Hac ve Umre hadisleri
1 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «بُنِيَ الإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
2 Kim Allah için hacceder de rafesten uzak durur ve büyük günah işlemezse, hacdan annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız) olarak döner
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «مَنْ حَجَّ لِلهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Kim Allah için hacceder de rafesten uzak durur ve büyük günah işlemezse, hacdan annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız) olarak döner.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah için hacceden kimsenin rafesten, büyük günah ve hatalardan uzak durması gerektiğini beyan etmiştir. Rafes, cinsel ilişki ve buna götürecek bütün söz ve davranışlardır. Ayrıca çirkin söz için de kullanılır. İhram yasaklarını yapmak da bu günahlar kapsamına girer. Bebeğin annesinden günahsız olarak doğduğu gibi, hac yapan kişinin de yaptığı hacdan bağışlanmış bir şekilde döneceğini beyan etmiştir.
- Günahlar her zaman ve her durumda yasak olmasına rağmen, hac ibadetlerini tazim etmek adına haramlığı daha da pekiştirilmiştir.
- Kişi günahlardan arınmış olarak günahsız doğar, başkalarının günahını da yüklenmez.
3 Bu günlerde yapılan salih amelin Allah Teâlâ'ya daha sevimli olduğu bu on günden (Zilhicce'nin ilk on gününden) başka gün yoktur
عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «ما مِنْ أيَّامٍ العمَلُ الصَّالِحُ فيها أحبُّ إلى اللهِ مِن هذه الأيام» يعني أيامَ العشر، قالوا: يا رسُولَ الله، ولا الجهادُ في سبيلِ الله؟ قال: «ولا الجهادُ في سبيلِ الله، إلا رجلٌ خَرَجَ بنفسِه ومالِه فلم يَرْجِعْ من ذلك بشيءٍ».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bu günlerde yapılan salih amelin Allah Teâlâ'ya daha sevimli olduğu bu on günden (Zilhicce'nin ilk on gününden) başka gün yoktur." Allah uğrunda yapılacak cihat da mı üstün değildir, Ya Rasûlallah? dediler. «(Evet) Allah yolunda yapılacak cihat da. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehit olup dönmeyen kimsenin cihadı başka. (O, bundan üstündür), " buyurdu.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir ve hadisin lafzı Ebû Dâvûd'a aittir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, yılın diğer günlerinden daha hayırlı olduğunu açıklamıştır. Sahabeler, -radıyallahu anhum- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bu on gün dışındaki cihat mı, yoksa bu günlerde yapılan salih ameller mi daha hayırlıdır? diye sordular. Bu soruyu cihat onlara göre en faziletli amellerden biri olduğuna inandıkları için sormuşlardır. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap vermiştir: Bu günlerde yapılan salih ameller, diğer zamanlarda yapılan cihattan daha faziletlidir. Ancak Allah yolunda canını ve malını tehlikeye atarak cihada çıkan kimse bundan müstesnadır. Çünkü bu kimse Allah yolunda malını kaybetmiş ve ruhu feda etmiş olur. Bu şekilde cihat eden kişinin ameli, faziletli (bu on günde yapılan) salih amellerden üstün olur.
- Zilhiccenin ilk on gününde salih amellerin fazileti çok büyüktür. Dolayısıyla Müslüman bu günleri fırsat bilip, Allah'ı zikretmek, Kur'an okumak, tekbir, tehlil( Lâ ilâhe illallâh) ve tahmid (Elhamdulillah) sözleri söylemek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak gibi salih amellerin hepsini arttırmalıdır.
4 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
5 "İnsanlara (Mekke'den ayrılmadan önce) en son bulunacakları yerin Beytullah olması emri buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi."
عن عبد الله بن عبَّاس رضي الله عنهما قال: «أُمِرَ الناس أن يكون آخر عَهْدِهِمْ بالبيت، إلا أنه خُفِّفَ عن المرأة الحائض».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "İnsanlara (Mekke'den ayrılmadan önce) en son bulunacakları yerin Beytullah olması emri buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu Beytullah için bir yüceltme ve bir lütuftur. Bu, Allah'a yapılan ibadetin, Allah'ın huzurunda boyun eğmenin ve huşunun simgesidir. Kalplerde O'nun heybeti, tazimi, bağı ve sevgisi vardır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hacılara oradan ayrılmadan önce son iş olarak tavaf etmelerini emretmiştir. Bu son tavaftır ve veda tavafıdır. Ancak hayızlı kadın bundan müstesna kılınmıştır. Çünkü içinde bulunduğu durumdan dolayı mescide girdiğinde ondan bir şeyler düşüp mescidi kirletebilir. Bu nas hac içindir, umreyi kapsamaz. Teysiru'l Allâm Tenbih'ul Efhâm Te'sîsu'l Ahkâm
6 «Fetihten sonra artık hicret yoktur; fakat cihad ve niyet vardır. (Allah yolunda) Sefere çağrıldığınız zaman hemen katılın.»
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم يوم فتح مكة: «لا هجرة بعد الفتح، ولكن جهاد ونية. وإذا اسْتُنْفِرْتُم فَانْفِرُوا. وقال يوم فتح مكة: «إن هذا البَلد حَرَّمَهُ الله يوم خلق الله السموات والأرض، فهو حَرَامٌ بحُرْمَةِ الله إلَى يوم القيامة، وإنه لم يحل القتال فيه لِأَحَدٍ قَبْلِي، ولم يَحِلَّ لي إلا ساعة من نهار، حرام بِحرمة الله إلى يوم القيامة، لا يُعْضَدُ شَوْكُهُ، وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهُ، وَلاَ يَلْتَقِطُ لُقَطَتَهُ إلا من عَرَّفَهَا، ولاَ يُخْتَلَى خَلاَهُ». فقال العباس: يا رسول الله، إلا الإِذْخِرَ؛ فإنه لِقَيْنِهِمْ وبيوتهم؟ فقال: «إلا الإِذْخِرَ».
Abdullah İbn Abbas -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Fetihten sonra artık hicret yoktur, fakat cihad ve niyet vardır. (Allah yolunda) Sefere çağrıldığınız zaman hemen katılın.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’nin Fethi günü şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki Allah, bu beldeyi Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır. Bu belde, Allah’ın haram kılması ile kıyamet gününe kadar haramdır. Bu beldede savaşmak, benden önce hiç kimseye helal kılınmadı. Benim için de sadece gündüzden bir saat için helal kılındı. (Bu beldede savaşmak) kıyamet gününe kadar haramdır. Dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez. Sahibine ulaştırma kastı olmaksızın yitiğine el sürülmez. Otu koparılmaz.» Abbas -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “(Ey Allah’ın Rasûlü) Izhır otu istisna olsun. Zira bu ot, onların evleri ve demircileri için gereklidir.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah İbn Abbas -radıyallahu anhumâ- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Mekke’nin fethi günü hitap ederek şöyle buyurmuştur: «Hicret yoktur.» Yani Mekke’den hicret (etmek) yoktur. Çünkü Mekke artık İslam beldesi haline gelmiştir. (Hicret yoktur) fakat cihad ve Allah’a, peygambere ve emir sahiplerine itaat ederek cihada çıkma emri vardır. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke’nin haramlığını, saygınlığını zikretmiş ve bu haramlığın göklerin ve yerin yaratıldığı günden beri olduğunu ve bu haramlığın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den önce hiç kimse için olmadığını ve ondan sonra da hiç kimse için haram kılınmayacağını zikretmiştir. Mekke, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- için ise sadece gündüzün bir vakti helal kılınmış sonra haramlığı geri dönmüştür. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke’nin haramlığını (saygınlığını); Mekke’nin dikeninin koparılmaması, av hayvanlarının ürkütülmemesi, yitiğinin, sahibine ulaştırma kastı olmaksızın alınması ve otlarının, Mekke ehlinin maslahatı için istisna tutulan ızhır otu haricinde koparılmaması olarak zikretmiştir. Teysîr’ul Allâm (s:384), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/515) Te’sîsu’l Ahkâm (3/351)
7 'Medine, Ayr dağından Sevr dağına kadar olan yerler harem bölgedir. Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne de nafile ibadetlerini ve kabul etmeyecektir.''
عن يزيد بن شريك بن طارق، قال: رأيت عليًّا رضي الله عنه على المنبر يخطب، فسمعته يقول: لا والله ما عندنا من كتاب نقرؤه: إلا كتاب الله، وما في هذه الصَّحِيفَةِ، فنشرها؛ فإذا فيها: أَسْنَانُ الإبل، وأشياء من الجِرَاحَاتِ. وفيها: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «المدينة حَرَمٌ ما بين عَيْرٍ إلى ثَوْرٍ، فمن أحدث فيها حَدَثًا، أو آوى مُحْدِثًا؛ فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صَرْفًا ولا عَدْلًا. ذِمَّةُ المسلمين واحدة، يسعى بها أَدْنَاهُم، فمن أَخْفَرَ مسلما، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين، لا يقبل الله منه يوم القيامة صَرْفًا ولا عَدْلًا. ومن ادعى إلى غير أبيه، أو انتمى إلى غير مواليه، فعليه لعنة الله والملائكة والناس أجمعين؛ لا يقبل الله منه يوم القيامة صَرْفًا ولا عَدْلًا».
Yezîd b. Şerîk b. Târık şöyle dedi:Ali -radıyallahu anh-’ı minberde konuşurken gördüm ve şöyle buyurduğunu duydum:''Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur'ân–ı Kerîm’den ve şu sahîfeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.” Böyle dedikten sonra o sahîfeyi açtı. Orada develerin yaşları ve yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sahîfede Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyordu:''Medine, Ayr dağından Sevr dağına kadar olan yerler harem bölgedir.Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne de nafile ibadetlerini ve kabul etmeyecektir. Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve güvence, yaptığı bir antlaşma hepsini bağlar. Her kim bir müslümanın verdiği söz ve himayeyi dikkate almazsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir. Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse veya kendi efendisi olmayan birini efendi olarak kabul etmeye kalkarsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne nafile ibadetlerini kabul etmeyecektir.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ali -radıyallahu anh-’ı minberde konuşurken gördüm ve şöyle buyurduğunu duydum:''Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur'ân–ı Kerîm’den ve şu sahîfeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.'' Böyle dedikten sonra o sahîfeyi açtı.Orada develerin yaşları ve yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sahîfede Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:''Medine,Mekke gibi Ayr dağından Sevr dağına kadar olan yerler harem bölgedir.Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran zulüm ve cürüm işlemek gibi müslümanlara eziyet veren bir şey çıkarır ya da bidat çıkaran birini korursa,rahmetten men ederek Allah’ın laneti, meleklerin ve bütün insanların onu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle lânet onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne de nafile ibadetlerini,tevbesini ve fidyesini kabul etmeyecektir.Bilinen şartlarıyla Müslümanın bir kafire güvence vermesidoğru bir emandır.Bu şartlar olursa o kafire karşı hareket haram olur.Kim bir Müslümanın emanını bozar ve onun eman verdiği kafirin hakkına kast ederse bu hakkı men etmesi sebebiyle meleklerin ve bütün insanların bunu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle Allah'ın laneti onun üzerine olur.Kim de kendisini babasından başkasına ya da azat edilen köle kandisini azat eden efendisinden başkasına nispet ederse,meleklerin ve bütün insanların bunu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle Allah'ın laneti onun üzerine olur.Onda nankörlük,mirasçıların,kölelik ve akıl ev diğer hakların zayi edilmesi ve akraba ilişkilerinin koparılması ve anne babaya saygısızlıkta vardır.Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne nafile,tövbe ve fidye kabul etmeyecektir.
8 «Allah’ın arefe gününden daha çok sayıda kulu ateşten azat ettiği başka hiçbir gün yoktur. Şüphesiz ki O, oldukça yaklaşır, sonra onlarla meleklere karşı övünerek; bunlar ne istedi.» buyurur.
عن عائشة رضي الله عنها مرفوعاً: «ما مِن يومٍ أكثر مِن أنْ يُعْتِقَ اللهُ فيه عبدًا مِن النارِ، مِن يومِ عرفة، وإنَّه ليدنو، ثم يُباهي بهم الملائكةَ، فيقول: ما أراد هؤلاء؟».
Aişe –radıyallahu anhâ- dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah’ın arefe gününden daha çok sayıda kulu ateşten azat ettiği başka hiçbir gün yoktur. Şüphesiz ki O, oldukça yaklaşır, sonra onlarla meleklere karşı övünerek; bunlar ne istedi.» buyurur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
«Allah’ın arefe gününden daha çok sayıda kulu ateşten azat ettiği başka hiçbir gün yoktur.» Yani Allah Teâlâ’nın arefe gününden daha çok sayıda dilediği kişileri ateşten kurtaracağı başka bir gün yoktur. Şüphesiz ki O, oldukça yaklaşır sonra onlarla meleklere karşı övünür. Muhakkak ki; Allah Subhanehu kullarına hakiki bir şekilde yaklaşır ve onlarla meleklere karşı övünür. Meleklere hacıların faziletini ve itibarını gösterir. Ehlisünnet ve cemaat kesinlikle Allah -Azze ve Celle-’nin yüceliğine ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde hakiki olarak kullarına yakın olduğuna itikat ederler. O arşının üzerindedir. Yarattıklarından ayrılmıştır. Muhakkak ki onlara hakiki olarak yaklaşır. «Bunlar ne istedi?» buyurur. Yani onlar hangi şeyi istediler. Ailelerini ve vatanlarını terk ettiler, mallarını harcadılar ve kendilerini yordular. Yani onlar sadece (Allah’tan) mağfiret, rıza, yakınlık ve buluşma istediler. Bu istedikleri de olacaktır. Dereceleri de niyetlerine göre olacaktır.
9 Bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olmaksızın iki gün mesafedeki bir yolculuğa çıkamaz
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيَّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ -وَكَانَ غَزَا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثِنْتَيْ عَشْرَةَ غَزْوَةً- قَالَ: سَمِعْتُ أَرْبَعًا مِنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَعْجَبْنَنِي، قَالَ: «لاَ تُسَافِرِ المَرْأَةُ مَسِيرَةَ يَوْمَيْنِ إِلَّا وَمَعَهَا زَوْجُهَا أَوْ ذُو مَحْرَمٍ، وَلاَ صَوْمَ فِي يَوْمَيْنِ: الفِطْرِ وَالأَضْحَى، وَلاَ صَلاَةَ بَعْدَ الصُّبْحِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، وَلاَ بَعْدَ العَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ، وَلاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِ الحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الأَقْصَى، وَمَسْجِدِي هَذَا».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre -ki o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber on iki gazveye katılmıştır- şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den dört şey duydum ve hoşuma gitti. O şöyle buyurmuştur: «Bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olmaksızın iki gün mesafedeki bir yolculuğa çıkamaz. Ramazan ve Kurban Bayramının ilk günü oruç tutulmaz. Sabah namazının farzının kılınmasından sonra Güneş doğana kadar, ikindi namazının farzından sonra da Güneş batana kadar namaz yoktur. (İbadet için) şu üç mescitten başkasına yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim bu mescidim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyi yasaklamıştır: Birincisi: Bir kadının kocası veya kendisi ile evlenmeleri ebediyen yasak olan mahremlerinden biri olmadan iki günlük mesafeye gitmesi yasaklanmıştır. İkincisi: Bir Müslümanın, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramının ilk gününde ister adak olarak, ister nafile olarak, ister kefaret olarak oruç tutması haram kılınmıştır. Üçüncüsü: İkindi namazından sonra Güneş batıncaya kadar, sabah namazından sonra Güneş doğuncaya kadar nafile namaz kılmak yasaklanmıştır. Dördüncüsü: Bu üç mescidin dışındaki herhangi bir mescide gitmek, oraya gitmenin faziletlerine inanmak ve orada sevapların kat kat artacağına inanmak yasaklanmıştır. Namaz kılmak için (burada zikri geçen üç mescit haricindeki) başka mescitlere yolculuk yapılmaz. Çünkü sevabı sadece bu üç mescit; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa'da kılınan namazlarda kat kat fazla verilecektir.
- Bir kadının mahremsiz yolculuk yapması caiz değildir.
- Kadın, yolculukta başka bir kadına mahrem olamaz. Çünkü Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Kocası veya mahremi.”
- Kocası ve mahremi olmayan kadına yolculuk olarak isimlendirilen her şey haram kılınmıştır. Bu hadis, soruyu soran kişinin durumuna ve konumuna göredir.
- Bir kadının mahremi; kocası, babası, oğlu, amcası, dayısı gibi akrabalık nedeniyle evlenmesi ebediyen yasak olan kişilerdir. Ya da emzirme yoluyla süt babası, süt amcası veya evlilik yoluyla kocasının babası gibi olan kimselerdir. Yetişkin bir Müslüman, aklı başında ve güvenilir olmalıdır. Mahremin amacı kadını korumak, kollamak ve onun işlerini yapmaktır.
- İslam hukuku kadını önemser, korur ve kollar.
- Sabah ve ikindi namazlarının farzı kılındıktan sonra kılınan mutlak nafile namazlar geçerli değildir. Kazaya kalmış farz namazlar, tahiyyetü'l mescit ve benzeri sebebi olan nafile namazlar bu yasaktan müstesna kılınmıştır.
- Güneş doğduktan hemen sonra namaz kılmak haramdır. Bilakis Güneşin yüksekliği bir mızrak boyu yükselmesi gerekir. O da yaklaşık olarak on, on beş dakika kadardır.
- İkindi namazının süresi gün batımına kadar devam eder.
- Üç mescidi ziyaret etmek için yola çıkmak caizdir.
- Üç mescidin fazileti ve diğerlerine üstünlüğü ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabri dahi olsa, kabirleri ziyaret etmek için yolculuk yapmak caiz değildir. Medine'de bulunan veya meşru bir amaç ya da caiz bir iş yapmak için Medine'ye gelen herkesin Nebi -aleyhisselam-'ın kabrini ziyaret etmesi caizdir.
10 Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «صَلَاةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلَاةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلَّا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, mescidinde kılınan namazın fazileti hakkında Mekke'deki Mescid-i Haram hariç, yeryüzündeki diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlı olduğunu beyan etmiştir. Mescid-i Haram' da kılınan namaz, Mescid-i Nebevî'de kılınan namazdan daha faziletlidir.
- Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî'de kılınan namazın sevabı kat kat fazladır.
- Mescid-i Haram' da kılınan bir namaz, diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha hayırlıdır.
