Zekât hadisleri
1 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «بُنِيَ الإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
2 Sadaka vermek maldan bir şey eksiltmez. Allah hoşgörülü olan kulunun ancak izzetini artırır. Her kim Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yüceltir
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ، وَمَا زَادَ اللهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلَّا عِزًّا، وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلهِ إِلَّا رَفَعَهُ اللهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sadaka vermek maldan bir şey eksiltmez. Allah hoşgörülü olan kulunun ancak izzetini artırır. Her kim Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yüceltir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sadaka vermenin malı eksiltmediğini, bilakis mala gelecek zararları def ettiğini, Yüce Allah'ın bu mal sahibine büyük hayırlar vererek yerini dolduracağını ve bunun bir artış olduğunu, eksilme olmadığını haber vermiştir. İntikam alma ya da azarlama gücü olduğu halde bağışlamak, gücü ve saygınlığı arttırır. Bir kimse başka bir kimseden korktuğu, ona dalkavukluk yaptığı, ondan bir beklentisi olduğu için değil de Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için alçakgönüllü ve tevazu sahibi olursa bunun karşılığında derecesi ve saygınlığı artar.
- İyilik ve başarı, her ne kadar bazı insanlar aksini düşünse de, şeriata uymakta ve iyilik yapmaktadır.
3 Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ey âdemoğlu! Sen infak et ki, ben de sana infak edeyim
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «قَالَ اللهُ: أَنْفِقْ يَا ابْنَ آدَمَ أُنْفِقْ عَلَيْكَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ey âdemoğlu! Sen infak et ki, ben de sana infak edeyim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: «Ey Âdemoğlu, -hem farz hem de nafile olarak- infak et. Ben de rızkını genişleteyim, yerine başkasını vereyim ve onu bereketli kılayım.
- Allah yolunda harcamak ve infak etmek teşvik edilmiştir.
- Hayır işlerinde infak etmek; rızkın bereketlenip çoğalmasının ve Yüce Allah'ın kuluna infak ettiği şeyin yerine başkasını vermesinin en büyük vesilelerinden biridir.
- Bu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadislerdendir. Kutsî hadis ya da ilahi hadis olarak isimlendirilir. Lafzı ve manası Yüce Allah'a aittir. Ancak Kur'an-ı Kerim'i diğerlerinden ayıran; okunmasının ibadet olması, okumadan önce abdest alınması, Kur'an'daki meydan okuma, mucizelik vb. özellikler kutsî hadiste yoktur.
4 İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
- İslam'ın ilk şartındaki kelime-i tevhide şahitlik etmenin iki kısmı birbirinden ayrılmaz. Dolayısıyla biri olmadan diğeri geçerli değildir. Bundan dolayı bir şart olarak belirlenmiştir.
- Kelime-i tevhide şahitlik etmek dinin temelidir ve bunlar olmadan hiçbir söz ve amel kabul edilmez.
5 Kulların sabaha eriştiği her gün, gökten iki melek iner. Onlardan biri: 'Allah'ım! Hayır yolunda harcayan (infak eden) kişiye harcadığının yerine yenisini ver' diye dua eder. Diğeri de: 'Allah'ım! Cimrilik edip vermeyenin malını telef et (yok et)' diye beddua eder
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ يَوْمٍ يُصْبِحُ العِبَادُ فِيهِ إِلَّا مَلَكَانِ يَنْزِلاَنِ، فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا: اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وَيَقُولُ الآخَرُ: اللَّهُمَّ أَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kulların sabaha eriştiği her gün, gökten iki melek iner. Onlardan biri: 'Allah'ım! Hayır yolunda harcayan (infak eden) kişiye harcadığının yerine yenisini ver' diye dua eder. Diğeri de: 'Allah'ım! Cimrilik edip vermeyenin malını telef et (yok et)' diye beddua eder.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, güneşin doğduğu her gün iki meleğin inerek seslendiğini haber vermiştir. Onlardan biri şöyle der: Allah'ım! Senin rızana uygun işlerde, ailesinin geçiminde, misafir ağırlamada ve nafile hayırlarda infak eden kimseye, harcadığının yerine yenisini ver; ona harcadığı şeyde hayırlı bir karşılık ihsan et ve malını bereketli kıl. Diğer melek de şöyle der: Allah'ım! Bu harcamalardan kaçınan cimriye (malını korumak için saklayana) telef (ziyan) ver; hak sahiplerinden esirgediği o malını helak et.
- Cömert kimseye, (harcadığının yerine) daha fazla karşılık verilmesi ve harcadığından daha hayırlısının ona lütfedilmesi için dua etmenin caizliği ifade edilmiştir. Buna karşılık, Allah'ın kendisine farz kıldığı yerlere harcama yapmaktan kaçınan ve cimrilik eden kişinin de malının telef olması için beddua etmenin caizliği ifade edilmiştir.
- Meleklerin, infak eden salih Müminler için hayır ve bereket duası vardır. Muhakkak onların duası icabet edilen dualardandır.
- Ailenin nafakası, akrabayı gözetip bağları sürdürmek ve hayır yolları gibi; farz olan ve nafile olarak yapılan her türlü harcamaya teşvik vardır.
- Hayır yollarında harcama yapan kimsenin fazileti beyan edilmiştir. Akabinde Allah, karşılık olarak ona, yerine başkasını verir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.) [Sebe Suresi: 39]
- Bu beddua, sadece farz olan infaklarda cimrilik yapması durumunda söz konusu olur. Müstehap olan infaklar ise bu kapsama girmez. Çünkü o, böyle bir bedduayı hak etmez.
- Cimriliğin ve pintiliğin haram olması ifade edilmiştir.
6 «Beş veskten daha az olan mahsulde zekât yoktur. En küçüğü üçer yaşında olan beş deveden azında da zekât yoktur. Beş ûkıyyeden daha az miktarda olan gümüşte zekât yoktur.»
عن أبي سعيد الْخُدْرِي رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ليس فيما دون خمس أَوَاقٍ صدقة، ولا فيما دون خمس ذَوْدٍ صدقة، ولا فيما دُونَ خمسة أَوْسُقٍ صدقة».
Ebû Saîd El-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beş veskten daha az olan mahsulde zekât yoktur. En küçüğü üçer yaşında olan beş deveden azında da zekât yoktur. Beş ûkıyyeden daha az miktarda olan gümüşte zekât yoktur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Zekât; zenginler ile fakirler arasında gerçekleşen bir mal alıp vermedir. Bunun içindir ki malı az olup da zengin sayılmayan kimseden alınmaz. Şeriat koyucu (Allah); zekat vermenin vacip olduğu en az mal miktarını açıklamıştır. Zekat verilmesini gerektiren en alt seviyede mala sahip olmayan kimse fakirdir ve o kimseden zekât alınmaz. Gümüşü olan kimsenin sahip olduğu gümüşün miktarı beş ukıyye oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. Her bir ukıyye 40 dirhem yapar. Gümüşün nisap miktarı iki yüz dirhemdir. Bu da 590 grama karşılık gelir. Develeri olan kimsenin, sahip olduğu develerin beş ve beşten fazla oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. Mahsul sahibi olan kimsenin de malı beş vesk oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. 1 vesk 60 sâ' eder. 5 vesk ise 300 sâ' eder.
7 «Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, – ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez– Allah o sadakayı sağı ile kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «من تصدق بعدل تمرة من كسب طيب، ولا يقبل الله إلا الطيب، فإن الله يقبلها بيمينه، ثم يُرَبِّيها لصاحبها كما يُرَبِّي أحدكم فَلُوَّه حتى تكون مثل الجبل»
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, – ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez– Allah o sadakayı sağı ile kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim dolandırmadan ve hile yapmadan helal olan bir hurma tanesi değerinde bir şey sadaka verirse ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez. Allah o sadakayı sağı ile kabul eder. Bu tevil, tahrif yapmadan Allah Teâlâ’nın celaline yakışır bir şekilde zahirine göre anlaşılır. Buradan kasıt Müslim’in rivayetinde de geldiği gibi o sadakayı ondan alır (kabul eder). Sadakayı, sizden birinin atın yavrusu olan tayı büyüttüğü gibi ecrini artırır ve geliştirir.
8 Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak levhalar haline getirilir
عَنْ أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ وَلَا فِضَّةٍ، لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ، صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحُ مِنْ نَارٍ، فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ، فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وَجَبِينُهُ وَظَهْرُهُ، كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ لَهُ، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ، إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْإِبِلُ؟ قَالَ: «وَلَا صَاحِبُ إِبِلٍ لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، وَمِنْ حَقِّهَا حَلَبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ، بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ، أَوْفَرَ مَا كَانَتْ، لَا يَفْقِدُ مِنْهَا فَصِيلًا وَاحِدًا، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولَاهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْبَقَرُ وَالْغَنَمُ؟ قَالَ: «وَلَا صَاحِبُ بَقَرٍ، وَلَا غَنَمٍ، لَا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، إِلَّا إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ، لَا يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئًا، لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ، وَلَا جَلْحَاءُ، وَلَا عَضْبَاءُ تَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلَافِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولَاهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا، فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ، فَيَرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ، وَإِمَّا إِلَى النَّارِ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْخَيْلُ؟ قَالَ: «الْخَيْلُ ثَلَاثَةٌ: هِيَ لِرَجُلٍ وِزْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ وِزْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا رِيَاءً وَفَخْرًا وَنِوَاءً عَلَى أَهْلِ الْإِسْلَامِ، فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ، وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللهِ، ثُمَّ لَمْ يَنْسَ حَقَّ اللهِ فِي ظُهُورِهَا وَلَا رِقَابِهَا، فَهِيَ لَهُ سِتْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللهِ لِأَهْلِ الْإِسْلَامِ، فِي مَرْجٍ وَرَوْضَةٍ، فَمَا أَكَلَتْ مِنْ ذَلِكَ الْمَرْجِ، أَوِ الرَّوْضَةِ مِنْ شَيْءٍ، إِلَّا كُتِبَ لَهُ، عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَاتٌ، وَكُتِبَ لَهُ، عَدَدَ أَرْوَاثِهَا وَأَبْوَالِهَا، حَسَنَاتٌ، وَلَا تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا، أَوْ شَرَفَيْنِ، إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا وَأَرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ، وَلَا مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلَى نَهْرٍ، فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَا يُرِيدُ أَنْ يَسْقِيَهَا، إِلَّا كَتَبَ اللهُ لَهُ، عَدَدَ مَا شَرِبَتْ، حَسَنَاتٍ» قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، فَالْحُمُرُ؟ قَالَ: «مَا أُنْزِلَ عَلَيَّ فِي الْحُمُرِ شَيْءٌ، إِلَّا هَذِهِ الْآيَةَ الْفَاذَّةُ الْجَامِعَةُ»: {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ، وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} [الزلزلة: 8].
