Zikir hadisleri
1 Dilinin daima Allah’ı zikretmekle ıslak tut
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ رَضِيَ اللَّهِ عَنْهُ قَالَ: أَتَى النَّبِيَّ رَجُلٌ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ شَرَائِعَ الإِسْلَامِ قَدْ كَثُرَتْ عَلَيْنَا، فَبَابٌ نَتَمَسَّكُ بِهِ جَامِعٌ؟ قَالَ: «لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْبًا مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ». وفي رواية: مِنْ حَدِيثِ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: آخِرُ مَا فَارَقْتُ عَلَيْهِ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ قُلْتُ: أَيُّ الأَعْمَالِ خَيْرٌ وَأَقْرَبُ إِلَى اللَّهِ؟ قَالَ: «أَنْ تَمُوتَ وَلِسَانُكَ رَطْبٌ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ».
Abdullah b. Busr –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, bir adam Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi: "Ey Allah’ın Rasûlü! İslam'ın ibadetleri bana ağır geldi. Devamlı yapabileceğim bir şey ver ki ona sarılayım." dedi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Dilinin daima Allah’ı zikretmekle ıslak tut.» Başka bir rivayette: Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan aktarıldığına göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den en son ayrıldığımda ona: "Hangi amel daha üstün ve Allah'a daha yakındır?" diye sormak oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Dilin, Allah -Azze ve Celle-'nin zikriyle ıslak olduğu halde ölmendir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ahmed, Tirmizî, İbn Mâce ve İbn Hibbân rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e nafile ibadetlerin çoğaldığını, bunları yapamayacak kadar zayıf kaldığını hususunda şikâyet etti. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine büyük sevap kazandıran, kolay bir amel gösterip ona sarılabileceği bir yol tavsiye etmesini istedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, dilinin her zaman Allah Teâlâ’yı zikretmekle canlı ve hareketli olmasını tavsiye etti. Yani her vakit ve her durumda tesbih, tahmid, istiğfar, dua ve benzeri zikirlerle meşgul olmasını öğütledi.
- Sürekli olarak Allah Teâlâ'yı zikretmenin fazileti ifade edilmiştir.
- Allah'ın büyük lütuflarından biri de sevap kazanılacak yolları kolaylaştırmasıdır.
- Kulların, hayır ve iyilik kapılarından elde ettikleri pay bakımından birbirlerinden üstün olmaları ifade edilmiştir.
- Allah’ı dil ile çokça zikretmek – tesbih, tahmid, tehlil, tekbir ve benzeri zikirlerle – ve bunun kalbin tasdikiyle birlikte olması, pek çok nafile ibadetin yerini tutar.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sordukları soruları dikkate alarak, soru soran her bir kimsenin kendisine uygun olan cevabı vermiştir.
2 Bir kul bir günah işlediğinde; "Allah'ım! Günahımı bağışla! derse,
عن أبي هريرة رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فِيمَا يَحْكِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ، قَالَ: «أَذْنَبَ عَبْدٌ ذَنْبًا، فَقَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي، فَقَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَذْنَبَ عَبْدِي ذَنْبًا، فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ، وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ، ثُمَّ عَادَ فَأَذْنَبَ، فَقَالَ: أَيْ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي، فَقَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: عَبْدِي أَذْنَبَ ذَنْبًا، فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ، وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ، ثُمَّ عَادَ فَأَذْنَبَ، فَقَالَ: أَيْ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي، فَقَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَذْنَبَ عَبْدِي ذَنْبًا، فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ، وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ، اعْمَلْ مَا شِئْتَ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah -Azze ve Celle-’den rivayet ederek şöyle buyurmuştur: «Bir kul bir günah işlediğinde; "Allah'ım! Günahımı bağışla! derse, Allah -Tebâreke ve Teâlâ-: “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi.” der. Sonra kul tekrar günah işler; “Rabbim! Günahımı bağışla!” der, Allah -Tebâreke ve Teâlâ-: “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi.” der. Sonra kul tekrar günah işlediğinde; “Rabbim! Günahımı bağışla!” der, Allah -Tebâreke ve Teâlâ-: “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi.” der. Ben seni affettim, artık dilediğini yap.» buyurur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbinden rivayet ettiği hadiste, kul günah işleyip sonra da: "Allah'ım! Günahımı bağışla!" dediğinde Allah Teâlâ; “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak, bu günahı örtüp kendisini affedecek ya da cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben onu bağışladım.” der. Sonra bu kul yeniden günah işler. "Allah'ım! Günahımı bağışla!" dediğinde Allah Teâlâ; “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak, bu günahı örtüp kendisini affedecek ya da cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben onu bağışladım.” der. Sonra bu kul yeniden günah işledi. "Allah'ım! Günahımı bağışla!" dediğinde Allah Teâlâ; “Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayacak, bu günahı örtüp kendisini affedecek ya da cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben onu bağışladım.” der. O halde kulum dilediğini yapsın, yeter ki her günah işlediğinde günahı terk etsin, pişman olup ona dönmemeye karar versin, fakat nefsi ona galip gelir ve her seferinde tekrar günaha düşer. Kulum günah işleyip tövbe etmeye devam ettikçe ben onu bağışlarım. Şüphesiz tövbe geçmişte yapılan günahları yok eder.
- Allah'ın kulları üzerindeki rahmetinin genişliği ifade edilmiştir. İnsan ne günah işlerse işlesin, ne yaparsa yapsın O'na tövbe edip yöneldiğinde Allah onun tövbesini kabul eder.
- Allah Teâlâ'ya iman etmiş kul Rabbinin bağışlamasını umar ve azabından korkar. Bundan dolayı biran önce tövbe eder ve günah işlemeye devam etmez.
- Makbul olan tövbenin şartları; günahı terk etmek, bundan dolayı pişman olmak, bu günaha dönmemek için kararlı olmaktır. Şayet yapılan tövbede can, ırz ve mal gibi kullara yapılan bir zulüm varsa dördüncü şart olarak hak sahibi ile helalleşme ya da ona hakkını teslim etme de eklenir.
- Kulu dini meselelerde haberdar eden Yüce Allah'ı tanıyıp bilmenin önemi ifade edilmiştir. Böylece kul, hata yaptığında tövbe eder, umutsuzluğa kapılmaz ve günahında ısrar etmez.
3 Kim, bir günde yüz defa: Subhânallâhi ve bi-hamdihî (Allah'a hamt ederek O'nu tüm noksanlıklardan tenzih ederim) derse, günahları deniz köpüğü kadar bile olsa bağışlanır
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ قَالَ: سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ، فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، حُطَّتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, bir günde yüz defa: Subhânallâhi ve bi-hamdihî (Allah'a hamt ederek O'nu tüm noksanlıklardan tenzih ederim) derse, günahları deniz köpüğü kadar bile olsa bağışlanır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, günde yüz defa Subhânallâhi ve bi-hamdihî (Allah'a hamdederek O'nu tüm noksanlıklardan tenzih ederim) diyen kimsenin günahlarının, dalgalanıp köpüren denizin üzerinde yükselen beyaz köpük kadar olsa bile, silinip bağışlanacağını haber vermiştir.
- Bu sevap, bunu her gün art arda veya ayrı ayrı söyleyen kişiye verilir.
- Tesbih: Allah'ın noksanlıklardan tenzih edilmesi, hamt ise; sevgi ve tazim ile Allah'ın mükemmellikle vasıflandırılmasıdır.
- Hadiste kastedilen küçük günahların bağışlanmasıdır, büyük günahlar için tövbe edilmesi gerekir.
4 Her kim on kere
عن أبي أيوب رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، عَشْرَ مِرَارٍ كَانَ كَمَنْ أَعْتَقَ أَرْبَعَةَ أَنْفُسٍ مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim on kere "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehu'l mulku ve lehu'l-hamdu ve huve alâ kulli şey'in kadîr" (Allah'tan başka hak ilah yoktur. O, tekdir ve ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamt da O'nadır. O, her şeye kadirdir) derse, İsmail neslinden dört kişi azat etmiş gibi olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kim, "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehu'l mulku ve lehu'l-hamdu ve huve alâ kulli şey'in kadîr." derse (bu zikrin manası şudur: Allah'tan başka ibadet edilmeye layık hak ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Allah Teâlâ mutlak hakimiyet sahibidir, tek başına sevgi ve tazimle övgü ve senayı hak eden O'dur. O, her şeye kadirdir hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.) ve bir gün içinde bu büyük zikri on defa tekrar ederse, o kimsenin İsmail b. İbrahim -aleyhimesselam-'ın soyundan dört köleyi azat etmiş gibi ecir alacağını haber vermiştir. Hadiste İsmail -aleyhisselam-'ın zürriyeti özel olarak zikredilmiştir. Çünkü onlar diğer insanlardan daha faziletlidir.
