Kadınlara Dair hadisleri
1 Dünya bir metadır (geçimliktir). Dünya metaının en hayırlısı da saliha bir kadındır
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «الدُّنْيَا مَتَاعٌ، وَخَيْرُ مَتَاعِ الدُّنْيَا الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dünya bir metadır (geçimliktir). Dünya metaının en hayırlısı da saliha bir kadındır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dünyanın ve içindekilerin bir süre zevk alınıp sonra sona ereceğini ve dünyadaki en iyi varlığın; kendisine baktığında onu mutlu eden, ona bir şey yapmasını emrettiğinde itaat eden, yokluğunda kendisini (namusunu) ve kocasının malını koruyan saliha bir eş olduğunu haber vermiştir.
- Allah'ın kullarına helal kıldığı dünya nimetlerinden kibirlenip israf etmeden faydalanmak caizdir.
- Saliha bir eş seçmek teşvik edilmiştir. Çünkü saliha bir kadın, kocası Rabbine itaat ederken yardımcı olur.
- Dünya metaının en hayırlısı; Allah'a itaat etmekte kullanılan veya itaat etmeye yardımcı olan şeydir.
2 Dünya göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ، وَإِنَّ اللهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا، فَيَنْظُرُ كَيْفَ تَعْمَلُونَ، فَاتَّقُوا الدُّنْيَا وَاتَّقُوا النِّسَاءَ، فَإِنَّ أَوَّلَ فِتْنَةِ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَتْ فِي النِّسَاءِ».
Ebû Saîd el- Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dünya göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğulları'ndaki ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dünyanın tatlarının çekici, görüntüsünün yeşil olduğunu haber vermiştir. Bundan dolayı insan ona aldanır, onunla meşgul olur ve onu en önem verdiği şey haline getirir. Şüphesiz Allah Subhânehû ve Teâlâ nasıl hareket edeceğimizi, O'na itaat mi edeceğiz yoksa isyan mı edeceğimizi görmek için dünya hayatını bazımızın diğerlerine miras bıraktığı bir yer kılmıştır. Sonra şöyle buyurmuştur: Dünya metası ve süsünün sizi aldatmasından sakının ki Allah'ın size emrettiği şeyleri terk etmeye ve yasakladığı şeyleri yapmaya götürmesin. Dünya fitneleri arasında sakınılması gereken en büyük fitne kadın fitnesidir. Şüphesiz İsrailoğulları arasında gerçekleşen ilk fitne bu olmuştur.
- Takvalı olmak, dünyanın görünüş ve süslerine aldanmamak teşvik edilmiştir.
- Kadınlara bakmak, mahrem olmayan erkeklerle bir arada bulunmaları ve benzeri gibi fitnelerden sakındırılmıştır.
- Dünyadaki en büyük fitne kadın fitnesidir.
- Geçmiş ümmetlerden öğüt ve ibret alınmalıdır. İsrailoğulları'nın başına gelen diğerlerinin de başına gelebilir.
- Eğer erkeğin eşi ise kadının fitnesi kocasını kaldıramayacağı masraflarla sorumlu tutup, onu dini sorumluluklarından uzaklaştırmaya, dünyalık şeyler peşinde koşup helak olmasına sebep olabilir. Eğer mahrem olmayan özelliklerde dışarıda açık ve süslenmiş dolaşan bir kadın ise erkekler ile bir arada bulunup onları baştan çıkarabilir ve doğru yoldan sapmalarına neden olabilir. Hatta çeşitli derecelerde zinaya düşmeye bile yol açabilir. Bundan dolayı Mümin, Yüce Allah'a sımsıkı sarılmalı ve kadınların fitnesinden kurtulmayı istemelidir.
3 Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي لله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً، إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ» أَوْ قَالَ: «غَيْرَهُ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.» Ya da «Bir diğer huyunu» buyurmuştur.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kocanın, karısına haksızlık yapmaya, onu terk etmeye ve ondan yüz çevirmeye yol açacak kadar nefret etmesini yasaklamıştır. İnsan doğuştan kusurludur ve eğer hanımında bulunan kötü bir karakterden hoşlanmazsa onda başka iyi bir karakter bulur. Kendine yakışan güzel huya razı olur, razı olmadığı kötü huya sabreder. Bu da onun sabırlı olmasını ve hanımından ayrılmak isteyecek kadar nefret etmemesini sağlar.
- Müminin eşiyle yaşadığı her türlü anlaşmazlıkta duygulara ve geçici ani tepkilere değil, adaletli olmaya ve aklın hakemliğine başvurması öğütlenmiştir.
- Müminin bir erkek, iman etmiş bir kadından ayrılacak kadar nefret etmemelidir. Aksine; nefret ettiği şeyi, sevdiği şeyle göz ardı etmelidir.
- Eşler arasında geçimli ve dost olmak teşvik edilmiştir.
- İman, güzel ahlakı gerektirir, dolayısıyla imanlı hiçbir erkek veya kadın güzel ahlaktan yoksun olmamalıdır. İman, o ikisinde övgüye değer niteliklerin bulunmasını gerektirir.
4 (Yanında mahremi bulunmaksızın) kadınların yanına girmekten sakınınız.» Bunun üzerine Ensar'dan birisi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ya kocanın erkek kardeşi hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kadının onunla yalnız kalması ölüm gibidir.» buyurdu
عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِيَّاكُمْ وَالدُّخُولَ عَلَى النِّسَاءِ» فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَفَرَأَيْتَ الحَمْوَ؟ قَالَ: «الحَمْوُ المَوْتُ».
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «(Yanında mahremi bulunmaksızın) kadınların yanına girmekten sakınınız.» Bunun üzerine Ensar'dan birisi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ya kocanın erkek kardeşi hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kadının onunla yalnız kalması ölüm gibidir.» buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mahrem olmayan kadınlarla bir araya bulunmak hususunda uyarmış ve şöyle buyurmuştur: (Mahreminiz olmayan) Kadınların yanına girmekten ve o kadınların da sizin yanınıza girmelerinden sakının. Ensar'dan bir adam şöyle dedi: Peki, kocanın akrabaları hakkında ne dersin? Meselâ kocanın erkek kardeşi, kardeşinin oğlu, amcası, amcasının oğlu, kız kardeşinin oğlu ve benzeri kimseler… Yani kadın evli olmasaydı kendileriyle evlenmesi dinen caiz olan akrabalar hakkında hüküm nedir? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Onlardan, ölümden sakındığınız gibi sakının!” Çünkü kocanın baba ve oğulları dışındaki erkek akrabaları ile halvet(bir yerde yalnız kalmak), fitneye ve dinde helâke götürür. Kocanın, babaları ve oğulları dışındaki akrabaları, yabancı bir erkekten bile daha çok men edilmeye lâyıktır. Zira kocanın akrabasıyla halvet, yabancı biriyle halvete göre daha sık gerçekleşir; ondan şer beklenmesi daha muhtemeldir ve fitneye düşme imkânı daha fazladır. Bunun sebebi, kadına ulaşmasının ve onunla baş başa kalmasının genellikle yadırganmaması; buna engel olunmamasıdır. Ayrıca ondan bütünüyle kaçınmak da mümkün değildir; zira örf ve âdette bu konuda gevşek davranılır ve erkek, kardeşinin eşiyle baş başa kalabilir. Bu yönüyle o, çirkinliği ve doğurduğu fesat bakımından ölüme benzer. Yabancı bir erkek ise zaten kendisinden sakınılır.
- Mahrem olmayan kadınların yanına girmek ve onlarla bir arada yalnız kalmak yasaklanmıştır; bu yasak, zinaya götüren yolları kapatmak (sedd-i zerîa) içindir.
- Bu hüküm, kocanın erkek kardeşi ve diğer akrabalarından olup kadına mahrem olmayan yabancı erkeklerin tamamı için geneldir. Ayrıca, söz konusu ziyaretin halveti gerektirir nitelikte olması şartının da göz önünde bulundurulması gerekir.
- Genel olarak insanın harama yanlışa düşme ihtimali bulunan ortamlardan uzak durması; şerre düşme korkusuyla hareket etmesi gerekir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle söylemiştir: Dil âlimleri, el-Ahmâ kelimesinin kadının kocasının akrabaları için kullanıldığı konusunda ittifak etmişlerdir. Buna; kocanın babası, amcası, erkek kardeşi, kardeşinin oğlu, amcasın oğlu ve benzeri kimseler dahildir. el-Ahtân ise erkeğin eşinin akrabalarıdır. el-Ashâr (hısımlar) kelimesi ise her iki grubu da kapsayacak şekilde kullanılır.
- Kocanın kadına mahrem olmayan erkek akrabaları ölüme benzetilmiştir. İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Araplar, hoş karşılanmayan ve çok çirkin görülen bir şeyi ölüm ile nitelendirirler. Bu benzetmenin yönü şudur: Günah meydana gelirse dinin ölümü söz konusudur; halvet gerçekleşip günah işlenir ve (zina sabit olursa) recm cezası gerekirse, bu durumda halvette bulunanın ölümü gerçekleşir. Ayrıca, kadının kocası, kıskançlığının onu boşamaya sevk etmesi hâlinde, kadının aile düzeninin yıkılması ve helâke sürüklenmesi söz konusu olur.