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak levhalar haline getirilir. Sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e ya da Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Peki zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir? dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hakkı ödenmeyen her deve sahibi, -ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp sütünün muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır- Kıyamet Günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de en semiz hallerinde ve bir tek yavru bile dışarıda kalmamak şartıyla o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam eder. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e veya Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Peki, zekâtı verilmeyen sığırlar ile koyunların durumu ne olacak? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hakkı (zekâtı) verilmemiş her sığır ve koyun sahibi, Kıyamet Günü düz ve geniş bir yere yatırılır. İçlerinde eğri boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzu kırık bir tane bile hayvan bulunmaksızın o hayvanlar o kişiyi boynuzları ile süser, toynakları ile çiğnerler. Öndeki geçince arkadaki onu takip eder ve bu durum süresi elli bin yıl olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder. Neticede kişi, yolunun ya Cennet'e veya Cehennem'e çıktığını görür.» Ya Rasûlallah! Ya atların durumu nedir? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Atlar üç sınıftır. Kişi için yük olan at vardır, örtü olan at vardır, ecir ve sevap olan at vardır. Yük ve vebal olan at sahibinin sırf çalım satmak ve İslâm'a düşmanlık yapmak için beslediği attır. Bu, o adam için vebaldir, örtü olan at sahibinin Allah rızası için beslediği, binit ve koşum olarak üzerindeki Allah'ın hakkını ödediği, iyice bakıp gözettiği attır; bu sahibi için bir perde ve örtüdür. Ecir ve sevap olan ata gelince, o da sahibinin Müslümanlara yardımcı olmak maksadıyla Allah yolunda besleyip çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır veya bahçeden yediği ve çıkardığı dışkılar sayısınca sahibine iyilik yazılır. Atlar, bağlı oldukları ipi koparıp bir ya da iki tepeye doğru koşarlarsa, Allah onların ayak izleri ve dışkıları sayısınca onun için sevap yazar. Ya da sahibi sulamak niyeti olmadığı halde onu bir nehir kenarından geçirirken at su içecek olsa, Allah onun (atın) içtiği su yudumları adedince sahibine iyilik yazdırır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı mal türlerini açıklamış ve Kıyamet Günü'nde zekâtlarını ödemeyenlerin cezasından bahsetmiştir. Bu mallar şunlardır: Birincisi: Altın, gümüş ve onların hükmünde olan mallar ile ticaret mallarıdır. Bunlardan zekâtı farz olduğu hâlde zekâtı verilmeyenler var ya; Kıyamet Günü bu mallar eritilir, levhalar hâline getirilir, Cehennem ateşinde kızdırılır ve sahibine azap edilmek üzere kullanılır. Onlarla yanı, alnı ve sırtı dağlanır. Her soğuduklarında tekrar kızdırılır. Bu azap, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca böyle devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. İkincisi: Develerin sahibi olup, farz olan zekâtlarını ve onlara ait hakları yerine getirmeyen kimsedir. Bu haklara, develerin sağımından, yanlarında bulunan yoksullara süt verilmesi de dahildir. Kıyamet Günü o develer, en iri, en semiz ve sayıca en fazla oldukları hâlde getirilir. Sahibi ise geniş ve düz bir araziye yüzüstü serilip bırakılır. Develer ayaklarıyla onu çiğner, dişleriyle ısırır. Ne zaman sürünün sonu üzerinden geçse, başı tekrar üzerinden geçmek için ona döndürülür. Bu azap, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca böyle devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. Üçüncüsü: Sığır ve küçükbaş (koyun ve keçi türleri) sahibi olup, bunların farz olan zekâtını vermeyen kimsedir. Kıyamet Günü bu hayvanlar, sayıca en çok oldukları hâlde, hiçbir eksik olmaksızın getirilir. Sahipleri ise geniş ve dümdüz bir araziye serilip bırakılır. Orada boynuzları eğri olan, boynuzu olmayan yahut boynuzu kırık olan hiçbir hayvan bulunmaz; bilakis hepsi en mükemmel hâlleriyle gelir. Hayvanlar onu boynuzlarıyla toslar, ayaklarıyla çiğner. Ne zaman sürünün sonu üzerinden geçse, başı tekrar üzerinden geçmek için ona döndürülür. Bu azap hâli, bir günü elli bin yıl süren Kıyamet Günü boyunca devam eder; nihayet Allah kullar arasında hükmünü verir. Sonunda kişi ya Cennet ehlinden ya da Cehennem ehlinden olur. Dördüncüsü: At sahibi olan kimsedir ki, üç sınıfa ayrılır: Birincisi: Bu kimse için günah sebebidir. O da atları riyâ için, övünme ve böbürlenme amacıyla ve Müslümanlara karşı savaşmak üzere edinen kimsedir. İkincisi: Bu kimse için bir örtü (koruyucu) olur. O da atları Allah yolunda cihad için edinen, ardından onlara iyi davranan; yemlerini, bakımlarını ve diğer masraflarını eksiksiz yerine getiren kimsedir. Buna, aygırının çiftleştirilmesine izin vermesi de dahildir. Üçüncüsü: Bu kimse için ecirdir. Bu da atları Müslümanlar için Allah yolunda cihat amacıyla edinen kimsedir. Atları bir mera ve otlakta bulunur; orada ne yerse, yediği kadar hasenat onun adına yazılır. Dışkıları ve idrarları sayısınca da kendisi için hasenat yazılır. Atlar, bağlı oldukları ipi (uzunluğu ölçüsünde) koparıp yüksek ve engebeli arazide koşup dolaştıklarında, Allah onların ayak izleri ve dışkıları sayısınca da onun adına hasenat yazar. Yine sahibi onları sulamayı kastetmediği hâlde, bir nehirden geçerken atlar su içerse, içtikleri su miktarınca Allah Teâlâ onun için hasenat yazar. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e “Eşekler de atlar gibi midir?” diye soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Eşekler hakkında, onları özellikle konu alan bir hüküm indirilmemiştir; ancak benzeri az bulunan şu kısa fakat kapsamlı âyet vardır ve o, itaat ve isyan dâhil bütün ameller için genel bir ölçüdür. Yüce Allah’ın şu buyruğudur: {Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür; kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.} [Zilzâl Suresi: 7-8] Buna göre, eşekleri edinmede itaat kastıyla hareket eden kimse bunun sevabını görür; günah maksadıyla hareket eden kimse de bunun cezasını görür. Bu hüküm, bütün amelleri kapsar.
- Zekât vermek farzdır, zekâtı vermeyene ise şiddetli bir uyarı vardır.
- Tembellikten dolayı zekâtı vermeyen kimse kâfir değildir; fakat büyük bir tehlike altındadır.
- İnsan; bir ibadeti yaparken, o ibadetin ayrıntılarını düşünmese bile, niyet etmiş olduğu takdirde, o ibadet esnasında cereyan eden ayrıntılardan dolayı sevap kazanır.
- Bir kimsenin malı üzerinde zekât dışında da haklar vardır.
- Develerdeki haklardan biri de, su içtikleri yerde hazır bulunan yoksullara sütlerinin sağılmasıdır. Bu, ihtiyaç sahibinin evlere kadar gitmesinden daha kolaydır ve hayvanlara da daha uygundur. İbn Battâl şöyle demiştir: “Malda iki hak vardır: biri farz olan hak, diğeri ise bunun dışında kalan haktır. Süt sağmak (ve yoksula ikram etmek) ise güzel ahlâktan sayılan haklardandır."
- Deve, sığır ve koyunlardaki haklardan biri de istenildiği takdirde bu hayvanların erkek olanlarının damızlık olarak ödünç verilmesidir.
- Eşeklerin (hükmü) ve hakkında özel bir nas bulunmayan her şeyin hükmü şudur: Bunlar, Allah Teâlâ'nın şu sözünde yer almaktadır: {Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse onu görür.}
- Bu ayette, küçük de olsa iyi işler yapmak teşvik edilmiş, küçük de olsa kötü işler yapmak da sakındırılmıştır.
9 Sizden herkese Rabbi, aralarında bir tercüman olmaksızın, doğrudan doğruya hitap edecektir
عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ اللهُ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ، فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَا يَرَى إِلَّا النَّارَ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ».
Adiy b. Hâtim -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden herkese Rabbi, aralarında bir tercüman olmaksızın, doğrudan doğruya hitap edecektir. Kişi o zaman sağına bakar, hayatta iken gönderdiği (hayırlı) amellerden başka bir şey göremez. Soluna bakar, orada da hayatta iken işlediği (kötü) amellerden başka bir şey göremez. Önüne bakar, karşısında (kendini beklemekte olan) ateşi görür. O halde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa, kendinizi Cehennem ateşinden koruyun.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, her Müminin kıyamet günü Allah’ın huzurunda tek başına duracağını haber vermektedir. O gün Allah Teâlâ, kuluyla tercüman olmaksızın, aracısız olarak konuşacaktır. İnsan, korkunun şiddetinden sağa ve sola bakacak; belki bir kurtuluş yolu bulup, önünde duran cehennem ateşinden kurtulmak için bir çare arayacaktır. Sağına baktığında sadece yaptığı salih amellerini görür. Soluna baktığında yaptığı kötülüklerden başka bir şey görmez. Önüne baktığında ateşten başka bir şey görmez ve sırattan geçmesi gerektiği için oradan başka yöne doğru sapamaz. Sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Yarım hurma gibi küçük bir şeyle bile olsa, kendinizle Cehennem ateşi arasına sadakalardan ve salih amellerden bir himaye ve koruma koyun.
- Az da olsa sadaka vermek, övülen güzel ahlaka sahip olmak, insanlara nazik davranıp, yumuşak sözle muamele etmek teşvik edilmiştir.
- Allah Teâlâ kıyamet gününde kuluna yakın olacaktır; aralarında hiçbir perde, hiçbir aracı ve bir tercüman olmayacaktır. O halde Mümin, Rabbinin emrine karşı gelmekten sakınmalıdır.
- Bir kimse az da olsa verdiği sadakayı küçümsememelidir. Bu sadaka Cehennem'den onu korur.
10 Ameller altı türlü, insanlar ise dört çeşittir. Gerekli kıldığı iki husus vardır. Bazı iyilikler vardır misline karşılık misli vardır. Başka bir iyilik vardır, karşılığında on katı verilir. Başka bir amel vardır, karşılığında yedi yüz katı verilir
عَنْ خُرَيْمِ بْنِ فَاتِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْأَعْمَالُ سِتَّةٌ، وَالنَّاسُ أَرْبَعَةٌ، فَمُوجِبَتَانِ، وَمِثْلٌ بِمِثْلٍ، وَحَسَنَةٌ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وَحَسَنَةٌ بِسَبْعِ مِائَةٍ، فَأَمَّا الْمُوجِبَتَانِ: فَمَنْ مَاتَ لَا يُشْرِكُ بِاللهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللهِ شَيْئًا دَخَلَ النَّارَ، وَأَمَّا مِثْلٌ بِمِثْلٍ: فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ حَتَّى يَشْعُرَهَا قَلْبُهُ، وَيَعْلَمَهَا اللهُ مِنْهُ كُتِبَتْ لَهُ حَسَنَةً، وَمَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً، كُتِبَتْ عَلَيْهِ سَيِّئَةً، وَمَنْ عَمِلَ حَسَنَةً فَبِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وَمَنْ أَنْفَقَ نَفَقَةً فِي سَبِيلِ اللهِ فَحَسَنَةٌ بِسَبْعِ مِائَةٍ، وَأَمَّا النَّاسُ، فَمُوَسَّعٌ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا مَقْتُورٌ عَلَيْهِ فِي الْآخِرَةِ، وَمَقْتُورٌ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا مُوَسَّعٌ عَلَيْهِ فِي الْآخِرَةِ، وَمَقْتُورٌ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَمُوَسَّعٌ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ».
Hureym b. Fâtik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ameller altı türlü, insanlar ise dört çeşittir. Gerekli kıldığı iki husus vardır. Bazı iyilikler vardır misline karşılık misli vardır. Başka bir iyilik vardır, karşılığında on katı verilir. Başka bir amel vardır, karşılığında yedi yüz katı verilir. Gerekli olan iki husus; Yüce Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kimse Cennet'e girer. Kim de Allah'a şirk koşup ölürse Cehennem'e girer. Bazı iyilikler vardır misline karşılık misli vardır. Bir kimse bir iyilik yapmayı ister ve kalbinden buna niyet eder, Yüce Allah bunu bilir ve ona bir iyilik yazılır. Bir kimse de bir kötülük işler, karşılığında bir kötülük yazılır. Bir kimse bir iyilik yaptığında kendisine on iyilik yazılır. Kul, Allah yolunda bir infakta bulunursa karşılığında yedi yüz iyilik yazılır. İnsanların dört kısım olmasına gelince; kimisine dünyada genişlik verilir ahirette darlık verilir, kimisine de dünyada darlık verilir ahirette de genişlik verilir. Kimisine hem dünya da hem de ahirette darlık verilir, kimisine de hem dünya da hem de ahirette genişlik verilir.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- amellerin altı türlü, insanların da dört çeşit olduğunu haber vermiştir. Altı türlü amel şunlardır; Birincisi: Yüce Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kimse Cennet'e girmeyi hak eder. İkincisi: Yüce Allah'a şirk koşarak ölen kimse de Cehennem'e girip orada ebedi kalmayı hak eder. Bu ikisi gerekli olan iki husustur. Üçüncüsü: İyi niyet karşılığında alınan sevap; kim bir iyilik yapmaya niyet eder ve kalbinde hissedinceye kadar bu niyetinde samimi olursa ki Allah onun bu niyetini bilmektedir. Sonra bir sebepten dolayı bu iyiliği yapamazsa, kendisine tam bir iyilik yazılır. Dördüncüsü: İşlenen kötülük; kim bir kötülük işlerse karşılığında bir kötülük yazılır. Bu ikisi misli misline ziyade olmadan yazılır. Beşincisi: Bir iyiliğe karşılık on iyilik verilir. Bu da bir iyilik yapmaya niyet edip onun yapılmasıdır. Bu durumda o kişiye on iyilik yazılır. Altıncısı: Bir iyiliğe karşılık yedi yüz sevap verilir. Bu da bir kimse Allah yolunda bir infakta bulunursa bir iyilik karşılığında kendisine yedi yüz sevap yazılır. Bu Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın kuluna lütfu ve ikramıdır. İnsanlar dört kısımdır, bunlar; Birincisi: Dünyada rızkı kendisine bol verilen, dilediği gibi istediklerini elde eden kimsedir. Ancak ahirette kendisine darlık verilir ve ahirette gideceği yer Cehennem'dir. Bu kimse dünyada zengin olan kâfirdir. İkincisi: Dünyada rızkı daraltılan kimsedir. Ancak ahirette kendisine bolluk verilir ve ahirette gideceği yer Cennet'tir. Bu kimse dünyada fakir olan Mümin'dir. Üçüncüsü: Dünyada ve ahirette rızkı daraltılan kimsedir. Bu kimse dünyada fakir olan kâfirdir. Dördüncüsü: Dünyada ve ahirette rızkı bol verilen kimsedir. Bu kimse dünyada zengin olan Mümin'dir.