- Yüce Allah'ın ulûhiyet, mülk, hamt ve tam kudret bakımından bir ve tek olduğunu içeren bu zikrin fazileti ifade edilmiştir.
- Bu zikrin sevabına art arda veya ayrı ayrı söyleyen kimse nail olur.
5 Müezzin; "Allahu Ekber, Allahu Ekber dediği zaman, sizlerden biri "Allahu Ekber, Allahu Ekber." derse,
عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إِذَا قَالَ الْمُؤَذِّنُ: اللهُ أَكْبَرُ اللهُ أَكْبَرُ، فَقَالَ أَحَدُكُمُ: اللهُ أَكْبَرُ اللهُ أَكْبَرُ، ثُمَّ قَالَ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، قَالَ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، ثُمَّ قَالَ: أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، قَالَ: أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، ثُمَّ قَالَ: حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ، قَالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ، ثُمَّ قَالَ: حَيَّ عَلَى الْفَلَاحِ، قَالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ، ثُمَّ قَالَ: اللهُ أَكْبَرُ اللهُ أَكْبَرُ، قَالَ: اللهُ أَكْبَرُ اللهُ أَكْبَرُ، ثُمَّ قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ مِنْ قَلْبِهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ».
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müezzin; "Allahu Ekber, Allahu Ekber dediği zaman, sizlerden biri "Allahu Ekber, Allahu Ekber." derse, "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" dediği zaman, "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" derse, "Eşhedü enne Muhammeden rasûlullah" dediği zaman, "Eşhedü enne Muhammeden rasûlullah" derse, " Hayye ale's-salâh!" dediği zaman, " Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh " derse. " Hayye ale’l-felâh !" dediği zaman, " Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh " derse. Sonra da " Allahu Ekber, Allahu Ekber " dediği zaman; " Allahu Ekber, Allahu Ekber " derse, Sonra: " Lâ ilâhe illallâh." dediği zaman, " Lâ ilâhe illallâh." der ve kalbiyle de tekrar ederse Cennet'e girer.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ezan, insanlara namaz vaktinin girdiğini bildirmektir. Ezanın sözleri iman akidesini içeren kapsamlı sözlerdir. Bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ezan okunduğunda yapılması meşru olan şeyi açıklamıştır. O da ezanı işiten kimsenin müezzinin söylediğini tekrar etmesidir. Müezzin; "Allah en büyüktür" dediği zaman, ezanı işiten kişi "Allah en büyüktür." der. "Haydi namaza!" sözüne kadar bu şekilde müezzinin söylediği sözlerin aynısını tekrar eder. "Haydi namaza!", "Haydi felaha!" dediği zaman, "Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet sahibi yoktur." der. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müezzinle birlikte kalbinden ihlaslı bir şekilde ezanı tekrar eden kimsenin Cennet'e gireceğini haber vermiştir. Ezanın sözlerinin manası şu şekildedir: "Allahu Ekber" Allah Teâlâ her şeyden büyük, yüce ve azametlidir. "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" Allah'tan başka hak ilah yoktur. “Eşhedü enne Muhammeden rasûlullah” Dilimle ve kalbimle Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik ediyorum ve ikrar ediyorum. Allah -Azze ve Celle- onu göndermiştir ve ona itaat etmek farzdır. “Hayye ale's-salâh” Namaza gelin, bunu duyan kişinin "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" demesi itaate engel olan şeylerden kurtulmanın hiçbir hilesi yoktur. Allah'ın muvaffak kılması dışında itaatleri yapabilecek bir kuvvet ve herhangi bir şeyi yapabilecek güç de yoktur. “Hayye ale’l-felâh” Kurtuluşa sebep olan şeye gelin. O da Cennet'i kazanmak ve Cehennem'den kurtulmaktır.
- Müezzinin söylediği sözleri aynı şekilde tekrarlamak faziletlidir. Ancak müezzin “Hayye ale's-salâh” ve “Hayye ale’l-felâh” dediği zaman "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" denilir.
6 Ben size inanmadığım için yem etmenizi istemedim. Fakat bana Cebrâil gelerek, Allah Teâlâ’nın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim.» diye buyurdu
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ: خَرَجَ مُعَاوِيَةُ عَلَى حَلْقَةٍ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَالَ: مَا أَجْلَسَكُمْ؟ قَالُوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللهَ، قَالَ آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلَّا ذَاكَ؟ قَالُوا: وَاللهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلَّا ذَاكَ، قَالَ: أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ، وَمَا كَانَ أَحَدٌ بِمَنْزِلَتِي مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَقَلَّ عَنْهُ حَدِيثًا مِنِّي: وَإِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَقَالَ: «مَا أَجْلَسَكُمْ؟» قَالُوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللهَ وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَا هَدَانَا لِلْإِسْلَامِ، وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنَا، قَالَ: «آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلَّا ذَاكَ؟» قَالُوا: وَاللهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلَّا ذَاكَ، قَالَ: «أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ، وَلَكِنَّهُ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلَائِكَةَ».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Muâviye -radıyallahu anh- mescitte halka halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve şöyle dedi: "Burada niçin böyle toplandınız?" dediler ki: "Biz, Allah'ı zikretmek için oturduk." Muâviye -radıyallahu anh- "Allah için doğru söyleyin, siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?" diye sordu? Onlar: "Allah'a yemin olsun ki, yalnızca bunun için oturduk." dediler. Muâviye -radıyallahu anh-: "Ben sizin sözünüze inanmadığım için size yemin ettirmedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur." dedi. Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir ilim halkasında oturan sahabelerin yanına geldi de onlara: «Burada niçin oturuyorsunuz?» diye sordu. Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve O'na hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?» diye sordu. Onlar: "Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk", dediler. Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben size inanmadığım için yem etmenizi istemedim. Fakat bana Cebrâil gelerek, Allah Teâlâ’nın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim.» diye buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Muâviye b. Ebî Süfyân -radıyallahu anhumâ- mescitteki bir topluluğun yanına gittiğinde onlara hangi sebeple toplandıklarını sordu. Dediler ki: Biz Allah'ı zikrediyoruz. Bunun üzerine Muâviye -radıyallahu anh- onlardan, sadece Allah'ı zikretmek için toplanıp oturdukları hususunda yemin etmelerini istedi. Bunun üzerine onun isteği doğrultusunda yemin ettiler: Sonra onlara şöyle dedi: Size herhangi bir suçlamada bulunarak yemin etmenizi istemedim veya samimiyetinizden şüphe etmedim. Ümmü Habibe'nin kız kardeşi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı olması ve vahiy katiplerinden biri olmasından dolayı Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e onun kadar yakın kimsenin olmadığını haber verdi. Bununla birlikte hadis rivayeti azdır. Muaviye -radıyallahu anh- bu kimselere, bir gün Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evinden çıkıp mescide geldiğinde, onları, Allah'ı zikrederken, kendilerine İslam'a hidayet ettiği ve Rasûlullah'ı onlara bahşettiği için Allah'a hamt ederken bulduğunu anlatmıştır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına yaptığı gibi Muâviye -radıyallahu anh- da onlara soru sormuş ve yemin ettirmiştir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara soru sormasının ve yemin etmelerini istemesinin sebebinin; Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine gelip, Allah -Azze ve Celle-'nin onlarla iftihar ettiğini kendisine haber vermesi olduğunu açıklamıştır. Allah meleklere sizin faziletinizi izhar etti. Onlara yaptığınız amelin güzelliğini gösterdi ve onların yanında sizi övdü, demiştir.
- Muâviye -radıyallahu anh-'ın fazileti ve ilmi tebliğ etme hususunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i örnek alıp onu takip etme konusundaki hırsı ve gayreti anlatılmıştır.
- Haberin önemini vurgulamak adına, suçlamadan karşı taraftan yemin etmesini istemenin caiz olduğu anlatılmıştır.
- Zikir ve ilim meclislerinin fazileti, Allah'ın onları sevmesi ve onlarla meleklere karşı övünmesi anlatılmıştır.
7 Size amellerinizin en hayırlısını, melikiniz olan Allah katında en değerlisini ve derecelerinizin en yüksek olanını
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ، وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ، وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالوَرِقِ، وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ؟» قَالُوا: بَلَى. قَالَ: «ذِكْرُ اللهِ تَعَالَى».