5 Ey kadınlar, sadaka verin! Zira sizin cehennemliklerin çoğunluğu olduğunuzu gördüm.» Onlar: “Neden, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Dedi ki: «Çok lanet okuyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Akıllı adamın aklını başından alan sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَضْحَى أَوْ فِطْرٍ إِلَى المُصَلَّى، فَمَرَّ عَلَى النِّسَاءِ، فَقَالَ: «يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ، تَصَدَّقْنَ، فَإِنِّي أُرِيتُكُنَّ أَكْثَرَ أَهْلِ النَّارِ» فَقُلْنَ: وَبِمَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «تُكْثِرْنَ اللَّعْنَ، وَتَكْفُرْنَ العَشِيرَ، مَا رَأَيْتُ مِنْ نَاقِصَاتِ عَقْلٍ وَدِينٍ أَذْهَبَ لِلُبِّ الرَّجُلِ الحَازِمِ مِنْ إِحْدَاكُنَّ»، قُلْنَ: وَمَا نُقْصَانُ دِينِنَا وَعَقْلِنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «أَلَيْسَ شَهَادَةُ المَرْأَةِ مِثْلَ نِصْفِ شَهَادَةِ الرَّجُلِ» قُلْنَ: بَلَى، قَالَ: «فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ عَقْلِهَا، أَلَيْسَ إِذَا حَاضَتْ لَمْ تُصَلِّ وَلَمْ تَصُمْ» قُلْنَ: بَلَى، قَالَ: «فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ دِينِهَا».
Ebu Said el-Hudri -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kurban veya Ramazan Bayramı'nda namazgâhına doğru çıkmıştı. Kadınların yanından geçerken şöyle dedi: «Ey kadınlar, sadaka verin! Zira sizin cehennemliklerin çoğunluğu olduğunuzu gördüm.» Onlar: “Neden, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Dedi ki: «Çok lanet okuyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Akıllı adamın aklını başından alan sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim» Dediler ki: "Dinimizde ve aklımızda ne eksiklik var, ey Allah'ın Resulü?" Dedi ki: «Bir kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değil midir?» Onlar: "Evet" dediler. Dedi ki: «Bu, onun aklının eksikliğindendir. Adetli iken namaz kılmaz, oruç tutmaz, öyle değil mi?» Onlar: “Evet.” dediler. O da: «Bu da, onun dinindeki eksikliktendir» dedi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir bayram için namazgâha gitti. Kadınlara kendilerine özel bir öğüt vereceğine söz vermişti; o gün bu sözünü yerine getirdi ve şöyle dedi: Ey kadınlar! Sadaka verin ve çokça istiğfar edin. Bunlar, günahların silinmesinin en büyük sebeplerindendir. Zira İsra Gecesi'nde, sizin Cehennem ahalisinin çoğunluğu olduğunuzu gördüm. İçlerinden akıl, görüş ve vakar sahibi bir kadın şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü! Biz neden cehennem ehlinin çoğunluğunu oluşturuyoruz? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bunun birkaç sebebi vardır: Çokça lânet eder ve söver, ayrıca kocanın hakkını inkâr edersiniz. Sonra onları şöyle tarif etti: Sizin kadar akıl ve din bakımından eksik olup da, akıl, anlayış, tedbir ve işlerini sağlam tutma yönünden kararlı bir kişiye daha baskın gelenini görmedim. Kadın şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Akıl ve din noksanlığı nedir? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Akıl eksikliğine gelince, bunun sebebi iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır; işte bu akıl eksikliğidir. Din eksikliği ise, hayız sebebiyle geceler ve günler boyunca namaz kılamamaları ve yine hayız sebebiyle Ramazan günlerinde oruç tutmamalarıdır; işte bu da din eksikliğidir. Ancak bundan dolayı kınanmazlar ve sorumlu tutulmazlar; çünkü bu yaratılışın bir parçasıdır. Tıpkı insanın fıtraten mala düşkün, işlerinde aceleci ve cahil oluşu gibi. Fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, onlara aldanma konusunda bir uyarı olarak zikretmiştir.
- Kadınların bayram namazına gelmeleri ve onlara özel olarak vaazlar verilmesi müstehaptır.
- Kocanın hakkını inkâr etmek ve çokça lânet etmek büyük günahlardandır; çünkü Cehennemle tehdit edilmesi, o günahın büyük günahlardan olduğunun alametlerindendir.
- Hadiste, imanın artması ve eksilmesi olduğuna dair bir açıklama vardır. Kim, ibadetini artırırsa imanı ve dini artar. Kim de, ibadetini azaltırsa dini de azalır.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Akıl artıp eksilmeye uygundur; aynı şekilde iman da böyledir. Kadınlardaki eksiklikten bahsedilmesinin amacı, onları bundan dolayı suçlamak değildir. Çünkü bu, yaratılışın bir parçasıdır. Ancak bunun zikredilmesindeki amaç, onlarla fitneye düşmelerine karşı bir uyarıdır. Bu yüzden ceza, eksiklik üzerine değil, nankörlük ve diğer şeyler hakkında belirtilmiştir. Dindeki noksanlık, sadece günah olan şeylerle sınırlı değil, aksine bundan daha geneldir.
- Hadiste, talebenin âlimin sözünün, tabi olanın da tabi olduğu kimsenin sözünün manasını anlamadığı takdirde onu tekrar gözden geçirmesi belirtilmiştir.
- Hadiste kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısı olduğu belirtilmektedir. Bunun sebebi ise onun hafıza ve dikkatle kayıt altına alma yönünden daha az güçlü olmasıdır.
- İbn Hacer -rahimehullah- “Sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim...” rivayeti için şöyle demiştir: Bana öyle geliyor ki, Cehennemliklerin çoğunluğunu onların oluşturmasının sebeplerinden biri de budur. Çünkü eğer bunlar akıllı bir adamın aklını kaybetmesine ve yapmaması gereken şeyleri yapmasına veya söylemesi gereken şeyleri söylemesine sebep oluyorsa, o zaman günaha ortak olmuş ve günahı artırmış olurlar.
- Bir kadının âdet döneminde namaz kılması ve oruç tutması haramdır. Aynı şey yeni doğum yapmış bir kadın için de geçerlidir. Daha sonra temizlendiklerinde ise sadece tutamadıkları oruçları kaza ederler (namazları kaza etmezler).
- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in güzel ahlakı ifade edilmiştir. Bu sebeple kadınların sorularına azarlamadan, kınamadan cevap vermiştir.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Sadaka, azabı def eder. İnsanlar arasındaki bazı günahlara da kefaret olabilir.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Kadınlardaki din noksanlığı, hayız (adet) dönemlerinde namazı ve orucu terk etmelerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü ibadeti çok olanın imanı ve dindarlığı artar; ibadeti azalanın ise dindarlığı azalır. Sonra dindarlıktaki bu azalma bazen (kulun) günahkar olacağı bir şekilde gerçekleşir; bir mazereti olmaksızın farz olan namazı, orucu veya diğer vacip ibadetleri terk eden kimse gibi. Bazen de mazeretsiz olduğu halde kendisine vacip olmayan cuma namazını, gazveyi (cihadı) veya benzeri şeyleri terk eden kimse gibi günah gerektirmeyen bir şekilde olur. Bazen ise hayızlı kadının namaz ve orucu terk etmesi gibi, bizzat (dinen) bununla mükellef tutulduğu (bunu yapmaması emredildiği) bir şekilde olabilir.
6 Bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olmaksızın iki gün mesafedeki bir yolculuğa çıkamaz
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيَّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ -وَكَانَ غَزَا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثِنْتَيْ عَشْرَةَ غَزْوَةً- قَالَ: سَمِعْتُ أَرْبَعًا مِنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَعْجَبْنَنِي، قَالَ: «لاَ تُسَافِرِ المَرْأَةُ مَسِيرَةَ يَوْمَيْنِ إِلَّا وَمَعَهَا زَوْجُهَا أَوْ ذُو مَحْرَمٍ، وَلاَ صَوْمَ فِي يَوْمَيْنِ: الفِطْرِ وَالأَضْحَى، وَلاَ صَلاَةَ بَعْدَ الصُّبْحِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، وَلاَ بَعْدَ العَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ، وَلاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِ الحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الأَقْصَى، وَمَسْجِدِي هَذَا».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre -ki o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber on iki gazveye katılmıştır- şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den dört şey duydum ve hoşuma gitti. O şöyle buyurmuştur: «Bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olmaksızın iki gün mesafedeki bir yolculuğa çıkamaz. Ramazan ve Kurban Bayramının ilk günü oruç tutulmaz. Sabah namazının farzının kılınmasından sonra Güneş doğana kadar, ikindi namazının farzından sonra da Güneş batana kadar namaz yoktur. (İbadet için) şu üç mescitten başkasına yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim bu mescidim.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dört şeyi yasaklamıştır: Birincisi: Bir kadının kocası veya kendisi ile evlenmeleri ebediyen yasak olan mahremlerinden biri olmadan iki günlük mesafeye gitmesi yasaklanmıştır. İkincisi: Bir Müslümanın, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramının ilk gününde ister adak olarak, ister nafile olarak, ister kefaret olarak oruç tutması haram kılınmıştır. Üçüncüsü: İkindi namazından sonra Güneş batıncaya kadar, sabah namazından sonra Güneş doğuncaya kadar nafile namaz kılmak yasaklanmıştır. Dördüncüsü: Bu üç mescidin dışındaki herhangi bir mescide gitmek, oraya gitmenin faziletlerine inanmak ve orada sevapların kat kat artacağına inanmak yasaklanmıştır. Namaz kılmak için (burada zikri geçen üç mescit haricindeki) başka mescitlere yolculuk yapılmaz. Çünkü sevabı sadece bu üç mescit; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa'da kılınan namazlarda kat kat fazla verilecektir.
- Bir kadının mahremsiz yolculuk yapması caiz değildir.
- Kadın, yolculukta başka bir kadına mahrem olamaz. Çünkü Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Kocası veya mahremi.”
- Kocası ve mahremi olmayan kadına yolculuk olarak isimlendirilen her şey haram kılınmıştır. Bu hadis, soruyu soran kişinin durumuna ve konumuna göredir.