- Yüce Allah'ın kulları üzerindeki lütfu ve iyiliklerin karşılığının kat kat verilmesinin büyüklüğü ifade edilmiştir.
- Yüce Allah'ın adaleti ve cömertliği ifade edilmiştir. Bir kötülük işlediğimizde adalet gereği bir kötülük olarak karşılığı verilir.
- Yüce Allah'a şirk koşmanın büyüklüğü ifade edilmiştir. Şirk koşan kimse Cennet'ten mahrum olur.
- Allah yolunda infak etmenin fazileti beyan edilmiştir.
- Allah yolunda infak etmenin sevabı yedi yüz katından başlar. Çünkü Allah yolunda infak etmek, La ilahe illallah'ı yüceltmeye yardımcı olur.
- İnsanların çeşitleri ve farklılıkları ifade edilmiştir.
- Dünyadaki bolluk Mümin'i ve kâfiri kapsar. Ahiretteki bolluk ise sadece Mümin içindir.
11 Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi
عن أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ رضي الله عنه قال: بينما نحن جلوس مع النبي صلى الله عليه وسلم في المسجد دخل رجل على جمل، فأناخه في المسجد ثم عقله، ثم قال لهم: أيكم محمد؟ والنبي صلى الله عليه وسلم متكئ بين ظهرانيهم، فقلنا: هذا الرجل الأبيض المتكئ. فقال له الرجل: يا ابن عبد المطلب فقال له النبي صلى الله عليه وسلم: «قد أجبتك». فقال الرجل للنبي صلى الله عليه وسلم: إني سائلك فمشدد عليك في المسألة، فلا تجد علي في نفسك؟ فقال: «سل عما بدا لك» فقال: أسألك بربك ورب من قبلك، آلله أرسلك إلى الناس كلهم؟ فقال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصلي الصلوات الخمس في اليوم والليلة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن نصوم هذا الشهر من السنة؟ قال: «اللهم نعم». قال: أنشدك بالله، آلله أمرك أن تأخذ هذه الصدقة من أغنيائنا فتقسمها على فقرائنا؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «اللهم نعم». فقال الرجل: آمنت بما جئت به، وأنا رسول من ورائي من قومي، وأنا ضمام بن ثعلبة أخو بني سعد بن بكر.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturduğumuz esnada deve üstünde biri gelip devesini mescidin kapısında çökerttikten sonra bağladı. Sonra orada oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı arasında dayanmış oturuyordu. Biz de, "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dedik. Adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: "Ey Abdulmuttalib’in oğlu!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama, «Seni dinliyorum.» dedi. Adam, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aklına geleni sor!» diye buyurdu. Adam, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına söyle, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına söyle, senenin şu belirli ayında (Ramazan) oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına, şu belirli sadakayı (zekâtı) zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam, "Sen ne getirdiysen ben ona iman ettim ve ben kavmimin geride kalanlarının da elçisiyim, dedi. Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik radıyallahu anh- bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturdukları esnada devesinin üzerinde bir adamın gelip mescidin kapısında devesini çökerttikten sonra bağladığını, sonra mescitte oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı arasında dayanmış bir şekilde oturduğunu, kendilerinin de; "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dediklerini, adamın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ey Abdulmuttalib’in oğlu!» dediğini, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Seni dinliyorum, dilediğini sor cevap vereceğim.» dediğini, adamın da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dediğini, yani bu sorularım karşısında bana kızma ve sana sıkıntı vermesin, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Dilediğini sor.» dediğini, adamın da, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına sana soruyorum, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de doğru söylediğini vurgulamak için «Allah'a yemin ederim ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, senenin belirli bir ayında ramazanda oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına, şu belirli sadakayı; zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, bunun üzerine de Dımâm b. Sa'lebe’'nin Müslüman olduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kavmini İslam'a davet edeceğini haber vermiştir. Sonra bu sahabe kendisini Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe olarak tanıtmıştır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mütevaziliği ifade edilmiştir. Çünkü adam kendisi ile ashabını birbirinden ayırt edememiştir.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı, soru soran kimseye karşı şefkati ifade edilmiştir. Zira sorulan sorulara güzel cevap vermek İslam'ın kabul edilmesine bir sebeptir.
- Bir kişinin hoş gördüğü takdirde beyaz ve buğday tenli olmak, uzun ya da kısa olmak gibi kusur ifade etmeyen özellikler ile tanıtılması caizdir.
- Kâfirin bir ihtiyaç için camiye girmesi caizdir.
- Hadiste hac ibadeti zikredilmemiştir. Çünkü bu adamın geldiği zamanda farz kılınmamış olabilir.
- Sahabeler insanları İslam'a davet etmeye hırslı olan kimselerdi. Bundan dolayı bu sahabe Müslüman olur olmaz, kavmini İslam'a davet etmek istedi.
12 Ya Rasûlallah, Sa'd'ın annesi vefat etti, o halde onun adına hangi sadakayı vermek daha hayırlıdır? Rasûlullah şöyle buyurdu: «Su» Bunun üzerine bir kuyu kazdı ve şöyle dedi: Bu Ümmü Sa'd içindir
عن سعد بن عبادة رضي الله عنه أنه قال: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أُمَّ سَعْدٍ مَاتَتْ، فَأَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ؟، قَالَ: «الْمَاءُ»، قَالَ: فَحَفَرَ بِئْرًا، وَقَالَ: هَذِهِ لِأُمِّ سَعْدٍ.
Sa'd b. Ubâde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ya Rasûlallah, Sa'd'ın annesi vefat etti, o halde onun adına hangi sadakayı vermek daha hayırlıdır? Rasûlullah şöyle buyurdu: «Su» Bunun üzerine bir kuyu kazdı ve şöyle dedi: Bu Ümmü Sa'd içindir.
Derecesi: Bu hadis rivayet yollarının toplamı ile hasendir · Kaynak: Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sa'd b. Ubâde -radıyallahu anh-'ın annesi vefat ettiğinde, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, annesi adına verilecek en iyi sadakanın ne olduğunu sordu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu: En hayırlı sadaka sudur, o da bir kuyu kazdı ve onu annesi adına sadaka olarak verdi.
- Suyun en güzel hayır türlerinden biri olduğu belirtilmiştir.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Sa'd'ı (sadaka-i cariye) olması için su kuyusu açmaya yönlendirdi. Çünkü su, dini ve dünyevi konularda faydası en genel olan (sadakadır). Ayrıca şiddetli sıcaklık, ihtiyaç ve suyun azlığı sebebiyle buna daha çok ihtiyaç vardır.
- Burada sadakanın sevabının ölülere ulaştığının delili vardır.
- Sa'd b. Ubâde -radıyallahu anh- annesine iyilik ve ihsanda bulunmuştur.
13 «Kendisine emredileni tamı tamına, eksiksiz olarak ve gönül hoşluğu ile yerine getirip verilmesi istenilen kişiye veren güvenilir müslüman kasadar, sadaka veren iki kişiden biridir.»
عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه عن النبيِّ -صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم- أَنَّهُ قَالَ: «الخَاِزنُ المسلم الأمين الَّذِي يُنْفِذُ ما أُمِرَ بِهِ فَيُعْطِيهِ كَامِلاً مُوَفَّراً طَيِّبَةً بِهِ نَفسُهُ فَيَدْفَعُه إلى الَّذِي أُمِرَ لَهُ بِهِ، أَحَدُ المُتَصَدِّقِين». وفي رواية: «الذي يُعطِي مَا أُمِرَ به».
Ebû Mûsâ el-Eş’arî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -salallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kendisine emredileni tamı tamına, eksiksiz olarak ve gönül hoşluğu ile yerine getirip verilmesi istenilen kişiye veren güvenilir müslüman kasadar, sadaka veren iki kişiden biridir.» Başka bir rivayette: «Emredileni veren» şeklindedir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Mûsâ el-Eş’arî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kendisine emredileni tamı tamına, eksiksiz olarak ve gönül hoşluğu ile yerine getirip verilmesi istenilen kişiye veren güvenilir müslüman kasadar, sadaka veren iki kişiden biridir.» Muttefekun Aleyh. Hâzin/Kasadar mübteda ve ehad'ul mütesaddikin/sadaka veren iki kişiden biridir ise haberdir. Şüphesiz ki kasadar iki kişi, şu dört özelliği toplayan kişidir: Müslüman olmak, güvenilir olmak, kendisine verilmesi için bırakılan şeyi yerine vermek, verilmesi istenileni gönül rahatlığıyla verirken mutlu ve güleryüzlü olmak. Birinci Özellik: İslam, yani müslüman olmaları. Bu kimseler müslümandır. Burada kâfir kastedilmemiştir. Eğer kasadar olan kimse güvenilir, vermekle emrolunanı veren bir kâfir ise o kimseye ecir yoktur. Çünkü kafirlere yapmış oldukları hayırdan dolayı kıyamette sevap yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik." (Furkân Suresi: 23) Başka bir ayette: "Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır." (Bakara Suresi: 217) buyrulmuştur. Eğer kâfir kimse hayır işler, sonra müslüman olursa geçmişte yapmış olduğu hayırların karşılığı ona verilir. İkinci özellik: Güvelir olan kimsedir. Emanet olarak ona verirler. Verilen malı korur, ifsad etmez, aşırılığa gitmez ve kendi malına katmaz. Üçüncü Özellik: Vermekle emrolunduğu şeyi yerine getirir. Çünkü bazı insanlar güvenilir olabilir. Ancak üşengeç olabilir. Bu kimse ise güvenilir ve vermekle emrolunduğunu yerine getirendir. Gücü ve güvenilirliği bir arada toplamıştır. Dördüncü Özellik: Verilmesi istenileni gönül rahatlığıyla verirken mutlu ve güler yüzlü olandır. Yani verdiği kimsenin başına kakmaz ya da kendi kereminden verdiğini izhar etmez. Bilakis gönül hoşnutluğuyla verir. Bu kimse kendi malından bir kuruş vermemiş olmasına rağmen sadaka veren iki kişiden biridir. Örnek olarak: Bir kişi mal sahibidir. Kasadar olan kişi; Müslüman güvenilir, verilmesi emredileni gönül rahatlığıyla sahibine veren birisidir. Kendisine malı güvendiği için veren kimse "Ey falanca! Şu fakire on bin riyal ver!" dediğinde, bu kasadar olan kimse Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in (bu hadiste) vasfettiği gibi verirse, on bin riyal sadaka veren kimse gibidir. Sadaka veren kimseninde sevabından hiçbir eksilme olmaz. Ancak bu Allah –Azze ve Celle-‘nin lütfudur.
14 Kim bu kız çocuklarının bakım ve sorumluluğunu üstlenir de onlara güzel davranırsa, onlar kendisi için Cehennem ateşine karşı bir perde (koruyucu) olurlar
عَن عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمِنين رضي الله عنها زَوْجَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَدَّثَتْهُ قَالَتْ: جَاءَتْنِي امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ تَسْأَلُنِي، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي غَيْرَ تَمْرَةٍ وَاحِدَةٍ، فَأَعْطَيْتُهَا فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَحَدَّثْتُهُ، فَقَالَ: «مَنْ يَلِي مِنْ هَذِهِ البَنَاتِ شَيْئًا، فَأَحْسَنَ إِلَيْهِنَّ، كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ».