Ebû'd-Derdâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Size amellerinizin en hayırlısını, melikiniz olan Allah katında en değerlisini ve derecelerinizin en yüksek olanını altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı, düşmanla karşılaşıp sizin onların boyunlarını vurmanızdan, onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı bir şeyi size haber vereyim mi?» Ashab: “Evet” dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: (Bu amel) «Allah Teâlâ’yı zikretmektir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- ashabına şöyle sormuştur: Mâlik olan Allah -Azze ve Celle- katında sizin en hayırlı, en şerefli, en çok artan, en pak ve en temiz amellerinizi size haber vermemi ve öğretmemi ister misiniz? Cennette sizin makam bakımından en üstün olanınızı size haber vereyim mi? Sizin için altın ve gümüşle sadaka vermekten daha hayır olan şeyi haber vereyim mi? Sizin için, savaşta kâfirlerle karşılaşıp onların boyunlarını vurmanız, onların da sizin boynunuzu vurmasından daha hayırlı olan şeyi haber vereyim mi? Sahabeler: "Evet, bunu istiyoruz" dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Her zaman, her şekil ve durumda Allah Teâlâ'yı zikretmektir.
- Allah Teâlâ'yı zahirde ve batında zikretmeye devam etmek, Allah Teâlâ'ya yakınlaştıran en büyük ve Allah katında en faydalı amellerden biridir.
- Bütün ameller, Allah Teâlâ'yı zikretmek için meşru kılınmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Namazı beni zikretmek/anmak için kılın). Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Kâbe'yi ve Safa ile Merve arasını tavaf etmek ve cemaratta taş atmak, yalnızca Allah Teâlâ'yı anmayı ikame etmek içindir. Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmiştir.
- İzz b. Abdüsselâm, Kavâid adlı eserinde şöyle demiştir: Bu hadis, sevabın, bütün ibadetlerde çekilen zahmetin miktarına göre verilmediğini göstermektedir. Bilakis Allah Teâlâ, az amel işleyene, çok amel işleyene verdiğinden daha fazla sevap verebilir. Çünkü sevap amellerin fazilet derecesindeki farklılıklara göre verilir.
- Münâvî, Feyzü'l-Kadîr isimli eserinde şöyle demiştir: Bu hadiste geçen zikir ifadesi, kendisi ile konuşulan kişinin durumuna göre değişiklik arz eder. Eğer cesur ve yiğit bir kişiyle muhatap olunursa ve İslam adına savaşarak o kimseden faydalanırsa, o kişiye senin zikrin cihattır denir veya parası fakirlere fayda sağlayan zengine senin cihadın sadaka vermektir denir. Hac yapmaya gücü yeten kimseye de senin zikrin haçtır denir. Yahut da anne ve babası hayatta olan birine senin cihadın onlara iyilik yapmandır denir. Bu şekilde hadisler arasında uyum ve doğru anlayış sağlanır.
- En kamil olan zikir; kalbin tefekkür etmesi ile birlikte dil ile söylenendir. Sonra sadece kalpte tefekkür edileni, sonra da yalnızca dilde olanıdır. Allah Teâlâ'nın izniyle her biri için bir ecir vardır.
- Bir Müslümanın sabah ve akşam, mescide, eve, tuvalete giriş-çıkış gibi durumlarla ilgili zikirleri yapmaya devam etmesi o kimseyi Allah'ı çokça zikredenlerden kılar.
8 Müferridler (Allah'ı çokça zikredenler) yarışı kazandılar
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسِيرُ فِي طَرِيقِ مَكَّةَ، فَمَرَّ عَلَى جَبَلٍ يُقَالُ لَهُ جُمْدَانُ، فَقَالَ: «سِيرُوا هَذَا جُمْدَانُ، سَبَقَ الْمُفَرِّدُونَ» قَالُوا: وَمَا الْمُفَرِّدُونَ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: «الذَّاكِرُونَ اللهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke yolunda ilerliyordu. Cumdân adı verilen bir dağa varınca şöyle dedi: «Yolunuza devam edin! Bu, Cumdân Dağı'dır. Müferridler (Allah'ı çokça zikredenler) yarışı kazandılar.» Bunun üzerine sahabeler: Müferridler kimlerdir, ya Rasûlallah? diye sordular. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah’ı çokça zikredip, anan erkekler ve kadınlardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ı çok zikredenlerin durumunu, onların eşsiz olduklarını ve Naîm Cennetleri'nde en yüksek derecelere ulaşmada diğerlerini geçtiklerini açıklamış ve onları Cumdân Dağı'na benzetmiştir. O dağın diğer dağlardan ayrılan özelliği vardır.
- Allah'ı çokça zikretmek ve onunla meşgul olmak müstehaptır. Çünkü ahiret için yarışmak ancak çokça itaat ederek ve ibadette ihlaslı olunarak sağlanabilir.
- Allah'ı zikretmek; yalnız dille, yalnız kalple veya dil ve kalple birlikte yapılabilir ki, bu da en yüksek mertebedir.
- Mukayyet olan ve sürekli yapılan şerî zikirlerin arasında, sabah ve akşam zikri, farz namazlardan sonraki zikirler de vardır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Biliniz ki zikrin fazileti, Allah'ı tesbih etmekle, tehlîl ile, tahmîdle, tekbir getirmekle ve benzeri şeylerle sınırlı değildir. Öyle ki; Allah Teâlâ'ya itaatle amel eden herkes, Allah Teâlâ'yı zikrediyor demektir.
- Allah'ı zikretmek, din üzere sabit olmanın en büyük vesilelerinden biridir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki, zafer sizin olsun.) [Enfâl Suresi: 45]
- Yüce Allah'ı zikreden kimseler ile Cumdân Dağı arasındaki benzerlik tek olma ve diğerlerinden ayrı olmasıdır. Cumdân Dağı diğer dağlardan ayrı bir dağdır. Aynı şekilde Allah Teâlâ'yı zikredenler de öyledir. Münferid olan, insanlar arasında olsa bile kalbi ve dili Rabbinin zikri ile yalnız olan ve huzur bulan kimsedir. Yalnızlık zamanlarında ülfet hisseder, insanlarla çokça kaynaşma sebebiyle yabancılık hisseder. Dağlar yeryüzünün sağlamlığına vesile olduğu gibi, zikir de dinde sağlamlığın vesilesidir veya salih amel işleyerek dünya ve ahirette önde olan kişi olabilir. Medine'den Mekke'ye giden bir yolcunun Cumdân'a ulaşması, onun Mekke'ye gelişine işarettir. Oraya ilk varan kimse diğerlerini geçmiş olur. Böylece Allah Teâlâ'yı zikreden kimse Allah Teâlâ'yı çokça zikretmesi sebebiyle diğerlerinin önünde olmuş, onları geçmiştir, en doğrusunu Allah bilir.
9 İsrâ Gecesi İbrahim -aleyhisselam- ile karşılaştım. Bana şöyle dedi: “Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara haber ver ki, Cennet'in toprağı temiz, suyu tatlı,
عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَقِيتُ إِبْرَاهِيمَ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، أَقْرِئْ أُمَّتَكَ مِنِّي السَّلاَمَ، وَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ الجَنَّةَ طَيِّبَةُ التُّرْبَةِ عَذْبَةُ الْمَاءِ، وَأَنَّهَا قِيعَانٌ، وَأَنَّ غِرَاسَهَا سُبْحَانَ اللهِ وَالحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ».
İbni Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «İsrâ Gecesi İbrahim -aleyhisselam- ile karşılaştım. Bana şöyle dedi: “Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara haber ver ki, Cennet'in toprağı temiz, suyu tatlı, arazisi düz ve boştur. Buraların dikili ağacı da "Subhânallâhi, Velhamdulillâhi, Velâ ilâhe illallâhu, Vallâhu ekber" sözleridir.»
Derecesi: Bu hadis şahitleriyle birlikte hasendir · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- İsrâ ve Miraç Gecesi'nde İbrahim Halîl -aleyhisselâm- ile karşılaştığını ve İbrahim -aleyhisselâm-'ın kendisine şöyle dediğini anlatır: Ey Muhammed! Ümmetine selamımı ilet ve onlara bildir ki cennetin toprağı hoştur, suyu tatlıdır; tuzluluk yoktur. Cennet geniş, dümdüz ve ağaçsızdır. Onun dikimi güzel sözlerledir. Bunlar, kalıcı salih amellerdir: "Subhânallâhi, Velhamdulillâhi, Velâ ilâhe illallâhu, Vallâhu ekber" Müslüman bu sözleri her söylediğinde ve tekrar ettiğinde, kendisi için cennette bir fidan dikilir.
- Cennet'te bizim için çokça fidan dikilmesi için zikre devam etmek teşvik edilmiştir.
- İslam ümmetinin fazileti ifade edilmiştir. Öyle ki İbrahim -aleyhissalâtu vesselâm- bu ümmete selam söylemiştir.
- İbrahim -aleyhisselâm- Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetini Allah Teâlâ'yı çokça zikretmeye teşvik etmiştir.
