Salih Ameller hadisleri
1 Evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Benim kabrimi de çokça ziyaret edilen bayram yerine çevirmeyin. Bana salat getirin, nerede olursanız olun bana salatlarınız ulaşır
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قُبُورًا، وَلَا تَجْعَلُوا قَبْرِي عِيدًا، وَصَلُّوا عَلَيَّ؛ فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ تَبْلُغُنِي حَيْثُ كُنْتُمْ».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Benim kabrimi de çokça ziyaret edilen bayram yerine çevirmeyin. Bana salat getirin, nerede olursanız olun bana salatlarınız ulaşır.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evlerde namaz kılmamayı yasaklamıştır. Çünkü namaz kılınmayan evler kabirlere benzer. Ayrıca kabrinin tekrar tekrar ziyaret edilmesini ve sürekli bir şekilde adet haline getirilerek kabrinin yanında toplanılmasını da yasaklamıştır. Çünkü bu şirke götüren bir vesile olabilir. Dünyanın neresinde olunursa olunsun kendisine salat ve selam getirilmesini emretmiştir. Çünkü yakından da verilse uzaktan da verilse aynıdır, kendisine ulaştırılır. Bundan dolayı kabrinin tekrar tekrar ziyaret edilmesine gerek yoktur.
- Evlerde, Yüce Allah'a yapılan ibadetlerin terk edilmesi yasaklanmıştır.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabrini ziyaret etmek için yolculuk yapmak yasaklanmıştır. Çünkü kendisine salat edilmesini emretmiş ve bu salatın ulaştırılacağını haber vermiştir. Ancak mescidini ziyaret etmek ve orada namaz kılmak için yolculuk yapılabilir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabrinin belirli vakitlerde tekrar tekrar ziyaret edilerek bayram yerine çevrilmesi haram kılınmıştır. Aynı şekilde diğer bütün kabirlerin de tekrar tekrar ziyaret edilmesi böyledir.
- Her yer ve zamanda ona salat ve selam getirmenin meşru kılınması, Rabbi katında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in değerini gösterir.
- Zira sahabeler kabirlerde namaz kılınmasının yasaklandığını kabul etmişlerdir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kabirlerde namaz kılınmadığı gibi evlerin de o hale getirilmesini yasaklamıştır.
2 Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece beş vakit namaz, iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefaret olur
عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يقول: «الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ، وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ، وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ، مُكَفِّرَاتٌ مَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتَنَبَ الْكَبَائِرَ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece beş vakit namaz, iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefaret olur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün içinde kılınan beş vakit namazın, her hafta kılınan Cuma namazının ve her sene tutulan Ramazan orucunun, büyük günahlardan kaçınılması şartı ile aralarında işlenen küçük günahlara kefaret olacağını haber vermiştir. Zina, içki içmek gibi büyük günahlar ancak tövbe edildiğinde bağışlanır.
- Günahların büyüğü ve küçüğü vardır.
- Küçük günahların bağışlanması, büyük günahlardan kaçınma şartına bağlıdır.
- Büyük günahlar, dünyada bir had cezası olan veya hakkında ahirette bir tehdit gelen günahlardır. Bu tehdit; azap, Allah'ın gazabı, zina ve içki içmek gibi bu günahı işleyen kişiye lanet içerebilir.
3 Her iyilik bir sadakadır
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ».
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her iyilik bir sadakadır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî bunu Câbir hadisinden, Müslim ise Huzeyfe hadisinden rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- diğer insanlara söylenen veya yapılan her iyilik ve faydanın sadaka olduğunu ve bunun karşılığında bir sevap ve mükâfat verileceğini haber vermiştir.
- Sadaka, kişinin kendi malından verdiği şeylerle sınırlı değildir. Yaptığı, söylediği ve başkalarına sağladığı her türlü iyiliği kapsar.
- İyilik yapma ve başkalarına her konuda faydalı olma hususunda teşvik edilmiştir.
- Az dahi olsa hiçbir iyilik küçümsenmemelidir.
4 Kim; rızkının genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse akrabalık bağlarını gözetsin
عن أنس بن مالك رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ».
Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim; rızkının genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse akrabalık bağlarını gözetsin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ziyaret ederek, maddi ve manevi yardımda bulunarak ve diğer şeylerle akrabalarla bağların korunmasını teşvik etmiştir. Akraba bağını gözetmek rızkın genişlemesine ve ömrün uzamasına sebeptir.
- Hadiste geçen rahim ifadesi; hem baba, hem de anne tarafından akrabalar demektir. Akrabalık derecesi ne kadar yakın olursa o kadar alakaları sıkı tutmak gerekir.
- Karşılık, işlenen amele göredir. Bundan dolayı kim iyilik ve ihsan üzere akrabası ile bağlarını sıkı tutarsa, Yüce Allah da o kimsenin ömrünü ve rızkını uzatır.
- Akrabalık bağlarına özen göstermek; rızkın çoğalmasına, genişlemesine ve ömrün uzamasına sebeptir. Kişinin ömrü ve rızkı belirli olmasına rağmen rızık ve ömürde bereket olabilir. Yaşamış olduğu hayatta diğer insanlardan daha çok ve faydalı işler yapar. Rızık ve ömürdeki artışın hakiki bir artış olduğu da söylenmiştir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.
5 «Dünyada sevdiği bir kimsesini (çocuğunu yahut ana babasını) aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mü’min kulumun katımdaki karşılığı cennettir.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «يقول الله تعالى : ما لِعَبدِي المُؤمن عِندِي جَزَاء إِذَا قَبَضتُ صَفِيَّه مِنْ أَهلِ الدُّنيَا ثُمَّ احْتَسَبَه إِلاَّ الجنَّة».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Allah Teâlâ şöyle buyurdu demiştir: “Dünyada sevdiği bir kimsesini (çocuğunu yahut ana babasını vb) aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mü’min kulumun katımdaki karşılığı cennettir.”»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu kutsî hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müminin, kendisiyle yakınlık bağı kurduğu çocuğu, kardeşi, amcası, babası, annesi, arkadaşı gibi dostlarının ölümü ile imtihan edilir de buna sabredip bunun ecrini Allah'tan beklerse, bunun karşılığının cennetten başka bir şey olmadığını haber vermiştir.
6 Bir kimsenin harcadığı paraların en değerlisi ailesinin ihtiyaçlarına harcadığı para, Allah yolunda cihat etmek için beslediği atına harcadığı para ve bir de beraberce Allah yolunda cihat ettiği arkadaşlarına sarf ettiği paradır
عَنْ ثَوْبَانَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَفْضَلُ دِينَارٍ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ، دِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى عِيَالِهِ، وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى دَابَّتِهِ فِي سَبِيلِ اللهِ، وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى أَصْحَابِهِ فِي سَبِيلِ اللهِ» قَالَ أَبُو قِلَابَةَ: وَبَدَأَ بِالْعِيَالِ، ثُمَّ قَالَ أَبُو قِلَابَةَ: وَأَيُّ رَجُلٍ أَعْظَمُ أَجْرًا مِنْ رَجُلٍ يُنْفِقُ عَلَى عِيَالٍ صِغَارٍ، يُعِفُّهُمْ أَوْ يَنْفَعُهُمُ اللهُ بِهِ وَيُغْنِيهِمْ.
Sevbân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin harcadığı paraların en değerlisi ailesinin ihtiyaçlarına harcadığı para, Allah yolunda cihat etmek için beslediği atına harcadığı para ve bir de beraberce Allah yolunda cihat ettiği arkadaşlarına sarf ettiği paradır.» Ebû Kılâbe: "Kişi harcamaya önce çocuklarla başlar, demiştir." Sonra Ebû Kılâbe: Küçük çocuklarına iffetli olmaları ya da Allah'ın kendilerine fayda sağladığı ve onları başkalarına muhtaç kılmaması için infakta bulunan kişiden daha büyük ecir sahibi kim olabilir demiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- infak çeşitlerini açıklamış, infak edilecek farklı yönler olduğunda bunları, en gerekli olana göre sıralamış, önce en önemlisinden başlamış sonra da önemli olandan bahsetmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- en faziletli infak, bir Müslümanın kendisini bakmakla yükümlü olduğu eşi ve çocuğu gibi kimselere harcadığı para olduğunu bildirmiştir. Sonra da Allah yolunda yapılacak savaşa hazırlanan binek için infakta bulunmaktır. Sonra Allah yolunda savaşan yol arkadaşları ve ashabı için yapılan infaktır.
- Nafaka ile ilgili harcamaların sıralaması hadiste geldiği gibi olmalı, hepsi bir arada bulunduğunda ihtiyaca göre karar verilmelidir.
- Çocuklar için yapılan harcamaların başkalarına göre önceliğini açıkça ifade edilmiştir.
- Cihat için gerekli ekipmanı ve mücahitleri hazırlamak gibi Allah yolunda cihat için infak etmek en büyük infaklardan biridir.
- Şöyle denilmiştir: Allah yolundan kastedilen, örneğin hac gibi her türlü itaattir.
7 Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp bakarsa, kıyamet günü o kimseyle ben böyle (bir arada) olacağız.» dedi ve parmaklarını birleştirdi
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ عَالَ جَارِيَتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَنَا وَهُوَ» وَضَمَّ أَصَابِعَهُ.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp bakarsa, kıyamet günü o kimseyle ben böyle (bir arada) olacağız.» dedi ve parmaklarını birleştirdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki kız çocuk veyahut iki kız kardeş ile rızıklandırılan bir kimsenin, onlar büyüyüp yetişene kadar geçimlerini sağlaması, terbiyeleriyle ilgilenmesi, onları hayra yönlendirip şerlerden sakındırması durumunda; kıyamet günü o kimse ile Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yan yana olacağını haber verip işaret parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırmıştır.