Müminlerin annesi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âişe -radıyallahu anha- şöyle rivayet etmiştir: Yanıma, beraberinde iki kızı bulunan bir kadın geldi ve benden bir şeyler istedi. Yanımda ona verebileceğim tek bir hurmadan başka bir şey bulamadım. Ben de onu kendisine verdim. Kadın o tek hurmayı iki kızı arasında paylaştırdı; kendisi ondan hiçbir şey yemedi. Sonra kalkıp çıktı. Ardından Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma girdi. Ben de durumu kendisine anlattım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Kim bu kız çocuklarının bakım ve sorumluluğunu üstlenir de onlara güzel davranırsa, onlar kendisi için Cehennem ateşine karşı bir perde (koruyucu) olurlar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- yanına iki kızıyla birlikte bir kadının geldiğini haber vermektedir. Kadın, kendisinden yiyecek bir şey vermesini istedi. Ancak Âişe -radıyallahu anha-'ın yanında bir tek hurmadan başka verebileceği hiçbir şey yoktu. O da bu hurmayı kadına verdi. Kadın ise hurmayı iki kızı arasında paylaştırdı ve kendisi ondan hiçbir şey yemedi. Ardından kalkıp ayrıldı. Bir süre sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girdi. Âişe -radıyallahu anha- da bu olayı kendisine anlattı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kim kız çocuklarının bakım ve sorumluluğunu üstlenir; onlara ihsanda bulunur, güzel bir terbiye verir, yedirip içirir, giydirir ve bütün bunlara sabır gösterirse, o kızlar onun için Cehennem ateşine karşı bir örtü ve koruyucu olurlar.
- Kız çocuklarına bakmak ve onlar için çabalamak, insanı Cehennem ateşinden uzaklaştıran en büyük faziletlerden biridir.
- Az da olsa, kişinin imkânı ölçüsünde sadaka vermesi teşvik edilmiştir.
- Anne ve babaların çocuklarına duydukları sevgi çok yoğundur.
- Bu hadis, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ev halkının geçiminin ancak yetecek kadar olduğunu, evlerinde çoğu zaman fazla bir yiyecek bulunmadığını göstermektedir.
- Îsârın (başkasını kendine tercih etmenin) faziletini ve bunun müminlerin özelliklerinden biri olduğunu göstermektedir. Nitekim Âişe -radıyallahu anha-, şiddetli ihtiyaç içinde olmasına rağmen elindeki tek hurmayı o kadın ile iki kızına vermiş, onları kendisine tercih etmiştir. Bu da onun cömertliğini, eli açıklığını ve yüksek ahlâkını ortaya koymaktadır.
- Kız çocuklarının verilmesi "imtihan" olarak nitelendirilmiştir. Çünkü onların bakım ve geçimlerini üstlenmek birtakım zorluk ve meşakkatler içerir. Ayrıca bazı insanların kız çocuklarını hoş karşılamaması veya onların çoğunlukla kendi geçimlerini sağlayacak bir kazanç imkânına sahip olmamaları da bunun sebepleri arasında sayılmıştır.
- İslam, cahiliye devrinin yanlış ve kötü geleneklerini ortadan kaldırmıştır. Bu kapsamda, kız çocuklarına değer verilmesini, onlara iyi davranılmasını ve haklarının korunmasını özellikle tavsiye etmiştir.
- Hadisin bazı rivayetlerine göre, bu büyük ecir ve fazilet, yalnızca bir kız çocuğuna güzel bir şekilde bakıp onu yetiştiren kimse için de geçerlidir.
15 «Sadakaların en değerli ve kıymetlisi Allah yolunda çarpışan mücahide bağışlanan çadır gölgesi veya Allah yolunda çarpışan mücahide hizmet edecek hizmetçi veya Allah yolunda çarpışan mücahidin bineceği bir binektir.»
عن أبي أمامة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أفضل الصَّدَقَات ظِلُّ فُسْطَاطٍ في سَبِيل الله ومَنِيحَةُ خَادِم في سَبِيل الله، أو طَرُوقَةُ فَحْلٍ في سَبِيل الله».
Ebu Umâme -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sadakaların en değerli ve kıymetlisi Allah yolunda çarpışan mücahide bağışlanan çadır gölgesi veya Allah yolunda çarpışan mücahide hizmet edecek hizmetçi veya Allah yolunda çarpışan mücahidin bineceği bir binektir.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Kişinin harcamada bulunacağı en faziletli üç şey Allah yolunda çarpışan mücahide yahut bunun dışında muhtaç olan başkalarına bağışlanan çadır gölgesi veya hizmet edecek hizmetçi veya binilecek bir binektir. Muhakkak ki bunlar Allah yolunda yapılan harcamalardandır. Bu üç şeyin efdaliyeti insanların o zamanda bu şeylere duyulan ihtiyacından dolayı olabilir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de ashabını buna teşvik etmek istemişti. Günümüzde, insanların ya bu şeylere ihtiyacı hiç kalmadı ya da bazı yerlerde çok az kalmıştır. Bu husustaki hüküm (azınlığa göre değil) genele göre verilir. Bu hadis, Aişe -radıyallahu anha-’nın rivayet ettiği şu hadise benzemektedir: «Ey Aişe içinde hurma olmayan evin halkı açtır.» Müslim rivayet etmiştir. Şeyh İbn Bâz -rahimehullah- şöyle demiştir: İlim ehli nezdinde bu, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Medine ehlinin azığı olan hurma mesabesindedir.
16 «(Benden) bir şeyi ısrarla istemeyin. Allah'a yemin olsun ki, biriniz benden bir şey ister de o istediğini benden ben hoşnut olmasam da alır ve böylece kendisine verdiğimde bereket olmaz.»
عن معاوية بن أبي سفيان رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا تُلْحِفُوا في المسأَلة، فوالله لا يَسْألني أحدٌ منكم شيئًا، فَتُخْرِجَ له مسألته منِّي شيئًا وأنا له كارِهٌ، فيُبَارَك له فيما أَعْطَيتُه».
Ebu Abdurrahman Muaviye b. Ebî Sufyan -radiyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «(Benden) bir şeyi ısrarla istemeyin. Allah'a yemin olsun ki, biriniz benden bir şey ister de o istediğini benden ben hoşnut olmasam da alır ve böylece kendisine verdiğimde bereket olmaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Muaviye b. Ebî Sufyan -radiyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: (Benden) bir şeyi ısrarla istemeyin. Yani ısrarla talep etmeyin. İstemede aşırı gitmeyin. Hadiste geçen 'elhafe' ısrar etmek manasına gelen 'elahhe' fiiliyle tefsir edilir. Allah'a yemin olsun ki, biriniz benden bir şey ister de o istediğini benden, ben hoşnut olmasam da alır. Yani benden istenilen şeyi ben hoşlanmasam da benden alır. Burdaki cümle hal cümlesidir. Böylece kendisine verdiğimde bereket olmaz. Yani ısrarla istemesine karşılık bereket bulamaz.
17 Veren el, alan elden daha hayırlıdır
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ وَهُوَ عَلَى المِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ، وَالتَّعَفُّفَ، وَالمَسْأَلَةَ: «اليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ السُّفْلَى، فَاليَدُ العُلْيَا: هِيَ المُنْفِقَةُ، وَالسُّفْلَى: هِيَ السَّائِلَةُ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- minberde iken sadaka vermekten, iffetli olmaktan (kimseye muhtaç görünmemekten) ve istemekten (dilenmekten) söz ederek şöyle buyurdu: «Veren el, alan elden daha hayırlıdır. Veren el (infak eden) eldir; alan el ise isteyen (dilenen) eldir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minberde hutbe irad ederken sadakadan ve insanlardan istemeyip iffetli davranmaktan söz etti. Ardından şöyle buyurdu: Veren ve bahşeden üstün el; isteyen alan elden daha hayırlı ve Allah'a daha sevgilidir.
- Bu hadiste, hayır yollarında mal harcamanın ve infakta bulunmanın fazileti, buna karşılık insanlardan istemenin (dilenmenin) ise kınanması vardır.
- Bu hadiste, insanlardan istemeyip iffetli davranmaya ve onlara muhtaç olmamaya teşvik vardır. Ayrıca yüce ahlâk ve faziletli davranışlara yönelmeyi, bayağı ve değersiz işlerden uzak durmayı öğütler. Çünkü Allah, yüce ve üstün ahlâkı sever.
- En üstün olan, veren (infak eden) eldir. Sonra, almaya tenezzül etmeyip iffetini koruyan el gelir. Ardından, istemeden kendisine verilen şeyi kabul eden el gelir. En aşağı derecede olan ise, insanlardan isteyip dilenen eldir.
18 «Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden gönderdiğidir. Mirasçısının malı ise (harcamayıp) geride bıraktığıdır!»
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أيُّكم مالُ وارثِه أحَبُّ إليه من مالَه؟» قالوا: يا رسول الله، ما منَّا أحد إلا مَالُه أحَبُّ إليه. قال: «فإن مالَه ما قدَّم، ومالُ وارثِه ما أخَّر».
İbn Mes'ud merfû olarak rivayet ediyor: Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Hanginize mirasçısının malı kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Onlar: "Ey Allah’ın Rasûlü! Hepimiz malımızı mirasçının malından daha fazla severiz.” dediler. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem de-: «Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden gönderdiğidir. Mirasçısının malı ise (harcamayıp) geride bıraktığıdır!» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine; «Hanginize mirasçısının malı kendi malından daha sevimlidir?» diye sordu. Yani hanginiz mirasçısından miras yoluyla alıp, sahip olduğu malı kendi eliyle kazandığı maldan daha fazla sever. Onlar: “Hepimiz malımızı mirasçının malından daha fazla severiz.” dediler. Yani her insan kendi eliyle kazandığı tam tasarruf sahibi olduğu malını, başkasının malından daha çok sever. Zira insan kendi malı, istek ve arzularını gerçekleştirmesi için bir vesiledir. Bunun üzerine Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden gönderdiğidir.» Yani kişinin hayattayken kendisi için, hac ibadeti, vakıf bırakmak, okul yapmak, cami, hastane inşa etmek, ailesi ve kendisi için harcadıkları mal ve mülkü kıyamet gününde önünde bulacaktır. Dünya hayatında Allah yolunda harcamayıp, biriktirdiği malı kendine ait olmayıp, mirasçılarına taksim edilecektir. Hiçbir karşılığını bulamayacaktır. Bu manada İmam Müslim Abdullah b. Eş-Şıhhîyr –radıyallahu anh-’den bir hadis rivayet etmiştir. "Allah Rasûlü’nün yanına gelmiştim. Sizi çokluk oyaladı ayetini okuyordu. Ademoğlu malım malım, der durur. Senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka verip baki bıraktığın malından başkası mı vardır?" Bu hadis insanın kendisine ait malın tümünü Allah yolunda harcaması gerektiği anlamına gelmez. Manası şöyledir: Nasıl ki insan mirasçılarına mal bırakmak için çalışıp, didinir. İşte böyle aynı ciddiyetle ahireti için da çalışıp, bir şeyler biriktirmesi gerekir. Kendisi için, hanımı, çocukları ve anne babası için harcaması farz olan masrafların dışında artan malını ahireti için harcamalıdır. İnsanın bu sayılan kişilere bakması farzdır. Ebu Umame –radıyallahu anh-'dan rivayet olunan bir hadiste Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Ey insan, fazla olan malını harcaman senin için hayırlıdır. O malı yanında alıkoyman senin için şerdir.» Müslim, 2/718, no:1036.
19 «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir: Biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.»
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا حَسَدَ إلا في اثنتين: رجل آتاه الله مالا، فسَلَّطَه على هَلَكَتِهِ في الحَقِّ، ورجل آتاه الله حِكْمَة، فهو يقضي بها ويُعَلِّمَها». وعن ابن عمر رضي الله عنهما ، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لا حسد إلا في اثنتين: رجل آتاه الله القرآن، فهو يقوم به آناء الليل وآناء النهار، ورجل آتاه الله مالا، فهو ينفقه آناء الليل وآناء النهار».