- Et-Tîbî -rahimehullah- şöyle demiştir: Cennet başlangıçta dümdüz bir araziydi. Sonra Allah Teâlâ, lütuf ve ikramı ile orada, kulların amellerine göre ağaçlar ve köşkler var etmiştir. Her amel sahibine, yaptığı amele bağlı olarak kendisine mahsus olan şey vardır. Allah Teâlâ, onu yaratıldığı amele muvaffak kılıp bu vesileyle sevaba eriştirdiğinde ise, o kimseyi bu ağaçları diken bir kimse mesabesinde kılmıştır.
10 Herhangi bir topluluk, oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, merkep leşi yanından kalkmış gibi olur. O meclis de onlar için bir pişmanlık olur
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ مَجْلِسٍ لَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ فِيهِ إِلَّا قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةِ حِمَارٍ، وَكَانَ لَهُمْ حَسْرَةً».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir topluluk, oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, merkep leşi yanından kalkmış gibi olur. O meclis de onlar için bir pişmanlık olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir mecliste oturup sonra oradan Allah'ı anmadan kalkan topluluğun, ancak eşek leşinin etrafında toplanmış bir topluluk gibi koku ve pislik içinde kalktıklarını bildirmiştir. Bu da Allah'ın zikriyle meşgul olmamaları sebebiyledir. Bu toplanma, onlar için kıyamet günü bir zarar, bir eksiklik ve kaçınılmaz bir pişmanlık olacaktır.
- Allah'ı anmayı ihmal etme konusunda zikredilen uyarı sadece toplantılarla sınırlı kalmayıp diğer durumları da kapsamaktadır. Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir yerde oturan bir kimsenin Allah Teâlâ'yı anılmadan oradan ayrılması mekruhtur.
- Kıyamet gününde başlarına gelecek olan pişmanlık, ya zamanı Allah'a itaatle değerlendirmemeleri sebebiyle sevabı ve mükâfatını kaçırmış olmalarından ötürü, ya da Allah'a itaatsizlikle vakit geçirmenin günahı ve cezası sebebiyledir.
- Bu uyarı, mubah olan meclislerde bu gafletin gerçekleşmesine dair gelmiştir. Peki ya gıybet, dedikodu vb. haramlar içeren meclisler için bu durum nasıl olur?
11 Dilinin daima Allah’ı zikretmekle ıslak kalmasına devam et
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُسْرٍ رضي الله عنه أَنَّ رَجُلاً قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ إِنَّ شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ قَدْ كَثُرَتْ عَلَيَّ، فَأَخْبِرْنِي بِشَيْءٍ أَتَشَبَّثُ بِهِ، قَالَ: «لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْبًا مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ».
Abdullah b. Büsr –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! İslam'ın nafile ibadetleri bana çok fazla geldi. Bana öyle bir şey söyle ki ona sımsıkı sarılayım.” dedi. «Dilinin daima Allah’ı zikretmekle ıslak kalmasına devam et.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e nafile ibadetlerin çoğaldığını, bunları yapamayacak kadar zayıf kaldığını hususunda şikâyet etti. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine büyük sevap kazandıran, kolay bir amel gösterip ona sarılabileceği bir yol tavsiye etmesini istedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, dilinin her zaman Allah Teâlâ’yı zikretmekle canlı ve hareketli olmasını tavsiye etti. Yani her vakit ve her durumda tesbih, tahmid, istiğfar, dua ve benzeri zikirlerle meşgul olmasını öğütledi.
- Sürekli olarak Allah Teâlâ'yı zikretmenin fazileti ifade edilmiştir.
- Allah'ın büyük lütuflarından biri de sevap kazanılacak yolları kolaylaştırmasıdır.
- Kulların, hayır ve iyilik kapılarından elde ettikleri pay bakımından birbirlerinden üstün olmaları ifade edilmiştir.
- Allah’ı dil ile çokça zikretmek – tesbih, tahmid, tehlil, tekbir ve benzeri zikirlerle – ve bunun kalbin tasdikiyle birlikte olması, pek çok nafile ibadetin yerini tutar.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sordukları soruları dikkate alarak, soru soran her bir kimsenin kendisine uygun olan cevabı vermiştir.
12 ''Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi?Allah'a en sevimli olan söz:
عن أبي ذر الغفاري رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «ألاَ أُخْبِرُكَ بِأَحَبِّ الكَلاَمِ إِلَى اللهِ؟ إنَّ أَحَبَّ الكلام إِلى الله: سبحان اللهِ وبحمدِهِ».
Ebü Zer' -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah'a en sevimli olan söz: (Sübhânelîâhi ve bihamdihî) dir.''(Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim).
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis Allah Azze ve Celle'ye en sevimli gelen sözün Allah'ı noksanlıklardan münezzeh kılan zikir olduğuna delalet ediyor.Tesbihin manası Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın denklik,benzeme ve eksiklik gibi ve isimlerini inkar eden kimselerin inkarından ve kendisi hakkında caiz olmayan bütün şeylerden tenzih edilmesidir.''Bihamdihi'' sözünü söyleyenin tesbih etmesinin ancak Allah Sunhânehû ve Teâlâ'ya hamd ile ve bu konuda onun minnetiyle olmasıdır.Mananın şu şekilde olabilme ihtimali de vardır:O'na hamd ederek ve O'nun beni muvaffak kılmasıyla Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ediyorum.Subhânellahi ve Bihamdihi kutsal kılma ,tenzih etmeyi ve güzel övgü çeşitlerini de kapsadığından dolayı Allah Teâlâ'nın en çok sevdiği sözdür.
13 «Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, ardından da istiğfar eden (af dileyen) bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi (bağışlardı).»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعاً: «والذي نفسي بيده، لو لم تذنبوا، لذهب الله بكم، وجاء بقوم يُذْنِبُونَ، فيستغفرون اللهَ تعالى، فيغفر لهم».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, ardından da istiğfar eden (af dileyen) bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi (bağışlardı).»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Rabbine yemin edip şöyle demiştir: Eğer siz hiç günah işlemezseniz, Allah sizi toptan helak eder; kendilerini bağışlamak için günah işledikten sonra emin olan bir kalple ve sadık bir niyetle istiğfar eden bir kavim yaratırdı.
14 Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: Kulum beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle kıpırdadığı müddetçe ben o kulumla beraberim.
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «يقول الله تعالى: أَنَا مَعَ عَبْدِي مَا ذَكَرَنِي وَتَحَرَّكَتْ بِي شَفَتَاهُ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: "Kulum beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle kıpırdadığı müddetçe ben o kulumla beraberim."
Derecesi: Sahih li-gayrihî · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Buhârî cezm sıygasıyla muallak olarak rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadis; kim Allah'ı zikrederse Allah -Azze ve Celle-'nin o kimseye yakın olduğuna, bütün işlerinde onunla beraber olduğuna, ona yardım edip, doğru yolu gösterip başarılı kılacağına ve dualarına icabet edeceğine delalet etmektedir. Sahih Buharî'de gelen başka bir (kutsi) hadis bu hadisin manasını açıklamaktadır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim.»
15 Allah, güzel sesli bir peygamberin, Kur’an’ı tegannî ile yüksek sesle okumasından hoşnut olduğu kadar hiçbir şeyden hoşnut olmamıştır.''
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «ما أذنَ الله لشيء ما أَذِنَ لنبي حسن الصوت يَتَغَنَّى بالقرآن يجهر به».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem’i:Allah, güzel sesli bir peygamberin, Kur’an’ı tegannî ile yüksek sesle okumasından hoşnut olduğu kadar hiçbir şeyden hoşnut olmamıştır'' buyururken işittim, demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste namazda ve namaz dışında Kur'an okurken sesi güzelleştirmeye teşvik vardır.Öyle ki yüksek sesle okuyarak seseni güzelleştirir.Teganni yaparak hüzünlü bir şekilde okur.Diğer haberlere ihtiyaç duymadan nefis zenginliğini isteyerek,eliyle kazandığını ümit ederek.Hadisteki teganniden kasıt;sesi güzelleştirmek olup müzik tegannileri gibi yapmak değildir.