- Kız çocuklarının nafakasını karşılayıp terbiyeleriyle ilgilenen, onlar evleninceye veya ergenlik çağına ulaşıncaya kadar ihtiyaçlarını gözeten kimse için büyük ecir vardır. Aynı şekilde kız kardeşlere bakıp onları gözeten kimse için de böyledir.
- Kız çocuklarının bakımını ve yetiştirilmesini üstlenmenin sevabı, erkek çocuklarınkinden daha büyüktür; zira erkek çocuklar hakkında (hadislerde) buna benzer özel bir müjde zikredilmemiştir. Bunun sebebi, kız çocuklarının geçim yükümlülüğü ve işleriyle ilgilenmenin, erkek çocuklarınkinden daha meşakkatli olmasıdır. Çünkü kız çocukları (korunması gereken) mahrem kimselerdir; işlerini bizzat kendileri yürütemezler ve erkek çocuklar gibi serbestçe hareket edemezler. Aynı zamanda, bir babanın erkek evladından beklediği; düşmanlara karşı ondan güç alma, adını yaşatma ve neslini devam ettirme gibi dünyevi beklentiler kız çocukları için söz konusu değildir. Bu yüzden kız çocuklarına harcama yapan kişinin; daha fazla sabra, ihlasa ve iyi niyete ihtiyacı vardır. İşte bu zorluk ve samimiyet nedeniyle karşılığındaki ecir büyümüş ve o kişi kıyamet gününde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkadaşı olma mertebesine erişmiştir.
- Kadının büluğ (ergenlik) alametleri şunlardır: On beş yaşını tamamlaması, on beş yaşından önce olsa bile hayız (adet) görmesi, avret yerinin etrafında kılların çıkması, ihtilâm olması; yani uykuda meninin gelmesi.
- Kurtubî -rahimehullah- şöyle demiştir: “Burada onların büluğa ulaşmasından maksat, kendi işlerini yürütebilecek duruma gelmeleridir. Bu ise kadınlarda ancak kocalarıyla zifafa girdiklerinde gerçekleşir. Yoksa maksat, sadece hayız görüp dinî mükellefiyet çağına ulaşmaları değildir. Çünkü kız çocuğu bundan önce evlenebilir ve böylece kocası sayesinde sorumluluğunu üstlenip himayesinde olan kimseye ihtiyaç duymaktan çıkabilir. Yine hayız görmüş olsa bile kendi maslahatlarını yürütebilecek durumda olmayabilir; eğer kendi hâline bırakılırsa zayi olur ve işleri bozulur. Bilakis böyle bir durumda korunmaya, gözetilmeye ve kendisiyle ilgilenecek bir kimseye daha çok muhtaçtır ki, korunması tamam olsun ve evlendirilmesine rağbet edilsin. İşte bu sebeple âlimlerimiz demişlerdir ki: Kız çocuğunun nafakası, sadece büluğa ermesiyle babasının üzerinden düşmez; ancak kocasıyla zifafa girdikten sonra düşer.”
8 amellerin hangisi Allah'a en sevimlidir? diye sordum. «Vaktinde kılınan namazdır.» buyurdu. Sonra hangisidir? dedim. «Ana babaya iyilik etmektir.» cevabını verdi. Sonra hangisidir? dedim. «Allah yolunda cihat etmektir.» diye buyurdu
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بِن مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ العَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ؟ قَالَ: «الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا»، قَالَ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: «ثُمَّ بِرُّ الوَالِدَيْنِ» قَالَ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: «الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ» قَالَ: حَدَّثَنِي بِهِنَّ، وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, amellerin hangisi Allah'a en sevimlidir? diye sordum. «Vaktinde kılınan namazdır.» buyurdu. Sonra hangisidir? dedim. «Ana babaya iyilik etmektir.» cevabını verdi. Sonra hangisidir? dedim. «Allah yolunda cihat etmektir.» diye buyurdu.İbn Mes'ud -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bunları bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- söyledi. Eğer sormaya devam etseydim, O da cevap vermeye devam ederdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, amellerin hangisi Allah'a en sevimlidir? diye soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Şeriat koyucunun belirlediği vakitlerde beş vakit farzı kılmak, sonra ana babaya ihsanda bulunarak iyilik etmek, üzerimizde bulunan haklarını yerine getirmek ve onlara hürmetsizliği ve itaatsizliği terk etmek, sonra Allah yolunda, Allah -Azze ve Celle-'nin kelimesi en yüce olması, İslam dinini ve Müslümanları savunmak, dinin şiarlarını izhar etmek için Allah yolunda can ve mal ile cihat etmeyi zikretmiştir. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bu amelleri bana söylemiştir. Şayet ben sonra hangisi demeye devam etseydim, o da cevap vermeye devam ederdi.
- Allah'ın sevgisine göre amellerin kendi aralarında faziletleri farklılık gösterir.
- Bir Müslümanın, en iyi amelleri yapmaya ve daha faziletlisini tercih etmeye özen göstermesi teşvik edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in amellerin en hayırlısı hakkındaki cevapları, insanların farklılıklarına, şartlarına ve her biri için en faydalı olanın ne olduğuna göre değişir.
9 «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?»
عن ابن شماسة المهري قال: حَضَرنَا عَمرو بن العاص رضي الله عنه وهُو فِي سِيَاقَةِ الْمَوتِ، فَبَكَى طَوِيلاً، وَحَوَّلَ وَجهَهُ إِلَى الجِدَارِ، فَجَعَلَ ابنَهُ، يقول: يَا أَبَتَاهُ، أَمَا بَشَّرَكَ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بكَذَا؟ أمَا بشَّركَ رسول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- بِكَذَا؟ فَأَقبَلَ بِوَجهِهِ، فقَالَ: إِنَّ أَفضَلَ مَا نُعِدُّ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ الله، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رسولُ الله، إِنِّي قَدْ كُنتُ عَلَى أَطْبَاقٍ ثَلاَثٍ: لَقَدْ رَأَيتُنِي وَمَا أَحَدٌ أَشَدَّ بُغْضًا لِرَسُولِ الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- مِنِّي، وَلاَ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكُونَ قَدْ اسْتَمْكَنْتُ مِنْهُ فَقَتَلْتُهُ، فَلَوْ مُتُّ عَلَى تِلْكَ الحَالِ لَكُنْتُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ، فَلَمَّا جَعَلَ اللهُ الإِسْلاَمَ فِي قَلْبِي أَتَيتُ النَبيَّ -صلَّى الله عليه وسلَّم-، فَقُلتُ: ابْسُطْ يَمِينَكَ فَلِأُبَايِعُكَ، فَبَسَطَ يَمِينَهُ فَقَبَضْتُ يَدِي، فقال: «مَا لَكَ يَا عَمرُو؟» قُلتُ: أَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِطَ، قال: «تَشْتَرِطُ مَاذَا؟» قُلتُ: أَنْ يُغْفَرَ لِي، قال: «أَمَا عَلِمتَ أَنَّ الإِسْلاَمَ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ، وَأَنَّ الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا، وَأَنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟» وَمَا كَان أَحَدٌ أَحبَّ إِلَيَّ مِنْ رسُول الله -صلَّى الله عليه وسلَّم- وَلاَ أَجَلَّ فِي عَينِي مِنْهُ، وَمَا كُنْتُ أُطِيقُ أَنْ أَمْلَأَ عَينِي مِنْهُ؛ إِجْلاَلاً لَهُ، وَلَوْ سُئِلْتُ أَنْ أَصِفَهُ مَا أَطَقْتُ؛ لِأَنِّي لَمْ أَكُنْ أَمْلَأُ عَينِي مِنْهُ، وَلَوْ مِتُّ عَلَى تِلْكَ الحَالِ لَرَجَوْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ، ثُمَّ وَلِينَا أَشْيَاءَ مَا أَدْرِي مَا حَالِي فِيهَا؟ فَإِذَا أَنَا مِتُّ فَلاَ تَصْحَبْنِي نَائِحَةٌ وَلاَ نَارٌ، فَإِذَا دَفَنْتُمُونِي، فَشُنُّوا عَلَيَّ التُرَابَ شَنًّا، ثُمَّ أَقِيمُوا حَولَ قَبرِي قَدْرَ مَا تُنْحَرُ جَزُور، وَيُقْسَمُ لَحْمُهَا، حتَّى أَسْتَأْنِسَ بِكُم، وَأَنْظُر مَا أُرَاجِعُ بِهِ رُسُلَ رَبِّي.