- Bir kadının mahremi; kocası, babası, oğlu, amcası, dayısı gibi akrabalık nedeniyle evlenmesi ebediyen yasak olan kişilerdir. Ya da emzirme yoluyla süt babası, süt amcası veya evlilik yoluyla kocasının babası gibi olan kimselerdir. Yetişkin bir Müslüman, aklı başında ve güvenilir olmalıdır. Mahremin amacı kadını korumak, kollamak ve onun işlerini yapmaktır.
- İslam hukuku kadını önemser, korur ve kollar.
- Sabah ve ikindi namazlarının farzı kılındıktan sonra kılınan mutlak nafile namazlar geçerli değildir. Kazaya kalmış farz namazlar, tahiyyetü'l mescit ve benzeri sebebi olan nafile namazlar bu yasaktan müstesna kılınmıştır.
- Güneş doğduktan hemen sonra namaz kılmak haramdır. Bilakis Güneşin yüksekliği bir mızrak boyu yükselmesi gerekir. O da yaklaşık olarak on, on beş dakika kadardır.
- İkindi namazının süresi gün batımına kadar devam eder.
- Üç mescidi ziyaret etmek için yola çıkmak caizdir.
- Üç mescidin fazileti ve diğerlerine üstünlüğü ifade edilmiştir.
- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabri dahi olsa, kabirleri ziyaret etmek için yolculuk yapmak caiz değildir. Medine'de bulunan veya meşru bir amaç ya da caiz bir iş yapmak için Medine'ye gelen herkesin Nebi -aleyhisselam-'ın kabrini ziyaret etmesi caizdir.
7 Namazda tesbih (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk/el çırpmak (alkışlamak) da kadınlara mahsustur.
عن أبي هريرة رضي الله عنه مرفوعًا: «التَّسْبِيحُ للرجال، والتَّصْفِيق للنساء».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Namazda (birini uyarmak istediğinde) tesbih etmek (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk/el çırpmak (alkışlamak) da kadınlara mahsustur.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Hadisin manası: Namazda tesbih (subhanallah demek) erkeklere, tasfîk (sağ eliyle sol elinin üzerine vurmak) da kadınlara mahsustur. Müslim'in rivayetinde ''Namazda'' ilavesi gelmiştir. Manası: Namaz kılındığı esnada bir başkasını uyarmayı gerektiren bir durum gerekirse yahut namazda meydana gelen bir hatadan dolayı imama uyan bir kimsenin imamı uyarması gerekirse yahut kör bir kimsenin kuyuya düşecek olduğunu görmesi gibi bir durumda veyahut içeri giren biri izin istediğinde yahut da namaz kılan başka birisine bir işi haber vermeyi istediğinde bu ve benzeri durumlarda erkekler "Subhanallah" der ve uyarmak istediği şeyi anlatmak için bunu yaparlar. Bu erkekler içindir. Kadına gelince, onun namazında bir şey olursa (alkışlamak gibi) bir eliyle diğer elinin üzerine vurmak suretiyle bunu haber verir. Bunu, ne şekilde olursa olsun bir elini diğer eline vurarak yapar. Bütün bunlar namazdan olmayan sözlerin namazdan uzaklaştırılması içindir. Çünkü namaz; Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya münâcât edilecek yerdir. Konuşmaya gerek duyulduğunda da namazdaki sözlere benzer birşey söylemek meşru kılınmıştır. Bu şey ise tesbih (Subhanallah) etmektir.
8 “Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.”
عن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إذا دعا الرجل امرأته إلى فراشه فَأَبَتْ فَبَاتَ غَضْبَانَ عليها لَعَنَتْهَا الملائكة حتى تصبح».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis; kadını, kocası cinsel ihtiyacını gidermek için çağırdığında ona icabet etmesinin gerekliliğine delalet etmektedir. Eğer bunu yapmaz ise kendisini meleklerin lanetine sunmuş olur. Buhari'deki rivayete göre kocanın bu duruma kızması ile sınırlıdır. Ancak buna razı olursa bir beis yoktur. Aynı şekilde eğer kadın kocasıyla birlikte olamıyacak kadar hastalık gibi şeri bir özrü yada yatağa gitmeye mani olacak bir özrü varsa bundada bir beis yoktur. Eğer bu kocanın hanımı üzerinde hakkı ise kadının bu çağrıya icabet etmesi farzdır. Aynı şekilde kocada hanımından böyle bir talep görürse kadının yaptığı gibi bu çağrıya icabet etmesi güzeldir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Onlarla iyi geçinin".
9 Câbir dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Hiç bir adam dul bir kadının yanında nikahlaması hariç ya da mahrem olmadan gecelemesin.''
عن جابر رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «لا يَبِيتَنَّ رجل عند امرأة ثيِّب، إلا أنْ يكون ناكِحًا أو ذا مَحْرَم».
Câbir -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Hiç bir adam dul bir kadının yanında nikahlaması hariç ya da mahrem olmadan gecelemesin.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamın kendisi için yabancı olan bir kadının yanında gecelemesini ve gece yanında kalmasını yasaklamıştır.Ve özellikle de dul kadının yanında.Çünkü onun yanına genellikle daha fazla girilir.Bakireye gelince genel olarak korunur ve erkeklerden çokça uzak durur.Çünkü o öncelikli olarak insanların yanına girme konusunda gevşek davrandıkları dul kadının yanına girmeyi yasaklarsa bakirenin yasaklanması daha önceliklidir.Bundan hanımını, soy bağı sebebiyle anne,kız ve kız kardeş gibi kendisine evlenmesi haram olan,süt emzirme sebebiyle süt annesi gibi ya da evlilik yoluyla hanımının annesi istisna edilmiştir.''Gecelemesin'' sözünden anlaşılan söylenmek istenilen şey değildir.O da yabancının yanında gündüz kalması ve halvet olmasının ve diğer şekilde caiz olacağıdır.Çünkü sahih-i Buhârî'de gece sınırlaması olmadan yasak ifadesi varid olmuştur.Lakin mahrem olan güvenilir değilse kadın ile başka bayanların olması gerekir.
10 'Ben kadınlarla musafaha etmem (tokalaşmam). Benim yüz kadına birden söylediğim bir söz, tek bir kadına söylediğim söz gibidir
عَنْ أُمَيْمَةَ بِنْتِ رُقَيْقَةَ رضي الله عنها أَنَّهَا قَالَتْ: أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي نِسْوَةٍ مِنَ الْأَنْصَارِ نُبَايِعُهُ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، نُبَايِعُكَ عَلَى أَلَّا نُشْرِكَ بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلَا نَسْرِقَ، وَلَا نَزْنِيَ، وَلَا نَأْتِيَ بِبُهْتَانٍ نَفْتَرِيهِ بَيْنَ أَيْدِينَا وَأَرْجُلِنَا، وَلَا نَعْصِيَكَ فِي مَعْرُوفٍ، قَالَ: «فِيمَا اسْتَطَعْتُنَّ، وَأَطَقْتُنَّ» قَالَتْ: قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَرْحَمُ بِنَا، هَلُمَّ نُبَايِعْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنِّي لَا أُصَافِحُ النِّسَاءَ، إِنَّمَا قَوْلِي لِمِائَةِ امْرَأَةٍ كَقَوْلِي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ، أَوْ مِثْلُ قَوْلِي لِامْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ».
Ümeyme binti Rukayka -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ensar kadınlarından bir grup kadınla birlikte, biat etmek üzere Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldim. Dedik ki: 'Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, ellerimiz ve ayaklarımız arasında bir iftira uydurup getirmemek (başkasına ait bir çocuğu kocalarımıza nispet etmemek) ve maruf (iyi ve meşru) olan hiçbir şeyde sana karşı gelmemek üzere sana biat ediyoruz.' Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: '(Bu saydıklarınızı) gücünüz yettiğince ve takat getirebildiğiniz ölçüde (kabul edin)' buyurdu. (Hadisi rivayet eden kadın) dedi ki: 'Biz, Allah ve Rasûlü bize bizden daha merhametlidir, dedik ve (şöyle devam ettik): Haydi ey Allah’ın Rasûlü, (elini uzat da) sana biat edelim!' Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: 'Ben kadınlarla musafaha etmem (tokalaşmam). Benim yüz kadına birden söylediğim bir söz, tek bir kadına söylediğim söz gibidir (hepiniz için geçerlidir).'
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ümeyme binti Rukayka -radıyallahu anha- şöyle rivayet etmiştir: Ensar'dan bazı kadınlarla birlikte Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, zina etmeyeceklerine, iftira atmayacaklarına ve doğru olan şeyde ona isyan etmeyeceklerine dair biat ettiler. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Yapabildiğiniz ve gücünüzün yettiği ölçüde. Biz de dedik ki: "Allah ve Rasûlü bize karşı çok daha merhametlidir. Gelin, Ey Allah'ın Rasûlü! Erkeklerin yaptığı gibi el sıkışarak size biat edelim." Bunun üzerine, -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kadınlarla el sıkışmam ama yüz kadına verdiğim söz ve onlardan biat almam, bir kadına verdiğim sözle ve bir kadından aldığım biatle aynıdır.
- Bu hadis, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kadınlardan biat alma şeklini açıklamaktadır.
- Mahrem olmayan kadınlarla tokalaşmak haramdır.
- Dini yükümlülükler güç yetirebilme ve kudret sahibi olmaya bağlıdır.
