Oruç hadisleri
1 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «بُنِيَ الإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
2 Farz namazları kılsam, Ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem
عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْأَنْصَارِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: أَرَأَيْتَ إِذَا صَلَّيْتُ المَكْتُوبَاتِ، وَصُمْتُ رَمَضَانَ، وَأَحْلَلْتُ الحَلَالَ، وَحَرَّمْتُ الحَرَامَ، وَلَمْ أَزِدْ عَلَى ذَلِكَ شَيْئًا، أَأَدْخُلُ الجَنَّةَ؟ قَالَ: «نَعَمْ».
Ebû Abdullah Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Bir adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle sordu: Farz namazları kılsam, Ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem ve bundan fazla bir şey yapmasam Cennet'e girer miyim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Evet!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beş vakit farz namazı kılıp nafile olarak başka namaz kılmayan, Ramazan orucunu tutup başka nafile oruç tutmayan, helallerin helal olduğuna iman edip onları yapan ve haramların haram olduğuna iman edip onlardan kaçınan kimsenin Cennet'e gireceğini haber vermiştir.
- Müslüman, farzları yapmada ve haramları terk etmede hırslıdır ve amacı Cennet'e girmektir.
- Helal olan şeylerin yapılması ve bunların helal olduğuna iman edilmesinin, haram olan şeylerden uzak durulması ve bunların haram olduğuna iman edilmesinin önemi vurgulanmıştır.
- Farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmak Cennet'e girmek için bir vesiledir.
3 Kim iman ederek ve mükâfatını da (Allah’tan) bekleyerek Ramazan ayında oruç tutarsa, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim iman ederek ve mükâfatını da (Allah’tan) bekleyerek Ramazan ayında oruç tutarsa, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan ayında Allah'a iman ederek oruç tutan, bu orucun farz olduğuna ve Yüce Allah'ın oruç tutanlara hazırladığı büyük mükâfat ve sevapları tasdik eden, riya ve gösteriş olmadan sadece Allah Teâlâ'nın rızasını arzulayarak oruç tutan kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir.
- Ramazan orucu ve diğer salih amellerde samimiyetin önemi ve fazileti ifade edilmiştir.
4 Kim iman ederek ve mükâfatını da (Allah’tan) bekleyerek Kadir Gecesi namaz kılarsa, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ يَقُمْ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim iman ederek ve mükâfatını da (Allah’tan) bekleyerek Kadir Gecesi namaz kılarsa, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazanın son on günündeki Kadir Gecesi'nde namaz kılmasının faziletinden haber vermiştir. Kim bu gecede namaz kılmaya, dua etmeye, Kur'an okumaya ve Yüce Allah'ı zikretmeye gayret ederse, bu gecenin varlığına ve faziletine iman eder, riya ve gösteriş olmadan yapmış olduğu ameller ile Allah Teâlâ'nın vereceği sevabı arzularsa, geçmiş günahları bağışlanır.
- Kadir Gecesi'nin fazileti ifade edilmiş ve bu gecede namaz kılmak teşvik edilmiştir.
- Salih ameller ancak samimi niyetler ile kabul olur.
- Yüce Allah'ın lütfu ve merhameti ifade edilmiştir. Kim iman ederek ve mükâfatını da (Allah’tan) bekleyerek Kadir Gecesi namaz kılarsa, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
5 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
6 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her ramazan on gün itikafa girerdi. Vefat ettiği senenin ramazanında yirmi gün itikafa girdi.
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم يعتكف في كل رمضان عشرة أيام، فلما كان العام الذي قُبِضَ فيه اعتكف عشرين يوماً.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’tan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her ramazan on gün itikafa girerdi. Vefat ettiği senenin ramazanında yirmi gün itikafa girdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’a sürekli ibadet için her ramazan on gün mescitte kalırdı. Kadir gecesini idrak etme ümidiyle ayın ortasına gelen on günde itikaf yapıyordu. Vefat ettiği sene Allah Teâlâ’ya daha fazla itaat etmek, daha fazla yaklaşmak için yirmi gün itikaf yaptı.
7 Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Oruç dışında insanların işlemiş olduğu bütün amelleri kendileri içindir. Oruç ise benim içindir ve onun karşılığını bizzat ben veririm
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قَالَ اللَّهُ: كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ، إِلَّا الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَالصِّيَامُ جُنَّةٌ، وَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ فَلاَ يَرْفُثْ وَلاَ يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ أَوْ قَاتَلَهُ، فَلْيَقُلْ إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ، وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ، لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا: إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Oruç dışında insanların işlemiş olduğu bütün amelleri kendileri içindir. Oruç ise benim içindir ve onun karşılığını bizzat ben veririm. Oruç bir kalkandır, içinizden biri oruçlu olduğu gün oruca uygun olmayan işler yapmasın ve bağırıp çağırarak kavga etmesin! Eğer birisi kendisine söverse veya kendisi ile kavga etmeye yeltenirse "Ben oruçluyum" desin! Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzel kokar. Oruçlunun iki sevinç anı vardır: Orucunu açtığı zaman iftar vaktinde sevinir ve Rabbine kavuştuğu zaman tuttuğu oruç dolayısıyla sevinç duyar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kutsi bir hadiste şöyle buyurduğunu bildirmiştir: Âdemoğlunun oruç hariç her iyiliği on katından yedi yüz katına kadar karşılık bulur. Çünkü o benim için yapılan bir ibadet olup ona riya bulaşmaz. Orucu ben ödüllendiririm ve onun sevabının miktarını ve sevaplarının kat kat olacağını yalnız ben bilirim. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Oruç bir kalkandır.” Yani o, bir korunma, bir örtü ve kişiyi ateşten koruyan sağlam bir siperdir. Çünkü oruç, şehvetlerden uzak tutar, insanın günaha girmesine engel olur. Zira cehennem ateşi şehvetlerle kuşatılmıştır. (Öyleyse birinizin oruç tuttuğu gün, cinsel ilişkiye girmesin) cinsel ilişki ve ilişkiye götürecek şeylerden uzak dursun, ayrıca genel olarak her türlü çirkin ve edepsiz sözden uzak dursun. (bağırıp çağırarak kavga etmesin) kavga ederek ve bağırarak tartışmasın. Ramazan’da (oruçlu iken) “Eğer biri ona söver veya onunla kavga etmeye kalkışırsa” ‘Ben oruçluyum’ desin; umulur ki bu sözle karşı taraf vazgeçer. Şayet buna rağmen gerçekten saldırmaya devam ederse, o da saldıranı defetme hükmündeki kimse gibi, zaruret ölçüsünde ve en hafif yolla kendini savunsun. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- nefsi elinde olan Allah’a yemin ederek, oruç dolayısıyla oruçlunun ağzında meydana gelen kokunun, kıyamet gününde Allah katında, insanların kullandığı misk kokusundan daha hoş; hatta cuma günlerinde ve zikir meclislerinde sürülmesi teşvik edilen miskten sevap bakımından daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Oruçlu için iki sevinç vardır ve bu iki sevinci yaşar: İftar ettiğinde, kendisine iftarın helâl kılınmasıyla açlık ve susuzluğunun sona ermesine sevinir; ayrıca orucunu tamamlamış, ibadetini güzel bir şekilde nihayete erdirmiş olmasına, Rabbinden gelen bir kolaylığa ve ileride tutacağı oruçlar için bir yardıma da sevinir. (Ve Rabbine kavuştuğu zaman orucuyla sevinir) orucunun karşılığına ve sevabına kavuştuğu için sevinir.
- Orucun fazileti ifade edilmiş ve oruç bu ibadeti yerine getiren kimseyi dünyada şehevi arzulardan, ahirette ise Cehennem azabından korur.
- Orucun adaplarından biri de, kötü sözlerden ve boş konuşmalardan kaçınmak, insanların eziyetlerine sabretmek, kötülüklerine sabır ve ihsanla karşılık vermektir.
- Oruçlunun veya ibadet edenin, ibadetini tamamlamasından ve ibadetinin sona ermesinden dolayı sevinmesi, onun ahiretteki sevabından hiçbir şey eksiltmez.
- Gerçek ve eksiksiz sevinç, Allah Teâlâ’ya kavuşmakladır; o vakit sabredenlere ve oruç tutanlara ecirleri hesapsız olarak verilir.
- Gerektiğinde ve bir maslahat bulunduğunda insanlara yapılan ibadeti bildirmek riyâ sayılmaz. Nitekim Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben oruçluyum.” diye buyurmuştur.
- Kâmil oruç tutan kimse, azaları günahlardan, dili yalandan, çirkin sözlerden ve yalan şahitlikten; midesini ise yemeden ve içmeden uzak tutan kimsedir.
- Oruçlu kimsenin kavga edip bağırıp çağırması şiddetli bir şekilde sakındırılmıştır. Zaten oruçlu olmayan kimsenin de bunları yapması yasaklanmıştır.
- Bu hadis, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadislerdendir; kudsi veya ilahî hadis denir. Lafzı ve manası Allah Teâlâ’dandır. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’e mahsus olan; tilavetiyle ibadet edilmesi, ona (dokunmak için) taharet şartı, meydan okuma, mucizevi olmak gibi ve bunlara benzer özellikler bu hadislerde bulunmaz.
8 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazanın son on gecesinde, başka hiçbir zamanda olmadığı kadar çok (ibadet etmeye) çaba gösterirdi
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمِنينَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَجْتَهِدُ فِي الْعَشْرِ الْأَوَاخِرِ مَا لَا يَجْتَهِدُ فِي غَيْرِهِ.
Müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edilen bir hadiste, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazanın son on gecesinde, başka hiçbir zamanda olmadığı kadar çok (ibadet etmeye) çaba gösterirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ramazan ayının son on günü geldiğinde, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ibadet ve itaat konusunda daha çok çaba gösterir; farklı hayır amellerini, iyilik ve ibadet çeşitlerini başka zamanlarda yaptığından çok daha fazla yapardı. Bu, o gecelerin çok değerli olmasından ve Kadir Gecesi'ni idrak etmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır.
- Ramazan ayının genelinde, özellikle de bu ayın son on gününde iyiliklerin, hayırların ve her türlü itaat (ibadet) biçimlerinin çoğaltılmasına teşvik edilmiştir.
- Ramazan ayının son on günü, yirmi birinci geceden başlayarak ayın sonuna kadar olan zamandır.
- Değerli vakitleri ibadetlerle değerlendirmenin müstehap olduğu ifade edilmiştir.
9 «Sizden biriniz, cumadan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmadıkça, sadece cuma günü oruç tutmasın.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «لا يَصُومَنَّ أحدكم يوم الجمعة، إلا أن يصومَ يومًا قبله أو بعده».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-' i şöyle buyururken işittim demiştir: «Sizden biriniz, cumadan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmadıkça, sadece cuma günü oruç tutmasın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir öncesi ve bir gün sonrası ya da alışkanlık haline getirilmiş oruç hariç, cuma günü tek olarak oruç tutmayı yasaklamıştır.
10 Bir kimse Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde/yolculukta oruç tutulur mu? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurdu.
عن عائشة رضي الله عنها : "أن حَمْزَةَ بن عَمْرٍو الأَسْلَمِيَّ قال للنبي صلى الله عليه وسلم : أصوم في السفر؟ - وكان كثير الصيام- فقال: "إن شئتَ فصُم، وإن شئت فَأَفْطِرْ".
Âişe -radıyallahu anhuma- anlatıyor: Hamza b. Amr El-Eslemî bir keresinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde/yolculukta oruç tutayım mı ? diye sordu. -Hamza b. Amr el-Eslemî çok oruç tutan bir kimseydi- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anhuma- rivayet ederek, sahabeden Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yolculukta oruç tuttuğunu söylediğini haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurarak kendisini muhayyer bırakmıştır. Burada ifade edilen oruç, farz oruçtur. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu, Allah’ın bir ruhsatıdır.» diye buyurmuştur. Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e farz olan orucu sorduğu anlaşılmaktadır. Zira İmam Ebu Davûd’un bir rivayetinde Hamza b. Amr El-Eslemî –radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü benim bir bineğim var. Kimi zaman üzerinde yolculuk yapıyorum. Kimi zaman da kiraya veriyorum. Bazen (yolculuk) ramazan ayına denk geliyor. Ben kendimde (oruç tutmak için) güç buluyorum…”Buradan da anlaşılacağı üzere yolculukta oruç tutmamak bir ruhsattır. Kim ruhsatı alarak tutmaz ise isabetli davranmış kim de oruç tutarsa caiz olan bir davranışta bulunmuş olur. Tutmuş olduğu oruç ile farz ibadeti yerine getirmiş sayılır. Teysiru’l-Allâm, s.325, Tenbîhu’l-Efham, c.3, s.429, Te’sîsu’l-Ahkâm, 3/237.
11 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cima sebebiyle cünüp olarak sabahlıyor, sonra gusül abdesti alıp, oruç tutuyordu.
عن عائشة وأم سلمة رضي الله عنهما «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يُدْرِكُهُ الفجر وهو جُنٌبٌ من أهله، ثم يغتسل ويصوم ».
Âişe ve Ümmü Seleme -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cima sebebiyle cünüp olarak sabahlıyor sonra gusül abdesti alıp, oruç tutuyordu."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe ve Ümmü Seleme -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gece cima ettiğini ve cünüp olarak gusül almadan sabahladığını ve orucunu tamamlayıp kaza etmediğini haber vermişlerdir. O ikisinin bunu haber vermesinin sebebi Mervan b. Hakem'in ikisine bir elçi gönderip (cünüp olarak sabahlayan kimse oruç tutacak mı?) sorusuna cevap olması içindir. Bu hüküm, ramazan ve diğer zamanlar için geçerlidir.
12 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki günün orucundan men etmiştir: (Bunlar) ramazan bayramı ve kurban bayramı günüdür. İki türlü giyinişten men etmiştir: (Bunlar) tek bir kumaşa bürünerek (ellerini çıkaracağı bir açıklık bırakmamak) ve tek elbise içerisinde dizleri dikerek oturmaktır. İki vakitteki (nafile) namazdan da men etmiştir: (Bunlar da) sabah ve ikindiden sonra kılınan namazdır.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قال: «نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن صوم يومين: الفطر والنحر، وعن اشْتِمَالِ الصَّمَّاءِ، وأن يَحْتَبِيَ الرجل في الثوب الواحد، وعن الصلاة بعد الصبح والعصر».