İbn Şumâse el-Mihrî şöyle demiştir: Amr b. As -radıyallahu anh-'ın yanına vardık. Kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu: Babacığım! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Bunun üzerine Amr -radıyallahu anh- yüzünü (bize) çevirerek: Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun Rasûlü olduğuna şehadet etmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorum da ''Bir vakitler'' Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e benim kadar şiddetle buğz eden bir kimse yoktu. İmkânını bulup da onu öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzere ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah, İslam'ı kalbime yerleştirdiği zaman Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; "Uzat sağ elini de sana beyat edeyim" dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana ya Amr!» dedi. Şart koşmak istedim, dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. ''Af olunmam'' dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem-: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. (Artık) Benim nazarımda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. O'na karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu vasfetmemi (anlatmamı) isteseler buna güç yetiremem. Çünkü O'na doya doya bakamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle ümit ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı (yas tutmak için kiralanan kimse) ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıp da eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim ve Rabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Amr b. el-Âs -radıyallahu anh-'ın hadisinde hayırla müjdeleme ve kutlama vardır. Bu büyük kıssanın özeti: O, ölüm döşeğinde iken bazı arkadaşları onu ziyeret ettiler. Bu esnada o çok uzunca ağladıktan sonra yüzünü duvara doğru çevirdi. O, dünyadan ayrılacağı ölüm döşeğinde idi ve oğlu ona dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Amr dedi ki: Ey oğlum! Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Sonra da bu üç hali zikretti. O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çok şiddetle buğz ediyordu. Yeryüzünde ondan buğz ettiği kadar başka hiçbir kimseye buğz etmiyordu. Eğer fırsatını bulsa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i öldürecekti. Bu küfürden daha büyük bir şeydir. Allah onun kalbine İslam'ı verdi ve O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek O'na: "Ey Allah'ın Rasûlü! Elini bana uzat sana İslam üzere biat edeyim" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların içinde en güzel ahlâka sahip olan kimseydi. Elini uzattı ancak Amr b. el-Âs -radıyallahu anh- elini uzatmadı. Amr -radıyallahu anh- bunu kibirden dolayı yapmadı. Söyleyeceği temenniye göre hareket edeceği için böyle yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Ne oldu sana?» dedi. Amr -radıyallahu anh-: Ey Allah'ın Rasûlü! İslam'a girmeme karşılık şart koşmak istiyorum dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. Amr -radıyallahu anh-: "Allah'ın benim geçmiş küfrümü ve günahlarımı bağışlamasını şart koşuyorum" dedi. O'nun en büyük düşüncesi buydu. Allah'ın onu bağışlamasını şart koşuyordu. Çünkü o, Allah'ın onun geçmiş günahlarını bağışlamayacağını zannediyordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. Bu üç şey geçmiş günahların affına vesiledir. İslam'a gelince Allah -Azze ve Celle-'nin Kur'an'da bildirdiği gibi İslam, kendisinden önceki günahları siler. Allah şöyle buyurmuştur: "İnkâr edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir." (Enfal Suresi: 38) Hicret, eğer bir insan küfür beldesi olan bir yerde yaşıyor ve oradan hicret ettiyse daha önce yaptıkları yok edilir. Hac da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüne binaen öncesini yok eder: «Mebrur/makbul olan haccın karşılığı ancak cennettir.» Amr -radıyallahu anh- biat etti ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i çok sevdi. Artık Amr'a en sevgili gelen insan oldu. Amr –radıyallahu anh- öyle bir duruma geldi ki Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’e ihtiramından dolayı ona bakamaz oldu. Kalpleri değiştiren Allah her türlü şeyden (eksiklikten ve kusurdan) münezzehtir. Düne kadar ona aşırı buğz ediyordu. Hatta gücü yetse onu öldürmek istiyordu. Şimdi ise hürmeti sebebiyle ona bakamıyordu. Onu vasf edemiyor, çünkü ona bakamamıştı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in heybetinden onun şeklini bilemiyor. Amr –radıyallahu anh- diyor ki: Eğer ilk halim üzere ölseydim cehennem ehlinden olacaktım. O hal üzere ölseydim, ikinci halini kast ederek, diyor ki; cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. İhtiyatlı konuşmasına bakın, birinci hal üzere ölürse cehennem ehlinden olacaktım diyor. Aşırı korkusundan dolayı şöyle diyor: Eğer bu hal üzere ölseydim cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. Cennet ehlinden olurdum demiyor. Çünkü cennet ehlinden olmaya şahitlik etmek zordur. Daha sonra Amr –radıyallahu anh- bazı yöneticilik işlerinden sorumlu oldu. Yöneticilik ve komutanlıklar yaptı. Muâviye –radıyallahu anh- ve diğerleri ile olan savaşlarda olan bazı olaylar vuku buldu, Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- en dâhi ve zeki kimselerden olmakla biliniyordu. Şöyle diyordu: Orta durumdan sonra olan şeyin benim amelimi kapsayacağından korkarım. Amr –radıyallahu anh- öldüğünde, peşinden Nâiha’nın/ağlayıcıların gitmemesini vasiyet etti. Nâiha, güvercinin ağlamasına benzer bir şekilde ölen kişinin arkasından ağlayan, sızlayan kadına denir. Onu defnettikleri zaman kabrinin yanında bir kişinin deveyi kesip etinin dağıtılacağı zaman kadar kalmalarını emretti. Bunu da defnolunduğu zaman ölünün yanına gelen ve Rabbinin elçileri olan melekleri karşılayıncaya kadar onu yalnız bırakmamaları için istedi. Ölen kişi defnedildiği zaman ona iki melek gelir ve onu kabrinde oturturlar, ona üç soru sorarlar ve şöyle derler: Rabbin kim, dinin ne ve peygamberin kim? Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- ailesine bir devenin kesilip etinin paylaşılacağı zaman dilimi kadar yanında kalmalarını emretti. Bu da ölen kişinin ailesinin varlığını hissettiğinin delilidir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den gelen sahih bir hadiste ölen kimse defnettikten sonra ayrılanların ayak seslerini işitiyor. Ölen kimse defin işlemini tamamlayıp giderlerken çıkan kısık sesi işitiyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den sabit olarak gelen hasen hadiste ölen bir kişi defnedildiği zaman onun kabrinin başında durup şöyle derdi: «Kardeşiniz için istiğfar edin (bağışlanma dileyin), onun için sebat dileyin. Çünkü o şimdi sorgulanıyor.» Ölen kişi defnedildiği zaman bir insanın kabrinin başında durup şöyle denilmesi müstehaptır. Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona mağfiret et. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdiği zaman üç defa selam verirdi, dua ettiği zaman da üç defa dua ederdi. Hülasa, Amr b. el-Âs babasına şöyle dedi: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeledi. Bu da hayır ile müjdeleme ve tebrik etme babındandır
10 Allah’tan korkun (takvalı olun). Beş (vakit namazınızı) kılın. (Oruç) ayınız (ramazan)ı tutun. Mallarınızın zekâtını verin. İdarecilerinize itaat edin (ki böylece) Rabbinizin Cennet'ine girin
عَن أَبِي أُمَامَةَ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَخْطُبُ فِي حَجَّةِ الوَدَاعِ فَقَالَ: «اتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ، وَصَلُّوا خَمْسَكُمْ، وَصُومُوا شَهْرَكُمْ، وَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ، وَأَطِيعُوا ذَا أَمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ».
Ebû Umâme -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Veda Haccı'nda hutbe verirken işittim ve o şöyle buyurmuştur: «Allah’tan korkun (takvalı olun). Beş (vakit namazınızı) kılın. (Oruç) ayınız (ramazan)ı tutun. Mallarınızın zekâtını verin. İdarecilerinize itaat edin (ki böylece) Rabbinizin Cennet'ine girin.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hicretin onuncu yılında Veda Haccı'nda arefe günü hutbe okumuş ve (okuduğu hutbe) bu isimle anılmıştır. Çünkü Nebi, -sallallahu aleyhi ve sellem- o hutbede insanlarla vedalaşmıştır. Bütün insanlara, emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak Rablerinden korkmalarını, Allah -Azze ve Celle-'nin gece ve gündüz farz kıldığı beş vakit namazı kılmalarını, ramazan ayında oruç tutmalarını, mallarının zekâtını hak edenlere vermelerini ve bu konuda cimrilik yapmamalarını, Allah'a isyan etmeden Allah'ın kendileri üzerine yönetici kıldığı kimselere itaat etmelerini emretmiştir. Kim bu sayılanları yaparsa, onun mükâfatı Cennet'e girmektir.
- Bu ameller Cennet'e girme vesilelerindendir.
11 Size, Allah’ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi?
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللهُ بِهِ الْخَطَايَا، وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ؟» قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ: «إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ، وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ، وَانْتِظَارُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الصَّلَاةِ، فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Size, Allah’ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi?» Ashâb: Evet, Ya Rasûlallah! dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Meşakkatli de olsa abdesti güzelce almak, mescitlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte ribatınız, işte bağlanmanız gereken budur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına, günahlarının bağışlanacağı, Hafaza Melekleri'nin yazdıklarının silineceği ve kendilerini Cennet'te daha yüksek bir makama ulaştıracak amellere yöneltmesini isteyip istemediklerini sormuştur. Sahabeler: Evet, bunu istiyoruz dediler. Rasûlullah -aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur: Birincisi: Soğuk havalarda, suyun az olduğu durumda, vücutta ağrılar hissedildiğinde ve sıcak yaz günlerinde Güneşin ısıttığı sıcak su ile abdest almak gibi meşakkatli durumlarda abdesti düzgün ve tam bir şekilde almak. İkincisi: Evden camilere doğru yürürken çok adım - iki ayak arası açıldığındaki mesafe- atmak ve bunu çok tekrarlamak. Üçüncüsü: Bir Müslüman; namaz vaktini bekler, kalbi namaza bağlı olur, namaza hazırlanır ve namaz kılmak için mescitte oturarak cemaati bekler. Namaz kıldıktan sonra da namaz kıldığı yerde oturup bir sonraki namazı bekler. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu işlerin sınır boylarında nöbet tutan askerler gibi hakiki bir nöbet olduğunu açıklamıştır. Çünkü Şeytan'ın nefse etki etmek için gittiği yollara set çekilmiş olur. Nefsinin arzularını yendiği, vesveseleri kabul etmesini engellediği için Allah'ın askerleri, onun aracılığıyla Şeytan'ın askerlerini mağlup eder. Bu en büyük cihattır. Düşmanın geleceği sınırlarda bekleme mertebesinde sayılmıştır.