11 «Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. (onlara) iyi davranın.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «اسْتَوْصُوا بالنِّساءِ خَيْرًا؛ فَإِنَّ المرأة خُلِقَتْ مِن ضِلعٍ، وَإنَّ أعْوَجَ مَا في الضِّلَعِ أعْلاهُ، فَإنْ ذَهَبتَ تُقيمُهُ كَسَرْتَهُ، وإن تركته، لم يزل أعوج، فاستوصوا بالنساء». وفي رواية: «المرأة كالضِّلَعِ إنْ أقَمْتَهَا كَسَرْتَهَا، وَإن اسْتَمتَعْتَ بها، استمتعت وفيها عوَجٌ». وفي رواية: «إنَّ المَرأةَ خُلِقَت مِنْ ضِلَع، لَنْ تَسْتَقِيمَ لَكَ عَلَى طَريقة، فإن استمتعت بها استمتعت بها وفيها عوج، وإنْ ذَهَبْتَ تُقِيمُهَا كَسَرْتَها، وَكَسْرُهَا طَلاَقُهَا».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.» Bir rivayette: «Kadın kaburga kemiği gibidir. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin.» Başka bir rivayette: «Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır.»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Müslim rivayet etmiştir - Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- kadınlarla geçinme hakkında haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dedi ki: Size tavsiyede bulunacağım bu vasiyyeti kabul edin. Bu tavsiye; sizin, kadınlara iyi muamele yapmanızdır. Çünkü kadınlar akılda, dinde, düşüncede ve işlerinin çoğunda eksiktirler. Muhakkak ki onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Adem -aleyhissalatu vesselam- Allah, onu babasız ve annesiz yaratmıştır. Onu topraktan yaratıp ona ol demiş, o da hemen olmuştur. Allah Teâlâ, ondan insanı yaratıp çıkartmak istediği zaman hanımını ondan yaratmıştır. Onu Adem'in eğri olan kaburgasından yaratmıştır. Böylece kadın eğri kaburgadan yaratılmıştır. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Bir insan kadından faydalanmak isterse ondan bu eğrilikle beraber faydalanır. İnsan elde olana razı olur. Onun düzelmesini istesen dahi düzelemeyecektir. Buna da imkanı olmayacaktır. Kadın dininde doğru yolda olursa bile tabiatının gerektirdiği şeyde düzgün olmayacaktır. Her şeyde eşinin, istediği gibi olmayacaktır. Mutlaka terslik olacaktır. Mutlaka kendisindeki eksiklikle beraber kusur olacaktır. Şayet onu doğrultayım dersen kırarsın. Onu kırmakta boşamaktır. Bunun manası senin istediğin şekilde düzgün olması mümkün değildir. O zaman da ondan ümidini kesersin ve boşarsın.
12 «Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.»
عن عبد الله بن زمعة رضي الله عنه أنّه سمع النبي صلى الله عليه وسلم يخطب، وذكر الناقة والذي عقرها، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «إذِ انبَعَثَ أشقاها: انْبَعَثَ لَهَا رجل عزِيز، عَارِم منيع في رَهطِه»، ثم ذكر النساء، فوعظ فيهنَّ، فقال: «يَعمِد أحدكم فيجلد امرأته جلد العبد، فلعلَّه يُضَاجِعُهَا من آخر يومه» ثمَّ وعظهم فِي ضَحِكِهم من الضَّرطَة، وقال: «لم يضحك أحدكم ممَّا يفعل؟!».
Abdullah b. Zem`a -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i birgün hutbe okurken dinledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Sâlih -aleyhisselâm-’ın dişi devesinden ve onu öldüren adamdan bahsederek: «Onların en azgını ileri atıldı.» âyetini okudu ve; «Semûd Kavmi'nde gücü ve kuvveti ile tanınan ve son derece fena olan bir adam deveyi öldürmek için ileri fırladı» diye açıkladı. Sonra kadınlardan bahsetti. Onlar hakkında nasihat ederek şöyle buyurdu: «Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.» Sonra yellenmeden ötürü gülmemelerini tavsiye ederek şöyle buyurdu: «İnsan bizzat kendisinin de yaptığı bir şeye ne diye güler?»
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Abdullah b. Zem`a -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i birgün devesi üzerinde hutbe okurken dinlediğini haber vermiştir. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in özelliği bir şeyi yaparken kendisini zorlamazdı; olmayanı istemez, şer'î olarak bir taksir ya da haddi aşma yoksa, var olanı da geri çevirmezdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hutbe verirken Abdullah b. Zem'a -radıyallahu anh- O'nu işitmiş, verdiği hutbenin bir kısmında Sâlih -aleyhisselâm-’a mucize olarak verilen dişi devesinden ve deveyi öldüren adamdan bahsetmiştir. Deveyi öldüren bu kimseye Güzar denilirdi ve bu adam kavmin en şerlisiydi. Kavminde menfaat için çok ifsat çıkaran eşi benzeri olmayan birisi olarak vasf edilmiştir. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hutbesine şöyle devam etmiştir: «Sizden biriniz karısını, köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor.» Bu ifade köleyi edeplendirmek için şiddetli bir şekilde dövmenin cevazını ifade etmektedir. Bu dereceye ulaşmadan kadınların dövülmesinin cevazına imalı olarak vurgu yapılmıştır. Hadisin metninde akıllı olan bir kimsenin hanımını şiddetli bir şekilde dövüp, sonra da günün geri kalan kısmında ya da gecesinde onunla cima etmesinin akıl almaz olduğuna vurgu yapılmıştır. Genellikle dövülen dövenden kaçar. Bunun zemmedildiğine işaret vardır. Eğer dayak gerekli ise onu kaçıracak kadar şiddetli olmaması gerekir. Edeplendirmede ve vurmada aşırı gitmemek gerekir. Sonra yellenmeden ötürü gülmemelerini tavsiye etmiştir. Çünkü bu erkekliğe yakışmaz. Aynı zamanda da bu saygınlığa leke sürer. Bunu kötülemek için şöyle buyurdu: «İnsan bizzat kendisinin de yaptığı bir şeye ne diye güler?» Çünkü gülmek ancak garip ve acaip olan bir şey için olur. Sadece gülmenin belirtileri yüz hatlarında ortaya çıakrsa buna tebessüm denir. Eğer daha güçlü ve bununla birlikte sesli olursa buna da gülmek denir. Bundan da daha fazla olursa o da kahkaha olarak isimlendirilir. Bu yellenme eylemi her kimse tarafından yapılan birşey olduğuna göre insan kendisinin de yaptığı bu şeye niye güler.?
13 “Dilersen sabredersin; karşılığında sana Cennet vardır. Dilersen Allah’a dua ederim de sana şifa verir.”
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضيَ اللهُ عنهما: أنَّهُ قَالَ لعَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ: أَلَا أُرِيكَ امْرَأَةً مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ؟ قُلْتُ: بَلَى، قَالَ: هَذِهِ الْمَرْأَةُ السَّوْدَاءُ، أَتَتِ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَتْ: إِنِّي أُصْرَعُ وَإِنِّي أَتَكَشَّفُ، فَادْعُ اللهَ لِي، قَالَ: «إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الْجَنَّةُ، وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللهَ أَنْ يُعَافِيَكِ» قَالَتْ: أَصْبِرُ، قَالَتْ: فَإِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللهَ أَنْ لَا أَتَكَشَّفَ، فَدَعَا لَهَا.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: İbn Abbas -radıyallahu anhuma-, Atâ b. Ebî Rebâh'a şöyle dedi: “Sana Cennet ehlinden bir kadını göstereyim mi?” Atâ, “Evet.” dedim. Bunun üzerine İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: “İşte şu siyahî kadın var ya! O, bir gün Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: ‘Ben sara nöbeti geçiriyorum ve nöbet sırasında üzerim açılıyor. Benim için Allah’a dua edin.’ dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Dilersen sabredersin; karşılığında sana Cennet vardır. Dilersen Allah’a dua ederim de sana şifa verir.” Kadın: “Sabrederim.” dedi. Sonra da: “Ancak nöbet sırasında üzerim açılıyor. Allah’a dua edin de üzerim açılmasın.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun için dua etti.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-, Atâ b. Ebî Rebâh'a şöyle dedi: "Sana Cennet ehli kadınlardan birini göstereyim mi?" Atâ, “Evet.” dedi. Bunun üzerine İbn Abbas: “İşte şu Habeşli siyahî kadın! O, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek, ‘Bende bir hastalık var. Sara nöbeti geçiriyorum. Nöbet sırasında farkında olmadan üzerim açılıyor ve bedenimden bazı yerler görünüyor. Benim için Allah'a dua edin de bana şifa versin.’ dedi. Nebî -aleyhisselam- da şöyle buyurdu: “Dilersen sabredersin; karşılığında sana Cennet vardır. Dilersen Allah'a dua ederim de sana şifa verir.” Kadın: “Öyleyse sabrederim.” dedi. Ardından, “Fakat nöbet geçirdiğimde üzerim açılıyor. Allah'a dua edin de nöbet geçirdiğim zaman üzerim açılmasın.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun için Allah'a dua etti.
- Dünyada karşılaşılan musibetlere sabretmek, Cennete girmeye vesile olur.
- Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, sara (epilepsi) hastalığına sabreden kimsenin, buna karşılık en mükemmel şekilde sevap kazanacağına delil vardır.
- Sahâbe hanımlarının iffet ve hayâ sahibi olduklarını, örtünmeye büyük önem verdiklerini gösterir. Allah onlardan razı olsun. Nitekim bu kadın vücudunun bir kısmının görülmesinden çok korkuyordu.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: “Kendisinde buna güç bulunduğunu bilen ve meşakkatli olanı yerine getirmekte zorluk çekmeyeceğinden emin olan kimse için, ruhsatla amel etmek yerine azîmeti tercih etmek daha faziletlidir.”
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: “Bu hadiste, bütün hastalıkların tedavisinde dua etmek ve Allah'a sığınmanın, ilaçlarla tedavi olmaktan daha etkili ve daha faydalı olduğuna işaret vardır. Duanın bedende meydana getirdiği etki ve tesir, maddî ilaçların etkisinden daha büyüktür. Ancak bunun fayda vermesi iki şarta bağlıdır: Birincisi, hasta ile ilgili olup onun niyetinin samimi ve içten olmasıdır. İkincisi ise tedavi eden kimse ile ilgilidir; onun Allah'a yönelişinin güçlü olması, kalbinin takvâ ve tevekkülle kuvvet bulmasıdır. Allah en doğrusunu bilir.”