Ebû Said -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki günün orucundan men etmiştir: (Bunlar) ramazan bayramı günü ve kurban bayramı günüdür. İki türlü giyinişten men etmiştir: (Bunlar) tek bir kumaşa bürünerek (ellerini çıkaracağı bir açıklık bırakmamak) ve tek elbise içerisinde dizleri dikerek oturmaktır. İki vakitteki namazdan da men etmiştir: (Bunlar da) sabah ve ikindiden sonra kılınan (nafile) namazdır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, iki günde tutulan orucu, iki türlü elbiseyi giymeyi ve iki namazı yasaklamıştır. Orucun tutulması haram olan iki gün; ramazan bayramı günü ile kurban bayramı günüdür. Bu günlerde orucun haram kılınmasının hikmeti bu günlerin yeme içme günleri olması sebebiyle oruç tutmanın bu günlerde uygun olmamasıdır. İki elbise; tek bir kumaşa bürünerek (ellerini çıkaracağı bir açıklık bırakmamak) ve tek elbise içerisinde dizleri dikerek oturmanın yasaklanmasına gelince, Buhari'deki rivayette: «Eğer fercini örtecek bir kısmı yok ise» olarak beyan edilmiştir. İki namaz; sabah namazının ve ikindi namazının farzından sonra kılınan namazlardır. Bu, güneşin doğuşu ve batışında güneşe secde eden kafirlere benzemeye set çekmek içindir. Ancak bu iki vakitte kılınmayan farz namazların kılınması ve bir sebebe binaen kılınan namazların (abdest namazı, Tahiyyetu'l-mescid gibi) kılınması caizdir (bunlar yasak kapsamı dışındadır).
13 Halilim (dostum) -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şu üç şeyi; her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rekât kuşluk (duhâ) namazı kılmayı ve uyumadan önce vitir namazını kılmayı tavsiye etti
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: أَوْصَانِي خَلِيلِي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِثَلاَثٍ: صِيَامِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ، وَرَكْعَتَيِ الضُّحَى، وَأَنْ أُوتِرَ قَبْلَ أَنْ أَنَامَ.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Halilim (dostum) -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şu üç şeyi; her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rekât kuşluk (duhâ) namazı kılmayı ve uyumadan önce vitir namazını kılmayı tavsiye etti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- habibi ve dostu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine üç hususu tavsiye edip öğüt verdiğini haber vermektedir: Birincisi: Her ay üç gün oruç tutmak. İkincisi: Her gün iki rekât duhâ namazı kılmak. Üçüncüsü: Uykudan önce vitir namazı kılmak. Bu, gecenin son kısmında uyanamamaktan endişe eden kimse içindir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına verdiği tavsiyelerin farklı olması, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabının durumlarını bilmesi ve onlar için neyin uygun olduğu konusundaki bilgisine dayanmaktadır. Nitekim güçlü olana cihat uygun düşer; ibadete düşkün olana ibadet etmek, âlime ise ilim talep etmek uygundur. Bunun gibi herkes için kendisine en münasip olan tavsiye edilmiştir.
- İbn Hacer el-Askalânî, ‘her aydan üç gün oruç tutmak’ sözü hakkında şöyle demiştir: Görünen odur ki bundan maksat Eyyâm-ı Biyd'dir. Bunlar, hicrî ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleridir.
- İbn Hacer el-Askalânî şöyle demiştir: Vitir namazını yatmadan önce kılmanın müstehap olduğuna işaret eder ve bu uyanacağından emin olmayan kimse için geçerlidir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu üç ameli bazı sahabelerine tavsiye etmesi önemine işaret eder.
- İbn Dakîk el-Îyd de şöyle demiştir: (İki rekât duhâ namazı): Muhtemelen burada, namazın kılınmasına vurgu yapılmış en azı zikredilmiştir. Bu da duhâ namazının müstehap olduğuna ve en azının iki rekât olduğuna delalet eder.
- Duhâ namazının vakti: Güneş doğduktan yaklaşık on beş dakika sonra başlar ve öğle vaktine yaklaşık on dakika kalıncaya kadar devam eder. Rekât sayısı ise en azı iki rekâttır. En çoğu hakkında ihtilaf edilmiştir: Sekiz rekât olduğu da söylenmiştir; üst sınırı olmadığı da söylenmiştir.
- Vitir namazının vakti: Yatsı namazından sonra başlayıp fecrin doğuşuna kasar devam eder. En azı bir rekât, en çoğu ise on bir rekâttır.
14 «Gece bu taraftan gelir, gündüz bu taraftan giderse oruçlu kimse iftar eder.»
عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إذا أقبل الليل من هَهُنا، وأَدْبَرَالنهار من ههنا، فقد أفطر الصائم».
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Gece bu taraftan gelir, gündüz bu taraftan giderse oruçlu kimse iftar eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Orucun şer'î vakti, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan vakittir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine bunu; «Gece doğudan gelir, gündüz de batıdan güneşin batmasıyla giderse» diyerek ifade etmiştir. Şu rivâyette olduğu gibi: «Gece bu taraftan gelir, gündüz de bu taraftan gider ve güneş batarsa; oruçlu iftar etmiş olur.» Oruç tutan kimse için geciktirmesi doğru olmayan iftar vakti girmiş olur. Bilakis şeriat koyucunun emrine itaat etmek, ibadeti gerçekleştirmek, bu ibadetin vaktini başkasından ayırt etmek ve mubah hayatın zevkinden nefse hakkını vermek için (iftarı) geciktiren kimse kınanır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; «Oruçlu kimse iftar etmiştir.» sözü iki manayı içerir. 1- Bir kimse orucunu açaçak bir şey yememiş olsa dahi iftar vaktinin girmesiyle birlikte hüküm olarak iftar etmiştir. İftarda acele edilmesine teşvik edilen bazı hadislerin manası şer'î manaya muvafakat etmesi için hissi olarak iftar edilmesine teşvik olarak anlaşılmalıdır. 2-Ya da manası: İftar vakti girmiştir. Bu babtan iftar etmede acele etmeye teşvik vardır. Evla olan budur. Buhâri'nin rivayeti de bunu desteklemektedir: «Muhakkak ki iftar vakti girmiştir.»
15 Ya Rasûlallah! Ben cahiliye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece -bir rivayette bir gün- itikaf etmeyi nezretmiştim/adamıştım, ne yapayım? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Adağını yerine getir, buyurdu.»
عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: قلت: يا رسول الله، إني كنت نَذَرْتُ في الجَاهلية أن أعتكف ليلة -وفي رواية: يومًا- في المسجد الحرام ؟ قال: «فَأَوْفِ بِنَذْرِكَ».
Ömer b. El-Hattab -radıyallahu anh- anlatıyor: Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ya Rasûlallah! Ben cahiliye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece -bir rivayette bir gün- itikaf etmeyi nezretmiştim/adamıştım, ne yapayım? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Adağını yerine getir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh- cahiliye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece itikafa girmek için adak adadığını ve cahiliyye döneminde adadığı bu adağı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduğunu bizlere naklediyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona adağını yerine getirmesini emretmiştir. Teysîyru'l-Allâm, s;353, Tenbîhu'l-Efham, c. 3, s. 480.
16 Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın ve şevval hilalini gördüğünüz zaman bayram edin. Eğer hava kapalı olur da hilali göremezseniz, onu takdir edin. (Oruca başlamak için şaban ayını, bayram yapmak için de ramazan ayını otuz gün olarak takdir edin.)
عَنْ ابْنَ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَصُومُوا، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَأَفْطِرُوا، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدُرُوا لَهُ».
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın ve şevval hilalini gördüğünüz zaman bayram edin. Eğer hava kapalı olur da hilali göremezseniz, onu takdir edin. (Oruca başlamak için şaban ayını, bayram yapmak için de ramazan ayını otuz gün olarak takdir edin.)»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazan ayının başlangıç ve bitiş alametlerini açıklamış ve şöyle buyurmuştur: Ramazan hilalini görürseniz oruç tutun ve sizinle Ay'ın arasına bulutlar girer ve Ay'ı örterse o durumda şaban ayını otuz güne tamamlayın. Şevval hilalini gördüğünüzde oruç tutmayın (bayram yapın) eğer sizinle Ay'ın arasına bulutlar girer ve Ay'ı örterse, ramazan ayını otuz güne tamamlayın.
- Ayın başlangıcını belirlemede esas olan hesap değil, hilalin görülmesidir.
- İbnü’l-Münzir, Ramazan ayının girişi hilali görmekle değilde yalnızca hesapla belirlenmesi hâlinde orucun vacip olmayacağı konusunda icmâ bulunduğunu nakletmiştir.
- Bulut veya benzeri bir durum ramazan hilalinin görülmesini engelliyorsa, o zaman şaban ayının otuz güne tamamlanması farzdır.
- Bir kameri ay sadece yirmi dokuz veya otuz gündür.
- Eğer bulut veya benzeri bir durum şevval hilalinin görülmesini engelliyorsa ramazanı otuz güne tamamlamak farzdır.
- Bulunduğu yerde Müslümanların oruçla ilgili işlerini takip eden kimse bulunmayan yahut bu hususta ihmalkâr davranılan bir yerde olan kişi; dikkatli olmalı ve kendi görmesiyle ya da güvendiği bir kimsenin görmesiyle orucunu tutmalıdır. Buna göre oruca başlar ve buna göre iftar eder.
17 Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha çok korur ve ferci de daha çok muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir kalkandır
عَن عَبْدِ اللَّهِ بنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «مَنِ اسْتَطَاعَ البَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ».
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik o, şöyle buyurmuştur: «Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha çok korur ve ferci de daha çok muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir kalkandır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- cinsel ilişkiye girebilecek ve evliliğin yükümlülüklerini yerine getirebilecek durumda olanları evlenmeye teşvik etmiştir. Çünkü bu o kimsenin gözünü haramlardan korur, iffetini korur ve ahlaksızlığa düşmesini engeller. Cinsel ilişkide bulunabildiği halde evliliğin gereklerini yerine getiremeyen kimsenin oruç tutması gerekir. Çünkü oruç, şehveti kırar ve cinsel arzunun zararlarını engeller.
- İslam, iffetli kalmanın ve fuhşiyattan uzak durmanın sebeplerine büyük önem vermiştir.
- İslam, evliliğe güç yetiremeyene oruç tutmaya teşvik etmiştir. Çünkü oruç şehveti zayıflatır.
- Oruç ile hadım etme arasındaki benzetmenin nedeni şudur: Hadım etme, testislerin damarlarını ezmek suretiyle yapılır ve bu işlemle cinsel arzu yok olur. Aynı şekilde, oruç da cinsel arzuyu zayıflatır.
18 "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.
عن عمرو بن العاص رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «فَصْلُ مَا بَيْنَ صِيَامِنَا وصِيَامِ أهْلِ الكِتَابِ، أكْلَةُ السَّحَرِ».
Amr b. el-Âs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim orucumuzla yahudi ve hristiyanların orucu arasındaki ayırt edici bir özelliği haber vermiştir. O da müslümanların sahur vaktinde yedikleri sahur yemeğidir. Çünkü Ehl-i Kitab sahur yapmadığı için Müslümanların sahur yapmaları müstehaptır; bu sayede Ehl-i Kitaba muhalefet etmiş ve sünnetti yerine getirmiş olur. Sahur yemeğinde sünnette sabit olan hayır ve bereket vardır. Ehl-i Kitab gece yarasından oruç tutmaya başlar ve gece yarısından önce yemek yiyip sahurda yemezlerdi. Müslümanlar ile kafirlerin birbirinden ayırt edilmesi dinde talepedilen bir husustur.
19 Rasûllullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan'da Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ فَيُدَارِسُهُ القُرْآنَ، فَلَرَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدُ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûllullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan'da Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan'ın her gecesinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile buluşur, (karşılıklı) Kur'an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdiydi ve ramazan ayında da çok cömert davranırdı. İhtiyacı olana verirdi ve bu cömertliğinin artmasının sebebi de şu iki şeydi: Birincisi: Cebrâîl -aleyhisselam- ile görüşmesi. Diğer husus ise: Ezbere okumak suretiyle Kur’an’ı birbirlerine okuyup müzakere etmeleriydi. Böylece Cebrâîl -aleyhisselâm- Kur'an'dan vahyedilen her şeyi onunla birlikte okur ve müzakere ederdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayır hususunda ikram sahibi, cömert, daha çok veren bir kimseydi. Allah'ın yağmur ve rahmetle gönderdiği güzel rüzgârdan daha hızlı insanlara fayda sağlardı.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in itaat ve salih amel mevsimi olan ramazan ayına özel elinin daha da açık olması, cömertliğinin genişliği anlatılmıştır.
- Her zaman cömert olmak teşvik edilmiş ve ramazan ayında bunun daha fazla olması müstehap görülmektedir.
- Ramazan ayında cömertçe hayır yollarında harcamak, bağış yapmak, ihsanda bulunmak ve çokça Kur’an okumak teşvik edilmiştir.
- İlmin korunmasının vesilelerinden biri de onu ilim talebeleri ve âlimlerle birlikte müzakere etmek ve beraber okumaktır.
20 "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yılın hiçbir ayında Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmazdı.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: لم يكن النبي صلى الله عليه وسلم يصوم مِنْ شهر أكثر من شعبان، فإنّه كان يصوم شعبان كله. وفي رواية: كان يصوم شعبان إلا قليلا.
Âişe -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:"Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yılın hiçbir ayında Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmazdı.Şüphesiz ki o Şaban ayının hepsini oruç tutardı.Başka bir rivayette:''Şaban ayında az oruç tutardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yılın hiçbir ayında Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmazdı.''Şüphesiz ki o Şaban ayının hepsini oruç tutardı.''Şaban ayında az oruç tutardı.İkincisi birinci hadisin tefsiridir.Ve hepsi sözünü beyan eder,yani çoğunu demektir.Ve bazı vakitler hepsini tutardı.Başka senelerde bazı günleri tutardı denilmiştir.Ve bazı zamanlar ayın ilk günlerini,bazen son günlerini ve bazende ikisi arasını tutardı.Bazı seneler hariç hiç oruç tutmadan geçirdiği günler bırakmazdı.Bunun için insanın Şaban ayında diğer aylara göre daha fazla oruç tutması gerekir.Çünkü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Şaban'da oruç tutardı.Bundan hikmet Ramazan ayından önce farz namazlar öncesi kılınan ratib sünnetler gibidir denilmiştir.Ve sünnetin delalet ettiği gibi.Şaban ayının çokça oruç tutma ile özel kılınmasının sebebinin kulların amellerinin Allah katına yükseltildiği ay olmasındandır denilmiştir.
21 ''Eğer önümüzdeki seneye (sağ) kalırsam, mutlaka dokuzuncu gününde de oruç tutacağım.''