11 Öyleyse ramazan geldiği zaman umre yap. Çünkü ramazanda yapılan umre, hacca denktir
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِامْرَأَةٍ مِنَ الْأَنْصَارِ سَمَّاهَا ابْنُ عَبَّاسٍ فَنَسِيتُ اسْمَهَا: «مَا مَنَعَكِ أَنْ تَحُجِّي مَعَنَا؟» قَالَتْ: لَمْ يَكُنْ لَنَا إِلَّا نَاضِحَانِ فَحَجَّ أَبُو وَلَدِهَا وَابْنُهَا عَلَى نَاضِحٍ وَتَرَكَ لَنَا نَاضِحًا نَنْضِحُ عَلَيْهِ، قَالَ: «فَإِذَا جَاءَ رَمَضَانُ فَاعْتَمِرِي، فَإِنَّ عُمْرَةً فِيهِ تَعْدِلُ حَجَّةً».
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ensar'dan bir kadına: «Senin bizimle beraber haccetmene engel olan şey nedir?» diye sordu.(Hadisin ravisi İbn-i Cüreyc; İbn-i Abbâs, bu kadının adını söyledi, fakat ben adını unuttum, dedi.) Kadın -Bizim su taşıyan iki devemizden başka malımız yoktur. Oğlum ile babası develerin birine binerek hacca gittiler. Bize su taşımak için yalnız bir deve bıraktılar. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Öyleyse ramazan geldiği zaman umre yap. Çünkü ramazanda yapılan umre, hacca denktir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'ndan döndüğünde, Ensar'dan hac yapmamış bir kadına şöyle dedi: Seni bizimle birlikte hac yapmaktan alıkoyan neydi? Kadın iki develeri olduğu için mazereti olduğunu söyledi, kocası ve oğlu develerden biriyle hac yaptı, diğerini kuyudan su çekmeleri için onlara bıraktı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadına ramazan ayında umre yapmanın hac sevabına eşdeğer olduğunu söyledi.
- Ramazan ayında umre yapmanın fazileti ifade edilmiştir.
- Ramazan ayında yapılan umre, bir insanın üzerine farz olan haccı düşürme bakımından değil, sevap bakımından hac yapmak gibidir.
- Ramazan ayı da dahil olmak üzere, vakitlerin değeri arttıkça amellerin sevabı da artar.
12 Ya Rasûlallah: "Cihadı amellerin en faziletlisi olarak görüyoruz. Bizler de (kadınlar) cihat etmeyelim mi?" Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Siz kadınlar için en faziletli cihat, mebrûr hacdır
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنِينَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّهَا قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، نَرَى الجِهَادَ أَفْضَلَ العَمَلِ، أَفَلاَ نُجَاهِدُ؟ قَالَ: «لَا، لَكُنَّ أَفْضَلُ الجِهَادِ: حَجٌّ مَبْرُورٌ».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ya Rasûlallah: "Cihadı amellerin en faziletlisi olarak görüyoruz. Bizler de (kadınlar) cihat etmeyelim mi?" Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Siz kadınlar için en faziletli cihat, mebrûr hacdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabeler -radıyallahu anhum- Allah yolunda cihat etmeyi ve düşmanlarla savaşmayı en güzel amel olarak görüyorlardı. Âişe -radıyallahu anhâ-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kadınların cihat etmeleri gerekip gerekmediğini sordu. Böylece Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, kadınları, en güzel cihada, yani Kur'an ve sünnete uygun, günahtan ve riyadan uzak, meşru hacca yönlendirdi.
- Cihat erkekler için en hayırlı amellerden biridir.
- Kadınlar için hac, cihattan daha hayırlıdır ve onlar için en hayırlı amellerden biridir.
- Ameller, ameli yapan kişiye göre üstünlük ve farklılık gösterir.
- Hacca cihat denmesinin sebebi şudur: Nefis için cihattır. Hac maldan harcamayı ve bedensel güç harcamayı içerir. Allah yolunda cihat gibi beden ve mal ile yapılan bir ibadet olduğu için bu şekilde ifade edilmiştir.
13 Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu
عَنْ أَنَسٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ: ضَحَّى النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِكَبْشَيْنِ أَمْلَحَيْنِ أَقْرَنَيْنِ، ذَبَحَهُمَا بِيَدِهِ، وَسَمَّى وَكَبَّرَ، وَوَضَعَ رِجْلَهُ عَلَى صِفَاحِهِمَا.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes -radıyallahu anh-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kurban Bayramı günü, boynuzlu, beyaz renkli ve biraz siyah renkleri iki koçu, ayağını boyunlarına koyup ‘Bismillah, Allahu Ekber’ diyerek kendi eliyle kestiğini haber vermiştir.
- Kurban kesmenin meşruluğu konusunda Müslümanlar ittifak etmişlerdir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kesti türdeki kurban en iyi kurbandır. Çünkü görünüşü güzeldir ve yağı ile eti daha lezzetlidir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: İnsanın kendi kurbanını kendisinin kesmesinin müstehap olduğu, kesmede başkasını yalnızca bir mazeret nedeniyle vekil tayin edebileceği; bu durumda, kurbanın kesimini seyretmesinin müstehap olduğu belirtilmiştir. Eğer bir Müslüman’ı vekil tayin ederse, bunda hiçbir ihtilaf yoktur.
- İbn Hacer şöyle demiştir: Kesim sırasında Allah’ı anarak (besmele çekerek) tekbir getirilmesinin müstehap olduğu ve kurbanın boynunun sağ tarafına ayağın konmasının müstehap olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, kurbanı sol yana yatırmanın herkes tarafından kabul edildiği; böylece kesen kişinin sağ eliyle bıçağı tutması ve sol eliyle başını kavraması kolaylaşması için ayağını sağ tarafa koyması gerektiği ifade edilmiştir.
- Boynuzlu bir hayvanı kurban etmek müstehap olup, boynuzsuz olanı kesmek de caizdir.
14 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı -radıyallahu anhum- Mekke'ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (dedikodu yaparak): "Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir kavim gelecek"dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müşriklere kuvvetlerini göstermeleri için, Müslümanlar'a tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe arasında da normal yürüyüşle yürümelerini emretti.
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «لَمَّا قَدِم رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وأصحابه مكة، فقَال المُشرِكُون: إِنَّه يَقدَمُ عَلَيكُم قَومٌ وَهَنَتهُم حُمَّى يَثرِب، فَأَمَرَهُم النَّبيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- أن يَرمُلُوا الأَشوَاطَ الثلاَثَة، وأن يَمشُوا ما بَين الرُّكنَين، ولم يَمنَعهُم أَن يَرمُلُوا الأَشوَاطَ كُلَّها: إلاَّ الإِبقَاءُ عَليهِم».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhümâ- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı -radıyallahu anhum- Mekke'ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (dedikodu yaparak): "Yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir kavim gelecek"dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuvvetlerini müşriklere göstermeleri için, Müslümanlar'a tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe arasında da normal yürüyüşle yürümelerini emretti.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ashabına -radıyallahu anhum- bütün şavtlarda remel yapmalarını emretmekten alıkoyan şey onlara duyduğu merhametti.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- beraberinde bir çok sahabesiyle hicretin altıncı yılında ümre yapmak için Mekke'ya geldi.Kureyşliler onunla savaşmak ve onun Kâbe'ye girmesini engellemek için yola çıktılar.Aralarında anlaşma oldu.Bu antlaşmanın maddelerinden biri Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve sahabeleri bu yıl geri dönecekler.Gelecek yıl ümre yapmak için gelecekler.Ve Mekke'de üç gün kalacaklar.Hicretin yedinci yılında kaza ümresi için geldiler.Müşriklerin bazıları bazılarına -Müslümanlar'ın seyrine bakmak için- yarın buraya humma hastalığından dermanı kesilmiş bir topluluk gelecek.Ve Yesrib humması onları zayıf düşürmüştür dediler.Bu sözleri Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaşınca onların sözlerine karşı reddiye vermek ve onları kızdırmak için ashabına Rüknü'l Yemânî ile Haceru'l Esved'in arasındaki köşe hariç hızlı gitmelerini sahabesine kolaylık olması ve merhametinden dolayı diğer yerlerde yürümelerini emretti.Bu da müşriklerin onları görmediği iki rükun arasında olacaktı.Bu ''Kuaykıân'' dağına tırmanarak müslümanlar tavaf ederken onlara bakmak isteyenleri kızdırdı.Hatta şöyle dediler:Onlar ancak ceylanlar gibiler.Bu, Ramel yapmak Mekke'ye gelen kişinin bizden önce gelenleri hatırlayarak yapılan ve takip edilen bir sünnet olmuştur.Ve onların övülen duruşlarına uyarak,güçlü dirençlerine dine yardım etmek ve Allah'ın kelimesinin yüce olması için yaptıkları değerli amelleri de hatırlamak için yapılan bir şey olmuştur.Allah bize onlara uymak ve onların peşlerinden gitmek ile rızıklandırsın.
15 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda deve üzerinde (Hacer-i Esved'in bulunduğu) rüknü bastonla selamlayarak (Beyt'i) tavaf etmiştir."
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «طَافَ النبيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- فِي حَجَّةِ الوَدَاعِ على بَعِير، يَستَلِم الرُّكنَ بِمِحجَن».
Abdullah b. Abbâs -radyalahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Nebi -salalahu aleyhi ve sellem-, Veda Haccı'nda deve üzerinde (Haceru'l-Esved'in bulunduğu) rüknu bastonla selamlayarak (Beyt'i) tavaf etmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Veda Haccı'nda tavaf yapıyordu. İnsanlardan bazıları O'nun nasıl tavaf yaptığını görmek istiyor, bazıları da O'nun mübarek şahsiyetini görmek istiyordu ve bu yüzden Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafını doldurdular. Ümmetine olan şefkatinin kemâlinden ve onları eşit gördüğünden dolayı insanlar O'nu daha rahat görsünler diye devenin üzerine binerek tavaf etmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bir baston vardı. Bu hadisin Müslim'deki rivayetinde geldiği üzere Hacerü'l-Esved'i onunla istilâm eder, sonra da onu öperdi.
16 "Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i iki Rükn-i Yemânî'den başkasını (eliyle) meshederken görmedim."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «لَمْ أَرَ النبِيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم يَستَلمُ- منَ البيتِ إِلا الرُّكنَينِ اليَمَانِيَينِ».
Abdullah b.Ömer -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: "Ben Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i iki Rükn-i Yemânî'den başkasını (eliyle) meshederken görmedim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Kabe'nin dört köşesinden sadece Rükn-i Esved'i (Hacer'ü'l-Esved'in olduğu köşe) ve Rükn-i Yemâni'yi istilam etmiştir. Kâbe'nin dört köşesi vardır. Doğu köşesinde iki fazilet bulunmaktadır: 1- İbrahim -aleyhisselam-'ın attığı temeller üzerine bina edilmiştir. 2- Hacer'ü'l-Esved bu kısımdadır. Rükn-i Yemâni'nin bir fazileti vardır. O da İbrahim -aleyhisselam-'ın attığı temeller üzerine bina edilmiş olmasıdır. Şâmi ve Irakî köşelerinin böyle bir özelliği yoktur. Bu ikisinin yapılması İbrahim -aleyhisselam-'ın yaptığı temellerin içinde kalmaktadır. Hacer'ü'l-Esved'i Kâbe'nin o iki köşesinden çıkarmıştır. Bundan dolayı Hacer'ü'l-Esved'i öpmek ve istilam etmek meşrudur. Rükn-i Yemâni'yi istilam etmek öpmeksizin meşrudur. Geri kalan iki rüknu ise öpmek ya da istilam etmek meşru değildir. Din ittiba etmek üzerine bina edilmiştir. Bidat ve sonradan uydurma şeyler üzerine bina edilmemiştir. Allah'ın dininde hikmetler ve sırlar vardır.
17 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Arafat`tan yola çıkmıştı, arkasından birisinin (koşturmak için) devesine şiddetle bağırıp, vurduğunu işitti. Bunun üzerine kamçısıyla (etrafındakilere kulak verin diye) işaret edip, şöyle buyurdu: ''Sakin olun, (Allah`ı razı edecek iyi davranış ve) birr acelede değildir.''
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: دَفَعَ النبيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- يومَ عَرَفَة فَسَمِعَ النبيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَرَاءَهُ زَجْرًا شَدِيدًا وَضَربًا وَصَوتًا لِلإِبِل، فَأَشَارَ بِسَوطِهِ إِلَيهِم، وقال: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ، عَلَيكُم بِالسَّكِينَةِ، فَإِنَّ البِرَّ لَيسَ بِالإيضَاعِ».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Arafat`tan yola çıkmıştı, arkasından birisinin (koşturmak için) devesine şiddetle bağırıp, vurduğunu işitti. Bunun üzerine kamçısıyla (etrafındakilere kulak verin diye) işaret edip, şöyle buyurdu: ''Sakin olun, (Allah`ı razı edecek iyi davranış ve) birr acelede değildir.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Arafat'tan indi arkasından birisinin (koşturmak için) devesine şiddetle bağırıp, vurduğunu ve deve sesleri işitti.Bu görüntü insanların cahiliye döneminde alışkanlıklarının neticesiydi.Çünkü onlar cahiliye günlerinde Arafat'tan inerlerken çok hızlı bir şekilde hareket edip hava karanlık olamadan gündüz vakti acele ederlerdi.Develere çok kuvvetli bir şekilde vururlardı.Nebî -sallallahu leyhi ve sellem- kırbacı ile ima ederek şöyle buyurdu:Ey insanlar! sükunet ve yavaş bir şekilde gidin.Allah`ı razı edecek iyi davranış ve birr acelede değildir.''O da hızlı yürüme çeşitlerinden biridir.
18 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mina’ya varmış, müteakiben cemreye giderek orada taş atmış, sonra Mina'daki menziline gelmiş ve kurban kesmiştir. Arkasından berbere: Al! (kes) demiş diye önce (başının) sağ tarafına, sonra sol tarafına işaret buyurmuş, sonra da saçları halka dağıtılmaya başlanmıştır.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أتى مِنَى، فأتى الجَمْرَةَ فرماها، ثم أتى منزله بمِنَى ونحر، ثم قال للحلاق: «خُذْ» وأشار إلى جانبه الأيمن، ثم الأيسر، ثم جعل يعطيه الناسَ. وفي رواية: لما رمى الجَمْرَةَ، ونحر نُسُكَهُ وحلق، ناول الحلاق شِقَّهُ الأيمن فحلقه، ثم دعا أبا طلحة الأنصاري رضي الله عنه فأعطاه إياه، ثم ناوله الشِّقَّ الأَيْسَرَ، فقال: «احْلِقْ»، فحلقه فأعطاه أبا طلحة، فقال: «اقْسِمْهُ بين الناس».
Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mina’ya varmış, müteakiben cemreye giderek orada taş atmış, sonra Mina'daki menziline gelmiş ve kurban kesmiştir. Arkasından berbere: «Al! (kes)» demiş ve önce (başının) sağ tarafına, sonra sol tarafına işaret buyurmuş, sonra da saçları halka dağıtılmaya başlanmıştır. Başka bir rivayette ise şu şekilde sabit olmuştur: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cemreye taş atınca kurbanını kesti ve saçını tıraş etti. Berbere (başının) sağ tarafını işaret etti (ve berber) (saçını) kazıdı. Sonra Ebu Talha el-Ensarî -radıyallahu anh-’ı çağırdı ve kesilen saçlarını ona verdi. Sonra (başının) sol tarafına işaret etti ve : «(Saçımı) kazı!» diye buyurdu. Berber saçını kazıdı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, (yine) bunları (da) Ebu Talha’ya verdi ve: «Bunu insanlar arasında bölüştür.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- veda haccında bayram günü Mina'ya geldiğinde cemreye taş atmış, kurbanını kesmiş sonra berberi çağırmış ve berber onun saçını kazımıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başının sağ tarafına işaret etmiş ve berber sağ taraftan başlamıştır. Sonra Ebu Talha el-Ensarî radıyallahu anh-’ı çağırmış ve başının sağ tarafındaki saçlarının tamamını ona vermiştir. Sonra başının kalan yerlerini kazıtmış sonra Ebu Talha’yı çağırıp bunları da ona vermiş ve «Bunu insanlar arasında bölüştür.» diye buyurmuştur. Ebu Talha saçları bölüştürmüştür. İnsanlardan bu işin kolaylık derecesine göre kimine bir, kimine iki, kimine ise daha fazla sayıda tel saç düşmüştür. Bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in değerli saçıyla teberrük edilmesi içindir. Teberrüğün, sadece peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den kaldığı kesin olarak bilinen şeylerle yapılması caizdir. (Başka kimseler için böyle yapılması caiz değildir.)
19 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana kendisine ait kurban edilen hayvanlarının üzerinde durmamı ve onun etini, derisini ve üzerine atılan çul ve benzeri şeyleri tasadduk etmemi ve kasaba ondan bir şey vermememi emretti."
عن علي بن أبي طالب رضي الله عنه قال: «أَمَرَنِي رَسُول اللَّهِ -صلَّى الله عليه وسلَّم- أَن أَقُومَ عَلَى بُدْنِهِ، وَأَن أَتَصَدَّقَ بِلَحمِهَا وَجُلُودِهَا وَأَجِلَّتِهَا، وَأَن لا أُعْطِيَ الجَزَّارَ مِنهَا شَيْئًا».
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, kendisine ait kurban edilen hayvanlarının üzerinde durmamı ve onun etini, derisini ve üzerine atılan çul ve benzeri şeyleri tasadduk etmemi ve kasaba ondan bir şey vermememi emretti."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda Mekke'ye yöneldiğinde yanında kurbanlık hayvanı da vardı. Ali b. Ebî Tâlib -radıallahu anh- da Yemen'den geldi ve yanında kurbalık hayvanı vardı. Bu hayvan, fakirler ve yoksullar için sadakaydı. Kurban edecek kimselerin, onun üzerinde tasararuf hakkı ya da ondan bir şeyi değiş tokuş yapma hakkı yoktur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'ın, hayvanı kesen kasaba ameli karşılığında hayvandan birşey vermesini yasakladı. Ancak kasabın ücretini, hayvanın eti, derisi ve çulu hariç başka bir şeyle verdi.
20 "Abbas b. Abdülmuttalib, hacılara su dağıtmak görevinden dolayı Mina gecelerinde, Mekke'de gecelemek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den izin istedi. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- de ona izin verdi."