16 Zikir meclislerinin faziletiyle alakalı hadisler.
عن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إنَّ لِلَّه تعالى ملائكة يَطُوفُون في الطُّرُق يلْتَمِسُون أهل الذِّكْر، فإذا وَجَدُوا قوماً يذكرون الله عز وجل تَنَادَوا: هَلُمُّوا إلى حاجَتِكُم، فَيَحُفُّونَهُم بِأَجْنِحَتِهِم إلى السَّماء الدُّنيا، فيَسألُهُم رَبُّهُم -وهو أعلم-: ما يقول عِبَادي؟ قال: يقولون: يُسَبِّحُونَك، ويُكَبِّرُونك، وَيَحْمَدُونَك، ويُمَجِّدُونَكَ، فيقول: هل رَأَوني؟ فيقولون: لا والله ما رَأَوك. فيقول: كيف لو رَأَوني؟! قال: يقولون: لو رأَوك كَانُوا أشَدَّ لك عبادة، وأشَدَّ لك تمْجِيداً، وأكْثر لك تسبيحاً. فيقول: فماذا يسألون؟ قال: يقولون: يَسْألُونك الجنَّة. قال: يقول: وهل رَأَوهَا؟ قال: يقولون: لا والله يا رب ما رأَوْهَا. قال: يقول: فَكَيف لو رَأَوْهَا؟ قال: يقولون: لو أنَّهُم رَأَوهَا كَانُوا أَشَدَّ عَلَيها حِرصاً، وأشَدَّ لهَا طلباً، وأَعْظَم فِيهَا رغبةً. قال: فَمِمَّ يَتَعَوَذُون؟ قال: يقولون: يَتَعَوذُون من النَّار؛ قال: فيقول: وهل رأوها؟ قال: يقولون: لا والله ما رأوها. فيقول: كيف لو رأوها؟! قال: يقولون: لو رأوها كانوا أشدَّ مِنها فِراراً، وأشدَّ لها مَخَافَة. قال: فيقول: فَأُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُمْ، قال: يقول ملَك مِن الملائكة: فيهم فلان ليس منهم، إنما جاء لحاجة، قال: هُمُ الجُلَسَاء لا يَشْقَى بهم جَلِيسُهُم». وفي رواية: عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «إن لله ملائكة سَيَّارة فُضُلاً يَتَتَبَّعُون مجالِسَ الذكر، فإذا وجدوا مَجْلِساً فيه ذِكْرٌ، قَعَدُوا معهم، وحَفَّ بعضُهم بعضاً بأجنحتهم حتى يمْلَؤُوا ما بينهم وبين السماء الدنيا، فإذا تَفرقوا عرجوا وصعدوا إلى السماء، فيسألهم الله عز وجل وهو أعلم -: من أين جئتم؟ فيقولون: جئنا من عند عباد لك في الأرض: يسبحونك، ويكبرونك، ويهللونك، ويحمدونك، ويسألونك. قال: وماذا يسألوني؟ قالوا: يسألونك جنتك. قال: وهل رأوا جنتي؟ قالوا: لا، أي رب. قال: فكيف لو رأوا جنتي؟! قالوا: ويستجِيرُونَك. قال: ومم يَسْتجيروني؟ قالوا: من نارك يا ربّ. قال: وهل رأوا ناري؟ قالوا: لا، قال: فكيف لو رأوا ناري؟! قالوا: ويستغفرونك؟ فيقول: قد غفرت لهم، وأعطيتهم ما سألوا، وأجرتهم مما استجاروا. قال: فيقولون: رب فيهم فلان عبد خَطَّاء إنما مرَّ، فجلس معهم. فيقول: وله غفرت، هم القوم لا يشقى بهم جليسُهُم».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri arayıp tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Allah -Azze ve Celle-'yi zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine: “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara: “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler: Subhânallah diyerek seni ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhu ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder: “Peki onlar beni gördüler mi ki?” Hayır, vallahi seni görmediler. “Beni görselerdi ne yaparlardı?” Melekler şöyle dediler: Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler. Senin şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.“ Allah şöyle der: "Kullarım benden ne istiyorlar?" Melekler: ”Senin Cennet'ini istiyorlar." derler. Allah; "Onlar Cennet'i görmüşler mi?” diye sorar. Onlar: "Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar Cennet'i görmediler.“ Allah: "Eğer Cennet'i görselerdi ne yaparlardı?" diye sorar. Onlar: ”Şayet onlar, Cennet'i görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi." derler. Allah: "Bunlar neyden Allah’a sığınıyorlar? der. Onlar: ”Cehennem'den sığınıyorlar." derler. Allah; “Peki, onlar, Cehennem'i gördüler mi?” der. Onlar: "Hayır, vallahi onlar Cehennem'i görmediler.“ derler. Allah;"Ya görselerdi ne yaparlardı?” der. Onlar: "Şayet onlar Cehennem'i görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı" derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine: “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım.” buyurur. Meleklerden biri: "Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu" deyince; Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.» Başka bir rivayette: Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ’nın, diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini arayıp tespbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara: “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de: "Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Subhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhu Ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar." derler. (Konuşma şöyle devam eder): Allah, meleklerine; “Onlar Benden ne istiyorlar? der. Melekler: "Cennet'ini istiyorlar." derler. Allah: "Onlar benim Cennet'imi gördüler mi?” der. Melekler; "Hayır, yâ Rabbi, görmediler." derler. Allah: “Ya Cennet'i görseler ne yaparlardı?” der. Melekler: "Senden güvence isterlerdi." derler. Allah şöyle der: "Benden neden dolayı güvence isterlerdi?” Melekler: "Cehennem'inden yâ Rabbi" derler. Allah: “Peki benim Cehennem'imi gördüler mi?” der. Melekler: "Hayır, görmediler." derler. Allah: “Ya görseler ne yaparlardı?” der. Melekler: "Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi." derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim. Bunun üzerine melekler: Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz."»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis zikir meclislerinin yüceltilmesiyle ilgili profillerden bir profili göstemektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tespit eden melekleri vardır.» Allah, Hafaza Melekleri hariç meleklerden özel bir topuluğa yeryüzünde dolaşma görevi vermiştir. Müslümanların yollarında, mescitlerinde ve evlerinde dolaşırlar. Zikir meclislerini bulmak isterler. Oraları ziyaret ederler, oralara şahit olurlar ve oradakileri dinlerler. Hafız şöyle demiştir: Bu aranılan yerlerin özellikle tesbih meclisleri ve benzeri meclisler olması daha çok muhtemeldir. Allah -Azze ve Celle-'yi zikreden bir topluluğu bulduklarında Müslim'in rivayetinde ''İçinde zikrin olduğu meclisi bulduklarında birbirlerine seslenirler.'' Bazısı bazısına 'İhtiyacınız olan şeye gelin'' diye seslenir. Bir diğer rivayette "Arzuladığınız şeye gelin." Araştırdığınız zikir meclislerine,ulaşmak istediğiniz, ziyaret edip zikirlerini dinlemek istediğiniz meclislere gelin. Peygamber -aleyhisselatu vesselam- onlar zikir meclislerinde iken melekleri vasfederken; onları korurlar, yani bileziğin bileği kapsadığı gibi kapsarlar buyurmuştur. «Onları kanatlarıyla korurlar.» Onların etraflarında kanatlarıyla dolanırlar. «Semaya doğru» Yani semaya ulaşana kadar. Sonra Nebi -aleyhissalatu vesselam- İzzet ve Celal sahibi Rabbi ile değerli melekleri arasında geçen konuşmayı anlatıyor. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyuruyor: ''Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara soruyor. Mele-i A'lâ'da onların işlerine işaret etmek için Allah, zikredenler hakkında meleklerden daha fazla ilme sahip olduğu halde zikreden kullarıyla meleklere karşı övünmek için onlara soruyor. Kullarım ne diyorlar? Melekler cevap veriyorlar: Allâhu ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Melekler diyorlar ki: Allah'ı zikredenler "Subhânallahi velhamdulillah ve la ilahe illallah vallahu ekber" diyorlar. Temcîd: Yüceltme, Lâ ilâhe illallah sözüdür. İçinde Allah Teâlâ'nın tazim edildiği uluhiyet tevhidi olması hasebiyle böyledir. Yüce Allah; beni gördüler mi? der. Dedi ki onlar şöyle derler: Hayır, vallahi seni görmediler. “Beni görselerdi ne yaparlardı?" der, buyurdu. Melaiketu'l Kiram cevap veriyor: ''Şayet seni görselerdi, sana daha çok ibadet ederler, senin şânını daha fazla yüceltirlerdi ve seni daha çok tesbih ederlerdi.'' Çünkü ibadette gayretli olmak Allah'ı bilmekle alakalıdır. Sonra Allah -Tebâreke ve Teâlâ- şöyle buyuruyor: Benden ne istiyorlar? Melekler de; ”Cennet'ini istiyorlar derler. Senin Cennet'ini istedikleri için sana ibadet edip, seni zikrediyorlar. Allah; "Onlar, Cenneti görmüşler mi?” der. Melekler: "Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar Cennet'i görmediler.“ Ya Cennet'i görseler ne yaparlardı?” Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi. Çünkü haber, bizzat şahit olmak gibi değildir. Allah -Cellle Celaluhu- şöyle buyuruyor: Bana hangi konuda sığınıyorlar? Cehennem'den korkuyorlar ve Allah'tan onları Cehennem'den korumasını istiyorlar. Melekler: Cehennem'den diyorlar. Allah'a Cehennem'inden korkup Cennet'ini istedikleri için ibadet edip zikrediyorlar. Ve Allah'tan onları Cehennem'den kurtarmasını istiyorlar. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyuruyor: “Peki benim Cehennem'imi gördüler mi? Ya görseler ne yaparlardı?” Şayet Cehennem'i görselerdi, ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.Salih amel işlemede daha da gayretli olurlardı. Çünkü salih amel, Cehennem'den kurtulmaları için sebeptir. Allah -Celle Celaluhu- şöyle buyuruyor: ''Sizi şahit tutuyorum, ben onları bağışladım.'' Yani günahlarını bağışladım. Meleklerden biri: Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, ona da mağfiret edilir mi? deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz ve onun ameli boşa çıkarılmaz.