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir: Bu hadiste, tedavi olmayı terk etmenin câiz olduğuna dair delil vardır.
14 Kadınlarınız camiye gitmek için sizden izin isterlerse, onlara engel olmasın.Abdullah -radıyallahu anhumâ- dedi ki:Bilal b. Abdullah şöyle söyledi:Allah'a yemin olsun ben onu engelleyeceğim.Dedi ki :Abdullah ona (Bilal'e) doğru gitti.Ve ona çok kötü şekilde sövdü.Daha önce böyle sövdüğünü işitmedim.Ve dedi ki ben sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber vereceğim.Ve sen Allah'a yemin olsun ki ben onları engelleceğim diyorsun.
عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما عَنِ النَّبيِّ - صلى الله عليه وسلم - قَالَ: «إذا اسْتَأذَنَت أَحَدَكُم امرَأَتُه إلى المسجِد فَلا يَمنَعهَا، قال: فقال بلال بن عبد الله: والله لَنَمنَعُهُنَّ، قال: فَأَقبَلَ عليه عبد الله، فَسَبَّهُ سَبًّا سَيِّئًا، ما سَمِعتُه سَبَّهُ مِثلَهُ قَطُّ، وقال: أُخبِرُك عن رسول الله صلى الله عليه وسلم وتقول: والله لَنَمنَعُهُنَّ؟». وفي لفظ: «لا تَمنَعُوا إِمَاء الله مسَاجِد الله...».
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Kadınlarınız camiye gitmek için sizden izin isterlerse,onu engellemesin.Bilal b. Abdullah dedi ki:Allah'a yemin olsun ben onu engelleyeceğim.Dedi ki Abdullah ona doğru gitti.Ve ona çok kötü şekilde sövdü.Daha önce böyle sövdüğünü işitmedim.Ve dedi ki ben sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber vereceğim.Ve sen Allah'a yemin olsun ki ben onları engelleceğim diyorsun?''Başka bir lafızda:''Allah'ın kadın kullarını mescitlerinden alıkoymayın.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
Açıklaması ve çıkarımlar
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ- Şüphesiz ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle dediğini rivayet etti:Kadınlarınız camiye gitmek için sizden izin isterlerse, onlara engel olmasın.Kadının cemaat faziletini almasına engel olmaması için.Ve bu hadiste kadının namaz kılmak için mescide gitmesinin hükmünün açıklanması vardır ki o da caizdir.Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'ın oğullarından biri bu hadisi anlattığı zaman hazır bulunuyordu.Zamanın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanından farklı olarak kadınların süslenmede çok daha genişleyerek değiştiğini gördü.Kıskançlık onu kadınları korumaya itti.Bu sözün üzerine şöyle dedi -kanun koyana itiraz etme kastı olmadan- Allah'a yemin olsun ki onları engelleyeceğim.Babası onun sözünde itiraz ediyormuş gibi anladı.-Bu red edişiyle- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu konudaki sünnetine karşı.Allah ve Rasûlu için kızması onu oğluna çok aşırı sövmeye itti.Ve Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- dedi ki:sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber vereceğim.Ve sen Allah'a yemin olsun ki ben onları engelleceğim diyorsun?
15 «Allahım! İki zayıf kimsenin, yetim ve kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.»
عن أبي شريح خويلد بن عمرو الخزاعي و أبي هريرة رضي الله عنهما عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّجُ حَقَّ الضَعِيفَين: اليَتِيم والمَرْأَة».
Ebû Şüreyh Huveylid b. Amr el-Huzâî -radıyallahu anh- ve Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allahım! İki zayıf kimsenin, yetim ve kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadis, İslam'ın temel ilkelerinden biri olan kadın ve yetim gibi zayıflara şefkatle yaklaşma hususunu pekiştirmektedir. Bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kadın ve yetimin hakkına özen gösterme hususunda mübalağa yaparak dikkatleri çekmiştir. Çünkü bu ikisinin sığınacakları ve onları müdafa edecek bir makamları yoktur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ikisinin hakkını alanları sıkıntıya, meşakkate ve zora sokmuştur.
16 «Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kimseye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan ve kocasını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kadına Allah rahmet etsin.»
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «رَحِمَ الله رجلا ًقام من الليل، فَصَلى وأيْقَظ امرأته، فإن أَبَتْ نَضَحَ في وَجْهِهَا الماء، رَحِمَ الله امرأة قامت من الليل، فَصَلت وأَيْقَظت زوجها، فإن أَبَى نَضَحَت في وجْهِه الماء».
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kimseye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan ve kocasını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kadına Allah rahmet etsin.»
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (namaz kılması için) uyandıran kimsenin, uykunun baskın gelmesi yahut fazla tembellikten dolayı karısı kalkmak istemediği zaman onun yüzüne hafifçe su serper. Çünkü o, Allah’ın rahmetini hak etmektedir. Tam aksi durum kadın için de geçerlidir. O da kocasını kaldırır.
17 "İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren veya hayırlı söz söyleyen kimse yalancı sayılmaz."
عن أم كلثوم بنت عقبة بن أبي مُعَيط رضي الله عنها قالت: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «ليس الكذاب الذي يُصلح بين الناس فَيَنْمِي خيرًا، أو يقول خيرًا» وفي رواية مسلم زيادة، قالت: ولم أسمعه يُرَخِّصُ في شيء مما يقوله الناس إلا في ثلاث، تعني: الحرب، والإصلاح بين الناس، وحديث الرجل امرأته، وحديث المرأة زوجها.
Ümmü Külsûm Binti Ukbe İbni Ebî Muayt -radıyallahu anhâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim demiştir: "İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren veya hayırlı söz söyleyen kimse yalancı sayılmaz." Müslim'in rivayetinde şu ziyade vardır: Peygamber -aleyhisselam-’ın insanların söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verdiğini işittim. Bunlar: "Savaşta, insanların arasını bulmak maksadıyla ve kocanın karısına, karının da kocasına (aile düzenini korumak maksadıyla) söylediği yalandır."
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Asıl itibariyle yalan söylemek haramdır. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Yalandan sakının.Yalan insanı fucura/günaha, o da Cehennem'e götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalanın peşine düşerse Allah katında yalancılardan yazılır." Müslim rivayet etmiştir. Ancak şu üç konuda yalan söylemeye izin verilmiştir: -İki kişi arasını bulup, düzeltmek için söylenen yalan -Savaş sırasında söylenen yalan -Eşler arasında söylenen yalan Bu üç hususta yalan söylemenin caiz olduğuna dair delil sünnette bulunmaktadır. Çünkü bu durumlarda hiç bir zarar yoktur, aksine yarar ve fayda vardır. Birincisi: Birbirine küs iki kişi yahut iki kabile arasını bulmak ve düzeltmek için söylenen yalan. Böyle bir durumda kişi aralarında anlaşmazlık olan insanlara birbirlerinden hayırlı ve güzel sözler nakleder. Kendisi hakkında övgüyle bahsettiğini ve birbirlerini güzel vasıflarla andıklarını aktarır. Aslında böyle şeyler duymamıştır. Ne var ki bu şekilde davranarak iki kişinin arasını düzeltmek, kırgınlık ve gücenmişliği ortadan kaldırmak istemektedir. Bir kimsenin bu kasıtla yalan söylemesi caizdir. Kişi böylece arada olan düşmanlık, buğz, husumet ve öfkeyi ortadan kaldırmaya çalışır. İkincisi: Savaşta söylenen yalan. Bu durumda kişi kendisini son derece güçlü ve kuvvetli gösterir. Böylece kendi safında olan ordusunu teşvik eder, düşmanı da tuzağa düşürür. Yahut Müslüman ordularının sayısının çok olduğu ve çok sayıda takviye geldiği haberini gönderir. Veyahut arkana bak, arkanda birisi var şimdi seni vuracak gibi sözler söyler. Bütün bunlar caizdir. Zira bu tür yalanlarda İslam ve Müslümanlar için son derece yarar ve faydalar bulunmaktadır. Üçüncüsü: Erkeğin hanımına, kadının da kocasına yalan söylemesi. Örneğin sen benim için en sevimli insansın, senin gibi bir insanı çok istedim gibi aralarında sevgi ve muhabbeti doğurup, daim edecek kelimeler sarf ederler. Bu tür sözleri konuşmakta fayda ve yarar olduğundan dolayı caizdir. Karı koca arasında söylenecek yalan aralarında sevgi ve muhabbeti, güzel geçinmeyi sağlaması ile sınırlıdır. Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: "Erkeğin karısına, kadının da kocasına yalan söylemesinin hedefi, ortada olmayan sevgi ve muhabbeti izhar edip, ortaya çıkarmak olmalıdır. Ancak yapmaları gereken bir şeyi yapmamak yahut hakları olmayan bir şeyi elde etmek için yalan söylemek Müslümanların icması ile haramdır. Şerh-u Muslim, Nevevî, 16/158. Hafız İbn Hacer -rahimehullah- ise şöyle demiştir: "Kadın ve erkeğin söylediği yalanın, yapmaları gereken bir şeyi yapmamak, yahut hakları olmayan bir şeyi elde etmek için söylenen yalan olmadığı hakkında alimler ittifak etmişlerdir."
18 (Âişe -radıyallahu anha-) şöyle dedi: “Ailesi ile meşgul olurdu. - Yani ailesinin işleri hususunda hizmette bulunurdu- Namaz vakti geldiği zaman da namaza çıkardı.''
