teâlâ'nın hükmüne uygunluk arz etmektedir.O hüküm de:Erkeklerinin öldürülmesi,kadınlarının ve çocuklarının esir alınması,mallarının alınması bunun sebebi de müslümanlara ihanet edip,anlaşmayı bozmaları ve Hendek savaşı zamanında Kureyş ve Medine etrafından diğer kabilelerin toplanmalarını fırsat bilmeleri sebebiyledir.Keza Sa'd -radıyallahu anh- için başka bir fazilet daha ortaya çıkmaktadır.O fazilet de:Duasında eğer Kureyş ve müslümanlar arasında hala savaş kalacak ise Allah Teâlâ'nın onu yaşatmasını ve Allah Teâlâ'nın onu şehitlerden kılmasını istemiştir.Kureyş ile müslümanlar arasında olan savaş bitmiş,o da Hendek savaşında aldığı yaranın tesiriyle şehid olmuştur.
33 Aişe der ki: O kadın bana gelir ve yanımda konuşurdu. Yanıma her oturmasında muhakkak: “Vişâh işinin olduğu gün Rabbimizin yarattığı acîb işlerdendir. Şüphesiz ki o küfür beldesinden beni kurtardı.” sözünü söylerdi. Buharî rivayet etmiştir.
عن عائشة رضي الله عنها أن وَلِيدَةً كانت سوداء لِحَيٍّ من العرب، فأعتقوها، فكانت معهم، قالت: فخرجت صبية لهم عليها وِشَاحٌ أحمر من سُيُورٍ، قالت: فوضعته -أو وقع منها- فمرت به حُدَيَّاةٌ وهو مُلْقًى، فحسبته لحما فَخَطِفَتْهُ، قالت: فالتمسوه، فلم يجدوه، قالت: فاتهموني به، قالت: فَطَفِقُوا يُفَتِّشُونَ حتى فتشوا قبلها، قالت: والله إني لقائمة معهم، إذ مرت الحدياة فألقته، قالت: فوقع بينهم، قالت: فقلت هذا الذي اتهمتموني به، زعمتم وأنا منه بريئة، وهو ذا هو، قالت: «فجاءت إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فأسلمت»، قالت عائشة: «فكان لها خباء في المسجد -أو حِفْشٌ -» قالت: فكانت تأتيني فتحدث عندي، قالت: فلا تجلس عندي مجلسا، إلا قالت: ويوم الْوِشَاحِ من أعاجيب ربنا ... ألا إنه من بلدة الكفر أنجاني قالت عائشة: فقلت لها ما شأنك، لا تقعدين معي مقعدا إلا قلت هذا؟ قالت: فحدثتني بهذا الحديث.
Aişe -radıyallanu anhâ- şöyle demiştir: Arap kabilelerinden birisine ait siyah bir cariye vardı. Onlar bu kadını azâd etmişlerdi. Kadın özgür lüğüne kavuşmasına rağmen onlarla beraberdi. Bu kadın şöyle dedi: Onlara ait bir kız, üzerinde sırımlardan yapılmış kırmızı bir gerdanlığı olduğu halde dışarıya çıktı. Aişe der ki: O kız üzerinden o gerdanlığı çıkarıp koydu yahut üzerinden düştü. O gerdanlığın bulunduğu yere bir çaylak geldi. Onu, atılmış halde bulunan bir et parçası sandı, hemen onu kaptı. Câriye der ki: O gerdanlığı aradılar, fakat bulamadılar. Dedi ki: Beni o gerdanlıkla (onu almakla) itham ettiler. Aişe devamla der ki: Kadının her yerini iyice aramaya başlamışlar, hatta kadının fercini bile araştırmışlar. Câriye dedi ki: Vallahi ben onlarla beraber ayakta dikilip dururken, birdenbire o çaylak geldi ve o deriden gerdanlığı yere attı. Kadın dedi ki: O da tam ortalarına düştü. Dedi ki: Bunun üzerine ben; İşte, aldığımı zannedip de beni itham etmiş olduğunuz şey! Halbuki ben onu almaktan beriyim. İşte deri gerdanlık, dedim. Yine Aişe dedi ki: O siyah kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve müslüman oldu. Mescidde ona mahsus bir kıl çadır yahut küçük bir oda vardı. O kadın bana gelir ve yanımda konuşurdu. Yanıma her oturmasında muhakkak: “Vişâh işinin olduğu gün Rabbimizin yarattığı acîb işlerdendir. Şüphesiz ki o küfür beldesinden beni kurtardı.” sözünü söylerdi. Bir gün ona, senin halin nedir? Her ne vakit benimle birlikte otursan muhakkak bu beyti söylüyorsun? dedim.Bunun üzerine o kadın (yukarıda anlattığım) bu kıssayı anlattı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis-i şerif, cariyenin Müslüman olmasının sebebini içinde bulunduğu mahalle tarafından sırımlardan yapılmış kırmızı bir gerdanlığı çalmakla itham edilmesi olduğunu beyan etmektedir ki o gerdanlığı renginin kırmızı olması sebebi ile bir çaylak almıştır. Sonra cariyenin çaldığını düşünerek onun her yerini