- Camilerde cemaatle namaz kılmanın, namazlara dikkat etmenin ve namaz vaktinde başka bir şeyle uğraşmamaya ihtimam göstermenin önemi ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hususu güzel bir şekilde açıklamış ve ashabını teşvik etmiştir. Öyle ki, onlara soru sorma metoduyla büyük bir mükâfattan bahsederek başlamıştır. Bu metot öğretme yollarından biridir.
- Konuyu soru ve cevap anlatılmasının faydası: Muğlaklık ve açıklık sayesinde konuşmanın nefiste daha etkili olması içindir.
- Nevevî (rahimehullah) şöyle demiştir: "İşte ribatınız, işte bağlanmanız gereken budur." ifadesi, teşvik edilen ribat anlamına gelir. Ribat’ın aslı, bir şeyi sabırla sürdürmek, kendini bir şeye bağlayıp adamak demektir. Bu durumda kişi, kendini bu itaate adamış gibidir. Kişinin kendi nefsi ile cihat etmesinin en faziletli ribat olduğu söylemiştir. Aynı zamanda mümkün ve kolay olan bir ribattır. Yani ribat çeşitlerinden biridir.
- “Ribat” kelimesi tekrarlanarak (ال) (el takısıyla) marife/bilinir yapılmıştır. Bunun sebebi, bu amellerin tazim edilmesidir.
12 Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalık bağlarını gözetin ve insanlar uyurken gece namazı kılın ki, selametle cennete giresiniz
عَنْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَامٍ رضي الله عنه قَالَ: لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَدِينَةَ انْجَفَلَ النَّاسُ قِبَلَهُ، وَقِيلَ: قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ، قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ، ثَلَاثًا، فَجِئْتُ فِي النَّاسِ لِأَنْظُرَ، فَلَمَّا تَبَيَّنْتُ وَجْهَهُ، عَرَفْتُ أَنَّ وَجْهَهُ لَيْسَ بِوَجْهِ كَذَّابٍ، فَكَانَ أَوَّلُ شَيْءٍ سَمِعْتُهُ تَكَلَّمَ بِهِ أَنْ قَالَ: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ، أَفْشُوا السَّلَامَ، وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ، وَصِلُوا الْأَرْحَامَ، وَصَلُّوا بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ، تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلَامٍ».
Abdullah b. Selâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde insanlar ona doğru büyük bir heyecanla koştular. Allah'ın Rasulü geldi, Allah'ın Rasulü geldi, Allah'ın Rasulü geldi diye bunu üç kez tekrarladılar. Ben de insanların arasında gidip görmek istedim. Yüzünü görünce anladım ki, bu yüz bir yalancının yüzü olamaz. O anda duyduğum ilk söz şu oldu: «Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalık bağlarını gözetin ve insanlar uyurken gece namazı kılın ki, selametle cennete giresiniz.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde insanlar onu görünce hemen ona yöneldiler. Ona yönelenler arasında (o vakit) bir Yahudi olan Abdullah b. Selâm -radıyallahu anh- da vardı. Onu görünce ondaki nur, güzellik ve samimi vakarlı duruşu sebebiyle yüzünün yalancı bir insan yüzü olmadığını anladı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu ilk şey, insanları Cennet'e götürecek amelleri yapmaya teşvik etmesiydi, o amellerden bazıları şunlardır: Birincisi: Selamı yaymak, onu aşikâr yapmak ve tanıdığına, tanımadığına bol bol selam vermek. İkincisi: Sadaka verme, hediye etme ve misafir ağırlama yoluyla yemek yedirmek. Üçüncüsü: Anne veya baba tarafından hısımlık veya akrabalık bağı bulunan kişilerle akrabalık ilişkisini sürdürmek. Dördüncüsü: Gece insanlar uyurken kılınan nafile namazdır.
- Müslümanlar arasında selamı yaymak müstehaptır. Müslüman olmayana gelince, onlarla karşılaşıldığında söze selamla başlamamalı, eğer "es-selâmu aleykum" derse; "ve aleykum (sana da)" diyerek, o kimseye cevap verilir.
13 Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb: Ne kesinleşti Ya Rasûlallah? Diye sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.''Müttefakun aleyh.
عن أنس رضي الله عنه قال: مَرُّوا بجَنَازَةٍ، فأَثْنَوْا عليها خيراً، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «وَجَبَتْ» ثم مَرُّوا بأخرى، فأَثْنَوْا عليها شراً، فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «وَجَبَتْ»، فقال عمر بن الخطاب رضي الله عنه : ما وَجَبَتْ؟ فقال: «هذا أَثْنَيْتُمْ عليه خيراً، فوَجَبَتْ له الجنة، وهذا أَثْنَيْتُم عليه شراً، فوَجَبَتْ له النار، أنتم شُهَدَاءُ الله في الأرض».
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Ne kesinleşti Ya Rasûlallah? Diye sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla,salih olmakla ve dosdoğru olmakla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Bu iki yerde ne kesinleşti ya Rasûlallah? Diye sordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti.Beliki de o nifak ve benzeri şey ile meşhurdu.Sonra da -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:Şüphesiz ki bir kimsenin cenneti yahutta cehennemi hak ettiği konusunda doğruluk,fazilet,hayır ve salah ehli şahitlik ederse o öyle olur.
14 "Allah`ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer."Allah tektir tek olanı sever.''Buhârî rivayet etmiştir.
عن أبي هريرة رضي الله عنه روايةً قال: «للهِ تسعةٌ وتسعون اسمًا، مائةً إلَّا واحدًا، لا يحفظُها أحدٌ إلَّا دخل الجنةَ، وهو وِترٌ يحبُّ الوِتر».
"Allah`ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer."Allah tektir tek olanı sever.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
"Allah`ın 99 ismi vardır. Kim bunları hıfz ederse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer."Ezberden murad edilen ezberden okumaktır.Denilmiştir ki:Manası onlara iman etmek,onlarla amel etmek,her ismin manasyla itaat etmektir.Bu hadiste bu isimlerin isbatı vardır.Ve bu isimler haricindeki isimlerin olmadığı manasına gelmez.Bu isimlere has kılınması en meşhur ve manaları açık isimler olmaları sebebiyledir.Bu senin şu sözün mertebesindedir:Zeydin yüz dirhemi vardır onu sadaka için hazırlamıştır.Bu da onun yanında daha fazla dirhem olmadığına delil değildir.Zira bu sadaj-ka için hazırladığının bu olduğuna delallet eder.Bu açıklamaya İbn Mesud -radıyallahu anh-'ın şu hadisi delalet etmektedir:''Senin olan her ismin ile Senden istiyorum,Nefsini isimlendirdiğin,kitabında indirdiğin,yarattıklarından birine öğrettiğin yahutta Kendi katında sakladığın isim ile istiyorum.''Bu da Allah Azze ve Celle'in kitabında indirmediği isimlerinin olduğuna delalet eder.''O tektir.'':Allah Teâlâ tektir O'nun ortağı yoktur.''Tek olanı sever.'':Amellerde ve taatların çoğunda bunu tercih eder.Bunun için namazı beş vakit olarak farz kılmıştır.Tavafı yedi,bir çok amellerde üç olarak yapmayı hoş görmüştür.Yer yüzünü yedi ve gök yüzünü yedi ve diğerlerini de bu şekilde yaratmıştır.
15 Allah yolunda bir gün nöbet tutmak (ribat), dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır
عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «رِبَاطُ يَوْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا، وَمَوْضِعُ سَوْطِ أَحَدِكُمْ مِنَ الجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا، وَالرَّوْحَةُ يَرُوحُهَا العَبْدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوِ الغَدْوَةُ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا».
Sehl b. Sa'd es-Sâidî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda bir gün nöbet tutmak (ribat), dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır. Sizden birinin Cennet'te kaplayacağı bir kamçı yeri kadar alan bile dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır. Kulun Allah yolunda yaptığı bir akşam yürüyüşü veya bir sabah yürüyüşü de dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanları korumak amacıyla Müslümanlarla kâfirler arasındaki sınır bölgesinde bir gün boyunca Allah rızası için nöbet tutmanın, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlı olduğunu haber vermektedir. Yine Allah yolunda cihad ederken kullanılan kamçının Cennet'te kaplayacağı yer kadar bir alanın bile dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olduğunu bildirmektedir. Ayrıca Allah yolunda bir defa olmak üzere, günün başlangıcından öğle vaktine kadar olan sürede yapılan bir gidişin veya öğle vaktinden geceye kadar olan sürede yapılan bir gidişin sevap ve mükâfatının da dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olduğunu haber vermektedir.
- Allah yolunda nöbet tutmanın (ribatın) fazileti büyüktür. Çünkü bunda kişinin canını tehlikeye atması vardır ve bunun sonucunda Allah'ın kelimesinin yüceltilmesi ve dinine yardımcı olmak vardır. Bu sebeple Allah yolunda tutulan bir günlük nöbetin sevabı, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.