عن عبد الله بن عُمَر رضي الله عنه قال: «اسْتَأْذَنَ الْعَبَّاسُ بن عَبْدِ الْمُطَّلِب رسول الله صلى الله عليه وسلم : أن يبيت بمكة ليالي مِنى، من أجل سِقَايَتِه فأذن له».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Abbas b. Abdülmuttalib, hacılara su dağıtmak görevinden dolayı Mina gecelerinde, Mekke'de gecelemek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den izin istedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de ona izin verdi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Teşrik günlerinde Minada gecelemek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı haccın vaciplerinden birisidir. Bu gün ve gecelerde Mina'da kalmak Allah Teâlâ'ya itaatten ve haccın ibadet ve alametlerindendir. Hacılara su dağıtmak faziletli ibadetlerdendir. Çünkü Allah'ın evine hac yapmak için gelen misafirlerine hizmet etmeyi içerir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, amcası Abbâs -radıyallahu anh-'a hacılara su dağıtma görevinden dolayı Mina'da gecelemeyi terk etmesi için ruhsat verdi. Ona verilen bu ruhsat genel bir maslahattır. Onun dışında bu ameli yapmayan kimseler özür sahibi olmadıkları için bu ruhsat onlara verilmemiştir.
21 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir defasında Beytullah'a kurbanlık koyun hediye etti."
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «أَهدَى رسول الله صلى الله عليه وسلم مَرَّةً غَنَمًا».
Âişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir defasında Beytullah'a kurbanlık koyun hediye etti."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Beytullah'a en çok deve kurbanı gönderiyordu. Çünkü faydası daha büyük ve ecri daha çoktu. Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir keresinde koyun kurbanı hediye ettiğinden haber vermiştir. Behimetu'l Enâm (koyun, sığır, deve cinsi) hediye etmek caizdir. Bu hayvanlarda, Allah'ın şiarını izhar etme ve O'nun rızasını kazanmak için kan akıtmak vardır. Bu da iki ibadeti içerir. Sadaka ve O'nun rızası için kan dökmek. Daha önceleri putlar ve tağutlar için kan dökülürdü.
22 Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kurbanlık develerinin gerdanlıklarını ellerimle ördüm, sonra o develeri işaretledim, boyunlarına gerdanlık taktı -ya da taktım- ve sonra Beytullah'a gönderdi. (Kendisi de) Medine'de kaldı, ama (bununla) kendisine helâl olan hiç bir şey haram olmadı.
عائشة رضي الله عنها قالت: «فَتَلْتُ قَلَائِدَ هَدْيِ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم ، ثم أَشْعَرْتُها وَقَلَّدَهَا -أو قَلَّدْتُها-، ثم بعث بها إلى البيت، وأقام بالمدينة، فما حَرُمَ عليه شيءٌ كان له حِلًّا».
Âişe radıyallahu anha- şöyle dedi: Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kurbanlık develerinin gerdanlıklarını ellerimle ördüm, sonra o develeri işaretledim, boyunlarına gerdanlık taktı -ya da taktım- ve sonra Beytullah'a gönderdi. (Kendisi de) Medine'de kaldı, ama (bununla) kendisine helâl olan hiç bir şey haram olmadı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Beytullah'ı takdis ve tazim ediyordu. Kendisi gitmediği zamanda bile Beytullah'ı tazim ettiği için ve etrafında ona komşu olanlara ikram olsun diye kurbanlık hayvan gönderiyordu. Kurban gönderdiğinde insanlar Beytullah'a gönderilen kurban olduğunu bilsinler diye onlara işaret koyar ve gerdanlık takarlardı ki, kurbanlara ihtiram etsinler ve kötü muamelede bulunmasınlar. Âişe -radıyallahu anha- kendisinin, gerdanlıkları elleri ile ördüğünü söyleyerek bu haberi kuvvetlendirmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kurbanı, Beytullah'a gönderdiğinde Medine'de kaldı. İhramlı olan kimsenin kadınlardan, koku sürmekten, dikişli elbise giymek ve benzeri yasaklardan kaçındığı gibi kaçınmadı. Bilakis ihramda olmadığı zamandaki gibi her şey ona helal olduğu şekilde hareket etti.
23 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem,- kurbanlık devesini çekip götüren bir kimse gördü ve ona: «Deveye bin!» buyurdu. O zât: Bu kurbanlıktır (nasıl binerim)? dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu (kurbanlık) deveye bin!» buyurdu. O zâtın bindiğini gördüm. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peşine düştü.
عن أبي هريرة رضي الله عنه «أن نبي الله صلى الله عليه وسلم رأى رجلا يَسُوقُ بَدَنَةً، فقال: اركبها، قال: إنها بَدَنَةٌ، قال اركبها، فرأيته رَاكِبَهَا، يُسَايِرُ النبي صلى الله عليه وسلم ». وفي لفظ: قال في الثانية، أو الثالثة: «اركبها وَيْلَكَ أو وَيْحَكَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kurbanlık devesini çekip götüren bir kimse gördü ve ona: «Deveye bin!» buyurdu. O zât: Bu kurbanlıktır (nasıl binerim)? dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu (kurbanlık) deveye bin!» buyurdu. O zâtın bindiğini gördüm. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peşine düştü. Hadisin başka bir lafzında: İkincisi ya da üçüncüsünde: «Yazıklar olsun sana! Bin şu deveye!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kurbanlık devesini çekip götüren bir kimse gördü ve o kimsenin bu deveye binmeye ihtiyacı vardı. O adama: «Deveye bin!» buyurdu. Onların nazarında hac kurbanının değeri büyüktü ve deveye binmeye yönelmedi. Beytullah'a hediye edilmiş bir kurbandır dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem,- ikinci ya da üçüncü kez tekrarladı ve hitabını sertleştirerek «Deveye bin!» dedi.
24 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beraberinde bir kimse Arafat'ta vakfe yaparken birden devesinden düştü. Râvi: Deve onun boynunu kırdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu su ve sidr ile yıkayınız, iki parça ihramı içersinde kefenleyiniz.Ona hiçbir koku sürmeyiniz, başına da bez sarmayınız. Çünkü o kıyamet gününde telbiye okuyarak (getirerek) diriltilecektir.» buyurdu.
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «بينما رجل واقف بِعَرَفَةَ، إذ وقع عن راحلته، فَوَقَصَتْهُ -أو قال: فَأوْقَصَتْهُ- فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : اغْسِلُوهُ بماء وسدر، وكَفِّنُوهُ في ثوبيه، ولا تُحَنِّطُوهُ، ولا تُخَمِّرُوا رأسه؛ فإنه يُبْعَثُ يوم القيامة مُلبِّياً».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beraberinde bir kimse Arafat'ta vakfe yaparken birden devesinden düştü. Râvi deve onun boynunu kırdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu su ve sidr ile yıkayınız ve iki parça ihramı içerisinde kefenleyiniz. Ona hiçbir koku sürmeyiniz, başına da bez sarmayınız. Çünkü o kıyamet gününde telbiye okuyarak (getirerek) diriltilecektir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Vedâ Haccı'nda sahabeden bir adam ihramlı olarak Arafat'ta devesinin üzerinde idi ve deveden düştü, boynu kırıldı ve öldü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara diğer vefat edenler gibi onu da su ve sidr ile yıkamalarını ve ihrama girdiği alt ve üst ihram elbiseleriyle kefenlemelerini emretti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun hac için ihramlı olması ve ibadetin eserleri üzerindeyken onun kokulanmasını ve başının örtülmesini yasakladı ve onlara bu konudaki hikmeti zikretti. Bu hikmet; Allah'ın onu öldüğü hal üzere dirilteceğidir. O da, haccın şiârı olan telbiye getirmektir.
25 "Beytullâh'ı soluna, Mina'yı sağına alıp şöyle demiştir: Bu yer Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Bakara Suresi'nin indirildiği yerdir."
عن عبد الرحمن بن يزيد النَّخَعِي: «أنه حج مع ابن مسعود فرآه يَرمي الجَمْرَةَ الكبرى بسبع حصَيات، فجعل البيت عن يساره، ومِنى عن يمينه، ثم قال: هذا مَقَامُ الذي أُنْزِلَتْ عليه سورة البقرة صلى الله عليه وسلم ».
Abdurrahman b. Yezîd en-Nehai'nin rivayet ettiğine göre o, İbn Mesud ile birlikte haccetmiş ve İbn Mesud'u Akabe Cemresi'ne yedi çakıl taşı atarken görmüştür. (İbn Mesud) Beytullah'ı soluna Mina'yı sağına alıp şöyle demiştir: "Bu yer Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Bakara Suresi'nin indirildiği yerdir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kurban Bayramın ilk günü ve teşrik günlerinde cemreleri taşlamak büyük bir ibadettir. Bunda, Allah Teâlâ'ya boyun eğmek, O'nun emirlerini yerine getirmek ve Halil İbrahim -aleyhissalâtu vesselâm-'a tabi olmak vardır. Kurban bayramının ilk günü hacıların yapacağı ilk iş Akabe Cemresi'ni taşlamaktır. Bu sayede o büyük günün amelleri başlamış olur. (Abdurrahman b. Yezîd en-Nehai) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in durduğu gibi Kabeyi soluna, Mina'yı sağına alarak Akabe Cemresi'ne doğru dönmüştür. Yedi takıl taşı atıp her bir taşı atarken tekbir getirmiştir. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- da böyle yapmış ve bu yerin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Bakara Sûresi'nin nazil olduğu yer olduğu hususunda yemin etmiştir.
26 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i Arafat'ta hutbe verirken şöyle işittim: «Terlik bulamayan mest giysin, izar bulamayan da şalvar giysin.» buyuruyordu.
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يخطب بِعَرَفَاتٍ: من لم يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسِ الخُفَّيْنِ، ومن لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فَلْيَلْبَسْ السَّرَاوِيلَ -للمحرم-».
Abdullah b. Abbas şöyle dedi: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i Arafat'ta hutbe verirken şöyle işittim: «Terlik bulamayan mest giysin, izar bulamayan da şalvar giysin.» buyuruyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbas -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arefe günü Arafat'ta hutbe verirken terlik bulamayanlara mesh giymelerini mübah kıldığını, bunu söylerken kabeynden (bilek kemiği) aşağısının kesilmesi gerektiğini söylemediğini, izar bulamayan kimselerin de şalvarı yırtmadan olduğu gibi giymelerini mübah kıldığını haber vermiştir. Bu Allah -Azze ve Celle- tarafından verilen bir kolaylıktır.
27 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı (Zilhiccenin) dördüncü gününün sabahı (Mekke'ye) girdiler. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu umre olarak saymalarını emretti. "Ya Rasulallah! Yapılması helal olan şeyler nelerdir?" diye sordular. «Bütün helallerdir.» şeklinde cevap verdi.
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: «قَدِمَ رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه صَبِيحَةَ رَابِعَةٍ، فأمرهم أن يجعلوها عمرة، فقالوا: يا رسول الله، أَيُّ الحِلِّ؟ قال: الحِلُّ كُلُّهُ».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı (zilhiccenin) dördüncü gününün sabahı (Mekke'ye) girdiler. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu umre olarak saymalarını emretti. "Ya Rasulallah! Yapılması helal olan şeyler nelerdir?" diye sordular. «Bütün helallerdir.» şeklinde cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve ashabının veda haccında zilhiccenin dördüncü gününün sabahında Mekkeye vardıklarını haber vermiştir. Bazısı hac için ihrama girmiş, bazısı da kıran haccı yapıp, hac ile umreyi bir arada yapıyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu iki gruptan hac kurbanını beraberinde getirmeyen kimselerin hac için girdikleri ihramdan çıkıp, umreye çevirmelerini emretmiştir. Fakat bu emir onlara çok ağır geldi. Çünkü bütünüyle ihramdan çıkacaklardı. Bu öyle bir tahalluldü ki (ihramdan çıkma) hanımlarıyla ilişkiye girmek bile mübahtı. Sonra Hac için ihrama gireceklerdi. Bundan dolayı: Ya Rasulallah! Yapılması helal olan şeyler nelerdir? diye sordular. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bütün helallerdir. İhrama girdikten sonra size haram olan şeylerin hepsi ihrama girmeden önceki gibi mubahtır dedi. Sahabeler -radıyallahu anhum- bu emre uydular.
28 «Beş (çeşit) hayvan vardır ki her biri fasıktır ve Harem'de öldürülmesinde bir sıkıntı yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpektir.»
عن عائشة رضي الله عنها أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «خمسٌ من الدَّوَابِّ كُلُّهُنَّ فَاسِقٌ، يُقْتَلنَ في الحَرَمِ: الغرابُ، وَالحِدَأَةُ، وَالعَقْرَبُ، وَالفَأْرَةُ، وَالكَلْبُ العَقُورُ». وفي رواية: « يقتل خَمْسٌ فَوَاسِق في الْحِلِّ وَالْحَرَمِ ».
Âişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beş (çeşit) hayvan vardır ki her biri fasıktır ve Harem'de öldürülmesinde bir sıkıntı yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpektir.» Başka bir rivayette: «Beş (çeşit) fasık hayvan vardır ki Harem bölgesinde ve dışında öldürmesinde bir sıkıntı yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beş çeşit hayvanı fasık olarak nitelendirip, ister harem bölgesinde isterse de helal olan bölgede olsun öldürülmesini emrettiğini haber vermiştir. Sonra bu beş çesidi şu sözüyle açıklamıştır: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpektir. Bu beş çeşit hayvan fasık olarak vasıflandırılmıştır. Bunun sebebi ise bunların diğer hayvanların tabiatından faklı olarak zarar vermeleri ve saldırgan olmalarıdır. Eziyetlerindeki farklılıklarınan dolayı bu sayıya dikkat çekilmiştir. Diğer hayvanlarda fısklarında bunlara benzeyenler de bunlara dahildir. Eziyetlerinden ve saldırganlıklarından dolayı bunlar da öldürülürler. Harem bölge olması ve ihramlı olmak onları koruma altına almaz.
29 «Gömlekleri, sarıkları, donları (şalvarları), başa giyilenleri ve mestleri (ayakkabıları) giyemez. Ancak takunya bulamayan kimse ayakkabılarının üst kısmını aşık kemiğinden aşağı olacak şekilde keserek (takunya şekline getirerek) giyebilir.» buyurdu. «Bir de Vers (Yemen safranı) ve zağferanla/safranla boyanmış kumaştan yapılı elbiseler giymez.»
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما «أن رجلًا قال يا رسول الله، ما يَلْبَسُ المُحْرِمُ مِنَ الثياب؟ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لا يلبسُ القميص، ولا العَمَائِمَ ، وَلاَ السَّرَاوِيلاَتِ، ولا البَرَانِسَ، ولا الخِفَافَ، إلا أحدٌ لا يجِدُ نَعْلَيْنِ، فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ، وَلْيَقْطَعْهُمَا أسفلَ من الكعبين، وَلا يَلْبَسْ من الثياب شيئا مَسَّهُ زَعْفَران أوْ وَرْسٌ»، وللبخاري: «ولا تَنْتَقِبُ المرأة، وَلا تلبس الْقُفَّازَيْنِ».
İbn Ömer –radıyallahu anhuma-´dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-´e; "Ya Rasûlallah! İhrama girmek isteyen bir kimse hangi elbiseyi giyer?" diye sordu. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gömlekleri, sarıkları, donları (şalvarları), başa giyilenleri ve mestleri (ayakkabıları) giyemez. Ancak takunya bulamayan kimse ayakkabılarının üst kısmını aşık kemiğinden aşağı olacak şekilde keserek (takunya şekline getirerek) giyebilir.» buyurdu. «Bir de vers (Yemen safranı) ve zağferanla/safranla boyanmış kumaştan yapılı elbiseler giymez.» Buharî'deki rivayette: «Kadın yüzünü örtmez ve eldiven giymez.» şeklinde gelmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabe -radıyallahu anhum- ihram için normal durumdan farklı bir görünümde olunacağını bildiler. Bunun için bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ihramlı kimsenin giymesi mübah olan şeyleri sordu. Uygun olan sorunun ihramlı kişinin kaçınacağı şeylerden olmuştur. Çünkü kaçınılacak şeyler az olup Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e az söz ile çok şey anlatma özelliği verildiğinden ihramlı kimsenin kaçınacağı şeylerin açıklamasının cevabını vermiştir. Yasak olan şeyler dışında kalan diğer şeyler aslı üzere helal olarak kalmıştır. Bu şekilde çokça ilim de elde edilmiş olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ihramlı bir adamın giymesi haram olan şeylerin her çeşidin diğerlerine benzerliklerine uyarıda bulunarak saymaya başlamıştır. Gömlek giymez, beden ölçüsünde yapılan, dikilen ve bedenin şeklini alan bütün kıyafetleri giymez. Sarıkları saramaz, başı örtecek şapkası olan elbiseyi ve başa temas edip örten hiçbir şeyi giymez. Donları (şalvarları) ve eldivenler gibi kendisini örten şeyleri -sadece bir uzvu dahi örtse giyemez-,(vücut ölçüsüne göre dikilmiş ve vücudu kapsayan, ayaklara giyilen ve aşık kemiklerini örten pamuktan, yünden yahut da yapılmış mestleri (ayakkabıları) ve benzeri şeyleri de giymez. İhrama girdiği vakit takunya/terlik bulamayan mest/ayakkabı giyer ve terlik şeklinde olmaları için onları aşık kemiklerinden aşağısında olacak şekilde keser. Sonra da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- soruda olmayan fakat diğer faydalı bilgilerden olan hususları da fazladan vermiştir. Çünkü bu durum onu gerektiriyordu. Erkek olsun kadın olsun ihramlı kişi üzerine yapması haram olan şeyleri açıklamıştır. Şöyle buyurdu: Elbiselerden ve diğerlerinden dikili olsun yahut da olmasın fark etmez hiç bir şey giymez. Şayet elbise zaferan ve Yemen safranı ile kokulandırılmış ise bunun ile de koku çeşitlerinin kullanılmamasına dair uyarıda bulunmuştur. Sonra kadının üzerine yapması gerekli olan şeyleri açıklamıştır. Yüzünü örtmesinin haram olduğunun ve ellerini, eldiven gibi örtecek bir şeyin içine sokmasının yasak olduğunu bildirmiştir. «Kadın yüzünü örtmez ve eldiven giymez.»