aramaya başladılar. Onu aradıkları esnada Allah o çaylağın gerdanlığı getirip onların ortasına bırakmasını takdir etti. O zaman cariyenin masum olduğunu anladılar. Sonra cariye, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gitti ve Müslüman oldu. Onun için mescidde, içinde kalabileceği küçük bir yer yapıldı. O cariye, müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anhâ-’nın yanına geldiğinde hep şu beyitleri söylerdi: “Vişâh işinin olduğu gün Rabbimizin yarattığı acîb işlerdendir. Şüphesiz ki o küfür beldesinden beni kurtardı.” Yani Vişâh günü çok mucizevi şeyler oldu ve Allah Teâlâ, beni bu olaydan sonra küfür beldesinden kurtardı.
34 Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları, hiçbir gölgenin bulunmadığı günde arşının gölgesinde gölgelendirecektir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ تَعَالَى فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ: إِمَامٌ عَدْلٌ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي المَسَاجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ، اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ: إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ، وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا، فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları, hiçbir gölgenin bulunmadığı günde arşının gölgesinde gölgelendirecektir: 1. Adaletli yönetici. 2. Gençliğini Allah'a ibadet ederek geçiren genç. 3. Kalbi mescitlere bağlı olan kimse. 4. Birbirlerini Allah için seven, bu sevgi üzere bir araya gelen ve bu sevgi üzere ayrılan iki kişi. 5. Makam ve güzellik sahibi bir kadın kendisini (harama) davet ettiği hâlde, 'Ben Allah'tan korkarım.' diyen kimse. 6. Sağ elinin verdiğini sol eli bile bilmeyecek derecede gizlice sadaka veren kimse. 7. Tenhada Allah'ı anıp da gözleri yaşla dolan kimse.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, hiçbir gölgenin olmadığı (Kıyamet) gününde Allah Teâlâ’nın Arşı'nın gölgesi altında barındıracağı yedi sınıf Mümini şöyle müjdelemiştir: Birincisi: Kendisi fâsık olmayan ve idaresi altındaki kimselere karşı adaletle davranıp zulmetmeyen adaletli yöneticidir. Burada kastedilen lider, en yüksek otoritenin (devlet başkanlığının) sahibidir. Müslümanların işlerinden herhangi bir idari sorumluluk üstlenip de o hususta adaletle hükmeden herkes bu sınıfa dahil edilir. İkincisi: Allah'a ibadet ederek yetişen ve gençlik yıllarını, kuvvetini ve canlılığını ibadetle geçiren; sonunda da bu hâl üzere ölen gençtir. Üçüncüsü: Kalbi mescide bağlı olan kimse. Bu bağ o kadar güçlüdür ki, mescide duyduğu yoğun muhabbet ve sürekli orada bulunma arzusu nedeniyle, dışarı çıktığında adeta yeniden dönene kadar kalbi mescittedir. Çünkü mescidi çok sever, ona devam eder ve orada bulunmaktan büyük bir huzur duyar. Her ne kadar bedeni bir ihtiyaç sebebiyle mescidin dışında olsa da kalbi mescitle beraberdir. Dördüncüsü: Her birinin diğerini Allah için gerçek anlamda sevdiği iki kişidir. Aralarındaki dinî muhabbeti sürdürür, dünyaya ait geçici bir sebeple onu bozmazlar. Gerçekten bir araya gelmiş olsalar da olmasalar da, ölüm aralarını ayırıncaya kadar bu sevgi üzere devam ederler. Beşincisi: Soylu, şerefli, itibar, makam, mal ve güzellik sahibi bir kadının kendisiyle gayrimeşru ilişkide bulunmayı (zina etmeyi) talep ettiği, ancak bunu reddedip kadına: 'Ben Allah’tan korkarım' diyen kişidir. Altıncısı: Az veya çok sadaka veren, bunu gösteriş için yapmayan; bilakis onu öyle gizleyen kimsedir ki, sağ elinin infak ettiğini sol eli bile bilmez. Yedincisi: İnsanlardan uzak, yalnız kaldığında kalbiyle veya diliyle Allah'ı zikreden, O'nun korkusu ve azameti karşısında gözlerinden yaşlar boşalan kimsedir.