- Bu dünyanın ahirete kıyasla ne kadar önemsiz olduğu ifade edilmiştir; çünkü Cennet'te bir kırbacın kapladığı alan, bu dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.
- Allah yolunda cihadın fazileti ve mükâfatının büyüklüğü ifade edilmiştir; zira tek bir sabah erkenden gidişin veya akşam dönüşün mükâfatı, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.
- “Allah yolunda” ifadesi, ihlaslı olmanın önemini ve sevabın buna bağlı olduğunu göstermektedir.
16 Şüphesiz Allah, bu davranışı sebebiyle ona Cennet'i vacip kılmıştır; yahut bu davranışı sayesinde onu Cehennem'den azat etmiştir
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المؤْمِنين رَضيَ اللهُ عنها قَالَتْ: جَاءَتْنِي مِسْكِينَةٌ تَحْمِلُ ابْنَتَيْنِ لَهَا، فَأَطْعَمْتُهَا ثَلَاثَ تَمَرَاتٍ، فَأَعْطَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا تَمْرَةً، وَرَفَعَتْ إِلَى فِيهَا تَمْرَةً لِتَأْكُلَهَا، فَاسْتَطْعَمَتْهَا ابْنَتَاهَا، فَشَقَّتِ التَّمْرَةَ الَّتِي كَانَتْ تُرِيدُ أَنْ تَأْكُلَهَا بَيْنَهُمَا، فَأَعْجَبَنِي شَأْنُهَا، فَذَكَرْتُ الَّذِي صَنَعَتْ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «إِنَّ اللهَ قَدْ أَوْجَبَ لَهَا بِهَا الْجَنَّةَ، أَوْ أَعْتَقَهَا بِهَا مِنَ النَّارِ».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bana, yanında iki kızı bulunan yoksul bir kadın geldi. Ben ona üç hurma verdim. O da kızlarının her birine birer hurma verdi. Kendisi yemek üzere üçüncü hurmayı ağzına götürdüğünde, iki kızı o hurmayı da istediler. Bunun üzerine kadın, yemeyi düşündüğü hurmayı ikiye bölerek ikisine paylaştırdı. Bu davranışı çok hoşuma gitti. Kadının yaptığını Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattım. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz Allah, bu davranışı sebebiyle ona Cennet'i vacip kılmıştır; yahut bu davranışı sayesinde onu Cehennem'den azat etmiştir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-, yanında iki kızı bulunan yoksul bir kadının kendisinden yardım istediğini anlattı. Bunun üzerine ona üç hurma verdi. Kadın, kızlarının her birine birer hurma verdi. Kendisi yemek üzere bir hurmayı ağzına götürdüğünde, iki kızı o hurmayı da istediler. Bunun üzerine kadın, yemek istediği hurmayı ikiye bölerek ikisine paylaştırdı. Kadının bu davranışı Âişe -radıyallahu anha-'nın çok hoşuna gitti. Kadının yaptığını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah, bu hurma (gösterdiği fedakârlık) sayesinde ona Cennet'i vacip kılmıştır; yahut bu davranışı sebebiyle onu Cehennem ateşinden azat etmiştir.
- Az da olsa sadaka vermenin faziletine işaret vardır. Zira bu, Müminin Rabbine olan imanındaki samimiyetini, O'nun vaadine ve lütfuna duyduğu güveni gösterir.
- Annelerin çocuklarına karşı duydukları derin şefkat ve onların zarar görüp zayi olmalarından duydukları büyük endişe ifade edilmiştir.
- Kişinin kendi ihtiyacına rağmen başkasını kendine tercih etmesinin (îsârın), küçük çocuklara merhamet göstermenin, kız çocuklarına daha fazla iyilik ve şefkatle davranmanın faziletine işaret vardır. Bunlar, Cennet'e girmeye ve Cehennem ateşinden kurtulmaya vesile olan amellerdendir.
- Az olduğu için bir şeyi sadaka olarak vermekten kaçınmamak gerekir. Aksine kişi, elinde bulunan imkân az da olsa çok da olsa, kolayına gelen miktarı sadaka olarak vermelidir.
- Bu hadiste, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evlerinin durumu, kendisinin ve ailesinin nasıl sade bir hayat yaşadığı görülmektedir. Nitekim evlerinde yiyecek olarak bir veya üç hurmadan başka bir şey bulunmamaktaydı.
17 «Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevabını umarak ve mükâfatını Allah’ın vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah Teâlâ, onu bu sebeple cennete koyar.»
عن أبي محمد عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما ، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أربعون خَصْلَة: أعلاها مَنيحةُ العَنز، ما من عامل يَعمل بِخَصْلة منها؛ رجاء ثوابها وتصديق مَوْعُودِها، إلا أدخله الله بها الجنة».
Ebu Muhammed Abdullah İbn Amr İbn Âs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevabını umarak ve mükâfatını Allah’ın vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah Teâlâ onu bu sebeple cennete koyar.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini hayır yapmaları için teşvik etmiş, sayı belirterek kırk ifadesini kullanmıştır. Bir haslet dışındakileri gizli tuttu, o da en üstün olanı, insanın koyunları olur ve fakir birine sütünden faydalanması için bir koyun vermesiyledir. İhtiyacını karşıladıktan sonra onu sahibine geri verir. Böylece bilinsin ki; bu ameller insanların hayırlı amellerde yarışmaları için kolay kılınmıştır ve pek çoktur.
18 “Allah Teâlâ’ya en evlâ olan insanlar önce selam verenlerdir” buyurdu.
عن أبي أمامة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إن أَوْلَى الناس بالله من بَدَأَهُمْ بالسلام». وفي رواية للترمذي: قيل: يا رسول الله، الرَّجُلان يَلْتَقِيَان أَيُّهُمَا يَبْدَأُ بالسلام؟، قال: «أَوْلاهُمَا بالله تعالى».
“Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanların Allah katında en evlâ olanları, selâm vermeye ilk başlayanlardır.” Tirmizî’nin Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayetine göre: Allah Rasulüne, iki kişi birbirleriyle karşılaşınca onlardan hangisi daha önce selâm verir? diye soruldu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de: “Allah Teâlâ’ya en evlâ olan” buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
İnsanların en hayırlısı ve itaat etmek bakımından Allah Teâlâ’ya en yakın olanı kardeşlerine ilk önce selam veren kimsedir. Çünkü bu kimse böyle davranarak Allah Teâlâ’nın katında bulunanları arzulayarak itaat etmek hususunda erken davranmıştır. Böylece insanların en makbulü ve Allah’a en çok itaat edeni sayılmıştır.
19 İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli güzel olandır.
عن عبد الله بن بُسْرٍ الأسلمي رضي الله عنه مرفوعاً: «خير الناس من طَال عُمُرُه، وحَسُنَ عَمَلُهُ».
Abdullah b. Busr el-Eslemî -radıyallahu anh- merfû olarak rivayet etti ki: «İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli güzel olandır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Allah'a itaat eden insanın ömrü uzun olursa ibadetleri çok olur. Çünkü ömrü uzadıkça yaptığı amelleri de çok olur. Böylece Allah -azze ve celle-'ye yakınlaşır. İşte insanların en hayırlısı hem ömrü uzun olan hem de ameli çok olan kimselerdir. Tek başına ömrün uzun olması hayırlı bir durum değildir. Kul güzel bir şekilde Allah'a itaat ederek ömrünü değerlendirirse hayırlı olur. Başka bir hadiste ifade edildiğine göre bazı kimseler için ömrünün uzun olması şer ve sıkıntıdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, "İnsanların en hayırlısı kimlerdir?" diye sorulunca; «Ameli güzel, ömrü uzun olan», "İnsanların en şerlisi kimdir?" diye sorulunca da, «Ameli kötü, ömrü uzun olandır.» diye cevap vermiştir. Ebu Davûd ve Tirmizî rivayet etmiştir. Şeyh el-Elbanî, Sahihu't-Tirmizî 5/330. Hadis No: 2330 Sahih Hadis demiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Âl-i İmrân Suresi 178) Yüce Allah kafirlere mühlet verir. Yani nimet, afiyet, uzun ömür, çocuk ve eşler bahşeder. Onlar için bu nimetler hayır değil, şerdir. Yüce Allah sığınırız. Zira onların bu nimetlere karşılık günahları artacaktır. et-Tıybî -rahimehullah şöyle demiştir: "Vakit ve ömür esnafın sermayesine benzer. Kişi kendisine kazanç sağlayacak şeylerle uğraşmalıdır. Sermaye çok ise kazanç ta o kadar çok olur. Kimin güzel amelleri çok olursa kazanıp, kurtuluşa erer. Kim de sermayesini kaybederse hiç bir kazanç elde edemeyip, hüsrana uğrar."
20 Saçı-başı dağınık, toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan var ki, Allah adına yemin etse Allah yeminini yerine getirir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «رُبَّ أَشْعَثَ مَدْفُوعٍ بِالْأَبْوَابِ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللهِ لَأَبَرَّهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Saçı-başı dağınık, toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan var ki, Allah adına yemin etse Allah yeminini yerine getirir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: İnsanlardan öyleleri vardır ki; saçları birbirine karışmış (keçeleşmiş) ve toza toprağa bulanmıştır. Saçını yağlamaz ve sık sık yıkamaz. İnsanların gözünde hiçbir değeri ve itibarı yoktur; bu yüzden onu kapılardan geri çevirirler, hor ve hakir görerek yanlarından uzaklaştırırlar. Buna rağmen, eğer o kişi bir şeyin gerçekleşmesi üzerine Allah adına yemin etse, Allah onun bu isteğini yerine getirir; duasını kabul ederek ve onu yemininde yalancı çıkarmayarak ona ikramda bulunur. Bu, onun Allah katındaki fazileti ve yüksek makamı sayesindedir.