30 «Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım.» dedi.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: «أَهَلَّ النبيُّ صلى الله عليه وسلم وأصحابُه بالحج، وليس مع أحد منهم هَدْيٌ غير النبي صلى الله عليه وسلم وطلحة، وقدم علي رضي الله عنه من اليمن. فقال: أَهْلَلْتُ بما أَهَلَّ به النبي صلى الله عليه وسلم فأمر النبي صلى الله عليه وسلم أصحابه: أن يجعلوها عمرة، فيطوفوا ثم يُقَصِّرُوا ويَحِلُّوا، إلا من كان معه الهَدْي، فقالوا: ننطلق إلى مِنًى وَذَكَرُ أَحَدِنَا يَقْطُرُ؟ فبلغ ذلك النبي - صلى الله عليه وسلم- فقال: لَوِ اسْتَقْبَلْتُ من أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ ؛ ما أَهْدَيْتُ ، ولولا أن معي الهَدْيَ لَأَحْلَلْتُ. وحاضت عائشة. فَنَسَكَتْ المنَاسِك كلها، غير أنها لم تَطُفْ بالبيت. فلما طَهُرت وطافت بالبيت قالت: يا رسول الله، تَنْطَلِقُونَ بحج وعمرة، وأنطلق بحج؟ فأمر عبد الرحمن بن أبي بكر: أن يخرج معها إلى التَّنْعِيمِ ، فاعتمرت بعد الحج».
Cabir b. Abdullah -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: (Veda haccında), Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı, hac için ihrama girdikleri vakit, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. O sırada Ali -radıyallahu anh- Yemen'den geldi ve: "Ben de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in niyet ettigi şeye niyet ederek ihrama girdim." deyip katıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına (bu haclarını) umreye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa'y yapmalarını), sonra beraberinde kurbanlığı olanlar hariç, saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bir kısmı itiraz ederek: "Yani henüz zekerlerimizden meni damlarken (cenabetken) Mina'ya mı gidecegiz?" dediler. Bu söz Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaşmıştı: «Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım.» dedi. Bu sırada Aişe -radıyallahu anha- hayız oldu. Beytullah'ı tavaf hariç, haccın bütün menasikini (ibadetlerini) yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki: " Ya Rasûlallah! Sizler hem umre, hem de hac yapmış olarak buradan ayrılacaksınız, ben ise sadece hacla ayrılacağım!" Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (erkek kardeşi) Abdurrahman b. Ebi Bekr -radıyallahu anhumâ-’ya, Aişe'yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten'îm'e götürmesini emretti. Aişe -radıyallahu anha- hacdan sonra umre yaptı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cabir b. Abdillah -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in haccını anlatmıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı, hac için ihrama girdikleri vakit, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Talha b. Ubeydillah hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. Ali b. Ebi Tâlib Yemen'deydi ve oradan yeni dönmüştü. Anlayış sahibi olduğu için ihrama girmesini (niyetini) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ihramıyla (niyetiyle) aynı tutarak ihrama girdi. Mekke’ye vardıklarında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hacca olan niyetlerini umreye çevirmelerini emretti. Tavafları ve sa'yları umre için olacaktı. Sonra saçlarını kısaltıp bütünüyle ihramdan çıkacaklardı. Tabi ki bu hac kurbanlarını yanlarında getirmeyenler içindi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi kurbanını yanında getirenler tavaflarını ve sa'ylarını yaptıktan sonra ihramlarından çıkmadılar. Haclarını umreye çevirmeleri emredilenlerden bazıları -şaşırarak ve olayın azametinden - nasıl ihramdan çıkarız ve hanımlarımızla ilişkiye girdikten sonra (yani ihramdan çıktıktan sonra bunu yapmaları artık onlara helal olmuş, bütün ihram yasakları kalkmıştır) bunun üzerinden fazla vakit geçmemesine rağmen nasıl olur da hacca niyet ederek Mina’ya gideriz dediler. Onların olayın azametinden dolayı nefislerinde oluşan bu sözleri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaştığında kalpleri hak olana mutmain oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım benim ihramdan çıkmama mani olan kurbanı getirmezdim ve sizinle beraber ihramdan çıkardım.» buyurdu. Nefisleri bu durumdan razı ve kalpleri mutmain oldu. Mekke’ye girmek üzereyken Âişe -radıyallahu anha- hayız oldu ve kıran haccına döndü. Çünkü hayızı onu Beytullah’ı tavaf etmekten alıkoydu. Tavaf ve sa'yın dışındaki bütün hac ibadetlerini yaptı. Hayızdan temizlendikten sonra Beytullah’ı tavaf ederek haccın tavafını yaptı ve kalbinde bir şey kalmıştı. Çünkü sahabelerin çoğu -Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in diğer eşleri de bulunuyordu- umreyi ayrı ve haccı ayrı yapmışlardı. Onun haccı umresiyle birleşmişti. Aişe -radıyallahu anha-: Ya Rasûlallah! Sizler hem umre, hem de hac yapmış olarak buradan ayrılacaksınız, ben ise sadece hacla ayrılacağım. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun hatırını kıramadı ve erkek kardeşi Abdurrahman’a, onu, (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten'îm'e götürmesini emretti. Aişe -radıyallahu anha- hacdan sonra umre yaptı.
31 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kurban bayramı günü bayram namazı kıldı, sonra hutbe verdi. Sonra da kurbanını kesti ve şöyle buyurdu: «Kim kurbanını namazdan önce kesti ise onun yerine bir başkasını kessin. Kim kesmediyse besmele ile kessin.»
عن جُنْدُب بن عَبْدِ الله البجَليِّ رضي الله عنه قال: «صلى النبي صلى الله عليه وسلم يوم النَّحر، ثم خطب، ثم ذبح، وقال: من ذبح قبل أن يُصَلِّيَ فَلْيَذْبَحْ أُخرى مكانها، ومن لم يذبح فَلْيَذْبَحْ باسم الله».
Cundüb b. Abdulah el-Becelî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kurban bayramı günü bayram namazı kıldı, sonra hutbe verdi. Sonra da kurbanını kesti ve şöyle buyurdu: «Kim kurbanını namazdan önce kesti ise onun yerine bir başkasını kessin. Kim kesmediyse besmele ile kessin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kurban bayramı günü önce bayram namazı ile başlamış, sonra ikinci olarak hutbe vermiş ve üçüncü olarak da kurban kesmiştir.Namazgâha İslam'ın şiarını izhar etmek, genelin faydalanması ve ümmete öğretmek için kurbanı ile çıkmıştır. Kurbanın şartı ve hükmünü beyan etmek için; kim bayram namazı kılmadan önce kurbanını keserse, kurban olarak geçerli olmaz. Yerine başka bir kurban kesmesi gerekir. Kim de kesmedi ise "Bismillah" diyerek kessin ki, kurbanı sahih ve helal olsun. Bu hadis bu sıralamaya uymanın meşrû olduğuna başka bir sıralamanın geçerli olmayacağına delalet eder. Aynı zamanda kurban kesme vaktinin bayram namazının kılınmasıyla başladığına delalet eder. Yoksa namaz vakti ya da imamın kesmesiyle başlamaz. Ancak seferde olan kimse gibi bayram namazı kendisine vacip olmayan kimse bundan müstesnadır. Teysiru'l Allâm Tenbihu'l Efhâm Te'sisu'l Ahkâm
32 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir yaban eşeği hediye etmiştim.
عن الصعب بن جَثَّامَةَ رضي الله عنه ، قال: أهديتُ رسولَ الله - صلى الله عليه وسلم - حماراً وحشياً، فَرَدَّهُ عَلَيَّ، فلما رأى ما في وجهي، قال: «إنا لم نَرُدَّهُ عليك إلا لأنَّا حُرُمٌ».
Sa’b b. Cessâme -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir yaban eşeği hediye etmiştim. Fakat Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu kabul etmeyip bana geri verdi. Yüzüme bakıp da üzüldüğümü görünce: «Hediyeni ihramda olduğumuz için almadık» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlâkının güzelliklerinden biri de O'nun, Allah'ın dininde güzel söz söyleyip insanları aldatmamasıydı. Aynı zamanda O, insanların gönüllerini de alırdı. Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem- ihramlıyken Sa’b b. Cessâme -radıyallahu anh-'ın önünden geçti. Sa’b b. Cessâme iyi bir atıcıydı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- önünden geçtiğinde onun için yabani bir eşek avladı. Onu Rasûlullah'a getirdiğinde kabul etmeyip geri çevirdi. Bu Sa'b -radıyallahu anh-'a ağır gelmişti. Nasıl olur da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hediyesini kabul etmezdi? Yüzüne bakıp üzüldüğünü görünce ihramda olduğu için hediyesini almadığını haber verdi. Çünkü ihramda olan kimse kendisi için avlanan hayvandan yiyemez.
33 ''Allah'ım saçını (kazıtarak) tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. (Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:) Saçlarını kısaltanlara da Allah rahmet eylesin buyurdu.''
عن عبد الله بن عُمر رضي الله عنهما عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: «اللَّهُمَّ ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: اللهم ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: اللهم ارحم الْمُحَلِّقِينَ. قالوا: والْمُقَصِّرِينَ يا رسول الله؟ قال: والْمُقَصِّرِينَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Allah'ım saçını (kazıtarak) tıraş edenlere rahmet et! diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. (Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:) Saçlarını kısaltanlara da Allah rahmet eylesin buyurdu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Tıraş etmek ve kısaltmak hac ve umre ibadetlerinden bir ibadettir.Tıraş etmek -yani kazıtmak- kısaltmaktan daha faziletlidir. Çünkü saçı kazıtmak, Allah Teâlâ'ya itaat etmede ve ibadette en faziletli ve en güzel olan baştaki saçı kökten tıraş etmektir. Çünkü kul bu şekilde davranarak, AllahTeâlâ'ya boyun eğmede en yüksek makama varmış olur. Bunun için Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- saçlarını kazıtanlara Allah'ın üç defa rahmet eylemesi için dua etmiştir.Orada hazır bulunanlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e kısaltanları da zikrettiler ama O, onların bu isteğine cevap vermedi. Üçüncü de ya da dördüncü de saçlarını kısaltanları da kazıtanlarla birlikte duaya kattı. Bu, erkeklerin saçlarını kazıtarak tıraş etmelerinin, kısaltmalarından daha faziletli olduğuna delildir. Nevar ki, bu uygulama temettu umresinde yapılmaz. Vakit darldığından dolayı hac için saçı tıraş edecek kıllar hemen çıkıp, büyümez. Bu durumda olan kimse için kısaltmak daha faziletlidir (uygundur). Çünkü o daha sonra (yani hac yapınca) saçlaeını tıraş edecektir.
34 «Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.»
عن أبي بكرة -ضي الله عنه- مرفوعاً: «إِنَّ الزمانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللهُ السَّمَاوَاتِ والأَرْضَ: السنةُ اثنا عَشَرَ شَهْرًا، منها أربعةٌ حُرُمٌ: ثلاثٌ مُتَوَالِيَاتٌ: ذُو القَعْدَةِ، وذُو الحَجَّةِ، والمحرمُ، ورَجَبُ مُضَرَ الذي بين جُمَادَى وشَعْبَانَ، أَيُّ شَهْرٍ هَذَا؟» قلنا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظننا أنه سَيُسَمِّيهِ بغير اسمه، قال: «أَلَيْسَ ذَا الحَجَّةِ؟» قُلْنَا: بَلَى. قال: «فأَيُّ بَلَدٍ هَذَا؟» قلنا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظننا أنه سُيَسَمِّيهِ بغير اسمه. قال: «أَلَيْسَ البَلْدَةَ؟» قلنا: بلى. قال: «فأَيُّ يَوْمٍ هَذَا؟» قُلْنَا: اللهُ ورسولُهُ أَعْلَمُ، فسكتَ حتى ظَنَنَّا أنه سيسميه بغير اسمه. قال: «أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ؟» قلنا: بَلَى. قال: «فَإِّنَّ دِمَاءَكُمْ وأَمْوَالَكُمْ وأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا في بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، وَسَتَلْقَونَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ، أَلَا فَلَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُم رِقَابَ بَعْضٍ، أَلَا لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الغَائِبَ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يَبْلُغُهُ أَنْ يكونَ أَوْعَى لَهُ مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ»، ثُمَّ قال: «أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ، أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟» قلنا: نعم. قال: «اللَّهُمَّ اشْهَدْ».
Ebu Bekre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.» Peygamberimiz: «Bu hangi aydır?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sustu. O kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik. «Bu ay zilhicce değil mi?» dedi. Biz: Evet, dedik. «Bu hangi beldedir?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir süre sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik: «Burası Belde–i Haram (Mekke) değil mi?» dedi. Biz: Evet, dedik. «Bu hangi gün?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Bir müddet sustu. Öyle ki biz o güne başka bir ad vereceğini zannettik. «Bugün kurban günü değil mi?» dedi. Biz: Evet, diye cevap verdik. Sonra Rasûlullah sözlerine şöyle devam etti: «Şüphesiz ki, sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram kılınmıştır. Rabbinize kavuşacaksınız ve o size amellerinizi soracak. Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere dönmeyiniz. Dikkat ediniz! Burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki, sözlerim kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, sözümü işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp koruyabilirler.» Peygamber, sonra: «Dikkat edin, tebliğ ettim mi?» diye sordu. Biz: Evet, diye cevap verdik. Rasûl–i Ekrem: «Allah'ım! Şahit ol!» buyurdular.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda haccında bayramın ilk günü hutbe vermiş ve bu hutbesinde, cahiliye döneminde (Arapların) yerlerini değiştirdikleri haram aylar ile Allah -Azze ve Celle-’nin meşru kıldığı haram ayların o sene aynı zamana denk geldiğini haber vermiştir. Haram ayları erteleyerek helal olan aylarla, helal olan ayları da haram olan aylarla değiştiriyorlardı. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ayların sayısının on iki olduğunu haber vermiştir. Onlar: Muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülahir, cemazilevvel, cemazilahir, recep, şaban, ramazan, şevval, zülkade, zülhicce aylarıdır. Bu aylar, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı zaman kulları için meşru kıldığı on iki aydır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlardan dördünün haram olan aylar olduğunu beyan etmiştir. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise tek başına olan haram ay (Receb) dır. Allah -Azze ve Celle- bazı ayları haram ay kılmıştır. O aylarda savaşmak haramdır ve bir kimse başka bir kimseye saldıramaz. Çünkü bu aylar, insanların, Allah’ın evini hac etmek için yola çıktığı aylardır. Allah -Azze ve Celle- de insanların Allah’ın evine sefer ettikleri bu aylarda savaş vuku bulmasın diye bu ayları haram ay kılmıştır. Bu, Allah -Azze ve Celle-’nin hikmetindendir. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır.» Bu ay, dördüncü aydır. Cahiliye döneminde umre yaptıkları ve umre ayı kıldıkları recep ayıdır. Diğer üç haram ay, hac için kıldıkları aylardır. Bu ay,( yani recep ayı) zilkade, zilhicce ve muharrem ayları gibi savaşın haram kılındığı aylardan olmuştur. Sonra Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine: «Bu hangi aydır?» «Bu hangi beldedir?» «Bu hangi gündür?» diye sordu. Bunu sormasının sebebi onların dikkatlerini çekmek ve önem vermeleri içindi. Çünkü bu mesele büyük bir meseleydi. «Bu hangi aydır?» diye sordu. Onlar Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedi. Onlar Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sorduğu ayın, bilinen Zilhicce ayı olması ihtimalini uzak görüyorlardı. Ancak edeplerinden dolayı bu ay zilhicce ayıdır demediler. Çünkü bu ay olduğu biliniyordu. Edeplerinden dolayı Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem – sustu. Çünkü insan konuşup sonra sustuğunda insanlar o ne diyecek diye dikkat kesilir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sustu. Ebu Bekra –radıyallahu anh- şöyle dedi:" O kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik.” Sonra «Bu ay zilhicce değil mi?» dedi. Onlar: Evet, dediler. «Bu hangi beldedir?» diye sordu. Biz: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Onlar, o beldenin Mekke olduğunu bilmelerine rağmen Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan edep ve ihtiramlarından dolayı bu bilinen bir şeydir, bunu neden soruyorsun, ey Allah’ın Rasûlü? demediler. Bilakis Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir süre sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik: «Burası Belde–i Haram (Mekke) değil mi?» dedi. Onlar da: Evet, dediler. «Bu hangi gün?» diye sordu. Onlar: İlk soruda olduğu gibi Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. «Bugün kurban günü değil mi?» dedi. Onlar: Evet, ey Allah’ın Resulü dediler. Onlar Mekke’nin Haram bölge olduğunu, zilhicce ayının haram ay olduğunu ve yevm en-nahr/bayramın ilk gününün haram gün olduğunu, yani bunların hepsinin haram olduğunu biliyorlardı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözlerine şöyle devam etti: «Şüphesiz ki, sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram kılınmıştır.» Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şu üç şeyin haram olduğuna vurgu yapmıştır. Kanlarınız, mallarınız, ırzınız. Bunların hepsi haramdır. Kanlardan kasıt canlardır, mallardan kasıt az ya da çok olan mallardır. Irzlardan kasıt zina, homoseksüellik ve zina iftirasıdır. Aynı zamanda gıybet, sövmek ve yermek de bu kapsama girebilir. Müslümanın, kardeşinin bu üç şeyini (Canlar, mallar ve ırzlar) çiğnemesi haramdır. Sonra; «Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere dönmeyiniz.» Çünkü Müslümanlar eğer birbirlerinin boynunu vurursalar kâfir olurlar. Çünkü kâfirden başkasının kanı Müslüman’a helal olmaz. Sonra -sallallahu aleyhi ve sellem- orada hazır olanlardan orada hazır bulunmayanlara O’nun sözlerini ulaştırmasını emretmiştir. Yani hutbesini duyan, sözlerine şahit olanın ümmetin geri kalanına duyurmalarını emretmiştir. Umulur ki, sözleri kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, sözünü bizzat işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp koruyabilirler. ”Bu, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in o gün orada hazır bulunanlar için bir vasiyetidir. Hadisini duyanlar içinde kıyamete kadar vasiyetidir. Sonra sahabelerine: «Dikkat edin, tebliğ ettim mi?» diye sordu. Onlar da: Evet! dediler. Yani tebliğ ettin. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'ım! Şahit ol!» buyurdular.
35 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onunla ihramlı değilken evlenmiştir.
عن يَزِيد بن الأصمِّ قال: حدَّثَتْني مَيْمونَة بنت الحارث رضي الله عنها «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم تَزَوَّجها وهو حلال»، قال: «وكانت خالَتي، وخالةَ ابنِ عباس».