عن عبدالله بن عباس رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لَئِن بَقِيتُ إلى قابلٍ لأصومنّ التاسِع».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre -Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Eğer önümüzdeki seneye (sağ) kalırsam, mutlaka dokuzuncu gününde de oruç tutacağım.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
''Eğer sağ kalırsam'' yaşarsam.''İlâ kâbil'' gelecek Muharrem'e kadar yaşarsam.''Leesûmenne'' Mutlaka tutacağım.Yahudilere muhalefet olması için dokuzuncu günü ''Tâsi'' dokuzuncu günü onuncu gün ile beraber.Bir sonraki Muharrem ayı gelmeden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettti.Peygamber -aleyhissalatu ve sellem- tutmasa da dokuzuncu günü oruç tutmak sünnettir.Dokuzuncu günü onuncu günü ile beraber oruç tutulmasının sebebi tek onuncu günü tutmada Yahudilere benzememek içindir.Ve şöyle de denilmiştir:Onuncu günü yakalamada ihtiyatlı olmak içindir.Birincisi daha doğru bir görüş olup bu konuda nas geimiştir en doğrusunu Allah bilir.
22 Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır
عن زيد بن خالد الجهني رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: «مَنْ فَطَّرَ صائمًا، كان له مِثْلُ أجْرِهِ، غَيْرَ أنَّهُ لاَ يُنْقَصُ مِنْ أجْرِ الصَّائِمِ شَيْءٌ».
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bize aktarıldığına göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste oruçluyu iftar ettirmenin fazileti, buna teşvik ve sevk edilmesi beyan edilmiştir. Bunu yapan kimseye oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksimeden oruçlunun sevabı gibi sevap yazılır. Bu Allah Teâlâ'nın kullarının üzerine bir lütfudur. Aynı zamanda takva ve iyilik üzerine yardımlaşmayı, sevginin oluşmasını ve müslümanlar arasında dayanışmayı sağlar. Hadisin zahiri bir kimse oruçlu birine bir hurma ile iftar ettirse dahi oruçlunun sevabının aynısını kazanır. Bu yüzden insanın gücü yettiği ölçüde oruçluları iftar ettirmede hırslı olması gerekir. Özelliklede ihtiyacı olup fakir olan ve kendilerine iftar hazırlayacak kimseleri olmayanlar için daha hırslı olması gerekir.
23 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aşura orucunu tutmuştur."
عن ابن عباس رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم صام يوم عاشوراء وأمر بصيامه.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aşura orucunu tutmuş ve ashabına da bu orucu tutmalarını emretmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Alimler, aşura orucunun vacip olmayıp sünnet bir oruç olduğu hususunda ittifak etmişler, fakat bu orucun İslam’ın ilk zamanlarında ramazan orucun (un farz kılınmasın) dan önceki hükmü konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu orucun İslam’ın ilk zamanlarında vacip olduğu görüşünü savunanların görüşünün sahih olsa dahi sahih olarak sabit olan hadislerle bu orucun vacipliği hükmü nesh olunmuş (kaldırılmış) tır. Bu hadislerden birinde Aişe -radıyallahu anhâ- bu durumu şöyle haber vermiştir: “Kureyş, cahiliye zamanında aşura orucunu tutardı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu orucun, Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar tutulmasını emretti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İsteyen (aşura orucunu) tutsun isteyen tutmasın.» Buhârî Sahihi'nde (3/24 No: 1893), Müslim Sahihi'nde (2/792 No: 1125) rivayet etmişlerdir. Bkz: Müslim Şerhi (8/4) ve el-Feth (4/246)
24 Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi
عن أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ رضي الله عنه قال: بينما نحن جلوس مع النبي صلى الله عليه وسلم في المسجد دخل رجل على جمل، فأناخه في المسجد ثم عقله، ثم قال لهم: أيكم محمد؟ والنبي صلى الله عليه وسلم متكئ بين ظهرانيهم، فقلنا: هذا الرجل الأبيض المتكئ. فقال له الرجل: يا ابن عبد المطلب فقال له النبي صلى الله عليه وسلم: «قد أجبتك». فقال الرجل للنبي صلى الله عليه وسلم: إني سائلك فمشدد عليك في المسألة، فلا تجد علي في نفسك؟ فقال: «سل عما بدا لك» فقال: أسألك بربك ورب من قبلك، آلله أرسلك إلى الناس كلهم؟ فقال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصلي الصلوات الخمس في اليوم والليلة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصوم هذا الشهر من السنة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن تأخذ هذه الصدقة من أغنيائنا فتقسمها على فقرائنا؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «اللهم نعم». فقال الرجل: آمنت بما جئت به، وأنا رسول من ورائي من قومي، وأنا ضمام بن ثعلبة أخو بني سعد بن بكر.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturduğumuz esnada deve üstünde biri gelip devesini mescidin kapısında çökerttikten sonra bağladı. Sonra orada oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı arasında dayanmış oturuyordu. Biz de, "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dedik. Adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: "Ey Abdulmuttalib’in oğlu!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama, «Seni dinliyorum.» dedi. Adam, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aklına geleni sor!» diye buyurdu. Adam, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına söyle, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına söyle, senenin şu belirli ayında (Ramazan) oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına, şu belirli sadakayı (zekâtı) zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam, "Sen ne getirdiysen ben ona iman ettim ve ben kavmimin geride kalanlarının da elçisiyim, dedi. Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik radıyallahu anh- bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturdukları esnada devesinin üzerinde bir adamın gelip mescidin kapısında devesini çökerttikten sonra bağladığını, sonra mescitte oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı arasında dayanmış bir şekilde oturduğunu, kendilerinin de; "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dediklerini, adamın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ey Abdulmuttalib’in oğlu!» dediğini, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Seni dinliyorum, dilediğini sor cevap vereceğim.» dediğini, adamın da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dediğini, yani bu sorularım karşısında bana kızma ve sana sıkıntı vermesin, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Dilediğini sor.» dediğini, adamın da, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına sana soruyorum, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de doğru söylediğini vurgulamak için «Allah'a yemin ederim ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, senenin belirli bir ayında ramazanda oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına, şu belirli sadakayı; zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, bunun üzerine de Dımâm b. Sa'lebe’'nin Müslüman olduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kavmini İslam'a davet edeceğini haber vermiştir. Sonra bu sahabe kendisini Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe olarak tanıtmıştır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mütevaziliği ifade edilmiştir. Çünkü adam kendisi ile ashabını birbirinden ayırt edememiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı, soru soran kimseye karşı şefkati ifade edilmiştir. Zira sorulan sorulara güzel cevap vermek İslam'ın kabul edilmesine bir sebeptir.
- Bir kişinin hoş gördüğü takdirde beyaz ve buğday tenli olmak, uzun ya da kısa olmak gibi kusur ifade etmeyen özellikler ile tanıtılması caizdir.
- Kâfirin bir ihtiyaç için camiye girmesi caizdir.
- Hadiste hac ibadeti zikredilmemiştir. Çünkü bu adamın geldiği zamanda farz kılınmamış olabilir.
- Sahabeler insanları İslam'a davet etmeye hırslı olan kimselerdi. Bundan dolayı bu sahabe Müslüman olur olmaz, kavmini İslam'a davet etmek istedi.
25 «Bilâl geceleyin (erkence) ezan okur. Siz İbni Ümmi Mektûm'un ezanını işitinceye kadar yiyip içiniz.»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنه مرفوعاً: «إنَّ بِلالاً يُؤَذِّن بِلَيلٍ، فَكُلُوا واشرَبُوا حتَّى تَسمَعُوا أَذَان ابنِ أُمِّ مَكتُوم».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bilâl geceleyin (erkence) ezan okur. Siz İbn Ümmi Mektûm'un ezanını işitinceye kadar yiyip içiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in iki müezzini vardı: Bilâl b. Rebâh ve âmâ olan Abdullah İbn Ümmü Mektûm'dur. Bilâl -radıyallahu anh- fecir (yani fecri sâdık) doğmadan önce sabah namazı için ezan okurdu. Çünkü namaz uyku vaktine denk geldiği için insanlar vakti girmeden hazırlık yapmaya ihtiyaç duymaktaydılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Bilâl -radıyallahu anh- gece ezan okur diye ashabını uyarıyordu. Fecir (yani fecri sadık) doğana kadar yiyip içmelerini emrederdi. İkinci müezzin olan İbn Ummi Mektûm -radıyallahu anh- ikinci fecrin (yani fecri sâdıkın) doğmasıyla birlikte ezan okuyordu. Bu ezan oruç tutmak isteyenler içindi. Oruç tutanlar yeme içmeyi terk ederler ve sabah namazının vakti girmiş olurdu. Sabah namazından başka hiç bir namaz için vakti girmeden önce ezan okumak caiz değildir. Bu sabah namazına has bir durumdur. Sabah namazı için okunan birinci ezanda ihtilaf edilmiştir. Sadece onunla yetinilir mi? Yoksa vaktin girmesiyle ikinci bir ezan okumak gerekli midir? Alimlerin cumhuru birinci ezan meşrudur, ancak sadece onunla yetinilmez görüşündedirler.
26 Âişe -radıyallahu anha-'ya sordum ve dedim ki: 'Hayız gören kadın neden tutamadığı oruçları kaza ediyor da kılamadığı namazları kaza etmiyor?
عَنْ مُعَاذَةَ قَالَتْ: سَأَلْتُ عَائِشَةَ، فَقُلْتُ: مَا بَالُ الْحَائِضِ تَقْضِي الصَّوْمَ، وَلَا تَقْضِي الصَّلَاةَ؟ فَقَالَتْ: أَحَرُورِيَّةٌ أَنْتِ؟ قُلْتُ: لَسْتُ بِحَرُورِيَّةٍ، وَلَكِنِّي أَسْأَلُ. قَالَتْ: كَانَ يُصِيبُنَا ذَلِكَ، فَنُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّوْمِ، وَلَا نُؤْمَرُ بِقَضَاءِ الصَّلَاةِ.
Muâze -rahimehallah-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Âişe -radıyallahu anha-'ya sordum ve dedim ki: 'Hayız gören kadın neden tutamadığı oruçları kaza ediyor da kılamadığı namazları kaza etmiyor? Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha-: 'Yoksa sen Harûrîlerden misin?' dedi. Ben: 'Hayır, Harûrî değilim. Sadece bunun hikmetini öğrenmek için soruyorum.' dedim. Âişe -radıyallahu anha- şöyle buyurdu: 'Biz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında hayız görürdük. Bize tutamadığımız oruçları kaza etmemiz emredilir, fakat kılamadığımız namazları kaza etmemiz emredilmezdi.'
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâze El-Adeviyye, Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya sorarak şöyle dedi: Âdetli kadın neden oruçlarını kaza eder de namazlarını kaza etmez? Âişe -radıyallahu anha- ona şöyle dedi: "Yoksa sen, soru sormada aşırıya gidip zorluk çıkarmayı ve gereksiz ayrıntılara inmeyi âdet edinen Harûrî Hâricîlerden misin?" Ben de şöyle dedim: "Hayır, ben Harûrî değilim. Ben sadece öğrenmek için soruyorum." Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- şöyle buyurdu: "Biz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında hayız görürdük. Bu durumda bize tutamadığımız oruçları kaza etmemiz emredilir, fakat kılamadığımız namazları kaza etmemiz emredilmezdi.
- İnatlaşmak, zorluk çıkarmak ve sırf tartışmak amacıyla soru soran kimselerin bu tavrını reddetmek ve onları uyarmak gerekir.
- Harûriyye, Kûfe yakınlarında bulunan Harûrâ adlı beldeye nispet edilen Hâricî bir fırkadır. Âişe -radıyallahu anha-'nın soru soran kadını onlara benzetmesi, dinî meselelerde aşırıya gitmeleri, çok soru sormaları ve sorularıyla zorluk çıkarmaları sebebiyledir.
- İlim öğrenmek ve doğru yolu bulmak amacıyla soru soran kimseye, öğretmenin gerekli açıklamayı yapmasının meşru ve gerekli olduğunu göstermektedir.
- Sorulara cevap verirken nasla (âyet ve sahih hadisle) cevap vermek daha uygundur. Nitekim Âişe -radıyallahu anha-, soru soranın sorduğu hükmün hikmetini açıklamamış; bunun yerine doğrudan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uygulamasını nakletmiştir. Çünkü nasla verilen cevap, itiraz ve tartışmayı kesin olarak ortadan kaldıran bir yöntemdir.
- Kul, hükmün hikmetini bilmese bile Yüce Allah'ın ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hükmüne teslim olmalı ve onu tereddütsüz kabul etmelidir.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Âişe -radıyallahu anha-'nın bu sözüyle kastettiği şudur: Hâricîlerin bir kolu olan Harûriyye, hayız hâlinde kılınamayan namazların da sonradan kaza edilmesini gerekli görüyordu. Bu görüş ise Müslümanların icmâsına aykırıdır. Âişe -radıyallahu anha-'nin 'Sen Harûrî misin?' şeklindeki sorusu ise inkâr ve kınama anlamı taşıyan bir sorudur. Yani, 'Bu, Harûrîlerin yöntemidir; ne kötü bir yöntemdir!' demek istemiştir.
27 Cennet'te Reyyân denilen bir kapı vardır ki, Kıyamet Günü o kapıdan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir
عَنْ سَهْلٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لَا يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، يُقَالُ: أَيْنَ الصَّائِمُونَ، فَيَقُومُونَ لَا يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ».
Sehl -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet'te Reyyân denilen bir kapı vardır ki, Kıyamet Günü o kapıdan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. (O gün) Oruçlular nerede? diye seslenilir. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse giremez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir: Cennet kapılarından birine 'Reyyân' kapısı denir. Kıyamet gününde oradan sadece oruç tutanlar girer, onlardan başka hiç kimse o kapıdan giremez. (O gün) 'Oruç tutanlar nerede?' diye nida edilir; bunun üzerine onlar kalkıp o kapıdan girerler, onlardan başka hiç kimse giremez. Onların sonuncusu da içeri girdiğinde kapı kapanır ve artık oradan hiçbir kimse giremez.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadis, oruç tutmanın faziletini ve oruç tutanların değerini vurgulamaktadır.
- Allah, Cennet'in sekiz kapısından birini oruç tutanlar için ayırmıştır; o kapıdan girdiklerinde kapı kapanacaktır.
- Cennet'in kapılarının olduğu belirtilmiştir.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: (Oruç tutanlar nerede?)' ifadesinden kasıt, çokça oruç tutanlardır. Nitekim 'âdil' ve 'zâlim' sıfatları da bu davranışı bir kez yapanlar için değil, onu adet ve alışkanlık haline getirenler için kullanılır.