- Allah, kulun dış görünüşüne bakmaz; aksine onun kalbine ve amellerine bakar.
- İnsan, bedenine ve giysisine gösterdiği özenin çok daha fazlasını ameline ve kalbinin temizliğine göstermelidir.
- Allah için mütevazı olmak ve O’na karşı acziyetini gösterip boyun eğmek (tezellül), duaların kabul olmasına bir vesiledir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ, takva sahibi olan o şöhretten uzak kullarının yeminlerini boşa çıkarmaz.
- İnsanlar birbirlerini hakir görmemeleri için Nebevî öğretiler açıklanmıştır.
21 "Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şey istendiğinde asla yok demezdi."
عن جابر بن عبد الله رضي الله عنهما قال: ما سُئل رسول الله - صلى الله عليه وسلم- شيئا قطُّ، فقال: لا. وعن أنس رضي الله عنه قال: ما سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم على الإسلام شيئا إلا أعطاه، ولقد جاءه رجل، فأعطاه غنما بين جبلين، فرجع إلى قومه، فقال: يا قوم، أسلموا فإن محمدا يعطي عطاء من لا يخشى الفقر، وإن كان الرجل ليسلم ما يريد إلا الدنيا، فما يلبث إلا يسيرا حتى يكون الإسلام أحب إليه من الدنيا وما عليها.
Câbir ibn Abdillâh -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şey istendiğinde asla yok demezdi. Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den İslâm devrinde bir şey istendiyse onu mutlaka vermiştir. Kendisine bir adam geldi de ona iki dağ arası koyun verdi. Bunun üzerine adam kavmine dönerek: Ey kavmim, Müslüman olun! Vallahi Muhammed öyle ihsanda bulunuyor ki, fakirlikten korkmuyor, demiştir. (Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir) Bir adam ancak dünyayı murad ederek müslüman oluyor. Fakat Müslüman olur olmaz İslâmiyet onun nazarında dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevimli oluyordu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin anlamı: Bir kimse, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den dünya işleriyle alakalı bir şey istediğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ihsanda bulunmaya engel olmamak için ona hayır dememiştir. Aksine, kendisinde varsa onu vermiş yahut Allah Teâlâ’nın şu emri gereğince ona güzel söz söylemiştir. “İsteyeni de sakın azarlama!” (Duhâ Suresi: 10. Ayet) Buhârî’nin, El-Edebu’l Mufred adlı eserinde Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet ettiğine göre Enes şöyle demiştir: “Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, çok merhametli bir kimse idi. Bir kimse O’na geldiği (ve bir şey istediği) zaman ona bunu vadeder ve şayet yanında istediği şey varsa onu ona verirdi.” Şeyh el-Elbânî -rahimehullah-, El-Edebu’l Mufred’e düşmüş olduğu notlarında bu hadis hakkında Hasen Hadis demiştir. Bkz shf:145 Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre; bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o adamı hanımlarına gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımları, "Bizim yanımızda sudan başka bir şey yok." dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim bu adamı barındırmak ve misafir etmek ister?» Buhari: 3798 Sehl İbn Sa’d -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre bir kadın yanında bir bürde ile geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu kendi ellerimle ördüm bunu giy! dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bürdeyi aldı zira onun buna ihtiyacı vardı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim yanımıza üzerinde o bürdesi olduğu halde geldi. O sırada topluluktan bir adam: "Ey Allah’ın Rasûlü! Onu bana giydirir misin (verir misin)?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Evet” dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o mecliste oturdu. Sonra döndü. O bürdeyi katladı ve o adama gönderdi. Topluluk ona şöyle dedi: "Sen ondan bunu isteyerek iyi bir şey yapmadın. Ve biliyorsun ki O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-), isteyeni geri çevirmez." Bunun üzerine adam şöyle dedi: “Vallahi ben ondan bu elbiseyi öldüğüm gün onu kefen yapmaktan başka bir sebeple istemedim.” (hadisi rivayet eden) Sehl -radıyallahu anh- şöyle dedi: ”Bu elbise adamın kefeni oldu.” İşte, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden bir şey isteyen kimse ile muamelesi böyle idi. Yanında varsa şayet kendisinin ona ihtiyacı olsa dahi istediğini ona verirdi. Şayet istediği şey onda yoksa bundan dolayı ondan müsamaha ister yahut ona daha sonra vereceğini vadeder, yahut da ashabından onun için isterdi. İşte bu, O’nun (-sallallahu aleyhi ve sellem-) cömertliğinden ve güzel ahlakından idi.
22 «Malını Allah yolunda harcayana, harcadığının yedi yüz katı sevap verilir.»
عن أبي يحيى خُرَيْم بن فَاتِك رضي الله عنه مرفوعاً: «مَنْ أَنْفَقَ نَفَقَةً في سَبِيل الله كُتب له سَبْعُمِائَةِ ضِعْفٍ».
Ebu Yahya Hureym b. Fatik -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Malını Allah yolunda harcayana, harcadığının yedi yüz katı sevap verilir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim az yahut çok olsun malını Allah yolunda harcarsa bu harcadığı yer Allah yolunda cihat yahut başka bir hayır kapısı olsun fark etmez. Kıyamet gününde yüce Allah kişiye bu harcamasına, yedi yüz katı ile karşılık verir.
23 «Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona dua eder.»
عن علي رضي الله عنه قال: سمعتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يقول: « مَا مِنْ مُسْلِم يَعُودُ مُسْلِماً غُدْوة إِلاَّ صَلَّى عَلَيْهِ سَبْعُونَ ألْفَ مَلَكٍ حَتَّى يُمْسِي، وَإنْ عَادَهُ عَشِيَّةً إِلاَّ صَلَّى عَلَيْهِ سَبْعُونَ ألْفَ مَلَكٍ حَتَّى يُصْبحَ، وَكَانَ لَهُ خَرِيفٌ في الْجَنَّةِ».
Ali -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim demiştir: «Bir müslüman, hasta olan bir müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar ona dua eder. Eğer akşamleyin ziyaret ederse, yetmiş bin melek onun için sabaha kadar istiğfar eder. Ve o kişi için cennette toplanmış meyveler de vardır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis; insanın, hasta olan bir kardeşini ziyaret ettiğinde onun, meyveleri toplanmış cennette olacağına işaret etmektedir. Allah -Azze ve Celle-’nin fazlı geniştir. Bu hadis, hasta ziyaret etmenin faziletine delalet eden bir hadistir. Kişi, sabah ve akşam ziyaret ettiğinde hadiste geçen ecir vardır.
24 «Kul(um) bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşınca ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek geldiği zaman, ben ona koşarak varırım.»
عن أنس بن مالك وأبي هريرة رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم فيما يرويه عن ربه عز وجل قال: «إذا تَقَرَّبَ العبدُ إليَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إليه ذِرَاعًا، وإذا تَقَرَّبَ إليَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا، وإذا أتاني يمشي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً».
Enes b. Malik ve Ebu Hureyre -radıyallahu anhûma- naklediyor; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Rabbinden rivâyet ettiği bir hadis-i kudsîde Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Kul(um) bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşınca ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek geldiği zaman, ben ona koşarak varırım."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kim, Allah’a az da olsa ibadetlerden bir şey ile yakınlaşırsa, Allah, onu kat kat sevap ve ikram ile karşılar. Kul, ibadet ve itaatini artırdıkça Allah ona verdiği sevabı artırır ve onu çabucak fazlı ve rahmetiyle kuşatır. Hadis yüce Allah'ın sıfatları ile alakalı hadislerden değildir. Sıfatları ispat eden ehli sünnet ve’l-cemaatten olan ilim ehlinden bir topluluğun görüşü de bu şekildedir. İbn Teymiye de bu görüşe sahip olan alimlerdendir. Ehli sünnetten diğer bir takım kimselere göre ise bu hadis hervele (koşarak gelme) sıfatının ispatı vardır. Ancak bu sıfatın keyfiyeti hakkında konuşulmaz.
25 Bir adam yolda yürürken, dikenli bir dal buldu ve onu yoldan kaldırdı. Bu sebeple Allah da ondan memnun oldu ve onu bağışladı
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضيَ اللهُ عنهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ فَأَخَّرَهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir adam yolda yürürken, dikenli bir dal buldu ve onu yoldan kaldırdı. Bu sebeple Allah da ondan memnun oldu ve onu bağışladı.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bir adam yolda yürürken Müslümanlara zarar veren dikenli bir ağaç dalına rastladı. Onu yoldan geriye çekip uzaklaştırdı. Bunun üzerine Allah onun bu amelini kabul etti ve kendisini bağışladı.
- Yoldan eziyet veren şeyleri (engelleri) kaldırmanın fazileti ve bunun Allah'ın bağışlamasına bir vesile olduğu ifade edilmiştir.
- Küçük bile olsa, iyilikleri küçümsememek gerekir.
- İslam; temizlik, çevreyi koruma ve kamu güvenliğine önem veren bir dindir.
26 "Bir kimse, bir hayır yapar da halk bu sebeple onu överse, buna ne buyurursunuz? Dediler. O da: "Bu, mümin için peşin bir müjdedir." buyurdu
عن أبي ذر رضي الله عنه قال: قيل لرسول الله صلى الله عليه وسلم : أرأيت الرَّجل الذي يعمل العمل من الخَير، ويَحمدُه الناس عليه؟ قال: «تلك عاجِل بُشْرَى المؤمن».