Abdullah İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir; biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.» İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yalnız şu iki kişiye gıpta edilmelidir: Biri, Allah’ın kendisine verdiği Kur’ân ile gece gündüz meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz harcayan kimsedir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- burada hasedin bir çok çeşidi olduğuna işaret etmiştir. Bazısı zemmedilmiş haset olup, şer'î olarak haram kılınmıştır. O da kişinin kardeşinde olan nimetin zevalini temenni etmesidir. Mubah olan haset vardır. O da dünyalık bir nimeti başkasında görüp, aynısını kendisi için temenni etmesidir. Bir de övülen haset vardır ki şer'î olarak müstehaptır. O da başkasında dini bir nimeti görür ve kendisi için temenni eder. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir.» sözünde bunu kasdetmektedir. Yani haset; çeşitlerinde ve hükümlerinde farklılık göstermektedir. Çeşitleri olsa da iki tür haset dışında hiç bir haset müstesap olmaz ve övülmez. Birinci tür: Allah Teâlâ, zengin, takvalı olan kişiye helal mal vermiş ve bu malını Allah yolunda infak etmiştir. Bir kimse de onun gibi olmayı temenni etmiş ve bu nimete gıbta etmiştir. İkinci tür: Allah Teâlâ, alim olan kimseye kendisiyle amel ettiği faydalı ilim vermiş ve bu kişi başkasına bu ilmi öğretmiş ve insanlar arasında bununla hüküm vermiştir. Bir kimse de onun gibi olmak istemiş (ve bu nimete gıbta etmiştir.)
20 Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?" Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu: «Güçlü kuvvetliyken, sağlığın yerinde olup malına düşkün olduğunda, fakir düşmekten korktuğun ve daha çok zengin olmayı düşlediğin bir sırada verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de “falana şu kadar”, “filana bu kadar” demeye bırakma/erteleme. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunun olmuştur.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، أي الصدقة أعظم أجرًا؟ قال: «أن تَصَدَّقَ وأنت صحيحٌ شَحِيحٌ، تخشى الفقر وتَأَمَلُ الغِنى، ولا تُمْهِلْ حتى إذا بلغتِ الحُلْقُومَ قلت: لفلان كذا ولفلان كذا، وقد كان لفلان».
Ebu Hureyre -radıyallahhu anh- anlatıyor: "Bir adam Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem- gelip: "Ey Allah’ın elçisi! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?" Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu: «Güçlü kuvvetliyken, sağlığın yerinde olup malına düşkün olduğunda, fakir düşmekten korktuğun ve daha çok zengin olmayı düşlediğin bir sırada verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de “falana şu kadar”, “filana bu kadar” demeye bırakma/erteleme. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunun olmuştur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem- gelip, hangi sadakanın sevabı daha büyüktür diye sormuştur. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de ona: «Gücün kuvvetin ve sağlığın yerindeyken, malına düşkün olduğunda, hayatın uzun olup fakir düşmekten korktuğunda ve daha çok zengin olmayı düşlediğin bir sırada sadaka vermelisin. Sadaka vermeyi, falana şu kadar sadaka ya da vasiyetim veya filana bu kadar sadaka ya da vasiyetim diyerek ölüm sana gelip, bu dünyadan ayrılacağını anladığın zamana erteleme. Çünkü mal artık mirasçılarının malıdır.» Şerh Riyazussalihin İbn Useymin şerhi(2/29,30), Delilul Falihin (2/52, 53)
21 «Müslümana kölesi ve bineği için zekat (vermesi) gerekmez.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «ليس على المُسلِم في عبدِهِ وَلاَ فَرَسهِ صَدَقَة». وفي لفظ: «إلا زكاة الفِطر في الرقيق».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslümana kölesi ve bineği için zekat gerekmez.» Başka bir lafızda: «Köle için, fıtır sadakası dışında zekat verilmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Zekat müessesesi; adalet ve eşitlik üzerine bina edilmiştir. Bundan dolayı Allah Teâlâ zekatı, zenginin artan malı için ve yerden elde edilen mahsul, ticaret malları gibi artmaya hazır olan mallar için farz kılmıştır. Ancak artmayan -edinilen ve kullanılan- malların sahibi bu malların zekatını vermez; çünkü müslümanın kendi nefsine has mallardır. Bunlar; kişinin atı, devesi, arabası gibi bineği, kendisine hizmet eden kölesi ve kullanmak için hazırladığı kap kacağı ve eşyasıdır. Ancak kölenin fıtır sadakasının verilmesi bundan müstesnadır. Çünkü köle bir ticaret için olmasa dahi ona da fıtır sadakası farzdır. Çünkü fıtır sadakası mal ile değil beden ile alakalıdır.
22 «Hayvanların yaralanması hederdir, kuyu hederdir, maden hederdir. Rikazda (define) da beşte bir vardır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «العَجْمَاءُ جُبَارٌ، والبئر جُبارٌ، وَالمَعْدِنُ جُبارٌ، وفي الرِّكَازِ الْخُمْسُ».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Hayvanların yaralanması hederdir, kuyu hederdir, maden hederdir. Rikazda (define) da beşte bir vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den telef olan bir malın, hayvanın yaptığı bir şeyle alakalı eksiklik ya da kuyuya veyahut madene girmesiyle tazminiyle alakalı hükümden haber veriyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- hayvanın fiili ile meydana gelen telefin ya da eksikliğin (zararın) hiç kimseye bir tazminat yükümlülüğü olmayacağını açıklıyor. Aynı şekilde bir adamın kuyuya girip ölmesi ya da ona zarar gelmesi sebebiyle bir tazminat yükümlülüğünün olmadığını beyan ediyor. Çünkü hayvana, kuyuya ve madene tazminatın yükümlülüğü verilemez. Eğer bir eksiklik ve bilerek yapma durumu yoksa bunların sahiplerine de tazminat yüklenemez. Sonra kim az olsun ya da çok olsun bir define bulduysa onun üzerine beşte birini vermesi gerekir. Çünkü o bu defineyi meşakkat ve yorulmadan elde etmiştir ve kalanı da onundur.
23 ‘’Ey Yezid! Sana, niyet ettiğinin sevabı vardır. Ey Ma’n! Aldığın (altınlar) da senindir.’’
عن معن بن يزيد بن الأخنس رضي الله عنهم قال: كان أبي يزيدُ أَخْرجَ دَنَانِيرَ يتصدقُ بها، فوضعها عند رجلٍ في المسجدِ، فجِئْتُ فأخذتُها فأَتَيْتُهُ بها، فقال: واللهِ، ما إيَّاكَ أردتُ، فخَاصَمْتُهُ إلى رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فقال: «لكَ ما نويتَ يا يزيدُ، ولك ما أخذتَ يا معنُ».
Ma’n İbn Yezid İbn Ahnes –radıyallahu anhum-’dan rivayet edildiğine göre, bir keresinde babam Yezid, tasadduk etmek için bir miktar altın ayırıp kendi namına sadaka vermesi için mescitte birine bırakmıştı. Sonra ben (bu adama) geldim, altınları ondan alıp babamın yanına gittim. Bunun üzerine babam, ‘’Vallahi sana verilmesi için bırakmadım.’’ deyip altınları almak istedi. Sonunda babamı Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet ettim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Yezid! Sana, niyet ettiğinin sevabı vardır. Ey Ma’n! Aldığın (altınlar) da senindir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Yezid b. el-Ahnes fakirlere sadaka olarak vermesi için mescitteki bir adama dirhem verdi. Oğlu Ma’n gelerek bu dirhemleri aldı. Ve ona şöyle dedi: "Sana verilmesi için bırakmadım.’’ Aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gittiler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu: Ey Yezid sana niyet ettiğinin karşılığı vardır. Çünkü sen sadakayı Müslümanlardan fakir birine ulaştırdın, niyetine göre de ecrini aldın. Ey Ma’n aldığın (altınlar) da senindir. Çünkü sen onları doğru bir şekilde aldın. Yezid’in oğlu bu sadakaları hak edenlerden biri idi.
24 «Ye, iç, giy ve tasadduk et. Fakat israftan ve kibirden sakın!»
عن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما مرفوعاً: "كُلُوا، وَاشْرَبُوا، وَتَصَدَّقُوا، وَالْبَسُوا، غَيْرَ مَخِيلَة، وَلَا سَرَف".
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yeyin, için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının.!»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Buhârî cezm sıygasıyla muallak olarak rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis yemede, içmede, giymede israfa kaçılmasının haram olduğuna delalet etmektedir. Sadaka verirken de riya olmadan ve şöhrete kaçmadan verilmesi emredilmiştir. İsrafın hakikati her söz ve fiilde haddi aşmaktır. Harcamadaki israf, israfın en meşhur olanıdır. Hadis, Allah Teâlâ'nın şu sözünden alınmıştır: "Yeyin için fakat israf etmeyin." (A'raf Suresi: 31) Bu hadiste kibir ve kendini beğenmişlik haram kılınmıştır. Bu hadis, kişinin kendisine çeki düzen vermesi için faziletli amelleri bir araya toplamıştır ve aynı zamanda bedenin ve ruhun dünya ve ahirette maslahatına olan şeyleri içermektedir. Her şeyde olan israf, beden ve yaşama zarar verir ve bunları heba etmeye götürür. Eğer ruh, bir çok hususta bedene tabi oluyorsa ve kibir kendini beğenmişliğe götürüyorsa nefse zarar verir. Ahirette günah kazandırması bakımından, dünyada da insanların öfkesine sebebiyet vermesi bakımından zararlıdır. Buhari'nin muallak olarak İbn Abbas'tan rivayet ettiği hadiste söyle buyrulmuştur: «İstediğini ye, istediğini giy! Seni yanlış yola götüren, israf ve kibirlenmektir.»
25 "Bir buttan başka hiçbir şey kalmadı." diye cevap verir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- "Buttan başka hepsi bize kalmış (öyleyse)." diye yanıtlar.
عن عائشة رضي الله عنها : أنهم ذبحوا شاة فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «ما بقي منها؟» قالت: ما بقي منها إلا كتفها. قال: «بقي كلها غير كتفها».
Âişe -radıyallahu anha- bir keresinde küçük baş bir koyun kestiklerini haber veriyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kesilen hayvandan geriye ne kadar kaldığını sorunca, Âişe -radıyallahu anha-:"Bir buttan başka hiçbir şey kalmadı." diye cevap verir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Buttan başka hepsi bize kalmış (öyleyse)." diye yanıtlar.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Yani kesilen hayvanın but kısmı hariç bütün etlerini sadaka olarak vermişler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle demiştir: "Öyleyse ahiret gününde buttan başka hepsi bize kalmış olacaktır."
26 «İnfak et! Sayıp durma, Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. Paranı çömlekte saklama, Allah da senden saklar.»
عن أسماء بنت أبي بكر الصديق رضي الله عنهما قالت: قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا تُوكِي فيُوكَى عليك». وفي رواية: «أَنْفِقِي أو انْفَحِي، أو انْضَحِي، ولا تُحْصِي فيُحْصِي الله عليك، ولا تُوعِي فيُوعِي الله عليك».
Esmâ Bint Ebî Bekir -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre Esmâ; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurdu: demiştir: «Kesenin ağzını sıkma! Allah da sana sıkarak verir!» Bir rivayette şöyle buyurduğu nakledilmiştir: «İnfak et, sayıp durma, Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. Paranı çömlekte saklama, Allah da senden saklar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Esmâ Bint Ebî Bekir -radıyallahu anhuma-'ya şöyle buyurmuştur: Biriktirip elindekileri sıkma, bu şekilde elindekileri infak etmeyerek sıktığın zaman sana gelen rızık kesilir. Ona; Allah Teâlâ'nın rızasını kazanma yolunda infak etmeyi emretmiştir. Rızkın kesilmesi korkusuyla sayma! Eğer böyle yaparsan bu, infakının kesilmesine sebep olur. O da şu sözün manasıdır: «Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger.» Fazla malı fakirlere vermekten kendini men etme. Allah'ta senden fazlını engeller ve senden esirger.
27 «Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «مثل البخيل والمنفق، كمثل رجلين عليهما جُنتان من حديد من ثُدِيِّهما إلى تَرَاقِيهما، فأمَّا المنفق فلا ينفق إلا سَبَغت -أو وَفَرَت- على جلده حتى تخفي بنانه وتَعْفُو أثره، وأمَّا البخيل فلا يريد أن ينفق شيئاً إلا لزقت كل حلقة مكانها، فهو يوسعها فلا تتسع».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: «Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Cömert, sadaka verdikçe üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allahٌ Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cimri ile cömerdin örneğini söyle vermiştir: Göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Köprücük kemiği göğsün en üst kısmında bulunmaktadır. Cömert olan her infak ettiğinde zırhı genişler, uzar ve arkasından sürüklenir. Ayaklarını örter ve ayak izlerini siler. Ancak cimri olan kimse zırhı giymek istediğinde elleri boynunda birleşip orada takılı kalır, genişletmek istese de başaramaz.