- (Reyyân), suya kandıran/susuzluğu gideren anlamına gelir. Çünkü oruç tutanlar, özellikle uzun ve sıcak yaz günlerinde susuzluk çekerler. İşte bu yüzden, kendilerine has olan bu kapıya 'Reyyân Kapısı' adı verilerek ödüllendirilirler. Bir diğer görüşe göre 'Reyyân', fa'lân (فَعْلَان) vezninde olup, susuzluğun zıttı olan 'bol suya kanmışlık' anlamına gelir. Bu ismin verilmesinin sebebi, oruç tutanların (dünyada çektikleri) susuzluk ve açlığa karşılık bir mükafat olmasıdır.
28 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in - bir aydan oruç tutmadığı günler o kadar çok olurdu ki, biz O'nu artık o aydan hiç oruç tutmayacak zannederdik. Bazen de o kadar çok oruç tutardı ki, artık o ay orucu hiç bırakmayacak zannederdik. Onu gece namaz kılarken görmek istersen, mutlaka öyle görürdün. Uyurken görmek istersen öyle görürdün."
عن أنس رضي الله عنه قال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يُفْطِرُ من الشهر حتى نظن أن لا يصوم منه، ويصوم حتى نظن أن لا يُفْطِرَ منه شيئا، وكان لا تَشَاءُ أن تراه من الليل مُصَلِيًا إلا رأيتَه، ولا نائما إلا رأيتَه.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir aydan oruç tutmadığı günler o kadar çok olurdu ki, biz O'nu artık o aydan hiç oruç tutmayacak zannederdik. Bazen de o kadar çok oruç tutardı ki, artık o ay orucu hiç bırakmayacak zannederdik. Onu gece namaz kılarken görmek istersen, mutlaka öyle görürdün. Uyurken görmek istersen öyle görürdün."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Enes -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in orucundaki ve namazındaki halinden haber vermiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir aydan oruç tutmadığı günler o kadar çok olurdu ki, bir kimse O'nu artık o aydan hiç oruç tutmadığını zannederdi. Yine bir ayda o kadar çok oruç tutardı ki, tuttuğu orucun çokluğundan dolayı bir kimse onun orucu bırakmayacağını zannederdi. Aynı zamanda gece namaz kılmak istediğinde belli bir vakitle sınırlı kalmazdı. Bazen gecenin ilk vakti, bazen ortasında, bazen de sonunda kılardı. Öyle ki gecenin bir vakti onu namaz kılmaz zannederken onu namaz kılarken bulursun. Uyumaz zannettiğinde de uyurken bulursun. Onun ameli ifrat ve tefrit arasındaydı.
29 «Bugün sevabı oruç tutmayanlar kazandı!»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كنَّا مع النبي صلى الله عليه وسلم في السفر فمنَّا الصائم، وَمِنَّا المُفطر، قال: فنزلنا مَنْزِلًا فِي يوم حارٍّ، وأكثرنا ظِلًّا صاحب الْكِسَاءِ، وَمِنَّا من يَتَّقِي الشمس بيده، قال: فَسقط الصُّوَّامُ، وقام المُفْطِرُونَ فَضربوا الْأَبْنِيَةِ، وَسَقَوْا الرِّكَاب، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "ذهب المُفْطِرُونَ اليوم بالأجر".
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Biz bir seferde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdik. Aramızda bir kısım oruç tutuyor, bir kısım da tutmuyordu. Sıcak bir günde bir yerde konakladık. Gölgelenenlerin çoğu elbisesi olanlardı. Bir kısmımız güneşe karşı eliyle korunuyordu. Derken oruçlular yığılıp kaldılar, oruçsuzlar kalkıp çadırları kurdular, hayvanları suladılar. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bugün sevabı oruç tutmayanlar kazandı!» buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir yolculukta sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberlerdi. Aralarından bazısı oruç tutuyor, bazısı da oruç tutmuyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan herbirinin halini onaylamıştı (yani oruç tutmak isteyene de tutmak istemeyene de bir şey dememişti). Öğle sıcağından ve yolculuğun vermiş olduğu meşakkatten dinlenmek için bir yerde konakladılar. Öğle sıcağında konakladıklarında, sıcaktan ve susuzluktan dolayı oruçlu olanlar yığılıp kaldılar ve çalışmaya güç yetiremediler. Oruçlu olmayanlar ise çadırları kurdular, develeri suladılar ve oruçlu kardeşlerine hizmet ettiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu yaptıklarını ve askerlerin hizmet ettiklerini de görünce onları teşvik edip, faziletlerini beyan etmek için: «Bugün sevabı oruç tutmayanlar kazandı!» buyurdular.
30 «Kim benimle itikaf etmiş ise, son on günde de itikaf etsin. Çünkü bu kadir gecesi bana gösterilmişti. Sonra o gece bana unutturuldu. Halbuki ben rüyada kendimi o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmüşümdür. Siz o geceyi son on günde arayın!»
عن أبي سعيد الخُدْري رضي الله عنه : «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يَعْتَكِفُ في العَشْرِ الأَوْسَطِ من رمضان. فاعتكف عامًا، حتى إذا كانت لَيْلَةَ إِحْدَى وَعِشْرِينَ -وهي اللَّيْلَةُ التي يخرج من صَبِيحَتِهَا من اعتكافه- قال: من اعتكف معي فَلْيَعْتَكِفِ العَشْرَ الأَوَاخِرَ فقد أُرِيتُ هَذِهِ اللَّيْلَةَ ثم أُنْسِيتُهَا، وقد رَأَيْتُنِي أَسْجُدُ فِي مَاءٍ وَطِينٍ من صَبِيحَتِهَا، فَالْتَمِسُوهَا فِي العَشْرِ الأَوَاخِرِ، والتمسوها في كل وِتْرٍ. فَمَطَرَتِ السَّمَاءُ تلك الليلة، وكان المسجد على عَرِيشٍ، فَوَكَفَ المسجد، فَأبْصَرَتْ عَيْنَايَ رسول الله صلى الله عليه وسلم وعلى جَبْهَتِهِ أَثَرُ المَاءِ وَالطِّين من صُبْحِ إحْدَى وَعشْرِيْنَ».
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, ramazanın ortadaki on günde itikaf yapardı. Yine bir sene ramazanın yirmi birinci gecesi oluncaya kadar itikaf yaptı. Bu gece onun, sabahında itikaf yerinden çıkacağı gecedir. O sabah Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir konuşma yaptı da şöyle buyurdu: «Kim benimle itikaf yapmış ise, son on günde de itikaf yapsın. Çünkü bu kadir gecesi bana gösterilmişti. Sonra o gece bana unutturuldu. Halbuki ben rüyada kendimi o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmüşümdür. Siz o geceyi son on günde her tek sayılı gece içinde arayın!» O konuşmanın yapıldığı gecede gök boşandı. Mescit o zaman arîş üzere (yani çardak biçiminde olup tavansız, gölgelik halinde) yapılmış idi. Bu sebeple mescit aktı. İşte yirmi birinci gecenin sabahından çıkarken benim iki gözüm, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i alnı üzerinde su ve çamur izi olduğu halde görmüştür.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, kadir gecesini idrak edebilmek için onun (sallallahu aleyhi ve sellem) ramazanın ortadaki on günde itikaf yaptığını haber vermiştir. Yine –adeti üzere olduğu gibi- (Ramazanın ikinci on gününde) yirmi birinci gecesi oluncaya kadar itikafta kaldı ki bu gece onun, sabahında itikaf yerinden çıkacağı gecedir. Kadir gecesinin son on günde olduğunu anladı ve ashâbına: «Kim benimle birlikte (Ramazanın) ikinci on gününde itikaf yapmış ise, son on günde de itikaf yaparak itikafını son on güne birleştirsin.» buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ’nın ona uykusunda (rüyasında) kadir gecesini gösterdiğini sonra da unutturduğunu haber vermiştir. Bununla birlikte Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rüyasında o seneki kadir gecesinin alametlerini görmüştür ki haber verdiği üzere bu alamet onun kendisini, o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmesidir Allah, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in rüyasını doğrulamış ve gökyüzünden 21. gece yağmur inmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mescidi arîş şekli üzere (yani çardak biçiminde olup tavansız, gölgelik halinde) duvarları hurma dalları ile desteklenmiş, tavanı da hurma dalları ile kapatılmıştı. Yağmurun etkisiyle mescidin çatısı akmıştı. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- 21. gecenin sabahında su ve çamur içine secde etmiştir. Bkz. Teysîr’il Allâm (shf:349), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/472), Te’sîsu’l Ahkâm (3/292).
31 “Yolculukta oruç tutmak birr (iyilik ve itaat) değildir.” diye buyurdu
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُما قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرٍ، فَرَأَى زِحَامًا وَرَجُلًا قَدْ ظُلِّلَ عَلَيْهِ، فَقَالَ: «مَا هَذَا؟»، فَقَالُوا: صَائِمٌ، فَقَالَ: «لَيْسَ مِنَ البِرِّ الصَّوْمُ فِي السَّفَرِ»، وَفِي لَفْظٍ لِمُسلِمٍ: «عَلَيْكُمْ بِرُخْصَةِ اللهِ الَّذِي رَخَّصَ لَكُمْ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah- sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculukta iken bir kalabalık gördü. Orada, üzerine gölgelik yapılmış bir adamın bulunduğunu fark etti ve: “Nesi var?” diye sordu. Oradakiler: “Oruç tutan birisidir.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Yolculukta oruç tutmak birr (iyilik ve itaat) değildir.” diye buyurdu. Müslim’in bir rivayetinde ise şöyle geçmektedir: “Allah’ın sizin için tanımış olduğu ruhsatı kabul edin.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculuk sırasında insanların etrafında toplandığı bir adam gördü. Adam, güneşin şiddetli sıcağından ve çok susamış olmasından dolayı gölgelendirilmişti. Bunun üzerine: “Ona ne oldu?” diye sordu. Sahâbîler: “Oruçludur.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Yolculukta oruç tutmak birr (iyilik ve itaat) değildir. Allah’ın sizin için tanımış olduğu ruhsattan yararlanın.”
- İslam dininin kolaylığı ifade edilmiştir.
- Yolculuk sırasında oruç tutmak caizdir ve ruhsatı kullanarak oruç tutmamak da caizdir.
- Yolculukta oruç tutmak, kişiye meşakkat verdiği takdirde mekruhtur. Ancak bu meşakkat kişinin helâk olacağı bir seviyeye ulaşırsa, oruç tutmak haram olur.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: “Yolculukta oruç tutmak birr (iyilik ve itaat) değildir" sözünün anlamı şudur: Bu ifade, oruç tutmanın size meşakkat vermesi ve zarar görmenizden endişe edilmesi durumuna aittir. Hadisin bağlamı da bu şekilde yorumlanmasını gerektirmektedir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeleriyle yakından ilgilenir ve onların hâlini sorardı.
32 Biz ramazanda, sıcağı çok şiddetli bir günde, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber -ramazan ayında- yolculuğa çıktık. Öyle bir sıcaklık vardı ki, sıcağın şiddetinden dolayı hepimiz elimizi başımıza koyduk. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Abdullah b. Revaha dışında bizden oruç tutan yoktu.
عن أَبِي الدَّرْدَاءِ رضي الله عنه قال: «خَرَجْنَا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في شهر رمضان، في حَرٍّ شَدِيدٍ ، حتى إن كان أَحَدُنَا لَيَضَعُ يَدَهُ على رأسهِ من شِدَّةِ الْحَرِّ. وما فِينَا صائمٌ إلا رسولُ الله صلى الله عليه وسلم وعبد ُالله بن رَوَاحَةَ».
Ebu‘d-Derda –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz ramazanda, sıcağı çok şiddetli bir günde, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yolculuğa çıktık. Öyle bir sıcaklık vardı ki, sıcağın şiddetinden dolayı hepimiz elimizi başımıza koyduk. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Abdullah b. Revaha dışında bizden oruç tutan yoktu."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu‘d-Derda –radıyallahu anh- ramazan ayında sıcaklığın çok şiddetli olduğu bir zamanda sefere çıktıklarını haber vermiştir. Hatta sıcaklığın şiddetinden başlarını koruyabilmek için insanlar ellerini başlarının üzerine koyuyorlardı. Aralarında Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ensar'dan olan Abdullah bin Revaha –radıyallahu anh-’dan başka oruç tutan kimse yoktu. Şiddetli sıcağa dayanarak oruç tutmuşlardır. Seferde, tehlike haddine ulaşmayan meşakkatte oruç tutmanın cevazına delalet eder. Teysiru'l-Allam/327, Tenbihu'l-Efham(3/432), Te’sisu'l-Ahkam(3/241)
33 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- visal orucu tutmayı yasakladı. (O'na) Ama sen visal orucu tutuyorsun" dediklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben sizin gibi değilim. Çünkü ben (Rabbim tarafından) yedirilir ve içirilirim!»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الْوِصَالِ، قالوا: إنك تواصل؟ قال: إني لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ، إني أُطْعَمُ وَأُسْقَى». وفي رواية أبي سعيد الخدري رضي الله عنه : «فَأَيُّكُمْ أراد أن يواصل فليواصل إلى السَّحَرِ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- visal orucu tutmayı yasakladı. (O'na;) Ama sen visal orucu tutuyorsun, dediklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben sizin gibi değilim. Çünkü ben (Rabbim tarafından) yedirilir ve içirilirim.» Sizden hanginiz orucunu öbür günün orucuna eklemek isterse, nihayet onu seher (yânî sahur) vaktine kadar ulaştırsın.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabesine olan rahmetinden ve şefkatinden dolayı visal orucunu onlara yasaklamıştır. Ancak sahabeler faziletli olanı sevdikleri, Allah'a yakınlaştıran şeyde hırslı oldukları için visal orucunu tutmaya rağbet etmişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisi bu orucu tuttuğu için onu örnek alıp, şüphesiz ki sen tutuyorsun demişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de onlara yeme içme yerine geçen bir şekilde O'nu yedirip içiren olduğunu haber vermiştir. Ancak sizden kim, visal orucu tutmak isterse, sahur vaktine kadar tamamlasın. İslam dini kolaylığın olduğu sıkıntının, zorluğun, aşırılığın ve derinleşmenin olmadığı bir dindir. Çünkü bunda nefse eziyet etme ve baskı vardır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Çünkü kolaylık; amel için daha kalıcıdır ve amelden usanıp bıkkınlık duymaktan selamette olandır. Bunda Allah'ın yeryüzüne koyduğu adalet vardır ki, Allah'a, kulundan ibadetten talep ettiğini vermek ve nefse de ihtiyaç duyduğu unsurları vermek vardır.