Ebû Zer -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-´e: Bir kimse, bir hayır yapar da halk bu sebeple onu överse, buna ne buyurursunuz? dediler. O da: «Bu, mümin için peşin bir müjdedir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Şüphesiz ki kişi salih ameli insanları kast etmeden yalnızca Allah için yapar, sonra da bundan dolayı insanlar onu, falanca çok hayır sahibi, çok ibadet eden, çokça ihsanda bulunan kimsedir gibi benzeri şeylerle över. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Bu, Mümin için peşin bir müjdedir.» diyerek o kimseye sena etmiştir. Çünkü insanlar bir kimseyi överse Allah’ın yeryüzündeki şahitleridir. Bundan dolayı Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ve ashabının yanından bir cenaze geçtiğinde cenazeye övgüde bulundular. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- vacip oldu dedi. Sonra başka bir cenaze geçti insanlar onu kötü olarak andılar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- vacip oldu, dedi. İnsanlar vacip olan nedir diye sorduklarında: «İlki için cennet, ikincisi için ise ateş vacip oldu. Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz.» «Bu, mümin için peşin bir müjdedir.» sözünün manasıdır. Bununla riya arasındaki fark; gösteriş yapan ancak insanlar onu görsün ve ona sena etsinler diye yapar. Bu durumda Allah’a başkasını ortak koşmuştur. Ancak diğerinin niyeti halis, ancak Allah içindir. Bunu yaparken insanlar beni över ya da beni yererler diye düşünmemiştir. Onun bu itaatini gördüklerinde sena edip, övmüşlerdir. Bu kesinlikle riya değil, bilakis mümin için peşin bir müjdedir. Riya yapanla hadiste zikredilenin arasındaki fark apaçıktır. Riyazu's-Salihin Şerhi İbn Useymin (6/354,355)
27 Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah uyumaz; uyumak O’na yakışmaz da
عَنْ أَبِي مُوسَى رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَامَ فِينَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ، فَقَالَ: «إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ لَا يَنَامُ، وَلَا يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَنَامَ، يَخْفِضُ القِسْطَ وَيَرْفَعُهُ، يُرْفَعُ إِلَيْهِ عَمَلُ اللَّيْلِ قَبْلَ عَمَلِ النَّهَارِ، وَعَمَلُ النَّهَارِ قَبْلَ عَمَلِ اللَّيْلِ، حِجَابُهُ النُّورُ -وَفِي رِوَايَةٍ: النَّارُ- لَوْ كَشَفَهُ لَأَحْرَقَتْ سُبُحَاتُ وَجْهِهِ مَا انْتَهَى إِلَيْهِ بَصَرُهُ مِنْ خَلْقِهِ».
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızda ayağa kalkarak bize beş söz söyledi ve şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah uyumaz; uyumak O’na yakışmaz da. Teraziyi alçaltır ve yükseltir. Gece yapılan ameller, gündüz yapılan amellerden önce; gündüz yapılan ameller ise gece yapılan amellerden önce O’na yükseltilir. O’nun hicabı nurdur —bir rivayette ‘ateştir’—. Eğer O, bu hicabı kaldıracak olsaydı, zatının tecellisi (ve nurunun yüceliği), mahlukatından gözünün ulaştığı her şeyi yakıp yok ederdi.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, sahâbîlerine hitap etmek üzere ayağa kalkarak beş tam cümle söyledi. Bunlar şunlardır: Birincisi: Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah uyumaz. İkincisi: Allah hakkında uyku imkânsızdır. Çünkü O’nun kayyûmiyyeti ve hayatı kemal derecesindedir. Üçüncüsü: Allah Teâlâ, kulların kendisine yükselen amellerinin tartılması ve yeryüzüne indirilen rızıklarının ölçülmesi hususunda teraziyi alçaltır ve yükseltir. Her bir yaratılmışın payı ve nasibi olan rızkı, Allah Teâlâ dilediğinde azaltarak daraltır, dilediğinde ise artırarak genişletir. Dördüncüsü: Kulların gece yaptıkları ameller, onu takip eden gündüzden önce; gündüz yaptıkları ameller ise onu takip eden geceden önce Allah’a yükseltilir. Koruyucu melekler, gece yapılan amelleri gece sona erdikten sonra günün ilk vaktinde; gündüz yapılan amelleri ise gündüz sona erdikten sonra gecenin ilk vaktinde Allah’a yükseltirler. Beşincisi: Yüce Allah’ın görülmesine engel olan hicabı nur veya ateştir. Eğer bu hicap kaldırılacak olsaydı, zatının tecellisi (ve nurunun yüceliği), mahlukatından gözünün ulaştığı her şeyi yakıp yok ederdi. Hadiste geçen "Yüzünün haşmeti" ifadesi, O’nun nuru, celâli ve ihtişamı anlamındadır. Hadisin kastettiği anlam şudur: Eğer Allah Teâlâ, kendisinin görülmesine engel olan perdeyi kaldırıp açsaydı ve mahlukatına tecelli etseydi, zatının tecellisi ve nurunun azameti gözünün ulaştığı bütün mahlukatını yakıp yok ederdi. Buradaki ‘yaratılmışları’ ifadesi, bütün varlıkları kapsamaktadır. Çünkü Allah Teâlâ’nın görmesi bütün varlıkları kuşatmıştır.
- Uyumanın Allah Subhânehu ve Teâlâ hakkında imkânsız olduğu açıklanmıştır; çünkü uyku noksanlıklardandır ve Allah her türlü noksanlıktan münezzektir.
- Allah Teâlâ kullarından dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır, dilediğini doğru yola iletir, dilediğini de saptırır.
- Ameller her gün ve her gece Allah’a yükseltilir. Bu da kulları, gece ve gündüzlerinde Allah Azze ve Celle’nin gözetiminde olduklarının bilincinde olmalarına yönelik bir teşviktir.
- Hadis, Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın adaletine ve mahlukatının işlerini en güzel şekilde çekip çevirmesine (yönetmesine) delalet eder. Şüphe yok ki bu, Celil ve yüce olan Allah'ın kemal sıfatlarındandır.
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın hicabının ispatı vardır. Bu hicap, O’nun ile yaratılmışları arasında bulunan nurdan bir perdedir. Eğer bu perde olmasaydı, yaratılmışlar yanıp kül olurlardı.
- Âcurrî şöyle demiştir: Şüphesiz hak ehli, Allah -Azze ve Celle-'yi O’nun kendisini nitelediği sıfatlarla; Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O’nu nitelediği sıfatlarla ve sahâbe -radıyallahu anhum-'un O’nu nitelediği sıfatlarla nitelerler. Bu, kendisine uyulan ve bid‘at ortaya koymayan âlimlerin mezhebidir.” Sözü burada sona ermektedir. Ehl-i sünnet, Allah’ın kendi zatı için ispat ettiği isim ve sıfatları; tahrif etmeksizin, ta‘til etmeksizin, keyfiyetini belirlemeksizin ve yaratılmışlara benzetmeksizin Allah için ispat ederler. Aynı zamanda Allah’ın kendi zatı için nefyettiği şeyleri de O’ndan nefyederler. Hakkında ne nefyin ne de ispatın söz konusu edildiği hususlarda ise susarlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.}
- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın bir sıfatı olan nur, O’nun kendisiyle kulları arasında perde edindiği nurdan farklıdır. Allah’ın kulları arasındaki perde edindiği bu nur, yaratılmış bir nurdur. Allah Teâlâ’nın nuru ise O’na ve zatına layık olan bir nurdur; “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gördüğü ise Allah’ın kendisi değil, Allah ile kulları arasında bulunan perdedir.
28 Şüphesiz Allah’tan en çok sakınanınız ve Allah’ı en iyi bileniniz benim
عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ المُؤْمِنينَ رَضِيَ اللهُ عَنْها قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا أَمَرَهُمْ أَمَرَهُمْ مِنَ الأَعْمَالِ بِمَا يُطِيقُونَ، قَالُوا: إِنَّا لَسْنَا كَهَيْئَتِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ، فَيَغْضَبُ حَتَّى يُعْرَفَ الغَضَبُ فِي وَجْهِهِ، ثُمَّ يَقُولُ: «إِنَّ أَتْقَاكُمْ وَأَعْلَمَكُمْ بِاللَّهِ أَنَا».
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bir amel emrettiğinde, güçlerinin yettiği amelleri emrederdi. Onlar ise: “Biz senin durumunda değiliz, ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.” derlerdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öfkelenir; öfkesi yüzünden belli olacak hâle gelirdi. Sonra şöyle buyururdu:«Şüphesiz Allah’tan en çok sakınanınız ve Allah’ı en iyi bileniniz benim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- şöyle haber vermektedir:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara herhangi bir amel yapmalarını emrettiğinde, sürekli olarak yapmaya güç yetiremeyip bırakmalarından endişe ettiği için, kendilerine zor ve meşakkatli olanı değil, kolaylıkla yapabilecekleri amelleri emrederdi. Kendisi de emrettiği bu kolaylaştırıcı uygulamaya uygun şekilde amel ederdi. Fakat onlar, derecelerini yükseltmek için daha fazla amelde bulunmaları gerektiğini düşündüklerinden, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-den kendilerine daha zor ve meşakkatli olan amelleri yüklemesini istediler. Şöyle derlerdi: “Bizim durumumuz senin durumun gibi değildir, ey Allah’ın Rasûlü! Çünkü Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.” Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öfkelenir; öfkesi yüzünden belli olacak hâle gelirdi. Sonra şöyle buyururdu: “Şüphesiz Allah’tan en çok sakınanınız ve Allah’ı en iyi bileniniz benim. Öyleyse size emrettiğim şeyi yapın.”