Yezid b. el-Asam şöyle demiştir: Meymune bint Hâris -radıyallahu anha- bana şöyle anlattı: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onunla ihramlı değilken evlenmiştir. Yezid b. el-Asam şöyle demiştir: " Meymune benim teyzem ve İbn Abbâs'ın teyzesidir."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Yezid b. el-Asam, Müminlerin annesi Meymune bint el-Hâris -radıyallahu anha-'nın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ihramdan çıktıktan sonra kendisi ile evlendiğini haber verdiğini zikretmiştir. Kendisi ile evlendiği esnada Rasûlullah hac yada umre için ihramda değildi. Sonra Meymune -radıyallahu anha- ile akrabalığını zikretmiş ve teyzesi olduğunu haber vermiştir. Aynı zamanda İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'nın da teyzesidir. Kıssanın sahibinin yakını olduğuna delalet eder. İbn Abbâs'ın dediği gibi Rasûlullah (evlenirken) ihramda değildir.
36 Hac ile umreyi peş peşe yapın. Çünkü onlar; körüğün demir, altın ve gümüşün kir ve pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları giderir. Mebrûr (makbul) olan haccın karşılığı ise ancak Cennet'tir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «تَابِعُوا بَيْنَ الحَجِّ وَالعُمْرَةِ، فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الكِيرُ خَبَثَ الحَدِيدِ، وَالذَّهَبِ، وَالفِضَّةِ، وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلاَّ الجَنَّةُ».
Abdullah b. Mes‘ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hac ile umreyi peş peşe yapın. Çünkü onlar; körüğün demir, altın ve gümüşün kir ve pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları giderir. Mebrûr (makbul) olan haccın karşılığı ise ancak Cennet'tir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, gücü yeten kimseleri hac ve umre ibadetlerini birbirine yakın zamanlarda yerine getirmeye ve imkân buldukça bunları terk etmemeye teşvik etmiştir. Çünkü hac ve umreyi eda etmek, fakirliğin ve günahların, ayrıca günahların kalpte bıraktığı izlerin giderilmesine vesile olur. Nitekim körüğün ateşi de demirdeki pası ve ona karışmış yabancı maddeleri giderir.
- Hac ve umre ibadetlerini ardı ardına yapmanın fazileti büyüktür ve bu durum İslam'da teşvik edilmiştir.
- Hac ve umreyi ardı ardına (peş peşe) yapmak, zenginliğin ve günahların bağışlanmasının vesilelerindendir.
- Mübârekfûrî -rahimehullah- şöyle demiştir: "(Hac ve umre) fakirliği giderir" yani onu ortadan kaldırır. Bu ifade, hem zâhirî fakirliği (maddî zenginliğin, mal varlığının elde edilmesiyle) hem de bâtınî fakirliği (kalbin zenginleşmesi, gönül tokluğunun kazanılmasıyla) kapsayabilir.
37 Ben yedi yaşımda iken, Vedâ haccında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bana da haccettirdiler.
عن السَّائب بن يزيد رضي الله عنهما قال: «حُجَّ بي مع رسول الله صلى الله عليه وسلم في حجة الوداع، وأنا ابن سبع سنين».
Ben yedi yaşımda iken, Vedâ haccında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bana da haccettirdiler.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sâib İbni Yezîd -radıyallahu anh- yaşı küçük olan sahabelerden birisidir. Nebi -sallallahu aleyhi ve selem- döneminde ailesi ile birlikte hac yapmış ve böylece Vedâ haccına şahit olmuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve selem- küçük çocuklarına hac yaptıran bu aileyi görmüş ve onları onaylamıştır. Küçük çocuğun yaptığı hac nafile olup, buluğa erdiği zaman tekrardan üzerine farz olan hac ibadetini yapması gerekir. Küçük çocuklar da büyükler gibi, ihrama girmek, elbiseleri çıkarmak, telbiye getirmek gibi hac ibadetlerini yaparlar. Şayet küçük çocuk bazı ibadetleri yapamaz ise onun yerine anne ya da babası gibi büyükler yaparlar. Bkz, Şerhu'l-Camii's-Sahîh, 12/473, Umdetu'l-Karî, 10/218, Nuzhetu'l-Muttakîn, 2/898, Şerhu Riyazi's-Salihîn, İbn Useymîn, 5/326-327.
38 Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisini ve eşyalarını taşıyan bir deve ile haccetmiştir.
عن أنس بن مالك رضي الله عنه : أنَّ رسول الله صلى الله عليه وسلم حَجَّ على رَحْلٍ وكانتْ زَامِلَتَهُ.
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisini ve eşyalarını taşıyan bir deve ile haccetmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- devenin üzerine koyulan hevdeç (devenin üstüne oturmak için konulan bir çeşit sepet) olmadan haccetmiştir. O’nun eşyalarını, yiyeceğini taşıyan başka bir devesi de olmamıştır. Bilakis eşyalarını kendi bindiği devesinde taşımıştır. Bu da Onun ne kadar zühd sahibi olduğuna ve dünya malına tamah etmediğine delalet eder. Hac ibadetinde çok fazla rahat ve refah içinde olunmayarak Allah Rasûlü –sallalahu aleyhi ve sellem-'i en güzel şekilde örnek almış oluruz. Ancak bu hadis, hacda lüks, konforlu bineklere binilmesinin haram olduğuna da delalet etmez.
39 Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz cahiliye dönemindeki panayırlardandır. (Sahabeler) hac mevsiminde ticaret yaparak günaha girmekten korkuyorlardı. Bunun üzerine“-Hac mevsiminde ticaret yaparak- Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda sizin için bir günah yoktur.” mealinde ki ayeti kerime nazil oldu (Bakara 2/198)
عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما قال: كانت عُكَاظُ، ومَجِنَّةُ، وذُو المجَازِ أسوَاقَاً في الجاهلية، فَتَأَثَّمُوا أنْ يَتَّجِرُوا في المواسم، فنزلت: {ليس عليكم جناح أن تبتغوا فضلاً من ربكم} "البقرة" (198) في مواسم الحج.
Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz cahiliye dönemindeki panayırlardandır. (Sahabeler) hac mevsiminde ticaret yaparak günaha girmekten korkuyorlardı. Bunun üzerine“-Hac mevsiminde ticaret yaparak- Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda sizin için bir günah yoktur.” mealinde ki ayeti kerime nazil oldu. (Bakara 2/198)
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu mekanlar, müşriklerin hac mevsiminde ticaret yaptıkları panayırlarındandı. Hac mevsiminde sahabeler -radıyallahu anhum- ticaret yaptıklarında günaha girmekten korkarlardı. Allah Azze ve Celle bu ayeti indirerek hac mevsiminde ticaret yapılmasının hac ibadetini ifsat etmeyeceğini beyan etmiştir. Buna göre hacda ticaret yapmak caizdir. Ancak en güzel ve evlâ olanı hac ibadeti ile meşgul olmaktır. İşte en faziletli olan da budur.
40 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye Kedâ'dan, Bathâ'nın yanındaki yukarı yoldan girdi ve aşağı yoldan da çıktı."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما «أنَّ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- دَخَل مكَّة مِن كَدَاٍء، مِن الثَنِيَّة العُليَا التِّي بالبَطحَاءِ، وخرج من الثَنِيَّة السُفلَى».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye Kedâ'dan, Bathâ'nın yanındaki yukarı yoldan girdi ve aşağı yoldan da çıktı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda Mekke'ye girerken zilhiccenin dördünde Zîtuvâ'da gecelemiştir. Sabah olduğunda Mekke'ye yüksek tepenin bulunduğu yukarı yoldan girmiştir. Çünkü bu yol, Mekke'ye girmek için en kolay yoldur. Çünkü Medine'den gelmiştir. Hac ibadetini tamamladıktan sonra Mekke'den Medine'ye alt yoldan gitmiştir. O da Cervel'e gelen yoldur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dönüşte başka bir yolu kullanması, O'nun ibadet yerlerini çoğaltması için olabilir. Tıpkı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Arafat'a gidip başka yoldan dönmesi ve bayram namazını ve nafile namazı beş vakit namazı kıldığı yerden başka bir yerde kılması gibi. Bu; yeryüzünün (kıyamet günü) üzerinde olan olayları haber vereceği zaman onun ameline şahitlik etmesi için ya da Medine'den Mekke'ye gelen ve giden için girişi ve çıkışı uygun olmasından dolayıdır.
41 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (Medine’den çıkarken) Şecere yolundan çıkar, Mu`arres yolundan dönerdi. Mekke’ye de Seniyyetu’l`ulyâ’dan (Yukarı Seniyye yolundan) girer, Seniyyetü’s-Suflâ’dan (Aşağı Seniyye yolundan) çıkardı."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما "أَنَّ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- كَانَ يَخرُجُ مِنْ طَرِيقِ الشَّجَرَةِ، وَيَدْخُلُ مِنْ طَرِيقِ الْمُعَرَّس، وَإِذَا دَخَلَ مَكَّةَ دَخَلَ مِنَ الثَنِيَّةِ العُلْيَا، وَيَخْرُجُ مِنَ الثَنِيَّةِ السُّفْلَى".
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (Medine’den çıkarken) Şecere yolundan çıkar, Mu`arres yolundan dönerdi. Mekke’ye de Seniyyetu’l`Ulyâ’dan (Yukarı Seniyye yolundan) girer, Seniyyetü’s-Suflâ’dan (Aşağı Seniyye yolundan) çıkardı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'nın rivayet ettiği hadis, Cuma, Bayram vb.hususlarda farklı yolları kullanmanın müstehap olduğu konusuna delalet eden bir hadistir. Hadiste geçen Muhalefetu't-Tarik ifadesinin manası: İbadeti yapmak için müslümanın bir yoldan gidip, başka bir yoldan dönmesidir. Örnek olarak yolun sağ tarafından gidip, sol tarafından dönmesi gibi. Bu husus iki bayram namazına gidip gelirken Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olmuştur. Cabir -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Bayram günlerinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- farklı yollardan gidip dönerdi. Yani Bir yoldan gider başka bir yoldan geri dönerdi. Şerhini (açıklmasını) yapmış olduğumuz bu hadis de bunu ifade etmektedir. Farklı yollardan gidip gelmenin hikmeti hususunda alimlerin çeşitli görüşleri vardır. Bunların en meşhurları şunlardır: 1- Kıyamet gününde bu iki yol ona şahitlik eder; çünkü kıyamet gününde yeryüzü, üzerinde yapılan iyi yada kötü işlere şahitlik edecektir. Eğer bir yoldan gidip, diğerinden dönerse bu iki yol kıyamet gününde bayram namazını eda ettiğine dair onun için şahitlik eder. 2- Dini bir hususu; bayram ibadetini izhar etmiş olur. Çarşılar her taraftan dolup taşar. Eğer şehrin sokaklarında bu artarsa bu, ibadetin izhar edilmesini sağlar. Çünkü bayram namazı dinin bir şiarıdır. Bunun delili insanlara, bayram namazını kılarak izhar etmek ve ilan etmek için açık alanlara çıkmalarının emredilmiş olmasıdır. 3- Farklı yollardan gidip gelmek çarşı pazarda olan yoksullar içindir. Her iki yoldan giderek oradaki fakirlere tasadduk etmiş olur. Ancak bu görüşler arasından en doğrusu -en doğrusunu Allah bilir- bu ibadetin izhar edilip, bayram namazı için çıkarak şehrin bütün sokaklarının dolmasıdır. Şerhini yaptığımız bu hadiste geçtiği üzere Hac esnasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Meke'ye yukarıdan girip, aşağısından çıkarak farklı yollardan gidip gelmiştir. Aynı şekilde Arafat'a gidişi de böyledir. Bir yoldan gidip başka bir yoldan dönmüştür. Alimler Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in bunu ibadet amaçlı mı yoksa giriş çıkışın daha kolay olması için mi yaptığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Çünkü Mekke'ye yukarıdan girmek ve aşağıdan çıkmak daha kolaydı. Bazı alimler ilk görüşü; Mekke'ye yukarısından girip aşağısından çıkmanın sünnet olduğu görüşü tercih etmişlerdir. Arafata da bir yoldan gelip diğer başka bir yoldan dönmenin sünnet olduğu görüşündedirler. Bazı alimlerde bunun yolun kolaylığından dolayı olduğu görüşündedirler. Yukardan ya da aşağıdan olması fark etmez önemli olan, kolay olanın seçilmesi gerekir. demişlerdir. Her halukarda Hacı ve umreciye Mekke'ye yukarıdan girip, aşağıdan çıkması kolay ise bu güzel olandır. Eğer bu ibadetse bunu idrak etmiş olur. Eğer ibadet değilse de bunun ona bir zararı yoktur. Eğer bunu yapmak onun için kolay olmayacaksa günümüzde olduğu gibi bunu yapmak için kendisini zorlamasına gerek yoktur. Yollar bir kanaldan yönlendirilmektedir. Kişinin yöneticiye muhalefet etmesi mümkün değildir. Allah'a hamd olsun bu hususta genişlik vardır.
42 Kur'ân'da Mut’a ayeti –yani temettu haccının caizliği- hakkında ayet nazil oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize onu yapmamızı emretti. Sonra da, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat edinceye kadar mut'atu'l-hac ayetini nesh eden (hükmünü kaldıran) bir ayet inmediği gibi, onu yasaklayan bir ayet de inmedi."
عن عمران بن حصين رضي الله عنهما قال: «أُنْزِلَت آيَةُ المُتْعَةِ في كتاب اللَّه تعالى ، فَفَعَلْنَاهَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ، وَلَم يَنْزِلْ قُرْآنٌ يُحَرِّمُهَا، وَلَم يَنْهَ عَنهَا حَتَّى مات، قال رجل بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ»، قال البخاري: «يقال إنه عمر». وفي رواية: « نَزَلَت آيَةُ المُتْعَةِ -يَعْنِي مُتْعَةَ الحَجِّ- وَأَمَرَنا بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ، ثُمَّ لَم تَنْزِل آيَةٌ تَنْسَخُ آيَةَ مُتْعَةِ الْحَجِّ، وَلَمْ يَنْهَ عَنْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى مَاتَ». ولهما بمعناه.
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: Kur'ân'da Mut'a ayeti (temettu haccının câizliği) nazil oldu ve bizler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte temettu haccı yaptık. Artık, Rasûlullah vefat edinceye kadar Kur'an bunu haram kılmadı ve bunu yasaklayan bir ayet de inmedi. "Bir adam da kendi görüşü ile dilediği şeyi söyledi." Buharî şöyle demiştir: “Bunu söyleyen Ömer’dir. Başka bir rivayet şöyledir: Kur'ân'da Mut’a ayeti –yani temettu haccının caizliği- hakkında ayet nazil oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize onu yapmamızı emretti. Sonra da, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat edinceye kadar mut'atu'l-hac ayetini nesh eden (hükmünü kaldıran) bir ayet inmediği gibi, onu yasaklayan bir ayet de inmedi." Her ikisi de (Buharî ve Müslim) aynı manaya gelen hadisi zikretmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhuma- temettu haccını zikretmiştir. Dedi ki: Şüphesiz ki temettu haccı Allah'ın kitabı ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti ile meşru kılınmıştır. Kitab'a gelince; (Hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser.) Sünnete gelince; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiilî ve bunu ikrar edip onaylaması bunun delilidir. Temettu haccını haram kılan ayet inmemiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de yasaklamamıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat etmişti, fakat temettu haccının hükmü baki kalmış bundan sonra da hükmü kalkmamıştır. Bir adam nasıl olur da temettu haccını yasaklar. Bu söz ile Ömer -radıyallahu anh-'ın kendi ictihadı ile bütün yıl boyunca Allah'ın evini ziyeret edenlerin çoğalması için hac aylarında temettu haccını yasaklamasına işaret ediyor. Çünkü hac yapanlar umreyi hac ile beraber yaparlarsa, hac mevsimi dışında tekrar ihrama girmezler. Ömer -radıyallahu anh-'ın yasaklaması haram kılmak yahut da kitap ve sünnet ile ameli terk etmek için değildir. Ancak o geçici bir süre ve umumi bir maslahat olması için bunu yasaklamıştır.
43 İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ya- temettu haccından sordum; bana temettu haccı yapmamı emretti. O'na, hacda kesilen kurbandan sordum. "Bu hususta deve, sığır, davar veya kana (kurbana) ortak olmak imkanları var (bunların hepsi meşrudur)" dedi. Ebu Cemre der ki: "Bazı insanlar temettu haccını hoş görmezlerdi."
عن أبي جَمرة -نصر بن عمران الضُّبَعي- قال: «سألت ابن عباس عن المُتْعَةِ؟ فأمرني بها، وسألته عن الهَدْيِ؟ فقال: فيه جَزُورُ، أو بقرةٌ، أو شَاةٌ، أو شِرْكٌ في دم، قال: وكان ناس كرهوها، فنمت، فرأيت في المنام: كأن إنسانا ينادي: حَجٌّ مَبْرُورٌ، ومُتْعَةٌ مُتَقَبَّلَةٌ. فأتيت ابن عباس فحدثته، فقال: الله أكبر! سُنَّةُ أبي القاسم صلى الله عليه وسلم ».
Ebu Cemre -Nasr b. İmrân Ed-Dubaî- anlatiyor: "İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ya temettu haccından sordum; bana temettu haccı yapmamı emretti. O'na, hacda kesilen kurbandan sordum. "Bu hususta deve, sığır, davar veya kana (kurbana) ortak olmak imkanları var (bunların hepsi meşrudur) dedi." Ebu Cemre der ki: "Bazı insanlar temettu haccını hoş görmezlerdi." Sonra uyudum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip): "Makbul umre, mebrur hac!" diye müjdeledi. Hemen İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ya gelip haber verdim. Bana: "Allahu Ekber! Ebu'l-Kâsım -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Cemre İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ya temettu haccından sordu. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- ona bu haccı yapmasını emretti. Sonra Ebu Cemre, ona, hedy kurbanı ile birlikte ayette geçen Allah Teâlâ'nın şu sözünü sordu: "Her kim hacca kadar umre ile yararlanmak isterse kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir." Ona ayette geçenin deve olduğunu ve onun en faziletli kurban olduğunu sonra inek, koyun ya da ortaklaşa kesilen bir devenin yedide biri yahut da bir ineğin yedide biri olduğunu haber verdi. Hedy ve kurban bayramı, kurbanı kesmek için ortak olacakların sayısı en fazla yediye ulaşır. Sanki bir kişi Ebu Hamza'nın temettu haccına itiraz etmişti. Rüyasında bir sesin kendisine ''Makbul umre, mebrur hac!'' şeklinde seslendiğini duydu. Bu güzel rüyayı müjdelemek için İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ya geldi. Salih rüya peygamberliğin bölümlerinden bir parça olduğu için, İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bu rüya ile sevindi. Allah Teâlâ'nın onu doğruya ulaştırdığını müjdeledi ve şöyle dedi: "Allahu Ekber! Bu, Ebu'l-Kâsım -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti.''
