Namazın Şartları hadisleri
1 Kabirlere doğru namaz kılmayın ve kabirlerin üzerlerine oturmayın
عن أبي مَرْثَدٍ الغَنَوِيّ رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لَا تَجْلِسُوا عَلَى الْقُبُورِ، وَلَا تُصَلُّوا إِلَيْهَا».
Ebû Mersed el-Ganevî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kabirlere doğru namaz kılmayın ve kabirlerin üzerlerine oturmayın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kabirlerin üzerine oturmayı yasaklamıştır. Ayrıca kabirlere doğru namaz kılmayı da yasaklamıştır. Kabir, namaz kılan kimsenin kıble yönünde olursa bu şirke götüren bir vesiledir.
- Sünnette sabit olduğu üzere cenaze namazı dışında mezarlıklarda, kabirlerin arasında ve kabirlere doğru namaz kılmak haram kılınmıştır.
- Şirke girmeyi engellemek için kabirlere doğru namaz kılmak yasaklanmıştır.
- İslam, kabirler konusunda aşırı gitmeyi ve kabirlere saygısızlık etmeyi yasaklamıştır. Dolayısıyla ifrat ve tefrite kaçmadan hareket etmek gerekir.
- Müslümanın saygınlığı, değeri vefatından sonra da devam eder. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir." diye buyurmuştur.
2 Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece yatsı namazını geç vakte kadar geri bıraktı. Ömer -radıyallahu anh- çıktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (evinden) çıktı ve başından sular damlıyordu ve şöyle buyurdu: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu saatte kılmalarını emrederdim.»
عن عَبْد اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: «أّعْتَمَ النَبِيُّ -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِالعِشَاء، فَخَرَج عُمَر فقال: الصَّلاةَ يا رسول الله، رَقَد النِسَاءُ والصِّبيَان. فَخَرَجَ ورَأسُهُ يَقطُر يقول: لَولاَ أن أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي -أو على النَّاس- لَأَمَرتُهُم بهذه الصَّلاة هذه السَّاعَة».
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece yatsı namazını geç vakte kadar geri bıraktı. Ömer -radıyallahu anh- çıktı ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (evinden) çıktı ve başından sular damlıyordu ve şöyle buyurdu: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu saatte kılmalarını emrederdim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir gece Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, gecenin büyük bir kısmı gidene kadar yatsı namazına çıkmak için geçikti. Kadınlar, çocuklar ve uzun süre beklemeye ihtimali ve gücü olmayan kimseler uyuya kaldı. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz, buradaki kadınlar ve çocuklar uyuya kaldı!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evinden çıkıp mescide geldi. Yıkanmış olmasından dolayı başından sular damlıyordu. Yatsının en faziletli vaktinin geçiktirmek olduğunu açıklamak için: «Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu geç saatte kılmalarını emrederdim.» buyurdu.
3 «Ergenlik çağına gelmiş bir kadın başörtüsü giymedikçe Allah onun namazını kabul etmez.»
عن عائشة رضي الله عنها عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: «لا يَقْبَل الله صلاة حَائض إلا بِخِمَار».
Âişe -radıyallahu anha- buyurmuştur: «Ergenlik çağına gelmiş bir kadın, başörtüsü giymedikçe Allah onun namazını kabul etmez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Akıl baliğ olmuş bir kadının başörtüsüz namaz kılması caiz değildir. Yani başı ve boynu açık bir şekilde kılması caiz değildir. Eğer böyle kılarsa namazı batıldır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü gereğince ''Allah kabul etmez'' burada kabul etmemek ile söylenmek istenilen sıhhati ve geçerliliğidir. Burada hayızlı olan ile kast edilen, büluğ çağına ermenin hangi işaretleri olursa olsun hayız görme yaşı gelen kadın demektir. Bu alametler: Hayız görmek, meninin gelmesi, etek kıllarının çıkması ya da on beş yaşını tamamlamaktır. Kadınlara has olması sebebiyle bunu hayız ile tabir etmiştir. Çünkü bu genel olandır. Buradan kast edilen hayızlı durumda olan kadın değildir. Çünkü sünnette sabit olarak gelmesi ve ilim adamlarının icması ile hayızlı iken bir kadının namaz kılması yasaktır, caiz değildir.
4 Sizden hiç biriniz, omuzlarında bir şey bulunmaksızın tek bir elbise içinde namaz kılmasın
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لاَ يُصَلِّي أَحَدُكُمْ فِي الثَّوْبِ الوَاحِدِ لَيْسَ عَلَى عَاتِقَيْهِ شَيْءٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden hiç biriniz, omuzlarında bir şey bulunmaksızın tek bir elbise içinde namaz kılmasın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, tek bir elbise içinde namaz kılan kimsenin omuzlarını (omuz başı ile boyun arasını) üzerinde örtecek hiçbir şey olmayacak şekilde açık bırakmasını yasaklamıştır. Çünkü omuzlar avret bölgesi olmasa bile, onları örtmek avretin örtülü kalmasına olanak sağlar. Ayrıca bu davranış, namazda Allah Teâlâ'yı yüceltmeye ve O'nun huzurunda dururken O'nu tazim etmeye daha uygun bir davranıştır.
- Örtülmesi gereken yerleri örtecek şekilde tek bir elbise ile namaz kılmak caizdir.
- Biri üst bedeni örten, biri alt bedeni örten iki elbise ile namaz kılmak caizdir.
- Namaz kılan kişinin hoş bir görünümde olması müstehaptır.
- Gücü yettiği takdirde, namazda iki omuzun veya en az birinin örtülmesi vaciptir (zorunludur). (Diğer bir görüşe göre ise) buradaki yasak, tenzihen mekruhtur.
- Sahabe’nin -radıyallahu anhum- ellerindeki malın azlığı; hatta onlardan bazılarının iki elbiseye bile sahip olamayacak kadar fakir olmaları ifade edilmiştir.
- Nevevî -rahimehullah- hadisin anlamı hakkında şöyle demiştir: Bu hükmün hikmeti şudur: Kişi (tek parça kumaşı) sadece beline sarıp (izar yapıp) omuzlarına ondan hiçbir şey koymadığı takdirde, avret yerinin açılmayacağından emin olunamaz. Bir kısmını omuzunun üzerine koyduğunda ise durum böyle değildir (güvendedir). Ayrıca (omuzları boşta kaldığında) elbise düşmesin diye bir veya iki eliyle tutmak zorunda kalabilir; bu durum ise onu namazın asıl işlerinden alıkoyar. Böylece namazda sağ eli sol elin üzerine koyup göğsün altında bağlama sünnetini, meşru olan yerlerde elleri yukarı kaldırma (ref'ul-yedeyn) sünnetini ve benzeri diğer sünnetleri kaçırmış olur. Aynı şekilde bu, bedenin üst kısmını örtmeyi terk ederek ziynet bölgesini boş bırakmak anlamına gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Her mescitte ziynetinizi takının} [A'raf: 31].
5 Bulunduğu yön hangi yöne doğru olursa olsun Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- binek hayvanının üzerinde nafile namazı kılardı; farz namazı kılacağı zaman ise bineğinden iner, kıbleye doğru yönelirdi.
عن جابر رضي الله عنه قال: «كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يُصلِّي على راحِلَته، حيث تَوَجَّهَت فإذا أراد الفَرِيضة نَزل فاسْتَقبل القِبْلة».