17 Müezzini duyduğunuzda, sizde söylediklerini tekrar edin. Sonra da benim için salavat getirin
عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنها أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِذَا سَمِعْتُمُ الْمُؤَذِّنَ فَقُولُوا مِثْلَ مَا يَقُولُ، ثُمَّ صَلُّوا عَلَيَّ، فَإِنَّهُ مَنْ صَلَّى عَلَيَّ صَلَاةً صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ بِهَا عَشْرًا، ثُمَّ سَلُوا اللهَ لِيَ الْوَسِيلَةَ، فَإِنَّهَا مَنْزِلَةٌ فِي الْجَنَّةِ، لَا تَنْبَغِي إِلَّا لِعَبْدٍ مِنْ عِبَادِ اللهِ، وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُوَ، فَمَنْ سَأَلَ لِيَ الْوَسِيلَةَ حَلَّتْ لَهُ الشَّفَاعَةُ».
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anh'-dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işitmiştir: «Müezzini duyduğunuzda, sizde söylediklerini tekrar edin. Sonra da benim için salavat getirin. Kim benim için salavat getirirse, Allah da bunun karşılığında ona on defa salat eder. Sonra da Allah'tan benim için ''Vesile'yi'' dileyiniz. O, Cennet'te öyle bir makamdır ki yalnızca Allah'ın kullarından bir kuluna yaraşır. Umuyorum ki o, ben olurum. Kim benim için ''Vesile'yi'' dilerse ona şefaat edilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ezan okunduğu zaman müezzini duyan kimsenin Hayye ale's-salâh ve Hayye ale’l-felâh dışında onun söylediğinin aynısını tekrar etmesini öğretmiştir. Hayye ale's-salâh ve Hayye ale’l-felâh’dan sonra Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh denir. Ezan bittiğinde Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat edilir. Kim ona bir salat getirirse bu salata karşılık Allah Teâlâ ona on salat eder. Yüce Allah'ın kuluna salat etmesi; meleklerin katında kulunu övmesi anlamına gelir. Sonra Allah Teâlâ'dan Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Vesile'yi vermesini istemeyi emretmiştir. O, Cennet'teki en üst makamdır. Yüce Allah'ın kulları arasında sadece bir kula yaraşır ve kolaylaştırılır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kimsenin ben olacağını umuyorum diyerek tevazuda bulunmuştur. Çünkü bu yüksek makam sadece bir kişiye ait olacaksa, bu kişi Muhammed -sallallahu aleyhi ve selem- olur. Çünkü o yaratılmışların en faziletlisidir. Sonra kim, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Vesile'ye ulaşması için dua ederse, kıyamette o kimseye şefaat edeceğini beyan etmiştir.
- Ezan okurken müezzini tekrar etmek teşvik edilmiştir.
- Ezan okurken müezzini tekrar ettikten sonra Peygamber Efendimize salat ve selamda bulunmak çok fazileti anlatılmıştır.
- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat ve selam ettikten sonra Vesile'ye ulaşmasını istemek teşvik edilmiştir.
- Vesile'nin manası, sadece bir kişiye yakışacağı için makamının yüceliği beyan edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fazileti beyan edilmiştir. Zira bu yüce makam ona has kılınmıştır.
- Kim, Allah Teâlâ'dan, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-i Vesile'ye ulaştırmasını isterse, kıyamet günü şefaat ona vacip olur.
- Bu yüce makama ulaşması için ümmetinden dua etmesini istemesi onun ne kadar alçakgönüllü olduğunu ifade eder. Zaten o makamı hak eden kendisidir.
- Allah'ın rahmeti ve fazileti çok geniştir. Bundan dolayı her iyiliğe on misli ile karşılık verilir.
18 Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür
عن عُثْمَانَ بْنَ أَبِي الْعَاصِ رضي الله عنه: أنه أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ حَالَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَلَاتِي وَقِرَاءَتِي يَلْبِسُهَا عَلَيَّ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ذَاكَ شَيْطَانٌ يُقَالُ لَهُ خِنْزَِبٌ، فَإِذَا أَحْسَسْتَهُ فَتَعَوَّذْ بِاللهِ مِنْهُ، وَاتْفُلْ عَلَى يَسَارِكَ ثَلَاثًا»، قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ فَأَذْهَبَهُ اللهُ عَنِّي.
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek: "Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım ve kıraatim arasına girdi, karıştırmama sebep oldu.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu Hinzib denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa tükür.» Osman dedi ki: “Ben böyle yaptım; Allah da onu benden uzaklaştırdı.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Osman b. Ebi’l-Âs -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan benimle namazım arasına girdi, huşulu olmamı engelledi, kıraatimi karıştırmama sebep oldu ve onda şüphe etmeme sebep oldu dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bu Hinzeb denilen Şeytan'dır. Onu hissettiğin an Allah'a yönel, ondan Allah’a sığın ve sol tarafına üç defa hafif bir şekilde tükür.» Osman -radıyallahu anh- : "Ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana emrettiği şeyi yaptım. Allah da onu benden uzaklaştırdı." demiştir.
- Namazda huşu ve kalbin hazır bulunmasının önemi, Şeytan'ın bu konuda kafa karıştırıp şüpheye düşürmeye çalıştığı ifade edilmiştir.
- Namazda vesvese verdiği zaman sol tarafa üç defa tükürerek Şeytan'dan Allah'a sığınmak müstehaptır.
- Sahabeler -radıyallahu anhum- başlarına gelen sorunlarla ilgili Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e döndüklerinde onlara çözüm bulduğu ifade edilmiştir.
- Sahabelerin kalpleri hayat doludur ve bütün dertleri ahireti kazanmaktır.
19 Kim, "Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Allah'tan başka hak ilâh yoktur. O, tektir ve hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur ve hamt O'nadır. O'nun her şeye gücü yeter.) sözünü günde yüz defa söylerse,
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «مَنْ قَالَ: لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، كَانَتْ لَهُ عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ، وَكُتِبَتْ لَهُ مِائَةُ حَسَنَةٍ، وَمُحِيَتْ عَنْهُ مِائَةُ سَيِّئَةٍ، وَكَانَتْ لَهُ حِرْزًا مِنَ الشَّيْطَانِ يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِيَ، وَلَمْ يَأْتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ بِهِ إِلَّا أَحَدٌ عَمِلَ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, "Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Allah'tan başka hak ilâh yoktur. O, tektir ve hiçbir ortağı yoktur. Mülk O'nundur ve hamt O'nadır. O'nun her şeye gücü yeter.) sözünü günde yüz defa söylerse, kendisine on köle azat etmiş sevabı verilir. Ayrıca ona yüz sevap yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu söz, o gün akşam olana kadar onu Şeytan'a karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını söylemeyen hiç kimse, ondan daha üstün bir amel işleyemez.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kim bu zikri yaparsa..." onun mükâfatının ne olacağını bildirmiştir: “Lâ ilâhe” yani “Allah’tan başka hak ilâh yoktur”; O’nun ulûhiyetinde, rubûbiyetinde, isim ve sıfatlarında ortağı yoktur. “Mülk O’nundur”; bütün hâkimiyet, tasarruf ve idare O’na aittir. “Hamt da O’nadır”; yarattığı ve takdir ettiği her şeyden dolayı hamd O’na mahsustur. “O, her şeye gücü yetendir”; O’na engel olacak veya O’nun hükmünü engelleyecek hiç kimse yoktur. O’nun dilemediği hiçbir şey de gerçekleşmez. Kim bu zikri bir gün içinde yüz defa söylerse, Allah katında kendisine on köle azat etmiş gibi sevap yazılır. Ayrıca kendisi için yüz hasene (sevap) yazılır ve Cennet'te yüz derece yükseltilir; buna karşılık yüz günahı silinir. Bu zikir, o gün boyunca Şeytan'a, onun vesveselerine ve saptırmasına karşı bir koruma, muhafaza ve sığınak olur; güneş batıp akşam oluncaya kadar Şeytan'ın kendisine zarar vermesine ve hâkimiyet kurmasına engel teşkil eder. Kıyamet Günü bundan daha faziletli bir amelle gelen kimse olmayacaktır; ancak bu zikri söyleyenden daha fazla amel eden ve üzerine artıran kimse bundan müstesnadır.