عَنِ الأَسْوَدِ بنِ يَزِيدَ قَالَ: سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَصْنَعُ فِي بَيْتِهِ؟ قَالَتْ: كَانَ يَكُونُ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ -تَعْنِي خِدْمَةَ أَهْلِهِ-، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ.
El-Esved b. Yezîd'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: (Âişe -radıyallahu anha-’ya) "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- evinde ne yapardı?" diye sordum. (Âişe -radıyallahu anha-) şöyle dedi: “Ailesi ile meşgul olurdu. - Yani ailesinin işleri hususunda hizmette bulunurdu- Namaz vakti geldiği zaman da namaza çıkardı.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evdeki davranışları ve neler yaptığı soruldu. Âişle -radıyallahu anha- şöyle dedi: "O da diğer insanlar gibi bir insandı, kendisinin ve ailesinin hizmetinde bulunurdu; koyununu sağar, elbisesini yamardı, ayakkabısını onarır ve kovasını tamir ederdi. Namaz için kamet getirildiğinde ise hiç gecikmeden namaza çıkardı.”
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tevazusunun ve ailesine karşı iyilik ve güzel muamelesinin mükemmelliği ifade edilmiştir.
- Dünyevi işler, insanın namazdan uzaklaşmasına neden olmamalıdır.
- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı ilk vaktinde kılmaya çok önem verirdi.
- İbn Hacer -rahimehullah- şöyle demiştir:Bu hadiste tevazuya teşvik, kibirden uzak durma ve kişinin ailesine hizmet etmesinin fazileti vardır.
19 Esmâ -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Bir kadın:Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.''
عن أسماء رضي الله عنها : أن امرأة قالت: يا رسول الله، إن لي ضَرَّةً فهل علي جُناح إن تشبَّعْتُ من زوجي غير الذي يعطيني؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم : «المُتَشَبِّعُ بما لم يُعطَ كلابس ثَوْبَي زُورٍ».
Esmâ -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Bir kadın:Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.''
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir kadın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kocasının kendisiyle beraber başka bir eşinin olduğunu söyledi.Şöyle söylemek istiyor:Kocam bana şunu şunu verdi ve o yalancıdır.Ancak kumasını kızdırmak istiyor.Böyle yaparsa ona günah varmıdır?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinde olmayan bir şeyle gösteriş yapan ve övünen kişinin sahtekar ve yalancı olduğunu haber veriyor.
20 Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: Ey Allah’ın Rasûlü! Senin sözlerinden hep erkekler yararlanıyor. Biz kadınlara da bir gün ayır, o gün toplanalım, Allah’ın sana öğrettiklerinden bize de öğret!'' dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Peki şu gün şurada toplanınız!'' buyurdu. Kadınlar toplandılar. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de gidip Allah’ın kendisine öğrettiklerinden onlara öğretti. Sonra onlara:''Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için bu çocuklar cehenneme karşı mutlaka siper olur'' buyurdu. İçlerinden bir kadın: Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?'' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır'' cevabını verdi.Müttefakun aleyh.
عن أبي سعيد الخُدْرِي رضي الله عنه قال: جاءت امرأة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، ذهب الرجال بِحَدِيثِكَ، فاجْعَل لنَا من نَفْسِك يومًا نَأتِيكَ فيه تُعَلِّمُنَا مما عَلَّمَكَ الله، قال: «اجْتَمِعْنَ يَوَم كَذَا وكَذَا» فَاجْتَمَعْنَ، فأتَاهُنَّ النبي صلى الله عليه وسلم فَعَلَّمَهُنَّ مما عَلَّمَهُ الله، ثم قال: «ما مِنْكُنَّ من امرأة تُقَدِّمُ ثَلاَثَة من الولد إلا كانوا حِجَابًا من النَّارِ» فقالت امرأة: واثنين؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «واثنين».
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: Ey Allah’ın Rasûlü! Senin sözlerinden hep erkekler yararlanıyor. Biz kadınlara da bir gün ayır, o gün toplanalım, Allah’ın sana öğrettiklerinden bize de öğret!” dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Peki şu gün şurada toplanınız!'' buyurdu. Kadınlar toplandılar. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de gidip Allah’ın kendisine öğrettiklerinden onlara öğretti. Sonra onlara:''Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için bu çocuklar cehenneme karşı mutlaka siper olur” buyurdu. İçlerinden bir kadın: Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?'' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır'' cevabını verdi.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bir kadın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip erkeklerin bizim de olması gereken bütün vaktini alıyorlar dedi.Günün diğer vakitlerinde sürekli seninle olmaları sebebiyle seninle karşılaşacağımız ve dinimiz hakkında soru soracağımız bir vakit bulamıyoruz.Kadınlar topluluğu için özel bir gün belirle ki seninle görüşelim ve bize dini işlerimizi öğret.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in özellikle ayırdğı bir günde kadınlar toplandılar.Onlara gitti ve ona Allah Teâlâ'nın öğrettiği ve kadınların ihtiyaçları olan ilmi onlara öğretti.Sonra da onları içlerinden bir kadının erkek olsun kız olsun üç çocuğu ölürse,onları sabırlı ecrini Allah'tan bekler bir şekilde ahirete gönderir ise günahları sebebiyle ateşe girmesi gerekli olsa bile başına gelen bu musibet onu koruyacaktır.Bir kadın iki çocuk gönderenler için de üç çocuğu ölen gibi geçerli midir?''Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Evet, iki çocuk gönderenin ecri de üç çocuk göndereninecri gibidir'' cevabını verdi.
21 Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Kadınlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o hanımı ile yola çıkardı.
عن عائشة رضي الله عنها قالت: «كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا أراد أَنْ يَخْرُج أَقْرَعَ بَيْن نِسائه، فأيَّتُهُنَّ يَخْرُج سَهْمُها خَرَج بها النبي صلى الله عليه وسلم ، فَأَقْرَعَ بَيْنَنَا في غَزْوَةٍ غَزَاها، فَخَرج فيها سَهْمِي، فخَرَجْتُ مع النبي صلى الله عليه وسلم بَعْد ما أُنْزِلَ الحِجابُ».
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Kadınlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o hanımı ile yola çıkardı. Yapmış olduğu gazvelerin bir tanesinde bizim aramızda kura çekti. Bu kurada benim nasibim çıktı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber hicap ayeti nazil olduktan sonra yola çıktım.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste Âişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları arasındaki adaletinin ne kadar kamil olduğundan bahsetmektedir. Sefere çıkmek istediğinde gönüllerini hoşnut etmek için hanımları arasında kura çekerdi. Hangi hanımının nasibi çıkarsa yanına onu alırdı. Çıkmış olduğu gazvelerin birisinde yine hanımları arasında kura çekti, bu beni mustalik gazvesiydi. Âişe -radıyallahu anha-'nın nasibi çıktı ve Rasûlullahla birlikte sefer etti. Sonra bu hadisenin Allah Teâlâ'nın hicab ayetini indirdikten sonra gerçekleştiğini haber verdi. Bir sonraki seferde hanımları arasında kura çekeceği bilinen bir şeydi. Çünkü bir önceki seferde nasibi çıkan hakkını almış oluyordu. En son kalan son seferde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte kura çekmeden çıkıyordu.
22 Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine girmelerini engellemeyin, ancak süslenmeden ve koku sürünmeden evden çıkmalarına izin verin
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ مَسَاجِدَ اللَّهِ، وَلَكِنْ لِيَخْرُجْنَ وَهُنَّ تَفِلَاتٌ».
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine girmelerini engellemeyin, ancak süslenmeden ve koku sürünmeden evden çıkmalarına izin verin.»
Derecesi: Hasen hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kadının velisinin ve ondan sorumlu kişinin kadınların camiye gitmesini engellemesini yasaklamıştır. Erkekler için bir ayartma sebebi olmamaları için, kadınların dışarı çıkarken koku sürmeden ve süslenmeden dışarı çıkmalarını emretmiştir.
- Eğer fitne olması hususunda bir güven varsa (fitneye sebebiyet verilmeyecekse) kadınların camide namaz kılmalarına, süslenmeden ve koku sürmeden dışarı çıkmalarına izin verilmiştir.
- Bu, bir kadının kocasının izni olmadan evinden ayrılmaması gerektiğine dair delil sayılmıştır. Kadının dışarı çıkabilmesi için kocasından izin alması gerekir.
- İslam, kadınlara önem verir ve onların ilim öğrenmek için dışarı çıkmak gibi kendileri için faydalı olabilecek şeyleri yapmalarına engel olmaz.
- Erkeğin kadın üzerindeki sorumluluğu, onu kollaması ve gözetmesinin önemini bildiren bir kanıttır.
23 Berîre ve hanımı ile ilgili hadis
عن ابن عباس رضي الله عنهما في قصة بريرة وزوجها، قال: قال لها النبي صلى الله عليه وسلم : «لو رَاجَعْتِهِ؟» قالت: يا رسول الله تأمرني؟ قال: «إنما أشْفَع» قالت: لا حاجة لي فيه.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-, Berîre ve kocasının kıssasını şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Berîre'ye dedi ki: Ona (kocana) geri dönsen iyi olur.»O da: « Ey Allah'ın Rasulü bunu bana emrediyor musun?" diye sorunca, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: «Ben sadece onun için aracılık yapıyorum» dedi. Kadın bunun üzerine şu karşılığı verdi: «Bu hususta benim ona ihtiyacım yoktur.”