Câbir -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Bulunduğu yön hangi yöne doğru olursa olsun Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- binek hayvanının üzerinde nafile namazı kılardı; farz namazı kılacağı zaman ise bineğinden iner kıbleye doğru yönelirdi."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculukta iken bineğinin üzerinden inme zahmetinde bulunmaz, aksine bineğinin üzerinde namaz kılardı. Bunu İbn Ömer -radıyallahu anhuma- ve diğerlerinin rivayet ettiği Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- eğer yolcu ise bineğinin üzerinde iken bineğinin yöneldiği yöne doğru namaz kılardı. Buhari rivayet etmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bineğinin üzerinde iken kıble yönüne olsa da olmasa da bineğinin yöneldiği yöne doğru namazını kılardı. Şayet kılacağı namaz beş vakit farz namazlardan ise bineğinden iner, yerde ve kıbleye yönelerek kılardı. İbn Ömer -radıyallahu anhuma- hadisinde: ''Farz namazda yaptığını, nafile namazda yapmazdı -yani bineğinin üzerinde nafile kılarken-'' Hadis, Muttefakun aleyhtir. Farz namazını yerde kılması gerekmektedir. Ancak yağmur ya da düşmandan korku gibi bir durum olursa bineğinin üzerinde kılmasında bir sakınca yoktur. Yahut da hasta ise ve özellikle namazın vaktinin çıkmasından korkarsa yatakta oturarak kılabilir. Kolaylık ve ümmetin üzerinden sıkıntıları kaldırmak ile alakalı deliller bunu desteklemektedir. Bu delillerden biri de Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: "Allah hiçbir nefse gücünün yetmediğini yüklemez." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü de diğer bir delildir: «Şayet size bir şeyi yapmanızı emredersem onu gücünüz yettiğince yapın.»
6 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yola çıktığı zaman nafile namaz kılmak istediğinde devesini kıbleye yöneltip tekbir alırdı. Sonra bineğinin kendisini yönelttiği cihete doğru namazını kılardı.
عن أنس رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا سافر فَأراد أن يَتَطَوَّع استقْبَل بِنَاقَتِه القِبْلَة، فكبَّر، ثم صلَّى حيث كان وجَّهَه رِكَابُهُ.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yola çıktığı zaman nafile namaz kılmak istediğinde devesini kıbleye yöneltip tekbir alırdı. Sonra bineğinin kendisini yönelttiği cihete doğru namazını kılardı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yola çıktığı zaman nafile namaz kılmak istediğinde ilk tekbir alacağı zaman devesini kıbleye yöneltirdi. Sonra yolculuk edeceği cihete doğru namazını kılardı (kılmaya devam ederdi)
7 «Mezarlık ve hamam (yıkanılan ve def-i hacet giderilen yer) hariç bütün yeryüzünün tamamı mesciddir.»
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه مرفوعًا: «الأرض كُلُّها مسجد إلا المَقْبَرة والحَمَّام».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ''Mezarlık ve hamam (yıkanılan ve def-i hacet giderilen yer) hariç bütün yeryüzünün tamamı mesciddir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ölülerin defnedildiği yer hariç yeryüzünün hepsi namaz kılma yeridir. Bu yasak mezarlığın duvarının alanı içinde kalan her yeri kapsar. Yasak şifa bulmak için sıcak su ile yıkanılan (hamam gibi) yerleri de kapsar. İmam Nevevî - rahimehullah- şöyle demiştir: Şeytan'ın sığındığı yerde namaz kılmak ittifak ile mekruhtur. Bunlar; içki içilen yerler, meyhaneler, ticaret yapılan yerler ve benzeri şekilde günahların ve kötülüklerin işlendiği yerler, kiliseler, manastırlar ve tuvaletler gibi yerlerdir.
8 Üç gruptan kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büluğa erinceye kadar çocuktan ve aklı yerine gelinceye kadar deliden
عن علي رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «رُفِعَ الْقَلَمُ عن ثلاثة: عن النائم حتى يَسْتَيْقِظَ، وعن الصبي حتى يَحْتَلِمَ، وعن المجنون حتى يَعْقِلَ».
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Üç gruptan kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büluğa erinceye kadar çocuktan ve aklı yerine gelinceye kadar deliden.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bu üçü dışında âdemoğullarına (mükellefliğin) sorumluluğun gerekli olduğunu haber vermiştir: Küçük bir çocuk büyüyüp büluğa erene kadar. Delirip aklını kaybeden kimsenin aklı kendisine dönene kadar. Ve uyuyan kişiden uyanana kadar. Sorumluluk onlardan kaldırılmıştır ve işledikleri günahlar onlar için yazılmaz. Ancak küçük çocuk için iyilikler yazılır, deli ve uyuyan için yazılmaz. Çünkü bunlar, bilinçleri olmadığı için ibadetin geçerli olabileceği bir durumda değillerdir.
- İnsanın ehliyetini (sorumluluk sahibi olmasını) kaybetmesi, ya görevlerini yerine getirmek için uyanık olmasına engel olan uyku sebebiyle, ya küçük yaş ve çocukluk sebebiyle, ya da akıl işlevlerini bozarak onu etkisiz hale getiren delilik veya buna benzer sarhoşluk gibi bir durum nedeniyle gerçekleşir. Kişi doğru ayırt etme ve sağlıklı kavrayış yetisini kaybederse ve bu üç sebepten biriyle sorumluluk sahibi olması ortadan kalkar. Yüce Allah adaleti, merhameti ve lütfu gereği, onun Allah’a karşı işlediği hata veya eksikliklerden dolayı sorumlu tutulmasını kaldırmıştır.
- Günahların onlar için yazılmaması, bazı dünyevi hükümlerin onlar hakkında geçerli olmasına engel değildir. Örneğin, bir deli birini öldürse, ona kısas ve kefaret gerekmez; ancak diyeti akilesi (yakınları veya sorumlu olduğu grup) öder.
- Büluğ çağının üç alameti vardır: Meninin rüyalanma veya başka bir şekilde gelmesi, avret bölgesinde kılların çıkması veya on beş yaşın tamamlanması. Kadınlar için ise dördüncü bir alamet olarak hayız (adet görme) eklenir.
- Sübkî -rahimehullah- es-Sabî (çocuk), gulâm (oğlan çocuğu) demektir" demiştir. Başkaları ise şöyle demiştir: Anne karnındaki çocuğa "cenin" denir, doğduğunda "sabî" (bebek) olur, sütten kesildiğinde yedi yaşına kadar "gulâm" olarak adlandırılır. Sonra on yaşına kadar "yâfi‘" (büyümekte olan çocuk) ve on beş yaşına kadar "hazevveran" (ergenlik çağına yaklaşan) olur. Kesin olan şu ki, tüm bu durumlarda ona genel olarak "sabî" (çocuk) denir. Bunu Suyûtî söylemiştir.
9 ''Cemaat Küba'da sabah namazını kılarken aniden onlara biri gelip: Gerçekten bu gece Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an indirildi ve Kâbe’ye doğru dönmesi emrolundu. Dolayısıyla siz de Kâbe’ye dönün!'' dedi.
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «بَينَمَا النَّاس بِقُبَاء في صَلاَة الصُّبحِ إِذْ جَاءَهُم آتٍ، فقال: إِنَّ النبِيَّ صلى الله عليه وسلم قد أُنزِل عليه اللَّيلةّ قرآن، وقد أُمِرَ أن يَستَقبِل القِبْلَة، فَاسْتَقْبِلُوهَا، وكانت وُجُوهُهُم إلى الشَّام، فَاسْتَدَارُوا إِلى الكَّعبَة».