34 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü oruç tutmayı yasakladı mı diye sordum? Câbir: Evet, yasakladı, dedi.
عن محمد بن عباد بن جعفر قال: «سألت جابر بن عبد الله رضي الله عنهما : أَنَهَى النبي صلى الله عليه وسلم عن صوم يوم الجمعة ؟ قال: نعم». وفي رواية: «وَرَبِّ الْكَعْبَة».
Muhammed b. Abbâd b. Ca’fer şöyle dedi: Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-'a, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü oruç tutmayı yasakladı mı diye sordum? Câbir: Evet, yasakladı, dedi. Başka bir rivayette "Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki" dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Nesâî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cuma günü müslümanların bayramı olduğu için şeriat koyucu o güne has oruç tutulmasını ve namaz kılınmasını yasaklamıştır. Ancak bir gün öncesi ya da bir gün sonrasıyla veyahut da alışkanlık edinilmiş oruç kapsamında orucun o güne denk gelmesi sebebi ile tutulmasında bir sakınca yoktur. Bu, aynı zamanda avamın, diğer günlerde olmayan farz bir ibadetin cumaya has fazladan bir farz ibadet olduğunu zannetmemeleri içindir.
35 «Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse orucunu onun yerine velisi tutar.»
عن عائشة رضي الله عنها أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «من مات وعليه صِيَامٌ صَامَ عنه وَلِيُّهُ».
Aişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse orucunu onun yerine velisi tutar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Aişe -radıyallahu anha-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ölen kimsenin zimmetinde adaktan olan farz oruç, kefaret ya da ramazandan kalan oruç kazası varsa, velisine onun yerine oruç tutmasını emrettiğini haber vermiştir. Çünkü bu onun borcudur. O borcu ödemek yakınları için daha evladır. Çünkü bu; ona karşı yapılmış bir ihsan, iyilik ve akrabalık bağıdır. Buradaki emir vacip değil müstehap olan bir emirdir.
36 Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun oruçlarını kaza edeyim mi?’ dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Annenin herhangi bir borcu olsaydı, öder miydin?» diye sordu. Adam; Evet, deyince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Öyleyse Allah’ın borcunu ödemek diğer borçları ödemekten daha evladır.»
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، إن أمي ماتت وعليها صوم شهر. أَفَأَقْضِيهِ عنها؟ فقال: لو كان على أمك دَيْنٌ أَكُنْتَ قَاضِيَهُ عنها؟ قال: نعم. قال: فَدَيْنُ اللهِ أَحَقُّ أن يُقْضَى ». وفي رواية: «جاءت امرأة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، إن أمي ماتت وعليها صوم نذر. أفأصوم عنها؟ فقال: أرأيت لو كان على أمك دَيْنٌ فَقَضَيْتِيهِ ، أكان ذلك يُؤَدِّي عنها؟ فقالت: نعم. قال: فَصُومِي عن أمك».
İbn Abbas -radıyallahu anhuma- merfû olarak rivayet ediyor. Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; "Ey Allah'ın Rasûlü! Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun oruçlarını kaza edeyim mi?" dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Annenin herhangi bir borcu olsaydı, öder miydin?» diye sordu. Adam; Evet, deyince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Öyleyse Allah’ın borcunu ödemek diğer borçları ödemekten daha evladır.» diye buyurdu. Bir başka rivayette, bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Annem üzerinde adak orucu borcu olduğu halde vefat etti. Ben onun yerine bu orucu tutayım mı?" diye sordu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Ne dersin? Annenin üzerinde (başka) bir borç olsa sen de onu ödesen, bu onun yerine geçer miydi?» diye buyurdu. Kadın: Evet cevabını verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine: «Öyleyse annen adına oruç tut.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisin iki rivayeti bulunmaktadır. Hadisin gelişi bir konuda iki ayrı olayın yaşandığını göstermektedir. Birinci rivayette, bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek annesinin üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde vefat ettiğini ve annesinin yerine bu orucu tutmasının mümkün olup, olmadığını sorar. İkinci rivayette ise bir kadın gelerek annesinin üzerine adak oruç borcunun olduğunu ve onun yerine bu orucu tutmasının mümkün olup, olmadığını sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her iki soruya da aynı cevabı vererek, anneleri namına bu oruçları tutabilecekleri fetvasını vermiştir. Cevabı daha iyi anlayabilmeleri için kendilerine bir örnek vermiştir. Bu, annelerinin bir kimseye borçlarının olması halinde bu borcu ödeyip, ödemeyecekleri örneğidir. Her ikisi de evet yanıtını verirler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu borcun Allah'a karşı bir borç olduğunu, nasıl ki insanlardan bir kimseye olan borcun ödenmesi gerektiği gibi Allah'a olan borcun da ödenmesinin daha yerinde olacağını haber vermiştir.
37 «Allah'a en sevimli oruç, Dâvûd’un orucudur. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd’un namazıdır. O, her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılar ve altıda birinde yine uyurdu. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi.»
عن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إن أَحَبَّ الصيام إلى الله صِيَامُ داود، وأحب الصلاة إلى الله صلاة داود، كان يَنَامُ نِصْفَ اللَّيْلِ، وَيَقُومُ ثُلُثَهُ، وَيَنَامُ سُدُسَهُ، وكان يصوم يومًا ويُفطِرُ يومًا».
Abdullah b. Amr b. El-Âs -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: «Allah'a en sevimli oruç, Dâvûd’un orucudur. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd’un namazıdır. O, her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılar ve altıda birinde yine uyurdu. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Allah'a en sevimli oruç ve namazın, Allah'ın Nebisi Dâvût -aleyhisselatu vesselam-'ın oruç ve namazı olduğunu haber vermiştir. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Bunda ibadetin hasıl olması ve bedeni rahat ettirme vardır. İbadete hafif ve zinde kalkmak için gecenin ilk yarısında uyur, üçte birinde namaz kılar, sonra son altıda birinde sabahın ilk vaktindeki ibadete zinde olmak için yine uyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu özelliklere teşvik etmiştir.
38 " Davûd kardeşimin orucundan -senenin yarısı- üstün başka oruç yoktur. Bir gün oruç tut ve bir gün tutma.
عن عبد الله بن عَمْرِو بن العاص رضي الله عنهما قال: «أُخبِر رسول الله صلى الله عليه وسلم أني أقول: والله لَأَصُومَنَّ النهار، وَلَأَقُومَنَّ الليل مَا عِشْتُ. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : أنت الذي قلتَ ذلك؟ فقلتُ له: قد قُلتُه -بأبي أنت وأمي-. فقال: فإنك لا تستطيع ذلك، فصُم وأفطِر، وَقُمْ وَنَمْ ، الشَّهْرِ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ الحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وذلك مثل صيام الدَّهْرِ. قلت: فإني أُطِيقُ أفضل من ذلك. قال: فصم يوما وأَفطر يومين. قلت: أُطِيقُ أفضل من ذلك. قال: فصم يوما وأفطر يوما، فذلك مثل صيام داود، وهو أفضل الصيام. فقلت: إني أُطِيقُ أفضل من ذلك. قال: لا أفضل من ذلك»، وفي رواية: «لا صوم فوق صوم أخي داود -شَطْرَ الدَّهَرِ-، صم يوما وأفطر يوما».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e benim şöyle dediğim haber verilmiş: Allah’a yemin ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: “Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu. Ben de kendisine: Anam babam sana feda olsun, ya Resûlallah! Evet, ben böyle söylemiştim, dedim. Buyurdular ki: “Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et; her aydan üç gün oruç tut; çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.” Bunun üzerine ben: Bunun daha çoğunu yapmaya gücüm yeter, dedim. Peygamber Efendimiz: “O halde bir gün oruç tut, iki gün tutma” buyurdu. Ben: Ama ben bundan daha fazlasını yapabilirim, deyince Rasûlullah: “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma; bu Dâvûd aleyhisselâm’ın orucu olup, oruçların en faziletlisidir” buyurdu. Ben: Bundan daha faziletlisine de gücüm yeter, dedim. Peygamberimiz: “Bundan daha faziletlisi yoktur” buyurdu. Başka bir rivayet de şu şekildedir: " Davûd kardeşimin orucundan -senenin yarısı- üstün başka oruç yoktur. Bir gün oruç tut ve bir gün tutma.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın yaşadığı sürece gündüzleri oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğine dair yemin ettiği haber verilmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bunları söyleyip söylemediğini ona sormuştur. O da evet demiştir. Bunun üzerine Rasûlullah: “ Bu sana ağır gelir buna güç yetiremezsin demiştir. Onu hem rahat etmesi hemde ibadet etmesi arasındaki bir yolu göstermiştir. Oruç tutup, terk edecek ve namaz kılıp uyuyacaktır. Her aydan üç gün oruç tutarak bütün seneyi oruçlu geçirmiş sevabını elde edebilecektir. Abdullah b. Amr b. el-Âs bundan daha fazlasına güç yetirebileceğini haber verdi. Daha fazla oruç tutmasına izin vermesini istemiş ve en faziletli oruca kadar isteğini sürdürmüştür. O da Davûd -aleyhisselam-'ın orucudur. Bir gün oruç tutar bir günde tutmazdı. Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anh- hayra olan isteğinden dolayı daha fazlasını istemidiğinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bundan daha faziletli bir orucun olmadığını söylemiştir.
39 Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar.
عن أبي عطية، قال: دخلت أنا ومسروق على عائشة رضي الله عنها ، فقالَ لها مسروقٌ: رجلانِ من أصحابِ محمدٍ صلى الله عليه وسلم كِلاَهُمَا لا يَألُو عَنِ الخَيْرِ؛ أحَدُهُمَا يُعَجِّلُ المَغْرِبَ وَالإفْطَارَ، وَالآخر يؤخِّر المغرب وَالإفْطَارَ؟ فَقَالَتْ: مَنْ يُعَجِّلُ المَغْرِبَ وَالإفْطَار؟ قالَ: عبدُ اللهِ -يعني: ابن مسعود- فقالتْ: هَكذا كانَ رسولُ اللهِ يَصْنَعُ.
Ebû Atıyye dedi ki, ben ve Mesruk Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanına gittik. Mesruk ona:Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor, dedi. Bunun üzerine Âişe: Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir? diye sordu.Mesrûk (İbni Mes'ud'u kastederek) Abdullah'tır, cevabını verdi. Bunun üzerine Âişe:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de öyle yapardı, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Atıyye ve Mesrûk Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından iki adam hakkında soru sordular.Birincisi:İftarı ve akşam namazını erteliyor.İkincisi:İftarı açmakta ve akşam namazını kılmakta acele ediyor.Hangisi daha doğru yapıyor.?Âişe -radıyallahu anhâ- dedi ki:Bu kim? Yani acele eden? Dediler ki:İbn Mesud -radıyallahu anh- ve dedi ki:Nebî-sallallahu aleyhi ve selllem- de böyle yapıyordu.Yani ifaterı açmakta ve akşam namazını kılmakta acele ederdi.Bu Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı fiili sünnet en faziletli olanın iftarı öne almak olduğuna delalet ediyor.
40 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlarının sevabını almak için oruç tutmak isterdi.''
عن عائشة رضي الله عنها قالت: كانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَتَحرّى صومَ الإثنينِ والخميسِ.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlarının sevabını almak için oruç tutmak isterdi.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Pazartesi ve Perşembe oruçlarını isteyerek ve gayret ederek tuttuğunu haber veriyor.Çünkü ameller bu iki günde Allah Teâlâ'ya sunulur.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- oruçlu olduğu halde amelinin sunulmasını sevmiştir.Çünkü Allah Teâlâ başka hadislerde geldiği gibi bu günlerde birbirine düşman olan iki kişi hariç her müslümanın günahını bağışlar.
41 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- akşam namazını kılmazdan önce birkaç tane taze (yaş) hurma ile orucunu açardı (iftar ederdi).
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يُفطِر قبْل أن يصلي على رُطَبات، فإن لم تكنْ رُطَباتٌ فَتُمَيْراتٌ، فإن لم تكنْ تُمَيْراتٌ، حَسَا حَسَواتٍ مِن ماء.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- akşam namazını kılmazdan önce birkaç tane taze (yaş) hurma ile orucunu açardı (iftar ederdi). Eğer taze (yaş) hurma yoksa, birkaç kuru hurma ile orucunu açardı (iftar ederdi). Birkaç kuru hurma da yoksa, birkaç yudum su yudumlardı.
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in -oruç tuttuğunda- akşam namazını kılmazdan önce birkaç tane taze (yaş) hurma ile orucunu açtığını haber veriyor. Eğer taze (yaş) hurma yoksa, birkaç kuru hurma ile orucunu açardı (iftar ederdi). Birkaç kuru hurma da yoksa, birkaç yudum su yudumlardı.-Aleyhissalatu vesselam-'ın oruç açmaya hurma ya da su ile başlaması uygundur.Çünkü midesi boştur zarar görmemek için yağlı yemekle başlamıyor.
42 «Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah o kimseyle cehennem arasına yerle gök arası genişliğinde bir hendek koyar.»
عن أبي أمامة رضي الله عنه مرفوعاً: «من صام يوماً في سبيل الله جعل الله بينه وبين النار خَنْدَقًا كما بين السماء والأرض».
Ebu Umame –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah o kimseyle cehennem arasına yerle gök arası genişliğinde bir hendek koyar.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Allah rızası için oruç tutmanın faziletine dair apaçık bir beyan vardır. Öyle ki Yüce Allah bu kimseyi ateşten kurtarıp, uzaklaştırır. Ta ki onunla ateş arasına (genişliği) yer ile gök arası kadar bir hendek konulur.
43 «Her (hicri) ay üç gün oruç tutarsan on üç, on dört ve on beşinde tut.»
عن أبي ذر رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إِذَا صُمْتَ مِنَ الشَّهْرِ ثَلاَثاً، فَصُمْ ثَلاَثَ عَشْرَةَ، وَأرْبَعَ عَشْرَةَ، وَخَمْسَ عَشْرَةَ». عن قتادة بن ملحان رضي الله عنه قال: كانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَأمُرُنَا بِصِيَامِ أيَّامِ البِيضِ: ثَلاثَ عَشْرَةَ، وَأرْبَعَ عَشْرَةَ، وَخَمْسَ عَشْرَةَ. عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: كانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يُفْطِرُ أيَّامَ البِيضِ في حَضَرٍ وَلاَ سَفَرٍ.