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Buhârî rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Berîre -radıyallahu anha-’nın kocası bir köleydi ve ona Muğîs-radıyallahu anhu- deniliyordu. Aişe -radıyallahu anha-, Berîre-radıyallahu anha-’yı satın almadan önce onun hizmetinde bulunuyordu. Âişe -radıyallahu anha- onu satın alıp azat ettiğinde ona, kocası Muğîs’le evli kalıp kalmama hususunda tercih hakkı verildi. Berîre -radıyallahu anha- ayrılmayı seçti. Muğîs -radıyallahu anhu- ailesinin dağılmasına dayanamayıp Medine sokaklarında gözyaşları sakallarından süzülür bir şekilde ağlayarak Berîre’nin etrafında dolaşmaya başladı. Bu durumu Berîre -radıyallahu anha- duydu. Sevginin büyüklüğündendi. Böyle yaparak onu kararından vazgeçirmeyi ve onun kendisine dönmesini umut ediyordu. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Berîre'ye dedi ki: Ona (kocana) dönsen bunda senin için ecir vardır. Berîre -radıyallahu anha-; Ey Allah'ın Rasulü! Bana, ona geri dönmemi mi emrediyorsun? Dedi. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-; “ Ben, sadece onun için aracılık yapıyorum.” dedi. Berîre -radıyallahu anha-’da; “Ona geri dönmem için ne bir sevgim ne de bir sebebim var.” dedi.
24 Ebû Talha radıyallahu anh’ın hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebû Talha evde değilken çocuk öldü.
عن أنس رضي الله عنه قال: كان ابن لأبي طلحة رضي الله عنه يشتكي، فخرج أبو طلحة، فَقُبِضَ الصَّبي، فلما رجع أبو طلحة، قال: ما فعل ابني؟ قالت أم سليم وهي أم الصَّبي: هو أسْكَن ما كان، فَقَرَّبَت إليه العشاء فتَعَشَّى، ثم أصاب منها، فلما فَرَغ،َ قالت: وارُوا الصَّبي فلما أصبح أبو طلحة أتى رسول الله صلى الله عليه وسلم فأخبره، فقال:«أعَرَّسْتُمُ اللَّيلَةَ؟» قال: نعم، قال: «اللَّهُمَّ بارِك لهما»، فولدت غلامًا، فقال لي أبو طلحة: احْمِلْهُ حتى تأتي به النبي صلى الله عليه وسلم وبعث معه بتمرات، فقال: «أمَعَه شيء؟» قال: نعم، تَمَرات، فأخذها النبي صلى الله عليه وسلم فمَضَغَها، ثم أخذها من فِيه فجعلها في فِيِّ الصَّبي، ثم حَنَّكَهُ وسماه عبد الله. وفي رواية: قال ابن عيينة: فقال رجل من الأنصار: فرأيت تِسْعَة أولاد كلهم قد قرؤوا القرآن، يعني: من أولاد عبد الله المولود. وفي رواية: مات ابن لأبي طلحة من أم سليم، فقالت لأهلها: لا تُحَدِّثوا أبا طلحة بابْنِهِ حتى أكون أنا أُحدِّثه، فجاء فَقَرَّبَتْ إليه عشاء فأكَل وشرب، ثم تَصَنَّعَتْ له أحْسَن ما كانت تصنع قبل ذلك، فَوَقَع بها. فلمَّا أن رأت أنه قد شَبِع وأصاب منها، قالت: يا أبا طلحة، أرأيت لو أن قومًا أعَارُوا عَارِيَتَهُم أهل بيت فطَلَبوا عَارِيَتَهُم، ألهم أن يَمْنَعُوهُم؟ قال: لا، فقالت: فَاحْتَسِبْ ابنك، قال: فغضِب، ثم قال: تَرَكْتِني حتى إذا تَلطَّخْتُ، ثم أخبرتني بابني؟! فانطلق حتى أتى رسول الله -صلى الله عليه وسلم- فأخبره بما كان فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «بارك الله في لَيْلَتِكُمَا»، قال: فَحَمَلَتْ. قال: وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم في سَفَر وهي معه، وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا أتى المدينة من سَفر لا يَطْرُقُهَا طُرُوقًا فَدَنَوا من المدينة، فضَرَبَها المَخَاض، فَاحْتَبَسَ عليها أبو طلحة، وانطلق رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: يقول أبو طلحة: إنك لَتَعْلَمُ يَا رَبِّ أنه يُعْجِبُنِي أن أخرج مع رسول الله صلى الله عليه وسلم إذا خرج وأدخل معه إذا دخل وقد احْتَبَسْتُ بما ترى، تقول أم سليم: يا أبا طلحة، ما أجِدُ الذي كنت أجِدُ، انطلق، فانطلقنا وضربها المَخَاض حين قَدِما، فولدت غلامًا. فقالت لي أمي: يا أنس، لا يُرْضِعْهُ أحدٌ حتى تَغْدُو به على رسول الله صلى الله عليه وسلم فلمَّا أصبح احتَمَلْتُه فانْطَلَقتُ به إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم ... وذكر تمام الحديث.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Talha radıyallahu anh’ın hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebû Talha evde değilken çocuk öldü. Eve döndüğü zaman: “Oğlumun durumu nedir?” diye sordu. Çocuğun annesi Ummu Süleym: O şimdi eskisinden daha rahat, dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi sonra da hanımıyla yattı. Daha sonra hanımı ona “Çocuğu defnediniz” dedi. Ebû Talha sabahleyin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gitti ve olup biteni anlattı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebû Talha: Evet, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Allahım, bu ikisine mübârek kıl” diye dua etti. (Zamanı gelince) Ummu Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha bana: “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi. Ummu Süleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben: Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe yerleştirdi, adını da Abdullah koydu. Başka bir rivayette Süfyân b. Uyeyne; “Ensardan bir kişi Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan ve mânasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.” Başka bir rivayette ise, olay şöyle anlatılmaktadır: Ebû Talha’nın, Ummu Süleym’den olma bir oğlu vefat etti. Ummu Süleym, ev halkına: Ebû Talha’ya ben haber vermedikce, oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz! diye tenbihledi. Sonra Ebû Talha eve geldi. Ummu Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi. Yemekten sonra Ummu Süleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebû Talha’nın karnı doyup tatmin olduğunu görünce Ummu Süleym ona: Ey Ebû Talha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sonra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi. Ebû Talha: Hayır, (vermemezlik edemezler) dedi. Ummu Süleym: O halde oğlunu geri alınmış böyle bir emânet bil, dedi. Ebû Talha kızdı ve: Mademki öyle, niçin hiç bir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gitti ve olanı biteni olduğu gibi haber verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu. Ummu Süleym hâmile kaldı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere çıkmıştı. Ummu Süleym de bu sefere iştirak etmişti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seferden döndüğünde Medine’ye gece girmezdi. Medine’ye yaklaştıklarında Ümmü Süleym’i doğum sancıları tuttu. Bu sebeple Ebû Talha onun yanında kaldı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yoluna devam etti. Ebû Talha şöyle demeye başladı: Rabbim! Sen çok iyi bilirsin ki ben, Rasûlün ile beraber Medine’den çıkmaktan, onunla beraber Medine’ye girmekten son derece memnun olurum. Fakat bu defa bildiğin sebepten takılıp kaldım. Bunun üzerine Ummu Süleym: Ebû Talha! Şimdi artık sancım kalmadı. Sen git, dedi. (Enes diyor ki) Biz yolumuza devam ettik. Medine’ye geldiklerinde Ummu Süleym’i yine doğum sancısı tuttu ve bir erkek çocuk doğurdu. Annem (Ummu Süleym) bana: Enes, bu çocuğu sen sabahleyin Resûlullah’a götürmeden kimse emzirmesin, dedi. Sabahleyin ben çocuğu alıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e götürdüm. Hadisin tamamını zikretmiştir.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Enes b. Mâlik'in hadisi Ebû Talha'nın hasta bir erkek çocuğu olduğunu aktarmaktadır. Ebû Talha, Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın annesinin kocasıdır. Enes'in babasından sonra Ebû Talhayla evlenmiştir. Ebû Talha bazı işleri için evden çıkmıştığında hasta olan çocuğu vefat etmiştir. Eve döndüğü zaman: “Oğlumun durumu nedir?” diye sordu. Çocuğun annesi Ummu Süleym: O şimdi eskisinden daha rahat, dedi. Doğru söylemiştir çocuk en sakin bir haldeydi. Çünkü çocuk ölmüştü. Ebû Talha hanımının bu sözünden hastalıktan dolayı sakinleştiğini ve afiyet içinde olduğunu anlamıştır. Hanımı onun için akşam yemeği takdim etmiş, Ebû Talha oğlunun iyileştiğini zanederek akşam yemeğini yemiştir. Sonra hanımıyla cima ettikten sonra hanımı ona: “Çocuğu defnediniz” şüphesiz ki o vefat etmiştir dedi. Birinci rivayette böyle geçmektedir. Ebû Talha sabahleyin çocuğu defnedip, olup biteni Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebû Talha: Evet, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Allah'ım, bu ikisine mübârek kıl” diye dua etti. (Zamanı gelince) Ummu Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Enes şöyle demiştir: Ebû Talha bana: “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi ve damağına koyması için bir miktar hurmada gönderdi. Bunun sebebi Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tükürüğü çocuğun midesine ilk giren şey olsun bununla bereketlensin diyedir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben: Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hurmaları ağzına alıp çiğnedi ve mubarek tükürüğü ile karıştı böylelikle çocuğun kolay yutacağı hale geldi. Midesine ilk giren şey Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ağzında ciğneyip tükürüğü ile karışan hurma olacaktı. Bununla onu bereketli kıldı. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- çiğnediği hurmaları ağzından çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe yerleştirdi, adını da Abdullah koydu. Sonra bu çocuğun ileride dokuz çocuğunu oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in duasının bereketiyle bütün çocukları Kur’an’ı okuyup mânasını anlayan kimseler oldular.” Müslim’de ki rivayette: Ummu Süleym, ev halkına: Ebû Talha’ya ben haber vermedikce, oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz! diye tenbihledi. Sonra Ebû Talha eve geldi. Ummu Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yedi, içti. Yemekten sonra Ummu Süleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi kokular süründü. Hanımıyla ilişkiye girdikten sonra hanımı Ummu Süleym oğlunu sabine verilmesi gereken bir emanete benzeterek bir misal verdi. Ona: Ey Ebû Talha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sonra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi. Ebû Talha: Hayır, (vermemezlik edemezler) dedi. Ummu Süleym: O halde oğlunu geri alınmış böyle bir emânet bil, dedi. Ebû Talha –radıyallahu anh- hanımından bunları duyduğunda çok kızdı ve: Mademki öyle, niçin hiç bir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hanımını yaptıklarından dolayı şikayet etmek için gitti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- faydalanmaları için o ikisine dua ederek:“Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu. Bu gecenizi sizin için hayırlı çocuk ve güzel semeresi olan bir gece kılsın. Ummu Süleym hâmile kaldı. Ummu Süleym ve kocası Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yolculuktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adeti kafilenin geldiği haberini ulaştıran bir elçi göndermeden Medine'ye girmezdi. Bu sebeple Ebû Talha onun yanında kaldı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yoluna devam etti. Ebû Talha Rabbine şu sözlerle dua etti: Rabbim! Sen çok iyi bilirsin ki ben, Rasûlün ile beraber Medine’den çıkmaktan, onunla beraber Medine’ye girmekten son derece memnun olurum. Fakat bu defa bildiğin sebepten takılıp kaldım. Bunun üzerine Ummu Süleym: Ebû Talha! Şimdi artık sancım kalmadı. Sen git, dedi. Medine’ye geldiklerinde Ummu Süleym’i yine doğum sancısı tuttu ve bir erkek çocuk doğurdu. Sonra Enes -radıyallahu anh-'a bu çocuğu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e götürmesini emretti. Bu çocuğu kimse emzirmesin, diye tembih etti. Çünkü ilk olarak çocuğun midesine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tükürüğünün ulaşmasını istiyordu. Böylelikle her iki dünyada da ona fayda olarak dönecekti. Bu çocuğun üzerinde kendisine bahşedilen salih, takvalı, başarılı çocuklarının çokluğuyla (bereketin) tesiri açıkça ortaya çıkmıştı. Bu hadisin açıklamasına şu bilgilerle son verelim: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bedeninden ayrılan bir şey ile teberrük bu ümmetten hiç bir kimsenin özelliği olmayıp yalnızca onun hususiyetindendir. Bunun en büyük delili ayetlerin nuzülüne ve dinin hakikatine şahitlik eden sahabeler “Hulafau'r-Raşidîn ve cennetle müjdelenen diğer sahabelerle teberruk etmemişlerdir.