''Cemaat Küba'da sabah namazını kılarken aniden onlara biri gelip: Gerçekten bu gece Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an indirildi ve Kâbe’ye doğru dönmesi emrolundu. Dolayısıyla siz de Kâbe’ye dönün!'' dedi. Bu sırada Kubalıların yüzleri, Şam bölgesine doğru bulunuyordu. Bu ifade üzerine derhal Kâbe’ye döndüler.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Sahabelerden biri Medine'nin açıklarında olan Kubâ mescidine doğru çıktı.Kuba ehline kıblenin nesh olduğu haberini ulaşmamış olarak buldu.Hala birinci kıbleye doğru kılıyorlardı.Onlara kıbleyi Kâbe'ye doğru çevirmeleri haberini verdi.Şüphesiz ki bu konuda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Kur'an inmiş -Allah Teâlâ'nın şu sözüne işaret ediyordu:(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.)Bakara:144. Ayet.-Sallallahu aleyhi ve sellem- kıbleye yöneldi.Fıkhetmelerinden,hemen ve doğru anlayışlarından Beyti'l-Makdis'ten -birinci kıbleleri olan- ikinci kıbleleri olan Ka'be'yi Müşerrefe'ye döndüler.
10 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, (Mekke'nin Fethi günü beraberinde) Üsâme b. Zeyd, Bilal, Osman b. Talha olduğu halde Beytullah'a girdiler."
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: «دخل رسول الله صلى الله عليه وسلم البيت، وأسامة بن زيد وبلال وعثمان بن طلحة، فأغلقوا عليهم الباب فلما فتحوا كنت أولَ من وَلَجَ. فلقيتُ بلالًا، فسألته: هل صلى فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم ؟ قال: نعم ، بين العَمُودَيْنِ اليَمَانِيَيْنِ».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu ahumâ-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, (Mekke'nin Fethi günü, beraberinde) Üsâme b. Zeyd, Bilal ve Osman b. Talha olduğu halde Beytullah'a girip üzerlerine kapıyı kapadılar. (Kapıyı) açtıkları zaman (oraya) ilk giren ben oldum. Bilal ile karşılaşıp ona: "Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Beytullâh'ın içinde namaz kıldı mı?" diye sordum. Bilal: "Evet, iki Yemânî direğin arasında namaz kıldı" diye cevap verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah -Tebareke ve Teâlâ-, Mekke'yi fethettiğinde, Beytullah'ı putlardan, heykellerden ve resimlerden temizledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kabe-i Müşerrefe'ye girdi ve yanında iki hizmetcisi Bilal, Usâme ve Kabe'nin bekçisi Osman b. Talha -radıyallahu anhum- da bulunuyordu. Rasûlullah içeri girdiğinde kapıyı kilitlediler ki insanlar nasıl ibadet edeceğini görmek için izdiham etmesinler ve onu, Rabbi ile münacaat etmek ve vermiş olduğu nimetlere şükretmek maksadından alıkoymasınlar. İçerde uzun bir vakit durduktan sonra kapıyı açtılar. Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hareketlerini ve sünnetini araştırıp öğrenme hususunda hırslıydı. Bundan dolayı Kâbe'nin kapısı açıldığında ilk giren o oldu. Bilal'e, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içerde namaz kıldı mı? diye sordu. Bilal: "Evet, iki Yemânî direğin arasında namaz kıldı." diye cevap verdi. O zaman Kabe-i Müşerrefe, altı direkten oluşuyordu. Namaz kılarken üç direği arkasına, iki direği sağına ve bir direği de soluna aldı. Duvar ile arasında üç zira (arşın) mesafe bırakarak iki rekat namaz kıldı ve dört köşesinde dua etti.
11 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazını öğle sıcağının şiddetinde kılardı. İkindi namazını güneş parlak ve rengi sararmamış iken, akşam namazını güneş batınca kılardı."
عن جابر بن عبد الله الأنصاري رضي الله عنهما قال: «كَانَ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالهَاجِرَة، والعَصرَ والشَّمسُ نَقِيَّة، والمَغرِب إِذَا وَجَبَت، والعِشَاء أَحيَانًا وأَحيَانًا: إِذَا رَآهُم اجتَمَعُوا عَجَّل، وَإِذَا رَآهُم أَبْطَئُوا أًخَّر، والصُّبحُ كان النبي صلى الله عليه وسلم يُصَلِّيهَا بِغَلَس».
Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazını öğle sıcağının şiddetinde kılardı. İkindi namazını güneş parlak ve rengi sararmamış iken, akşam namazını güneş batınca, yatsı namazında ise insanlar çoğalınca acele eder, az olunca ise geciktirirdi. Sabah namazını ise gecenin sonundaki, sabahın ışıklarıyla karışık karanlıkta kılardı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste beş vakit namazın eda edilebileceği en faziletli vakitler açıklanmıştır. Öğle namazı, güneşin tam tepede iken meylettiği vakittir. O da zeval vakti olup, öğlenin ilk vaktidir. İkindi namazı, güneş parlak ve beyaz iken, henüz batmaya başladığı sarı renkli hali almadan önce kılınır. Bunun miktarı zevalden sonraki gölgede her şeyin gölgesinin misli kadar oluncadır. Akşam namazı, güneş battıktan sonra kılınır. Yatsı namazı, cemaatin hali gözönünde bulundurulur. Şafaktaki kızıllığın bittiği namazın ilk vaktinde hazır bulunursalar kılınır. Eğer bu vakitte hazır olmazlarsa ise namaz gecenin ilk yarısına geciktirilir. Meşakkat olmazsa en faziletli vakit bu vakittir. Sabah namazı ise, gecenin sonundaki karanlığın sabahın ışıklarıyla karıştığı zamandır.
12 "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldırırdı ve bazı mümin kadınlar yünden yapılmış elbiselerine sarınmış şekilde namazda hazır bulunurlardı. Sonra alacakaranlıkta evlerine dönerlerdi de kimse onları tanımazdı."
عن عَائِشَة رضي الله عنها قالت: (لقد كان رسولُ الله صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الفَجر، فَيَشهَدُ معه نِسَاء مِن المُؤمِنَات، مُتَلَفِّعَاتٍ بِمُرُوطِهِنَّ، ثم يَرجِعْن إلى بُيُوتِهِنَّ مَا يُعْرِفُهُنَّ أحدٌ من الغَلَس).
Âişe -radıyallahu anhâ- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazını kıldırırdı ve bazı mümin kadınlar yünden yapılmış elbiselerine sarınmış şekilde namazda hazır bulunurlardı. Sonra alacakaranlıkta evlerine dönerlerdi de kimse onları tanımazdı."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha- sahabe kadınlarının elbiselerine sarınıp, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'le birlikte sabah namazında hazır bulunduklarını zikretmiştir. Kadınlar, namazdan sonra evlerine döndüklerinde alacakaranlık oluyordu. Onlara bakan bir kimse karanlığın tamamen kalkmaması sebebiyle onların kim olduğunu tanıyamıyordu.
13 Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde uyuyordum ve ayaklarım O'nun kıblesi tarafındaydı. O, secde ettiği zaman bana dokunurdu, ben de ayaklarımı toplardım. Kalktığı zaman ise ayaklarımı uzatırdım. O zamanlarda evlerde lambalar yoktu.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «كنت أنام بين يَدَيْ رسول الله صلى الله عليه وسلم ورِجْلايَ فِي قِبْلَتِهِ، فإذا سجد غَمَزَنِي، فقَبَضتُ رِجْلَيَّ، فإذا قام بَسَطْتُهُمَا، والبيوت يومئذ ليس فيها مصابيح».