- Kelime-i tevhidin fazileti ve onun sevabın büyüklüğü ifade edilmiştir.
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın lütfu kulları üzerinde çok geniştir. Çünkü herkesin kolayca yapabileceği zikirleri meşru kılmış ve bunlara pek büyük mükafatlar vadetmiştir.
- Bu tehlili “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh…” bir günde yüzden fazla söyleyen kimse, hadiste belirtilen yüz defa için zikredilen sevabı alır; ayrıca fazladan söylediği miktar için de ayrı bir sevap kazanır. Bu, sayısının artırılmasının yasaklandığı ve belirlenen sayının aşılmasının fazilet sağlamadığı veya zikri geçersiz kıldığı sınırlı ibadetlerden değildir.
- İmam Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Hadisin mutlak ifadesinden anlaşılan şudur: Kim bu tehlîli bir gün içerisinde yüz defa söylerse, hadiste zikredilen sevaba nail olur. Bunu ister peş peşe, ister farklı meclislerde ve ayrı zamanlarda, ister günün bir kısmını sabahın başında, bir kısmını da günün sonunda söylemiş olsun, hüküm aynıdır. Bununla birlikte, bu zikri günün başlangıcında peş peşe yüz defa söylemek daha faziletlidir. Böylece bu zikir, günün tamamı boyunca kendisi için bir koruma ve sığınak olur.
20 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in hutbe okurken üzerine yaslandığı bir hurma kütüğü vardı. Minber koyulduğu zaman, bu kütükten gebe develerin iniltisine benzer sesler çıktığını duyduk. Ta ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden inerek, elini kütüğe koydu da inilti kesildi.
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: كان جِذْعٌ يقوم إليه النبي صلى الله عليه وسلم يعني في الخطبة - فلما وُضعَ المنبر سمعنا للجِذْعِ مثل صوت العِشَارِ، حتى نزل النبي صلى الله عليه وسلم فوضع يده عليه فَسَكَنَ. وفي رواية: فلما كان يوم الجمعة قعد النبي صلى الله عليه وسلم على المنبر، فصاحت النخلة التي كان يخطب عندها حتى كادت أن تَنْشَقُّ، وفي رواية: فصاحت صِيَاحَ الصبي، فنزل النبي صلى الله عليه وسلم حتى أخذها فَضَمَّها إليه، فجعلت تَئِنُّ أَنِينَ الصبي الذي يُسَكَّتُ حتى اسْتَقَرَّتْ، قال: «بَكَتْ على ما كانت تسمع من الذِّكْرِ».
"Nebî sallallahu -aleyhi ve sellem-'in hutbe okurken onun üzerine yaslandığı bir hurma kütüğü vardı. Minber kurulduğu zaman, bu kütükten gebe develerin iniltisine benzer sesler çıktığını duyduk. Ta ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden inerek, elini kütüğe koydu da inilti kesildi. Bir diğer rivayette; "Cuma günü olunca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minber üzerine oturdu. Yanında (daha önce üzerinde) hutbe okuduğu hurma kütüğü öyle bağırdı ki neredeyse yarılacaktı." denilmiştir. Bir diğer rivayette de şöyle geçmiştir; "Çocuk bağırışı gibi bağırdı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden indi. Onu sakinleştirmek için (hurma kütüğüne) sarıldı. Kütük, âdeta sakinleştirilmesi gereken bir çocuğun inlemesi gibi inledi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-; "Bu ağaç işittiği zikirden dolayı ağladı." buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, hutbe irad etmek için kendisine hurma kütüğünden bir minber edindi. O, (-sallallahu aleyhi ve sellem- hurma kütüğünü bırakıp) onu bir minber ile değiştirince zikri işitmesi sebebiyle hurma kütüğünün sesini ve ağlamasını duydu.
21 Geriye kalan salih ameller; Lâ ilâhe illallah, Subhanallah, Vallahu Ekber, Elhamdulillah, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’tir.
عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "الْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ، لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ، وَاَللَّهُ أَكْبَرُ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إلَّا بِاَللَّهِ".
Geriye kalan salih ameller; Lâ ilâhe illallah, Subhanallah, Vallahu Ekber, Elhamdulillah, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’tir.
Derecesi: Bu hadis şahitleriyle birlikte sahihtir · Kaynak: İbn Hibbân rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadiste bu lafızlarla söylenen zikrin, faziletine işaret edilmektedir. Zira bu zikirde yüce Allah’ı tenzih, takdis ve ta'zim etmek, O’na fiillerinden ötürü hamd etmek vardır. Kulun Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir kuvveti, gücü ve hareket etmesi düşünülemez. Şerri def etmede bir savunması, hayrı elde etmede bir gücü yoktur. Ancak yüce Allah’ın yardımıyla bu mümkündür. Bu manalar ile söylenen zikirler mümin kimse için ölümünden sonra eseri ve faydası kalıcı olan zikirlerdir.
22 Ademoğlu, Allah'ı zikretmekten başka kendisini Allah'ın azabından daha çok kurtarıcı olan bir amel işlememiştir.
عن معاذ بن جبل رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «مَا عَمِلَ ابْنُ آدَمَ عَمَلًا أَنْجَى لَهُ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ».
Muaz b. Cebel -radıyallahu anh-'den merfu olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Ademoğlu Allah'ı zikretmekten başka kendisini Allah'ın azabından daha çok kurtarıcı olan bir amel işlememiştir."
Derecesi: Sahih li-gayrihî · Kaynak: İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Allah Teâlâ, Mümin kullarına onları cennete sokacak ve ateşten koruyacak tüm sebepleri hazırlayıp sunmuştur. Bunlardan bir tanesi de Allah'ı Teâlâ'yı zikretmektir. Bu hadis Allah'ı zikretmenin faziletine, dünya ve ahiret korkularından ve ateşten kurtulmak için bir sebep olduğuna delildir. Bu husus Allah'ı zikretmenin en büyük faziletlerinden biridir.
23 “Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz benim yanımda bulunduğunuz hal üzere ve zikretmeye devam ederseniz, sizinle melekler döşeklerinizin üzerinde ve yollarınızın üzerinde musafaha ederlerdi. Fakat Ey Hanzala! Bazen öyle bazen böyle.” buyurdu.
عن أبي ربعي حنظلة بن الربيع الأسيدي الكاتب- رضي الله عنه- أحد كتاب رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: لقيني أبو بكر رضي الله عنه فقال: كيف أنت يا حنظلة؟ قلت: نافق حنظلة! قال: سبحان الله ما تقول؟! قلت: نكون عند رسول الله صلى الله عليه وسلم يُذَكِّرُنَا بالجنة والنار كأنا رَأْىَ عَيْنٍ فإذا خرجنا من عند رسول الله صلى الله عليه وسلم عَافَسْنَا الأزواج والأولاد وَالضَّيْعَاتِ نسينا كثيرا، قال أبو بكر رضي الله عنه : فوالله إنا لنلقى مثل هذا، فانطلقت أنا وأبو بكر حتى دخلنا على رسول الله صلى الله عليه وسلم . فقلت: نافق حنظلة يا رسول الله! فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «وما ذاك؟» قلت: يا رسول الله، نكون عندك تذكرنا بالنار والجنة كأنا رأي العين فإذا خرجنا من عندك عافسنا الأزواج والأولاد والضيعات نسينًا كثيرًا. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «والذي نفسي بيده، لو تدومون على ما تكونون عندي، وفي الذِّكْر، لصافحتكم الملائكة على فرشكم وفي طُرُقِكُمْ، لكن يا حنظلة ساعة وساعة» ثلاث مرات.