28 Bir defasında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir seferde bulunuyorduk. Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قال: بينما نحن في سفرٍ مع النبيِّ صلى الله عليه وسلم إذ جاء رجلٌ على رَاحِلةٍ له، فجعلَ يَصرِفُ بصرَه يمينًا وشمالًا، فقال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : "من كان معه فَضْلُ ظَهرٍ فَليَعُدْ به على من لا ظَهرَ له، ومن كان له فضلٌ من زادٍ، فَليَعُدْ به على من لا زادَ له"، فذكرَ من أصنافِ المالِ ما ذكر حتى رأينا أنه لا حقَّ لأحدٍ منَّا في فضلٍ.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir defasında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir seferde bulunuyorduk. Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi. Bir şeyler umarak sağa sola bakınmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Yanında ihtiyacından fazla binek hayvanı olanlar, olmayanlara versinler. Fazla azığı olanlar, azığı olmayanlara versinler” buyurdu. Hz. Peygamber daha birçok mal çeşidi saydı. İşte o zaman kimsenin ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya hakkı olmadığını anladık.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- dedi ki:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber bir seferde bulunuyorlarken Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi.İhtiyacını giderecek bir şeyler umarak sağa sola bakınmaya başladı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında ihtiyacından fazla binek hayvanı olanlar, olmayanlara versinler. Fazla azığı olanlar, azığı olmayanlara tasadduk edip versinler” buyurdu.Ravi diyor ki:İşte o zaman kimsenin ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya hakkı olmadığını zannettik.
29 “Tükür, tükür! At onu! Bizim sadaka verilen şeyleri yemediğimizi bilmiyor musun?”
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: أخذ الحسن بن علي رضي الله عنهما تمرة من تمر الصدقة فجعلها في فيه، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «كَخْ كَخْ ارْمِ بها، أما علمت أنَّا لا نأكل الصدقة!؟». وفي رواية: «أنَّا لا تَحِلُّ لنا الصدقة».
Ebû Hureyre’den –radıyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Hasan b. Ali –radıyallahu anhuma- sadaka verilen hurmalardan birini alıp ağzına atmıştı. Bunu gören Rasûlullah- sallallahu aleyhi ve selem-: “Tükür, tükür! At onu! Bizim sadaka verilen şeyleri yemediğimizi bilmiyor musun?” buyurdu. Bir rivayete göre şöyle buyurdu: “Bize sadaka helal değildir, bilmiyor musun?”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hasan b. Ali –radıyallahu anhuma- zekât olarak toplanan hurmalardan birini alıp ağzına atmıştı. Bunu gören Rasûlullah- sallallahu aleyhi ve selem-: “Tükür, tükür." Yani bu sana uygun değil demiştir. Sonra da ağzından çıkarmasını ona emretmiştir. Şüphesiz ki sadaka bize helal değildir, diye buyurmuştur. Muhammed –sallallahu aleyhi ve sellem- ailesine sadaka helal değildir. Çünkü onlar insanların en şereflisidir. Zekat ve sadaka insan oğlunun (malının) kiridir. İnsanların en şerefli olanlarına da bu malların kirini almak yakışmaz. Nebi –sallallahu aleyhi ve selem-'in amcası Abbas b. Abdilmuttalib’e –radıyallagu anh-'ın dediği gibi: Şüphesiz ki sadaka biz Muhammed ailesine helal değildir. Çünkü o insanların (malının) kiridir.
30 'Sadakanın en hayırlısı ihtiyaç fazlası maldan verilendir. sadakadır.Veren al alan elden üstündür.Biriniz nafakası kendine ait olandan başlasın.
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "خير الصدقة ما كان عن ظَهْر غِنى، واليدُ العُليا خيرٌ مِن اليد السُّفلى، وليَبدأْ أحدُكم بِمَن يَعول". تقول امرأته: أنْفِقْ علَيَّ، وتقول أمُّ ولده: إلى مَن تَكِلُني، ويقول له عَبْدُه: أطْعِمْنِي واسْتَعْمِلْنِي.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Sadakanın en hayırlısı ihtiyaç fazlası maldan verilendir. sadakadır.Veren al alan elden üstündür.Biriniz nafakası kendine ait olandan başlasın.''Hanımı ona şöyle der:Bana ver.Ümmü veledi de şöyle der:Beni kime bırakıyorsun.Köleside der ki:Beni doyur,beni çalıştır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Hibbân rivayet etmiştir - Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis sadakaların en faziletlisinin sadaka veren kişinin ailesinin ve ehlinin ihtiyaç duymadığı şeyden vermesi olduğunu beyan etmektedir.Kendi borcunu ödemek için de ihtiyacı yoktur.İnfak eden için yapılması öncelikli olan karısı,çocukları,köleleri gibi vermesi gerekli kişilerden başlamasıdır.Nafakayı yakınlarından saklayıp ta uzak olanlara vermesi doğru değildir.Yakın akrabalarını ve ona muhtaç olanları bırakıp uzak olanlara infak etmesi doğru değildir.Hadis bir kimsenin yanında kendi harcamaları ve elinin altındaki kişilerin harcamalarından arta kalırsa o fakirlerden ve ihtiyaç sahiplerinden uzak olanlara sadaka olarak vereceğini beyan etmiştir.Sonra da hadis infak etmenin faziletini açıklamış,veren el ve manevi ve hissi olarak infak edenin, alan kimseden daha üstün olduğunu beyan etmiştir.Bu da, o kişinin malından infak ettiğinden ve ihsanda bulunmasındandır.
31 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu Yemen'e gönderdiğinde, sığırlardan her otuz sığır için bir yaşını doldurmuş erkek veya dişi buzağı,
عَنْ مُعَاذٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمَّا وَجَّهَهُ إِلَى الْيَمَنِ أَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنَ الْبَقَرِ مِنْ كُلِّ ثَلَاثِينَ تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً، وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً، وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ -يَعْنِي مُحْتَلِمًا- دِينَارًا أَوْ عَدْلَهُ مِنَ المَعَافِرِ، ثِيَابٌ تَكُونُ بِالْيَمَنِ.
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu Yemen'e gönderdiğinde, sığırlardan her otuz sığır için bir yaşını doldurmuş erkek veya dişi buzağı, her kırk sığır için ise iki yaşını doldurmuş bir sığır almasını emretti. Ayrıca ergenlik çağına ulaşmış her zimmiden bir dinar veya bunun karşılığı olan Maâfir kumaşından bir dinara eşdeğer miktarda kumaş almasını emretti. Maâfir, Yemen’de üretilen bir tür giysidir.
Derecesi: Bu hadis şahitleriyle birlikte sahihtir · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'ı Yemen'e insanları İslam'a davet etmek ve onlara öğretmek için gönderdi. Ona verdiği emirlerden biri de Müslümanların sığırlarının zekâtını almaktı. Buna göre her otuz sığırdan bir yaşını tamamlamış erkek veya dişi buzağı, her kırk sığırdan ise iki yaşını tamamlamış bir sığır alacaktı. Ayrıca Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan Ehl-i kitaptan, ergenlik çağına ulaşmış her erkekten bir dinar veya Yemen’de üretilen ve “Maâfir” adı verilen kumaştan bir dinar değerinde olanını cizye olarak almasını emretti.
- Cizye, yalnızca ergenlik çağına ulaşmış erkeklerden alınır. Çünkü kendisinden cizye alınmayan kimsenin ölçüsü, esir alındığında öldürülmesi caiz olmayan kişi olmasıdır. Bunlara çocuklar, kadınlar ve diğerleri dahildir.
- Cizye miktarının belirlenmesi imamın (devlet başkanının) içtihadına bırakılmıştır. Zira cizyenin miktarı; mekâna ve zamana, zenginlik ve fakirliğe göre değişiklik gösterebilir. Bunun delili, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Yemen halkı için cizyenin miktarını kendisinin belirlemesidir. Muâz’a: “Ergenlik çağına ulaşmış her kişiden bir dinar al.” buyurmuştur. Buna karşılık Ömer -radıyallahu anh- Şam halkı için cizyenin miktarını belirlediğinde, cizye miktarını artırmıştır.
- Zekâtın toplanmasına özen göstermek ve onu toplayacak kişileri görevlendirmek devlet başkanının (veliü'l-emr) görevlerindendir.
- Tebî‘: Bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşına girmiş olan danadır. Tebî‘ olarak adlandırılmasının sebebi, hâlâ annesinin peşinden gitmesidir.
- Dinar: Altın bir para birimidir. İslam dinarının ağırlığı, 4,25 gram altındır.
32 Dilerseniz size veririm; fakat zenginlere veya güçlü, sağlıklı olanlara bu zekâttan pay verilmez
عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ الخِيَارِ قَالَ: أَخْبَرَنِي رَجُلَانِ أَنَّهُمَا أَتَيَا النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي حَجَّةِ الوَدَاعِ وَهُوَ يُقَسِّمُ الصَّدَقَةَ، فَسَأَلَاهُ مِنْهَا، فَرَفَّعَ فِينَا البَصَرَ وَخَفَّضَهُ، فَرَآنَا جَلْدَيْنِ، فَقَالَ: «إِنَّ شِئْتُمَا أَعْطَيْتُكُمَا، وَلَا حَظَّ فِيهَا لِغَنِيٍّ، وَلَا لِقَوِيٍّ مُكْتَسِبٍ».
Ubeydullah b. Adiy b. el-Hıyâr'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: İki adam bana, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda zekât dağıtırken onun yanına gittiklerini anlattılar. Ondan kendilerine zekâttan vermesini istediler. O da bize bakıp, gözlerini indirip kaldırarak, güçlü olduğumuzu görünce şöyle dedi: «Dilerseniz size veririm; fakat zenginlere veya güçlü, sağlıklı olanlara bu zekâttan pay verilmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda zekât dağıtırken iki adam yanına gelip zekâttan kendilerine de vermesini istediler. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- durumlarını anlamak ve kendilerine zekâtın helal olup olmadığını öğrenmek için dikkatlice süzerek onlara baktı. Onları iki güçlü adam olarak gördü ve şöyle dedi: İsterseniz size zekâttan biraz vereyim; ama kendi geçimini sağlayacak kadar parası olan veya çalışıp para kazanabilen, zengin sayılacak kadar parası olmasa bile bu durumdaki kimsenin bu zekâttan payı yoktur.
- Zengin, varlıklı veya güçlü bir kişinin zekâttan istemesi haramdır.
- Parası olup olmadığı bilinmeyen bir kişiyle ilgili temel ilke, fakir sayılması ve zekâtı almayı hak etmesidir.
- Yalnızca fiziksel güce sahip olmak, kişinin zekâttan yararlanma hakkına sahip olmadığı anlamına gelmez; aksine, gücün yanı sıra çalışıp mal edinme yeteneği de olmalıdır.
- Kendi geçimini sağlayacak kadar kazanabilen bir kişinin, kazanç yoluyla kendi kendine yeterli olduğu için, farz olan zekâttan pay alması caiz değildir. Tıpkı zengin bir kişinin malı ile kendi kendine yeterli olması gibidir.
- Müslümanın kişiliğinin gelişiminde büyük Nebevî terbiye insanın izzetli olması; almaktan, istemekten ve tembellikten ziyade, vermeye yönelik bir eğitimdir.
33 «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: كان أبو طلحة رضي الله عنه أكثر الأنصار بالمدينة مالا من نخل، وكان أحب أمواله إليه بَيْرَحَاء، وكانت مُسْتَقبِلَةَ المسجد وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يدخلها ويشرب من ماء فيها طيب. قال أنس: فلما نزلت هذه الآية: {لن تنالوا البر حتى تُنِفُقوا مما تُحبون} قام أبو طلحة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، إن الله تعالى أنزل عليك: {لن تنالوا البر حتى تنفقوا مما تحبون} وإن أحب مالي إلي بَيْرَحَاء، وإنها صدقة لله تعالى ، أرجو بِرَّهَا وذُخْرَهَا عند الله تعالى ، فَضَعْهَا يا رسول الله حيث أَرَاكَ الله، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «بَخٍ ذلك مال رَابِحٌ، ذلك مال رابح، وقد سمعتُ ما قلتَ، وإني أرى أن تجعلها في الأقربين»، فقال أبو طلحة: أفعل يا رسول الله، فقسمها أبو طلحة في أقاربه، وبني عمه.