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde uyuyordum ve ayaklarım O'nun kıblesi tarafındaydı. O, secde ettiği zaman bana dokunurdu, ben de ayaklarımı toplardım. Kalktığı zaman ise ayaklarımı uzatırdım. O zamanlarda evlerde lambalar yoktu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Âişe -radıyallahu anha-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namazı kıldığı sırada uyuduğunu haber vermiştir. Evlerimizin dar olması sebebiyle iki ayağım onun kıble tarafında kendisiyle secde yaptığı yer arasında oluyordu. Ayakta teheccüt kıldığı zaman ayaklarımı uzatırdım. Secde ettiği zaman ise O, bana dokunurdu ve ben de secde etsin diye ayaklarımı toplardım. Şayet secde ederken O'nu görmüş olsaydım O, bana dokunmadan ayaklarımı toplardım. Ancak Âişe -radıyallahu anha-'nın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görebilmesi için evlerinde lambaları yoktu. Şayet olsaydı O, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dokunmasına ihtiyaç duymadan ayaklarını toplardı.
14 «Öğle namazının vakti, güneş zevâli aştıktan sonra ve bir kimsenin gölgesinin boyu, kendi boyuna eşit olduktan sonra başlar, ikindi namazının vakti gelinceye kadar sürer. İkindi namazının vakti, güneş sararmaya başlayıncaya kadar sürer. Akşam namazının vakti, ufuktaki kızıllık kayboluncaya kadar sürer.Yatsı namazının vakti, gece yarısına kadar sürer. Sabah namazının vakti ise, fecrin doğuşundan güneş doğuncaya kadar sürer.»
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال:«وقت الظهر إذا زالت الشمس وكان ظل الرجل كطوله، ما لم يحضر العصر، ووقت العصر ما لم تَصْفَرَّ الشمس، ووقت صلاة المغرب ما لم يَغِبْ الشفق، ووقت صلاة العشاء إلى نصف الليل الأوسط، ووقت صلاة الصبح من طلوع الفجر ما لم تطلع الشمس، فإذا طلعت الشمس فأمسك عن الصلاة، فإنها تطلع بين قرني شيطان».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Öğle namazının vakti, güneş zevâli aştıktan sonra ve bir kimsenin gölgesinin boyu, kendi boyuna eşit olduktan sonra başlar, ikindi namazının vakti gelinceye kadar sürer. İkindi namazının vakti, güneş sararmaya başlayıncaya kadar sürer. Akşam namazının vakti, ufuktaki kızıllık kayboluncaya kadar sürer.Yatsı namazının vakti, gece yarısına kadar sürer. Sabah namazının vakti ise, fecrin doğuşundan güneş doğuncaya kadar sürer. Güneş doğduğunda namaz kılmayı bırak. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu arasından doğar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'nın rivayet ettiği bu hadis, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bize namaz vakitlerini haber vermektedir. 1- Zuhr/Öğle namazı: Öğle vakti/sıcakta kılındığı için bu ismi almıştır ki en belirgin olan sebep de budur. İlk vakti güneşin semanın tam ortasından batıya doğru meylettiği zamandır. Bu vakitten itibaren bir adamın gölgesi ile boyu aynı uzunlukta oluncaya kadar yahut buna yakın olana kadar (ikindi vaktine kadar) devam eder. 2- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İkindi namazının vakti» bir adamın gölgesi ile boyu aynı uzunlukta olunca başlar ve güneş sararmaya başlayıncaya kadar sürer. Bu vakit, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Sahîhayn’da gelen rivayetteki tercihine göredir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, güneş batmadan önce ikindi namazının bir rekatını idrak ederse (kılarsa) o, ikindi namazını idrak etmiştir.» Başka bir rivayette ise; «İkindi namazının vakti güneş batıncaya kadardır.» buyurmuştur. Müslim’in rivayetinde ise «Güneş sararıncaya ve iki boynuzundan biri düşünceye kadar» buyurmuştur. 3- Akşam namazının vakti: Namaz pek çok yerde zikredilmiştir. (Güneşin batmasıyla başlar) batışından sonra gelen kızıllık kayboluncaya kadar devam eder. Bu, akşam namazının vaktinin, şafağın/kızıllığın bitmesine kadar genişliğine delalet eder. Bu şafağın bir kısmı düşse de yatsı namazının vakti girmiş olmaz. Tıpkı güneşin bir kısmının batmasıyla akşam namazının vaktinin girmediği gibi. 4- Yatsı namazının vakti: İcma ile kızıllığın kaybolmasının hemen ardından başlar ve gecenin orta yarısına kadar devam eder. Bu tercih edilen vakittir. Kılmanın caiz olduğu vakit ise başlangıcından itibaren fecrin doğuşuna kadar devam eder. 5- Sabah namazının vakti: Fecrin doğması yani fecr-i sadıkın doğması ile başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Eğer güneş doğarsa namaz kılmayı bırak. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu arasından yani başının iki tarafından doğar. Çünkü şeytan güneşin batış vaktini gözler ve dikilerek yüzünü güneşe secde eden kimselere doğru döner. Kâfirlerin güneşe yaptıkları secdelerinin kendisine ibadete dönüşmesi için bunu yapar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini bu vakitte namaz kılmaktan yasaklamıştır. Bunu, Allah’ın kulunun namaz vaktinin şeytana kulluk eden kimsenin ibadet vaktinden farklı olması için yapmıştır.
15 "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte akşam namazını kılardık. Bizden biri namazdan ayrılınca attığı okun düştüğü yeri görürdü.''
عن رافع بن خَديج الأنصاري الأوسي رضي الله عنه قال: كنا نصلي المغرب مع النبي صلى الله عليه وسلم ، فينصرف أحدنا وإنه لَيُبْصِرُ مَوَاقِعَ نَبْلِهِ.
Rafi' b. Hadîc el-Ensârî el-Evsî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte akşam namazını kılardık. Bizden biri namazdan ayrılınca attığı okun düştüğü yeri görürdü.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadisi şerif Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in akşam namazını çoğunlukla ilk vaktinde kıldığını ve bunun sünnet olduğunu beyan etmektedir. Bu vakitte kıldığının delili; namazı bitirdiklerinde attıkları okun düştüğü yeri görecek şekilde aydınlığın kalmış olmasıdır.
16 «Kim sabah namazından bir rekâti güneş doğmazdan önce kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim de ikindi namazından bir rekâti güneş batmadan önce kılabilirse ikindi namazına yetişmiş demektir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:«مَنْ أَدْرَكَ مِن الصُّبح ركعة قبل أن تَطْلُعَ الشمس فقد أَدْرَكَ الصُّبح، ومن أَدْرَكَ ركعة من العصر قبل أن تَغْرُبَ الشمس فقد أَدْرَكَ العصر».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: «Kim sabah namazından bir rekâti güneş doğmazdan önce kılabilirse, sabah namazına yetişmiş demektir. Kim de ikindi namazından bir rekâti güneş batmadan önce kılabilirse ikindi namazına yetişmiş demektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetine sabah ve ikindi namazlarının son vakitlerini açıklamıştır. Kim güneş doğmadan önce sabah namazından bir rekâta yetişir veya rükûya yetişir de başını rükudan kaldırırsa, bu kimse bu şekilde bir rekâti vaktinde kılması sebebiyle sabah namazını idrak edip, vaktinde eda etmiş olacağını haber vermiştir. Keza güneş batmadan önce ikindi namazından bir rekâta yetişen kimse de bu şekilde bir rekâtın vaktinde kılınması sebebiyle ikindi namazını idrak edip, onu vaktinde eda etmiş olacaktır.