Ebu Rıb’î Hanzala b. Rebîğ el-Useyyidî -radıyallahu anh- (ki o, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kâtiplerindendi) şöyle dedi: Ebu Bekir -radıyallahu anh- ile karşılaştım. Bana; Nasılsın ey Hanzala! dedi. Ben: Hanzala münafık oldu! dedim. Bana; Subhânallah! Sen ne söylüyorsun? dedi. Ben; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında bulunuyoruz. Bize cenneti, cehennemi hatırlatıyor, öyle ki onu gözle görmüş gibi oluyoruz. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından çıktıktan sonra ise zevcelerle, çocuklarla, geçim işleriyle meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şey unuttuk, dedim. Ebû Bekir: Allah’a yemin olsun ki bizler de muhakkak senin bu karşılaştığın işlerin benzerleri ile karşılaşıyoruz, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir ile birlikte yürüdük ve Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girdik. Ben: Hanzala münafık oldu ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu söylediğiniz de nedir?” diye sordu. Ey Allah’ın Rasûlü! Senin yanında bulunuyoruz. Bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyorsun. O derecede ki, gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Senin yanından çıktığımız vakit zevcelerle, çocuklarla ve geçim işleriyle meşgul oluyoruz. Çok şeyi unutuyoruz, dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “ Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz benim yanımda bulunduğunuz hal üzere ve zikretmeye devam ederseniz, sizinle melekler döşeklerinizin üzerinde ve yollarınızın üzerinde musafaha ederlerdi. Fakat Ey Hanzala! Bazen öyle bazen böyle.” buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hanzala -radıyallahu anh-, Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından ayrıldıktan sonra O’nun -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında olduğu halden başka bir halde olduklarını haber vermiştir. Onlar, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında iken Allah’ı zikrediyorlarmış. Hanımları, çocukları ve dünyalık işleri ile meşgul olmaya dalınca da onlardaki bu hal değişiyormuş. Hanzala bunun nifak olduğunu zannetmişti. Nifakın aslı, iç duyguların tersine olan bir duyguyu göstermektir. Onlar bu durumu Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber verdiklerinde Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onlar için şöyle demiştir: “Şayet onlar bulundukları hal üzere ve zikretmeye devam etselerdi, melekler onlara her hallerinde selam verip, musâfaha ederlerdi. Orta halli olarak, bazen Rabbi için, bazen ailesi için ve bazen ise dünya için çalışmak gerekmektedir.
24 Allah sizin için sadaka verilecek şeyleri zaten belirlemedi mi? Her tesbih bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (Lâ ilahe illallah) bir sadaka, iyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten sakındırmak bir sadakadır. Sizden birinizin cinsi münasebetinde bile sadaka vardır.
عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه: أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالُوا لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا رَسُولَ اللهِ، ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالْأُجُورِ، يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي، وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ، وَيَتَصَدَّقُونَ بِفُضُولِ أَمْوَالِهِمْ، قَالَ: «أَوَلَيْسَ قَدْ جَعَلَ اللهُ لَكُمْ مَا تَصَّدَّقُونَ؟ إِنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةً، وَأَمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ، وَنَهْيٌ عَنْ مُنْكَرٍ صَدَقَةٌ، وَفِي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ»، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، أَيَأتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أَجْرٌ؟ قَالَ: «أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَكَانَ عَلَيْهِ فِيهَا وِزْرٌ؟ فَكَذَلِكَ إِذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلَالِ كَانَ لَهُ أَجْرٌ».
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından bazı kişiler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle dediler: "Ya Rasûlallah! Zenginler sevapları alıp götürdüler. Zira bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor ve fazladan sahip oldukları malları sadaka olarak veriyorlar." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- cevaben onlara şöyle buyurdu: « Allah sizin için sadaka verilecek şeyleri zaten belirlemedi mi? Her tesbih bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (Lâ ilahe illallah) bir sadaka, iyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten sakındırmak bir sadakadır. Sizden birinizin cinsi münasebetinde bile sadaka vardır. » Sahabeler: "Ya Rasûlallah! Birimiz şehvetini giderdiğinde, onda da ecir varmı? diye sordu. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ne dersiniz? Bir kimse şehvetini haram işleyerek (zina ederek) giderirse, o kimse günaha girer mi? İşte aynı şekilde şehvetini helalde giderdiği zaman da o kimseye ecir verilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı fakir sahabiler, hallerini ve fakirliklerini, bolca sevap kazanmak için zengin kardeşleri gibi mal ile sadaka veremediklerini Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şikâyet ettiler; çünkü onlar bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor, ayrıca fazladan sahip oldukları mallarından sadaka veriyorlar; biz ise sadaka veremiyoruz! Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onların güç yetirebilecekleri sadaka çeşitlerini göstererek şöyle buyurmuştur: Allah sizin için kendinizden sadaka sayılacak şeyler kılmadı mı?! (Subhânallah) Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim demeniz sizin için bir sadakadır. (Allahu Ekber) Allah en büyüktür demeniz bir sadakadır. (Elhamdulillah) Hamt Allah'a mahsustur demeniz bir sadakadır. (Lâ İlâhe İllallah) Allah'tan başka hak ilah yoktur demeniz bir sadakadır. (Emr-i bilmâ'rûf) İyiliği emretmeniz bir sadakadır. (Nehy-i anil münker) Kötülükten sakındırmanız bir sadakadır. Hatta sizden birinizin eşiyle cinsel ilişkide bulunması bile bir sadakadır. Hayret ettiler, şaşırdılar ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bizden biri şehvetini giderdiğinde de ecir alır mı?! Nebî -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Ne dersiniz? Bir kimse şehvetini haram işleyerek (zina ederek) giderirse, o kimse günaha girer mi? İşte aynı şekilde şehvetini helalde giderdiği zaman da o kimseye ecir verilir.
- Sahabeler hayır işlerinde yarışıyorlar, Allah Teâlâ katındaki büyük sevabı ve lütfu kazanmak için can atıyorlardı.
- İyiliğin pek çok çeşidi vardır ve bunlar bir Müslümanın iyi niyet ve güzel bir amaçla yaptığı her eylemi kapsar.
- İslam; kolay ve müsamahakâr bir dindir, bu yüzden her Müslüman Allah'a itaat etmek için kolayına gelen bir amel bulur.
- Nevevî şöyle demiştir: Bu (hadis), mübah olan şeylerin, samimi niyetlerle yapıldığında ibadet hâline geldiğine delildir. Örneğin, cinsel ilişki, eğer niyeti eşin hakkını yerine getirmek ve onunla Allah’ın emrettiği şekilde geçinmek, hayırlı bir evlat istemek, kendi nefsi veya eşini korumak ve her ikisini de harama bakmaktan men etmek, haramı düşünmekten veya arzulamaktan alıkoymak ya da başka hayırlı maksatlar için olursa ibadet sayılır.
- Dinleyici üzerinde daha net ve etkili bir izlenim bırakması amacıyla örnekleme ve benzetme yapılmıştır.
25 Ey insanlar! Allah’a tövbe edin. Zira ben günde yüz defa O'na tövbe ediyorum
عن الْأَغَرِّ رضي الله عنه، وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللهِ، فَإِنِّي أَتُوبُ فِي الْيَوْمِ إِلَيْهِ مِائَةَ مَرَّةٍ».
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden olan el-Eğar -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey insanlar! Allah’a tövbe edin. Zira ben günde yüz defa O'na tövbe ediyorum.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanlara çokça tövbe ve istiğfar etmelerini emretmiştir. Kendisinin geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmış olduğu halde, günde yüz defadan fazla Yüce Allah’a tövbe ettiğini ve O’ndan bağışlanma dilediğini haber vermiştir. Bu durum, O'nun Yüce Allah’a karşı sergilediği tam bir tevazu ve kulluk bilincinin göstergesidir.
- İman derecesi veya mertebesi ne olursa olsun herkesin, Yüce Allah'a yönelmesi ve tövbe ederek kendini düzeltmesi gerekir. Hiçbir insan, Yüce Allah'a karşı olan görevini yerine getirirken kusurlardan ve hatalardan münezzeh değildir. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: (Ey Müminler, hepiniz Allah'a tövbe edin!) [Nûr Suresi, 31.]
- Tövbe, hem işlenen günah ve haramlardan hem de Allah’ın emrettiği görevleri yerine getirmedeki eksikliklerden dolayı yapılır.
- Tövbe ederken ihlaslı olmak, onun kabul şartıdır. Bu sebeple, bir günahı Allah için değil de başka bir sebeple terk eden kimse, tövbe etmiş sayılmaz.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Tövbenin üç şartı vardır: Kişinin bu günahı işlemekten vazgeçmesi, bu günahından pişman olması ve bir daha asla bu tür bir günaha dönmemeye kesin olarak karar vermesi. Günah eğer bir başka kulun hakkıyla ilgili ise, dördüncü bir şartı daha vardır; o da haksızlık yapılan hususu (gasp edilen hakkı) sahibine iade etmek yahut ondan helallik almaktır.
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem'in istiğfar etmesinin, mutlaka işlemiş olduğu günahlardan dolayı olduğu zannedilmemelidir. Bilakis bu; onun kulluğunun kemalinden, Allah Teâlâ’yı zikretmeye olan bağlılığından, Allah’ın hakkının ne kadar büyük olduğunu idrak etmesinden ve kul ne kadar amel ederse etsin Allah’ın nimetlerine gerektiği gibi şükretmede eksik kaldığını hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu, ümmetine kendisinden sonra yol göstermek ve onları eğitmek gibi başka hikmetler de taşımaktadır.