Ebu Zer -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her (hicri) ay üç gün oruç tutarsan on üç, on dört ve on beşinde tut.» Katade b. Milhan -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, eyyamu’l-biyd (hicri) ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerinde oruç tutmamızı bize emrederdi. İbn Abbas -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ne hazarda (mukim iken), ne seferde eyyamu’l-biyd/(hicri) ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerinde iftar ederdi. (Yani orucunu bozmaz, tutardı).
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir.
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Zer -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her (hicri) ay üç gün oruç tutarsan on üç, on dört ve on beşinde tut.» Buradaki ay ifadesi her hangi bir aydır. Şayet nafile oruç tutacaksan hicri ayın on üçüncü günü ve ardından gelen iki günü oruç tut, demektir. Bu günlerin gecelerinde dolunay çıkıp, etrafı aydınlatır. Bu yüzden bu günlere eyyamu’l-biyd ismi verilir. Her ay bu günlerde oruç tutmak sünnettir. İbn Abbas -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ne hazarda, ne seferde eyyamu’l-biyd/ (hicri) ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerinde iftar ederdi. (Yani orucunu bozmaz, tutardı). Yani dolunayın çıktığı gecelerinin gündüzlerinde diğer bir ifade ile (hicri) ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerinde yüce Allah’a şükrümüzü ifade etmek için oruç tutmak yerinde olan bir ibadettir. ‘Ne hazarda, ne seferde’ ifadesi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu orucu sürekli tuttuğunun ifadesidir. Bu oruç müekked bir sünnettir. Hicri ayın ortası olması sebebiyle bu günlerde oruç tutulması daha uygundur. Her şeyin ortası en doğru olanıdır. Bkz: El-Feth, (4/227), Mirkatu’l-Mefatîh, (4/566),Feydu’l-Kadîr, (1/395), Delilu’l-Falihîn, (7/27).
44 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, her ay üç gün oruç tutar mıydı? diye sordu. Âişe: Evet, dedi."
عن معاذة العدوية: أنها سألتْ عائشةَ رضي الله عنها : أكانَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَصُومُ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثة أيَّامٍ؟ قالتَ: نعم. فقلتُ: مِنْ أيِّ الشَّهْرِ كَانَ يَصُوم؟ قالتَ: لَمْ يَكُنْ يُبَالِي مِنْ أيِّ الشَّهْرِ يَصُومُ.
Muâze el–Adeviyye'den rivayet edildiğine göre kendisi, Aişe –radıyallahu anha-’ya: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, her ay üç gün oruç tutar mıydı? diye sordu. Aişe: Evet, dedi. Bu defa Muâze : Ayın hangi günlerinde tutardı? diye sordum, diyor. Aişe: Ayın hangi günlerinde tutacağına pek ehemmiyet vermezdi, cevabını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâze el–Adeviyye Aişe –radıyallahu anha-’ya: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, her ay üç gün oruç tutar mıydı? diye sordu. Aişe: Evet, dedi. Yani en az bu kadar oruç tutmuştur. Muâze el–Adeviyye: Ayın hangi günlerinde tutardı? diye sordum. Haftanın günlerinden ayırt ettiği var mıydı? “Oruç tutuyordu” Yani: Bu üç günü başında, ortasında ve sonunda bir arada ya da ayrı ayrı tutardı. “Ayın hangi günlerinde tutacağına pek ehemmiyet vermezdi.” Yani; ayın hangi gününü oruçlu geçireceğine belirlemeye ve tahsis etmeye önem vermezdi. Çünkü hangi üç gün tutarsa sevap hasıl olacaktı. Yani; maslahat neyi gerektiriyorsa -sallallahu aleyhi ve sellem- o şekilde oruç tutuyordu. Ya bunu kendisini bir şey meşgul ettiği için ya da bunun caiz olduğunu göstermek için yapmıştır. Bunların hepsi onun için en faziletli olanıdır. (bakınız: el-Feth(4/227), Mirkatu'l Mefâtîh (4/1416), Delilu'l Fâlihîn 7/71).
45 «Şüphesiz şeytan Adem oğlunun içinde kanın aktığı yerden (damarın içinde) akar. Ben onun kalbinize bir şer bırakmasından korktum.» Yahut da «(Böyle) bir şey» buyurdu.
عن صَفِيَّةُ بِنْتُ حُيَيٍّ رضي الله عنها قالت: «كان النبي صلى الله عليه وسلم مُعْتَكِفًا، فَأَتَيْتُهُ أَزُورُهُ ليلا، فَحَدَّثْتُهُ، ثمَّ قُمْتُ لِأَنْقَلِبَ، فقام معي لِيَقْلِبَنِي -وكان مسكنها في دار أُسَامَةَ بن زَيْدٍ-، فَمَرَّ رَجُلاَنِ من الأنصار، فلما رأيا رسول الله صلى الله عليه وسلم أسرعا، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : على رِسْلِكُمَا، إنها صَفِيَّةَ بِنْتُ حُيَيٍّ، فقالا: سبحان الله يا رسول الله، فقال: إن الشَّيْطَانَ يَجْرِي من ابن آدم مَجْرَى الدَّمِ، وإني خَشِيتُ أن يَقْذِفَ في قُلُوبِكُمَا شرا -أو قال شيئا-». وفي رواية: «أنها جاءَت تَزُورُهُ في اعْتِكَافِهِ في الْمَسْجِدِ، فِي العَشْرِ الأوَاخِرِ من رمضان، فتَحدَّثَتْ عنده ساعة، ثم قامت تَنقَلِبُ، فقام النبي صلى الله عليه وسلم معها يَقْلِبُهَا ، حتى إذا بَلَغَتْ باب المسجد عند باب أم سلمة...» ثم ذكره بمعناه.
Safiyye binti Huyey –radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- itikafta idi. Akşam vakti yanına uğradım. Bir müddet konuştuktan sonra gitmek üzere ayağa kalktım. O da beni yolculamak üzere benimle birlikte kalktı. Safiye’nin yaşadığı yer Usâme b. Zeyd’in evinde idi. O esnada Ensar’dan iki adam geçti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce hızlandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Acele etmeyin. Bu Huyey kızı Safiye’dir.» buyurdu. İki adam: ‘’Subhanallah! Ey Allah’ın Rasûlü’ dediler Bunun üzerine onlara «Şüphesiz şeytan Adem oğlunun içinde kanın aktığı yerden (damarın içinde) akar. Ben onun kalbinize bir şer bırakmasından korktum.» Yahut da «(Böyle) bir şey» buyurdu. Başka bir rivayette; "Ramazanın son on gününde mescitteki itikafı esnasında onu ziyaret etmek üzere gelmişti. Yanında bir süre konuştuktan sonra gitmek üzere kalktı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de onu uğurlamak için kalktı. Mescidin Ümmü Seleme’nin kapısının yanındaki kapısına ulaştı…’’ Sonra da hadisi aynı manada zikretti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ramazanın son on gününde itikafta idi. Hanımı Safiye Onu bir gece ziyaret etti ve biraz konuştu. Sonra da evine dönmek için kalktı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu yolcu etmek ve arkadaşlık etmek için kalktı. Ensar’dan iki adam geçtiler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce hayâ ettiklerinden ve onunla beraber hanımını gördüklerinden dolayı hızlandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Acele etmeyin. Yani yavaş yürüyün. Bu benim eşim Safiye’dir.» buyurdu. İkisi de subhanallah dediler. Senin hakkında kötü zan etmemiz düşünülebilir mi? dediler. Onlara şeytanın ademoğlunu saptırmak için hırslı ve onun bunu yapmak için büyük bir gücü olduğundan haber verdi. Giriş kolaylığı sebebiyle içinde kanın aktığı yerden (damardan) akar. Böylece onların kalplerine bir şey bırakmasından korkup, endişe duydu.
46 ''Ameller Pazartesi ve Perşembe günü Allah'a sunulur.Ve ben amelimin oruçlu olduğum zaman arz olunmasını isterim.''
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «تُعْرَضُ الأعمالُ يومَ الاثنين والخميس، فَأُحِبُّ أَنْ يُعْرَضَ عَملي وأنا صائم». وفي رواية: «تُفْتَحُ أبوابُ الجَنَّةِ يومَ الاثنين والخميس، فَيُغْفَرُ لكلِّ عبد لا يُشْرِكُ بالله شيئا، إِلا رجلا كان بينه وبين أخيه شَحْنَاءُ، فَيُقَالُ: أَنظِروا هذيْن حتى يَصْطَلِحَا، أنظروا هذين حتى يصطلحا». وفي رواية: «تُعْرَضُ الأَعْمَالُ في كلِّ اثْنَيْنِ وَخَميسٍ، فَيَغْفِرُ اللهُ لِكُلِّ امْرِئٍ لا يُشْرِكُ بالله شيئاً، إِلاَّ امْرَءاً كانت بينه وبين أخِيهِ شَحْنَاءُ، فيقول: اتْرُكُوا هذَيْنِ حتى يَصْطَلِحَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre:''Ameller Pazartesi ve Perşembe günü Allah'a sunulur.Ve ben amelimin oruçlu olduğum zaman arz olunmasını isterim.''Başka bir rivayette:''Cennet'in kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır.Allah'a ortak koşmayan her kulun günahı bağışlanır.Yalnız birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın.Barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın.Başka bir rivayette:''''Cennet'in kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.Allah Teâlâ kendisine ortak koşmayan her kişinin günahı bağışlanır.Yalnız birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın buyurur.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
''Ameller arz olunur.''Allah Teâlâ'ya.''Ameller Pazartesi ve Perşembe günü Allah'a sunulur.Ve ben amelimin oruçlu olduğum zaman arz olunmasını isterim.''Yani derecenin yükselmesi ve ecre hasıl olmak için.Başka bir lafızda:''Cennet'in kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır.''Gerçek olarak çünkü Cennet yaratılmıştır.''O günlerde Allah'a ortak koşmayan her kul afedilir.''Yani küçük günahları bağışlanır.Büyük günahlara gelince onlar için tövbe gerekir.''Bir adam hariç'' sözü insan ''Onunla bir kardeşi arasında''İslam kardeşi ''Dargınlık'' Kırgınlık ve düşmanlık.Denir ki:''Ona vakit verin'' Allah meleklere:Erteleyin,mühlet verin ''İki kişiye'' yani:Aralarında düşmanlık olan iki adam.Birbirleriyle konuşmamaları sebebiyle azarlamak için ''Hatta'' Dargınlık kalkar.''Barışana kadar''Barışsınlar ve kırgınlık gitsin.Bu da insanın kendisi ve kardeşleri arasındaki nefretin,düşmanlığın ve buğz etmenin ortadan kaldırılması için acele eder.Hatta kendi nefsinde nefretin izale edilmesini istemede kusur ve ağırlık görürse sabredip ecrini Allah'tan beklesin.Çünkü bu konuda ki netice övülür.Eğer insan bir işte hayır,ecir ve sevap görürse onun üzerine kolay olur.Yine bir ameli terk ettiğinde tehdidi gördüğü zaman o ameli yapmak ta onun için kolay olur.
47 Kim; Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden yetmiş sonbahar (yıl) uzaklaştırır
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ صَامَ يَوْمًا فِي سَبِيلِ اللهِ بَاعَدَ اللهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle söylediğini işittim: «Kim; Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden yetmiş sonbahar (yıl) uzaklaştırır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kim cihat esnasında –bir görüşe göre ise cihat içinde veya dışında– sevap ve mükafatını yalnızca Allah'tan umarak ihlasla bir gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ lütfuyla o kulunu Cehennem ateşinden yetmiş yıllık mesafe kadar uzaklaştıracağını beyan etmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Allah yolunda cihat esnasında oruç tutmanın fazileti; bundan zarar görmeyen, orucundan ötürü bir hakka girmeyen, savaşmasına veya savaşının diğer önemli işlerine zarar gelmeyen kişi için geçerlidir.
- Nafile oruç tutmaya teşvik ve özendirme vardır.
- İhlas ve Allah rızasını gözetmenin farz olduğu ve oruç tutmanın gösteriş yapmak, duyurmak veya başka bir amaçla olmayacağı bildirilmiştir.
- Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: Onun (Allah yolunda) sözü, sadece niyetini düzeltmesi anlamına da gelebilir, savaştayken oruç tutması anlamına da gelebilir. İlk akla gelen ise ikinci olasılıktır.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Onun (Yetmiş sonbahar) sözünün manası şöyledir: Sonbahar, yılın bilinen bir mevsimidir ve burada kastedilen yıldır. Diğer mevsimler -yaz, kış ve ilkbahar- olmaksızın özellikle sonbaharın zikredilmesinin sebebi meyvelerin hasat edildiği, mevsimlerin en bereketlisi olmasıdır.
48 İnsanlar oruçlarını açmakta acele ettikleri sürece, hayır üzerine olmaya devam ederler
عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يَزَالُ النَّاسُ بِخَيْرٍ مَا عَجَّلُوا الْفِطْرَ».
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar oruçlarını açmakta acele ettikleri sürece, hayır üzerine olmaya devam ederler.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Güneş'in batışının gerçekleşmesinin ardından oruçlarını açmakta acele ettikleri sürece insanların hayır üzere olmaya devam edeceğini, bunun sünnete uyma ve onun sınırlarına bağlı kalma anlamına geldiğini bildirmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadis, Güneş battıktan sonra acele edilmesini teşvik eder. Anlamı ise, bu sünnete uydukları sürece, ümmetin iyi olmaya devam edeceği ve işlerinin düzende kalacağıdır. Eğer oruçlarını açmayı geciktirirlerse, bu durum onların içine düştükleri bir fesadın alameti olacaktır.
- İnsanlar, sünnete uymaları sebebiyle hayır üzerine kalmaya devam ederler. İşlerin bozulması ise sünnet olanın değiştirilmesiyle alakalıdır.
- (Bu durum), iftarı geciktiren Ehl-i Kitap’a ve bidat ehline muhalefet etmek (onlardan farklı davranmak) içindir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu (hadiste), söz konusu hükmün gerekçesinin açıklaması vardır. el-Muhelleb -rahimehullah- şöyle demiştir: Buradaki hikmet, geceden gündüze bir ilave yapılmamasıdır. Ayrıca bu (iftarda acele etmek), oruç tutan kimseye daha kolaylık sağlar ve ibadet için ona güç verir. Âlimler, bu hükmün (iftar etmenin) geçerli olabilmesi için, güneşin battığının gözle görülerek veya iki adil kişinin haberiyle kesinleşmesi durumunda olacağı konusunda ittifak etmişlerdir. Tercih edilen görüşe göre bir adil kişinin haberi de yeterlidir.