17 İki çeşit fecir vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir ki, o vakit namaz kılmak caiz değildir. (Bu vakitte) yemek yemek haram değildir. Ufukta uzunlamasına yayılan fecre gelince işte sabah namazı o vakitte kılınır, sahur yemeği de o vakitte haram olur.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : الفجر فَجْرَانِ: فأما الفَجْر الذي يكون كَذَنَبِ السِّرْحَانِ فلا تَحِلُّ الصلاة فيه ولا يٌحْرِّم الطعام، وأما الذي يذهب مُسْتَطِيلًا فِي الأُفُق فإنه يُحِلُّ الصلاة، ويُحْرِّم الطعام.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ'dan- rivayet edildiğine göre:dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''İki çeşit fecir vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir ki o vakit namaz kılmak caiz değildir.Yemek yemekte haram değildir.Ufukta uzunlamasına yayılan fecre gelince işte sabah namazı o vakitte kılınır, sahur yemeği de o vakitte haram olur”.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Hâkim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- fecri hüküm açısından iki kısma ayırmıştır. Fecru'l-Evvel (Birinci Fecir): Buna Fecru'l-Kâzib (yalancı fecir) denir. Gökyüzünde direk gibi yükselir. O kurt kuyruğu gibidir. Çünkü kuyruğu yüksek olarak uzar. Ufkun en yükseğine doğru uzamasıyla kurt kuyruğuna benzer. Sonra gider (kaybolur) ve onun peşinden karanlık gelir. Bu fecirde namaz kılmak caiz değildir. Yani sabah namazı kılınmaz (çünkü sabah namazının vaktinin girişini belirleyen ve haber veren bu fecir değildir) Ancak oruç tutacak kimse için bu vakitte yeme ve içme helaldir. Yani kim geceden oruca niyet ettiyse o bu vakitte yer ve içer. Çünkü bu fecir, oruçlunun yemeden ve içmeden uzak durduğu ve sabah namazını kılmanın helal olduğu hakiki fecr değildir. Fecru's-Sânî:İkinci fecir: Buna Fecru's-Sâdık (Doğru fecir) denir.Bu fecir uzunlamasına ufka yayılan fecirdir.Ufukta kuzeyden güneye doğru uzayan bir çizgidir. Ondan sonra karanlık yoktur. Bilakis aydınlığı ufukta yayılana kadar yavaş yavaş artar. Bu fecir, sabah namazını kılmanın helal olduğu,oruç tutacak için de yeme ve içmenin haram olduğu (yani sona erdiği ve orucun başladığı) fecirdir. İki fecir arasındaki fark, zamana göre değişir. Bazen vakit uzar, bazende kısalır.Yalancı fecir bazen görünmez.İki fecir arasındaki farklar özetle şunlardır:Fecri Sâdık kuzeyden güneye doğru uzanır, Fecri Kâzib tam tersinedir.İkincisi:Fecri Sâdıktan sonra karanlık yoktur. Fecri Kâzibin peşinden ise karanlık gelir. Üçüncüsü: Fecri Sadığın aydınlığı ufukla birleşir, kâzibin nuru ayrı olur. Bu üç fark kevni kader açısından olan farklardır. Fakat şer-i ameli farklara gelince Fecri kâzibte namaz kılmak yani sabah namazını kılmak caiz değildir.Kimde oruç tutmaya niyet ettiyse onun için yemek ve içmek helaldir.Fecr-i Sâdıkta ise durum bunun tam tersidir. Namaz kılmak helaldir, yani sabah namazını kılmak. Oruç tutan için yemek ve içmek haramdır.
18 "Karanlık bir gecede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte seferdeydik ve kıblenin nerede olduğunu bilmiyorduk. Bizden her biri kalkıp kendi yönüne doğru namaz kıldı. Sabahlayınca bu olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettik. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır."
عن عامر بن رَبِيعة رضي الله عنه قال: كنَّا مع النبي صلى الله عليه وسلم في سَفَر في لَيلة مُظْلِمَةٍ، فلم نَدْرِ أين القِبْلَة، فصلى كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا على حِيَالِه، فلمَّا أَصْبَحْنَا ذَكرنا ذلك للنبي صلى الله عليه وسلم ، فنزل: ﴿فأينما تولوا فثم وجه الله﴾ [البقرة: 115].
Âmir b. Rabîa -radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre dedi ki: "Karanlık bir gecede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte seferdeydik ve kıblenin nerede olduğunu bilmiyorduk. Bizden her biri kalkıp kendi yönüne doğru namaz kıldı. Sabahlayınca bu olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettik. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara Sûresi:115)
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı ile birlikte seferde iken kıbleyi bulamadılar. Karanlık bir gecede idi. Herkes namazı kendi görüşüne göre (hangi yön kıble ise o yöne doğru) kıldı. Sabahladıklarında bir de baktılar ki kıble yönünden başka bir tarafa doğru namaz kılmışlar. Durumu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara Sûresi:115)
19 «Doğu ile batı arası kıble sayılır.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «ما بَيْن المَشْرِق والمَغْرِب قِبْلة».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Doğu ile batı arası kıble sayılır.» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: «Doğu ile batı arası kıble sayılır.» Bu; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından doğu ve batı yönünün arasının namaz kılanların kıblesi olduğunun beyanıdır. Bu hitap Medine ehline ve onların yönüne uyanlar içindir. Çünkü onlar Kâbe'nin kuzeyine düşmektedirler. Kıble; Medine ehline ve Şam ehlinden olup Medine ehli ile aynı yönde ve hizada bulunanlar ile kuzey bölgesinde yaşayanlar için doğu ve batı yönleri arasıdır. Bunların kıble yönleri güneye doğru yani Kâbe yönüne doğrudur. Güney yönünde bulunan Yemen ve onlara bağlı olan yerler ise doğu ile batı arasına yönelirler. Doğu ve batı ahalisine gelince onlar için kıble kuzey ve güney yönleri arasındadır. Çünkü asıl olarak yönler dört tanedir: Kuzey, güney, doğu ve batı. Şayet namaz kılan kişi Kâbe'ye göre doğuda ya da batıda ise kıblesi kuzey ile güney arasındadır. Şayet kuzey ve güney tarafında ise onun kıblesi doğu ile batı arasındadır. Bu; Allah Teâlâ'nın kulları üzerine kolaylaştırmasıdır. Eğer O, kullarından Kâbe'nin kendisine yönelmelerini isteseydi hiç kimsenin namazı sahih olmazdı. Kâbe'yi arkasına ya da yanına almadığı müddetçe ondan uzak olup kabeyi göremeyen için kıbleden biraz sapmak onun namazına etki etmez. Şayet aksi bir durum olsaydı, bu durumda namazı sahih olmazdı. Çünkü bu kimse, kıblenin kendisi olan Kâbe'ye doğru yönelmemiş olacaktır. (Çünkü uzaktan bizzat görmesi ve kendisine yönelmesi gereken Kâbe'yi göremeyecektir.)