44 "Kendisi için avlanılmayan ve avlanılmasına yardım etmeyen ihramlı kimsenin o av hayvanın etinden yemesi..."
عن أبي قَتَادَةَ الأنصاري رضي الله عنه «أن رسول الله صلى الله عليه وسلم خرج حاجًّا، فخرجوا معه، فصرف طائفة منهم -فيهم أبو قَتَادَةَ- وقال: خذوا ساحِل البحر حتى نَلْتَقِيَ. فأخذوا ساحل البحر، فلما انصرفوا أحرموا كلهم، إلا أبا قَتَادَةَ فلم يُحرم، فبينما هم يسيرون إذ رأوا حُمُرَ وَحْشٍ، فحمل أبو قَتَادَةَ على الْحُمُرِ، فَعَقَرَ منْها أَتَانَاً، فنزلنا فأكلنا من لحمها، ثم قلنا: أنأكل لحم صيد، ونحن محرمون؟ فحملنا ما بقي من لحمها فأدركنا رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فسألناه عن ذلك؟ فقال: منكم أحد أمره أن يحمل عليها، أو أشار إليها؟ قالوا: لا، قال: فكلوا ما بقي من لحمها»، وفي رواية: «قال: هل معكم منه شيء؟ فقلت: نعم، فناولته الْعَضُدَ ، فأكل منها».
Ebu Katade -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rasulullah -sallallahu aleyhi ve selem- hac görevini yapmak için (Medine’den yola) çıktı. Onunla beraber sahabeler de yola çıktılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- içlerinde Ebu Katade’nin de bulunduğu sahabelerden bir grubu gönderdi ve: «Sizler sahil yolunu tutunuz, nihayetinde buluşuruz!» buyurdu. Onlar deniz sahili yolunu tuttular. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den ayrıldıktan sonra Ebu Katade hariç hepsi ihrama girdiler, yalnız o ihrama girmedi. Onlar giderken bir ara yaban eşeği sürüsü gördüler. Ebu Katade yaban eşeklerinin üzerine hücum etti ve onlardan bir dişi eşek vurdu. Onların hepsi binitlerinden indiler ve onun etinden yediler. Birbirlerine: "Bizler ihramlı olduğumuz halde av eti yiyebilir miyiz?" dediler. Yaban eşeğinin etinden arta kalanı yanlarımızda taşıdık. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiğimiz vakit bunun hükmünü ona sorduk? «Sizden hiç kimse Ebu Katade’ye o yaban eşeğine hücum etmesini emir yahut işaret etti mi?» buyurdu. Sahabeler: Hayır! dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O halde bu av etinden artanı yiyiniz!» buyurdu.” Başka bir rivayette: «Ondan bir şey kaldı mı?» dedi. Ben: Evet dedim. Bunun üzerine O'na, budu uzatıp verdim ve O, ondan yedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve selem- Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yılda umre yapmak için yola çıktı. Medine'deki mikat bölgesine ulaşmadan önce Zulhuleyfe'ye yakın bir yerde düşmanın sahil yolundan gelip onu ele geçirmek istediği haberi ulaşınca, Ebû Katade'nin de aralarında bulunduğu sahabelere sahil yolunu tutup düşmanın önünü kesmelerini emretti. Sahabeler de o yolu tuttular. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'le buluşmak için anlaştıkları yere gitmek için yola çıktıklarında Ebû Katade hariç hepsi ihrama girdiler, yalnız o ihrama girmedi. Yolculukları esnasında yaban eşeği sürüsü gördüler. Ebu Katade -radıyallahu anh- ihramda olmadığı için sürüyü görmesini içlerinden temenni ettiler. sürüyü gördüğünde yaban eşeklerinin üzerine hücum etti ve onlardan bir dişi eşek vurdu. Onların hepsi onun etinden yediler. Sonra ihramlı oldukları için o yabani eşekten yemelerinin caiz olup olmadığı hususunda şüpheye düştüler. Yaban eşeğinin etinden arta kalanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelene kadar yanlarında taşıdılar. Bunun hükmünü sorduklarında; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Sizden biriniz yaban eşeğine hücum etmesinde ya da bulmasında ona yardımcı olup işaret etti mi?» diye onlara sordu. Onlar; bu dediklerinden hiç biri olmadı dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun helal olduğu konusunda onların kalplerini mutmain kıldı. Onlara, etin geri kalan kısmını da yemelerini emretti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisi de onların kalplerinin rahat etmesi için o etten yedi.
45 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye gelip -ilk tavafa başlarken- Hacer-i Esved'i istilam ederken gördüm. İlk üç şavtı koşar gibi yaptı."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: « تَمَتَّعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الوَدَاع بالعُمرَة إلى الحج وأهدَى، فَسَاقَ مَعَهُ الهَدْيَ مِن ذِي الحُلَيفَة، وَبَدَأَ رَسول اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهَلَّ بالعمرة، ثُمَّ أَهَلَّ بالحج، فَتَمَتَّعَ النَّاس مع رسول اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَهَلَّ بالعمرة إلَى الحج، فَكَان مِن النَّاس مَنْ أَهْدَى، فَسَاقَ الهَدْيَ مِن ذي الحُلَيفَة، وَمِنهُم مَنْ لَمْ يُهْدِ، فَلَمَّا قَدِمَ رسول اللَّه صلى الله عليه وسلم قَالَ للنَّاس: مَنْ كَانَ مِنكُم أَهْدَى، فَإِنَّهُ لا يَحِلُّ مِن شَيء حَرُمَ مِنْهُ حَتَّى يَقْضِيَ حَجَّهُ، وَمَن لَم يَكُن أَهْدَى فَلْيَطُفْ بالبَيت وَبالصَّفَا وَالمَروَة، وَلْيُقَصِّر وَلْيَحْلِل، ثُمَّ لِيُهِلَّ بالحج وليُهدِ، فَمَن لم يجد هَدْياً فَلْيَصُم ثَلاثَةَ أَيَّام فِي الحج وَسَبعة إذَا رَجَعَ إلى أَهلِهِ فَطَافَ رسول اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَدِمَ مَكَّةَ، وَاستَلَمَ الرُّكْنَ أَوَّلَ شَيْءٍ، ثُمَّ خَبَّ ثَلاثَةَ أَطْوَافٍ مِنْ السَّبْعِ، وَمَشَى أَربَعَة، وَرَكَعَ حِينَ قَضَى طَوَافَهُ بالبيت عِند المَقَام رَكعَتَين، ثُمَّ انصَرَفَ فَأَتَى الصَّفَا، وطاف بِالصَّفَا وَالمَروَة سَبعَةَ أَطوَاف، ثُمَّ لَم يَحلِل مِنْ شَيْءٍ حَرُمَ منه حَتَّى قَضَى حَجَّهُ، وَنَحَرَ هَدْيَهُ يوم النَّحرِ، وَأَفَاضَ فَطَافَ بالبيت، ثُمَّ حَلَّ مِن كُلِّ شَيء حَرُمَ مِنهُ، وَفَعَلَ مِثل مَا فَعَلَ رَسول اللَّه صلى الله عليه وسلم : مَن أَهدَى وَسَاقَ الهَديَ مِن النَّاسِ». «رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ يَقْدَمُ مكَّة إذا اسْتَلَمَ الرُّكْنَ الأَسْوَدَ -أَول ما يَطُوفُ- يَخُبُّ ثَلاثَةَ أَشْوَاطٍ».
Abdullah ibn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda umreyi hacca eklemek suretiyle temettü etti ve Zulhuleyfe mevkiinden beraberinde kurbanlık götürüp, bunları Kabe'ye hediye eyledi. Şöyle ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ihrama girerken umre ile telbiyeye başladı. Sonra hac (niyeti) ile telbiye etti. İnsanlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte nihayet hacca kadar umre ile temettü haccına niyet ettiler. İnsanlardan, Zulhuleyfe'den kurbanlık götürüp de hediye edenler de oldu, kurbanlık hediye etmeyenler de oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye gelince insanlara şöyle buyurdu: «Sizlerden kurbanlık hediye edenler (ihramlarını muhafaza etsinler). Öyle kimseye haccı edâ edinceye kadar ihrâmlıya işlemesi haram olan şeylerden hiçbir şey işlemesi helal olmaz. Kurbanlık hediye etmeyenler ise Beyt'i tavaf etsin ve Safâ ile Merve arasında sa'y etsin, saçından biraz kısaltıp ihramından çıksın. Daha sonra hac için ihrama girip telbiye etsin ve hac kurbanı kessin. Kim de kesecek kurban bulamaz ise (hac niyetiyle ihrâmlandıktan sonra), hac sırasında üç gün oruç tutsun. Yedi gün de ehline (memleketine) döndüğü zaman oruç tutsun (on günü doldursun).» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye geldiği zaman ilk iş olarak Hacer-i Esved rüknünü isti'lâm edip tavafa koyuldu. Bu başlamanın ardından ilk üç şavtı koşar gibi yaptı, dört şavtı da yürüdü. Beyt etrafında yedi kez döndükten sonra Makam-ı İbrahim'in yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra bunun ardından Safâ'ya geldi. Safâ ile Merve arasında yedi şavt yaptı. Sonra haccını bitirene kadar ihramdan dolayı haram olan şeylerden hiçbiri kendisine halâl olmadı. Kurbanını Yevmu'n-Nahr (Kurban Bayramının ilk günü) kesti. Nihayet Arafat'tan dönüp Beyt'i tavaf ettikten sonra, ihram sebebiyle kendisine haram olan herşey helâl oldu. İnsanlardan kurbanlık hayvan hediye edip getiren kimseler de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi yaptılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye gelip -ilk tavafa başlarken- Hacer-i Esved'i istilam ederken gördüm. İlk üç şavtı koşar gibi yaptı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kabe'ye, hac ibadetlerine ve insanlara veda ettiği, insanlara risaletini ulaştırdığı ve insanları risaleti ulaştırdığına şahit tuttuğu haccını yapmak için Medine ehlinin mikât yeri olan Zulhuleyfe'ye vardığında hacca ve umreye niyet ederek kıran haccı yaptı. Kıran faydalanmaktır. İnsanlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte faydalandılar. Bazısı hac ve umreye aynı anda niyet ederken, bazısı da umreyi bitirdikten sonra hacca niyet etmek kasdıyla umreye niyet etti. Bazısı da sadece hacca niyet etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu üç hac çeşidinde (Temettü, Kıran , İfrad) muhayyer kıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve bazı ashabı Zulhuleyfe'den hac kurbanını yanında götürdü. Bazıları ise götürmedi. Mekke'ye yaklaştıklarında yanlarında kurban getirmeyen ve ifrat ve kıran haccı yapacak olanları, haclarını iptal edip umreye çevirmelerine teşvik etti. Tavaf ve sa'yı bitirdikten sonra saçlarından kısaltmalarına vurgu yaptı. Sonra umrelerini bitirip ihramdan çıktıktan sonra zamanı gelince hacca niyet edip bir yolculukta hac ve umre yaptıkları için kurban kestiler. Kesecek kurban bulamayanların üzerine on gün oruç tutmaları gerekli oldu. Böyle bir kimse üç gün hacda yedi günde ailesine döndüğünde tutar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye ulaşıp Kabe'nin yanına geldiğinde Hacer-i Esved'i isti'lam edip yedi şavt yaparak tavafını tamamladı. Kudûm tavafı olduğu için ilk üç şavtında koşar gibi hızlıca yürüdü. Dört şavtında normal yürüdü. Makam-ı İbrahim'in yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra Safâ Tepesi'ne geldi ve Safâ ile Merve arasında yedi şavt gidip geldi. İki (yeşil) işaret arasında koştu ve geri kalan kısımlarda yürüdü. Haccını bitirene kadar ihramdan çıkmadı. Yevmu'n-Nahr (Kurban bayramının ilk günü) hedy (hac) kurbanını kesti. Akabe Cemresi'ni taşlayıp kurbanını kesip saçlarını kısalttıktan sonra ihramdan çıkmış oldu. Buna birinci tehallul (helallik)denir. Kuşluk vakti Beytullah'a gidip tavaf yaptı ve artık ihramdan dolayı yasak olan kadınlar dahil bütün yasaklar ortadan kalktı. Yanında kurban getiren ashabı da onun gibi yaptı.
46 Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlara ne oluyor ki umre ile ihramdan çıktılar; hâlbuki sen umrenden çıkmadın? Nebi -aleyhisselam- buyurdu ki: «Ben saçlarımı zamkla yapıştırıp taradım ve hedy kurbanlarıma gerdanlık koydum. Bu sebeple kurbanlıklarımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam.»
عن حَفْصَة زَوْج النَّبِي رضي الله عنها قالت: «يَا رَسُولَ اللَّه، مَا شَأن النَّاس حَلُّوا مِنَ العُمرَة، وَلَم تَحِلَّ أنت مِنْ عُمْرَتِكَ؟ فَقَال: إنِّي لَبَّدْتُ رَأْسِي، وَقَلَّدتُ هَدْيِي، فَلا أَحِلُّ حَتَّى أَنْحَرَ».
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi olan Hafsa -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlara ne oluyor ki umre ile ihramdan çıktılar; hâlbuki sen umrenden çıkmadın?" Nebi -aleyhisselam- buyurdu ki: «Ben saçlarımı zamkla yapıştırıp taradım ve hedy kurbanlarıma gerdanlık koydum.Bu sebeple kurbanlıklarımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- veda haccında hem umre hem de hacca niyet ederek ihrama girdi. Hedy kurbanlarını getirdi ve saçlarının dağılmasını engellemesi için saçlarını zamkla yapıştırdı. Çünkü ihram süresi uzayacaktı. Bazı sahabeleri de onun gibi (yani hem umre hem de hacca niyet ederek) ihrama girdiler. Bazıları da temettu haccı yapacakları şekilde umreye niyet ettiler. Çoğunluğu beraberinde hedy kurbanı getirmemişti. Bazıları ise getirmişti. Mekke'ye vardıkları zaman tavaf ve sa'y yaptılar. Nebi -aleyhisselam- beraberinde hedy kurbanı getirmeyip de ifrad ve kıran haccı yapacaklara hac niyetlerini fesh edip ihramdan çıkmalarını ve bunu umreye çevirmelerini emretti. Ancak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve onlardan hedy kurbanlarını beraberinde getirenler ihramlı kaldılar, ihramdan çıkmadıllar. Nebi -sallallahu aleyhive sellem-'in hanımı Hafsa -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhive sellem-'e; "İnsanlar ihramdan çıktılar, sen neden çıkmadın ey Allah'ın Rasûlu? diye sordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Çünkü ben, saçımı zamklayarak taradım ve hedy kurbanıma gerdan taktım ve beraberimde getirdim» dedi. Bu da hedy yerine ulaşana kadar benim ihramdan çıkmama engeldir. O günde haccın tamamlandığı/bittiği kurban bayramı günüdür.
47 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ihramlı iken başını nasıl yıkardı? Ebu Eyyûb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koydu ve bezi indirdi. Başı bana iyice gözüktü. Sonra kendisine su döken kişiye su dök dedi. O kimse de başına su döktü. Ebu Eyyûb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i işte böyle yaparken gördüm dedi.
عن عبد الله بن حنين أن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما ، وَالْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ رضي الله عنهما اختلفا بِالْأَبْوَاءِ: فقال ابن عباس: يغسل الْمُحْرِمُ رأسه. وقال الْمِسْوَر: لا يغسل رأسه. قال: فأرسلني ابن عباس إلى أبي أيوب الأنصاري رضي الله عنه فوَجَدْتُهُ يغتسل بين الْقَرْنَيْنِ، وهو يستر بثوب، فَسَلَّمْتُ عليه، فقال: من هذا؟ فقلت: أنا عبد الله بن حُنَيْنٍ، أرسلني إليك ابن عباس، يسألك: كيف كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يغسل رأسه وهو مُحرِمٌ؟ فوضع أبو أيوب يده على الثوب، فَطَأْطَأَهُ، حتى بَدَا لي رأسه، ثم قال لإنسان يَصُبُّ عليه الماء: اصْبُبْ، فَصَبَّ على رأسه، ثم حَرَّكَ رأسه بيديه، فأقبل بهما وَأَدْبَرَ. ثم قال: هكذا رأيته صلى الله عليه وسلم يغتسل». وفي رواية: «فقال المسور لابن عباس: لَا أُمَارِيكَ أبدًا».
Abdullah b. Abbas ve Misver b. Mahreme (Mekke’ye yakın) Ebvâ mevkiinde ihramlının başını yıkama hususunda ihtilaf ettiler. İbn Abbas: İhramlı kimse başını yıkayabilir, dedi. Misver ise: Yıkayamaz dedi. Ravi Abdullah b. Huneyn dedi ki: Bu ihtilaf üzerine Abdullah b. Abbas beni, Ebu Eyyûb el-Ensari -radıyallahu anh-'a gönderdi. Ben Ebu Eyyûb’u bir kuyunun iki direği arasında bir bezle kendini perdelemiş olarak yıkanırken buldum. Kendisine selam verdim. Bu kimdir dedi. Ben: Abdullah b. Huneyn’im. Beni Abdullah b. Abbas sana gönderdi, senden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ihramlı iken başını nasıl yıkadığını sormamı istedi dedim. Ebu Eyyûb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koydu ve bezi indirdi. Başı bana iyice gözüktü. Sonra kendisine su döken kişiye su dök dedi. O kimse de başına su döktü. Ebu Eyyûb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i işte böyle yaparken gördüm dedi. Başka bir rivayette "Misver b. Abbâs'a: Bundan sonra kesinlikle sana karşı çıkmayacağım." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Abbâs ile Misver b. Mahreme -radıyallahu anhuma- ihramlı olan kimsenin yıkandığında başını yıkamalı mı yoksa başını ovarken bazı saçların düşme ihtimaline sebebiyet verebileceğinden dolayı yıkamaması mı gerekir diye karşılıklı konuşuyorlardı. Abdullah b. Huneyn, Ebû Eyyûb yanına geldi ve onu yıkanırken buldu. Beni Abdullah b. Abbas sana gönderdi, senden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in (ihramlı iken) başını nasıl yıkadığını sormamı istedi, dedi. Ebu Eyyûb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koyup başı bana iyice gözüktükten sonra kendisine su döken kişiye su dök dedi. O kimse de başına su döktü. Ebu Eyyûb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i işte böyle yaparken gördüm, dedi. Bu elçi Abdullah b. Abbâs'ın görüşünü destekleyen şeyi o ikisine gelip haber verdiğinde - Hepsi hakkı arayan kimselerdi - Misver -radıyalahu anh- görüşünden döndü. Arkadaşının faziletini itiraf edip, "Bundan sonra sana kesinlikle karşı çıkmayacağım" dedi.