25 Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna girmek için izin istedi.Huzurunda Kureyş'ten bazı kadınlarda vardı.Onunla konuşuyor,konuşmalarını çokça uzatıyorlardı.Sesleride yüksek çıkıyordu.Ömer izin isteyince onlarda kalkıp alalacele örtünmeye başladılar.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin verdiğinde gülüyordu.Bunun üzerine Ömer:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! dedi.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ''Ben yanımda bulunan bu kadınlara şaştım.Sesini işitince hemen pardenin arkasına koşuştular''Buyurdu.Ömer:Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra Ömer:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e göre daha sert ve daha haşinsin,dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :''Nefsim elinde olana yemin ederim ki şeytan bir yolda seninle karşılaşacak olursa mutlaka senin geçtiğin yoldan başka bir yolu takip eder.'' buyurdu.Buhârî rivayet etti.
عن سعد بن أبي وقاص رضي الله عنه ، قال: استأذن عمرُ على رسول الله صلى الله عليه وسلم وعنده نساءٌ من قريش يُكَلِّمْنَه ويَسْتَكْثِرْنَه، عاليةً أصواتهن، فلما استأذن عمر قُمْنَ يَبْتَدِرْنَ الحجابَ، فأذِنَ له رسولُ الله صلى الله عليه وسلم ورسول الله صلى الله عليه وسلم يضْحَك، فقال عمر: أضْحَكَ اللهُ سِنَّك يا رسولَ الله، قال: «عَجِبتُ من هؤلاء اللَّاتي كُنَّ عندي، فلمَّا سَمِعْنَ صوتَك ابْتَدَرْنَ الحجابَ» قال عمر: فأنت يا رسولَ الله كنتَ أحقَّ أنْ يَهَبْنَ، ثم قال: أيْ عَدُوَّاتِ أنفسِهن، أَتَهَبْنَني ولا تَهَبْنَ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم ؟ قلن: نعم، أنت أَفَظُّ وأغلظُ مِنْ رسول الله صلى الله عليه وسلم ، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : «والذي نفسي بيدِه، ما لَقِيَكَ الشيطانُ قَطُّ سالكًا فَجًّا إلَّا سَلَكَ فَجًّا غيرَ فَجِّكَ».
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna girmek için izin istedi.Huzurunda Kureyş'ten bazı kadınlarda vardı.Onunla konuşuyor,konuşmalarını çokça uzatıyorlardı.Sesleride yüksek çıkıyordu.Ömer izin isteyince onlarda kalkıp alalacele örtünmeye başladılar.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin verdiğinde gülüyordu.Bunun üzerine Ömer:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! dedi.Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem- ''Ben yanımda bulunan bu kadınlara şaştım.Sesini işitince hemen pardenin arkasına koşuştular''Buyurdu.Ömer:Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra Ömer:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e göre daha sert ve daha haşinsin,dediler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :''Nefsim elinde olana yemin ederim ki şeytan bir yolda seninle karşılaşacak olursa mutlaka senin geçtiğin yoldan başka bir yolu takip eder.'' buyurdu.
Derecesi: Sahih Hadis · Kaynak: Muttefekun Aleyh
Açıklaması ve çıkarımlar
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh -Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına girmek için izin istedi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında Kureyş'ten kadınlar vardı.Onunla konuşuyorlardı.Ondan çokça konuşup cevap vemesini istiyorlardı.Onun kendileri ile çokça konuşmasını isteyen ihtiyaçlarına ve sordukları fetvalarına cevap vermesini isteyen kadınlar anlamındadır.''Seslerinin yüksek olması'' Ömer -radıyallahu anh- girmek için izin isteyince onun sesini işittiler ve aceleyle örtüye doğru koştular.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun girmesi için izin verdi.Ve o da girdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu yaptıklarına gülüyordu.Ömer -radıyallahu anh- dedi ki:''Allah seni hep güldürsün ey Allah'ın Rasûlü! Allah senin gülmene sebep olan mutluluğu sürekli kılsın.Peygamber -sallalalhu aleyhi ve sellem- ona gülmesi o kadınların yaptıklarından olduğunu haber verdi.Zira Ömer -radıyallahu anh- gelmeden önce yüksek sesle konuşuyorlardı.Ömer -radıyallahu anh- gelince onun heybetinden ve ona olan hürmetten alelacele örtünmek için koşuştular.Ey Allah'ın Rasûlü! Senden çekinmelerine sen daha layıksın,dedi.Sonra da Ömer -radıyallahu anh- o kadınlara şöyle söyledi:Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekiniyorsunuz da Rasûlullah --sallallahu aleyhi ve sellem-'den çekinmiyorsunuz öyle mi,dedi.Kadınlar:Evet,sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tersine daha sert ve daha haşinsin,dediler.Muhakkak ki şeytan Ömer -radıyallahu anh-'ı bir yoldan giderken görse ondan kaçar ve başka bir yoldan giderdi.
26 Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-'tan bir kadın Peygamberimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına gelerek şöyle demiştir:''Ya Rasûlallah, şu çocuk benim oğlumdur. Karnım ona yuva, göğsüm pınar, kucağım da ona kundak oldu. Şimdi babası beni boşadı ve çocuğu benden almak istiyor.''Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,''Başkası ile evlenmediğin sürece onun üzerinde sen hak sahibisin.''
عن عبد الله بن عمرو رضي الله عنهما أن امرأة قالت: يا رسول الله، إن ابني هذا كان بطني له وِعاء، وثَدْيِي له سِقاء، وحِجْري له حِواء، وإن أباه طَلَّقَني، وأراد أنْ يَنْتَزِعَه مِني، فقال لها رسول الله صلى الله عليه وسلم : «أنتِ أحقُّ به ما لم تَنكحي».
Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-'tan bir kadın Peygamberimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına gelerek şöyle demiştir:''Ya Rasûlallah, şu çocuk benim oğlumdur. Karnım ona yuva, göğsüm pınar, kucağım da ona kundak oldu. Şimdi babası beni boşadı ve çocuğu benden almak istiyor.''Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-,''Başkası ile evlenmediğin sürece onun üzerinde sen hak sahibisin.''
Derecesi: Hasen Hadis · Kaynak: Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
Açıklaması ve çıkarımlar
Bu hadiste bir kadın kendisini boşayıp oğlunuda ondan almak istediği zaman kocasını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şikayet etmesi vardır.Bu kadın oğlunun kendisine kalması konusunda öncelik verilmesini gerektiren özellikler zikretti.Cenin iken karnı ona yuva,doğduktan sonra göğsü ona pınar, kucağı da onu içine alan yumuşak bir yer oldu.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de kadının kendisinden bahsettiği özelliklerini onayladı.Başkası ile evlenmediğin sürece bakımı konusunda sen hak sahibisin.''Eğer nikahlanırsan bakma konusunda ondan daha hak sahibi olmazsın.Bilakis babası daha çok hak eden olur.Bunun sebebi eğer kadın evlenirse oğlu onunla kalır.Ve bu yeni eşin evinde olur.Ve oda ona minnet eder ya da çocuk babasından daha fazla onunla alaka kurar.Ve belkide başka zararlar vuku bulur.