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: “Onlara ancak kolaylarına gelen amelleri emretmesinin sebebi, o ameli sürekli olarak yapabilmeleridir. Nitekim başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: «Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olarak yapılanıdır.»
- Salih bir insan, salih olduğundan dolayı amel etmekten vazgeçmemelidir.
- Kişinin, övünme ve kendini büyük görme tehlikesinden emin olduğu takdirde, ihtiyaç hâlinde kendisinde bulunan faziletlerden söz etmesi câizdir.
- İbadette asıl olan; kişiyi ibadeti tamamen terk etmeye sevk edecek aşırılıklar yerine, dengeli (ölçülü) ve devamlı olmaktır.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Kul, ibadet ve onun meyvelerinde en ileri dereceye ulaştığında, bu durum onu ibadete devam etmeye daha çok sevk eder. Çünkü nimetin devamını sağlamak ve şükretmek suretiyle onu daha da artırmak ister.
- Şer‘î emre aykırı hareket edildiğinde öfkelenmenin meşru olduğu ve anlamı kavramaya ehil, anlayışlı bir kimse anlayışta kusur ettiğinde, daha dikkatli ve uyanık olmasını teşvik etmek amacıyla onu uyarmanın meşru olduğu ifade edilmiştir.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetine karşı şefkatli ve yumuşak davranması, dinin kolaylık üzerine kurulmuş olması ve şeriatın hanîf ve hoşgörülü olmasından dolayıdır.
- Sahabenin ibadete karşı büyük bir istek ve gayret içerisinde olmaları ve hayırları artırma arzusunda bulunmaları ifade edilmiştir.
- Şeriatın belirlediği azimet ve ruhsat sınırlarında durmak ve şeriata uygun olan daha kolay ve elverişli olanı tercih etmenin, şeriatın ruhuna/esaslarına aykırı olan daha zor ve meşakkatli olanı tercih etmekten daha faziletli olduğuna inanmak gerekir.
29 “Malının bir kısmını dağıtmayıp elinde tutman senin için daha hayırlı olur”
عن كَعْب بن مالك رضي الله عنه قال: قلتُ: يا رسولَ الله، إن مِن تَوبتي أن أَنْخَلِعَ مِنْ مالي؛ صدقةً إلى الله وإلى رسولِه، فقال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم : "أمسِكْ عليك بعضَ مالِكَ؛ فهو خيرٌ لكَ".
Kâ'b b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Tövbemin kabul edilmesine şükran olarak bütün malımı Allah ve Rasûlu uğrunda fakirlere dağıtmak istiyorum, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Malının bir kısmını dağıtmayıp elinde tutman senin için daha hayırlı olur” buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Kâ'b b. Mâlik el-Ensârî -radıyallahu anh- nifak ve mazereti olmadan Tebuk gazvesine katılmayan üç kişiden birisiydi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebük gazvesinden döndüğünde Kâ'b'ı hecretti (alakayı kesmek) ve ashabınada hecretmelerini emretti. Bu alakayı kestikleri dönemde onların tövbelerinin kabul edildiğini haber veren ayet nazil oldu. Rasûlullah ve ashabı onlardan razı oldular. Allah'ın kendisinden razı olup, tövbesini kabul etmesine şiddetle sevinmesinden dolayı Allah yolunda bütün malını infak etmek istedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve selem- malının bir kısmını elinde tutması için ona nasihatta bulundu. Allah Teâlâ onun niyetinin doğruluğunu ve tevbesinin güzelliğini bildiği için bütün malını bağışlamasa dahi onun günahlarını bağışladı ve onu affetti. Allah Teâlâ kuluna kaldıramayacağı bir yük yüklemez. Allah'ın rızasından mutlu olarak Allah'ın katında onu bulma ümidiyle malının bir kısmını infak etti. Kendisinin, ailesinin menfaati ve gerekli ihtiyaçlarını karşılayabilmek için malının bir kısmınıda kendine bıraktı. Allah Teâlâ kullarına karşı çok şefkatlidir.
30 İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Bir köle efendisine hizmetinde samimi davranır ve Allah'a güzelce ibadet ederse onun için iki kat ecir vardır.Müttefakun aleyh.Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle- buyurdu:"Rabbine güzelce ibadet eden, efendisine karşı vazifelerini hakkıyla ve samimiyetle yerine getiren, ona itaat eden köle için iki ecir vardır.Buhârî rivayet etmiştir.
عن ابن عمر رضي الله عنهما : أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إن العَبْد إذا نَصَح لسيِّده، وأحسن عِبَادة الله، فله أجْرُه مَرَّتَين». عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «المَمْلُوك الذي يُحْسِنُ عِبَادَةَ رَبِّهِ، وَيُؤَدِّي إلى سَيِّدِهِ الذي له عليه من الحَق، والنَّصيحة، والطَّاعة، له أجْرَان».
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Bir köle efendisine hizmetinde samimi davranır ve Allah'a güzelce ibadet ederse onun için iki kat ecir vardır.Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle- buyurdu: "Rabbine güzelce ibadet eden, efendisine karşı vazifelerini hakkıyla ve samimiyetle yerine getiren, ona itaat eden köle için iki ecir vardır.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Eğer bir köle efendisinin hizmeti,ona iyilikte itaatinde ve ona samimi davranır ve Allah Teâlâ'nın ona emrettiklerini yerine getirmede,yasaklarından uzak durmada güzelce ibadet ederse onun için kıyamet günü iki kat ecir vardır.Çünkü o iki işi yerine getirmekle yükümlüdür.Birincisi:Efendisinin hakkı.Efendisinin hakkını yerine getirirse ona bir ecir vardır.İkincisi:Rabbine itaatin ecri.Eğer kul rabbine itaat ederse ona bir ecir vardır.
31 «Ortalık kargaşa içindeyken/fitne zamanı ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.»
عن معقل بن يسار رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «العِبَادَة في الهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إليَّ».
Ma'kil İbn Yesâr -radıyallahu anh-'den- merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ortalık kargaşa içindeyken/fitne zamanı ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin Manası: Fitne ve işlerin birbirine karıştığı, savaşların zuhur ettiği dönemde ibadet etmek, Mekke'nin fethinden önce Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret etmek gibidir. Kargaşa zamanı ibadet eden kimse yaptığı ibadetlerle dinini yaşamak için insanlardan kaçmaktadır. Bu bakımdan dinini yaşamak için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret edip giden kimseye benzer. Bu kimse Rabbine hicret etmiş, tüm insanlardan uzaklaşmış kimsedir.
32 Kargaşa/fitne zamanı yapılan ibadet, bana hicret etmek gibidir
عَنْ مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ».
Ma'kil b. Yesâr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kargaşa/fitne zamanı yapılan ibadet, bana hicret etmek gibidir.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanlar arasında fitne, fesat, katliam ve karışıklıkların baş gösterdiği kaos dönemlerinde, ümmetini ibadete sarılmaya ve ona sıkıca tutunmaya yönlendirmiş; bu zamanlarda yapılan kulluğun ecrini, kendisine hicret etmenin sevabıyla eş değer tutmuştur. Bunun hikmeti; böylesi karmaşık dönemlerde insanların ibadetleri ihmal edip dünya telaşına kapılması ve çok az bir azınlık müstesna, neredeyse hiç kimsenin ibadete vakit ayırmıyor olmasıdır.
- Bu ifade, fitne ve kargaşa dönemlerinde ibadete sarılmayı ve Allah Teâlâ’ya yönelmeyi teşvik etmektedir. Zira ibadet, kişiyi fitnelerden koruyan ve onu fesat ve bozulmadan muhafaza eden bir kalkandır.
- Fitne ve gaflet zamanlarında ibadet etmenin fazileti ifade edilmiştir.
- Müslüman, fitne ve fesat alanlarından uzak durmalıdır.
33 Karşılaştıklarında birbirleriyle tokalaşan iki Müslümanın daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır
عَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ إِلَّا غُفِرَ لَهُمَا قَبْلَ أَنْ يَفْتَرِقَا».
Berâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Karşılaştıklarında birbirleriyle tokalaşan iki Müslümanın daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır.»
Derecesi: Bu hadis rivayet yollarının toplamı ile sahihtir · Kaynak: Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yolda veya benzeri bir yerde karşılaşan iki Müslüman tokalaşarak selamlaşırsa, birbiriyle ayrılmadan veya tokalaşmaları bitmeden önce mutlaka affedilirler.»
- Karşılaşmalarda el sıkışarak tokalaşmak müstehaptır ve teşvik edilmiştir.
- el-Münâvî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bir mazeret olmadığı sürece, sağ el(in parmakları) yine sağ elin içine (boğumlarına) konulmadıkça sünnet yerine gelmiş olmaz.
- Hadiste, selamlaşmanın yayılmasına teşvik edilmiş ve bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşiyle tokalaşmasının büyük mükâfatı anlatılmıştır.
- Yabancı bir kadınla tokalaşmak gibi yasak olan tokalaşmalar ise, bu hadisin dışında bırakılmıştır.