48 Biz, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte "Lebbeyke bi'l-hac", hac niyetiyle geldik emrine uyduk diyerek gelmiştik. Fakat Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bize emretti ve biz onu umreye çevirdik.
عن جابرٍ رضي الله عنه قال: قدِمنا مع رسولِ الله صلى الله عليه وسلم ، ونحنُ نقولُ: لبيك بالحجِّ، فأمرَنا رسولُ الله صلى الله عليه وسلم فجعلناها عُمرةً.
Câbir İbn Abdullah –radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte "Lebbeyke bi'l-hac", hac niyetiyle geldik emrine uyduk diyerek gelmiştik. Fakat Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bize emretti de biz onu umreye çevirdik.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir –radıyallahu anh- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Veda Haccı’na geldiklerini ve onlardan birçoğunun "Lebbeyke haccen" dediklerini yani ifrad haccına –umresiz bir şekilde sadece hacca- niyet ettiklerini haber veriyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan beraberinde kurban getirmeyenlere haclarını umreye çevirerek bu umre ile temettu haccına geçmelerini emretti. Onlar da hemen bu emri yerine getirip –radıyallahu anhum- öyle yaptılar.
49 (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, asıl manası kastedilmeden dille söylenen o meşhur sözü söyledi) Allah onu yaralasın, boğazında acı hissetsin. Bayramın ilk günü tavaf yaptı mı? dediğinde evet denildi. O halde hareket et (Safiyye).dedi.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «حَجَجْنَا مع النبي صلى الله عليه وسلم فَأَفَضْنَا يوم النَّحْرِ، فحاضت صَفِيَّةُ، فأراد النبي صلى الله عليه وسلم منها ما يريد الرجل من أهله، فقلت: يا رسول الله، إنها حائض، قال: أَحَابِسَتُنَا هي؟ قالوا: يا رسول الله، إنها قد أفاضت يوم النَّحْرِ، قال: اخْرُجُوا». وفي لفظ: قال النبي صلى الله عليه وسلم : «عَقْرَى، حَلْقَى، أطافت يوم النَّحْرِ؟ قيل: نعم، قال: فَانْفِرِي».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte hac yaptık. Bayramın birinci günü ifada tavafını yaptıktan sonra Safiyye -radıyallahu anha- hayız oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kocanın, karısından istediği şeyi yapmayı istiyordu. Ben "Ya Rasûlallah, o hayızdır, dedim." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O bizi yolumuzdan alıkoydu mu?» dedi. Onun yanındakiler: Ya Rasûlallah! Safiyye bayramın ilk günü ifâda tavafını yapmıştır, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O zaman yola koyulun.» dedi. Başka bir lafızda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: (Asıl manası kastedilmeden dille söylenen o meşhur sözü söyledi.) «Allah onu yaralasın, boğazında acı hissetsin. Bayramın ilk günü tavaf yaptı mı?» dediğinde evet denildi. «O halde hareket et.» (Safiyye) dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha- veda haccında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte hac yaptıklarını zikretmiştir. Hac ibadetlerini bitirdiklerinde Kâbe'ye gelip ifâda (hac) tavafını yaptılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zevcesi Safiyye -radıyallahu anha- da onlarla birlikteydi. İnsanların Mina'dan ayrılacakları gün geldiğinde Safiyye -radıyallahu anha- hayız oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- erkeğin hanımından istediği şeyi yapmak için geldi. Âişe -radıyallahu anha- Safiyye -radıyallahu anha-'nın hayız olduğunu haber verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun, ifâda tavafını yapmadan önce hayız olduğunu zannetti. Çünkü ifâda tavası haccın olmazsa olmaz rukünlerindendir. Temizlenip tavaf yapana kadar onların Mekke'den çıkmalarına mani olacaktı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- asıl manası kastedilmeden dille söylenen o meşhur sözü söyledi. (Allah onu yaralasın, boğazında acı hissetsin). Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O, hayızından temizlenip haccın tavafını yapana kadar bizim buradan gitmemizi engelledi mi?» Oradakier, onun hayız olmadan önce ifâda tavafını yaptığını haber verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Safiyye -radıyallahu anha-'ya; «O halde hareket et!» dedi. Safiyye -radıyallahu anha-'nın üzerine yapması gereken sadece veda tavafı kalmıştı. Ancak veda tavafını terketmek hususunda mazereti vardı.
50 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur kurban bayramı günü namazdan sonra, bize bir hutbe irad ederek şöyle buyurmuştur: Kurban bayramı günü namazdan sonra, bize bir hutbe irad ederek:"Kim bizim namazımızı kılar ve kurbanımızı keserse (bizim sünnetimize uygun olan bir) amel işlemiş olur. Kim de kurbanı namazdan önce keserse (kesilen) bu (kurbanlık alisine ziyafet için kesilmiş bir) et koyunu olur."
عن البَرَاء بن عَازب رضي الله عنهما قال: «خطبنا النبي صلى الله عليه وسلم يوم الأضحى بعد الصلاة، فقال: من صلى صلاتنا وَنَسَكَ نُسُكَنَا فقد أصاب النُّسُكَ، ومن نسك قبل الصلاة فلا نُسُك له. فقال أبو بُرْدَةَ بن نِيَار -خال البَرَاء بن عَازبٍ-: يا رسول الله، إني نسكت شاتي قبل الصلاة، وعرفت أن اليوم يوم أكل وشرب، وأحببت أن تكون شاتي أول ما يذبح في بيتي، فذبحت شاتي، وتغديت قبل أن آتي الصلاة. فقال: شاتك شاة لحم. قال: يا رسول الله، فإن عندنا عَنَاقًا لنا هي أحب إلي من شاتين؛ أَفَتَجْزِي عني؟ قال: نعم، ولن تَجْزِيَ عن أحد بعدك».
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur kurban bayramı günü namazdan sonra, bize bir hutbe irad ederek:"Kim bizim namazımızı kılar ve kurbanımızı keserse (bizim sünnetimize uygun olan bir) amel işlemiş olur. Kim de kurbanı namazdan önce keserse (kesilen) bu (kurbanlık alisine ziyafet için kesilmiş bir) et koyunu olur" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bürde b. Niyâr kalktı ve:"Ey Allah'ın Rasûlü vallahi ben bu günün yeme, içme günü olduğunu düşünerek Kurbanımı namaza çıkmadan önce kestim ve (yine bu düşünceyle) acele edip (kurbanın etinden) yedim, aileme ve komşularıma da yedirdim" dedi.Rasûlullah (s.a) de:"Bu et koyunudur" buyurdu. Bunun üzerine (Ebû Bürde tekrar kalktı ve):Ben de bir yaşını doldurmamış (fakat semiz olması ve etinin lezizliği bakımından iki et koyunundan) daha hayırlı bir oğlak var (kurban edebilmem için bu oğlak) bana yeter mi? diye sordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'de şöyle buyurmuştur :Evet senden başka bir kimse için (böyle bir oğlağı kurban etmek) asla yeterli olamaz" buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur kurban bayramı günü namazdan sonra,bir hutbe irad ederek onlara kurban kesme hükümlerini ve o gün kesim vaktini açıklamıştır.Ve onlara kim bu namaz gibi namaz kılarsa ve kurban kestiği gibi kurban keserse doğru olan ibadeti yapmıştır ki bu ikisi de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir.Lakin kim bayram namazından önce kesim vaktinden önce keserse kestiği hayvan et koyunu olup makbul ve emredilmiş olan ibadet kurbanı olmaz.Ebû Bürde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hutbesini işitince ey Allah'ın Rasûlü koyunumu bayram namazından önce kestim dedi.Bu günün yeme ve içme günü olduğunu bildim.Koyunumun evimde kesilen ilk şey olmasını istedim.Buna binaen koyunumu kestim.Bayram namazına gelmeden önce yedim.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Senin koyunun kurallara uygun kurban değildir.Ancak o et koyunudur.Ebû Bürde ey Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem - dedi:Ben de bir yaşını doldurmamış (fakat semiz olması ve etinin lezizliği bakımından iki et koyunundan) daha hayırlı bir oğlak var (kurban edebilmem için bu oğlak) bana yeter mi? diye sordu.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu:Evet,ancak senin için olup ümmetin geri kalan diğerleri için değil sadece sana özeldir.Bir yaşını doldurmayan Oğlak tan kurban olmaz.
51 «Şüphesiz Allah fili(n ordusunu) Mekke'ye girmekten engellemiştir ve (sonra da) Mekkeliler üzerine kendi Rasûlü ile mü'minleri saldırtmıştır. Haberiniz olsun! Mekke benden evvel hiçbir kimse için helâl olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimse için helâl olmayacaktır. Biliniz ki, o ancak bana da yalnız gündüzün bir saatinde helâl kılınmıştır. Bilmiş olunuz ki, işte bu saatimde Mekke benim için de haramdır.»
عن أبي هُريرة رضي الله عنه قال: «لَمَّا فَتَحَ الله -تَعَالَى- عَلَى رَسُولِهِ مَكَّةَ قَتَلَتْ خزاعةُ رَجُلاً مِنْ بَنِي لَيْثٍ بِقَتِيلٍ كَانَ لَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَقَامَ النبي صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: إنَّ الله عَزَّ وَجَلَّ قَدْ حَبَسَ عَنْ مَكَّةَ الْفِيلَ، وَسَلَّطَ عَلَيْهَا رَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، وَإِنَّهَا لَمْ تَحِلَّ لأَحَدٍ كَانَ قَبْلِي، وَلا تَحِلُّ لأَحَدٍ بَعْدِي، وَإِنَّمَا أُحِلَّتْ لِي سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، وَإِنَّهَا سَاعَتِي هَذِهِ: حَرَامٌ، لا يُعْضَدُ شَجَرُهَا، وَلا يُخْتَلَى خَلاهَا، وَلا يُعْضَدُ شَوْكُهَا، وَلا تُلْتَقَطُ سَاقِطَتُهَا إلاَّ لِمُنْشِدٍ، وَمَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ: فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ: إمَّا أَنْ يَقْتُلَ، وَإِمَّا أَنْ يُودِيَ، فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ- يُقَالُ لَهُ: أَبُو شَاهٍ فَقَالَ: يَا رَسُولَ الله، اُكْتُبُوا لِي فَقَالَ رَسُولُ الله: اُكْتُبُوا لأَبِي شَاهٍ، ثُمَّ قَامَ الْعَبَّاسُ فَقَالَ: يَا رَسُولَ الله، إلاَّ الإذْخِرَ، فَإِنَّا نَجْعَلُهُ فِي بُيُوتِنَا وَقُبُورِنَا، فَقَالَ رَسُولُ الله: إلاَّ الإِذْخِرَ».
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Teâlâ Mekke'nin fethini Rasûlü'ne nasip ettiği zaman Huzâalılar, Câhiliyet günlerinde öldürülmüş bir Huzâalı adama karşılık Leysoğulları'ndan bir kimseyi Mekke'nin fethi yılında öldürmüşlerdi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber verilince, hemen ayağa kalktı, yaptığı hutbesinde şunları söyledi: «Şüphesiz Allah fili(n ordusunu) Mekke'ye girmekten engellemiştir ve (sonra da) Mekkeliler üzerine kendi Rasûlü ile mü'minleri saldırtmıştır. Haberiniz olsun! Mekke benden evvel hiçbir kimse için helâl olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimse için helâl olmayacaktır. Biliniz ki, o ancak bana da yalnız gündüzün bir saatinde helâl kılınmıştır. Bilmiş olunuz ki, işte bu saatimde Mekke benim için de haramdır. Mekke'nin dikeni bile koparılmaz, ağacı kesilmez, yitiğini kimse elini uzatıp alamaz. Ancak sahibini aramak için arayıp ilan edici kimse alabilir. O halde her kimin bir kimsesi öldürülürse, iki şeyden hangisi kendisi hakkında hayırlı ise, onu isteyebilir (yani iki şey arasında muhayyerdir: Ya kendisine diyet verilir yahut maktulün ehli kısas ettirir) Bu hutbe üzerine Yemen ahalisinden olup Ebû Şâh denilen bir adam ayağa kalktı da: Yâ Rasûlallah! Şu söylediklerini benim için yaz! dedi. Rasûlullah da: «Bunları Ebû Şâh için yazın!» emrini verdi. Sonra Abbâs –radıyallahu anh- ayağa kalktı, o da: Yâ Rasûlallah! Izhır otu/Mekke ayrığı müstesna olsun! Çünkü biz onu, evlerimizde ve kabirlerimizde kullanıyoruz! dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Izhır müstesna olsun!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- Mekke fethedildiği zaman Huzâa kabilesinden bir adam Hüzeyl kabilesinden bir adamı cahiliye döneminde onlardan birini öldürmesine karşılık olarak öldürdü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ve hadiste zikredilenleri söyledi ve Mekke'nin kutsallığını beyan etti. Şüphesiz Allah, fil ordusunu Mekke'ye girmekten alıkoymuştur. Sadece peygamberi için sadece gündüzün bir saatinde helâl kılınmıştır. Saatten kasıt bildiğimiz saat değildir. Ancak murad edilen fetih günü gündüz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e o gün sabahtan ikindiye kadar helal kılınan bir vakittir. Peygamber -aleyhisselam- bu sözüyle haramlığının tekrar geri döndüğünü haber vermiştir. Mekke'nin dikeni ve bitkileri sökülüp koparılmaz, ağacı kesilmez. İzhır otu/Mekke ayrığı hariç, harem sınırları içinde biten yaş bitkiler kesilmez. Harem bölgesinin yitiğini kimse elini uzatıp alamaz. Ancak yitik malı, malın sahibini aramak için ilan edici kimse alabilir.
52 «Bu, Allah’ın Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Kâbe’yi tavaf hariç hacı kimsenin bütün yapması (gerekenleri) yerine getir.»