Enes -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Ebu Talha, Medine'de hurma bahçesine sahip olma bakımından Ensâr'ın en zengini idi. Ebu Talha’nın kendisine mallarının en sevimlisi olanı ise Beyruhâ (denilen bahçesi) idi. Beyruhâ, Mescid'in karşısında idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes -radıyallahu anh- dedi ki: Şu "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha kalkıp, doğru Rasûlullah'a geldi de: Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ; "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana malımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ, Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında onun iyiliğini umut ediyorum. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bahçemi Allah'ın sana gösterdiği uygun yere koy, sarf et, dedi. Enes dedi ki: Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu (senin dediğin gibi) yapacağım," dedi. Ebu Talha Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebu Talha, Medine'de bahçelik cihetiyle Ensâr'ın en zengini idi. O’nun, Mescid’in karşısında Beyruhâ diye içinde güzel suyu olan bir bostanı/bahçesi vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha hemen hızlıca kalkıp, doğru Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana mallarımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ -bostanın ismidir-, Allah ve Rasulü için bir sadakadır. Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha bunu yaptı ve Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
34 ‘’Ey Ömer! Yoksa sen amcanın baba gibi olduğunun farkında değil misin?’’
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: «بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم عمر رضي الله عنه على الصدقة. فقيل: منع ابن جميل وخالد بن الوليد، والعباس عم رسول الله صلى الله عليه وسلم . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم ما يَنْقِم ابن جميل إلا أن كان فقيرا: فأغناه الله؟ وأما خالد: فإنكم تظلمون خالدا؛ فقد احْتَبَسَ أَدْرَاعَهُ وَأَعْتَادَهُ في سبيل الله. وأما العباس: فهي عليَّ ومثلها. ثم قال: يا عمر، أما شَعَرْتَ أن عمَّ الرجل صِنْوُ أبيه؟».
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Ömer’i zekât toplama görevi ile görevlendirdi. İbn Cemil, Halid b. El-Velid ve Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in amcası Abbas’ın, zekâtını ödemediği söylendi. Bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: «İbn Cemil niye böyle yapıyor ki? Çünkü o ancak fakir birisi idi, sonra Allah onu zengin etti. Halid’e gelince siz Halid’e haksızlık ediyorsunuz. O zırhlarını, savaş araç ve gereçlerini Allah yolunda vakfetmiş bulunuyor. Abbas’a gelince onun zekâtını ödemek benim üzerime onunla birlikte bir misli daha olsun.» Sonra: «Ey Ömer! Yoksa sen amcanın baba gibi olduğunun farkında değil misin?» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Ömer İbn el-Hattab –radıyallahu anh-’ı zekât toplama görevi ile görevlendirdi. Ömer –radıyallahu anh- Abbas İbn Abdulmuttalib’e geldiği zaman zekâtı vermeyi reddetmiştir. Keza Halid b. Velid ve İbn Cemil de vermediler. Ömer –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi, o üç kişiden şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: İbn Cemil’e gelince, onun vermemesi için bir bahanesi yoktur. Fakir idi, Allah ona zenginlik verdi. Bu zenginlik onun insanların ilk teslim olanlarından olmasını gerektirir. Halid’e gelince siz Halid’e haksızlık ediyorsunuz. O zırhlarını, savaş araç ve gereçlerini Allah yolunda vakfetmiş bulunuyor. Nasıl olur da farz olmayan bir infak ile Allah Teâlâ’ya yaklaşmış bir adamdan zekâtı vermemesi beklenebilir, bu uzak bir şeydir. Abbas’a gelince Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- onun adına zekatı üstlenmiştir. Bunu, makamı ve değeri sebebiyle yapmıştır. Buna da şu sözü delalet etmektedir: ‘’Yoksa sen amcanın baba gibi olduğunun farkında değil misin?’’ Teysiru’l-Allâm (1/304), Tenbihu’l-Efham: (399), Te’sisu’l-Ahkâm Şerh edilen hadis no, (173).
35 Adamın biri sahrada yolculuk yapmaktaydı.
عن أبي هريرة عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم قال: "بينما رجلٌ يمشي بفلاةٍ من الأرضِ، فسمع صوتًا في سحابةٍ: اسقِ حديقةَ فلانٍ. فتنحَّى ذلك السحابُ، فأفرغ ماءَه في حرةٍ، فإذا شَرْجَةٌ من تلك الشِّرَاجِ قد استوعبتْ ذلك الماءَ كلَّه، فتتَّبع الماءَ، فإذا رجلٌ قائمٌ في حديقته يُحوِّلُ الماءَ بمسحاته، فقال له: يا عبدَ اللهِ؛ ما اسمُك؟، قال: فلانٌ للاسم الذي سمعَ في السحابة، فقال له: يا عبدَ اللهِ؛ لم تسألني عن اسمي؟، فقال: إني سمعت صوتًا في السحابِ الذي هذا ماؤه، يقول: اسق حديقةَ فلانٍ لاسمِك، فما تصنعُ فيها؟، قال: أما إذ قُلتَ هذا فإني أنظرُ إلى ما يخرُجُ منها، فأتصدَّقُ بثُلثِه، وآكُلُ أنا وعيالي ثُلثًا، وأرُدُّ فيها ثُلثه".
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sahrada yolculuk yapmakta olan adamın biri, yolculuk esnâsında, bulut içinden “falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu. Bunun üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı. Adam derelerden birinin o suyun tamamını topladığını hayretle gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, adamın biri bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona: Ey Allahın kulu! Adın nedir? Diye sordu. Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de: Ey Allahın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da: Ben şu suyu yağdıran buluttan, “senin adını vererek falanın bahçesini sula!” diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oluyorsun? Dedi. Bahçe sahibi: Mademki merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenin ürününü hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk–çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahrada geniş bir alanda yolculuk yapmakta olan bir adam,bulut içinden “falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu.Bunun üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı.Adam su yollarından birinin o suyun tamamını topladığını hayretle gördü ve suyu takip etti.Bir de baktı ki, adamın biri bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor.Ona: Ey Allahın kulu! Adın nedir? Diye sordu.Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de: Ey Allahın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da: Ben şu suyu yağdıran buluttan, “senin adını vererek falanın bahçesini sula!” diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum.Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oluyorsun? Dedi.Bahçe sahibi: Mademki merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenin ürününü ve meyvesini hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk–çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.
36 Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurdu:''Vaktiyle bir adam: Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi.Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Bir fahişeye (de olsa) sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi. O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam: Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi. Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''Buhârî bu lafızla rivayet etmiştir.Müslim de aynı manada rivayet etmiştir.
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «قال رجل لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد سارق، فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ على سارق! فقال: اللهم لك الحمد لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد زانية؛ فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ الليلة على زانية! فقال: اللهم لك الحمد على زانية! لأَتَصَدَّقَنَّ بصدقة، فخرج بصدقته فوضعها في يد غني، فأصبحوا يتحدثون: تُصُدِّقَ على غني؟ فقال: اللهم لك الحمد على سارق وعلى زانية وعلى غني! فأتي فقيل له: أما صدقتك على سارق فلعله أن يَسْتَعِفَّ عن سرقته، وأما الزانية فلعلها تَسْتَعِفُّ عن زناها، وأما الغني فلعله أن يَعْتَبِرَ فيُنْفِقَ مما أعطاه الله».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurdu:''Vaktiyle bir adam: Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi.Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Bir fahişeye (de olsa) sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi. O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam: Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi. Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ibret almamız için bize geçmiş ümmetlerin durumlarından haber veriyor.Mana olarak şunu söyledi:Bir adam sadaka vermek için dışarı çıkıyor.Bilinen şudur ki sadaka fakirlere ve miskinlere verilir.Sadakası hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Hırsıza mal verilerek malının çoğaltılması değil cezalandırılması lazım.Sadaka veren adam dedi ki:Allah'a hamd olsun.Çünkü her durumda Allah Teâlâ hamd edilendir.Sonrada bu adam çıkarak dedi ki:Bu gece sadaka vereceğim.Sadakası insanların kendisiyle zina imkanı bulduğu fahişe kadının eline düştü.Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Bunu ne akıl ne de fıtrat kabul etmez.Adam:Allah'a hamd olsun dedi.Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi.-Sanki birinci ve ikinci sadakası kabul olmamıştı- O gece, yine) sadakasını (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu.Zengin olan kişi kendisine sadaka verilecek kimselerden değildir.Bilakis hediye,hibe vb. verilecek kimselerdendir.Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı.Adam:Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi.Sadakasının iffetli,fakir,temiz birinin eline geçmesini istiyordu.Ancak Allah'ın emri takdir edilmiş bir işti.O ümmetin Peygamberi vasıtasıyla sadaka veren kişiye:Şüphesiz üç sadakanda kabul oldu.Çünkü o muhlis idi hayra niyet etmişti ancak onun için bu konuda kolaylık olmadı.Hırsıza gelince bu sadaka belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp bu bana yeter diyecek vazgeçecektir.Fahişeye gelince, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır.Allah'a sığınırız belki o mal elde etmek için zina yapıyor olabilir.Ve onun için zinayı bırakacak mal hasıl oldu.Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''
37 «Bu deve karşılığında kıyamet günü sana yedi yüz deve vardır ve bunların her biri de dizginli (yularlı) dir.»
عن أبي مسعود رضي الله عنه قال: جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم بناقة مَخْطُومَةٍ، فقال: هذه في سبيل الله، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لك بها يوم القيامة سبعمائة ناقة كلها مخطومة».
Ebu Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dizginlenmiş (yularlı) bir deve ile geldi ve; “Bu deve Allah yolunda (cihad için) dir.” dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Bu deve karşılığında kıyamet günü sana yedi yüz deve vardır ve bunların her biri de dizginli (yularlı) dir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Özellikle savaşta yardımcı olacak at, deve ve benzeri hususlarda Allah yolunda infak etmeye teşvik eden bir hadistir. Allah -Azze ve Celle- buna karşılık yedi yüz kat sevap ve iyilik verir.
38 Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem aramızda iken fıtır sadakasını; küçük-büyük, hür-köle her bir kişi için bir sâ' yiyecek, veya bir sâ' keş (kurutulmuş peynir), veya bir sâ' arpa, veya bir sâ' hurma, ya da bir sâ' kuru üzüm olarak verirdik
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: كُنَّا نُخْرِجُ إِذْ كَانَ فِينَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الْفِطْرِ، عَنْ كُلِّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ، حُرٍّ أَوْ مَمْلُوكٍ، صَاعًا مِنْ طَعَامٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ، فَلَمْ نَزَلْ نُخْرِجُهُ حَتَّى قَدِمَ عَلَيْنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ رضي الله عنه حَاجًّا، أَوْ مُعْتَمِرًا فَكَلَّمَ النَّاسَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَكَانَ فِيمَا كَلَّمَ بِهِ النَّاسَ أَنْ قَالَ: إِنِّي أَرَى أَنَّ مُدَّيْنِ مِنْ سَمْرَاءِ الشَّامِ، تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ، فَأَخَذَ النَّاسُ بِذَلِكَ، قَالَ أَبُو سَعِيدٍ: فَأَمَّا أَنَا فَلَا أَزَالُ أُخْرِجُهُ كَمَا كُنْتُ أُخْرِجُهُ، أَبَدًا مَا عِشْتُ.