20 Sizden bir kimse mescide geldiği zaman, baksın, ayakkabılarında pislik varsa onu silsin ve onlarla namaz kılsın.
عن أبي سعيد الخُدْري رضي الله عنه قال: بَينما رسول الله صلى الله عليه وسلم يصلِّي بأصحابه إذ خَلع نَعْلَيه فوضَعَهُما عن يساره، فلمَّا رأى ذلك القوم أَلْقَوْا نِعَالَهُمْ، فلمَّا قَضى رسول الله صلى الله عليه وسلم صلاته، قال: «ما حَمَلَكُمْ على إِلقَاءِ نِعَالِكُم»، قالوا: رأيْنَاك أَلقَيْت نَعْلَيْك فَأَلْقَيْنَا نِعَالَنَا، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إن جبريل صلى الله عليه وسلم أتَانِي فأخْبَرنِي أن فيهما قَذَرًا -أو قال: أَذًى-، وقال: إذا جاء أحدكم إلى المسجد فلينظر: فإن رَأى في نَعْلَيه قَذَرا أو أَذًى فَلْيَمْسَحْه وليُصَلِّ فيهما.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- demiştir ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına namaz kıldırırken ayakkabılarını çıkardı ve sol tarafına koydu. Bunu gören cemaat de ayakkabılarını çıkardılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince: «Ayakkabılarınızı niçin çıkardınız?» diye sordu. (Onlar da:) Senin çıkardığını gördük de (onun için) çıkardık, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Bana Cebrail -sallallahu aleyhi ve sellem- gelip ayakkabılarında pislik olduğunu haber verdi.» dedi (ve sözlerine devam ederek:) «Sizden bir kimse mescide geldiği zaman, baksın, ayakkabılarında pislik varsa onu silsin ve onlarla namaz kılsın.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeleriyle beraber namaz kıldı. Sonra namazda birden ayakkabılarını çıkarıp sol tarafına koydu. Sahabeler -radıyallahu anhum- bunu gördüklerinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uyarak ve onun yaptığını yaparak ayakkabılarını çıkardılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirdikten sonra onlara doğru döndü ve onları, namaza başlamadan önceki hallerinden farklı bir hal üzere buldu. Onlara ayakkabılarını çıkarmalarının sebebini sordu. Onlar şu sözleriyle ona cevap verdiler: ''Senin çıkardığını gördük de (onun için) çıkardık.'' Sana uymak için. Çünkü sahabe -radıyallahu anhum- ayakkabı ile namaz kılmanın mübah olmasının kaldırıldığını zannettiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayakkabılarını çıkarmasının sebebini şu sözüyle açıkladı. «Bana Cebrail -sallallahu aleyhi ve sellem- gelip ayakkabılarımda pislik olduğunu haber verdi.» Yani Cebrail -aleyhisselam- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e o namazda iken gelerek şöyle haber verdi: Ayakkabılarında varolan necaset ya da pislik sebebiyle namaz olmaz. Bu raviden kaynaklanan şüphedir. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizden bir kimse mescide geldiği zaman, baksın, ayakkabılarında pislik varsa onu silsin ve onlarla namaz kılsın.» buyurdu. Kim ayakkabılarla mescide girip namaz kılmak isterse, onun, ayakkabılarına bakması gerekir. Şayet ayakkabılarında pislik ve necaset görürse onlarla namaz kılsa da kılmasa da ayakkabılara bulaşan şeyi yere ya da başka bir yere sürer. Lakin ayakkabılarla namaz kılmak isterse onları temizlemesi gerekir. Sonra da isterse onlarla namaz kılar. Kim namaz kılar ve ayakkabısında, puşisinde, şapkasında ya da elbisesindeki necasete dikkat etmemişse ve namaz esnasında fark ederse hemen onu çıkarır. Necaset elbisesinde ya da pantolonunda ise ve onları çıkardığında avret mahallini örtecek bir şey kalırsa onları çıkarır. Namazına devam eder ve namazını tekrar etmesine gerek yoktur. Şayet elbisesini çıkarırken avreti görünmeden çıkaramayacaksa namazını bozar, avret mahallini örter ve namazını tekrar kılar.
21 «Akşam yemeği takdim edilince, akşam namazından önce ona başlayın ve akşam yemeğini (yerken, vakit müsaitse) acele etmeyin.»
عن أنس بن مالك رضي الله عنه : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إذا قُدِّمَ العَشَاءُ ، فابدءوا به قبل أن تُصَلُّوا صلاة المغرب، ولا تَعْجَلوا عن عَشَائِكم».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Akşam yemeği takdim edilince, akşam namazından önce ona başlayın ve akşam yemeğini (yerken, vakit müsaitse) acele etmeyin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Namaz kılan kimsenin zihninin namaz kıldığı esnada yemek ile meşgul olmaması için yemek hazır iken namaz kılmadan önce yemeğe başlayın. Hatta bu namaz, akşam namazı gibi vakti kısa ve sınırlı olan bir namaz olsa dahi. Ebû Derdâ -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir kimsenin kalbinin (onu namazda meşgul edecek olan şeylerden arınmış bir şekilde) boş olarak namazına yönelmesi için ihtiyacını gidermeğe yönelmesi o kimsenin fıkhındandır. Buhâri bunu Ebû Derdâ'dan muallak olarak rivayet etmiştir.
22 Yâ Rasûlallah! İkindi namazını az daha güneş batmadan kılamayacaktım, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Vallahi ben de kılamadım.» buyurdu. Bunun üzerine kalktık, Buthân Vadisi'ne gittik. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için abdest aldı, biz de namaz için abdest aldık. Müteakiben güneş batmış olduğu halde ikindiyi kıldırdı, sonra arkasından da akşamı kıldırdı.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما «أنَّ عمر بن الخَطَاب رضي الله عنه جاء يَومَ الخَندَقِ بَعدَ مَا غَرَبَت الشَّمسُ فَجَعَل يَسُبُّ كُفَّار قُرَيشٍ، وقال: يا رسول الله، مَا كِدتُّ أُصَلِّي العَصرَ حَتَّى كَادَت الشَّمسُ تَغرُبُ، فَقَال النَبِيُّ صلى الله عليه وسلم : والله مَا صَلَّيتُهَا، قال: فَقُمنَا إلَى بُطحَان، فَتَوَضَّأ للصَّلاَة، وتَوَضَأنَا لَهَا، فَصَلَّى العَصر بعد مَا غَرَبَت الشَّمسُ، ثُمَّ صَلَّى بعدَها المَغرِب».
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhumâ- şöyle demiştir: Hendek Harbi günü Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-, güneş battıktan sonra geldi de Kureyş kâfirlerine sövmeye başladı. Yâ Rasûlallah! İkindi namazını az daha güneş batmadan kılamayacaktım, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Vallahi ben de kılamadım.» buyurdu. Bunun üzerine kalktık, Buthân Vadisi'ne gittik. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için abdest aldı, biz de namaz için abdest aldık. Müteakiben güneş batmış olduğu halde ikindiyi kıldırdı, sonra arkasından da akşamı kıldırdı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hendek Harbi günü güneş battıktan sonra Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Kureyş kâfirlerine söverek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi. Çünkü onlar Ömer -radıyallahu anh-'ı meşgul etmişler ve ancak güneş battıktan sonra ikindi namazını kılmıştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ana kadar namazı kılamadığına dair yemin etti. Ömer -radıyallahu anh- da kendisini sıkıntıya sokan bu durumdan rahatlamış oldu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest aldı ve yanında bulunan sahabeler de abdest aldılar. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldırdı, ikindiyi kıldırdıktan sonra da akşamı kıldırdı.
23 Ben ve babam, Ebû Berze el-Eslemî -radıyallahu anh'ın yanına girdik. Babam ona: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- farz namazları nasıl kılardı? diye sordu.
عن أبي المنهال سيار بن سلامة قال: (دَخَلتُ أنا وأبي علَى أبي بَرزَة الأسلمي، فقال له أبي: كيف كان النبي صلى الله عليه وسلم يصلي المَكْتُوبَة؟ فقال: كان يُصَلِّي الهَجِير -التي تدعونها الأولى- حِينَ تَدحَضُ الشَّمسُ. ويُصَلِّي العَصرَ ثم يَرجِعُ أَحَدُنَا إلى رَحلِه في أَقصَى المدينة والشَّمسُ حَيَّة، ونَسِيتُ ما قال في المَغرب. وكان يَسْتَحِبُّ أن يُؤَخِّر من العِشَاء التي تَدعُونَها العَتَمَة، وكان يَكرَه النَّوم قَبلَهَا، والحديث بَعدَها. وكان يَنْفَتِلُ من صَلَاة الغَدَاة حِين يَعرِفُ الرَّجُل جَلِيسَه، وكان يَقرَأ بِالسِتِّين إلى المائة).