عن عائشة رضي الله عنها قالت: خرجنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم لا نَذْكُرُ إلا الحج، حتى جِئْنَا سَرِف فَطَمِثْتُ، فدخل عليَّ رسول الله صلى الله عليه وسلم وأنا أبْكِي، فقال: «ما يُبْكِيك؟» فقلت: والله، لوَدِدْتُ أنَّي لم أكُن خرجت العَام، قال: «ما لك؟ لَعَلَّكِ نَفِسْتِ؟» قلت: نعم، قال: «هذا شيء كَتَبه الله على بنات آدم، افعلي ما يفعل الحاج غير أن لا تَطُوفي بالبيت حتى تَطْهُري» قالت: فلمَّا قدمت مكة، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم لأصحابه «اجْعَلُوها عُمرة» فأحَلَّ الناس إلا من كان معه الهَدْي، قالت: فكان الهَدْي مع النبي صلى الله عليه وسلم وأبي بكر وعمر وذَوِي اليَسَارَة، ثم أهَلُّوا حين راحُوا، قالت: فلمَّا كان يوم النَّحر طَهَرْت، فأمَرَني رسول الله صلى الله عليه وسلم فَأَفَضْتُ، قالت: فَأُتِيَنَا بِلَحم بَقَر، فقلت: ما هذا؟ فقالوا: أَهْدَى رسول الله -صلى الله عليه وسلم- عن نِسَائه البقر، فلمَّا كانت ليلة الحَصْبَةِ، قلت: يا رسول الله، يرجع الناس بحجة وعُمرة وأرجع بِحَجَّة؟ قالت: فأمر عبد الرحمن بن أبي بكر، فَأَرْدَفَنِي على جَمَلِه، قالت: فإني لأذْكُر، وأنا جَارية حَدِيثَةُ السِّن، أَنْعَسُ فيُصِيب وجْهِي مُؤْخِرَة الرَّحْل، حتى جِئْنَا إلى التَّنْعِيم، فَأَهْلَلْتُ منها بِعُمْرة؛ جزاء بِعُمْرَة الناس التي اعْتَمَرُوا.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle haber vermiştir: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Hac maksadıyla yola çıktık. Serif denilen yere geldiğimizde ben aybaşı oldum ve ağlıyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana! Aybaşı mı oldun?» buyurdu. Ben de: “Evet!” diye cevap verdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu, Allah’ın Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Kâbe’yi tavaf hariç hacı kimsenin bütün yapması (gerekenleri) yerine getir. Yanında hedy kurbanı olanların dışında dileyen haccını umreye çevirsin.» dedi. Hedy kurbanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer ve maddi durumu iyi olanların yanında vardı. Mina'ya gittikleri zaman niyet ettiler. Bathâ gecesi olunca temizlendim ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana ifâda/ziyaret tavafını yapmamı emretti. Bize inek eti verdiler. Bu ne dedim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımları adına inek kesti dediler. Ya Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem- arkadaşlarım hac ve umreyle dönüyor, bense yalnız bir hacla dönüyorum (ne dersin?) dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- emretmesi üzerine (kardeşim) Abdurrahman b. Ebî Bekr, beni devesinin arkasına bindirdi bu şekilde Ten'im'e gittik. Ben küçük yaşta bir kızdım,uykum geliyordu devenin sağrısı yüzüme çarpıyordu. Orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha-'nın rivayet ettiği bu hadisin manası, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selâm- ile birlikte hac maksadıyla yola çıktık. "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Medine'den öğle namazını dört rekat kıldıktan sonra çıktı. Bu gün, Zilkade ayının bitimine beş gece kalmış olan cumartesi gününe denk gelmişti. Sonra zülhuleyfeye doğru gitti ve orada ikindi namazını iki rekat olarak kıldı. ''Hac maksadıyla''; başka bir rivayette: ''Sadece hac yapmak istiyorduk'' Ancak Âişe -radıyallahu anha-'dan sahih olarak rivayet edilen başka bir hadiste: ''Kimimiz umre için kimimiz de hac için telbiye getiriyordu. Ben ise umre için telbiye getirenlerdendim.'' Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha-'nın ''Hac maksadıyla'' sözü ve ''Sadece hac yapmak'' sözü aşağıda gelen durumlardan biri olmadan gerçekleşemez. Birinci Durum: Asıl olması itibariyle farz olan hac ibadetini bildirmek istiyor. Yoksa, niyet ettikleri hac ibadetinin çeşidini değil. İkinci durum: Bu sözü ile Medine'den çıkışlarından ve mikat yerine ulaşmadan ve ihrama girmeden önceki durumdan haber vermek istiyor. Üçüncü Durum: Bununla kendisini kast etmeyerek diğer sahabelerin durumundan bahsediyor. ''Serif'e geldik.'' Bunun ile 'Serif denilen bir yere ulaştıklarını söylüyor. Orası Mekke'ye yakın bir yerdir. ''Hayız oldum ve bundan dolayı ağlıyordum." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana! Aybaşı mı oldun?» diye buyurdu. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: "Allah'a yemin olsun ki bu yıl (hac için) çıkmamayı istedim." dedi ve başına gelen şey vuku bulunca ağladı. Bu yıl onlarla hac yapmamayı temenni etti. Çünkü hayız olunca hac ibadetlerini yapamayacağını zannetti. Bu şekilde de bu hayrı kaçırmış olacaktı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sana ne oldu! Hayız mı oldun?» dedi. Ben: ''Evet!" dedim. Bunun üzerine O -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu,Allah’ın Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Sadece sana özel bir şey değil ve senin elinde de değildir ağlamana gerek yoktur. Kâbe’yi tavaf hariç hacı kmsenin yapması (gerekenleri) yerine getir.» Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hayızın hac ibadetlerine devam etmeye engel olmadığını haber vermiştir. İhramına bir halel getirmediğine, kendisinin Arafat'ta, Mina'da ve Müzdelife'de vakfe yapmak, cemreleri taşlamak ve diğer hac ibadetlerini diğer hacıların yaptığı gibi yapacağını haber vermiştir. Bu durumda olan kadın, tavaf hariç, hayızından temizlenip yıkanana kadar tavaf yapmaktan kaçınır. "Mekke'ye geldiğimiz zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına şöyle buyurdu: «Umreye çevirin!» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye varınca beraberinde hedy kurbanlarını getirmeyenlere niyetlerini umreye çevirmelerini emretti. Kim hacca niyet etmiş, hedy kurbanını da beraberinde getirmemiş ise niyetini hac ve umreye çevirecek.Tavaf ve sa'y yapıp saçını kısaltacak sonra da ihramından çıkmış olacak. Müslim'de yer alan başka bir rivayete göre: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizden, yanında hedy kurbanı olmayanların ihramdan çıkmalarını emretti. Dedi ki: Biz O'na dedik ki: İhramdan çıkmak nedir? O, şöyle buyurdu: ''Tamamen ihramdan çıkmaktır.'' Yanında Hedy kurbanı olanların dışındaki insanlar ihramdan çıktılar. Hedy kurbanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekr, Ömer -radıyallahu anhuma-'nın ve maddi durumu iyi olanların yanında vardı. Âişe -radıyallahu anha-'nın söylemek istediği beraberinde hedy kurbanı olmayanlar tavaf ve sa'y yapıp saçlarını kısalttıktan sonra ihramlarından çıktılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer -radıyallahu anhum- ve maddi durumu iyi olup hedy kurbanlarını beraberinde getirenler ihrama niyet ettikleri üzere kaldılar. Çünkü onlar Hedy kurbanlarını beraberlerinde getirmişlerdi. Kim hedy kurbanını beraberinde getirimişse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- şu buyruğu doğrultusunda; «Eğer ben hedy kurbanını getirmeseydim size emrettiğim gibi yapardım», niyetini umreye çevirmesi caiz değildir. ''Sonra niyet edip gittiler'', şunu demek istiyor, tavaf ve sa'y yapanlar ve saçlarını kısaltanlar Mina'ya giderken hacca niyet ettiler. Bu da terviye günü yani zilhicce ayının sekizinci günü idi. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ''Kurban bayramının birinci günü olunca temizlendim.'' Aişe -radıyallahu anha-, zilhicce ayının onuncu günü hayızından temizlendi. Bu gün, kurbanlar o gün kesildiğinden dolayı yevmu'n nahr olarak isimlendirilmiştir. ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana ifada/ziyaret tavafını yapmamı emretti ben de yaptım.'' Kurban bayramı günü hayızından temizlendikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya ifada/ziyaret tavafını yapmasını emretti ve o da hemen yaptı. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ''Bize inek eti getirdiler, bu ne dedik?'' Ona ve onunla beraber olan kadınlara inek eti gönderildi. Sonra da o etin nereden geldiğini sordu.Ona, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları için hedy kurbanı olarak bir inek kestiği söylendi.Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımlarından her biri için bir inek kesti. ''Mina'dan iniş gecesi olduğu zaman'' O gece teşrik günlerinden sonraki gece olup, bu isimle isimlendirilmesinin sebebi, Mina'dan indikten sonra Muhassab denilen yere inip orada gecelemeleridir. Buhari'de ''Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Muhassab'ta uyudu sonra da bineğine binerek Kâbe'yi tavaf etmek için gitti. Ya Rasûlallah! Arkadaşlarım hac ve umreyle dönüyor, bense yalnız bir hacla dönüyorum (ne dersin?) dedim. Yani ayrı ayrı bir hac ve umre yapmış olarak dönüyorlar. Çünkü onlar temettu haccı yaptılar. Ama ben ise ayrı bir umre yapmadan dönüyorum. Çünkü kendisi kıran haccı yapmıştı. Kıran haccında hac ve umre bir arada olup niyet ile umre hacca dahil olmaktadır. Müslim'deki bir rivayette: ''İnsanlar iki ecirle dönecekler, ben ise bir ecir ile mi döneyim'' Âişe -radıyallahu anha- müminlerin annelerinin ve diğer sahabenin terviye gününden önce haccı umreye çevirerek umreyi tamamlayıp ihramdan çıktıkları gibi kendisi için de hacdan ayrı olarak umre olmasını istedi. Daha sonra terviye günü Mekke'de hac için ihrama girdiler ve onlar için ayrı bir umre ve hac oldu. Ancak Âişe -radıyallahu anha-'ya gelince umresi kıran haccına dahil edilerek oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona tavafın hem hac, hem de umren için sana yeter, dedi. Fakat o, bunu kabul etmedi, diğer insanlar gibi ayrı bir umresinin olmasını istedi. Dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (kardeşim) Abdurrahman b. Ebi Bekr'e emretti o da beni devesinin arkasına bindirdi'' Yani Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kardeşi Abdurrahman b. Ebî Bekr -radıyallahu anhuma-'ya Âişe -radıyallahu anha-'yı umre yapması ve diğer insanlar gibi olması için Ten'îm'e götürmesini emretti. Müslim'in başka bir rivayetinde geçtiği gibi Abdurrahman -radıyallahu anhuma- onu devesinin arkasına bindirdi. ''Muhakkak ki ben hatırlıyorum küçük yaşta bir kızdım, devenin sağrısı benim yüzüme çarpıyordu. Abdurrahman b. Ebî Bekr -radıyallahu anhuma- onu bineğinin arkasına koyup Ten'î'me doğru giderken uykusu geliyor ve aşırı uyuklama hali sebebiyle başı düşüyordu ve bineğin arkasına vuruyordu. Orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim. Ten'îm'e geldik ve orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim. Yani Ten'îm'e vardıkları zaman ilk başta umre yapanların yaptıkları umreye karşılık olarak Âişe -radıyallahu anha- ibadetleriyle birlikte sadece umreye niyet etti. Sahihayn'de olan bir rivayette Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya umreyi yaptıktan sonra şöyle dedi: «Bu senin umrenin yerine», yani senin sadece umre olarak hacdan ayrı bir şekilde yapmayı isteyip yapamadığın hayızının sana engel olduğu umredir.
53 Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim
عَنْ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّهُ جَاءَ إِلَى الحَجَرِ الأَسْوَدِ فَقَبَّلَهُ، فَقَالَ: إِنِّي أَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ، لاَ تَضُرُّ وَلاَ تَنْفَعُ، وَلَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ.
Ömer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Haceru'l- Esved'e gelerek onu öpmüş ve şöyle demiştir: "Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin Emiri Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Kâbe'nin köşesindeki Hacer-ül Esved'e geldi ve onu öptü. Dedi ki: Biliyorum ki sen bir taşsın, ne zarar verirsin ne de fayda verirsin ve eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in seni öptüğünü görmeseydim, ben seni öpmezdim.
- Tavaf yapanların, Hacer-ül Esved'e hizasından geçerken kolay olması durumunda, onu öpmelerinin meşruiyeti anlatılmıştır.
- Hacer-ül Esved'i öpmenin amacı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yolundan gitmektir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Onun (Hacerülesved’in) ne fayda verme ne de zarar verme gücü vardır. O, diğer fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan mahlûklar gibi yaratılmış bir taştır. Ömer -radıyallahu anh-, bu sözü hac mevsiminde (insanlar arasında) yaydı ki, farklı memleketlerde buna şahitlik edilsin ve farklı vatanlardan gelen hac ahalisi bu sözü ondan öğrenip hafızalarında tutsun.
- İbadetler tevkifidir; Allah ve Rasûlünün emrettiği dışında hiçbir şey meşru değildir.
- İbadet sahih ise, hikmeti bilinmese bile, mutlaka yapılmalıdır. Çünkü insanların onu yaparken itaat ve uyum göstermeleri, amaçlanan hikmetlerdendir.
- Şeriatte, Allah’a kulluk ve ibadet amacıyla öpülmesi emredilmemiş veya meşru kılınmamış taşların ve benzeri nesnelerin öpülmesinin yasak olduğuna delildir.
54 Müslüman bir kadının, yanında mahremi olan bir erkek olmadan bir gecelik mesafeye yolculuk yapması helal değildir
عن أبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُسَافِرُ مَسِيرَةَ لَيْلَةٍ إِلَّا وَمَعَهَا رَجُلٌ ذُو حُرْمَةٍ مِنْهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Müslüman bir kadının, yanında mahremi olan bir erkek olmadan bir gecelik mesafeye yolculuk yapması helal değildir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, yanında mahremi olan bir erkek bulunmadan Müslüman bir kadının bir gecelik mesafeye yolculuk yapmasını yasaklamıştır.
- İbn Hacer rahimehullah- şöyle demiştir: Bir kadının mahremi olmadan yolculuk yapması caiz değildir. Bu hüküm; hac, umre ve hicret etme durumları dışındaki yolculuklar için bir icma konusudur. Hatta alimlerden bir kısmı, mahremin bulunmasını haccın (kadına farz olmasının) şartlarından biri saymıştır.
- Hadisten, İslam dininin mükemmelliği, kadını koruma ve kollama konusundaki hassasiyeti anlaşılmaktadır.
- Allah’a ve ahiret gününe iman, Allah’ın kanunlarına teslim olmayı ve O’nun sınırlarına uymayı gerektirir.
- Kadının mahremi, kocasıdır ya da akrabalık, süt emme veya evlilik bağı sebebiyle ona ebedî olarak evlenmesi haram olan kişidir. Mahrem kişinin Müslüman, ergenlik çağına ulaşmış, akıllı, güvenilir ve emin biri olması gerekir. Çünkü mahremin amacı kadını korumak, onu muhafaza etmek ve onun işlerini üstlenmektir.
- Beyhakî -rahimehullah- kadının ancak bir mahrem eşliğinde çıkabileceği yolculuğun mesafesine dair var olan rivayetler hakkında şöyle demiştir: Netice itibarıyla, yolculuk olarak adlandırılan her türlü seyahat —ister üç günlük, ister iki günlük, ister bir günlük, ister bir beridlik (yaklaşık 20-22 km) veya başka bir mesafede olsun— kadına, yanında kocası veya bir mahremi olmadan yasaklanmıştır. Bunun sebebi, İbn Abbas’tan nakledilen ve Müslim’in yukarıda geçen rivayetlerinin sonuncusu olan şu mutlak hadistir: "Bir kadın, yanında mahremi olmadıkça yolculuğa çıkmasın." Bu ifade, yolculuk diye isimlendirilen her şeyi kapsamaktadır. (Beyhakî’nin sözü) burada bitti. Bu hadis, soruyu soran kişinin durumuna ve yaşadığı bölgeye göre söylenmiştir.
55 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in telbiyesi şöyleydi: «Buyur Allah'ım! Tekrar emrine amadeyim buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur, buyur. Şüphesiz hamt sana mahsustur. Nimet de, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا: أَنَّ تَلْبِيَةَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَبَّيْكَ اللهُمَّ، لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ» قَالَ: وَكَانَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا يَزِيدُ فِيهَا: لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ، وَسَعْدَيْكَ، وَالْخَيْرُ بِيَدَيْكَ، لَبَّيْكَ وَالرَّغْبَاءُ إِلَيْكَ وَالْعَمَلُ.
Abdullah ibn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in telbiyesi şöyleydi: «Buyur Allah'ım! Tekrar emrine amadeyim buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur, buyur. Şüphesiz hamt sana mahsustur. Nimet de, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.» Ravi dedi ki: Abdullah İbn Ömer -radıyallahu anhuma- buna şunu da eklerdi: "Buyur, tekrar buyur, memnuniyetle emrine amadeyim. Bütün hayırlar senin elindedir. Buyur, bütün niyazlar ve ameller sanadır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hac veya umre yapmak istediğinde getirdiği telbiye şu şekildeydi: (Lebbeyk Allahümme lebbeyk): Bizleri ihlasa, tevhide, hacca ve diğer ibadetlere davet etmene karşılık; Senin çağrına ardı ardına, kesin ve kalıcı bir kabulle teslim oluyoruz. (Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk): İbadet edilmeye layık olan yalnızca sensin; rububiyyetinde, uluhiyyetinde, isim ve sıfatlarında senin hiçbir ortağın yoktur. (İnne’l-hamde): Her halükarda hamd, şükür ve sena (övgü)... (ve’n-nimete... leke): Ve kaynağı sen olan, senin ihsan ettiğin tüm nimetler yalnızca sana aittir ve her durumda sana yöneltilir. (ve’l-mülk): Aynı şekilde mülk ve egemenlik de yalnızca sana aittir. (lâ şerîke lek): Bunların tamamı (hamd, nimet ve mülk) ortağı olmayan, yalnızca tek olan sana aittir. İbn Ömer -radıyallahu anhuma- buna şunu da eklerdi: (Lebbeyk lebbeyk ve sa‘deyk): Senin çağrına tekrar tekrar icabet ediyor ve (bana verdiğin hidayetle) beni mutluluk üstüne mutluluğa, bahtiyarlık üstüne bahtiyarlığa ulaştırmanı diliyorum. (ve’l-hayru bi-yedeyk): Hayrın tamamı yalnızca senin iki elindedir ve hepsi senin lütfundandır. (lebbeyk ve’r-ragbâu ileyk): Emrine amadeyim! Her türlü arzu, rağbet, istek ve dua, ancak elinde hayrı tutan Zat'a (yani sana) arz edilir. (ve’l-amel): Ameller ve ibadetler de yalnızca senin içindir; çünkü ibadet edilmeye layık olan tek sensin.
- Hadiste, hac ve umrede telbiye getirmenin meşru olduğu bildirilmiş ve bu vurgulanmıştır. Çünkü, tekbir getirmenin namazın bir alameti olması gibi, telbiye getirmek de hac ve umreye mahsus bir nişanedir.
- İbnü'l-Münzir -rahimehullah- şöyle demiştir: Telbiye getirilmesinin meşru kılınmasında bir hatırlatma vardır: Yüce Allah, kullarının Kâbe'yi ziyarete gelmelerinin kendi davetiyle gerçekleştiğini bildirerek onlara ikramda bulunmuştur.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylediği telbiye ile yetinip ona bağlı kalmak daha evladır. Bununla birlikte, ashabın uygulamalarını onaylamış olması sebebiyle, telbiyeye bazı eklemeler yapmakta da bir sakınca yoktur. İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: 'Bu, görüşlerin en adil (en dengeli) olanıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ait olarak nakledilen (merfû) lafızlar tek başına söylenir. Eğer kişi, sahabeden nakledilen (mevkûf) lafızları söylemeyi tercih ederse veya kendi içinden duruma uygun ifadeler söylerse, bunları Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen kısım ile karışmaması için ayrı olarak söylemelidir. Bu durum, teşehhütte yapılan duanın durumuna benzer. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- teşehhütte yapılacak dua ile alakalı şöyle buyurmuştur: «Sonrasında da dilediği isteği ve övgüyü seçerek dua etsin.» Yani bu duaları, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den nakledilen (sünnet olan) kısım bittikten sonra yapmalıdır.
- Telbiye getirirken sesin yükseltilmesi müstehaptır. Tabi ki bu, erkekler için geçerlidir. Kadınlar ise fitne oluşma korkusuyla seslerini alçaltmalıdır.
56 Kurban edeceği bir hayvanı olan kimse, zilhicce ayının hilali göründüğü zaman, kurbanını kesinceye kadar saç ve kıllarından veya tırnaklarından hiçbir şey kesmesin
عَن أُمِّ سَلَمَةَ أُمِّ المُؤْمِنينَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رضي الله عنها قَالت: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ كَانَ لَهُ ذِبْحٌ يَذْبَحُهُ فَإِذَا أُهِلَّ هِلَالُ ذِي الْحِجَّةِ، فَلَا يَأْخُذَنَّ مِنْ شَعْرِهِ، وَلَا مِنْ أَظْفَارِهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ».
Müminlerin annesi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kurban edeceği bir hayvanı olan kimse, zilhicce ayının hilali göründüğü zaman, kurbanını kesinceye kadar saç ve kıllarından veya tırnaklarından hiçbir şey kesmesin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, kurban kesecek kişinin, Zilhicce hilali görüldükten sonra kurbanını kesinceye kadar saçından, bıyığından, koltuk altı ve diğer vücut kıllarından, ayrıca el ve ayak tırnaklarından hiçbir şey almamasını emretmiştir.
- Zilhicce'nin ilk on günü girdikten sonra kurban kesmeye niyet eden kimse, kurbanını kesinceye kadar söz konusu olan bu imsak (saç, kıl ve tırnak kesmeme) hükmüne niyet ettiği andan itibaren uymaya başlar.
- Bu kimse şayet ilk gün kurbanı kesmezse, Teşrik Günleri'nden birinde kurban kesene kadar kısıtlamada kalmaya devam etmelidir.