Ebû Said el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem aramızda iken fıtır sadakasını; küçük-büyük, hür-köle her bir kişi için bir sâ' yiyecek, veya bir sâ' keş (kurutulmuş peynir), veya bir sâ' arpa, veya bir sâ' hurma, ya da bir sâ' kuru üzüm olarak verirdik. Muâviye b. Ebî Süfyân -radıyallahu anhuma- hac veya umre amacıyla yanımıza gelip minberde insanlara hitap edene kadar da bu şekilde vermeye devam ettik. Muâviye -radıyallahu anh-'ın insanlara minberden söylediği sözlerden bir kısmı şöyleydi: 'Ben, Şam buğdayından iki müddün, bir sâ' hurmaya eşdeğer oluğunu düşünüyorum.' Bunun üzerine insanlar Muâviye -radıyallahu anh-'ın bu görüşünü kabul edip uygulamaya başladılar. Ebû Saîd (sözlerine devam ederek) dedi ki: 'Bana gelince; ben hayatta olduğum sürece, fıtır sadakasını daha önce (Allah Resûlü döneminde) verdiğim gibi (yani tam bir sâ' olarak) vermeye devam edeceğim.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Müslümanlar, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- döneminde ve ondan sonraki dört halife döneminde, küçük büyük herkes adına bir sa’ yiyecek fıtır sadakası verirlerdi. O dönemde onların yiyecekleri arpa, kuru üzüm, kurutulmuş peynir ve hurmaydı. Bir sa', dört müddür. Bir müd ise, ortalama bir adamın iki avuç dolusu miktarına eşittir. Muâviye -radıyallahu anh- halife olarak Medine’ye geldiğinde ve Şam buğdayı da (piyasada) çoğaldığında bir hutbe vererek şöyle dedi: 'Ben, Şam buğdayından iki müddün (yani yarım sâ'ın), bir sâ' hurmaya denk geldiği kanaatindeyim.' Bunun üzerine insanlar bu görüşü esas aldılar (ve öylece uyguladılar). Ebû Said el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ben ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında nasıl veriyorsam, hayatta olduğum müddetçe aynı şekilde fıtır sadakasını vermeye devam edeceğim.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında fıtır sadakası miktarının çeşidi ve değeri farklı olsa bile bir sa’ yiyecek olduğu beyan edilmiştir.
- İnsanoğlunun yediği her türlü gıda maddesi fıtır sadakası olarak verilebilir. Bu dört sınıfın (hurma, arpa, kuru üzüm ve keş/kurutulmuş peynir) özellikle zikredilmesinin sebebi; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- döneminde insanların temel gıda maddeleri olmalarından kaynaklanmaktadır.
- Fıtır sadakasını yiyecek olarak değil de nakit para olarak vermek caiz değildir.
- Nevevî -rahimehullah- Sahih-i Müslim şerhinde şöyle demiştir: Sahabelerin ihtilaf etmeleri durumunda, onlardan bazılarının görüşü diğerlerinden daha üsütün sayılmaz. Bu durumda başka bir delile döneriz. Biz, hadislerin zahiri ile kıyasın; buğdaydan da diğerlerinde olduğu gibi bir sâ‘ verilmesinin şart olduğu hususunda birleştiğini gördük. Bu sebeple buna itimat etmek/vbunu esas almak gerekir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Ebû Said hadisinde, onun hadislere ne kadar güçlü bir şekilde tabi olduğu, onlara ne kadar sıkı bağlı olduğu ve asıl bir nas varken içtihada başvurmayı terk ettiği görülmektedir. uygulamasında ve insanların ona muvafakat etmesinde ise içtihadın caiz olduğuna dair bir delil vardır ki bu övülmüş bir şeydir. Ancak nas bulunduğu hâlde yapılan içtihat geçersizdir.
39 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, fıtır sadakasını Müslüman olan; köle, hür, erkek, kadın, küçük veya büyük herkese bir sâ' hurma veya bir sâ' arpa olarak farz kıldı ve bu sadakanın, insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زَكَاةَ الفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ، عَلَى العَبْدِ وَالحُرِّ، وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى، وَالصَّغِيرِ وَالكَبِيرِ مِنَ المُسْلِمِينَ، وَأَمَرَ بِهَا أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلاَةِ.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, fıtır sadakasını Müslüman olan; köle, hür, erkek, kadın, küçük veya büyük herkese bir sâ' hurma veya bir sâ' arpa olarak farz kıldı ve bu sadakanın, insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ramazan ayı sonrasında fıtır sadakası vermeyi farz kılmıştır. Bu zekâtın miktarı, ağırlığı dört müd olan bir sa' miktarıdır. Bir müd, ortalama bir adamın iki avuç dolusu miktarı bir ölçüdür. Kendisinin ve ailesinin bir günlük nafakasından fazla mala sahip olan her Müslüman —hür, köle, erkek, kadın, büyük, küçük fark etmeksizin— bu miktarda hurma veya arpayı fıtır sadakası olarak vermekle yükümlüdür. Bayram namazına çıkılmadan önce verilmesini emretmiştir.
- Ramazan ayındaki fıtır sadakası, her küçük veya büyük, hür veya köle adına ödenmelidir. Bu emrin muhatabı ailenin velisi ve kölenin efendisidir. Bir kişi bu sadakayı kendisi, çocukları ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler adına öder.
- Anne karnındaki bebek için fıtır sadakası vermek farz değil, müstehaptır.
- Fıtır sadakası olarak ne verilmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu da insanların kullandığı temel gıda maddeleridir.
- Bayram namazından önce verilmesi farzdır. Bayram sabahı verilmesi daha güzeldir. Bayramdan bir veya iki gün önce verilmesi de caizdir.
40 Allah sizin için sadaka verilecek şeyleri zaten belirlemedi mi? Her tesbih bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (Lâ ilahe illallah) bir sadaka, iyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten sakındırmak bir sadakadır. Sizden birinizin cinsi münasebetinde bile sadaka vardır.
عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه: أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالُوا لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا رَسُولَ اللهِ، ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالْأُجُورِ، يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي، وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ، وَيَتَصَدَّقُونَ بِفُضُولِ أَمْوَالِهِمْ، قَالَ: «أَوَلَيْسَ قَدْ جَعَلَ اللهُ لَكُمْ مَا تَصَّدَّقُونَ؟ إِنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةً، وَأَمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ، وَنَهْيٌ عَنْ مُنْكَرٍ صَدَقَةٌ، وَفِي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ»، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، أَيَأتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أَجْرٌ؟ قَالَ: «أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَكَانَ عَلَيْهِ فِيهَا وِزْرٌ؟ فَكَذَلِكَ إِذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلَالِ كَانَ لَهُ أَجْرٌ».
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından bazı kişiler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle dediler: "Ya Rasûlallah! Zenginler sevapları alıp götürdüler. Zira bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor ve fazladan sahip oldukları malları sadaka olarak veriyorlar." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cevaben onlara şöyle buyurdu: « Allah sizin için sadaka verilecek şeyleri zaten belirlemedi mi? Her tesbih bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (Lâ ilahe illallah) bir sadaka, iyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten sakındırmak bir sadakadır. Sizden birinizin cinsi münasebetinde bile sadaka vardır. » Sahabeler: "Ya Rasûlallah! Birimiz şehvetini giderdiğinde, onda da ecir varmı? diye sordu. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ne dersiniz? Bir kimse şehvetini haram işleyerek (zina ederek) giderirse, o kimse günaha girer mi? İşte aynı şekilde şehvetini helalde giderdiği zaman da o kimseye ecir verilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı fakir sahabiler, hallerini ve fakirliklerini, bolca sevap kazanmak için zengin kardeşleri gibi mal ile sadaka veremediklerini Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şikâyet ettiler; çünkü onlar bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor, ayrıca fazladan sahip oldukları mallarından sadaka veriyorlar; biz ise sadaka veremiyoruz! Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onların güç yetirebilecekleri sadaka çeşitlerini göstererek şöyle buyurmuştur: Allah sizin için kendinizden sadaka sayılacak şeyler kılmadı mı?! (Subhânallah) Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim demeniz sizin için bir sadakadır. (Allahu Ekber) Allah en büyüktür demeniz bir sadakadır. (Elhamdulillah) Hamt Allah'a mahsustur demeniz bir sadakadır. (Lâ İlâhe İllallah) Allah'tan başka hak ilah yoktur demeniz bir sadakadır. (Emr-i bilmâ'rûf) İyiliği emretmeniz bir sadakadır. (Nehy-i anil münker) Kötülükten sakındırmanız bir sadakadır. Hatta sizden birinizin eşiyle cinsel ilişkide bulunması bile bir sadakadır. Hayret ettiler, şaşırdılar ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bizden biri şehvetini giderdiğinde de ecir alır mı?! Nebî -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Ne dersiniz? Bir kimse şehvetini haram işleyerek (zina ederek) giderirse, o kimse günaha girer mi? İşte aynı şekilde şehvetini helalde giderdiği zaman da o kimseye ecir verilir.
- Sahabeler hayır işlerinde yarışıyorlar, Allah Teâlâ katındaki büyük sevabı ve lütfu kazanmak için can atıyorlardı.
- İyiliğin pek çok çeşidi vardır ve bunlar bir Müslümanın iyi niyet ve güzel bir amaçla yaptığı her eylemi kapsar.
- İslam; kolay ve müsamahakâr bir dindir, bu yüzden her Müslüman Allah'a itaat etmek için kolayına gelen bir amel bulur.
- Nevevî şöyle demiştir: Bu (hadis), mübah olan şeylerin, samimi niyetlerle yapıldığında ibadet hâline geldiğine delildir. Örneğin, cinsel ilişki, eğer niyeti eşin hakkını yerine getirmek ve onunla Allah’ın emrettiği şekilde geçinmek, hayırlı bir evlat istemek, kendi nefsi veya eşini korumak ve her ikisini de harama bakmaktan men etmek, haramı düşünmekten veya arzulamaktan alıkoymak ya da başka hayırlı maksatlar için olursa ibadet sayılır.
- Dinleyici üzerinde daha net ve etkili bir izlenim bırakması amacıyla örnekleme ve benzetme yapılmıştır.
41 Allah yolunda harcadığın bir dinar, bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak için harcadığın bir dinar, bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve bir de ailene harcadığın bir dinar vardır. Bunların sevap bakımından en büyüğü, ailene harcadığın dinardır
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قالَ: قالَ رَسُولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليْه وسلَّمَ: «دِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي سَبِيلِ اللهِ، وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي رَقَبَةٍ، وَدِينَارٌ تَصَدَّقْتَ بِهِ عَلَى مِسْكِينٍ، وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ أَعْظَمُهَا أَجْرًا الَّذِي أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda harcadığın bir dinar, bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak için harcadığın bir dinar, bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve bir de ailene harcadığın bir dinar vardır. Bunların sevap bakımından en büyüğü, ailene harcadığın dinardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı infak türlerinden bahsederek şöyle buyurmuştur: ‘Allah yolunda cihatta harcadığın bir dinar, bir köleyi kölelikten (esaretten) kurtarmak için harcadığın bir dinar, ihtiyaç sahibi bir yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve bir de ailene, çoluk çocuğuna harcadığın bir dinar vardır.’ Sonra bize; bunlar arasında Allah katındaki en büyük mükâfatın (sevabın), ailene, çocuklarına ve geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselere harcadığın dinar olduğunu bildirmiştir.
- Allah yolunda infak etmenin birçok yolu vardır.
- Ekonomik zorluklar nedeniyle bütçenin kısıtlı olduğu durumlarda, infak ve harcamalarda önceliğin aile bireylerinin ihtiyaçlarına verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- Müslim'in şerhinde şöyle demiştir: Bu hadiste aile fertlerine harcama yapmaya teşvik ve bu harcamadaki sevabın büyüklüğünün beyanı vardır. Çünkü aile fertlerinden kiminin geçimini sağlamak akrabalık bağı sebebiyle vaciptir (farzdır); kimine yapılan harcama ise mendup (müstehap) olup hem sadaka hem de sıla-i rahim (akraba ziyareti/bağı) sayılır. Kiminin geçimi de evlilik akdi (nikah mülkiyeti) veya kölelik bağı sebebiyle vaciptir. Bunların hepsi faziletli ve yapılması teşvik edilmiş işlerdir; üstelik bu (aileye yapılan harcama), gönüllü olarak verilen nafile sadakadan daha faziletlidir.
- es-Sindî -rahimehullah- şöyle demiştir: (Ailesine harcadığı bir dinar) sözü; bununla Allah’ın rızasını niyet ettiği ve mesela ailenin hakkını yerine getirmeyi amaçladığı zaman demektir.
- Ebû Kılâbe -rahimehullah- şöyle demiştir: Küçük yaştaki aile fertlerine (çocuklarına) harcama yapan, (böylece) onları haramdan koruyan (veya dilenmekten kurtaran) ya da Allah'ın kendisi vasıtasıyla onlara fayda sağladığı ve onları kimseye muhtaç etmediği bir kişiden daha büyük müfâkata (sevaba) eren kim olabilir?!