Ebu'l-Minhâl Yesâr b. Selâme'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben ve babam, Ebû Berze el-Eslemî -radıyallahu anh'ın yanına girdik. Babam ona: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- farz namazları nasıl kılardı? diye sordu. Ebû Berze şöyle dedi: RasûluIIah, sizin Ûlâ Namazı diyegeldiğiniz Hecîr (yâni öğle) namazını, güneş göğün ortasından batı cihetine meylettiğinde kıldırırdı. İkindi namazını kıldırır, birimiz namazdan sonra Medine'nin en uzak yerindeki evine dönerdi de güneş henüz dipdiri bulunurdu. (Ravi Yesâr dedi ki:) Ben Ebû Berze'nin akşam namazı'hakkında söylediği sözü unuttum. Ebû Berze şöyle devam etti: RasûluIIah, sizin Atame adını vermekte olduğunuz yatsı namazını geciktirmeyi severdi. Bu namazdan evvel uyumayı, ve sonrasında oturup konuşmayı kerîh görürdü. Sabah namazından da, insan kendi yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman çıkar ve (bu namazda) altmışla yüz âyet arası okurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Berze -radıyallahu anh- Beş vakit farz namazın vakitlerini belirtmiştir. Öncelikle öğle namazından başlamıştır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- öğle namazını güneş meyletmeye başladığında kılmıştır. Yani tam tepeden batıya doğru meyletti zamandır. Bu öğle namazının ilk vaktidir. İkindi namazını kılardı, namaz kılanlardan birisi Medine'nin en uzak yerindeki evine dönerdi de güneş parlaklığını kaybetmezdi. Akşam namazı ile ilgili rivayet edilen kısmı ravi unutmuştur. Daha önceki hadislerde belirttiğimiz gibi güneşin batışıyla akşam namazının vakti girmektedir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yatsı namazını geciktirmekten hoşlanırdı. Çünkü en faziletli vakti gece yarısına kadar kılındığı vakittir. Gece yarısından sonraya geciktirilmesi yada cemaatin kaçırılması korkusundan dolayı yatsıdan önce uyumayı kerih görmüştür. Aynı zamanda derin uykuya dalıp, gece namazının tekedilme korkusuda vardır. Sabah namazını vaktinde kılınmamasından yada cemaatle kılınmamasından korktuğu için yatsı namazından sonra oturup konuşmayı kerih görmüştür. Sabah namazını da, insan kendi yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman bitirirdi ve (bu namazda) altmışla yüz âyet arası okurdu. Buda bu namazı alacakaranlıkta kıldığına delalet etmektedir.
24 Cibril indi ve bana imamlık yaptı. Onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım"
عن ابن شِهاب أنَّ عُمر بن عبد العزيز أخَّرَ العصرَ شيئًا، فقال له عُروة: أمَا إنَّ جبريلَ قد نزل فصلَّى إمامَ رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فقال عمرُ: اعلمْ ما تقولُ يا عُروة قال: سمعتُ بَشِير بن أبي مسعود يقول: سمعتُ أبا مسعود يقول: سمعتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «نَزَل جبريلُ فأمَّني، فصلَّيتُ معه، ثم صَلَّيتُ معه، ثم صَلَّيتُ معه، ثم صَلَّيتُ معه، ثم صَلَّيتُ معه» يحسِبُ بأصابعِه خمسَ صَلَواتٍ.
İbn Şihâb'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer b. Abdilazîz bir gün ikindi namazını geciktirdi. Urve ona şöyle dedi: Cibril indi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e imam olarak namaz kıldırdı. Bunun üzerine Ömer: Ey Urve! Ne söylediğini iyi bil dedi. Urve şöyle dedi: Beşîr b. Ebî Mesûd'u, Ebû Mesûd şöyle derken işittim. Oda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyururken işittim diyordu: Cibril indi ve bana imamlık yaptı. Onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım" parmaklarıyla beş vakit namazı saydı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Cibril -aleyhisselâm- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy indiriyordu. Rasûlullah'a farklı şekil ve surette geliyordu. Bu hadiste indi ve vakitlerini beyan etmek için beş vakit namazda ona imamlık yaptı. Bu hadisin varid olduğu kıssanın lafzında Ömer b. Abdilazîz ikindi namazını vaktinden biraz geciktirdi. Urve b. Zubeyr'de bunu inkar etti. Ona Cebrail'in inip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e imamlık yaptığını haber verdiğinde Ömer b. Abdilazîz buna şaşırdı. Urve'ye söylediği sözü düşünmesini ve delil olmayan şeyi tesebbüt etmeden söylememesi gerektiğini emretti. Urve ona Beşîr b. Ebî Mesûd'un, Ebû Mesûd el-Bedrî'den, onunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in şöyle buyururken işittiğini haber vermiştir: Cibril inip Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e beş vakit namazdan her birinin vaktinde imam olarak namaz kıldırdı. O bu hadisi duyup, namazın nasıl kılındığını, vakitlerini ve rukunlerini öğrenmiştir.
25 Züheyr'den rivayet edildiğine göre dedi ki:Bana Urve b. Zübeyr haber verdi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âİşe -radıyallahu anhâ-'dan yapılan rivayette, demiştir ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece, ilk üçte bir geçinceye kadar (yatsı namazını) geciktirdi.O da Ateme denilen namazdı.Ömer -radıyallahu anh-, 'Kadınlar ve çocuklar uyudu' diye sesini yükseltti.Bir rivayette gecenin çoğu gittti. Onun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çıktı ve şöyle buyurdu:''Bu namazı sizden başka yer yüzünde yaşayanların hiçbiri beklemez.''Başka bir rivayette:''Şüphesiz ki bu, yatsının vaktidir, ama ümmetime meşakkat vermemiş olsaydım (hep bu vakte geciktirirdim).Başka bir rivayette:''Ümmetimin üzerine zorluk olmasaydı.''Bu da İslam insanlar arasında yayılmadan öncedir.İbn Şihâb dedi ki:Bana şöyle zikredildi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Rasûlullah'a namaz konusunda ısrar etmeye hakkınız yoktu.Bu nu Ömer b. Hattâb seslendiği vakit söylemiştir.Sahih-i Müslim.
أَعْتَمَ رسول الله صلى الله عليه وسلم ليلة من الليالي بصلاة العشاء، وهي التي تُدْعَى العَتَمَةَ، فلم يخرج رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى قال عمر بن الخطاب: نام النساء والصبيان [وفي رواية: حتى ذهب عامَّة الليل]، فخرج رسول الله صلى الله عليه وسلم ، فقال لأهل المسجد حين خرج عليهم: «ما ينتظرها أحد من أهل الأرض غَيْرُكُم»، وفي رواية: «إنه لوقتها لولا أن أشق على أمتي». وفي رواية: «لولا أن يُشَقَّ على أمتي»، وذلك قبل أن يفشوَ الإسلام في الناس. قال ابن شهاب: وذُكِر لي: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال: وما كان لكم أَن تَنْزُرُوا رسول الله صلى الله عليه وسلم على الصلاة، وذاكَ حِين صاح عمر بن الخطاب.