- İbn Hacer rahimehullah- şöyle demiştir: Önemli bir uyarı: Bu zamanda ortaya çıkarılan münker bidatlardan biri de, ramazanda ikinci ezanın fecirden yaklaşık yirmi dakika önce okunması ve oruç tutmak isteyen kimselere yeme içmenin haram olduğunu göstermek için yakılan kandillerin söndürülmesidir. Bunu ortaya çıkaranlar ise bunun ibadette ihtiyat amacıyla yapıldığını iddia etmişlerdir. Oysa bu uygulamayı (gerçek imsak vaktinin o an olmadığını) ancak sınırlı sayıda insan bilmektedir. Bu durum onları (zamanla) öyle bir noktaya sürüklemiştir ki, vaktin girdiğinden iyice emin olmak zannıyla artık akşam ezanını da ancak güneş battıktan bir birkaç dakika sonra okur hale gelmişlerdir. Böylece iftarı geciktirmiş, sahuru ise öne çekmiş ve sünnete muhalefet etmişlerdir. İşte bu yüzdendir ki, aralarındaki hayır azalmış ve şer çoğalmıştır. Yardımına başvurulacak olan yalnızca Yüce Allah'tır.
49 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber sahur yaptık, sonra da namaza kalktı. "Ezan ile sahur arasında ne kadar zaman vardı?" diye sordum. "Elli ayet miktarı kadar" dedi
عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: تَسَحَّرْنَا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ قَامَ إِلَى الصَّلاةِ، قُلْتُ: كَمْ كَانَ بَيْنَ الأَذَانِ وَالسَّحُورِ؟ قَالَ: قَدْرُ خَمْسِينَ آيَةً.
Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber sahur yaptık, sonra da namaza kalktı. "Ezan ile sahur arasında ne kadar zaman vardı?" diye sordum. "Elli ayet miktarı kadar" dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı sahabeler -radıyallahu anhum-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte sahur yapmış, daha sonra da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazını kılmak üzere kalkmıştı. Enes, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh-'a şöyle sordu: ''Sahur yemeğinin bitmesinden sonra ezan okunana kadar ne kadar zaman geçti?'' Bunun üzerine Zeyd -radıyallahu anh- şöyle dedi: ''Bu, ne çok uzun ne çok kısa, ne de hızlı yahut yavaş; orta bir okuyuşla elli ayetin okunacağı kadar bir süredir."
- Sahur yemeğinin imsak vaktine kadar ertelemek daha faziletlidir. Çünkü sahur geciktirildiğinde, vücuda faydası daha yararlı ve gündüz vakti boyunca vücuda faydası daha fazla olur.
- Sahabelerin, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den ilim öğrenmek ve onunla bir araya gelmek hususunda ne kadar hırslı (istekli) oldukları açıkça görülmektedir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ashabı ile yemek yemesi, onlarla ne kadar iyi geçindiğinin bir göstergesidir.
- İmsak vakti, fecrin doğuşuyla başlar.
- "Ezan ile sahur arasında ne kadar zaman vardı?” sözünden kastedilen, sahur vakti ile namaza başlama vakti arasındaki zamandır. Çünkü diğer bir hadiste: “Sahur vaktinden sonra namaza durmaları arasında ne kadar zaman geçti?” diye sormuştur. Hadisler birbirini açıklamaktadır.
- El-Muhelleb -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste vakitlerin bedenle yapılan işler üzerinden takdir edilmesi vardır. Araplar vakitleri genellikle amellerle ölçerlerdi. Mesela: ‘Bir koyunun sağılması kadar süre’, ‘bir devenin boğazlanması kadar süre’ derlerdi. Zeyd bin Sabit ise bundan farklı olarak süreyi kıraatle takdir etmiştir. Bu da o vaktin tilavetle ibadet vakti olduğuna işarettir. Eğer amelden başka bir şeye dayalı bir zaman birimi belirliyor olsalardı, ''bir miktar süre zarfında'' veya ''bir saatin beşte biri, üçte biri'' derdi.
- İbn Ebû Cemre -rahimehullah- şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, daima ümmeti için en kolay ve en uygun olanı gözetir ve ona göre davranırdı. Şayet kendisi sahur yapmasaydı, ümmeti bu konuda da ona uymaya çalışır ve bu durum bazılarının zorlanmasına yol açardı. Eğer sahurunu gecenin tam ortasında yapsaydı, bu defa da uykusu ağır olanlara zor gelir; ya sabah namazını kaçırmalarına ya da sabaha kadar uykusuzlukla mücadele etmek zorunda kalmalarına neden olurdu.
50 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah onun ruhunu kabzedene kadar her ramazan ayının son on gününde itikâfa girerdi. Onun vefatından sonra da eşleri itikâfa girdiler
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمنينَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَعْتَكِفُ العَشْرَ الأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ، حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ اعْتَكَفَ أَزْوَاجُهُ مِنْ بَعْدِهِ.
Müminlerin annesi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah onun ruhunu kabzedene kadar her ramazan ayının son on gününde itikâfa girerdi. Onun vefatından sonra da eşleri itikâfa girdiler.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anha-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kadir Gecesi'ni idrak etmek için her ramazan ayının son on gününde itikâfa girmeyi terk etmediğini, Allah onun ruhunu kabzedene kadar bunu sürdürdüğünü, kendisinden sonra da eşlerinin -radıyallahu anhunne- itikâfa girmeye devam ettiklerini haber vermiştir.
- Mescitlerde itikâf yapmak, İslami ölçülere uyulması ve fitne tehlikesi olmaması şartıyla kadınlar için de caizdir.
- Hadis, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, her ramazan ayının son on gününde itikâfa girmeye olan kararlılığını ve bu sünnetin önemini pekiştirmektedir.
- İtikâf, hükmü kaldırılmamış ve geçerliliği devam eden bir sünnettir. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefatından sonra eşleri de itikâfa girmeye devam etmişlerdir.
51 Sahur yapın, çünkü sahurda bereket vardır
عن أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «تَسَحَّرُوا، فَإِنَّ فِي السَّحُورِ بَرَكَةً».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sahur yapın, çünkü sahurda bereket vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- sahur yapmaya teşvik etmiştir. Sahur, oruca hazırlanmak için gecenin sonunda yemek yemektir. Çünkü onda büyük bir bereket ve çok hayır vardır: ecir ve sevap kazanmak, gecenin son vaktinde kalkıp dua etmek, oruca güç kazanmak, ibadete daha zinde olmak ve orucun meşakkatini hafifletmek gibi faydalar içerir.
- Hadiste, sahurun müstehap oluşu ve onu yaparak şer‘î emre uymanın teşvik edilmesi vardır.
- İbn Hacer -rahimehullah-, Fethu’l-Bâri adlı eserinde şöyle demiştir: Sahurun bereketi; sünnete uymak, Ehl-i Kitab’a muhalefet etmek, sahur vasıtasıyla ibadet için güç-kuvvet kazanmak, zindeliği artırmak, açlığın tetiklediği kötü ahlakı (öfkeyi) defetmek, o vakitte bir şeyler isteyen muhtaçlara sadaka verilmesine veya birileriyle bir araya gelerek beraberce yemek yenmesine vesile olmak, duaların kabul olunma ihtimalinin yüksek olduğu o vakitte zikir ve duaya vesile olmak ve uyumadan önce niyet etmeyi unutan kimseler için oruç niyetini yakalama (telafi etme) fırsatı sunmaktır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel öğretim yöntemlerinden biri de hükmü hikmetiyle birlikte zikretmesidir. Böylece gönül huzur bulur ve İslam şeriatının yüceliği anlaşılır.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Sahur, bir kişinin yiyecek ve içeceklerden çok az bir miktar atıştırmasıyla da gerçekleşmiş olur.
52 Ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamayın. Ancak bir kimse âdeti olarak oruç tutuyorsa, o orucunu tutabilir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تَقَدَّمُوا رَمَضَانَ بِصَوْمِ يَوْمٍ وَلَا يَوْمَيْنِ إِلَّا رَجُلٌ كَانَ يَصُومُ صَوْمًا فَلْيَصُمْهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamayın. Ancak bir kimse âdeti olarak oruç tutuyorsa, o orucunu tutabilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir Müslümanın ihtiyat amacıyla Ramazan’dan bir veya iki gün önce oruç tutmasını yasaklamıştır. Çünkü Ramazan orucunun farz oluşu hilalin görülmesine bağlanmıştır; bu konuda gereksiz zorlama ve tedbire ihtiyaç yoktur. Ancak bir gün tutup bir gün tutmamak (Davud orucu) ya da Pazartesi-Perşembe orucu gibi alışılagelmiş düzenli bir orucu olan ve bu günleri o vakte denk gelen kimse, o orucunu tutsun. Çünkü bunun ramazanı (önceden) karşılamakla hiçbir ilgisi yoktur. Kaza ve adak gibi farz olan oruçlar da bu istisnai duruma dâhildir.
- (Dinde) aşırılığa kaçmanın yasaklanması; ibadetlerin, şeriatta belirlendiği şekliyle, üzerinde hiçbir artırma veya eksiltme yapılmadan aynen korunmasının farziyeti ifade edilmiştir.
- Bunun hikmetlerinden biri -Allah en iyi bilendir- farz ibadetlerle nafile ibadetleri birbirinden ayırmaktır. Ayrıca ramazana istek ve zindelikle hazırlanmak ve orucun, o faziletli aya mahsus ayırt edici bir şiar olmasıdır.
53 Kim, oruçlu olduğunu unutup yer veya içerse, orucunu tamamlasın. Çünkü onu, Allah yedirip içirmiştir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ نَسِيَ وَهُوَ صَائِمٌ، فَأَكَلَ أَوْ شَرِبَ، فَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ، فَإِنَّمَا أَطْعَمَهُ اللهُ وَسَقَاهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim, oruçlu olduğunu unutup yer veya içerse, orucunu tamamlasın. Çünkü onu, Allah yedirip içirmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ister farz ister nafile olsun, oruçlu iken unutarak bir şey yiyen veya içen kimsenin orucunu tamamlaması ve bozmaması gerektiğini açıklamıştır. Çünkü o kimsenin bilerek orucunu bozmak istemediğini, bilakis bunun Allah'ın kendisine gönderdiği, yedirip içirdiği bir rızık olduğunu bildirmiştir.
- Unutarak yiyip içen kimsenin orucunun geçerli olduğu bildirilmiştir.
- Bir kimsenin unutarak yemesinde veya içmesinde bir günah yoktur. Çünkü bu, kendisinin bilinçli bir seçimi değildir.
- Allah'ın kullarına lütufta bulunduğu, onlara kolaylık gösterdiği, onlardan zorluk ve sıkıntıyı kaldırdığı aktarılmıştır.
- Oruçlu kişi, orucu bozan şeylerden herhangi biriyle ancak üç şart gerçekleştiğinde orucunu bozmuş sayılır: Birincisi, hükmü bilmesi gerekir; eğer bilmiyor ise orucu bozulmaz. İkincisi, hatırlıyor olması gerekir; eğer unutmuşsa orucu sahihtir ve ona kaza gerekmez. Üçüncüsü, kendi iradesiyle hareket etmesi, zorlanma ve baskı altında olmaması gerekir; yani orucu bozan şeyi kendi tercihiyle yapmış olması gerekir.
54 Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh- ile birlikte bayram namazını kıldım. O, şöyle dedi: Şu iki gün, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in oruç tutmayı yasakladığı günlerdir: Orucunuzu bitirip yemek yemeye başladığınız gün ve diğeri ise kurbanınızı yediğiniz kurban günüdür
عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى ابْنِ أَزْهَرَ، قَالَ: شَهِدْتُ العِيدَ مَعَ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، فَقَالَ: هَذَانِ يَوْمَانِ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ صِيَامِهِمَا: يَوْمُ فِطْرِكُمْ مِنْ صِيَامِكُمْ، وَاليَوْمُ الآخَرُ تَأْكُلُونَ فِيهِ مِنْ نُسُكِكُمْ.
İbn Ezher'in azatlı kölesi Ebû Ubeyd'in rivayetine göre o şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh- ile birlikte bayram namazını kıldım. O, şöyle dedi: Şu iki gün, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in oruç tutmayı yasakladığı günlerdir: Orucunuzu bitirip yemek yemeye başladığınız gün ve diğeri ise kurbanınızı yediğiniz kurban günüdür.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ramazan ve Kurban Bayramları'nda oruç tutmayı yasaklamıştır. Ramazan Bayramı, ramazan orucunun bitip yemek yenmeye başlandığı gündür. Kurban Bayramı ise kurban etlerinin yenildiği gündür.
- Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı ve Teşrik Günleri'nde oruç tutmak haramdır. Çünkü Teşrik Günleri Kurban Bayramına bağlı olan günlerdir. Ancak hedy kurbanı bulamayan hacılar, Teşrik Günleri'nde oruç tutabilirler.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Denilir ki, (Hadiste) bu iki günün nitelenerek zikredilmesinin faydası, o günlerde oruç tutmanın haram oluşundaki gerekçeye (illete) işaret etmektir. Bunlardan ilki [Ramazan Bayramı]; oruca ara verildiğini, Ramazan'ın bittiğini ve sınırının kendisinden sonraki günün iftarıyla (bayramıyla) açığa çıktığını göstermek içindir. Diğeri [Kurban Bayramı] ise; eti yensin diye kesilerek Allah’a yakınlaşma vesilesi kılınan kurban ibadeti sebebiyledir.
- Hutbe veren kişinin hutbesinde, bulundukları zamanla alakalı hükümlere değinmesi ve önemli günleri gözetmesi müstehaptır.
- Kurban etinden yemenin meşru olduğu aktarılmıştır.
55 Kadir Gecesi’ni, ramazanın son on gününün tekli gecelerinde arayın
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «تَحَرَّوْا لَيْلَةَ القَدْرِ فِي الوِتْرِ مِنَ العَشْرِ الأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kadir Gecesi’ni, ramazanın son on gününün tekli gecelerinde arayın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanları Kadir Gecesi’ni ihya etmeye, onu ramazanın son günlerinde aramaya ve salih amelleri artırarak bu fırsatı kaçırmamaya teşvik etmiştir. Kadir Gecesi’nin, her yıl ramazan ayının son on günündeki tek sayılı gecelerde; yani yirmi birinci, yirmi üçüncü, yirmi beşinci, yirmi yedinci veya yirmi dokuzuncu gecelerde olması kuvvetle muhtemeldir.
- Hadiste, Kadir Gecesi'nin fazileti ve onu aramaya teşvik vardır.