- Bahsedilen yedi sınıf insanın faziletleri ve onları örnek almak teşvik edilmiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- ‘O'nun gölgesinde’ ifadesi hakkında şöyle demiştir: ‘Bununla Allah'ın Arş’ının gölgesinin kastedildiği söylenmiştir. Said b. Mansur'un hasen bir isnatla rivayet ettiği Selman hadisi de buna delalet eder: «Allah'ın, Kendi Arş’ının gölgesinde gölgelendireceği yedi sınıf insan vardır...»’"
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: ‘Adil (yönetici) kavramının yapılmış en güzel açıklaması şudur: O, ifrat (aşırılık) ve tefrite (ihmale) kaçmaksızın, her şeyi olması gereken yere koyarak Allah'ın emrine uyan kimsedir. Faydasının genel ve kapsamlı olması sebebiyle (hadiste) ilk sırada zikredilmiştir.
- Bir namazdan sonra bir sonraki namazı beklemenin fazileti ifade edilmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: İnsanların birbirlerini Allah için sevmeleri teşvik edilmiş ve bunun büyük fazileti açıklanmıştır.
- Makam ve güzellik; insanların onlara karşı duyduğu aşırı arzu ve hırs ile bunlara ulaşmanın zor olması sebebiyle (hadiste) özel olarak belirtilmiştir.
- En iyi sadaka, gizli tutulan ve gösterişten uzak olandır. Bununla birlikte; riyadan uzak kalması, başkalarını infak etmeye teşvik etmesi, örnek teşkil etmesi ve İslam'ın şiarlarını izhar etmesi niyetiyle sadaka ve zekatın açıktan verilmesi de meşrudur (caizdir).
- Bu yedi sınıf insan, Allah Teâlâ'ya karşı samimiyetleri ve nefsi arzularına muhalefetleri sayesinde bu nimete kavuşmuşlardır.
- Allah'ın gölgelendireceği yedi sınıf (insan)’ ifadesindeki bu sayısal sınırlama amaçlanmamıştır. Bilakis, hadiste geçen bu sınıfların dışında, Allah'ın kendi Arş'ının gölgesinde gölgelendireceği başka kimselerin de olduğuna dair (başka rivayetler) gelmiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste erkeklerin zikredilmiş olmasının özel bir sınırlayıcı anlamı yoktur; aksine kadınlar da zikredilen bu amellerde erkeklere ortaktır. Ancak "Adil yönetici" ifadesinden kastın devlet başkanlığı olması durumu müstesnadır. Bu durumun dışında, kadının da çoluk çocuk sahibi olması ve onlar arasında adaletle davranması halinde bu maddeye dahil olması mümkündür. Ayrıca "kalbi mescitlere bağlı olma" özelliği de (kadınlar için) hariç tutulur; çünkü kadının evinde kılması mescitte kılmasından daha faziletlidir. Bunların dışındaki diğer maddelerde ise kadınların (erkeklerle) ortaklığı aynen geçerlidir. Hatta bir kadının kendisini davet etmesi (aslında nefsine uymaya çağırması) karşısında direnen erkek maddesi; örneğin, yakışıklı bir kralın (veya makam sahibi bir adamın) kendisini harama davet ettiği, ancak kadının ihtiyaç duymasına rağmen Allah korkusuyla buna karşı çıktığı bir kadın modelinde de aynen tasavvur edilebilir.