Âİşe -radıyallahu anhâ-'dan yapılan rivayette, demiştir ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece, ilk üçte bir geçinceye kadar (yatsı namazını) geciktirdi.Ömer -radıyallahu anh-, 'Kadınlar ve çocuklar uyudu' diye sesini yükseltti.Bir rivayette gecenin çoğu gittti. Onun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çıktı ve şöyle buyurdu:''Bu namazı sizden başka yer yüzünde yaşayanların hiçbiri beklemez.''Başka bir rivayette:''Şüphesiz ki bu, yatsının vaktidir, ama ümmetime meşakkat vermemiş olsaydım (hep bu vakte geciktirirdim).Başka bir rivayette:''Ümmetimin üzerine zorluk olmasaydı.''Bu da İslam insanlar arasında yayılmadan öncedir.İbn Şihâb dedi ki:Bana şöyle zikredildi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Rasûlullah'a namaz konusunda ısrar etmeye hakkınız yoktu.Bu nu Ömer b. Hattâb seslendiği vakit söylemiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadisi şerifte Yatsı namazının kılınmasının faziletli olduğu vakti açıklıyor.O vakitte gecenin son üçte birinin ilk vaktidir.Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetine olan rahmetinden ve bu işte ümmeti üzerine zorluk olmasından korktuğu için Yatsı namazını her zaman bu vakitte kılmazdı.
26 «Sabah namazını ortalık aydınlanınca (yani sabah namazının vakti girince) kılınız. Çünkü bunu böyle yapmanız sizin ecrinizi daha büyük kılar veya ecriniz daha büyük olur.»
عن رافع بن خديج رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أَصْبِحُوا بالصبح؛ فإنه أعظم لِأُجُورِكُم، أو أعظم للأجر».
Rafi' b. Hadîc -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sabah namazını ortalık aydınlanınca (yani sabah namazının vakti girince) kılınız. Çünkü bunu böyle yapmanız sizin ecrinizi daha büyük kılar veya ecriniz daha büyük olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bize sabah namazını sabah (namazının) vakti girdiğinde kılmamızı emretmiş, sonra bunun sebebini, sabah (namazın) ın vaktinin girmesinin yakinen bilinmesi nedeniyle sevabının daha büyük sevap olmasıyla açıklamıştır.
27 Saîd b. Hâris'ten şöyle nakledilmiştir:Câbir b. Abdullah'a bir parçadan oluşan elbise ile namaz kılmanın hükmünü sorduk. O da şöyle cevap verdi;Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in düzenlediği bir seferde onunla birlikte yola çıkmıştım. Bir gece bir ihtiyacımdan dolayı onun yanma vardım. O sırada namaz kılıyordu. Üzerimde tek parçadan oluşan bir elbise vardı. Ona bürünüp yanı başında namaza durdum. Namazını bitirdikten sonra ya Câbir, gece vakti buraya gelmenin sebebi ne?' diye sordu. Ben de ihtiyacımı söyledim. Sözümü bitirdikten sonra bana, 'Gördüğüm bu örtünme de ne?' diyerek (hoşnutsuzluğunu) ifade etti. Ben de elbisenin dar ve kısa olduğunu söyledim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Eğer elbisen geniş ise onunla omzundan öyle örtün, yok eğer dar ise, onu izar olarak kullan."Buhârî.Müslim'in rivayetinde:''Eğer geniş ise elbiseyi iki ucundan çaprazlama bağlayıp dizlerini kırarak eğilmesidir.Eğer dar ise onu beline bağla.''
عن سعيد بن الحارث قال: سَأَلنَا جابر بن عبد الله عن الصلاة في الثوب الواحد؟ فقال: خَرَجْت مع النبي صلى الله عليه وسلم في بعض أَسْفَارِهِ، فَجِئْت لَيْلَةً لِبَعْض أَمْرِي، فَوَجَدْتُهُ يُصَلِّي، وعليَّ ثوب واحد، فَاشْتَمَلْتُ به وَصَلَّيْتُ إلى جَانِبِه، فلما انْصَرف قال: «ما السُّرَى يا جابر»؟ فأخْبَرتُه بحاجتي، فلما فَرَغْتُ قال: «ما هذا الِاشْتِمَال الذي رَأيْتُ»؟ قلت: كان ثوب -يعني ضاق-، قال: «فإن كان واسعا فَالتَحِفْ به، وإن كان ضَيِّقًا فَاتَّزِرْ به». ولمسلم: «إذا كان واسِعًا فخَالف بين طَرَفَيْه، وإذا كان ضَيِّقًا فَاشْدُدْه عَلَى حَقْوِكَ».
Saîd b. Hâris'ten şöyle nakledilmiştir:Câbir b. Abdullah'a bir parçadan oluşan elbise ile namaz kılmanın hükmünü sorduk. O da şöyle cevap verdi;Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in düzenlediği bir seferde onunla birlikte yola çıkmıştım. Bir gece bir ihtiyacımdan dolayı onun yanma vardım. O sırada namaz kılıyordu. Üzerimde tek parçadan oluşan bir elbise vardı. Ona bürünüp yanı başında namaza durdum. Namazını bitirdikten sonra ya Câbir, gece vakti buraya gelmenin sebebi ne?' diye sordu. Ben de ihtiyacımı söyledim. Sözümü bitirdikten sonra bana, 'Gördüğüm bu örtünme de ne?' diyerek (hoşnutsuzluğunu) ifade etti. Ben de elbisenin dar ve kısa olduğunu söyledim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Eğer elbisen geniş ise onunla omzundan öyle örtün, yok eğer dar ise, onu izar olarak kullan.''Eğer geniş ise elbiseyi iki ucundan çaprazlama bağlayıp dizlerini kırarak eğilmesidir.Eğer dar ise onu beline bağla.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Câbir -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem ile bazı seferlerine çıkmıştı.Bir gece onun Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bir ihtiyacı vardı.Bir gece ona ihtiyacını haber vermek için geldi.Ve peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaz kılarken buldu.Câbir -radıyallahu anh- bir elbise giymiş haldeydi.Onu vücuduna sarmış ve iki tarfını omzunun üzerine koymuştu.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında namaz kıldı.Namazını bitirince -sallallahu aleyhi ve sellem ona gece bu geç saatte yürümesinin sebebini sordu.Ona ihtiyacı için gelme sebebini haber verdi.İhtiyacını zikretmeyi bitirince,-sallallahu aleyhi ve sellem- ona elbise ile kendini sarmasını hoş görmedi.Çünkü o dar idi.Ve ona eğer elbise geniş ise onu altına ve üstüne sarmasını emretti.Ve izar ve rida olması ve bütün vücudunu kapatması için onu omuzu üzerine koymasını,sol tarafını sağ omzuna,sağ tarafını da sol omzuna koymasını emretti.Bu setri avret yapmak için daha uygun olup görünüş olarak ta daha güzeldir.Eğer elbise dar olup izar ve rida olma imkanı yoksa onu izar yapar.Bunu da beline sıkarak vücudunun alt kısmını örterek yapar.
28 «Sizden biriniz bir tek elbise içinde, omuzlarında o elbiseden bir şey bulunmadığı (açık) halde namaz kılmasın.»
عن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه مرفوعًا: «لا يُصَلِّي أحدكم في الثَّوْبِ الواحد، ليس على عاتقيه منه شيء».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz, bir tek elbise içinde, omuzlarında o elbiseden bir şey bulunmadığı (açık) halde namaz kılmasın.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Namaz kılan bir kişiden istenilen şey, onun en güzel hal üzere olmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey Âdemoğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin!" Çünkü krallarla, saygın insanlarla ve yöneticilerle karşılaşmak insanın en mükemmel hal ve güzel şekil üzere olmasını gerektirir. Peki kralların sahibi ve efendilerin efendisinin huzuruna çıkmak neyi gerektirir? Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılan kişiyi omuzlarını ya da tek bir omzunu örtecek şey bulduğu halde iki omzu açık namaz kılmamaya teşvik etmiş ve iki omzu da açık bir halde Allah'ın huzuruna durup münacaatta bulunan kişinin namaz kılmasını yasaklamıştır.