- Yüce Allah, hikmeti ve rahmetinin bir gereği olarak Kadir Gecesi’ni gizlemiştir. Böylece kullar, bu mübarek geceyi idrak edebilmek maksadıyla ibadetlerde daha çok gayret gösterecek ve alacakları ecir (sevap) katlanarak artacaktır.
- Kadir Gecesi, ramazan ayının son on gecesindedir. Tekli gecelerde olma ihtimali daha fazladır.
- Kadir Gecesi, ramazanın son on gecesinden biridir. Yüce Allah'ın, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an-ı Kerim'i indirdiği gecedir. Bu geceyi, içinde barındırdığı bereketi, büyük değeri ve bu gecede yapılan salih amellerin etkisi bakımından bin aydan daha hayırlı kılmıştır.
- Kadir Gecesi (Dâl harfinin sükunu ile: el-Kadr) Şeref ve Değer Anlamına gelir: Arapçada bir kimse için "fülânun azîmu'l-kadr" (filancanın kadri/değeri büyüktür) denir. Bu yaklaşıma göre gecenin "Kadir" şeklinde isimlendirilmesi, bir şeyin kendi sıfatına izafe edilmesi (tamlanması) kabilindendir. Yani "Şerefli/Yüce Gece" anlamına gelir. Bu da o gecenin şeref, azamet, ihtişam ve makam bakımından çok yüce olduğunu ifade eder. Nitekim ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: {Doğrusu biz onu mübarek bir gecede indirdik} [Duhân Suresi, 3. Ayet] Takdir (Ölçü ve Hüküm) Anlamına gelir: Bu yaklaşıma göre ise gecenin "Kadir" olarak isimlendirilmesi, bir zarfın (zaman diliminin) içinde barındırdığı şeye izafe edilmesi gibidir. Yani bu gece, "o yıl içerisinde meydana gelecek olan şeylerin takdir edildiği (hükme bağlandığı) gece" anlamına gelir. Nitekim ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: "Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir (belirlenir)." [Duhân Suresi, 4. Ayet]
56 Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, ramazanın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir Gecesi'ni arayan onu ramazanın son yedi gecesinde arasın!
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رِجَالًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أُرُوا لَيْلَةَ القَدْرِ فِي المَنَامِ فِي السَّبْعِ الأَوَاخِرِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَرَى رُؤْيَاكُمْ قَدْ تَوَاطَأَتْ فِي السَّبْعِ الأَوَاخِرِ، فَمَنْ كَانَ مُتَحَرِّيهَا فَلْيَتَحَرَّهَا فِي السَّبْعِ الأَوَاخِرِ».
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden birine rüyasında, Kadir Gecesi'nin son yedi gecede olduğu gösterildi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, ramazanın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir Gecesi'ni arayan onu ramazanın son yedi gecesinde arasın!»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden biri, rüyasında Kadir Gecesi'nin ramazan ayının son yedi gecesinde olduğunu gördü. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Rüyalarınızın ramazanın son yedi günü üzerinde muvafakat ettiğini görüyorum. Her kim onu aramaya niyetli ve onu elde etmeye hevesliyse, salih amelleri artırarak onu araştırmaya ve aramaya gayret etsin. Çünkü son yedi günde olması daha muhtemeldir. Son yedi gece, ramazan ayı otuz gün olması halinde yirmi dördüncü gecede, yirmi dokuz gün olması halinde ise yirmi üçüncü gecede başlar.
- Hadiste, Kadir Gecesi'nin fazileti ve onu aramaya teşvik vardır.
- Yüce Allah, hikmeti ve rahmetinin bir gereği olarak Kadir Gecesi’ni gizlemiştir. Böylece kullar, bu mübarek geceyi idrak edebilmek maksadıyla ibadetlerde daha çok gayret gösterecek ve alacakları ecir (sevap) katlanarak artacaktır.
- Kadir Gecesi, ramazan ayının son on gecesindedir. Tekli gecelerde olma ihtimali daha fazladır.
- Kadir Gecesi, ramazanın son on gecesinden biridir. Yüce Allah'ın, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an-ı Kerim'i indirdiği gecedir. Bu geceyi, içinde barındırdığı bereketi, büyük değeri ve bu gecede yapılan salih amellerin etkisi bakımından bin aydan daha hayırlı kılmıştır.
- Kadir Gecesi (Dâl harfinin sükunu ile: el-Kadr) Şeref ve Değer Anlamına gelir: Arapçada bir kimse için "fülânun azîmu'l-kadr" (filancanın kadri/değeri büyüktür) denir. Bu yaklaşıma göre gecenin "Kadir" şeklinde isimlendirilmesi, bir şeyin kendi sıfatına izafe edilmesi (tamlanması) kabilindendir. Yani "Şerefli/Yüce Gece" anlamına gelir. Bu da o gecenin şeref, azamet, ihtişam ve makam bakımından çok yüce olduğunu ifade eder. Nitekim ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: {Doğrusu biz onu mübarek bir gecede indirdik} [Duhân Suresi, 3. Ayet] Takdir (Ölçü ve Hüküm) Anlamına gelir: Bu yaklaşıma göre ise gecenin "Kadir" olarak isimlendirilmesi, bir zarfın (zaman diliminin) içinde barındırdığı şeye izafe edilmesi gibidir. Yani bu gece, "o yıl içerisinde meydana gelecek olan şeylerin takdir edildiği (hükme bağlandığı) gece" anlamına gelir. Nitekim ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: "Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir (belirlenir)." [Duhân Suresi, 4. Ayet]
57 Ramazan ayının son on günü girdiğinde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleri ihya eder, ailesini uyandırır, çok daha gayret eder ve kemerini sıkardı
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنينَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ أَحْيَا اللَّيْلَ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ، وَجَدَّ وَشَدَّ الْمِئْزَرَ.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ramazan ayının son on günü girdiğinde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleri ihya eder, ailesini uyandırır, çok daha gayret eder ve kemerini sıkardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ramazanın son on gününe girildiğinde Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün geceyi çeşitli ibadetlerle ihya eder, ailesini namaz için uyandırır, normalde yaptığından daha fazla ibadet eder, kendini ibadete vererek eşlerinden uzak dururdu.
- Hadiste, değerli vakitleri salih ameller yaparak değerlendirmeye teşvik edilmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, ramazan ayının son on gününde ibadetleri artırmanın ve gecelerini de ibadetlerle ihya etmenin müstehap olduğu bildirilmiştir.
- Kul, ailesine ibadeti emrederek gayretli olmalı ve onlara karşı bu hususta sabırla sebat etmelidir.
- Salih ameller işlemek kararlılık, sabır ve sebat gerektirir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Âlimler (kemer sıkma) ifadesinin anlamı konusunda farklı görüşler bildirmişlerdir. Bunun, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başka zamanlarda alışkın olduğunun dışında ibadete yönelmesi, ibadet için kollarını sıvaması manasında olduğu söylenmiştir. Yine, bu iş için kemerimi sıktım, yani, kollarımı sıvadım ve kendimi buna adadım manasında olduğu söylenmiştir. Ayrıca, ibadetle meşgul olmak için kadınlardan uzak durmanın mecazi bir ifadesi olduğu da söylenmiştir.
58 Sürekli oruç tutan kimse (hakiki anlamda) oruç tutmuş sayılmaz. Her aydan üç gün oruç tutmak, bütün yıl oruç tutmak gibidir
عَنْ عَبْدَ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّكَ لَتَصُومُ الدَّهْرَ، وَتَقُومُ اللَّيْلَ؟»، فَقُلْتُ: نَعَمْ، قَالَ: «إِنَّكَ إِذَا فَعَلْتَ ذَلِكَ هَجَمَتْ لَهُ العَيْنُ، وَنَفِهَتْ لَهُ النَّفْسُ، لاَ صَامَ مَنْ صَامَ الدَّهْرَ، صَوْمُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ صَوْمُ الدَّهْرِ كُلِّهِ»، قُلْتُ: فَإِنِّي أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ، قَالَ: «فَصُمْ صَوْمَ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ، كَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا، وَلاَ يَفِرُّ إِذَا لاَقَى».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Senin sürekli oruç tuttuğun ve geceleri ibadetle geçirdiğin bana haber verildi, doğru mu?" diye buyurdu. Ben: “Evet” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Eğer böyle yaparsan gözlerin çöker (ferini kaybeder) ve nefsin (bedenin) yorulup bitkin düşer. Sürekli oruç tutan kimse (hakiki anlamda) oruç tutmuş sayılmaz. Her aydan üç gün oruç tutmak, bütün yıl oruç tutmak gibidir. Ben: “Ben bundan daha fazlasına güç yetirebilirim.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Öyleyse Dâvûd aleyhisselam'ın orucunu tut. O bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Ayrıca düşmanla karşılaştığında da kaçmazdı.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, Abdullah bin Amr -radıyallahu anhuma-'nın sene boyunca sürekli oruç tuttuğu ve hiç iftar etmediği, geceleri ibadetle geçirdiği ve hiç uyumadığı haber verildi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onu bundan men etti ve ona şöyle dedi: Bazı günler oruç tut, bazı günlerde tutma. Gece namaza da kalk, uykunu da uyu. Ayrıca onu, sürekli oruç tutmaktan ve gecenin tamamını ibadetle geçirip hiç uyumamaktan da sakındırdı. Bunun sebebini açıklayarak şöyle buyurdu: Eğer bunu yaparsan gözlerin zayıflar, çöker ve ferini kaybeder; nefsin de yorulur, bitkin düşer ve güçten kesilir. Daha sonra: ‘Bütün yılı oruçla geçiren kimse oruç tutmuş sayılmaz’ buyurdu. Çünkü bu kimse, yasaklanan bir davranışı işlediği için orucun sevabını tam olarak elde edememiştir; öte yandan iftar da etmemiştir, zira yemekten ve içmekten uzak durmuştur. Böylece ne tam anlamıyla orucun faziletine erişmiş ne de iftar etmiş sayılmıştır. Daha sonra ona, her aydan üç gün oruç tutmasını tavsiye etti. Çünkü bu, bütün yıl oruç tutmak gibidir. Zira bir iyilik on katıyla karşılık görür; bu ise iyiliğe verilen en az miktardır. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: Ben bundan daha fazlasını yapabilirim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ise şöyle buyurdu: "Öyleyse en faziletli oruç olan Davud -aleyhisselam-'ın orucunu tut. Çünkü o, oruçların en faziletlisidir. Dâvûd bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Ayrıca düşmanla karşılaştığında kaçmazdı. Çünkü onun oruç tutma şekli bedenini zayıf düşürmezdi.
- Her aydan üç gün oruç tutmak, sanki bütün seneyi oruçlu geçirmek gibidir. Çünkü her iyiliğe on misliyle karşılık verildiğinden bunun karşılığı otuz gündür. Dolayısıyla her aydan üç gün oruç tutan, sanki bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.
- Allah'a davet yöntemlerinden biri de salih amele teşvik etmek, o amelin ve ona devamlılık göstermenin sevabını zikretmektir.
- el-Hattâbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Abdullah bin Amr kıssasının özü şudur: Allah Teâlâ kulunu sadece oruçla değil, çeşitli başka ibadetlerle de mükellef kılmıştır. Eğer kul bütün gücünü birine harcarsa, diğer ibadetlerde eksik kalır. Bu yüzden başka ibadetlere dermanı olması için bu konuda orta yollu olmak daha evladır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Davud -aleyhisselam- hakkındaki şu sözleri buna işaret etmektedir: "O, (düşmanla) karşılaştığında kaçmazdı." Çünkü cihat edebilmek uğruna oruç tutmayarak güç toplardı.
- İbadetlerde derine dalmak ve aşırıya kaçmak yasaklanmıştır. Hayırlı olan ise sünnete bağlı kalmaktır.
- İlim ehlinin çoğunluğunun (cumhurun) görüşüne göre, bütün yılı kesintisiz olarak oruçla geçirmek mekruhtur. Ancak kişi bu sebeple kendisini zorlar, bedenine zarar verir, nefsine ağır yük yükler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetinden yüz çevirir ve kendi uygulamasının sünnetten daha faziletli olduğuna inanırsa, bu durumda haram olur.
59 Ramazan ayı girdiği vakit, Cennet'in kapıları açılır, Cehennem'in kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «إِذَا جَاءَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، وَصُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ramazan ayı girdiği vakit, Cennet'in kapıları açılır, Cehennem'in kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazan ayı girince üç şeyin meydana geldiğini bildirmiştir: Birincisi: Cennet'in kapıları açılır ve bu kapılardan hiçbiri kapanmaz. İkincisi: Cehennem'in kapıları kapanır, bu kapılardan hiçbiri açılmaz. Üçüncüsü: Şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurulur, artık Ramazan ayı dışında elde ettikleri şeylere ulaşamazlar. Bütün bunlar bu ayı yüceltmek ve salih amel işleyenleri namaz, sadaka, zikir, Kur'an okuma ve benzeri pek çok ibadeti yapmaya, günahlardan ve haddi aşmaktan uzak durmaya teşvik etmek içindir.
- Ramazan ayının fazileti ifade edilmiştir.
- Oruç tutanlara müjdeler olsun ki, bu mübarek ay ibadet ve hayır mevsimidir.
- Ramazan ayında şeytanların zincire vurulması (saf dışı bırakılması), mükellefin (sorumlu kulun) mazeretinin ortadan kalktığına bir işarettir. Sanki ona şöyle denilmektedir: 'Şeytanlar senden uzaklaştırıldı; artık ne itaati terk etme ne de günah işleme konusunda onları mazeret gösterme!
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: Eğer, 'Ramazan ayında kötülüklerin ve günahların çokça işlendiğini görüyoruz; şayet şeytanlar zincire vurulmuş olsaydı bunlar gerçekleşmezdi (bunu nasıl açıklayacağız)?' diye sorulacak olursa, buna cevap şudur: Şeytanlar, ancak şartlarına riayet edilen ve edeplerine gözetilen orucu tutan kimselerden uzaklaşır (onlara karşı etkinlikleri azalır). Ya da zincire vurulanlar, bazı rivayetlerde geçtiği üzere şeytanların tamamı değil, sadece 'marid' (en azgın ve elebaşı) olanlarıdır. Veyahut bundan kasıt, bu ayda kötülüklerin azalmasıdır ki bu zaten gözle görülür (hissedilir) bir durumdur; çünkü Ramazan'da kötülüklerin işlenmesi diğer aylara göre daha azdır. Zira şeytanların tamamının zincire vurulmasından, hiçbir kötülük ve günahın işlenmeyeceği anlamı çıkmaz. Çünkü kötülüğün, şeytanların dışında da sebepleri vardır; kötü/habis nefisler, çirkin alışkanlıklar ve insan şeytanları gibi.